KURUMCU OKUL(INSTITUTIONALİSM)

KURUMCU OKUL(INSTITUTIONALİSM)
GİRİŞ
Amerikalı iktisatçıların iktisat teorisine yaptığı önemli katkılarından biri de “Kurumcu Okul” (Institutionalist School )dur. 20. Yüzyılın hemen başında ortaya çıkan bu düşünce okulun kurucusu olarak kabul edilir. Ortodoks teoriyi eleştiren ve kurumculuğun teorik temellerini oluşturan Veblen’in yanında iki iktisatçı daha vardır. Bunlardan birisi istatistiksel yöntemlerin kullanılmasına büyük önem veren ve böylelikle “ Tümevarım” (induction) yöntemini iktisadi analize yerleştiren Mitchell, diğeri de yasama yoluyla ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştireceğini savunan ve yaşadığı dönemde pek çok reformun yapılmasına öncülük etmiştir.
1. KURUMCU YAKLAŞIM NASIL DOĞMUŞTUR?
Yaklaşımın doğuş sebepleri şöyledir:
§ İç savaş ile I. Dünya Savaşı arasındaki dönemde Amerikan ekonomisi, Dünyanın en büyük ve en güçlü ekonomisi haline gelmiştir. Ancak toplumdaki gelir grupları arasındaki farklar derinleşmiştir. Ücretli kesim yoksullaşmıştır. Uzun çalışma saatleri, iş güvenliğinin olmaması, vergi yükü gibi olumsuzluklar, toplumda büyük gerginliğe yol açmıştır.
§ 1870′lerde başlayan monopolcü (tekelci, tek satıcı) eğilimlerle, toplumda büyük şirketler hem ekonomik hem de politik yönden güçlü hale gelmişlerdir. Meydana gelen elektriklenmeler, işçi hareketleri ise polis ve asker gibi güçlerle bastırılmaya çalışılmıştır.
Bu sebeplerden ötürü iktisatçılar bu dönemde, mevcut iktisat teorilerine olan güvenlerini kaybetmişler, Klasik ve Neoklasik teorilerin varsayımlarını eleştirmeye başlamışlardır. Dikkatlerine fakirlik, toplumdaki gelir dengesizliği, durgunluk ve büyük toplum kurumlarındaki büyük israfa çevirmişlerdir. Onlara göre tek çözüm, “toplumsal kontrol” ve “reform”dur. Bunu da “devlet” yapmalıdır.
1.1. KURUMCULARIN ÖZELLİKLERİ
Amerikan Kurumcuların belli başlı özellikleri şu şekilde sıralanabilir:
§ Ekonomi bir bütün olarak ele alınıp incelenmeli, küçük parçaların birbirinden bağımsızmış gibi ele alınması yöntemi terk edilmelidir. Karmaşık bir mekanizmayı, onun parçaları birbirinden bağımsızmış gibi tek tek ele alıp incelemek suretiyle anlamak olanaksızdır. Ayrıca ekonomik yaşamda bazı toplumsal davranışlar vardır ki, bunları birey davranışlarını tek tek inceleyerek anlamak mümkün değildir. Örneğin bir sendikanın davranışını ve ortaya koyduğu sonuçları, üyelerini tek tek incelemek suretiyle anlamak ve açıklamak söz konusu olamaz. Kurumcular ayrıca, “Ekonomik faaaliyet” kavramının da çok dar bir kavram olduğunu düşünürler. Onlara göre her ekonomik olayın siyasi, tarihi, kültürel, dini ve ideolojik boyutları vardır. Bu nedenle iktisat, siyaset, sosyoloji, psikoloji, hukuk, gelenek ve ideoloji gibi insan yaşamını belirleyen diğer bilimler ve davranış biçimleri ile de ilgilenmek zorundadır.
§ Kurumcu Okul, ekonomik yaşamda kurumların önemini ön plana çıkarmıştır. Onlara göre bir kurum sadece, belli bir amaçla oluşturulmuş bir kuruluştan,örneğin bir okul, bir hapishane, bir sendika veya bir merkez bankasından ibaret değildir. Onlara göre kurum bir “düşünce alışkanlığı” ve organize olmuş ve bir kültürün belli bir parçası olarak benimsenmiş bir grupsal davranış biçimidir. Bu nedenle kurum kavramı, aynı zamanda gelenekleri, sosyal alışkanlıkları, yasaları, düşünce biçimlerini ve yaşam biçimlerini de kapsar. Mesela kölelik ve köleliği meşru sayan görüş, onlara göre bir “ kurum”dur. Aynı şekilde “ Bırakınız Yapsınlar” anlayışı, sendikacılık veya sosyal güvenlik sistemi de birer kurumdur. Kurum kavramına verdikleri bu geniş kapsam nedeniyle, Kurumcular; ekonomik yaşamın iktisadi kurallar tarafından değil, kurumlar tarafında yönlendirildiğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre, ekonomik analiz yönünden önem taşıyan esas unsur marjinalist teorinin iddia ettiği gibi bireycilik olmayıp toplumsal düşünce ve davranış biçimidir. Kurumcular bu nedenle, birer kurum saydıkları kredi, monopol, işinin başında bulunmayan sahip durumu(abstenteeism), işçi- işveren ilişkileri, sosyal güvenlik ve gelir bölüşümü konuları üzerinde durmuşlardır.
§ Kurumculara göre, iktisatta Darwinci bir “gelişim yaklaşımı” kullanılmalıdır; çünkü toplum ve toplumun kurumları devamlı bir değişme içindedir. Ekonomik yaşamda “denge” değil hareket esastır. Dolayısıyla mevcut teorinin, zaman ve yer farkını gözardı edip evrensel yasalar bulmaya çalışması doğru değildir. Onlara göre iktisatçının sorması gereken soru “ Bu nedir?” sorusu değildir. Sorulması gereken “Buraya nasıl geldik?” ve “Buradan nereye gideceğiz?” sorularıdır.
§ Kurumcular değişime verdikleri bu önem nedeniyle normal “denge” kavramını red etmişler ve onun yerine “ devresel nedensellik ilkesi” veya “ kümülatif değişim ilkesi” benimsenmesini önermişlerdir. Böyle bir ilke benimsendiğinde, devletin ekonomik yaşama ne zaman ve hangi kurum aracılığıyla müdahale etmesi gerektiğini anlamak kolaylaşacağı gibi, enflasyon, durgunluk ve ekonomik kalkınma gibi konularda yerine zamanında müdahale etme olanağı da bulunacaktır.
§ Kurumcular, geleneksel teorinin ekonomik yaşamda bir “uyum”(harmony) olduğunu öne süren görüşüne de karşı çıkmaktadır. Onlara göre ekonomik yaşama egemen olan “uyum” değil, “çıkarlar arası çatışma” dır.
§ Kurumcular servet ve gelir dağılımındaki eşitsizliği giderecek demokratik reformları savunmuşlardır. Piyasa fiyatlarının bireysel ve toplumsal refahı yansıtan göstergeler olduğu ve kaynakların etkin dağılımını sağladığı yolundaki görüşü benimsemişlerdir. Toplumsal maliyet ve yarar gibi kavramlara önem vermişleridr.
§ Kurumcular “ Tümdengelim” (deductive) metot yerine “ Tümevarım” (Inductive) metotların kullanılmasını önermişlerdir. İstatistiksel veriler toplanması ve teorilerin bu verilere dayandırılmasını savunan kurumcular, soyut teorileştirme yöntemlerini ve özellikle marjinalizmi şiddetle eleştirerek, bu tür yaklaşımların gerçekci olmadığını öne sürmüşlerdir.
§ Faydacılık (Utilitarianism) Felsefesi tarafından öne sürülen psikolojik fayda- zahmet analizini de red etmişlerdir. Onun yerine, bazıları Freud tipi davranış kurallarının benimsenmesini önermiştir.

2. KURUMSAL İKTİSATIN GELİŞİM SÜRECİ
Kurumsal İktisat, Neo-Klasik ve Marksist İktisadın görüşlerine alternatif fikirler üretme üzerinde yoğunlaşmış bir iktisadi düşüncedir.Bu düşünceye göre iktisat bilimi interdisipliner bir bilim dalıdır. İktisadi olayları incelerken sosyoloji, psikoloji, siyaset, maliye, yönetim, tarih gibi bilim dallarından yararlanılmalıdır. İktisadi olayların ve faaliyetlerin gelişiminde kurumların önemi büyüktür. Özellikle mülkiyet,piyasa yapısı gibi kurumlar ekonomik gelişme açısından oldukça önemlidir. Ekonomide istikrar için devletin ekonomiyi sürekli olarak izlemesi ve yönlendirmesi gerekli olup gelir dağılımının düzeltilmesi için de devlet müdahalesine ihtiyaç vardır. Teknoloji ve sanayileşme ekonomik refah için önemlidir.
Kurumcu düşünce tarzının felsefi kaynağı, Pragmatizmdir. Amaç, belirli bir ideolojik çerçeve kazanmış toplumsal değerler ve yargı sistemine dayanmayan,gözlem ve istatistiksel metotlarla gerçeği yakalamak ya da toplumsal ekonomileri belirli bir andaki statik olgularla değil, bir evrim sürecinde gözleyerek toplumun kurumsal yapısını temel öğe almaktır. Kazgan’ın deyişiyle,“Bir önceki yüzyılda kapitalistler başarılarından, sosyalistler zaferlerinden emindiler”. Oysa sosyal bilim metodolojisinin penceresinden dünyaya baktığımızda,gerçek hiçbir zaman tek değildir. İktisadi düşünce tarihinin içindeki paradigmalar ve öğretileri anlaşıldıkça,kuşkusuz bu kanaat daha da güçlenmektedir. Berlin’in söylediği gibi “dogmalar” yerini sosyal teorilere terk etmekte ve hiç kimsenin “tek doğrusu” adına kılıçlarını keskinleştirme hakkının olmadığı, insan için“değişim” düşüncesinin hakikat haline geldiği görülmektedir. Kurumsalcılar, pragmatik felsefeye uygun bir yöntemle “deneme”yi esas kabul eder, gelenekleri eleştirir, reformu desteklerler. Çalışmalarında sistemli teoriler kurmak yerine gelenekleri, kurumları, davranışları incelerler. Bu incelemelerinde tümevarımcı bir yaklaşım,pragmatik yaklaşım,bütünsel ve sistematik analizler kullanırlar.
Kurumsal iktisat,hem kurumsal iktisat hem de Neo-klasik İktisat alanlarında çalışan John Maurice Clark gibi değişik fikir ve sistemleri birleştiren bazı kişilerin de aralarında bulunduğu Wesley C. Mitchell, John R.Commons ve Thorstein Veblen’in çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Kurumsal iktisadın en az üç yönü vardır:
Kurumsal İktisat bir bilgi birikimi,problem çözmede bir yaklaşım ve bir protesto hareketidir. Kurumsal İktisatçılar hem Ortodoks Neo-Klasik İktisadı hem de Radikal Marksist İktisadı eleştirirler ve olumlu bir şekilde kendi fikirlerini geliştirirler.Bu durum Kurumsal İktisat içinde gerilimlere yol açmaktadır.Öncelikle,bazı Kurumsal İktisatçılar kendi çalışmalarını Neo-Klasik İktisatçıların çalışmalarını tamamlayıcı olarak görürlerken diğerleri her ikisinin de birbirlerine zıt olduklarına inanırlar;ikincisi,bazıları eleştiri üzerinde dururken diğerleri Kurumsal İktisat teorisinin külliyatını üretmenin önemini belirtmektedirler ve son olarak, Kurumsal İktisatçılar kendi aralarında da kendi fikirlerini farklı doğrultu boyunca geliştirmeye çabalamaktadırlar Bu durum,Kurumsal iktisatçıları temelde olumsuz bir tavırda oldukları eleştirisine maruz bırakmaktadır.
Amaçları;gelişmenin temel dinamiklerini araştırmak,ekonomik olayları tüm yönleriyle ve interdisipliner bir yaklaşımla incelemek(ekonomi sadece piyasadan ibaret değildir görüşü çerçevesinde),ekonomik örgütlenme(organizasyon )yapısını ve kurumları incelemektir.
Kurumsalcılara göre; evrimsel bir gelişme söz konusudur ve insanlar evreni bilinmeyen bir yöne doğru götürmektedir.Evrimsel gelişme sonunda elde edilen bilgi ve tecrübe önemlidir.Amaç,kurumların incelemek olduğuna göre kurumlar ve kurallar önemlidir.
Kurumsalcılar günümüzde kapitalizmin ve sanayi toplumunun ortaya çıkardığı olumsuz sonuçların nasıl çözümlenebileceği konusu üzerinde araştırmalarını sürdürmektedirler.
Sonuç olarak Kurumsalcılara göre;
-Ekonomik olaylar,mutlaka neden-sonuç ve etkileriyle birlikte “bütünsel” bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
-“Bütün”, onu oluşturan parçaların toplamından daha büyüktür.
-Devletin ekonomide gözetim,denetim ve müdahalesi kaçınılmazdır.
2.1. KURUMCU DÜŞÜNCE AKIMI VE DAYANDIĞI FELSEFE : PRAGMATİZM
Kurumcu düşünce akımı, ABD’nin felsefeye yaptığı özgün katkı olan “pragmatizm”den kaynaklanır. Felsefi kaynağı ve vardığı sonuçlar Tarihçi Okuldan farklı olsa da, her iki akım da, liberal öğretinin yöntemini eleştirmiştir.
Pragmatizm ; John Stuart Mill’in utilitianizm (faydacılık) felsefesine dayanarak William James tarafından öne sürülmüştür. Faydalı olmayan bir şeyin doğru olamayacağını iddia etmektedir. Bu suretle doğru kavramının kıstası faydalı olmaktır. İşadamları ve politikacılar arasında bu görüşe taraftar olanlar çoktur. Sorunlara pragmatik çözümler getirmek sık sık kullanılan bir ifadedir.
Kurumcular, Pragmatik felsefeye uygun bir yöntemle, “deneme”yi esas kabul eder, gelenekleri, davranışları, kurumları inceler. Nasıl Tarihçi Okul araştırmalarıyla iktisat kanunlarının evrensel olmadığını ortaya koymaya çalıştıysa, bunlar da gelenekler, davranışlar ve kurumların incelenmesinde benzer bir amaç gütmüştür. Bu incelemeleri, Veblen’de olduğu gibi, yerleşmiş toplum kurumlarının acı bir eleştirisine yol açmıştır. Aynı şekilde, nasıl Alman Tarihçi Okulun yöntemi, devlet müdahalesini kabule yönelttiyse, Kurumcular da “mutlak” iktisat kanunlarının varlığını reddedince, devlet müdahaleciliğini ve birçoğu yol gösterici planlamayı kabul eder. Gerçekten, Kurumcular da tıpkı onlar gibi (ABD’de) toplumsal kanunların çıkarılmasında büyük ölçüde etkili olmuştur. Fakat bu akım, 1940-50′lerde önemini kaybetmiştir. Günümüzde ise birkaç önemli isimle yaşamaktadır.
3. KURUMCU EKONOMİ
Kurumcu Ekonomi kavramını Prof. Dr. Gülten KAZGAN şu şekilde ifadelendirmektedir:
Neoklasik Okul’un soyutlayıcı, tümdengelimci analiz yöntemine ve devlet müdahalesini, en aza indirmeye çalışan iktisat politikası tavsiyelerine karşı 20.yüzyılın başında ABD’de gelişen bir akımdır. Kurumcu İktisat düşüncesinin Thorstein Veblen’in “İktisat Niçin Evrimci Bir Bilim Değildir?” başlıklı makalesiyle başladığı kabul edilir. Aradan geçen 80 yıllık sürede, bu akımın etkisi büyük iniş-çıkış göstermiştir. En etkili olduğu dönem, Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arsındaki yıllardır. İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda Keynesgil İktisadın yaygın kabul bulmasını izleyerek etkisi azalmıştır. Bugün ABD’de “Evrimci İktisat Derneği” (kuruluşu 1959) çerçevesinde toplanmalarına, “İktisadın Sorunlar Dergisi” (Journal of Economics Issues) gibi bir dergileri olmasına rağmen, Kurumcuların kendi içlerinde tutarlı oldukları söylenemez. Bunun nedeni, inceledikleri konuların yaygın kabul bulan teorilerini kuramadıkları gibi, bugün de birbirleriyle kolayca bağdaştırılamayacak dört ayrı akıma bölünmüş olmalarıdır. Bunlardan “Radikal-Kurumcular” ileri sanayi kapitalizminin işleyişine Marksist bir yaklaşımla yorum getirirlerken, “Uygulama-Kurumcular” Neoklasik Mikro İktisat ile Keynesgil Makro İktisadın kurumsal temellerini incelemekte ve yeni teori kurma gereğini duymamaktadırlar. Diğer akımlara bağlı Diğer Kurumcular ise, yerleşmiş teorileri aşan yeni teoriler kurmaya çalışmaktadırlar. Bu dağınıklık dolayısıyla bir Kurumcu Okul’dan söz edilememekte; bu akım içindekiler genel olarak Kurumcular (Institutionalists) diye anılmaktadır.
Günümüzde en tanınmış ve en etkili temsilcileri ABD’de J. K. Galbraith (1908- ), Batı Avrupa’da da İsveçli Gunnar Myrdal (1898- ) ve Fransız François Perroux’ dur. Geçmişteki en önemli temsilcileri arasında T. Veblen (1857-1929) ve W. C. Mitchell (1874-1948) mutlaka anılmalıdır.
Neoklasik iktisat anlayışının çok soyut, somut gerçeklerden kopuk ve mekanistik bir anlayışla kurduğu teorilere karşı, Kurumcular daha somut gerçekleri araştırmaya yönelmiştir. Bunların bir kısmı (örneğin, Galbraith) ileri sanayi kapitalizminin kurumlaşmasından doğan, rekabeti engelleyen oligopolcü yapısını, bir kısmı (örneğin, Mitchell) konjonktür dalgalarının istatistiki tahlillerle gerçek tablosunu, bir kısmı toplumdaki evrimin niteliğini araştırmışlardır. Ancak incelenen konu ne olursa olsun, Kurumcular, somut gerçeklerden hareket etmiş, “insan”ın önemini vurgulamış, -toplumdaki çeşitli biçimleriyle- dengesizliklerin üzerinde durmuştur. Toplumu ve ekonomiyi kendi içinde dengeyi ve optimal durumları sağlayan mekanistik kanunlara bağımlı saymadıkları için devlet müdahalesini kabul etmişler; çağımızdaki temsilcileri de yol gösterici planlamanın önemini vurgulamaktan geri kalmamışlardır.

4. ÖNCÜLERİ
Amerika’dan Veblen, Mitchell, Galbraith, Commons, İsveç’den Myrdal ve Fransa’dan Perroux’dur.
THORSTEİN B.VEBLEN (1857-1929)
Kurumsal iktisada temel teşkil edecek görüşlere sahip olan Veblen;
- «Homo-economicus» kavramını reddetmiş, bireysel davranış güdüsü olarak kişisel çıkarların gösterilmesine karşı çıkmıştır.
- iktisadi kuralların statik olmasının, iktisadi olayların değişmezliğinin mümkün olmadığını savunmuştur.
Liberalizmi ve Kapitalizmi eleştirmesine rağmen Marxizmi de eleştirmiştir. Toplumsal gelişimin gerekli ve mümkün olduğunu kabul etmiş, Marx’ ın kapitalist sistemin yıkılacağı görüşünü paylaşmamıştır.
Kamusal iktisadın önemli temsilcilerinden Mitchell’in bu iktisadi görüşe şu noktalarda katkısı olmuştur.
- Mitchell’in Liberal öğretiyi, parayı sadece bir mübadele aracı olarak gördüğü için eleştirmiş, Keynes’ den çok önce spekülasyon ve ihtiyat güdülerini belirtmiştir.
- Mitchell’in iktisat ilmine gerçek katkısı; konjonktür dalgalanmalarının geniş bir istatistiki tahlilini yapma yoluyla kurduğu konjonktür modelidir. Bu alandaki istatistiki çalışması, gerçekte temeli «para» olan Kapitalizmdeki nicel değişmeleri anlamak için devresel ve uzun dönemli iktisadi hareketleri incelemeye, bu takdirde toplumsal bir denetim uygulanabileceğine olan inancından doğmuştur.
- Konjonktür dalgalanmalarının belli bir düzenle tekrarı, Mitchell’ i, banka reformuna, kamu harcamalarının dengeleyici bir etken olarak kullanabileceğine, iktisadi planlama gereğine, yani devlet müdahaleciliğine götürmüştür.
Mitchell Ücret indirimlerini depresyona karşı bir önlem sayan Klasik Teori’ ye karşı çıkmış, ücret indirimlerinin değil depresyonu önlemek, aksine refahı geciktireceğini Keynes’ ten önce belirtmiştir.
Mitchell’ in istatistiki çalışmaları, daha sonraki ekonometrik tekniklere öncülük etmiştir.
KENNETH GALBRAITH
Kamusal iktisadın başta gelen isimlerinden Galbraıth’in bazı görüşleri şöyledir:
Klasik iktisatta kullanılmayan bazı kavramları iktisada getirmiştir. Örneğin «güç» ve «toplumsal denge» gibi Klasiklerde yeri olmayan kavramlar, Galbraith’ in modelinde, kamu müdahalesi gereğinin temelinde yatar. «Güç» ifadesini şöyle açıklar: Kapitalizmin ileri aşamalarında piyasalar oligopolleştikçe firmaların güç sahibi olmaları söz konusudur. Buna karşılık alıcıların haklarını koruyan birimler de artmaktadır. Böylece piyasalarda güçlü satıcılar karşısında güçlü alıcılar, sendikalar yer alır. Fakat Kapitalizm bu yapısıyla kendiliğinden optimal şartları sağlayamaz. Devlet müdahalesi gereklidir.
«Toplumsal denge» kavramını ise şöyle açıklar: Özel kesimin malları ile kamu hizmetleri aslında birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Bu iki kesimin arz ettiği mal ve hizmetlerarası dengesizlik, bir «toplumsal dengesizliğe» yol açar. Toplum, üretim sorununu çözebilmiş olsa da bölüşüm sorununu çözememiş olmasından dolayı bir toplumsal dengesizlik vardır. Bölüşümün düzeltilmesi, dolayısıyla toplumsal dengenin sağlanması, kamu hizmetlerinin arttırılmasıyla mümkündür.
Galbraith, eşitsizliği tabii bir olay kabul eden Klasik öğretiden ve sınırlı bir milli gelir bölüşümünde sınıflararası çatışmayı öngören Marx’ dan çok uzaktır. Üretim sorununu çözen kapitalist toplumun, gerekli müdahalelerle diğer bütün sorunlarını (bölüşüm ve işsizlik) da çözebilecek yeterlilikte olduğuna inanır.
Galbraith, ücret-fiyat artışlarına karşı kamu müdahalesini, ücret-fiyat kontrollerine kaydırır. Halbuki bu kontroller, ne Kapitalizmin mantığına uygundur, ne de sürekli olabilir. Oysa, Galbraith bu kontroller yoluyla denetimin sürekliliğini savunur.
5. NEO-KURUMCULAR (NEO-ENSTİTÜSYONALİSTLER)
Amerikan ekonomik düşünce tarihinde, Thorstein Veblen, John Commons ve Wesley Clair Mitchell’in kurmuş oldukları kurumcu (enstitüsyonalist) ekonomi okulunda, kurucuları izleyen ekonomistlerin oluşturdukları kuşaklardır.
En tanınmış neo-kurumcular (neo-enstitüsyonalistler) Richard Ely, J-M. Clark, Rexford Guy Tugwell ve Gardiner Means’tir. Walton Hamilton, Robert Hoxie, Selig Perlman, A.B. Wotfe, Morris Copeland ve Edvvin Witte gibi diğer bazı ekonomistler de bu akıma dahildir.
1972 yılında Allan Gruchy, neo-kurumcular kelimesini ikinci kuşak kurumcular olan John Kenneth Galbraith, Clarence Ayres, Gunnar Myrdal ve Gerhard Colm için kullanmıştır. Bugün Evrimci Ekonomi Derneği’nin çıkarmakta olduğu “Journal of Economic Issues” adlı dergiyi çıkaranlar ve yazı yazanların büyük bir kısmı kurumcu görüşleri açıklamaya ve geliştirmeye çalışmaktadırlar.
Bazı kimseler, bugünkü kurumculuğun bir anlam ifade etmediğini, esas olarak ilk üç kurumcunun gerçek hareketi temsil ettiğini iddia etmektedir. Paul Samuelson, bu görüşü savunmakta ve gerçek kurumculuğun 40 yıl önce sona ermiş olduğunu iddia etmektedir. Diğer taraftan kurumcuların birçok fikirlerinin ve konularının ekonomik düşünce akımına girmiş olduğunu iddia edenler de vardır.
Ekonomik kalkınma ile ilgilenen ekonomistlerin ekonomik kararların çerçevesini oluşturan kurumsal yapı üzerinde durmaları, kurumcuların ekonomik analizde görmek istedikleri gelişmelere uygun bulunmaktadır, însan hayatının değeri, kalkınma ve büyümenin çevreye maliyeti, ekonomik faaliyetin modern dünyaya verdiği şekil kurumcuların ekonomik kalkınma büyümeden ziyade ekonominin ilerlemesi ve düzelmesi üzerinde durmalarının isabetini doğrulamıştır.
Gerek ilk kurumcular, gerekse neo-kurumcular, ekonomik karar verme sürecini kültürel ve toplumsal çerçevenin içinde incelemektedir. Kurumculuk, aynı zamanda klasik ve neo-klasik ekonomik teorinin varsayım ve perspektiflerine cephe alan bir hareket sayılmıştır. Bu bakımdan başta Gustav Schmoller olmak üzere akımın savunucuları, Alman Tarihçi Okulu’nun ve Ütopist Sosyalistlerin fikirlerim yansıtmaktadır. Neo-kurumcular ise kurumculuğun yalnız muhalefet olmadığını iddia etmektedirler.
Kurumculuğun esası, kaynakların nasıl kullanılacağı konusunda toplumda oluşan tercihleri şekillendirmeyi ve ifade etmeyi ekonomiye dahil etmeleridir.
Toplumsal değerlerin oluştuğu ve kaynaklarla ilgili kararların alındığı bu karşılıklı etkileşim süreci kurumculuğun en ayırıcı özelliğidir. Öteki ekonomi okullarında bu özellik yoktur.
Kurumculuk, statik ve denge üzerinde değil, süreçler ve evrim üzerinde durmaktadır. Ekonomik karar vermeye katkıların doğal şartı uyum değil, çatışmadır. Kurumculara göre politik ekonomi, piyasaları ve fiyatları yüzeysel bir şekilde incelemekte, modern toplumsal değerlerin kaynak dağılımı sürecinde yansıtılmasını ihmal etmektedir.
Kurumculara göre önemli olan fiyatların nasıl oluştuğu değil, değerlerin nasıl oluştuğu ve değerlendirme sisteminin zaman içinde nasıl değiştiğidir. Bu itibarla kurumcular, kalkınma ve büyümeden çok, ekonomik ilerlemenin, ilerleme fikirlerinin nasıl oluştuğu ve nasıl değiştiği ile ilgilenirler. Bu fikirler, toplumun kurumsal yapısının bütününü ilgilendirdiği için, kurumcular adı yerleşmiştir. Ancak evrimci ekonomi çok daha uygun bir addır. Aynı zamanda kurumcuların kalkınma ekonomisinde başardı olmalarının nedenini de açıklamaktadır

SONUÇ
Bugün iktisat literatüründe birbirine rakip üç yaklaşımdan bahsetmek mümkündür. Bunlar, en temel ve baskın yaklaşımı oluşturan ve klasik iktisat, neoklasik iktisat, Keynesyen iktisat, parasalcı iktisat ve yeni klasik iktisat ve yeni Keynesyen iktisat gibi versiyonlarıyla yerleşik iktisat. Marksizmin ve materyalizmin entellektüel ortamında gelişen radikal iktisat ve bu iki düşünce tarzını değişik düzeylerde eleştirerek farklı bir vizyon getiren kıırumcu iktisatla. Çerçevesini neoklasik iktisadın çizdiği yerleşik iktisat ile radikal iktisat, iktisadi sistemin işleyişine ilişkin oldukça sınırlayıcı ve basitleştirici belirli temel varsayımlar çerçevesinde geliştirdikleri “kapalı” modellere dayanarak bütün ekonomiyi açıklamayı amaçlamaktadırlar. Buna karşılık birçok farklı versiyonu ile kurumcu iktisat, bütün ekonominin işleyişini açıklayan bütüncül bir model önermek yerine ekonominin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin bütüncül bir yaklaşım önermektedir. Bu yüzden kurumcu iktisat, iktisadi gerçekliğin anlaşılmasına yönelik olarak ileri sürülmüş bir model değil, temelde yerleşik ve Marksist iktisadın eleştirisine dayalı, ancak eleştirinin de ötesine geçerek iktisadi sistem ve kurumların nasıl çözümlenmesi gerektiğine ilişkin kapsayıcı alternatif bakış açıları ve bu bakış açılarını sistematize eden terminoloji geliştiren bir düşünceler ve görüşler kümesi olarak algılanmalıdır.
Yerleşik iktisat ile kurumcu iktisat arasındaki ilişkiler ilginç ve paradoksal bir biçimde gelişmiştir. Önceleri, (eski) kurumcu iktisatçılar yerleşik iktisatçıları, iktisadi sistemin esaslı unsurlarını oluşturduğunu savundukları bilgi, kurumsal yapılar, iktidar, mülkiyet hakları ve hukuk sistemi gibi konuları iktisadi incelemenin dışında tuttukları gerekçesiyle kıyasıya eleştirmişlerdir. Bu yerleşik iktisat ile radikal iktisat arasındaki ilk raund, kurumcular lehine sonuçlanmış, söz konusu konular da birer birer yerleşik iktisadın kapsamı içine alınmaya başlanmıştır. Ancak sonuç, kurumcuların tam istediği biçimde gerçekleşmemiştir. Kurumcu iktisat, bir yandan yerleşik iktisadın içeriğini genişletirken öte yandan da onun analiz mantığını alarak ciddi bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşüm, yeni kıırumcu iktisadı ortaya çıkarmıştır. Yeni kurumcu iktisatçılar, yerleşik •iktisadın çözümleme mantığını büyük oranda koruyarak veya onda ufak tefek bazı değişiklikler yapmak suretiyle, kurumcu iktisadın konularını incelemeyi denemektedir.
Yine ironik bir biçimde bazı radikal iktisatçılar da, örneğin Romer, neoklasik iktisattan, yine iktisadi çözümleme mantığını alarak Marksist bakış açısını yeniden üretmeye çalışarak neoklasik Marksizm denebilecek bir yaklaşım ortaya çıkarmışlardır.
Gerek eleştiri konusu olma ve gerekse kullandığı çözümleme mantığını ihraç etme bakımından yerleşik iktisat, sürekli iktisadi düşüncenin odak noktasında yer almaktadır. Yerleşik iktisadın, temelde totolojiye dayandığı için her durumu uygulanabilen çözümleme mantığı, estetik grafikleri ve matematiksel araçları kullanabilme imkanının verdiği ifade kolaylığı gibi faktörlerin de yardımıyla, bütün farklı yaklaşımları bir çatı altında toplama eğilimi taşımaktadır. Bu özellikler, aynı zamanda, eğitimden aileye, sağlıktan hukuka, kültürden sanata kadar bir çok alanı içine alacak biçimde inceleme alanını sürekli genişleten iktisat bilimini, sosyal bilimler içerisinde emperyal bir bilim haline getirmeye başlamıştır.
Sosyal bilimlerin kraliçesi (iktisatçılara göre) iktisat, yerleşik iktisat, radikal iktisat ve kurumcu iktisat sacayağı üzerinde evrilmeyi sürdürmektedir. Ancak radikal iktisat, biraz da siyasal ve toplumsal nedenlerle marjinalleştiği için, çağdaş iktisat biliminin yelpazesi üç “yeni” arasındaki etkileşimle belirlenmektedir: Yeni klasikler, yeni Keynesyenler ve yeni kurumcular.
Burada belirtmek gerekir ki, yerleşik iktisadın içinde ele alınan yeni Keynesyen iktisadın birçok yönüyle yerleşik iktisattan çok kurumcu ve radikal iktisada benzediğini söylemek mümkündür. Bu yönüyle yeni Keynesyen iktisat, yerleşik iktisat ile yerleşik olmayan (unortodoks) iktisat arasında etkileşim ve geçişleri sağlayan bir köprü durumundadır.
Yeni Keynesyenlerin bu konumu literatürde üçlü bir sentezin mümkün olup olmayacağı tartışmasını başlatmaktadır. Buna göre neoklasik mikroiktisat ile Keynesyen makroiktisadı sentezleyen neoklasik senteze evrimci iktisat eklenerek üçlü bir sentez oluşturulmalıdır. Bu sentezin üç ismi Marshall, Keynes ve Veblen’dir. Ancak böyle bir sentezleme girişiminin başarıya ulaşması çok kolay gözükmemektedir. Çünkü, iktisadi düşünce içerisindeki farklılık ve zıtlıklar, aynı zamanda, bu bilgi alanının dinamizminin de kaynağını oluşturmaktadır.
Sonuç, “tarihin sonu” gelmedikçe iktisadi düşüncedeki farklılaşmanın da “sonu” gelmez. Çünkü, iktisadi düşünce, “tarih”in bir fonksiyonudur.

KAYNAKLAR
AKTAN, C. Can; “İlkçağdan Günümüze İktisadi Düşünce Okulları”, (Prof. Dr. Nezihe Sönmez’e Armağan), İzmir-1997,s.61.
DEMİR, Ömer; “Kurumcu İktisat”, Vadi Yayınları, Ankara, 1996,s.89-90.
KÖK, Recep; “İktisadi Düşünce Kavramların (Kavramların Analitik Evrimi), Anadolu Matbaacılık, İzmir,1999,s.273.
www.canaktan.org/ekonomi/anayasal _iktisat/diğer_yazilar/vural-kurumsaliktisat. pdf Erişim Tarihi:31.12.2002
www.canaktan.org/ekonorni/iktisat-okullari/okullar/kurumsal.htm Er.T: 27.12.2002.
www.ozyazilim.com/ozgur/marrnara/orgut/kururnsallik.htm Er. Tarihi: 31.12.2002.
www.canaktan.org/ekonomi/iktisat-okullari/okullar/kururnsal.htm E.Tr.:27.12.2002.
www.ozyazilim.com/ozgur/rrmrmara/orgut/kurumsallik.htm Er. Tarihi: 31.12.2002.
www.maximumbilgi.com/ekonomi/neons.htm Er. Tarihi. 05.05.2003.

İÇİNDEKİLER
KURUMCU OKUL(INSTITUTIONALİSM) 1
GİRİŞ 1
1. KURUMCU YAKLAŞIM NASIL DOĞMUŞTUR? 1
1.1. KURUMCULARIN ÖZELLİKLERİ 2
2. KURUMSAL İKTİSATIN GELİŞİM SÜRECİ 4
2.1. KURUMCU DÜŞÜNCE AKIMI VE DAYANDIĞI FELSEFE : PRAGMATİZM 6
3. KURUMCU EKONOMİ 6
4. ÖNCÜLERİ 8
5. NEO-KURUMCULAR (NEO-ENSTİTÜSYONALİSTLER) 10
SONUÇ 12
KAYNAKLAR 14

Leave a Reply

borsa yorumlar  magazin  spor  sosyete  futbol  haberler