TÜRKİYE ‘ NİN DIŞ TİCARET STRATEJİLERİNİN SON 20 İÇERİSİNDEKİ GELİŞİMİ

TÜRKİYE ‘ NİN DIŞ TİCARET STRATEJİLERİNİN SON 20 İÇERİSİNDEKİ GELİŞİMİ

Birinci ve ikinci petrol krizleri sonrasında Türkiye ekonomisinde dış ödeme zorluğu ve de yüksek enflasyon gibi ciddi sorunlar belirmiş ve sorunların üstesinden gelebilmek için bir istikrar programı uygulanmaya başlanmıştır. Bu program “24 ocak “kararları olarak bilinmektedir. Bu programla ilk kez dış ticarete farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmaktadır.

Bu programla birlikte gelen değişimi kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:
 Sabit kur uygulamasından vazgeçilerek esnek kur politikası benimsenmiştir.
 Dış rekabet gücü sürekli olarak korunmaya çalışılmıştır.
 İhracatı arttırmak amacıyla geniş bir parasal destek uygulaması başlatılmıştır.

O zamana kadar uygulanan ithal ikamesine dayalı sanayileşme politikası terkedilmiştir. Bu politikanın terk edilmesinin asıl nedeni ise, yüksek gümrük duvarları ile korunan ve bu nedenle de rasyonel bir kaynak dağılımının gerçekleşmediği iç pazara dönük ve dünya pazarlarında rekabet gücüne sahip olamayan sanayi yapısının, artık dış rekabete açık bir yapıya kavuşturulmasını sağlamaktır.

İthal ikamesine dayalı sanayileşme politikasının terk edilmesinde yaklaşık 10 yıl kadar gecikildiği ifade edilebilir. Çünkü Türkiye ile birlikte 1960’lı yıllarda bu politikayı uygulamaya başlayan ülkeler (örneğin Latin Amerika ülkeleri ), dış rekabet gücüne sahip bir sanayi yapısına sahip olmanın önemini; yani çok sayıda firmadan oluşan ama güçsüz bir sanayi yapısına sahip olmaktansa az sayıda firmadan oluşan ama dünya pazarlarında rekabet edebilecek kadar güçlü bir sanayi yapısına sahip olmanın önemini Türkiye’den yaklaşık 10 sene kadar önce kavrayarak ithalata dayalı sanayileşme politikasını 1970’li yıllarda terk etmişlerdir. Elbette ki bu gecikme Türk sanayiinin üretim yapısının, rekabet gücünün ve dünya ticaretinde ki payının aslında olması gereken ya da olabileceği noktadan daha geride olmasına neden olmuştur.

1-İHRACAT

1980 yılında uygulanmaya başlanan teşvik ve kur politikaları sayesinde ihracatta hızlı bir artış sağlanmıştır. Dönem başında dünyanın ikinci petrol krizini yaşadığı ve bu yüzden dünya ekonomisinde meydana gelen olumsuzluklar göz önüne alınacak olursa, ihracattaki bu artış ciddi bir başarı gibi görünebilir. Ancak unutulmaması gereken bir şey var ki devalüasyonlarla sağlanan ihracat artışlarının kısa dönemde etkili olduğudur. Uzun dönemli bir artış trendi sağlamak için öncelikle, sınai yapının geliştirilmesi ve etkin bir ticaret stratejisi geliştirmek şarttır.

1980-1988 yılları arasındaki dönemde ihracatımız ciddi bir yapısal değişim göstermiştir. İhracatın tarımsal karakterli yapısı sanayi ürünleri lehine değişmiştir. (her ne kadar bu değişim yeteri kadar büyük ölçüde olmamış olsa da…)

1980-1988 arasındaki dönem daha önce de belirtildiği gibi, ihracat artışının, dünyada yaşanan krize rağmen ortalama olarak yüzde 20’lere ulaştığı bir dönemdir. Ancak 1988’den sonraki dönemde ortalama yıllık ihracat artış oranı yüzde 8,7’ye kadar düşmüştür ki, burada ilginç bir tezat söz konusudur. Çünkü bu dönemde dünya ticaretinde daha hızlı bir gelişme yaşanmaktadır. Yani 80-88 yılları arasındaki yüksek artışlı bu oranın, bir sonraki dönemde gerilemesi, uygulanan dış ticaret politikasının uzun vadeli ve rekabet gücünü sürdürebilecek bir sanayileşme politikası ile tamamlanmamasından kaynaklanmaktadır.

Bu durumu daha ayrıntılı kavrayabilmek için ihracatın gelişiminde etkisi olan sektörel ve bölgesel gelişmeler ayrı ayrı incelenmelidirler.

1.1- Sektörel gelişmeler
1980 yılında dış ticaret politikalarında yapılan değişimler sonucunda tarıma dayalı ihracat, sanayi ürünleri lehine değişim göstermiş, yani toplam içerisinde tarım ürünlerinin payı giderek azalmıştır. Ancak her ne kadar oran olarak bir azalma meydana gelmiş olsa da, tarım ürünleri ihracatı bu dönemde de artışını sürdürmüştür. Bunun nedeni ise işlenmiş tarım ürünleri ihracatındaki artıştır. Madencilik ürünlerinde ise tarım ürünlerinin ihracatındaki değişime benzer bir değişim meydana gelmiştir. Toplam ihracatımız içinde madenciliğin payı da giderek azalmıştır.

Bu iki sektörün ihracattaki paylarının azalmasının nedeni, tahmin edilebileceği üzere sınai ürün ihracatında yaşanan yüksek oranlı artıştır. 1980-88 yılları arasında hızlı bir büyüme gösteren sanayi ürünlerinin ihracatı 1988 yılından sonra büyümeye devam etmiş, ancak bir önceki dönemin hızını asla yakalayamamıştır. Sektör sektör bakılacak olursa, 1980 sonrasında demir-çelik, kimyasal ürünler ve hazır giyim sektörlerinin ihracattaki payları önemli ölçüde artmıştır. Ancak yine 1990 yılından sonra aynı derecede önemli bir gelişme yaşanmamıştır.

Oysa ki 1996 yılında AB ile kurulan gümrük birliği birçok olumlu gelişme beklentisini de beraberinde getirmişti. Ancak dünya da hiçbir ülke yoktur ki ağırlıklı olarak emek yoğun ürün ihracatıyla ciddi bir gelişme göstersin. Hızlı bir ihracat artışı sağlayabilmek için ihraç mallarının öncelikle yükte hafif ama pahada ağır olması gerekir. O halde sözü edilen sektörlere bakıldığında demir-çelik yükte ağır, tekstil ve giyim ürünleri ise pahada hafif.

Yine 1995 sonrası verilere bakılacak olursa otomotiv ürünleri ile diğer elektrikli ve elektriksiz makinelerin ihracat payında ciddi yükselmeler olmuştur. Ancak giyim, tekstil ve demir-çelik sektörünün toplam payı yine de yüzde 50’lerin üzerinde seyretmiştir.

1.2- Bölgesel gelişmeler
Bilindiği üzere coğrafi konumu itibariyle Türkiye ihracatı için en büyük pazar olma özelliğini elinde bulunduran bölge Batı Avrupa‘dır. Bu durum 1980 ve sonrasında da çok değişmemiştir. Ama 1980’lerde uygulanmaya başlanan ve ihracatı artırmaya yönelik teşvikler ve yeni politikalar sayesinde Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi diğer yakın pazarlara olan ihracat, süreklilik gösteremese de, bir artış trendi yakalayabilmiştir. Bu bölgelere dönük ihracat artışının süreklilik gösterememesinin nedeni, petrol krizlerinin yaşandığı dönemde petrol fiyatlarının çok yükselmesi ancak bir süre sonra, 1986 yılında olduğu gibi, yeniden düşmesidir. Yani 1980’i takip eden altı yıllık dönemde toplam ihracat içinde Avrupa ülkelerinin payı azalma göstermiştir.

1990-97 yılları arasındaki döneme bakıldığında ise, Batı Avrupa ülkelerinin toplam ihracat içindeki payının, her ne kadar istikrarsız da olsa, genel olarak yüzde 50 üzerinde olduğu görülmektedir. Ortadoğu ülkelerinin payı körfez savaşı ve sonrasında uygulanan ambargo nedeniyle azalırken, Doğu Avrupa ülkelerinin payı giderek artmıştır.

Kısaca şu şekilde bir özetleme yapılabilir:
 1980-1986 döneminde Ortadoğu pazarları
 1986-1990 döneminde Batı Avrupa pazarları
 1990-1997 döneminde Doğu Avrupa pazarları ihracat artışının temelini oluşturmuştur.

1980’li yılların sonlarına doğru Asya ve Okyanusya pazarlarına yapılan ihracatın yoğun olarak demir-çeliğe bağlı olmasına rağmen, bu bölgenin toplam ihracat içindeki payı ve önemi artmıştır. Ancak bu ülkelerle aradaki mesafenin uzun olması ve demir-çeliğin taşıma maliyetlerinin fazla olmasından dolayı, bu pazarda uzun süre tutunabilmek mümkün olmamıştır.

Kısaca, Türkiye’nin bölgesel olarak bağımlı olduğu ülkeler zaman içinde kalıcı bir çeşitlenme gösterememiştir. Yine en yakın coğrafi konumda bulunan Avrupa ülkelerine ihracat açısından yüksek oranda bağımlılığı halen devam etmektedir.

2-İTHALAT
Bir ülkenin DTÖ kurallarından sapmadan ithalatını kontrol etmesi, ihracatını kontrol etmesi kadar kolay değildir. Çünkü, ihracatı attırmak için uygulanması çok kolay olmasa da çeşitli stratejiler geliştirilebilir, ancak ithalat için benzer stratejilerin geliştirilmesi zordur. Bu yüzden ithalat, ihracat kadar istikrarlı bir grafik çizemez. Nitekim 1980’den günümüze kadar olan ithalatın gelişimine bakılacak olursa, çeşitli dönemlerde sıçramalar şeklinde gerçekleşen artışlar olduğu görülecektir.

1980-1986 yılları arasında yüzde 5,8 oranında müteadil sayılabilecek bir artış yaşanırken 1987 yılında yüzde 27 oranında bir artış meydana gelmiştir.1990 yılında Türk Lirasının değerindeki artış nedeniyle yüzde 41 oranında bir artış gerçekleşirken, 1993 yılında dünya ticaretinin daralması ve TL’deki aşırı değerlenmenin önlenememesi sonucunda yüzde 29 oranında bir artış olmuştur. 1994 yılında yapılan devalüasyon sonucunda Türk Lirası değer kaybetmiş ve ithalat yüzde 21 oranında azalmıştır. 1995’te ekonominin yeniden yüksek oranlı olarak büyümesi ve iç talebin artması nedeniyle yüzde 53 oranında artan ithalat, 1996 yılında da gümrük birliği nedeniyle sanayi ürünlerinin ithalatındaki gümrük vergilerinin AB’ye karşı kaldırılmasıyla yüzde 22 gibi bir oranla artmaya devam etmiştir. Ancak 1997 de artış oranı yüzde 11 e gerilemiş, 1998 de Rusya krizi ve ara mal talebindeki azalma nedeniyle yüzde 5 oranında azalma olmuştur. 1999 yılında ise bu gerileme aynı sebeplerden ötürü devam etmiştir .

2.1- Sektörel gelişmeler
1980’lerde Türkiye’nin tarımsal ürün ithalatı kısıtlı sayıda maldan oluşmaktaydı. Bunun nedeni o dönemlerde uygulanan kısıtlayıcı ithalat politikası idi. İthal edilen bu az sayıdaki mallar ise genelde sanayide girdi olarak kullanılan mallardı. İthal edilen bu malların da ne kadar ithal edileceği o senenin iklim koşullarına bağımlı olarak yurt içindeki üretim miktarlarıyla belirlenmekteydi.

1984’de gerçekleşen İthalat Rejimi Kararları ile birlikte daha önceleri neredeyse yasak olan sigara, içki ve çeşitli meyveler gibi malların ithalatı başlamıştır. 1984’e kadar çok değişmeyen ithalat miktarı 1984’de çok büyük bir artış yaşamıştır. Tarımsal ürün ithalatı yüzde 126 oranında bir artış gösterirken, gıda maddeleri ithalatı yüzde 286, tarımsal hammadde ithalatı ise yüzde 25 oranında artmıştır.

1990-1994 yılları arasındaki tarımsal ürün ithalatı her ne kadar 1990 yılındaki ithalat seviyesinin genel olarak altında kalmış olsa da, 1995 yılından sonra yeniden artarak, 1990-1998 dönemi tarımsal ürün ithalatı seviyesinin yüzde 5.5 atmasını sağlamıştır.

Yine aynı dönemde gıda maddeleri ithalatı istikrarsız bir trend çizerek yüzde 2,8 oranında artmış, tarımsal hammadde ithalatı ise sürekli bir artış grafiği çizerek yüzde 9,8 oranında bir artış göstermiştir.

Madencilik sektöründe de istikrarsız bir seyir hakim olmuştur. Madencilik ürünleri ithalatı 1980’lerin başında toplam ithalatın yüzde 50’sinden fazlasını oluştururken, 1986 yılında dünya petrol fiyatlarının azalmasıyla yüzde 35 oranında azalmıştır. 1994’den sonra hızlı bir artış gösteren madencilik ürünleri ithalatında 1995, 1996, 1997’de yüksek oranlı bir artış yaşanırken, ham petrol fiyatlarındaki yüksek oranlı düşüş nedeniyle 1998’de büyük oranda bir düşüş yaşanmıştır. 1980-1998 yılları arasındaki bu istikrarsız seyrin sonucunda madencilik ürünleri ithalatının yüzde 2,6 oranında bir artış yaşadığı belirlenmiştir.

1980-1986 döneminde, toplam ithalat miktarındaki artış yüzde 5,8 iken, sanayi ürünleri ithalatındaki artış yüzde 13,9 oranında gerçekleşmiştir. Ancak 1987 yılında toplam ithalat artış oranının altına düşen sanayi ürünleri ithalatı artış oranı, 1990 yılında yine toplam ithalat artış oranın üstüne çıkabilmiştir. 1990 yılından sonraki dönemde ise bu artış oranı, toplam ithalat artış oranıyla paralel bir değişim göstermiştir.

Bahsi geçen bu üç sektörün toplam ithalat içindeki payları ise şöyle bir değişim göstermiştir:
Madencilik ürünleri:
 1980’lerin başında yüzde 45-53 arasında
 1986’da yüzde 25
 1993’de yüzde 18
1993’den bu yana bu payda ciddi bir değişim yaşanmamıştır.
Sanayi ürünleri:
 1986’da yüzde 60’ın üzerinde
 1993’de yüzde 70’in üzerinde
1993’den bu yana bu payda yine ciddi bir değişim yaşanmamıştır.
Tarımsal ürünler:
 1986 yılında itibaren artmaya başlamıştır.
 19989-1990 yıllarında yüzde 12’nin üstünde
 sonraki dönemlerde yüzde 10
Hala yüzde 10 civarlarında bir paya sahiptir.

2.2- Bölgesel gelişmeler
Batı Avrupa ülkeleri tıpkı ihracatta olduğu gibi ithalatta da hep en büyük paya sahip olmuştur. Sadece dünya petrol krizinin yaşandığı dönemlerde bu denge bozulmuş, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin payı yükselerek Batı Avrupa ülkelerinin seviyesine ulaşmıştır. Ancak coğrafi konum bakımından bize en yakın olmaları nedeniyle hala Batı Avrupa ülkeleri Türkiye’nin toplam ithalatı içinde en büyük paya sahiptir.

Kuzey Amerika ülkelerinin payı istikrarlı bir seyir göstermese de toplam ithalat içindeki payı genel olarak yüzde 10’un üzerinde olmuştur. Latin Amerika ülkeleri ise hiçbir zaman ciddi bir paya sahip olamazken, Ortadoğu dışı Asya ve Okyanusya ülkelerinin payı 1990’larda 1980’lerdeki payının neredeyse 2 katına çıkmıştır.

TÜRKİYE NEREDE OLMALIDIR?

Türkiye’nin dünya ticareti içindeki payına, milli gelirine, ticaretini yaptığı ürünlere, teknoloji seviyesine, sanayi yapısına, siyasi sistemine ve batılı olma konusunda aldığı yola bakılacak olursa, bugün uygulanmaya çalışılan stratejilerde ciddi bir gecikme yaşandığı ifade edilebilir. Ancak bu gecikmeye rağmen olumlu hedefler belirlendiği ve bu yolda adımlar atılmaya çalışıldığı da reddedilemez bir gerçektir.

Bilindiği üzere Türkiye’nin ihracatı büyük ölçüde emek yoğun ürünlere dayalıdır. ancak dünya ticareti içerisinde emek yoğun ürünlere olan talep giderek azalmış ama Türkiye ihracatında bu sektörlerinin payı aynı derecede azalma gösterememiştir.

Paylar
1980 1990 1993 1999
1-TARIMSAL ÜRÜNLER 15,0 12,2 11,8 9,9
2-MADENCİLİK 28,5 14,1 11,7 10,2
3- İMALAT SANAYİİ 56,5 73,6 76,5 79,9
Demir Çelik 3,8 3,1 2,9 2,3
Kimyasallar 7,7 8,7 8,9 9,6
Diğer İşlenmiş Ara Malları 4,6 7,7 7,7 7,6
Makineler ve Ulaşım Araç. 29,8 35,8 37,7 41,9
Otomotiv 6,4 9,5 9,6 10,0
Büro ve Haberleşme Cihaz. 2,9 8,8 10,5 14,1
Diğerleri 20,5 17,5 17,6 17,8
Tekstil 2,8 3,1 3,1 2,7

Yukarıdaki tablo çeşitli sektörlerin dünya ticareti içindeki payının yıllara göre değişimini vermektedir. Dikkat edilecek olursa 1980’den bu yana tarımsal ürünlerin ve madencilik sektörünün payı ciddi bir azalma gösterirken imalat sanayi içinde özellikle makineler ve ulaşım araçları ile büro ve haberleşme cihazları ticaretinde büyük bir artış yaşanmıştır. Yine imalat sanayinin içinde demir-çelik ve tekstil sektörünün payı giderek azalırken hazır giyimin payı küçük bir artış göstermiştir. Dünya ticaretinde emek yoğun sanayinin var olan ağırlığı giderek azalırken, bilgi ve teknoloji ağırlıklı malların ticaretinde çok ciddi büyümeler meydana gelmiştir.

1980 1990 1999
Dünya Türkiye Dünya Türkiye Dünya Türkiye
Tarımsal ürünler 15,0 64,7 12,2 25,5 9,9 16,7
Madencilik ürünleri 28,5 9,5 14,1 6,8 10,2 4,1
Sanayi ürünleri 56,5 25,8 73,6 67,7 79,9 79,2

Yukarıdaki tabloya bakıldığında aslında dünya ticaretindeki değişimle benzer bir değişimin olduğu gözlenebilmektedir. Yani tarımsal ürünler ile madencilik ürünlerinin Türkiye’nin toplam dış ticareti içindeki payı giderek azalırken, yine dünya ticaretiyle doğru orantılı olarak sanayi ürünlerinin payı artmıştır. Ama bu durum aynı zamanda sanayi yapımızın değişmesi gerektiğinin de bir göstergesidir. Daha açık anlaşılabilmesi için aşağıda tablonun incelenmesinde fayda var.

1980 1985 1990 1997 1998
Hammadde yoğun sanayiler 75,6 40,4 33,1 26,6 24,4
Emek yoğun sanayiler 17,3 32,7 39,9 43,0 44,6
Ölçek yoğun sanayiler 5,7 19,4 20,4 19,2 17,7
Farklılaştırılmış mal üreten sanayiler 1,3 7,2 5,9 10,7 12,8
Bilgi yoğun sanayiler 0,1 0,4 0,3 0,6 0,6

Bu tablo 1980-98 yılları arasında toplam ihracatın sektörlere göre dağılımın verir. Dikkat edilecek olursa toplam ihracatın büyük kısmını kaplayan hammadde yoğun sanayilerin payı giderek azalırken, emek yoğun sanayilerin payı giderek artmıştır. Buna karşılık dünya ticaretinde büyük bir paya sahip olmak için ölçek yoğun, bilgi yoğun ve farklılaştırılmış mal üreten sanayilerin daha büyük paya sahip olmaları gerekir.

Bu yüzden sağlam bir dış ticaret yapısına sahip olabilmek için öncelikle sanayi yapısının değiştirilmesi gerekmektedir. Bunun için var olan emek yoğun sanayilerin sayısını azaltmak yerine, ülkeye yabancı sermaye girmesini sağlayarak sermaye yoğun sanayilerin arttırılması için çalışmalar yapmak gerekir. Bu şekilde Türk sanayiinin uluslar arası pazarlarda rekabet gücü arttırılmalıdır.

Elbette ki yabancı sermayenin ülkeye girmesini sağlamak hiç de kolay değildir. Yabancı ülkelerdeki firma sahipleri tarafından, yatırım yapılabilecek ülkeler arasında birinci sırada gösterildiği halde, yatırım yapılan ülkeler arasında geri plana atılmış olan Türkiye’nin öncelikle yabancı yatırımı destekleyici politikalar geliştirmesi gerekmektedir.

İhracat artışının sürdürülebilirliği ve rekabet gücünün arttırılabilirliği açısından yapılabilecekleri kısaca şöyle özetlenebilir:
 teknolojik yapının yenilenmesi
 stratejik pazarlama yöntemlerinin gözden geçirilmesi
 girdi maliyetlerinin düşürülmesi
 yeniden yapılanmanın sağlanması

TEKNOLOJİK YAPININ YENİLENMESİ
Ekonomik ve ticari alanın da üstünlük sağlamak isteyen ve bu yüzden uluslararası pazarlarda rekabet gücünü arttırmayı hedefleyen bir ülkenin, teknoloji yaratma ve bunları ekonomik ve sosyal ve faydaya dönüştürmede bir başarıya sahip olması gerekir. Bu bilgi çağının doğurduğu bir zorunluluktur.

Bu yolda başarılı bir adım atabilmek yapılabilecekler şöyle özetlenebilir:
1- Eğitim sisteminin yeniden düzenlemesi
vasıflı teknik ve ara eleman yetiştirilmesine yönelik eğitime ağırlık verilerek beşeri sermaye yatırımlarına önem verilmelidir. İşgücü niteliği arttırılarak teknolojik gelişmelere adapte olabilen ve yeni teknolojiler üretebilen bir işgücü kapasitesine sahip olunabilir ve bu şekilde rekabet gücü arttırılabilir.

2- AR-GE faaliyetleri için yeterli kaynak ayrılması
Teknoloji yaratma konusunda iyi bir performans sergileyebilmek için elbette ki öncelikle bunun için yeterli kaynağın ayrılması gerekmektedir. İlginçtir ki Türkiye de firmaların, bankaların veya kamu kuruluşlarının en az pay ayrılan departmanlarında biri de AR-GE faaliyetlerinin yürütüldüğü departmandır. Öyle ki gelişmiş ülkelerde AR-GE faaliyetlerine GSYİH’dan yüzde 3 oranında pay ayrılırken, Türkiye’de bu oran yüzde 0,3’tür. Bu oranın bir an önce arttırılması gerekmektedir.

3-ulusal akademik ağ ve bilgi merkezlerinin kurulması
Öğretimle araştırmanın bütünleşmesini sağlamak için üniversitelerin ve AR-GE kurumlarının uluslararası ve ulusal düzeyde bilgi kaynaklarına elektronik ortamda ulaşabilmeleri sağlanmalıdır.

STRATEJİK PAZARLAMA YÖNTEMLERİ
Türk malları için dünya çapında bir isim yaratmak için marka oluşturulmalı ve bu malların tanıtımı için faaliyetler düzenlenmelidir. Ayrıca dış pazarlardaki tüketiciye ulaşmak da büyük önem taşımaktadır. Bunun için Türk firmaları kendi aralarında dağıtım kanalları oluşturmalı, aynı zamanda da malların hangi pazarlarda kendine yer edinebileceğini kavramak için ciddi bir piyasa araştırmasına girmelidir.

GİRDİ MALİYETLERİNİN DÜŞÜRÜLMESİ
Uluslar arası piyasada rekabet gücünü etkileyen en önemli faktörlerden biri de enerjidir. Kaliteli ve sürekli olduğu kadar ucuz bir enerji arzını sağlayabilmek ve bu şekilde girdi maliyetlerini düşürebilmek için , bir yandan var olan enerji talebini karşılamak amacıyla kamu yatırımlarına hız verilmeli, bir yandan da özel sektörün bu alanda yatırım yapmasını teşvik edici politikalar uygulanmalıdır. Enerjinin yanı sıra ihracatın finansmanı ve hammaddenin fiyatı da girdi maliyetlerinin düşürülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda verimliliği arttırıcı politikaların artırılması ve aynı malları üreten ve pazarlayan ülkelere karşı göreli bir üstünlük sağlamak gerekmektedir.

YENİDEN YAPILANMANIN SAĞLANMASI
Bir ekonominin gelişimi ve kalkınması açısından gelişmiş altyapı olanakları büyük önem arz etmektedir.

Ulaştırma altyapısı
Bilindiği üzere Türkiye’nin dış ticareti açısından en büyük sorunlarından biri de ulaşımdır. Yeteri kadar iyi bir ulaşım altyapısına sahip olmamasından dolayı ticaret yapılabilen ülkeler büyük çoğunlukla yakın ülkelerdir.
Yapılacak değişim ve modernizasyon çalışmaları sonrasında Türkiye’de artık kendisinden uzak ülkelerle ticaret yapabilecektir. Bu bağlamda havayolu taşımacılığı, demiryolu taşımacılığı, gemi taşımacılığı ve karayollarına da büyük önem verilmesi gerekmektedir.

Haberleşme
İletişimin büyük önem kazandığı bu çağda telekomünikasyon altyapısına da büyük önem verilmesi gerekmektedir. Yine rekabet gücünün arttırılması için ucuz, kaliteli, hızlı ve güvenli bir iletişim, haberleşme sistemine sahip olunmalıdır.

Yabancı sermaye girişi artışı
Türkiye’de tasarruf oranlarının düşük olmasında kaynaklanan tasarruf yetersizliği, yabancı sermayeye olan ihtiyacı arttırıcı en önemli etmendir. Ancak daha önce de belirtildiği gibi yabancı sermayenin ülkeye girişini sağlamak için önce istenilen koşulların sağlanması gerekmektedir.
Bu koşullar:
 makro ekonomik istikrar
 hukuki istikrar
 siyasi istikrar
 güven ortamı
 büyük bir pazar potansiyeli
şeklinde özetlenebilir.

Türkiye’nin şimdiki durumuna bakılacak olursa büyük bir Pazar olma dışında ki koşulların hiçbirinin gerçek anlamda sağlanmadığı açıkça ortadadır. Bu yüzden öncelikle bu koşulların sağlanması gerekmektedir.

SONUÇ

Türkiye’nin 1980’den bu yana dış ticaret açısından büyük gelişmeler yaşadığı, özellikle ihracat bakımından önemli adımlar attığı reddedilemez bir gerçektir. Bu olumlu gelişme Türkiye açısından her ne kadar sevindirici olsa da, bu gelişmelerin diğer ülkelere oranla neden bu kadar geç yaşandığı düşündürücü…

Yine de “zararın neresinden dönülse kardır” diyor ve 2000’li yıllarda dünya ticaretinden tatmin edici bir pay almak için belirlenen stratejilerin bu bağlamda umut verici olduklarına inanıyorum. Ama bir çok konuda ciddi değişimlerin yapılması gerekiyor ve bu değişimler hiç de kolay olacağa benzemiyor. Bu yüzden daha iddialı, daha cesaretli ve ne yazık ki daha sabırlı olunması gerekiyor.

Ben genç bir ekonomist adayı olarak, belirlenen stratejilerin büyük ölçüde hayata geçirilmesi halinde hedeflenen noktaya gelinemese bile çok daha iyi bir seviyeye gelineceğine, rekabet gücünün artacağıa, ekonomik olarak iyileşme olacağına ve sosyal refahın artacağına inanıyorum.

Makalemi gittiğim bir seminerde Prof. Dr. Korkut Boratav’ın anlattığı bir filmle bitirmek istiyorum. 1940’lı yıllarda çevrilen “Blow Up” adlı bu filmde bir adam bir cinayete şahit olduğunu, katili gördüğünü ve bir cesedin varlığından emin olduğunu zanneder. Oysaki adam ne bir cinayete şahit olmuştur, ne bir katil görmüştür ve ne de bir ceset vardır. Filmin sonunda her şey anlaşılır ve bu adam tenis oynuyormuş gibi yapan ancak oynamayan bir grup pandomimciye katılır ve film biter.

Umarım Türkiye için de aynı şey söz konusu olmaz. Varlığından söz edilen ve uygulanacağı söylenen bu stratejiler uygulanacakmış gibi yapılmaz ve uygulanır.

Leave a Reply

borsa yorumlar  magazin  spor  sosyete  futbol  haberler