Dokuz Eylül Üniversitesi, İ.İ.B.F. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Aralık 30, 2009 - Yazar: editor2  
Kategori: ARŞİV

Dokuz Eylül Üniversitesi, İ.İ.B.F. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
1. ÇALIŞMA KAVRAMI
“Çalışma”, yaşamın sürekliliğini sağlayan sosyal bir faaliyet olarak, geçmişi insanlığın varoluşuna kadar uzanan, insan yaşamının en merkezi alanlarından biridir. Genellikle çalışma kavramıyla iş, istihdam, emek ya da meslek gibi kavramların aynı anlamda kullanıldığı görülmektedir. Çalışma kavramının anlamı ve değeri, tarihsel süreçte ekonomik gelişmeye paralel olarak ve her toplumun normları, inançları ve değerleri tarafından belirlenmektedir. (TINAR, 1996, s. 3.) Dolayısıyla, çalışmanın, tarih boyunca yüklendiği anlam farklı olmuştur. Örneğin, çalışma, Aristokrat ve Eski Yunan toplumlarında aşağılanmış ve kölelikle eşdeğerde tutulmuştur. Bu dönemde çalışmak zorunluluğun esiri olmak anlamına gelmiştir (LORDOĞLU-TÖRÜNER-ÖZKAPLAN, 2000, s.3). Protestanlığın doğuşuyla birlikte de Tanrı için faaliyet göstermenin tek yolu olarak görülmüştür.
Görüldüğü gibi, çalışma, zaman ve mekana göre sabit veya evrensel bir anlamı olmayan bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden bu kavramın tanımlanmasında bazı güçlüklerin olduğunu kabul edilmektedir. Genel olarak çalışma, başka insanlar için değerli hizmetler ve ürünler üreten bir faaliyet veya enerji harcaması, olarak tanımlamaktadır (HALL, 1986, s.11). Çalışma “zamanın üretici faaliyetlerle doldurulmasıdır.” (GRINT, 1998 s.14) ya da “çalışma malların üretilmesi ve diğerlerine değerin sunulmasıdır” (ROTHMAN, 1987, s.5) şeklinde de tanımlanmaktadır. Yine başka bir tanıma göre çalışma, “bedensel, zihinsel ve ruhsal bir çaba ile bireyin kendisi ya da başkaları için değer ifade eden mal ve hizmetleri üretme faaliyeti” (TINAR, a.g.e., s.6) olarak daha ayrıntılı bir şekilde ifade edilmektedir. Ancak, tanımlamada yaşanan güçlükler, eksiklikler göz önüne alınarak burada incelenen konu çerçevesinde çalışma, “bireyin bedensel, zihinsel ve/veya ruhsal enerji harcayarak maddi ve /veya manevi bir kazanç karşılığı kendisi ya da başkaları için değerli mal ve hizmetler ürettiği amaçlı ve sürekli bir sosyal bir faaliyet” olarak ele alınacaktır. Bu bağlamda çalışma, ücretli çalışma, ev işi ve gönüllü çalışmayı kapsamaktadır.

GÖNÜLLÜ KADIN KURULUŞLARI 2000:YENİ BİN YILA HAZIRLIK
Doç.Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU
Türk Kadınlar Konseyi Derneği 2. Başkanı (1998-2000)
 
Bernard Shaw’ın “İnsan ve Süpermen”( 1905) adlı kitabında, geçerliğini hiçbir zaman kaybetmeyecek çarpıcı bir cümlesi var. İki farklı insan tipinden sözederek, ” …makul insan dünyaya uyum sağlar, makul olmayan ise dünyayı kendisine uydurmaya çalışır, işte bunun için bütün gelişmeler makul olmayan insanlar yüzündendir…” diyor. Tam da bu noktada bu sözler gönüllü kuruluşlarını çağrıştırıyor. Çünkü tüm gönüllü kuruluşlar ve tabii ki gönüllü kadın kuruluşları da, ” makul olmayan insanlar ” gibi, çalışmalarını, programlarını, bürokrasiye ve geleneklere, mevcut sistemin darboğazlarına uydurmak yerine; insanların yararı, refahı için artık açıkça yeterli olmadığı anlaşılan sistemin yarattığı bu darboğazların, engellerin kırılma noktalarını yakalayarak, makul olmayan çalışmalarla insanların yaşamını değiştirmeye çaba sarfediyorlar. Bugün gönüllü kuruluşların içinde bulunduğu durum da böyledir.
Bir gönüllü kadın kuruluşunun dünyanın herhangi bir yerinde çalışmaya başlaması, belli bir talebi karşılamak içindir. Bu talep kırsal kesimde kadınlara kredi sağlanması, üreme sağlığının korunması, tarımsal yayım eğitiminin ulaştırılması ya da kentlerde ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesi gibi pek çok seçenekten biri olabilir. Bu taleplerin karşılanması için yapılan çalışmalar başarılı ise, önemli sayıda kadının güçlenmesine katkıda bulunulduğu düşünülür ki, ülkemizde bugün gönüllü kadın kuruluşlarının geldikleri nokta; bu açıdan önemli yol katettiklerini göstermektedir.
Ancak elde edilen başarıları, izleyen karşı konulmaz soru ” Daha fazlasını nasıl elde edebiliriz ? ” dir. Bir gönüllü kadın kuruluşu olarak her birimiz, katkılarımızın her nekadar güzel bir damla olduğunu biliyorsak da, okyanusta bir damladan öteye gitmediğinin de eminim ki hepimiz farkındayız. İşte bu nedenle, katkılarımız, yaptıklarımız en azından okyanusun 1/4′i ya da yarısı neden olmasın. 20. Yüzyılda yükselişi yaşayan sivil toplum anlayışı, özellikle gönüllü kadın kuruluşları neden yeni yüzyıla da damgasını vurmasın.
DAHA FAZLA BAŞARIYA GİDEN YOL
Gönüllü kadın kuruluşlarının, kadın sorunlarının giderilmesine ilişkin önümüzdeki bin yıla dönük yenilikçi-yaratıcı bir vizyonun canlandırılmasında önemli sorumluluk alanları vardır. Bu sorumluluk alanlarının 4 ana başlık altında toplandığını görüyoruz:
1. Kadınla İlgili Sorunlar: Gönüllü kadın kuruluşlarının özellikle belirlemeleri gereken; kadınların kendi sorunlarını, bunları çözmedeki zayıflık ve eksiklikleri ile motivasyonlarını-isteklerini nasıl değerlendirdikleridir. Ayrıca bunun hemen ardından, kadınların zayıflıkları, güçsüzlükleri nasıl giderilebilir ? Kadın sorunlarına ilişkin güçlü kamuoyu hareketi nasıl sağlanabilir ? sorularının yanıtlarına ulaşılmalıdır. Yani kadın sorunlarına ilişkin her gönüllü kadın kuruluşunun sıklıkla güncelleştirilmesi gereken bir politika programı bulunmalıdır. Bunun için de hedef kitle ile etkileşimde süreklilik sağlanmalıdır.
2. Çalışma Yöntemi: Bir gönüllü kadın kuruluşu, kadın sorunları ile nasıl doğrudan ve etkili olarak mücadele edebilir ? Sürdürülebilir bir müdahalede bulunmak için insani ve maddi kaynakları nasıl harekete geçirebilir ? Böyle bir müdahaleyi yönetmek, buna kadınların katkısını sağlamak ve kadınlara güven vermek için mevcut yapılanma uygun mudur ? Bunlar mutlak belirlenmesi gereken konular olarak karşımızda durmaktadır.
3. Yerel Politika Ortamı: Yerel ve ülke yönetiminin mevcut program, politika ve yasal düzeni uygulaması ya da burada uygulamaması da diyebiliriz, kadının statüsünü, sorunlarını olumsuz etkiliyor mu ? Bu durumu iyileştirmek için politikalarda değişiklik yapmaya açık kapılar var mıdır? Ya da bu kapıların açılması da sağlanabilir mi ? Zannediyorum mevcut medeni yasamıza ilişkin değişiklikler yapma ihtiyacının belirmesi, bunun zorlanması, hazırlanan değişikliklerin yasalaşması için bir baskı grubu oluşturulmaya çalışılması gibi faaliyetler, gönüllü kadın kuruluşlarının önündeki açık kapılar bulmaya yönelik görevlere iyi bir örnek oluşturuyor. Ancak, yeni sosyal güvenlik yasası ile kadınlar için çalışma yaşamında kaybettikleri her hakkın, yaşamlarını ağırlaştıran yeni sorunlar anlamına geleceği ve yaşam kalitelerini etkileyeceği gerçeği karşısında; gönüllü kadın kuruluşlarının müdahalelerinin gerekliliği bir kez daha önem kazanıyor, ancak yeterli olmadığı da anlaşılıyor.
4. Uluslararası Politik Ortam: Uluslararası politikaların oluşturduğu dış faktörler, kadın sorunlarına olumlu ya da olumsuz katkı sağlıyor mu ? Bu noktada her bir gönüllü kadın kuruluşu kendi katkılarının boyutlarını belirlemelidir. Örneğin kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesine ilişkin sözleşmeler (CEDAW) ve Pekin Eylem Platformu’nda alınan kararların uygulanabilirliğine ve etkilerine ilişkin sonuçlar değerlendirilebilmelidir. Çünkü uluslararası politikalar hızla değişebilmektedir. Biz daha kendi yerel çalışmalarımızı tam olarak bitirmemişken dünya çok daha farklı konulara yönelebilmektedir. Dolayısı ile bunları yaparken zaman faktörünü de dikkate almak durumundayız.
Bu temel sorumluluk alanlarının her biri, gönüllü kadın kuruluşlarının çalışmalarının etkisini artırabilme ve daha fazla başarı için izlenebilecek yolu işaret etmektedir.
Yeni bin yıla girerken; gönüllü kadın kuruluşları için belirlenen bu sorumluluklar, tek bir konuda düzenlenen kampanyalar ya da kamuoyu hareketleri devrinin sona erdiğini de düşündürmektedir. Çünkü gönüllü kadın kuruluşları, kadınların güçlenmeleri için günümüze değin gösterdikleri performans ve potansiyelleri ile kadınların yaşamlarını görünür bir biçimde değiştirmeye yönelik gelişmelerin altına da imza atmışlardır.
Bundan sonra önümüzdeki yeni bin yılın gönüllü kadın kuruluşlarının, artık birer değişim aracı olarak ” etkinlik ” göstereceği öngörülmektedir.
YENİ HEDEFLER
Gönüllü kadın kuruluşları, kadınların yaşamlarını değiştirmeye çalışırken, ya engellerle yaşamayı ya da engelleri ortadan kaldırmaya çalışmayı öğrenmişlerdir. Bugüne değin, bürokratik kısıtlamalara ya da yönetim sisteminin koyduğu engellere (maliye-vergi, iç güvenlik- iç işleri gibi ) aldırmadan çalışmak, kısa süreli de olsa bir ilerleme sağlamakla birlikte, sürdürülebilir ve uzun soluklu olamamıştır. Çünkü gönüllü kadın kuruluşlarının, bu çalışmalar için harcadıkları gücü yeniden toparlamak ve soluklanmak amacıyla verdikleri her mola, yardım ettikleri, destek oldukları kesimle ilişkilerinin kesilmesine neden olmuştur. Böylece sağlanan ilerlemeler de kalıcı olamamıştır. Bunu bugün deprem bölgesine yönelik olarak yürütülen yardım ve destek çalışmalarında da açık bir biçimde gözlemleyebiliyoruz. Türkiye’nin en gelişmiş bölgesinde, enkazdan çıkan yeni kadın profiline yönelik kalıcı etki yaratabilecek bir politikası bulunan ya da buna hazırlıklı olan gönüllü kadın kuruluşlarının sayısı ise, yok denecek kadar az. Bu eksiklik, politika ve stratejilerin ne kadar geniş boyutlu belirlenmesi gerektiğinin de en iyi kanıtı.
2000′li yıllarda gönüllü kadın kuruluşları için tek hedef var; o da kadınların sorunlarına yönelik çözümlerde daha fazla ” etkin olmak ” ve ” kalıcı değişim ” yaratmak.
Bu hedef kapsamında, gönüllü kadın kuruluşlarının ele alması gereken gündemdeki küresel çalışma konuları şöyle belirleniyor :
Toplumsal cinsiyet eşitliği
Ekonomik -sosyal kalkınma-sürdürülebilir kalkınma-çevre
Karar mekanizmalarına-yönetime katılım
Gönüllü kadın kuruluşları için finansman sorunlarını gidermede, kendi içinde merkeziyetçi olmayan bir yönetim geliştirme
Uluslararası işbirliği ve dayanışma
Sürdürülebilir bir barış kültürünü yayma
Sözü edilen bu çalışma konularına ilişkin faaliyetlerin planlanması ve politikaların belirlenmesi için gönüllü kadın kuruluşlarında aynı anda bir arada bulunması mümkün olamayabilecek, ne var ki, başarılı olunabilmesi için de mutlak gerekli çeşitli beceri ve birikimlere ihtiyaç vardır. Bunlar, ” beş altın yetenek ” olarak sıralanmaktadır:
1. Dinlemek: Bir gönüllü kadın kuruluşu, hem hedef kitlesini hem de eleştirileri çok iyi dinlemelidir.
2. Öğrenmek: Gönüllü kadın kuruluşu, kendi çalışma programı ve politikalarına ilişkin sürekli araştırmalar yapmalı, gündemi izlemeli ve değerlendirmelidir. Kendi yapılanması içinde de eğitime ağırlık verimelidir.
3. İşbirliği ve İletişim Ağı Kurmak: Değişikliklerin gerçekleşmesi için sınırları aşan bölge ya da ülke bazında çalışma ağları, diğer gönüllü kuruluşlar ile ortaklıklar kurmalı ve bilgi alışverişi yapmalıdır.
4. Liderlik: Özellikle değişim önderi olabilecek kadın liderlerin yetişmesini sağlamalıdır.
5. Lobicilik: Daha geniş alanlara ve kaynaklara erişmeyi sağlayabilecek kişi ve kurumlara ulaşmalıdır.
Tüm bu beceriler; bir gönüllü kadın kuruluşu için vizyonu olan profesyonel yönetim anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak, bugün artık şunu anlamalıyız ki, yeni bir yüz yıla girerken gerçek bir NGO olmak profesyonellik gerektiriyor. Sadece iyi niyet ve özveri yetmiyor. Eğitim, yönetim bilgisi, iletişim becerisi, uzmanlık ve her şeyden önemlisi evrensel düşünce sistemi içinde hareket etmek gerekiyor. Bütün bunların bir araya gelmesi ise, gönüllü kadın kuruluşlarının hedeflerine giden çalışmaları gerçekleştirmeleri için gereken ekonomik kaynaklara ve insan kaynağına erişmeleri anlamına da geliyor.

Yorum yapın