Danışmanlık Hizmetleri ve “Hedef Belirleme”nin önemi
Bildiğiniz gibi günümüzde hemen her konuda danışmanlık hizmeti veriliyor. Asıl işi danışmanlık olan dünyaca ünlü dev şirketlerden tutun da, kriz ve diğer nedenlerle çalıştığı şirketlerden ayrılmak zorunda kalmış yöneticilere kadar çok sayıda kişi ve kuruluş, değişik konularda danışmanlık hizmeti sunuyor. Bunların bir kısmı, geçmişte edindikleri deneyimleri müşterileriyle paylaşırken, bir kısmı ise genel olarak kabul gördüğü düşünülen bazı standart metodolojileri uygulamak suretiyle bir değer yaratmaya çalışıyor ve sonuçta, hedefi net olarak ortaya konarak karşılıklı mutabakata varılmış projelerde müşterilere belli bir ücret karşılığında kısa sürede yoğun bilgi transferi gerçekleştiriliyor. Danışmanlık yapan kişi ve kuruluşlar, müşterilerinin hangi projelerinde hangi rolü almış olurlarsa olsun, başarılı bir işin kapsamındaki en önemli unsur, bilgi ve deneyim transferi oluyor.
Bazı durumlarda ise gerek iş yönetimi ve gerekse bilgi teknolojisi konularında alınan danışmanlık hizmeti, avukat veya hekimlerden alınan hizmete benzer sonuçlar veriyor. Danışmanlık hizmeti, işe gerçekten de vakıf, fiili deneyim sahibi kişi ve kuruluşlardan ve “Zamanında” alındığında, ileride karşılaşılabilecek bir çok sorunu önceden engelleme veya hazır olma imkanı doğuyor. Dava açıldığında başına bela almak istemeyen akıllı yöneticiler ve patronlar, hukuk danışmanlığı hizmetini işin en başından satın alıp, istenmeyen durumlarla karşılaşmayı en baştan engelliyorlar. Aynı şekilde insanlar hasta olmadan önce hekime gidip sağlık kontrollerini yaptırarak ileride çıkabilecek bir soruna karşı önlem alabiliyorlar.
Dünyadaki uzmanlık konularının her gün daha da derinleştiği günümüzde, gerçekten de teknik bilgi, beceri ve en önemlisi, bu spesifik konuda deneyimgerektiren alanlarda danışmanlık hizmeti almak artık vazgeçilmez bir hal almış durumdadır. Her ne kadar bazı kişiler tarafından “Para tuzağı” olarak adlandırılsa ve Türkiye’deki “Hizmete ve akıla değil, mala para veririm” zihniyetinin bir yansıması olan “Ne olacak canım, iki saat laf ettik. Buna da para mı verilir?” sözü doğrultusunda “Değersiz” görülse de, müşterinin ne istediği belli olan (Yani, belirli bir hedefi olan) danışmanlık hizmetlerinden büyük yarar elde edildiğini yadsımak olanaksızdır. Ancak bazı durumlarda, danışmanlık hizmetlerinin müşterilere sağladığı faydalar elbette “Tartışılabilir” hale gelebiliyor. Sözgelimi, köklü ve yönetim yapısı yerli yerine oturmuş, işlerin – belki mükemmel değil ama – belli bir düzende yürüdüğü, müşterilerin hiç de mutsuz olmadığı kuruluşların, sadece “Yeni bir vizyon kazanmak” amacıyla büyük paralar ödeyerek, üstelik de hedefleri net olarak açıklanmamış bir danışmanlık hizmeti aldığı gözlemlenebiliyor. Üstelik böyle bir hizmetin, spesifik bir konuda bilgi transferini değil, müşterideki “Her şeye” müdahale etmeyiiçerdiği durumda;
- Projenin ilk üç yılı müşterinin “ªu andaki mevcut durumu analiz etme” ile geçebiliyor. Bu gerekçeyle, başlanmış tüm projeler askıya alınabiliyor. Bunun sonucu ise müşterinin rakipler karşısındaki durumunun nedensiz yere daha da kötüye gitmesi, yani rekabetçi konumunun “Danışmanlık hizmeti alınmaya başlanan günden daha da geriye” gitmesine neden olabiliyor.
- Danışmanlık hizmeti kontratının imzalanmasından sonra ortadan kaybolan deneyimli yöneticiler yerine
- Müşterinin yaptığı işin detayları hakkında en ufak bir deneyimiolmayan,
- Bütün işi aslında müşterideki elemanlarınızdan öğrenerek ellerindeki şablonları (Template) doldurup, ondan sonra da bu elemanlar hakkında olumlu-olumsuz raporlar veren,
- Birçoğu sadece “Danışmanlık nasıl verilir?” veya “Rapor nasıl yazılır / sunulur ?” gibi metodolojiye yönelen konulardan başka bir eğitime ve deneyime sahip olmayanyeni mezun gençler tüm organizasyonun altını üstüne getirebiliyor.
Bu tür hizmetlerin sonunda ise, pazarlama masraflarının eskiye göre çok daha artması,reklam giderlerinin üçe – beşe katlanması, ofis veya şube dekorasyonunun onuncu kez değiştirilmesi, şirket logosunun yenilenmesi gibi “Tartışmaya açık” birtakım sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu sonuçların, şirket verimliliğine ve karlılığına ne derece hizmet ettiği ise, yine apayrı bir tartışma konusu oluyor. Tüm bu gerçekler ise, özellikle teknik olmayan, yani “Business Consulting” denen ve gerek sonuçları, gerekse başarı kıstasları her zaman çok net olarak ortaya koyulamayabilen konularda danışmanlık hizmetlerinin alınması sırasında “Hedef belirleme”nin ve bu hedeflerin ölçülebilirliğinin önemini bir kez daha ortaya çıkarıyor.
Danışmanların fiili deneyiminin net olarak anlaşılabilmesinin görece daha kolay olduğu teknik konular dışında kalan ve;
- Sadece pratik hayattaki deneyimlere dayanan
- Kökeninde “Dört işlem aritmetik”den başka bir temel bilim olmayan
- Teorik tabanı daima tartışma konusu olmasına ve dolayısıyla
“Herkes için daima geçerli olan reçete” bulunmamasına rağmen üzerinde en çok konuşulan, gazete köşelerine konu olan ve yıllardır bir “Bilim” olarak pozisyonlandırılmaya çalışılan
“İş idaresi” (Business) ile ilgili, özellikle de pazarlama, kurumsal iletişim ve reklam gibi, birçok kişinin kendini “Söz sahibi” olarak tanıttığı konularda ise hedef belirlemek ve hizmetin başarısını ölçmek iyice zorlaşıyor. Özellikle de müşteride, departman, işlev ve kişilerin performansının sağlam finansal verilere dayalı hedeflerle ölçülmediği, yani “Operasyonel Yönetimde Finansal Farkındalık” kültürünün yerleşmemiş olduğu durumlarda, danışmanlık hizmetinin öncesi ve sonrası arasındaki farkı anlamak mümkün olmayabiliyor.
Üstüne üstlük, bu konularda kendisini söz söylemeye yetkili gören insanların sayısı arttıkça, müşterilerin karar vermesi de iyice zorlaşıyor. Gerçekten de etrafa bakıldığında birçok kişinin hekim, avukat, futbolcu, politikacı kesilmesi gibi, reklamcılık ve pazarlama konularında da fikir beyan eden çok insan görülüyor. Çoğu kez reklamın ne işe yaradığı ve reklamverene ne gibi finansal faydalar sağladığı yerine, “Sokakta dolaşan dağınık saçlı, sırt çantalı, minik kulaklıklarla müzik dinleyen gençlerin reklam filmini ne kadar konuştuğu” tartışılıyor. Ne iş yapacağına kesin olarak karar vermemiş binlerce üniversite mezunu “Ben reklam ve halkla ilişkiler danışmanı olmak istiyorum” diyor.
Bilgi teknolojisiyle ilgili konulara gelindiğinde ise temel olarak aşağıdaki tür danışmanlık hizmetlerinin ortaya çıktığını görüyoruz:
- Bazı yazılım ve çözüm şirketleri, sattıkları ürünün başarılı bir şekilde
- işletmeye alınması için birtakım çalışmalar yapıyorlar. Bunu, sattıkları ürünün fiyatına dahil eden veya ayrıca ücretlendiren kuruluşlar mevcut. Yazılımın müşteri gereksinimlerine göre uyarlanması, eğitimler verilmesi, mevcut sistemlerle bütünleştirilmesi (Entegre edilmesi) gibi hizmetler genelde bu sınıfta yer alıyor. Başarılı bir uygulama (Implementation) için vazgeçilmez olan bu tür hizmetleri bazı kuruluşlar, “Danışmanlık” yerine, daha doğru bir tanım olan “Profesyonel Hizmetler” şeklinde adlandırıyorlar
- Yine bazı yazılım veya donanım şirketleri, müşterilerinin teknik gereksinimlerini (Veya daha ayrıntılı bir çalışma yaparak, iş hedeflerini) anlayıp, bilgi teknolojisi ile ilgili çözüm önerilerini ücret karşılığında sunuyorlar. Bu çalışmayı yapan kuruluşlar arasında, gerçekten de son derece tarafsız davranan ve bu tarafsızlıklarını, önerilen çözüm gereği yapılan ürün satınalma ihalesine girmeyerek ispat eden son derece saygın kuruluşlar mevcut
- Yazılım, donanım veya çözüm satmayan şirket veya bireyler, yukarıdakine benzer çözümler sunuyorlar. Ancak bu durumda hizmet sunan kişi veya kuruluşların tarafsızlığını ispat etmeleri, donanım veya yazılım satan şirketlere göre biraz daha kolay oluyor. Ürün satan şirketlerle herhangi bir organik bağı olmayan danışmanlar, çözüm sunmanın yanı sıra, satıcı firmalar tarafından verilen tekliflerin tarafsız olarak değerlendirilmesinde de müşterilerine yardımcı olabiliyorlar. Ancak bu durumda da, danışmanın herhangi bir çıkar çatışması içine girmemiş olmasına çok dikkat edilmesi gerekiyor.
Bilgi teknolojisi ile ilgili danışmanlık hizmetlerinin biraz daha teknik özellikler taşıması ve sonuçların iş idaresi (Business) konularına göre biraz daha kolay ölçülebiliyor olması, yine de, “Hedef belirleme” ve “Bu hedeflere varılıp varılmadığını finansal olarak ölçme”nin önemini hiç bir zaman ortadan kaldırmıyor.
Oguz C. Gel
info@oguzgel.com