TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER 2000
TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER 2000
REEL EKONOMİ
BÜYÜME
ÜRETİM
FİYAT HAREKETLERİ
İSTİHDAM
KAMU KESİMİ
KONSOLİDE BÜTÇE
İÇ BORÇLANMA
PARA VE SERMAYE PİYASALARI
PARA PİYASASI
SERMAYE PİYASALARI
ÖDEMELER DENGESİ
CARİ İŞLEMLER
SERMAYE HAREKETLERİ
REZERV HAREKETLERİ
YAPISAL REFORMLAR
ÖZELLEŞTİRME FAALİYETLERİ
TELEKOMÜNİKASYON KURUMU
TÜRK AKREDİTASYON KURUMU
BANKACILIK REFORMU
TARIM SEKTÖRÜ
A. REEL EKONOMİ
1. BÜYÜME
1999 sonlarına gelindiğinde ekonominin makro dengelerindeki sürdürülemez yapı, orta vadeli ve kapsamlı bir programın uygulamaya konulmasını zorunlu hale getirmiştir.
1999 yılında yüzde 6,1 gerileyen GSMH, 2000 yılında aynı oranda artış göstermiştir. 1999 sonlarına gelindiğinde ekonominin makro dengelerindeki sürdürülemez yapı, orta vadeli ve kapsamlı bir programın uygulamaya konulmasını zorunlu hale getirmiş, 2000 yılında IMF desteğinde 3 yıllık bir programın uygulanmasına başlanmıştır. Kasım ayında yaşanan krize kadar başarılı bir şekilde sürdürülen program beklenildiği şekilde büyümeyi artırıcı etkide bulunmuştur.Hızla düşen faizlerin ve değerlenen TL’nin etkisiyle iç talep artış göstermiş ve 1999 yılında yüzde 6,1 gerileyen GSMH, 2000 yılında aynı oranda artış göstermiştir.
1999 yılının sonlarına doğru canlanma eğilimine giren ekonomi bu trendi 2000 yılında artırarak sürdürmüştür. 2000 yılının ilk çeyreğinde 4,2, ikinci çeyreğinde yüzde 4,9 artan GSMH, uygulanan programın olumlu etkisiyle üçüncü çeyrekte yüzde 7,2, son çeyrekte ise yüzde 7,6 büyümüştür. 1999 yılının Ağustos ayında yaşanan depremin Marmara Bölgesindeki sanayi kuruluşlarında yarattığı ağır hasar sebebiyle aynı yılın üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde yaşanan yüksek oranlı daralmaların da 2000 yılının ikinci yarısında görülen yüzde 7’nin üzerindeki büyümede etkisi bulunmaktadır.
Hızlı büyüme ve talep artışı programın zayıf noktasını da teşkil etmiştir. Gerçekte bu hızlı büyüme ve talep artışı programın zayıf noktasını da teşkil etmiştir. Güçlü talep artışı bir taraftan program hedeflerinden biri olan enflasyonun düşürülmesinde beklenen hızın yakalanamamasına sebep olurken, bir yandan da dış ticaret açığı yoluyla cari işlemler dengesinin önemli açıklar vermesine sebep olmuştur.
2000 yılında net yurt dışı faktör gelirlerinin bir önceki yıla göre daha düşük artış göstermesi neticesinde GSYİH artış oranı GSMH’ya kıyasla 1,1 puan fazla gerçekleşerek yüzde 7,2 olmuştur.
Kişi başına düşen GSMH 1999 yılına göre yüzde 3,7’lik artışla 2.986 dolara yükselmiştir. Sonuç olarak, 2000 yılında GSMH cari fiyatlarla 125,97 katrilyon olarak gerçekleşmiştir. Kişi başına düşen GSMH 1999 yılına göre yüzde 3,7’lik artışla 106 dolar artarak 2.986 dolara yükselmiştir. Yine de bu rakamla ancak 1996 yılındaki kişi başına düşen gelir yakalanmış olmakta ve 1999’daki daralma 2000 yılında telafi edilememiş gözükmektedir.
Kaynak: DİE
CARİ FİYATLARLA GSMH VE KİŞİ BAŞINA GSMH
1995 1996 1997 1998 1999 2000
GSMH (trilyon TL) 7.855 14.978 29.393 53.518 78.283 125.971
Kişi Başına GSMH ($) 2.806 2.928 3.079 3.255 2.879 2.986
Kaynak: DİE
Üçüncü çeyrekte yüzde 9,6 büyüyen sanayi sektörü, 2000 yılının son çeyreğinde büyümesini yavaşlatarak yüzde 5,2’ye düşürmüştür.
Mali kuruluşların büyüme oranı ise sektörlerde görülen genel gidişatın tersine bir seyir izlemiştir. Sanayi ve Hizmetler sektörlerindeki üçer aylık gelişmeler ekonominin genel gidişatını da çok iyi yansıtmaktadır. Açıklanan programın etkisiyle sektörler son çeyreğe kadar gittikçe artan oranlarda büyüme gösterirken, Kasım ayında yaşanan kriz ve faizlerin artması üretimde kendisini son çeyrekte göstermiştir. Üçüncü çeyrekte yüzde 9,6 büyüyen sanayi sektörü, 2000 yılının son çeyreğinde büyümesini yavaşlatarak yüzde 5,2’ye düşürmüştür. İmalat sanayiindeki yüzde 10,7’lik önemli sıçrama ise son çeyrekte yüzde 5,9’a gerilemiştir.
Mali kuruluşların büyüme oranı ise sektörlerde görülen genel gidişatın tersine bir seyir izlemiştir. Programın açıklanmasıyla birlikte devletin borçlanma faizlerinde yaşanan hızlı düşüşün bunda büyük katkısı bulunmaktadır. Birinci çeyrekte yüzde 2,1 büyüyen mali kuruluşlar ikinci çeyrekte yüzde 1,4, genel ekonomide yüzde 7,8’lik büyüme yaşanan üçüncü çeyrekte ise ancak yüzde 0,7 büyüdükten sonra, Kasım krizini içeren son çeyrekte yüzde 0,5 küçülmüştür.
2000 YILINDA SABİT FİYATLARLA SEKTÖREL BÜYÜME HIZLARI (Faktör Fiyatlarıyla)
I. ÇEYREK II. ÇEYREK III. ÇEYREK IV. ÇEYREK YILLIK
TARIM 2,6 2,0 1,9 12,0 4,1
SANAYİ 1,9 3,1 9,6 5,2 5,0
Madencilik -0,3 -1,5 -4,4 0,5 -1,7
İmalat Sanayii 1,4 2,8 10,7 5,9 5,3
Enerji 5,6 8,0 9,1 2,3 6,2
HİZMETLER 4,6 5,7 7,6 7,0 6,3
İnşaat -1,5 5,0 11,7 7,6 6,3
Ticaret 9,8 9,1 12,0 11,4 10,7
Ulaştırma ve Haberleşme 4,7 4,9 4,1 5,7 4,8
Devlet Hizmetleri 0,8 2,3 2,2 2,2 1,9
Diğer Hizmetler 0,2 1,6 1,8 1,9 1,4
GSYİH (faktör fiyatlarıyla) 3,6 4,5 6,6 7,1 5,6
NET DIŞ ALEM FAKTÖR GELİR. -51,9 -107,1 47,9 -188,0 -74,6
GSMH (faktör fiyatlarıyla) 2,0 2,9 5,9 6,3 4,5
DOLAYLI VERGİ-SÜBVANSİYON 23,7 25,1 21,3 19,4 22,2
GSMH (alıcı fiyatlarıyla) 4,2 4,9 7,2 7,6 6,1
Kaynak: DİE
Talep unsurunu yansıtan harcamalar yöntemiyle GSYİH’ya bakacak olursak, 1999 yılında devletin nihai tüketim harcamaları dışında düşüş gösteren tüm kalemlerin 2000 yılında önemli artış gösterdiği görülmektedir.
1999 yılında yüzde 15,7 gerileme gösteren sabit sermaye oluşumu 2000 yılında yüzde 16,5 artmıştır. 1999 yılında yüzde 15,7 gerileme gösteren sabit sermaye oluşumu 2000 yılında yüzde 16,5 ile en fazla artış gösteren ana harcama grubu olmuştur. Gayri safi sabit sermaye oluşumu içerisinde yüzde 26 payı olan kamu sektöründeki gayri safi sabit sermaye oluşumu artış oranı yüzde 19,7 olarak gerçekleşmiştir. Kamu sabit sermaye oluşumları içinde en hızlı artışı ise yüzde 31,6 ile bina inşaatı göstermiştir.Özel sektör gayri safi sabit sermaye oluşumu yüzde 15,4 artış gösterirken, bina inşaatı için özel sektörün yaptığı harcamalar 1999 yılına göre yüzde 11 gerileme göstermiştir. Buna karşılık, özel sektörün gayri safi sabit sermaye oluşumu içerisinde yüzde 65’lik payı olan makine teçhizat yatırımları 2000 yılında yüzde 37,3 artış göstermiştir.
GSYİH içinde yüzde 70’lik payı olan özel nihai tüketim harcamaları içerisinde dayanıklı tüketim malları satışı 2000 yılında bir önceki yıla göre yüzde 27,5 artış göstermiştir. GSYİH içinde yüzde 70’lik payı olan özel nihai tüketim harcamaları içerisinde dayanıklı tüketim malları satışı 2000 yılında bir önceki yıla göre yüzde 27,5 artış göstermiştir. 2000 yılında hızla düşen tüketici kredi faizlerinin bu artışta çok büyük payı bulunmaktadır.Devletin nihai tüketim harcamaları içinde maaş ve ücretler 2000 yılında sadece yüzde 1,9 artış gösterirken, diğer cari harcamaları yüzde 12,4 artış göstermiştir.
HARCAMALAR YÖNTEMİYLE 2000 YILI GSYİH (Sabit Fiyatlarla % Değişim)
I. ÇEYREK II. ÇEYREK III. ÇEYREK IV. ÇEYREK YILLIK
Özel Nihai Tüketim Harcama. 4,3 4,7 9,9 5,8 6,4
Gıda, İçki 1,1 3,6 6,0 0,1 3,2
Dayanıklı Tüketim Malları 24,2 26,7 39,7 19,5 27,5
Konut Sahipliği -1,0 -1,0 0,1 2,0 0,0
Devletin Nihai Tüketim Harca. -0,7 12,6 9,7 5,7 7,1
Maaş, Ücret 0,8 2,3 2,2 2,2 1,9
Diğer Cari Harcamalar -3,9 25,5 17,9 7,8 12,4
Gayri Safi Sabit Sermaye Oluş. 9,2 17,4 20,2 17,3 16,5
Kamu Sektörü 10,8 21,8 21,6 19,9 19,7
Makine Teçhizat 54,7 37,2 -17,1 18,5 20,5
Bina İnşaatı 7,9 7,7 23,0 55,4 31,6
Bina Dışı İnşaat -18,9 14,3 46,7 -2,0 12,2
Özel Sektör 8,9 15,9 19,7 15,9 15,4
Makine Teçhizat 23,6 38,8 52,5 33,2 37,3
Bina İnşaatı -10,7 -11,8 -11,2 -9,9 -11,0
Mal ve Hizmet İhracatı 12,1 25,9 24,8 13,8 19,3
Mal ve Hizmet İthalatı 34,8 25,2 23,4 19,5 25,4
GSYİH (Harcamalar Yoluyla) 5,4 6,2 8,0 8,3 7,1
GSYİH (Üretim Yoluyla) 5,6 6,4 7,8 8,3 7,2
Kaynak: DİE
2. ÜRETİM
1999 yılında yüzde 3,8 gerileyen sanayi üretimi, 2000 yılında yüzde 5,4 artış kaydetmiştir. Ekonomide 2000 yılında yaşanan olumlu gelişmeler kendini sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranlarında da göstermiştir. 1999 yılında yüzde 3,8 gerileyen sanayi üretimi, 2000 yılında yüzde 6,1 artış kaydetmiştir. Sanayi üretiminin yüzde 87’sini oluşturan imalat sanayi ise 1999 yılında yüzde 4,2 gerilemişken, 2000 yılında üretimini yüzde 6,5 artırmayı başarmıştır. İmalat sanayi içinde ise en kayda değer gelişmeyi 1999 yılında yüzde 18,6 gerileyen taşıt araçları ve karoseri imalatı, yüzde 47,8’lik artışla göstermiştir.
1999 yılında 222 bin adet üretilen otomobil, 2000 yılında düşük tüketici kredileri sayesinde satışların artmasıyla yüzde 38’lik artışla 306 bin adet üretilmiştir. 2000 yılında minibüs-midibüs üretimi yüzde 46, otobüs üretimi yüzde 76, kamyonet üretimi yüzde 58 artarken, kamyon üretimi yüzde 118 artmıştır.
Dünyanın en zengin maden rezervlerine sahip ülkeler arasında yer almamıza rağmen, madencilik sektörü üretimi 1999 yılında yüzde 9,9 geriledikten sonra 2000 yılında da yüzde 2,8 gerilemiştir.
SANAYİ ÜRETİMİ 2000 YILI YÜZDE DEĞİŞMELERİ
Devlet Özel Toplam Pay (%)
TOPLAM SANAYİ -4,3 10,5 6,1 100
Madencilik Sektörü -7,2 16,1 -2,8 4,9
İmalat Sanayi Sektörü -6,3 9,8 6,5 86,9
Gıda ve İçecek -14,4 6,2 3,7 10,6
Tekstil Ürünleri -6,3 10,1 10,0 10,9
Giyim Eşyası -50,4 7,4 6,6 5,4
Taşıt Araçları, Karoseri - 47,8 47,8 6,3
Elektrik, Gaz ve Su Sek. 1,6 30,4 7,5 8,2
Kaynak: DİE
1999 yılının Ağustos ayında yaşanan depremin yarattığı üretim düşüşünün de etkisiyle 2000 yılı Ağustos ayında sanayi üretim endeksi yüzde 17,3 gibi oldukça yüksek bir artış kaydetmiştir. Sanayi üretiminde göze çarpan husus, devletin imalat sanayinin hemen tüm alt kollarında üretimini geriletmesine rağmen özel sektörde yüzde 10,5 gibi yüksek oranlı bir üretim artışı yaşanması olmuştur. Özel sektördeki bu yüksek oranlı artışın bir sebebi de, 1999 yılında toplam sanayi üretiminde kamu kesimi yüzde 0,1 artış gösterirken, özel sektörün yüzde 5,3 gerileme kaydetmiş olmasıdır.Toplam sanayi üretimi 2000 yılının birinci çeyreğinde yüzde 3,1, ikinci çeyreğinde yüzde 4,6 büyürken, büyüme oranı üçüncü çeyrekte büyük bir sıçrama yaparak yüzde 10,1’e yükselmiş, Kasım ayında yaşanan kriz ve yükselen faizlerin etkisiyle son çeyrekte yüzde 6,1’e gerilemiştir.1999 yılının Ağustos ayında yaşanan depremin yarattığı üretim düşüşünün de etkisiyle 2000 yılı Ağustos ayında sanayi üretim endeksi yıllık yüzde 17,3 gibi oldukça yüksek bir artış kaydetmiştir. Kasım ayında yaşanan kriz ise kendisini Aralık ayında yüzde 4,1 azalan sanayi üretimi ile göstermiştir.
Sanayi üretiminde yaşanan artış kendini kapasite kullanım oranlarında da göstermiştir. Sanayi üretiminde yaşanan artış kendini kapasite kullanım oranlarında da göstermiştir. 2000 yılında tüm çeyrekler itibariyle kapasite kullanım oranı 1999 yılına göre yüksek gerçekleşmiştir. Kapasite kullanım oranı özellikle yılın ikinci yarısında 1999 yılına göre 5-6 puan daha yüksek seyretmiştir.
Kaynak: DİE
Ekim ayında yüzde 81,9 olan oran, krizin yaşandığı Kasım ayında yüzde 79,8’e ve Aralık ayında da yüzde 74,5’e gerilemiştir. Son çeyrekte kapasite kullanım oranının Kasım krizine rağmen üçüncü çeyreğe göre daha yüksek çıkması, krizin üretimi etkilemediğini göstermekten ziyade, Kasım krizi yaşanmamış olsaydı bu çeyrekte kapasite kullanım oranının yüzde 80’lerin üzerinde gerçekleşeceğini göstermektedir. Zira, Ekim ayında yüzde 81,9 olan oran, krizin yaşandığı Kasım ayında yüzde 79,8’e ve Aralık ayında da yüzde 74,5’e gerilemiştir. Aynı eğilim Şubat krizi ile devam etmiş ve 2001 Nisan ayı itibariyle yüzde 70’in altına inmiştir.
3. FİYAT HAREKETLERİ
Uzun yıllar hükümet programlarında öncelikli konular arasında yer alan enflasyonla mücadele hususunda 1999 yılında da önemli bir başarı sağlanamaması, 2000 yılı için çok daha sıkı hedeflerin belirlenmesi ve uygulanması yönünde siyasi iradenin ortaya konmasını gündeme getirmiştir.
1999 yılı sonunda IMF ile imzalanan 3 yıllık stand-by anlaşması ile TEFE 2000 yılı için yüzde 20 olarak belirlenmiştir. 1999 yılı sonunda IMF ile imzalanan 3 yıllık stand-by anlaşması çerçevesinde TEFE 2000 yılı için yüzde 20, 2001 yılı için yüzde 10 ve 2002 yılı için yüzde 5 olarak belirlenmiştir. Aynı dönemde TÜFE için oranlar yüzde 25, yüzde 12 ve yüzde 7 olarak öngörülmüş idi.
Aylık fiyat artış hızları, Mart ayından itibaren yavaşlama eğilimine girmiştir. 2000 yılı Ocak ve Şubat aylarında tarımsal ürün ve ham petrol fiyatlarındaki hızlı artışların da etkisiyle beklentilerin üzerinde gerçekleşen aylık fiyat artış hızları, Mart ayından itibaren yavaşlama eğilimine girmiştir.Özellikle, Ocak ve Şubat aylarında özel sektör toptan eşya fiyat endeksinin kamununkine kıyasla daha yüksek çıkması, özel sektöre yönelik eleştirilerde bulunulmasına sebep olmuştur. Özel sektör temsilcileri ise yaptıkları savunmada 1999 yılında kamu kesiminin fiyat artışının yüzde 117,7 olarak gerçekleşmesine karşın özel sektördeki artışın yüzde 48,4’te kaldığını öne sürülmüşlerdir. Kamu kesiminin özellikle program başlamadan hemen önce yaptığı zamlarla Aralık ayında sebep olduğu yüzde 14’lük TEFE artışı, kendisini birkaç ay süreyle özel sektörün ürettiği mallarda da göstermiştir.
Haziran ayında TÜFE’nin yüzde 0,7, TÜFE’nin ise yüzde 0,3 gibi oldukça düşük seviyede gerçekleşmiş olması program hedeflerinin tutturulacağı yönünde umutları artırmıştır. TÜFE Ocak ayında yüzde 4,9, Şubat ayında ise yüzde 3,7 olarak gerçekleşirken, TEFE yüzde 5,8 ve yüzde 4,1 gibi program hedefleriyle uygun olmayan derecede yüksek çıkmıştır. Ancak, Mart ayından itibaren fiyat hareketlerindeki artışlar açıklanan programla uyumlu bir şekilde seyrederek, enflasyon hızla düşüş eğilimine girmiştir. Haziran ayında TÜFE’nin yüzde 0,7, TEFE’nin ise yüzde 0,3 gibi oldukça düşük seviyede gerçekleşmiş olması program hedeflerinin tutturulacağı yönünde umutları artırmıştır. Bu ayda özel sektör toptan eşya fiyat endeksi ise 0,3 gerileme göstermiştir.Sebze, meyve fiyatlarının daha da düşmesiyle Temmuz ayında enflasyonun eksiye düşeceği beklentisi doğmasına rağmen, yaşanan aşırı sıcakların etkisiyle tarımsal üretim beklendiği ölçüde gerçekleşmemiş ve enflasyon biraz kıpırdanma göstermiştir.
Yıl sonu itibariyle, TEFE yüzde 32,7, TÜFE ise yüzde 39,1 artış göstermiştir. Yıl sonu itibariyle, TEFE yüzde 32,7, TÜFE ise yüzde 39 artış göstermiştir. 2000 yılının ilk iki ayı yerine 2001 yılının ilk iki ayının dahil edildiği yıllık enflasyona bakılacak olursa TEFE yüzde 26,5, TÜFE ise yüzde 33,4’e gerilemiştir. Böylece, hedeflenen enflasyon oranlarına yaklaşık 6 puan daha yaklaşılmış olmaktadır.
Kaynak: DİE
Kaynak: DİE
4. İSTİHDAM HANEHALKI İŞGÜCÜ ANKETİ TEMEL GÖSTERGELERİ (Bin Kişi)
1999 2000-I 2000-II 2000-III 2000-IV 2000
İşgücü 22.925 20.726 22.727 23.022 21.547 22.029
İstihdam Edilenler 21.236 19.006 21.312 21.727 20.182 20.578
Eksik İstihdam 2.331 1.885 1.675 1.282 1.298 1.541
İşsiz Sayısı 1.689 1.720 1.415 1.295 1.366 1.451
İşsizlik Oranı (%) 7,4 8,3 6,2 5,6 6,3 6,6
İşgücüne Katılma Oranı 52,1 46,7 50,9 51,3 47,8 49,2
Kaynak: DİE
1998 yılında yüzde 6’lar seviyesinde olan işsizlik oranı 1999 yılında yaşanan yüzde 6,1’lik daralmayla yüzde 7’ler seviyesine çıkmış, 2000 yılında ise yüzde 6,3’e gerilemiştir. 1998 yılında yüzde 6’lar seviyesinde olan işsizlik oranı 1999 yılında yaşanan yüzde 6,1’lik daralmayla yüzde 7’ler seviyesine yükselmiştir. 2000 yılında ise istihdam azalış göstermesine rağmen, işgücünde daha fazla bir düşüş olmasından dolayı işsizlik oranı gerileme göstermiştir. Yıl içinde ise son çeyreğe kadar hem işgücü, hem de istihdam sayısı artış göstermiş ve üçüncü çeyrekte işsizlik oranı yüzde 5,6’ya kadar gerilemiştir.
İSTİHDAMIN SEKTÖRLERE GÖRE DAĞILIMI (Bin Kişi)
1998 1999 2000-1 2000-2 2000-3 2000-4
T. İstihdam 21.393 21.236 19.006 21.312 21.727 20.182
Tarım 8.777 8.595 6.284 7.627 8.163 6.628
Sanayi 3.614 3.664 3.449 3.814 3.851 3.811
Hizmetler 9.002 8.977 9.273 9.871 9.713 9.743
Kent 10.507 10.616 10.461 11.293 11.529 11.198
Kır 10.886 10.620 8.545 10.019 10.198 8.984
Kaynak: DİE
2000 yılında özellikle tarım dışı istihdam artış göstermiştir. Turizm ve ticaret alanındaki canlanma sebebiyle hizmetler sektöründe çalışanların sayısı yılın son çeyreği itibariyle, 1999 yılının Ekim ayına göre yüzde 8,5 artış göstermiştir. Aynı dönemde tarım sektöründe çalışanların sayısı yüzde 16,4 gerileme kaydetmiştir.
2000 yılında istihdamın yüzde 45’i kırsal kesimde yüzde 55’i kentlerde gerçekleşmiştir. İstihdamın yarıya yakını hizmetler sektöründe gerçekleşirken, tarımda çalışanların oranı yüzde 35, sanayide çalışanların oranı ise yüzde 18 olmuştur.
B. KAMU KESİMİ
1999 yılı sonuna gelindiğinde Türkiye ekonomisi, reel faizlerin sürdürülemez düzeylere yükseldiği, kamu finansman dengesinin önemli ölçüde bozulduğu, iç borç stokunun hızla arttığı, fiyat artışlarının tekrar hızlanma eğilimi kazandığı ve GSMH’nın önemli ölçüde daraldığı bir durum arz etmekteydi.
2000-2002 dönemini kapsayan makro ekonomik program 2000 yılı içerisinde kamu maliyesi üzerinde olumlu etkiler bırakmıştır. Ekonominin makro dengelerindeki bu sürdürülemez yapı, orta vadeli ve kapsamlı bir programın uygulamaya konulmasını zorunlu hale getirmiştir.Bu çerçevede, 2000-2002 dönemini kapsayan ekonomik program, her ne kadar 2001 yılı Şubat ayında yaşanan kriz ile yerini başka bir programa terk etmiş olsa da 2000 yılı içerisinde kamu maliyesi üzerinde olumlu etkiler bırakmıştır.
KKBG’nin 2000 yılında 13.527 trilyon olarak gerçekleşerek GSMH’ya oranının yüzde 10,7’ye gerilemesi beklenmektedir. Kamu açıkları 1988 yılı sonrasında sürekli artma eğilimi göstermiş ve 1993 yılında GSMH’nın yüzde 12’sine ulaşarak 1994 yılında yaşanan finansal krizin en önemli nedenini oluşturmuştur. 1995 yılında kamu açıklarında bir miktar iyileşme sağlanmış, ancak bu iyileşme izleyen yıllarda devam ettirilememiş ve Kamu Kesimi Borçlanma Gereğinin (KKBG) GSMH’ya oranı 1999 yılında yüzde 15,3’e yükselmiştir. Uygulanan programın olumlu etkisiyle 1999 yılında 11.994 trilyon TL olan KKBG’nin, 2000 yılında 13.527 trilyon TL olarak gerçekleşerek GSMH’ya oranının yüzde 10,7’ye gerilemesi beklenmektedir.Son on yıllık dönemde kamu açıklarındaki artışta faiz ödemeleri ve özellikle 1992 sonrası dönemde sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerdeki yükselme önemli rol oynamıştır.
* DPT Tahmini
1. KONSOLİDE BÜTÇE
2000 yılında konsolide bütçe gelirleri 33,8 katrilyon, giderleri ise 46,6 katrilyon TL olarak gerçekleşmiştir. 2000 yılında konsolide bütçe gelirleri 33,8 katrilyon, giderleri ise 46,6 katrilyon TL olarak gerçekleşmiştir. Böylece bütçe dengesi 12,8 TL açık vermiştir. Harcamalar 2000 yılı bütçe hedefleriyle hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşirken, gelirler hedefin 1,2 katrilyon üzerinde gerçekleşmiştir.
Konsolide bütçe açığının GSYİH’ya oranı 1999 yılında yüzde 11,7 iken 2000 yılında yüzde 10,3’e gerilemiştir. Konsolide bütçe açığının GSYİH’ya oranı 1999 yılında yüzde 11,7 iken 2000 yılında yüzde 10,3’e gerilemiştir. Konsolide bütçe gelirlerinin GSYİH’ya oranı ise aynı dönemde yüzde 24,5’ten yüzde 27’ye yükselmiştir. 1999 yılı ile kıyaslandığında konsolide bütçe gelirleri yüzde 78,3 artarken, giderler yüzde 65,9 artış göstermiştir.
Gelirlerdeki artışın temel nedeni yine 2000 yılında uygulanan olan ekonomik program olmuştur. Gelirlerdeki artışın temel nedeni yine 2000 yılında uygulanan ekonomik program olmuştur. Faiz oranlarındaki hızlı ve yüksek oranlı düşüşün ve uygulanmakta olan kur politikasının sonucu olarak değerlenen TL’nin etkisiyle tüketim ve yatırım mallarına olan talep artış göstermiştir. Bir taraftan KDV tahsilatı artarken, diğer taraftan firmaların artan kârlılıklarından dolayı kurumlar vergisi artmıştır. 2000 yılında patlayan ithalattan alınan vergideki artış da gelirlerin artmasındaki bir diğer etkendir. 2000 yılında gerçekleştirilen bedelli askerlik uygulamasından 320 trilyon TL gelir elde edilmiştir.
2000 yılında bir önceki yıla göre, kurumlar vergisi ek kurumlar vergisi ile birlikte yüzde 61,7, dış ticaretten alınan vergi yüzde 117 artış göstermiş ve KDV gelirlerindeki artış da yüzde 84,4 olmuştur. Diğer taraftan, deprem nedeniyle konulan ek vergiler ve bazı mal ve hizmetlerdeki KDV oranının 2 puan artırılması da vergi gelirlerinde artışa sebep olmuştur.2000 yılında bir önceki yıla göre, kurumlar vergisi ek kurumlar vergisi ile birlikte yüzde 61,7, dış ticaretten alınan vergi yüzde 117 artış göstermiş ve KDV gelirlerindeki artış da yüzde 84,4 olmuştur.Sonuç olarak, 2000 yılında vergi gelirleri 1999 yılına göre yüzde 79,1 artış göstererek 14,8 katrilyondan 26,5 katrilyon TL’ye yükselmiştir.
1999 yılında 1,6 katrilyon TL olan faiz dışı fazla, 7,6 katrilyon TL’ye ulaşmıştır. 2000 yılında konsolide bütçe 12,8 katrilyon açık vermesine rağmen 1999 yılında 1,6 katrilyon TL olan faiz dışı fazla, 7,6 katrilyon TL’ye ulaşmıştır. Faiz ödemeleri bütçenin en büyük gider kalemi olmaya devam etmiştir. 2000 yılı konsolide bütçe giderlerinin yüzde 44’ü faiz ödemelerinden oluşmaktadır. 2000 yılında faiz ödemeleri bir önceki yıla göre yüzde 90,7 artış göstererek 20,4 katrilyona ulaşmıştır.
Sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferler, 2000 yılında sadece yüzde 17,3 artış göstererek 3,2 katrilyon olarak gerçekleşmiştir. Bütçe giderlerinin ikinci en büyük kalemi olan personel giderleri ise 2000 yılında bir önceki yıla göre yüzde 44,4 artış göstererek 10 katrilyon TL’ye yükselmiştir.Transfer harcamaları içinde dikkat çeken bir diğer kalem ise sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerdir. 1992 sonrası dönemde sorun olmaya başlayan sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferler, 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı kanunla getirilen bir dizi önlem sonucu 2000 yılında sadece yüzde 17,3 artış göstererek 3,2 katrilyon TL olmuştur.
Emekli Sandığı ve Bağkur’a yapılan transferlerde yine önemli artışlar gözlenirken SSK’ya yapılan transferler 1999 yılında 1,1 katrilyon iken, 2000 yılında 400 trilyona gerilemiştir.
KONSOLİDE BÜTÇE DENGESİ (Cari Fiyatlarla-Milyar TL)
1999 2000
GELİRLER 18.933.065 33.756.437
Vergi Gelirleri 14.802.280 26.514.127
Gelir Vergisi + Ek Gelir Vergisi 4.957.921 6.307.834
Kurumlar Vergisi + Ek Kur. Verg. 1.579.477 2.554.056
Faiz Vergisi 5 1.640.657
Dahilde Alınan KDV 2.433.262 4.487.803
Özel İletişim Vergisi 5 415.872
Dış Ticaretten Alınan Vergi 1.976.954 4.289.401
Katma Bütçe 275.388 465.991
HARCAMALAR 28.084.685 46.602.627
Faiz Dışı Harcamalar 17.363.845 26.162.765
Personel 6.911.927 9.982.149
Diğer Cari 2.260.863 3.611.314
Yatırım 1.544.427 2.472.317
Faiz ödemeleri 10.720.840 20.439.862
Dış 896.218 1.648.000
İç 9.824.622 18.791.862
KİT’lere Transferler 416.800 885.908
Sosyal Güvenlik 2.750.000 3.225.685
FAİZ DIŞI DENGE 1.569.220 7.593.672
BÜTÇE DENGESİ -9.151.620 -12.846.190
Kaynak: Maliye Bakanlığı
2. İÇ BORÇLANMA
ÖDEMELER STOK BORÇL.
ANAPARA FAIZ TOPLAM BORÇLANMA NET ARTIŞ B. STOKU VADESİ (AY) VADESİ (AY)
1999 TOPLAM 15,579,145 9,898,624 25,477,769 26,886,405 11,307,260 22,920,145
KAĞIDA BAĞLI OLAN 15,579,145 9,894,385 25,473,529 26,886,405 11,307,260 22,920,145 16.3 15.8
TAHVILLER 6,116,357 4,889,437 11,005,795 20,027,769 13,911,412 19,683,392 18.7 19.4
Nakit 3,970,095 4,313,319 8,283,413 17,115,009 13,144,915 16,960,758 13.6 20.2
Nakit Dışı 2,146,263 576,119 2,722,382 2,912,760 766,497 2,722,634 50.2 14.5
BONOLAR 9,462,788 5,004,947 14,467,735 6,858,636 -2,604,152 3,236,753 1.7 5.3
Nakit 9,317,824 5,004,947 14,322,771 6,858,636 -2,459,188 3,236,753 1.7 5.3
Nakit Dışı 144,964 0 144,964 0 -144,964 0 - -
KAĞIDA BAĞLI OLMAYAN 0 4,240 4,240 0 0 0 - -
KUR FARKLARI 0 0 0 0 0 0 - -
AVANS 0 4,240 4,240 0 0 0 - -
2000 TOPLAM (*) 18,968,070 18,609,423 37,577,494 32,468,545 13,500,475 36,420,620
KAĞIDA BAĞLI OLAN 18,968,070 18,606,869 37,574,940 32,468,545 13,500,475 36,420,620 15.5 17.3
TAHVILLER 12,006,317 16,966,537 28,972,854 26,685,862 14,679,545 34,362,937 16.2 20.0
Nakit 9,282,670 16,062,061 25,344,731 19,695,135 10,412,466 27,373,224 9.7 16.8
Nakit Dışı 2,723,647 904,476 3,628,123 6,990,726 4,267,079 6,989,713 41.4 29.2
BONOLAR 6,961,754 1,640,332 8,602,086 5,782,683 -1,179,070 2,057,684 4.3 4.7
Nakit 6,961,754 1,640,332 8,602,086 5,774,388 -1,187,365 2,049,388 4.3 4.7
Nakit Dışı 0 0 0 8,295 8,295 8,295 2.0 2.9
KAĞIDA BAĞLI OLMAYAN 0 2,554 2,554 0 0 0 - -
KUR FARKLARI 0 0 0 0 0 0 - -
AVANS 0 2,554 2,554 0 0 0 - -
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı
- (*) Geçici
- Döviz cinsinden borçlanmaların itfa tarihlerinde oluşan kur artışları stoktan düşülmüştür.
- Nakit Dışı satırı Özel Tertip Tahvil ve bonoları göstermektedir.
- Stokun vadesi vadeye kalan gün yöntemi ile hesaplanmıştır. Vadelerinde yenilenmek üzere ihraç edilmiş olan nakit dışı senetler için borçlanma vadesi; yenileme süreleri, stokun vadesi ise senetlerin orijinal borçlanma süreleri esas alınarak hesaplanmıştır.
Son yıllarda kamu finansmanında iç borçların ağırlığı gittikçe artmış ve ekonomi kilitlenme noktasına kadar gelmiştir. 2000 yılında ekonomik program uygulamasını zorunlu kılan sebeplerden biri de kamu finansman yapısının sürdürülebilir olmaktan uzaklaşmış olmasıdır. Son yıllarda kamu finansmanında iç borçların ağırlığı gittikçe artmış ve ekonomi kilitlenme noktasına kadar gelmiştir.Bankacılık sektörünün yeterli derinliğe sahip olamaması, faiz oranlarının 2000 yılında programın uygulanması esnasında hızlı düşüş göstermesi ertesinde Kasım ayında büyük sıçrama yapması, özellikle kamu kağıtlarına portföylerinde ağırlıklı olarak yer veren bankaları oldukça zor durumda bırakmıştır.
2000 yılında iç borç stokundaki artış yavaşlamıştır. 2000 yılında toplam iç borç stoku yüzde 59 oranında artarak 36,4 katrilyona ulaşmıştır. 1999 yılında iç borç stokunda yaşanan artış oranının yüzde 97,4 olduğu göz önünde bulundurulursa 2000 yılındaki artış daha makul görünmektedir. Bunun sebebi, 2000 yılında bütçede faiz dışı fazlanın önemli boyuta ulaşması, özelleştirme gelirlerinin artması neticesinde Hazinenin borçlanma ihtiyacının azalmasıdır. Ayrıca hızla düşen faiz oranları hem yeni borçlanmalardaki faiz stokunu azaltmış, hem de geçen yıllarda yapılan değişken faizli tahvillerin ara ödemelerinde Hazinenin yükünü hafifletmiştir.
1999 yılında tahvil ile daha uzun vadeli borçlanmaya ağırlık veren Hazinenin bu politikası 2000 yılında da devam etmiştir. 1999 yılında tahvil ile daha uzun vadeli borçlanmaya ağırlık veren Hazinenin bu politikası 2000 yılında da devam etmiştir. Ancak, 1999 yılında arz edilen 3 yıl vadeli, değişken faizli ve 3 ayda bir kupon ödemeli tahvillerin yerine 2 yıl vadeli olanların tercih edilmesi sebebiyle net satış ağırlıklı vade 1999 yılında 502 gün iken, 2000 yılında 427 güne gerilemiştir.
1999 yılında yüzde 104,3 olan ağırlıklı ortalama bileşik faiz 2000 yılında yüzde 38,2’ye gerilemiştir. En önemli gelişme ise, faiz oranlarında görülmüştür. 1999 yılında yüzde 104,3 olan ağırlıklı ortalama bileşik faiz 2000 yılında yüzde 38,2’ye gerilemiştir. Aylar itibariyle ortalama faiz en düşük Ağustos ayında yüzde 33,5’e kadar gerilemiş olmasına rağmen, Kasım ayında yaşanan krizden sonra yapılan son ihalede faiz yüzde 54,2’ye yükselmiştir. Aralık ayında ise ihale yapılmamıştır.
C. PARA VE SERMAYE PİYASALARI
1. PARA PİYASASI
1.1. Para Programı
Para ve döviz kuru gelişmeleri önceden tahmin edilebilir hale getirilerek, finansal yatırımlar üzerindeki belirsizliğin ortadan kaldırılması düşünülmüştür. 2000-2002 döneminde uygulanması düşünülen enflasyonu düşürme programı çerçevesinde Aralık 1999’da IMF’ye verilen niyet mektubunda para ve döviz kuru politikası iki düşüncenin ışığında belirlenmiştir. İlk olarak, para ve döviz kuru gelişmeleri önceden tahmin edilebilir hale getirilerek, finansal yatırımlar üzerindeki belirsizliğin ortadan kaldırılması düşünülmüştür. Bu amaçla ileriye yönelik döviz kuru taahhütlerine girilmiştir. İkinci olarak, para arzı genişlemesi dış varlık girişine bağımlı tutulmuştur.Para programı iki temel üzerine oturtulmuştur. Döviz kuru sistemi olarak bir tür sabit kur rejimi olan sürünen parite sistemi kabul edilmiştir. İkinci olarak, para arzının serbestçe genişletilmesini engellemek üzere, Net İç Varlıklar (NİV) kalemi üzerine sınırlama getirilmiştir.
Para programında, NİV üzerine sınırlama getirilerek, uygulanan döviz kuru politikasıyla döviz giriş ve çıkışlarına göre yaratılan paranın sterilizasyonuna gidilmemesi amaçlanmıştır. Döviz kuru politikası, 1Dolar+0,77 eurodan oluşan döviz kuru sepetinin, Programın ilk yarısında beklenen enflasyon oranı ile uyumlu bir şekilde önceden belirlenen oranlarda devalüe edilmesi, ikinci yarısında da gittikçe açılan bir bant içinde dalgalanması üzerine kurulmuştur. 1999 yılı sonu itibariyle 24 milyar dolara ulaşmış olan Merkez Bankası net rezervlerinin, döviz kuru üzerinde oluşabilecek muhtemel baskıları bertaraf edebilecek seviyede olduğu düşünülmüştür.Para programında, NİV üzerine sınırlama getirilerek, uygulanan döviz kuru politikasıyla döviz giriş ve çıkışlarına göre yaratılan paranın sterilizasyonuna gidilmemesi amaçlanmıştır. NİV stoğunun üçer aylık dönemler itibariyle Aralık-1999 seviyesinde tutulması yönünde tavan sınırlaması getirilmiştir.
Bankaların TL mevduatları üzerinden ayırmak zorunda oldukları munzam karşılık oranları yüzde 8’den yüzde 6’ya indirilmiş, yüzde ikilik kısmın Merkez Bankasında serbest mevduat olarak tutulması kararlaştırılmıştır. Böylece, bankaların likidite yönetimlerinde esneklik sağlanması amaçlanmıştır.
Uygulanan para ve kur politikasının bir sonucu olarak Merkez Bankası faizleri belirleme imkanından yoksun kalmıştır. Uygulanan para ve kur politikasının bir sonucu olarak Merkez Bankası faizleri belirleme imkanından yoksun kalmıştır. Programa göre, faizler piyasanın para arz ve talebi doğrultusunda belirlenecektir. Para arzı ise döviz giriş ve çıkışına bağlıdır. Program, paranın tedavül hızının kısa vadede sabit olduğu varsayımı altında, reel para arzında düşüş olması ve/veya para talebinde bir artış olması durumunda faizlerin yükselmesi riskini içinde barındırmaktadır.
1 ABD DOLARI+0,77 EURO’DAN OLUŞAN DÖVİZ KURU SEPETİ ARTIŞ ORANI
PROGRAM GERÇEKLEŞMELER
ğ Artış Oranı (%) ğ Artış Oranı (%)
Aylık Kümülatif Aylık Kümülatif
Aralık 1999 959.021 959.021
Ocak 2000 979.160 2,1 2,1 979.161 2,1 2,1
Şubat 2000 999.722 2,1 4,2 999.723 2,1 4,2
Mart 2000 1.020.716 2,1 6,4 1.020.716 2,1 6,3
Nisan 2000 1.038.069 1,7 8,2 1.036.901 1,6 7,9
Mayıs 2000 1.055.716 1,7 10,1 1.055.142 1,8 9,6
Haziran 2000 1.073.663 1,7 12 1.073.663 1,8 11,4
Temmuz 2000 1.087.621 1,3 13,4 1.087.620 1,3 12,7
Ağustos 2000 1.101.760 1,3 14,9 1.101.759 1,3 14,0
Eylül 2000 1.116.083 1,3 16,4 1.115.601 1,3 15,3
Ekim 2000 1.127.243 1,0 17,5 1.127.243 1,0 16,3
Kasım 2000 1.138.516 1,0 18,7 1.138.515 1,0 17,3
Aralık 2000 1.149.901 1,0 19,9 1.148.057 0,8 18,1
Kaynak: TCMB, DTM
Para programı hedeflerine 2000 yılı gerçekleşmeleri açısından bakıldığında, oldukça başarılı sonuçların alındığı görülmektedir. Para programı hedeflerine 2000 yılı gerçekleşmeleri açısından bakıldığında, oldukça başarılı sonuçların alındığı görülmektedir. Uluslararası piyasalarda doların değerindeki aşırı artışa rağmen, Merkez Bankası, döviz sepeti değerindeki artışın program hedefinin üzerine çıkmasını engelleyici müdahalede bulunmuştur. Döviz sepetinde 2000 yılı sonu itibariyle, kümülatif yüzde 19,9’luk bir artış hedeflenmiş olmasına karşın, artış oranı yüzde 18,1 olarak gerçekleşmiştir. Kasım ayında spekülasyon amaçlı döviz talebinin aşırı artması sonucu oluşan baskıya rağmen, bunun gerçekleşmiş olmasını programın uygulanmasındaki kararlılığa ve döviz rezervlerinin yeterliliğine bağlamak gerekir.
NET İÇ VARLIKLAR TAVANI* (Trilyon TL)
Hedef Gerçekleşme
31 ARALIK 1999 -1.200,0 -1.437,7
31 MART 2000 -1.200,0 -1.260,2
30 HAZİRAN 2000 -1.200,0 -1.295,1
30 EYLÜL 2000 -1.200,0 -1.307,6
31 ARALIK 2000 1.650** 1.060
Kaynak: TCMB
*Son beş iş günü ortalamalarıdır.
**Revize hedef. 11 Aralık 2000 ve 11 Ocak 2001 tarihlerindeki değerlerin ortalamalarıdır.
Para politikasının operasyonel kuralını, Merkez Bankası bilançosunun NİV büyüklüğünü üç ay sonundaki tavan hedef korunmak kaydıyla her üç ayda bir değişen ve önceki üç aylık dönemin sonundaki para tabanı stok büyüklüğünün +/- yüzde 5’nin belirlediği koridor içinde tutmak oluşturmuştur. Bu koridor, Merkez Bankasına dönem içerisinde sınırlı bir esneklik sağlamıştır.2000 yılının ilk aylarında programın aksatılmadan uygulanacağına yönelik güvenin yüksek olması ve özellikle özelleştirmelere hızlı bir başlangıç yapılması, iyimser bir ekonomik ortam oluşturmuş ve yılın ilk yarısında parasal performans kriterlerinin hedeflenen tutarlarda gerçekleştirilmesinde herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Kasım krizine kadar Merkez Bankası NİV kalemini IMF’ye verilen taahhütlerden daha iyi sonuçlar almayı başarmıştır.
Kriz ortamında Merkez Bankasının NİV hedefini tutturması imkansız hale gelmiştir. Kasım ayının sonlarında mali piyasalarda ortaya çıkan kriz, spekülasyonları artırmış ve dövize yönelik talebin hızla artmasına neden olmuştur. Kriz ortamında Merkez Bankasının NİV hedefini tutturması imkansız hale gelmiştir. Merkez Bankasının döviz rezervlerinin hızla erimesi üzerine, İMF ile yapılan görüşmeler sonucu NİV hedefini aşan ölçüde piyasaya likidite sağlanmıştır. Ancak, piyasaya arz edilen TL’nin tekrar dövize yönelmesi üzerine, NİV’in 30 Kasım değerinde sabitleneceği ve likiditenin sadece döviz karşılığı sağlanacağı açıklanmıştır.22 Aralıkta, NİV kaleminin yıl sonu tavan hedefi revize edilmiş ve bayram ve yılbaşı tatilinde oluşacak para talebi dikkate alınarak, 11 Aralık 2000 ve 11 Ocak 2001 tarihleri ortalamasının alınması suretiyle hesaplanması kararlaştırılmıştır. Yıl sonu NİV hedefi 1.650 trilyon TL olarak belirlenmiştir. Gerçekleşen rakam ise daha olumlu (1.060 trilyon TL) olmuştur.
NET ULUSLARARASI REZERVLER TABANI (Milyon ABD Doları)
HEDEF GERÇEKLEŞME
31 ARALIK 1999 12.000
31 MART 2000 12.000 16.657
30 HAZİRAN 2000 12.750 17.339
30 EYLÜL 2000 12.750 17.874
31 ARALIK 2000 10.400* 12.379
Kaynak: TCMB
*Revize hedef, 11 Aralık ve 11 Ocak 2001 tarihleri arasındaki değerlerin ortalaması kullanılarak hesaplanacaktır.
Kasım ayında yaşanan kriz sırsında Merkez Bankasından talep edilen yüksek döviz sonucu rezervler hızla erimiştir. IMF’le yapılan Stand-by düzenlemesi çerçevesinde, para politikası performans kriterlerinden biri de yeniden tanımlanmış Net Uluslararası Rezervler (NUR) kalemidir. NUR brüt döviz rezervlerinden brüt uluslararası yükümlülükler çıkarılarak bulunan rakama net vadeli işlemler eklenerek hesaplanmaktadır.Kasım ayında yaşanan krize kadar, gerçekleşme rakamları bakımından üçer aylık dönemler itibariyle belirlenen hedeflerden daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Kasım ayında yaşanan kriz sırasında Merkez Bankasından talep edilen yüksek döviz sonucu rezervler hızla erimiştir. Eylül ayı itibariyle 17,9 milyar dolar olan NUR 30 Kasımda 11,1 milyar dolara gerilemiştir. Döviz çıkışı hedeflerin yeniden belirlenmesini kaçınılmaz hale getirmiştir. 31 Aralık 2000 tarihinde 13,5 milyar dolar olarak belirlenmiş olan hedef 10,4 milyar dolar olarak değiştirilmiştir. Gerçekleşen rakam ise 12,4 milyar dolar seviyesinde olmuştur.
1.2. Merkez Bankası Bilanço Büyüklükleri
Para tabanı 2000 yılı boyunca dalgalı bir seyir izlemekle birlikte, yıl sonu itibariyle nominal olarak yüzde 49, reel olarak ise yüzde 7 oranında artış kaydetmiştir. Merkez Bankası stand-by düzenlemesinde öngörüldüğü şekilde, yeni tanımlı bilançoyu izlemeye başlamıştır. Emisyon, TL zorunlu karşılıkları ve serbest tevdiattan oluşan para tabanı 2000 yılı boyunca dalgalı bir seyir izlemekle birlikte, yıl sonu itibariyle nominal olarak yüzde 49, reel olarak ise yüzde 7 oranında artış kaydetmiştir. Aylar itibariyle bakıldığında, Ocak, Nisan, Ağustos ve Kasım aylarında bir önceki aya göre düşüş gösteren para tabanı diğer aylarda artmıştır. Özellikle Aralık ayında bayram ve yılbaşı tatili nedeniyle Merkez Bankasının piyasaları fonlaması sonucu gerçekleşen bir önceki aya göre yüzde 28 oranındaki artış dikkat çekici boyutlarda olmuştur.Para tabanının en büyük alt kalemi olan emisyon kalemi 2000 yılının ilk aylarında önemli bir artış göstermemiş, Mart ayındaki uzun bayram tatilinde geçici olarak hızlı bir yükseliş göstermiş, Nisan ve Mayıs aylarında sınırlı bir şekilde artarken, emisyon hacminin yaz aylarındaki artışı dikkat çekici olmuştur. Emisyon hacmi Kasımın ilk yarısına kadar önemli bir değişiklik göstermezken, Kasımın ikinci yarısından itibaren faizlerdeki yükselme nedeniyle bir miktar gerilemiş, yıl sonuna doğru uzun bayram ve yılbaşı tatiliyle birlikte tekrar artmıştır.
STAND-BY ANLAŞMASI ÇERÇEVESİNDE BELİRLENMİŞ
2000 YILI MERKEZ BANKASI BİLANÇOSU (Milyar TL)
Aralık Eylül Haziran Mart Ocak
I- PARA TABANI (a+b+c) 5.787.860 4.802.453 4.630.686 4.084.379 4.072.728
a. Emisyon 3.772.411 3.120.655 2.754.487 2.371.429 2.384.193
b. TL Zorunlu Karşılıklar 1.404.157 1.304.130 1.204.631 1.110.043 1.161.509
c. Serbest Tevdiat 611.292 377.668 671.568 602.907 527.026
II-NET DIŞ VARLIKLAR (A+B+C) 3.422.053 6.775.901 6.457.593 5.544.031 5.391.332
A-Net Uluslararası Rezervler (1+2+3) 8.386.641 11.694.030 10.880.649 9.760.023 9.554.908
1-Brüt Döviz Rezervleri 14.494.977 17.723.872 16.110.487 14.359.219 13.826.549
2-Brüt Uluslararası Yükümlülükler -6.108.336 -6.029.842 -5.229.838 -4.599.196 -4.271.641
- Bankaların Döviz Mevduatı -4.375.344 -4.367.902 -3.851.702 -3.462.546 -3.164.480
- IMF -946.785 -935.043 -691.958 -501.320 -491.921
- Diğer Yükümlülükler (*) -786.207 -726.897 -686.178 -635.330 -615.240
3-Net Vadeli (Forward) İşlemler 0 0 0 0 0
B- Orta Vadeli Dış Krediler (net) 930.097 904.892 832.488 780.135 741.708
C-Diğer (**) -5.894.685 -5.823.021 -5.255.544 -4.996.127 -4.905.284
III-NET İÇ VARLIKLAR 2.365.807 -1.973.448 -1.826.907 -1.459.652 -1.318.604
[NET İÇ VARLIKLAR ( Değer.Hes.hariç)] 3.324.561 -1.164.419 -1.310.814 -1.140.779 -1.202.422
A- Kamu Sektörüne Açılan Krediler (net) 21.564 -2.123.127 -2.260.504 -1.584.290 -975.223
a-Kamuya Açılan Nakit Krediler 1.499.458 -18.766 -9.121 -10.086 959.389
b-Kamunun TL Mevduatı -248.753 -646.936 -750.090 -770.855 -223.980
c-Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat -1.229.141 -1.457.425 -1.501.293 -803.349 -1.710.632
B-Fonlar -115.667 -94.698 -71.834 -67.095 -58.469
C-Banka Dışı Kesimin Mevduatı -45.148 -38.981 -45.099 -20.377 -18.548
D-Bankalara Açılan Nakit Krediler 500.000 2 4 4.460 7.680
E-Açık Piyasa İşlemleri (net) 5.218.625 2.592.942 2.429.592 2.008.611 2.328.600
F-Diğer Kalemler -2.445.447 -1.691.191 -1.553.607 -1.672.722 -1.337.046
G-Değerleme Hesabı -958.754 -809.029 -516.093 -318.873 -1.456.232
H-IMF Acil Yardım Takip Hesabı (Haz.) 190.634 190.634 190.634 190.634 190.634
Kaynak: TCMB
(*) Diğer Yükümlülükler = Döviz Alacaklıları + Akreditif Bedelleri + Kısa Vadeli Dış Krediler + Dresdner Hesabı (1yıl)
(**) Diğer = Dresdner Hesabı (2 yıl) + Dresdner hesabı (3 yıl) + Diğer Dış Varlıklarımız (net)
ABD doları dışındaki tüm varlık ve yükümlülükler 2000 ve 2001 yılları için sırasıyla; niyet mektuplarında belirlenen 30.11.1999 ve 30.11.2000 tarihli program sabit çapraz kurları kullanılarak ABD dolarına, cari ABD dolar kuru kullanılarak TL’ ye çevrilmiştir.
TL zorunlu karşılıklar kalemi 2000 yılında reel olarak yüzde 1,2 azalmıştır. TL zorunlu karşılıklar kalemi 2000 yılında reel olarak yüzde 1,2 azalmıştır. Bu gerilemede, faiz oranlarının hızlı bir şekilde düşmesi sonucu mevduatlardaki nominal artışın düşük seviyelerde kalması etkili olmuştur.1999 yılının Aralık ayında yapılan düzenleme ile zorunlu karşılık oranları yüzde 8’den yüzde 6’ya indirilirken, haftalık ortalama tutturulmak üzere disponibilite yükümlülüğü olarak Merkez Bankasında yüzde 2 oranında serbest tevdiat zorunluluğu getirilmiştir. Uygulamanın yürürlüğe girmesiyle birlikte hızlı bir sıçrama gösteren serbest tevdiat kalemi 2000 yılı boyunca dalgalı bir seyir izlemiştir. Kasım krizi sırasında bankalara kolaylık sağlamak amacıyla, 25 Kasım 2000-5 Ocak 2001 tarihleri arasının, haftalık ortalama yükümlülük açısından tek bir hafta olarak değerlendirilmesi imkanı getirilmiştir. Ayrıca, 25 Kasım tarihli Tebliğ ile munzam karşılık oranları yüzde 4’e indirilmiştir.
Net Dış Varlıklar (NDV) yılın ilk on ayında artış göstermiştir. NİV ile birlikte bilançonun aktif tarafını oluşturan Net Dış Varlıklar (NDV) yılın ilk on ayında artış göstermiştir. NDV’nin en önemli belirleyenleri olan hem rezervlerde hem de yükümlülüklerde bu dönemde artış yaşanmış ancak, brüt rezervlerdeki artış daha yüksek olduğu için net rezervler yükselmiştir. Kasım krizi sırasında yoğun bir şekilde rezerv çıkışı yaşanmıştır. Ekim ayı sonunda 12.207 trilyon TL’ye ulaşmış olan net rezervler, Kasım ayındaki gerilemenin Aralık ayında da hızlanarak devam etmesi üzerine yıl sonunda 8.387 trilyon TL’ye gerilemiştir.
NİV’in en önemli belirleyenleri kamu sektörüne açılan net krediler ile açık piyasa işlemleridir. Stand-by düzenlemesinin performans kriteri olan NİV’in en önemli belirleyenleri kamu sektörüne açılan net krediler ile açık piyasa işlemleridir.Kamu sektörüne açılan net kredilerin alt kalemi olan kamuya açılan nakit krediler, Hazine ile Merkez Bankası arasında yapılan protokol gereği devlet iç borçlanma senetlerinin erken itfaya tabi tutulması sonucu, Şubat ayından itibaren hızlı bir şekilde düşmüştür. Kasım ayındaki finansal kriz sırasında Merkez Bankasının menkul kıymet portföyündeki artış sonucu kamuya açılan kredilerde Aralık ayında büyük bir artış meydana gelmiştir.Kamu sektörüne açılan net kredilerin alt kalemlerinden kamunun TL mevduatı yıl boyu dalgalı bir seyir izlerken, asıl önemli diğer kalemi olan döviz olarak takip olunan mevduat Hazinenin dış borçlanmasına ve dış borç geri ödemelerine göre hareket etmiştir. Yıl sonu itibariyle, döviz olarak takip olunan mevduat kalemi nominal olarak yüzde 28, reel olarak yüzde 48 gerilemiştir.
NİV hedefini tutturabilmek amacıyla, Kamu sektörüne açılan net kredilerdeki değişimler Açık Piyasa İşlemleri (APİ) yoluyla telafi edilmiştir. Finansal kriz sırasında piyasada oluşan likidite ihtiyacının giderilmesi için APİ yoluyla piyasalar fonlanmış, dolayısıyla sözkonusu iki kalemin arasındaki ilişki zayıflamıştır. Nitekim, NİV hedefi de revize edilmek zorunda kalınmıştır.
1.3. Para Arzı
PARA ARZI (Milyar TL)
Değer Değişim (%)
1997 1998 1999 2000 1998 1999 2000
M1 1.581.210 2.562.478 4.272.018 6.746.482 62,1 66,7 57,9
M2 5.658.800 11.423.198 21.992.654 31.109.334 101,9 92,5 41,5
M2Y 10.664.059 20.212.650 40.153.556 56.046.300 89,5 98,7 39,6
M3 6.118.357 12.035.475 22.905.078 32.843.531 96,1 90,3 43,4
M3Y 11.123.615 20.824.927 41.065.980 57.780.498 86,9 97,2 40,7
Kaynak: TCMB
Dolaşımdaki para ve vadesiz mevduattan oluşan ve en dar anlamdaki para arzını ifade eden M1’deki artış 2000 yılında diğer para tanımlarından daha yüksek oranlı gerçekleşmiştir. Dolaşımdaki para ve vadesiz mevduattan oluşan ve en dar anlamdaki para arzını ifade eden M1’deki artış 2000 yılında diğer para tanımlarından daha yüksek oranlı gerçekleşmiştir. M1 para arzındaki reel artış yüzde 20 olarak gerçekleşmiştir. Ağustos ve Kasım ayları dışında diğer aylarda bir önceki aya göre artış gösteren M1 en yüksek oranlı artışını, tatil nedeniyle yükselen talebe bağlı olarak Aralık ayında gerçekleştirmiştir.M1 para arzına vadeli mevduatın da dahil edilmesiyle bulunan M2 para arzındaki reel artış yüzde 4 olarak gerçekleşmiştir. Faizlerdeki hızlı düşüşe paralel olarak, yılın ilk onbir ayı itibariyle TL vadeli mevduatı yüzde 10 oranında daralmış, Kasım krizi sonrası yüksek faiz ortamında hızlı bir artış göstererek bütün yıl itibariyle yüzde 0,2 oranında artmıştır.M2’ye döviz tevdiat hesabının da dahil edilmesiyle hesaplanan M2Y’deki yıllık reel artış, yüzde 3 oranında gerçekleşmiştir. Yılın ilk onbir ayında TL bazında reel olarak yüzde 9 oranında genişleyen döviz tevdiat hesabı, yılın son ayında ise yüzde 8 oranında daralmıştır. Dolar bazında sözkonusu kalem yıllık yüzde 12 artmıştır. 1999 yılı sonunda yüzde 46 olan döviz tevdiat hesaplarının toplam mevduatlara oranı, Kasım ayında yüzde 50’ye yükselmiş, kriz nedeniyle yükselen TL faizleri nedeniyle yıl sonunda tekrar yüzde 45 seviyesine gerilemiştir.
1.4. Bankacılık Sektörü Yurtiçi Kredileri
BANKACILIK SEKTÖRÜ YURTİÇİ KREDİ HACMİ (Milyar TL)
1997 1998 1999 2000
1. MERKEZ BANKASI 339.199 1.559 2.913 1.724
2. MEVDUAT BANKALARI 7.227.616 11.111.299 16.173.765 26.394.201
-Kamu sektörü 267.667 337.087 783.133 832.222
-Özel sektör 6.959.949 10.774.212 15.390.632 25.561.979
3. KALKINMA VE YATIRIM BANKALARI 376.141 660.532 1.194.244 1.756.624
-Kamu sektörü 49.747 98.161 405.972 724.267
-Özel sektör 326.394 562.371 788.272 1.032.357
4. TOPLAM 7.942.956 11.773.390 17.370.922 28.152.549
Kaynak: TCMB
Bankacılık sektörü yurtiçi kredi hacmi 2000 yılında yüzde 62,1 oranında genişlemiştir. Uygulamaya konan ekonomik programın yarattığı iyimser hava ile birlikte faiz oranları 2000 yılından itibaren hızlı bir düşüşe geçmiş, faizlerin düşmesiyle de kredi talebinde artış meydana gelmiştir. Yüksek harcama eğilimine paralel olarak tüketici kredilerinde gerçekleşen artışın enflasyon ve cari işlemler dengesini olumsuz etkilemesi üzerine, Eylül ayında tüketici kredilerine uygulanan Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) kesintisi yüzde 3’ten yüzde 8’e çıkarılmıştır. Sözkonusu oran, 25 Kasım tarihinde tekrar artırılarak yüzde 10’a yükseltilmiştir.Bankacılık sektörü yurtiçi kredi hacmi 2000 yılında yüzde 62,1 oranında genişlemiştir. Sıkı para politikasının bir sonucu olarak, Merkez Bankasının açtığı krediler 2000 yılında yüzde 40,8 oranında gerilemiştir.Tüketici kredilerindeki artış nedeniyle, mevduat bankalarının özel sektöre açtığı kredilerdeki artış oranı daha yüksek olarak gerçekleşmiştir. Kamu sektörünün, mevduat bankalarından kullandığı kredi sadece yüzde 6,3 oranında artış gösterirken, kalkınma ve yatırım bankalarından kullandığı krediler yüzde 78,4 oranında artmıştır. Bu gelişmelerden sonra, 2000 yılında özel sektöre açılan kredi oranı mevduat bankalarında yüzde 96,8’e yükselirken, kalkınma ve yatırım bankalarında yüzde 58,8’e gerilemiştir.
1.5. Döviz Kurları
YILLAR İTİBARİYLE ORTALAMA DÖVİZ KURLARI*
ABD
Doları
Euro Japon
Yeni Alman
Markı Fransız
Frangı İngiliz
Sterlini
1990 2.612 18 1.624 482 4.680
1991 4.184 31 2.521 741 7.367
1992 6.888 55 4.437 1.309 12.113
1993 11.058 100 6.674 1.946 16.607
1994 29.848 295 18.605 5.437 45.946
1995 45.952 489 32.103 9.226 72.487
1996 81.796 750 54.252 15.971 128.352
1997 152.805 1.263 87.789 26.093 250.464
1998 262.304 2.017 149.855 44.695 434.915
1999 422.152 447.765 3.752 228.970 68.271 682.743
2000 626.712 576.711 5.819 294.867 87.919 947.082
Kaynak: TCMB.
*Yıllık ortalama döviz satış kuru
Uygulanan döviz kuru politikası dolayısıyla, 2000 yılında döviz kurlarındaki artış, son yılların en düşük seviyesinde gerçekleşmiştir. Uygulanan döviz kuru politikası dolayısıyla, 2000 yılında döviz kurlarındaki artış, son yılların en düşük seviyesinde gerçekleşmiştir. Uluslararası piyasalardaki gelişmeler nedeniyle, sepet içinde yer alan doların değerindeki artış eurodan daha yüksek oranda gerçekleşmiştir.2000 yılı ortalama döviz kuru artış oranı ABD dolarında yüzde 48,5 olarak gerçekleşirken, euro yüzde 28,8 oranında artmıştır. 2000 yılında en yüksek oranlı artış (yüzde 55,1) Japon Yeninde olmuş, İngiliz Sterlinindeki artış da yüzde 38,7 olarak gerçekleşmiştir.
1.6. Altın Piyasası
İSTANBUL ALTIN BORSASI İŞLEMLERİ
1997 1998 1999 2000
Ağırlıklı Fiyat Ort. (Dolar/Ons) 332 295 279 280
İşlem Hac. (Bin $) (Dolar/Ons) 1.215.466 1.640.979 1.908.372 1.153.978
İşlem Miktarı (Kg) (Dolar/Ons) 113.367 173.748 213.740 129.430
Kapanış (Dolar) 290 288 290 270
En Yüksek (Dolar/Ons) 369 315 336 317
En Düşük (Dolar/Ons) 284 276 252 265
Ağırlıklı Ortalama Fiyat (TL/Gr) 1.617.487 2.487.020 3.803.954 5.602.602
İşlem Hac. (Milyon TL) (TL/Gr) 287.527.308 683.956.988 1.051.987.312 1.687.237.378
İşlem Miktarı (Kg) (TL/Gr) 178.121 265.502 277.734 299.740
Kapanış (TL) 1.918.500 2.895.000 5.062.000 5.865.000
En Yüksek (TL/Gr) 1.962.400 2.969.000 5.062.000 6.010.000
En düşük (TL/Gr) 1.258.700 1.900.100 2.910.000 4.800.000
Günlük Toplam Is. Say. 13.768 10.920 5.932 7.553
Günlük Toplam Miktar 291.488 439.097 441.431 426.576
Kaynak: TCMB, İstanbul Altın Borsası
2000 yılında altın ithalatı yüzde 91,3 aratarak 205 bin kg’a ulaşmıştır. Türkiye ekonomisinde yaşanan iyileşmeye paralel olarak ithalat artışı altın da görülmüştür. 2000 yılında altın ithalatı yüzde 91,3 artarak 205 bin kg’a ulaşmıştır.2000 yılında İstanbul Altın Borsasında (İAB) TL olarak yapılan işlem hacmi yüzde 60,4 oranında artarken, dolar bazında yapılan işlem hacmi yüzde 39,5 azalmıştır. Günlük toplam işlem sayısı yüzde 27,3 oranında artış göstermiş, günlük toplam işlem miktarı ise yüzde 3,4 oranında azalmıştır.
1997 1998 % Değ. 1999 % Değ. 2000 % Değ.
Külçe (TL/Gr) 1.860 2.869 54,2 4.826 68,2 5.853 21,3
Cumhuriyet (TL/Adet) 12.675 19.463 53,6 32.350 66,2 40.875 26,4
ALTIN FİYATLARI (Aralık) (1000TL)
Son yıllarda altın fiyatlarında görülen reel düşüş 2000 yılında azalarak da olsa devam etmiştir. Altın fiyatları 2000 yılında 1999 yılına göre daha dar bir aralık olan 263-320 dolar aralığında seyretmiştir. Londra borsasında 1999 yılı sonunda onsu 284,5 dolar olan altın fiyatı 2000 yılı sonunda 271,5 dolara gerilemiştir.Altın fiyatları Türkiye’de de uluslararası gelişmelere paralel olarak 265-317 dolar aralığında seyretmiş ve ağırlıklı ortalama fiyat 280 dolar olarak gerçekleşmiştir. 2000 yılı sonu itibariyle altın fiyatlarındaki nominal artış cumhuriyet altınında yüzde 26,4 ve külçe altında yüzde 21,3 oranında gerçekleşmiştir.
2. SERMAYE PİYASALARI
KESİMLERE GÖRE İHRAÇ EDİLEN MENKUL DEĞERLER (Milyar TL)
1998 1999 2000
Değer % Pay Değer % Pay Değer % Pay
Kamu Kesimi 15.734.726 94,9 30.258.147 97,3 47.234.310 89,1
-Devlet Tahvili 1.360.193 8,2 21.377.744 68,7 40.635.405 76,6
-Hazine Bonosu 14.374.533 86,7 8.880.403 28,5 6.598.905 12,4
Özel Kesim 841.778 5,1 855.542 2,7 5.792.296 10,9
-Hisse Senedi 696.822 4,2 678.871 2,2 3.007.974 5,7
-Tahvil 2.533 0,0 0 0,0 0 0,0
-Banka Bonosu 0 0,0 0 0,0 12.471 0,0
-Katılma Belgesi 131.423 0,8 176.671 0,6 2.767.908 5,2
-Yabancı Yat.Fonu K.Bel. 0 0,0 0 0,0 3.943 0,0
-Varlığa Day.Men.Kıy. 11.000 0,1 0 0,0 0 0,0
Genel Toplam 16.576.504 100,0 31.113.689 100,0 53.026.606 100,0
Kaynak: DPT
2000 yılında ihraç edilen menkul değerlerde kamunun payında önemli bir düşüş yaşanmıştır. İhraç edilen toplam menkul kıymet değeri 2000 yılında, yüzde 70,4 oranında artış göstermiştir. Kamu kesiminin menkul kıymet ihraç payında önemli bir düşüş yaşanmıştır. Düşüşün nedeni, uygulanan ekonomik programa olan güvenin yüksek olması dolayısıyla özel kesimin menkul kıymet ihracı için uygun bir ortam oluşmasıdır.Kamu kesimi toplam menkul kıymet ihracı 2000 yılında yüzde 56,1 oranında artış göstererek 47,2 katrilyon TL’ye yükselmiştir. Devletin iç borç vadelerini uzatma politikasında kısmen başarı gösterilmiştir. Devlet tahvili ihracı yüzde 90,1 oranında artarken, hazine bonosu yüzde 25,7 oranında düşüş göstermiştir.Özel kesimin toplam menkul kıymet ihracı 2000 yılında yüzde 577 oranında artış göstererek toplam içindeki payını yüzde 10,9’a yükseltmiştir. Toplam 5,8 katrilyonluk özel kesim menkul ihracının 3 katrilyonu hisse senedi, 2,8 katrilyonu katılma belgesinden oluşurken diğer menkul kıymetlerin değeri düşük düzeylerde kalmıştır. Bu durum, özel sektörün finansman yöntemlerini yeterince çeşitlendiremediğini göstermektedir.
TL BAZLI İMKB BİLEŞİK ENDEKSİ * (1986=100)
1997 1998 1999 2000
TL % Değ.** TL % Değ.** TL % Değ.** TL % Değ.**
Ocak 1.605 3.547 2,8 2.568 -1,2 16.714 11,2
Şubat 1.612 0,4 3.272 -7,8 3.891 51,5 15.945 -4,6
Mart 1.613 0,1 3.259 -0,4 4.554 17,0 15.920 -0,2
Nisan 1.427 -11,5 4.194 28,7 5.354 17,6 19.204 20,6
Mayıs 1.595 11,8 3.727 -11,1 5.069 -5,3 16.206 -15,6
Haziran 1.857 16,4 4.100 10,0 4.950 -2,3 14.466 -10,7
Temmuz 1.953 5,2 4.322 5,4 5.805 17,3 13.870 -4,1
Ağustos 1.980 1,4 2.635 -39,0 5.018 -13,6 13.132 -5,3
Eylül 2.593 31,0 2.266 -14,0 6.071 21,0 11.350 -13,6
Ekim 2.846 9,8 2.196 -3,1 6.556 8,0 13.538 19,3
Kasım 2.879 1,2 2.578 17,4 8.459 29,0 8.748 -35,4
Aralık 3.451 19,9 2.598 0,8 15.029 77,7 9.437 7,9
Kaynak: İMKB, DPT
*Ay sonu itibariyledir. 1997 yılı başında endeksin bazı 1/100 oranında değişmiştir.
**Bir önceki aya göre değişim.
1999 yılını bir önceki yıl sonuna göre TL bazında yüzde 478,5 oranında artış gösteren İMKB-100 bileşik endeksi, 2000 yılında Ocak, Nisan, Ekim ve Aralık ayları dışında bir önceki aya göre düşüş göstermiş ve yılı yüzde 37,2 kayıpla kapatmıştır. 1999 yılını bir önceki yıl sonuna göre TL bazında yüzde 478,5 oranında artış gösteren İstanbul Menkul Kıymetler Borsası-100 (İMKB-100) bileşik endeksi, 2000 yılında Ocak, Nisan, Ekim ve Aralık ayları dışında bir önceki aya göre düşüş göstermiş ve yılı yüzde 37,2 kayıpla kapatmıştır. 1999 yılının Kasım ayında 8.459 puan olan endeks, 1999 yılının Aralık ayında Ekonomik Programın ilan edilmesi ve Avrupa Birliğinin Helsinki zirvesinde Türkiye’nin aday ülke ilan edilmesi sonucu geleceğe yönelik beklentilerin iyimser olması nedeniyle aşırı yükselmiş, sonrasında ise kar satışları başlamıştır. 2000 yılının Ekim ayında 13.538 puan olan İMKB-100 endeksi Kasım Krizinin de etkisiyle yılı 9.437 puandan kapatmıştır. Dolar bazında 2000 yılında yüzde 49,6 oranında düşüş gösteren endeks Aralık sonunda 818 dolara gerilemiştir.
ABD DOLARI BAZINDA İMKB BİLEŞİK ENDEKSİ (1986=100)
1997 1998 1999 2000
$ % Değ.* $ % Değ.* $ % Değ.* $ % Değ.*
Ocak 812 965 -1,7 453 -6,2 1.751 8,1
Şubat 773 -4,8 835 -13,5 647 42,8 1.620 -7,5
Mart 744 -3,7 789 -5,4 725 12,1 1.576 -2,8
Nisan 618 -17,0 984 24,7 804 10,8 1.844 17,0
Mayıs 666 7,8 849 -13,7 733 -8,8 1.538 -16,6
Haziran 738 10,8 901 6,1 689 -6,0 1.361 -11,5
Temmuz 717 -2,8 934 3,7 794 15,2 1.274 -6,4
Ağustos 696 -3,0 555 -40,6 659 -16,9 1.174 -7,8
Eylül 870 25,1 478 -13,9 769 16,6 996 -15,1
Ekim 919 5,6 466 -2,5 800 4,0 1.156 16,0
Kasım 867 -5,6 498 6,9 961 20,1 746 -35,5
Aralık 982 13,2 483 -2,9 1.620 68,7 818 9,6
Kaynak: İMKB, DPT
*Bir önceki aya göre değişim.
2000 yılında İMKB’de 31 yeni şirketin işlem görmeye başlamasıyla işlem gören şirket sayısı 287’ye yükselmiştir. İşlem hacmi TL bazında yüzde 202,4, dolar bazında ise yüzde 117,3 oranında artış göstermiştir. Ocak, Mart, Nisan ve Ekim ayları 10 katrilyonu aşan işlem hacmiyle en yüksek düzeyde işlemin gerçekleştirildiği aylar olmuştur.
İMKB İŞLEM HACMİ
İşlem Gören İşlem Hacmi
Şirket Sayısı (Trilyon TL) (Milyon $)
1997 244 8.907 57.178
1998 262 17.851 69.696
1999 256 36.390 82.931
2000 287 110.056 180.183
Kaynak: İMKB, DPT
D.ÖDEMELER DENGESİ
1. CARİ İŞLEMLER
1999 yılının sonunda, dış ve iç borçlar, enflasyon, yetersiz yabancı sermaye yatırımları gibi ekonomik problemlerin kesin olarak çözülmesi amacıyla TCMB ile Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanan “Para Programı” 2000 yılındaki ekonomik gelişmelere damgasını vurmuştur.
2000 yılında dış ticaret açığı yüzde 114 artarak 10.4 milyar dolardan 22.3 milyar dolara ulaşmıştır.
2000 yılında, TL’nin reel olarak aşırı değerlenmesi ithalat talebini çok hızlı artırmıştır.
2000 yılında turizm gelirleri yüzde 46.8 oranında artışla 1998 yılındaki seviyesini de geçerek 7.6 milyar dolara ulaşmıştır.
2000 yılında faiz gelirleri yüzde 20.7 oranında artarak 2.3 milyar dolardan 2.8 milyar dolara yükselmiştir.
Cari İşlemler açığı yaklaşık -1.4 milyar dolardan -9.8 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye ekonomisi Kamuoyunda “5 Nisan Kararları” olarak bilinen istikrar tedbirlerinden sonra takip eden 1995 ve 1996 yıllarında göreli olarak bir canlanma yaşamış olsa da 1997 yılında Uzak Doğu Asya ve takiben Rusya ve Brezilya’da yaşanan ekonomik ve finansal krizlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. Özellikle, önemli bir ticari ortak olan Rusya Federasyonu ekonomisinin krizi hem müteahhitlik hizmetlerini, turizm gelirlerini hem de dış ticaretimizi olumsuz yönde etkilemiştir. 1999 yılında, henüz yukarıda belirtilen krizlerin etkisi geçmemişken Türkiye ekonomisi Marmara ve Düzce depremleri ile yeniden sarsılmıştır. Sanayi üretiminin ve kalifiye işgücünün Marmara Bölgesinde yoğunlaştığı da göz önünde bulundurulursa Türkiye ekonomisinin kayıplarının daha büyük olduğu görülecektir. Sonuç olarak, 1995-1999 yılları arasında Türkiye ekonomisi yoğun olarak makro dengeleri kurma mücadelesi vermiştir. 1999 yılının sonunda, 1980’li yıllardan başlayarak sürekli büyüyerek çözülmesi zor bir hale gelen dış ve iç borçlar, enflasyon, yetersiz yabancı sermaye yatırımları gibi ekonomik problemler Merkez Bankası (TCMB) ile Hazine Müsteşarlığı (HM) tarafından hazırlanan “Para Programı” ile çözülmeye çalışılmıştır.Kasım 2000 ve Şubat 2001 tarihlerinde yaşanan krizlere kadar Para Programı kararlı bir şekilde uygulanmıştır. Programın esas amacı sürdürülebilir bir borç yönetimine ve iki yılın sonunda tek haneli enflasyon oranlarına ulaşmaktır. Bunun için de döviz kurlarının artışı kontrol edilerek makro ekonomik istikrar sağlanacaktır. Döviz kuru bir “çıpa” olarak kullanılarak faiz ve enflasyon oranları düşürülecek, düşük faiz ortamında yabancı ve yerli sermaye yatırımlarını artıracak, ekonomik canlanma sağlanacaktır. Bunun sonucunda, ülkenin dış piyasalarda kredibilitesi artacak ve daha uygun koşullarda borçlanma imkanı doğacaktır. Bunun için MB döviz kurlarını önceden ilan ederek spekülatif dalgalanmaların olmayacağını belirtmiştir. Ancak, birinci yılın sonunda enflasyonun hedeflenen seviyeye düşürülememesi TL’nin diğer paralara karşı reel olarak aşırı değerlenmesine neden olmuştur. TL’nin aşırı değerlenmesi ihracatı olumsuz yönde etkilerken ithalatı teşvik etmiş ve dış ticaret açığı ve cari işlemler açığı önemli boyutlara ulaşmıştır.
2000 yılında dış ticaret açığı, ödemeler dengesi bilançosunda yer aldığı gibi, yüzde 114 artarak 10,4 milyar dolardan 22,3 milyar dolara ulaşmıştır. Bavul ticareti, 1999 yılında bir önceki yıla göre Rusya krizi nedeniyle 3,7 milyar dolardan 2,3 milyar dolara gerilemişti. Rusya ekonomisinin krizi atlatmaya başlamasıyla ve Türkiye’de enflasyonun son 13 yılın en düşük seviyesine ulaşması (TEFE yüzde 32,7 ve TÜFE yüzde 39) iç piyasada malların TL cinsinden fiyatlarını düşürmüş ve bavul ticaretini teşvik etmiştir. Enflasyonu düşürme programı çerçevesinde iç piyasanın daralması arzı artırmış ve yerli üreticilerin daha önce bavul ticareti için gelen tüccara karşı olumsuz sayılabilecek tavırlarını değiştirmesi nedeniyle 2000 yılında bavul ticareti yüzde 30,6 artarak 2,3 milyar dolardan 2,9 milyar dolara yükselmiştir. TL’nin reel olarak değer kazanması ihracat için olumsuz bir gelişme olurken yukarıda sayılan diğer olumlu gelişmeler bavul ticaretinin artmasına neden olmuştur. 1997 yılından başlayarak 1999 yılına kadar devam eden ekonomik krizin etkilerinin büyük oranda azalması nedeniyle canlanan ekonomik ve ticari aktiviteler nedeniyle 2000 yılında transit ticaret yüzde 95,9 oranında artarak 483 milyon dolardan 946 milyon dolara yükselmiştir.Sonuç olarak, ihracat (FOB) 2000 yılında yüzde 7 oranında artarak 29,3 milyar dolardan 31,6 milyar dolara ulaşmıştır.2000 yılında, TL’nin reel olarak aşırı değerlenmesi ithalat talebini çok hızlı artırmıştır. Ekonomik kriz sonrası bölge ticaretinin de canlanması ile birlikte transit ticaretin yüzde 106, altın ithalatının da yüzde 76,1 oranında artması nedeniyle ithalat (FOB) yüzde 35,9 oranında artarak 39,8 milyar dolardan 54,0 milyar dolara çıkmıştır. İthalat (CIF) ise yüzde 33,9 oranında artarak 40,7 milyar dolardan 54,5 milyar dolara yükselmiştir.
Sonuç olarak, dış ticaret açığı yüzde 114 oranında artarak 10,4 milyar dolardan 22,3 milyar dolara yükselmiştir.1999 yılına kadar devam eden ekonomik durgunluk ve Marmara Bölgesinde yaşanan büyük deprem felaketi ve İstanbul ve çevresinde gerçekleşecek büyük bir deprem beklentisi nedeniyle ülkemizi ziyaret eden yabancı turist sayısında önemli azalmalar olmuş, bunun sonucunda da turizm gelirleri 1998 yılında yaklaşık 7,2 milyar dolardan 1999 yılında 5,2 milyar dolara gerilemiştir. 2000 yılında ise hem ekonomik canlanma hem de depremin olumsuz havasının dağılması sonucu, TL’nin reel olarak değerlenmesine rağmen turizm gelirleri yüzde 46,8 oranında artışla 1998 yılındaki seviyesini de geçerek 7,6 milyar dolara ulaşmıştır. Aynı dönemde, TL’nin reel olarak aşırı değerlenmesi ve özellikle Balkan ülkeleri ve BDT ülkelerinin fiyat açısından cazip turizm imkanları sunması nedeniyle turizm giderleri de yüzde 13,3 oranında artarak 1,5 milyar dolardan 1,7 milyar dolara yükselmiştir.
2000 yılında, 1999 yılına göre ülkemize İspanya’dan gelen konukların sayısında yüzde 168, İtalya’dan gelen konukların sayısında yüzde 157 ve Avusturya’dan gelen konukların sayısında da yüzde 135 oranında büyük artışlar olmuştur. Bu ülkelere ilaveten diğer Avrupa ülkelerinden gelen ziyaretçilerin sayısında da yaklaşık yüzde 50 oranında artışlar görülürken, Romanya’dan gelen ziyaretçi sayısında yüzde 39 oranında azalma olmuştur. Gelen ziyaretçilerin sayısında büyük artışlar olurken genel olarak kişi başına ortalama harcamalarında yaklaşık yüzde 5 oranında bir azalma gerçekleşmiştir. Almanya, Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan ve BDT ülkelerinden gelen ziyaretçilerin ortalama harcamalarında yaklaşık yüzde 25 oranında artışlar kaydedilmiştir. 2000 yılında, 1999 yılına göre toplam ziyaretçi sayısı yüzde 41 artarak 7,5 milyon kişiden 10,4 milyon kişiye, turizm geliri ise yüzde 47 oranında artarak 5,2 milyar dolardan 7,6 milyar dolara yükselmiştir.2000 yılında, 1999 yılına göre faiz gelirleri yüzde 20,7 oranında artarak 2,3 milyar dolardan 2,8 milyar dolara yükselmiştir. Konsolosluk gelirleri, eğitim gelirleri, DTH’lardan çözülmeler gibi gelirlerin yer aldığı diğer kaleminde de yüzde 5,8 artış gerçekleşmiş ve 11,2 milyar dolardan 11,8 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde, faiz giderleri yüzde 15,6 oranında artarak 5,5 milyar dolardan 6,3 milyar dolara yükselmiştir. Diğer giderler ise yüzde 12 oranında azalarak 7,9 milyar dolardan 6,9 milyar dolara inmiştir.Sonuç olarak, Toplam Mal ve Hizmetler açığı yüzde 129 oranında büyüyerek 6,5 milyar dolardan 14,9 milyar dolara yükselmiştir.Aynı dönemde Karşılıksız Transferler kaleminde yer alan işçi gelirleri ise 1999 yılına göre değişmeyerek yaklaşık 4,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gelişmeler sonucunda Cari İşlemler açığı yaklaşık –1,4 milyar dolardan –9,8 milyar dolara yükselmiştir.
2. TURİZM VE DIŞ SEYAHAT GELİR VE GİDERLERİ (Milyon Dolar)
Yıllar Turizm Geliri Turizm Gideri Net Turizm Geliri T. Geliri/ İthalat %
1990 3.225 -520 2.075 14,5
1991 2.654 -592 2.062 12,6
1992 3.639 -776 2.863 15,9
1993 3.959 -934 3.025 13,5
1994 4.321 -866 3.455 18,6
1995 4.957 -911 4.064 13,9
1996 5.650 -1.265 4.385 13,3
1997 7.002 -1.716 5.286 14,6
1998 7.177 -1.754 5.423 15,7
1999 5.203 -1.471 3.732 9,2
2000 7.626 -1.711 5.925 14,1
3. İŞÇİ GELİRLERİ (Milyon Dolar)
Yıllar İşçi Gelirleri Artış Hızı (%) İşçi Gelirleri / İthalat (%)
1990 3.325 6,0 14,9
1991 2.901 -12,8 13,8
1992 3.074 6,0 13,4
1993 2.963 -3,6 10,1
1994 2.664 -10,1 11,4
1995 3.360 26,3 9,4
1996 3.590 6,7 8,5
1997 4.229 17,8 8,8
1998 5.397 27,6 11,8
1999 4.576 -15,2 11,3
2000 4.603 0,6 8,5
4. Kaynak: TCMB
5. CARİ İŞLEMLER DENGESİ (Milyon Dolar)
1998 1999 2000
Dış Ticaret Dengesi -14.220 -10.443 -22.377
Mal ve Hizmetler Dengesi -3.743 -6.535 -15.044
Karşılıksız Transferler Dengesi 5.727 5.175 5.225
Cari İşlemler Dengesi 1.984 -1.360 -9.819
6. Kaynak: TCMB, Ödemeler Dengesi İstatistikleri.
7. 1.1. Dış Ticaret
2000 yılı sonunda, ithalat 54.502 ihracat 27.774 milyar dolara ulaşmıştır.
İhracatın ithalatı karşılama oranı 51,0’a gerilemiştir. 1997 yılında başlayan kriz ortamının 1999 yılında da devam etmesi ve sanayinin yoğunlaştığı bölge olan Marmara Bölgesinde ve yakınında yaşanan iki büyük deprem nedeniyle toplam üretim azalmıştır. Bunun sonucunda, 1999 yılında ithalat talebi ve ihracat azalmıştır. İthalattaki azalışın ihracattaki azalıştan daha fazla olmasına rağmen turizm ve işçi gelirlerindeki azalma ve kriz nedeniyle yüksek faizle piyasaya çıkarılan bonoların yüklü faiz geri ödemeleri nedeniyle cari işlemler dengesi 1999 yılında –1,4 milyar dolar açık vermiştir. 2000 yılında ise Para Programının hedeflediği sürdürülebilir borçlanma ve düşük enflasyon ortamına ulaşmak için döviz kuru bir “çıpa” olarak kullanılmıştır. 2000 yılı sonunda, enflasyonun Programda hedeflenen düzeye indirilememesi buna karşılık döviz kuru hedeflerinin tutturulmuş olması nedeniyle TL reel olarak aşırı değerlenmiştir. Bunun sonucunda, TL’nin alım gücünün artması nedeniyle ithalat 54.502 milyar dolara çıkarken ihracat 27.774 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret hacmi 82.278 milyar dolara çıkarken ihracatın ithalatı karşılama oranı 51,0’a gerilemiştir.
8. DIŞ TİCARET DENGESİ (Milyon $)
1998 1999 2000 99/00 Değ. %
İhracat (FOB) 31.220 29.325 31.664 7,8
İthalat (CIF) -45.922 -40.687 -54.502 34,0
Dış Tic. Dengesi -14.220 -10.443 -22.377 114,0
Bavul Ticareti 3.689 2.255 2.944 30,6
İhr/İth (%) 58,7 65,3 51,0 -22,3
9. Kaynak: TCMB
10.
1. İhracat
İhracatımız 2000 yılında yüzde 4,5 oranında artarak 27.774 milyon dolara ulaşmıştır.
Toplam ihracatımızın yüzde 90,7’sini oluşturan sanayi kesimi ihracatı, 2000 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,6 oranında artarak 23.597 milyon dolardan 24.928 milyon dolara yükselmiştir.
Devlet İstatistik Enstitüsü’nün yayınladığı verilere göre, 1999 yılında 26.587 milyon dolar düzeyinde olan ihracatımız 2000 yılında yüzde 4,5 oranında artarak 27.774 milyon dolara ulaşmıştır. 1996 yılında ihracat (FOB), daha önce ödemeler dengesi kayıtlarında yer almayan bavul ticaretinin kayda alınması ile birlikte 32,4 milyar dolara ulaşmıştır. 1999 yılında yüzde 38,9 oranında azalan bavul ticareti 2000 yılında yüzde 30,6 oranında artarak 2.255 milyon dolardan 2.944 milyon dolara yükselmiştir. Bavul Ticareti ve transit ticaretle birlikte 1999 yılı toplam ihracat (FOB) değeri 29.325 milyon doları bulurken, 2000 yılında 31.664 milyon dolara ulaşmıştır.
1999 yılında bir önceki yıla göre bavul ticareti yapan ülkelerden ülkemize gelen turist sayısında yüzde 19 oranında bir azalma görülmüş, sonuçta, bavul ticareti azalmıştır. Bunun sebepleri arasında; 1998 yılı içerisinde ortaya çıkan Rusya ekonomik krizinin derinleşmesi sonucunda Rusya’da alım gücünün düşmesinin ithalat talebini azaltması ile İzmit ve Bolu-Düzce illerinde yaşanan depremlerin bavul ticaretinin merkezi konumunda olan İstanbul ve çevre illerde üretimi ve arzı olumsuz etkilemesi ve İstanbul’da şiddetli bir deprem beklentisi olarak gösterilebilir. 2000 yılında ise hem ekonomik krizden çıkılması nedeniyle bavul ticareti yapan ülkelerin ithalat talebinin artması hem de ülkemizde yaşanan deprem felaketinin olumsuz etkilerinin büyük oranda giderilmiş olması nedeniyle bavul ticareti 1998 yılındaki seviyeye ulaşamamış olsa bile yüzde 30,6 oranında yüksek bir artış göstermiştir. Önümüzdeki dönemde Irak, İran ve Suriye gibi komşularımızla olan siyasi ve ticari ilişkilerimizin geliştirilmesi sonucunda bavul ticaretinde büyük bir artış beklenebilir.
1980 yılı sonrasında ihracatımızın sektörel dağılımı sanayi kesimi lehine gelişme göstermiştir. Toplam ihracatımızın yüzde 91,3’ünü oluşturan sanayi kesimi ihracatı, 2000 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6,7 oranında artarak 23.755 milyon dolardan 25.348 milyon dolara yükselmiştir. Madencilik ürünleri ihracatında ise, 1999 yılına göre yüzde 3,9 oranında artış kaydedilmiş ve 400 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşılmıştır. Tarım ve Ormancılık ürünleri ihracatı ise yüzde 17,9 oranında bir azalışla 2.394 milyon dolardan 1.965 milyon dolara düşmüştür.
2000 yılında, sanayi ürünleri ihracatının toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 91,3 olurken, madencilik ve tarım sektörlerinin payları sırasıyla yüzde 1,4 ve yüzde 7,1 olmuştur.
İHRACATIN SEKTÖREL DAĞILIMI (Milyon $)
YILLAR TARIM VE ORMAN % Pay MADENCİLİK % Pay SANAYİ % Pay TOPLAM
1995 2.133 9,9 391 1,8 19.089 88,2 21.637
1996 2.455 10,6 369 1,6 20.358 87,7 23.224
1997 2.679 10,2 404 1,5 23.132 88,1 26.261
1998 2.700 10,0 364 1,3 23.873 88,5 26.974
1999 2.394 9,0 385 1,4 23.755 89,3 26.587
2000 1.965 7,1 400 1,4 25.348 91,3 27.774
11. Kaynak: DİE
2000 yılında madde bazında ihracatımızda ilk sıraları örme giyim eşyası, örülmemiş giyim eşyası, elektrikli makine ve cihazlar ve kara taşıtları ve bunların aksam, parçaları almıştır.
12. BAŞLICA İHRAÇ MADDELERİMİZ (Milyon $)
MADDELER 1999 2000 DEĞİŞİM %
Örme Giyim Eşyası 3.787 3.697 -2,4
Örülmemiş Giyim Eşyası 2.414 2.484 2,9
Elektrikli Makine ve Cihazlar 1.647 1.938 17,7
Kara Taşıtları ve Bunların Aksam, Parçaları 1.474 1.577 7,0
Kazanlar, Makineler, Mekanik Cihazlar 1.272 1.403 10,3
Demir ve Çelik 1.542 1.604 4,0
Yenilen Meyveler 1.247 1.023 -18,0
Dokumaya Elverişli Madd. Hazır Eşya 944 1.012 7,2
Pamuk, Pamuk İpliği, Pamuklu Mensucat 777 710 -8,6
Demir veya Çelikten Eşya 605 691 14,2
LİSTE TOPLAMI 15.709 16.139 2,2
GENEL TOPLAM 26.587 27.774 4,5
13. Kaynak: DİE (Sıralama 2000 yılı verileri esas alınarak yapılmıştır).
14. SEKTÖRLERİN TOPLAM İHRACAT İÇERİSİNDEKİ PAYLARI (SITC-Rev. 3)* (%)
1999 2000
1- TARIMSAL ÜRÜNLER 16,7 13,9
i-Gıda Maddeleri 15,4 12,8
ii-Tarımsal Ham maddeler 1,3 1,1
2- MADENCİLİK ÜRÜNLERİ 4,1 4,1
3- SANAYİ 79,1 81,8
i- Demir ve çelik 6,5 6,7
ii- Kimyasallar 4,2 4,5
iii- Diğer yarı mamuller 7,7 8,2
iv- Makinalar ve ulaşım araçları 18,9 20,6
v- Dokumacılık ürünleri 13,1 13,4
vi- Hazır giyim 24,5 23,8
vii – Diğer tüketim malları 4,1 4,6
4- DİĞER ÜRÜNLER 0,2 0,2
TOPLAM 100,0 100,0
15. *Standart Uluslararası Ticaret Sınıflandırması-3. Revize
İhracatımızda, Avrupa Birliği ülkelerinin payı 14,4 milyar dolar ile yüzde 52,4 oranındadır. 2000 yılı ihracatımızın ülke grupları itibariyle dağılımı incelendiğinde, Avrupa Birliği ülkelerinin yüzde 52,4 gibi yüksek bir paya sahip olduğu görülmektedir. Avrupa Birliği’ne yönelik ihracatımız bir önceki yıla göre aynı seviyesini koruyarak 14,4 milyar düzeyinde gerçekleşmiştir. 2000 yılında, Ortadoğu Ülkeleri’nin genel ihracatımız içindeki payı yüzde 7,8, BDT’nin payı yüzde 5,7 ve EFTA Ülkeleri’nin payı yüzde 1,2 olarak gerçekleşmiştir.
İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkeler; Almanya, ABD, İngiltere, İtalya, Fransa ve Hollanda olmuştur. Toplam ihracatımızın yüzde 18,8’i Almanya’ya yapılmaktadır. Almanya ihracatımız ve ithalatımızda sahip olduğu yüksek pay nedeniyle dış ticaretimiz açısından önemli ülkelerin başında gelmektedir.İhracatımızın döviz cinslerine göre dağılımına bakıldığında ise dolar ile yapılan ihracatın toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 50,7, Alman Markı’nın payı yüzde 25,9 olurken, Euro’nun payı yüzde 7,7 olmuştur.
16. İHRACATIMIZDA İLK ON SIRADA YER ALAN ÜLKELER (Milyon $)
1999 2000 % Değ.
1-Almanya 5.473 5.171 -5,5
2-ABD 2.437 3.074 26,2
3-İngiltere 1.829 2.024 10,6
4-İtalya 1.685 1.755 4,2
5-Fransa 1.570 1.648 4,9
6-Hollanda 932 871 -6,5
7-İspanya 763 685 -10,3
8-Belçika-Lüksemburg 623 641 2,7
9-Rusya Federasyonu 589 639 8,5
10-İsrail 585 622 6,3
Liste Toplamı 16.486 17.130 3,9
Genel Toplam 26.587 27.774 4,5
17. Kaynak: DTM
18. İHRACATIN ÜLKE GRUPLARINA GÖRE DAĞILIMI
1999 2000
Milyon $ % Pay Milyon $ % Pay
AB Ülkeleri 14.349 54,0 14.401 52,4
EFTA Ülkeleri 362 1,4 323 1,2
Diğer OECD Ülkeleri 3.346 12,6 4.087 14,9
Türk Cumhuriyetleri 822 3,1 816 3,0
Orta Doğu Ülkeleri 2.204 8,3 2.157 7,8
K. Afrika Ülkeleri 1.344 5,1 1.072 3,9
BDT Ülkeleri 1.641 6,2 1.568 5,7
Liste Toplamı 24.068 90,5 24.424 88,9
TOPLAM 26.587 100,0 27.774 100,0
19. Kaynak: DTM
20. İHRACATIN SEÇİLMİŞ DÖVİZ CİNSLERİNE GÖRE DAĞILIMI (% Paylar)
DÖVİZ CİNSİ 1999 2000
ABD Doları 52,5 50,7
Alman Markı 27,2 25,9
Euro 4,3 7,7
İngiliz Sterlini 5,1 5,5
Fransız Frangı 4,3 4,1
İtalyan Lireti 2,5 2,2
Türk Lirası 1,4 1,4
Hollanda Florini 1,1 1,0
İsveç Kronu 0,3 0,3
Diğerleri 1,3 1,2
21. Kaynak: DTM
Türk Eximbank 2000 yılında 3,5 milyar dolar tutarında ihracat kredisi kullandırmıştır. Banka nakdi ve gayri nakdi destekleri ile ihracatın yaklaşık yüzde 24’üne finansman desteği sağlamıştır. 1987 yılında, Türkiye’nin artan ihracat potansiyelinin desteklenmesi amacıyla resmi ihracat destek kurumu olarak kurulan Türk Eximbank 2000 yılında toplam 3,5 milyar dolar tutarında ihracat kredisi kullandırmıştır. Ayrıca, ihracat kredi sigortası kapsamında sigortalanan sevkıyat toplamı 3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylece, banka 2000 yılında nakdi ve gayri nakdi destekleri ile ihracatın yaklaşık yüzde 24’üne finansman desteği sağlamıştır.
22. 1.1.2. İthalat
2000 yılında ithalat, 1999 yılına göre, % 34,0 oranında artarak 54. 502 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. 1999 yılında, 1998 yılında başlayan ithalatta azalma eğilimi daha da artmıştır. Özellikle deprem nedeniyle kalifiye emek, enerji ve makine kaybı nedeniyle üretim kaybı ve piyasalardaki durgunluğun getirdiği talep daralması ithalatı 40 milyar dolar seviyesine inmesine sebep olmuştur. 1999 yılında, bir önceki yıla göre, ithalat yüzde 11,4 azalarak 40.687 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Ancak, 2000 yılında Para Programının döviz kurunu bir “çıpa” olarak kullanması sonucunda TL’nin reel olarak aşırı değerlenmesi ithalat talebini aşırı derecede artırmıştır. 2000 yılında ithalat, 1999 yılına göre, yüzde 34,0 oranında artarak 54.502 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır.
İthalatın mal gruplarına (BEC) göre dağılımında 2000 yılında, en büyük artış yüzde 42 ile tüketim malları ithalatında gözlenmiştir. Toplam ithalatın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturan sermaye malları ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 29,1 oranında artarak 8,7 milyar dolardan 11,3 milyar dolara yükselmiştir. Ara malları ithalatı ise yüzde 34,8’Lik bir artışla 26,7 milyar dolardan 35,8 milyar dolara yükselmiştir. Ara malları ithalatı toplam ithalatın yüzde 65,7’sini oluşturmaktadır. Tüketim malları ithalatında da bir önceki yıla göre yüzde 42 oranında artış kaydedilmiş ve 2000 yılında tüketim malları ithalatı 7.2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
23.
24. BEC* TANIMINA GÖRE MAL GRUPLARI İTİBARİYLE İTHALAT
1999 2000
Milyon $ Pay 98/99 % Değ. Milyon $ Pay 99/00 %
Değ.
YATIRIM MALLARI 8.729 21,5 -17,8 11.270 20,7 29,1
ARA MALLARI** 26.896 66,1 -0,1 36.046 66,1 34,0
TÜKETİM MALLARI 5.062 12,4 -5,6 7.187 13,2 41,9
TOPLAM 40.687 100,0 -23,6 54.502 100,0 34,0
25. Kaynak: DİE
26. * Broad Economic Category
27. (**): Diğer Kalemi ilave edilmiştir.
28.
2000 yılında toplam ithalatımızın yüzde 82,2’sini oluşturan sanayi ürünleri ithalatının bir önceki yıla göre, yüzde 28,4 oranında artarak 44.5 milyar dolar seviyesine ulaştığı görülmektedir. İthalatımızın sektörel dağılımı incelendiğinde, toplam ithalatımızın yüzde 82,6’sını oluşturan sanayi ürünleri ithalatının 2000 yılında, bir önceki yıla göre, yüzde 30,2 oranında artarak 45,3 milyar dolar seviyesine ulaştığı görülmektedir. Toplam ithalat içinde yüzde 13,0’lık paya sahip olan madencilik ve taş ocakçılığı ürünleri ithalatında ise 2000 yılında bir önceki yıla göre yüzde 66,9 oranında bir artışla 7,1 milyar dolar seviyesine ulaşılmıştır. Aynı yılda, tarım ve ormancılık ürünleri ithalatında 2,1 milyar dolarlık ithalat gerçekleşmiştir. Toplam ithalatın yüzde 3,9’unu oluşturan tarım ve ormancılık ürünleri ithalatında 1999 yılına göre yüzde 28,4 oranında artış gözlenmiştir.
29. İTHALATIN SEKTÖREL DAĞILIMI
1999 2000
Milyon $ Pay 98/99 % Değ. Milyon $ Pay 99/00 % Değ.
TARIM VE ORMAN* 1.655 4,5 -30,2 2.125 3,9 28,4
MADEN VE TAŞ OCAKÇILIĞI 4.254 8,2 13,6 7.100 13,0 66,9
SANAYİ** 34.778 87,3 -12,0 45.277 83,1 30,2
TOPLAM 40.687 100,0 -11,4 54.502 100,0 34,0
30. Kaynak: DİE
31. (*): Balıkçılık ilave edilmiştir.
32. (**): Diğer ilave edilmiştir.
33. BAŞLICA İTHAL MADDELERİMİZ (Milyon $)
MADDELER 1999 2000 DEĞİŞİM %
Mineral Yakıt., Mineral Yağlar, Mumlar 5.377 9.513 76,9
Nükleer Reaktörler, Kazan; Mak.Cih., Aletler, Parç. 6.390 7.752 21,3
Elektrikli Mak. Ve Cihazlar, Aksam ve Parçaları 5.098 6.076 19,2
Motorlu Kara Taşıtları, Traktör, Motosiklet, Bisiklet vb. 3.095 5.451 76,1
Demir ve Çelik 2.056 2.759 34,2
Plastik ve Plastikten Mamul Eşya 1.822 2.149 17,9
Organik Kimyasal Müstahzarlar 1.626 2.023 24,4
Optik Alet ve Cihazlar 1.027 1.237 20,4
Pamuk, Pamuk İpliği, Pamuklu Mensucat 671 1.078 60,7
Eczacılık Ürünleri 858 1.035 20,6
LİSTE TOPLAMI 28.020 39.073 39,4
GENEL TOPLAM 40.687 54.502 34,0
34. Kaynak: DTM (Sıralama 2000 yılı verileri esas alınarak yapılmıştır).
35.
2000 yılında başlıca ithal mallarımız kazanlar, makineler ve mekanik cihazlar, mineral yakıtlar ve yağlar, elektrikli makine ve cihazlar, kara taşıtları aksam ve parçaları ve demir-çelik olmuştur. 2000 yılında başlıca ithal mallarımız; mineral yakıtlar, mineral yağlar, mumlar, nükleer reaktörler, kazan; makine ve cihazlar, aletler, parçalar, elektrikli makineler ve cihazlar, aksam ve parçaları, motorlu kara taşıtları, traktör, motosiklet, bisiklet vb. demir ve çelik plastik ve plastikten mamul eşyalar, organik kimyasal müstahzarlar olmuştur.
Ülke grupları açısından ithalatımız incelendiğinde, 2000 yılında, Avrupa Birliği’nden yapılan ithalatın toplam ithalatın yüzde 48,9’unu oluşturduğu gözlenmektedir. Avrupa Birliği’nden yapılan ithalat, 1999 yılında 21,4 milyar dolar düzeyindeyken 2000 yılında yüzde 23,5 oranında artarak 26,5 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Ülke gruplarına göre ithalatımızda EFTA ülkelerinin payı yüzde 0,2, Ortadoğu Ülkelerinin payı yüzde 5,7, Bağımsız Devletler Topluluğunun payı ise yüzde 10,5’dir. İthalatımızda ilk sıralarda yer alan ülkeler Almanya, İtalya, ABD, Rusya Federasyonu, Fransa ve İngiltere olmuştur.İthalatın döviz cinslerine göre dağılımına bakıldığında ise doların toplam ithalat içerisinde yüzde 57, Alman Markının yüzde 18,3 ve Euronun yüzde 10,4 oranında paya sahip olduğu görülmektedir.
36. İTHALATIMIZDA İLK ON SIRADA YER ALAN ÜLKELER
37. (Milyon $)
1999 2000 Değişim %
Almanya 5.880 7.163 21,8
İtalya 3.192 4.319 35,3
ABD 3.080 3.887 26,2
Rusya Federasyonu 2.374 3.880 63,4
Fransa 3.127 3.514 12,4
İngiltere 2.190 2.702 23,4
İspanya 1.262 1.666 32,0
Belçika-Lüks. 1.133 1.651 45,7
Japonya 1.393 1.590 14,2
Hollanda 1.316 1.573 19,6
LİSTE TOPLAMI 24.947 31.945 28,0
GENEL TOPLAM 40.687 54.502 34,0
38. Kaynak: DTM
39. İTHALATIN ÜLKE GRUPLARINA GÖRE DAĞILIMI (Milyon $)
1999 2000
Milyon $ % Pay Milyon $ % Pay
AB Ülkeleri 21.417 52,8 26.456 48,9
EFTA Ülkeleri 926 2,3 1.150 2,1
Diğer OECD Ülkeleri 5.983 14,7 7.795 14,4
Türk Cumhuriyetleri 464 1,1 643 1,2
Orta Doğu Ülkeleri 1.987 4,9 3.105 5,7
K. Afrika Ülkeleri 1.404 3,5 2.251 4,2
BDT Ülkeleri 3.734 9,2 5.682 10,5
Liste Toplamı 35.969 88,4 47.082 86,9
TOPLAM 40.687 100 54.502 100
40. Kaynak: DTM
41.
42. İTHALATIN DÖVİZ CİNSLERİNE GÖRE DAĞILIMI (% Pay)
Para Birimi 1998 1999 2000
ABD Doları 52,1 52,9 57,0
Alman Markı 25,2 22,3 18,3
Avrupa Para Birimi 0,0 4,8 10,4
İtalyan Lireti 5,1 3,7 2,9
Fransız Frangı 4,6 3,3 2,2
İngiliz Sterlini 3,6 3,1 2,4
Japon Yeni 2,8 2,2 1,5
İsviçre Frangı 1,8 1,6 1,3
İsveç Kronu 1,0 2,2 1,6
Hollanda Florini 1,2 1,1 0,6
Diğerleri 2,5 2,7 1,8
Toplam İthalat 100,0 100,0 100,0
43. Kaynak: DTM
44. 2- SERMAYE HAREKETLERİ
2000 yılında sermaye hareketlerindeki net girişler yüzde 102,2 oranında artarak 9,4 milyar dolar olmuştur.
1999 yılında bir taraftan 4,7 milyar dolar olan sermaye hareketlerindeki net girişler ile özellikle Asya ve Rusya Krizlerinin yarattığı gelişmekte olan piyasalara yatırım yapma tedirginliğinin azalması, diğer taraftan “Para Programının” yarattığı olumlu hava, ilaveten 1998 yılından itibaren İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (IMKB) yabancı yatırımcılar için yeniden cazip hale gelmesi 2000 yılında girişlerin yüzde 102,2 oranında artarak 9,4 milyar dolar olmasında başlıca etken olmuşlardır.
45. SERMAYE HAREKETLERİ (Milyon Dolar)
1998 1999 2000
Sermaye Hareketleri (Rezerv Hariç) -755 4.670 9.445
Doğrudan Yatırımlar (Net) 573 138 112
Portföy Yatırımları (Net) -6.711 3.429 1.022
Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri 3.985 344 4.276
Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri 1.398 759 4.035
Net Hata ve Noksan -782 1.896 -2.675
46. Kaynak:TCMB
47. 2. 1. Doğrudan Yatırımlar (Net)
Doğrudan yatırımlar, 1999 yılında 138 milyon dolarken 2000 yılında yüzde 18,8 oranında azalarak 112 milyon dolara inmiştir. Doğrudan yatırımlar, 1999 yılında 138 milyon dolarken 2000 yılında yüzde 18,8 oranında azalarak 112 milyon dolara gerilemiştir. Son üç yılda siyasi ve ekonomik arenada yaşanan dalgalanmalar ve 1999 yılında yaşanan deprem felaketinin sanayi bölgesini vurması yabancı yatırımcının hala Türkiye’ye güven duymamasının en önemli nedenleri olabilir. Açıklanan Para Programının yarattığı güven ortamı bir süre devam etmiş ancak, sermaye çıkış hızını azaltabilmesine rağmen sermaye girişi yaratacak kadar uzun süreli yaşayamamıştır.
48. 2.1.1 Yabancı Sermaye Yatırımları
49. TÜRKİYE’DE YILLARA GÖRE YABANCI SERMAYE
Yıllar İzin Verilen Yabancı Ser.
(Milyon $) Yatırım Belgelerinin Top. Yat. Tut.
(Milyar TL) Firma Sayısı (Kümülatif) Firmaların Toplam Sermayesi (Milyar TL)- (Kümülatif)
Fiili Giriş*
(Milyon$)
1995 2.938 328.448 3.161 113.014 934
1996 3.837 1.250.652 3.582 235.971 914
1997 1.678 624.461 4.068 458.968 852
1998 1.647 1.016.654 4.533 823.561 953
1999 1.700 1.599.520 4.950 1.446.503 813
2000 3.060 7.883.005 5.328 3.063.464 1.707
50. Kaynak: Hazine Müsteşarlığı.
51. (*): Kaynak: TCMB
52.
2000 yılında 982 milyon dolar net yabancı sermaye girişi gerçekleşmiştir. Global kriz nedeniyle yatırımcıların gelişmekte olan pazarlara olan güveni zedelenmiştir. Bu durumdan gelişmekte olan bir pazar olarak Türkiye de olumsuz etkilenmiştir. Ancak, krizin etkisinin azalması nedeniyle 1996 yılından itibaren azalmakta olan yabancı sermaye izinleri 1999 yılının ikinci yarısında iki deprem felaketi yaşanmasına karşın artış eğilimine girmiştir. 1998 yılında 1.647 milyon dolar değerinde yatırım izni verilirken, 1999 yılında verilen izinler yüzde 3,2 oranında artarak 1.700 milyon dolara yükselmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları 2000 yılında, Para Programının yarattığı olumlu yatırım ortamı ve 1,3 milyar dolarlık telekomünikasyon ve enerji projelerinde verilen izinler nedeniyle artmış ve 1996 yılından sonra ilk defa 3 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemde 1,707 milyon dolar giriş olurken 725 milyon dolar çıkış olmuştur. Sonuç olarak, 982 milyon dolar net yabancı sermaye girişi gerçekleşmiştir.
2000 yılında imalat sanayinin payı yüzde 56’ya çıkmış, Hizmetler sektörünün payı ise yüzde 44’e inmiştir. Merkez Bankası kayıtlarına göre, 1999 yılında Tarım sektöründe yabancı sermaye girişi olmazken, 2000 yılında 9 milyon dolarlık giriş gerçekleşmiştir. Madencilik sektörüne yabancı sermaye girişi azalırken, İmalat Sanayi ve Hizmetler sektörlerine girişler artmıştır. 1999 yılında yabancı sermaye girişi içerisinde İmalat Sanayii yüzde 43, Hizmetler yüzde 55 paya sahipken, 2000 yılında İmalat sanayinin payı yüzde 56’ya çıkmış, Hizmetler sektörünün payı ise yüzde 44’e inmiştir.Yabancı Sermayenin geldiği ülke gruplarının başında OECD ülkeleri, OECD ülkelerinin içerisinde de AB ülkeleri gelmektedir. 1999 yılında OECD ülkelerinin payı yüzde 80 ve AB ülkelerinin payı yüzde 46 olurken, 2000 yılında bu oranlar sırasıyla yüzde 89’a ve yüzde 64’e yükselmiştir. OECD ülkelerini yüzde 10 pay ile Ortadoğu Ülkeleri takip etmektedir.
2000 yılında ilk üç sırada Hollanda, Almanya ve ABD yer almıştır. İzin verilen yabancı sermaye içerisinde AB ülkeleri birinci sırada yer alırken, ilk üç sırayı sırasıyla 696 milyon dolarla Hollanda, 583 milyon dolar ile Almanya, 296 milyon dolarla ABD alırken 271 milyon dolarla İtalya dördüncü olmuştur.
53. 2. 2. Portföy Yatırımları (Net)
Türkiye’de kurulu şirketlerce çıkarılan hisse senetleri ve tahviller ile Hazine tarafından çıkarılarak uluslararası sermaye piyasalarında satışa sunulan devlet tahvillerine yabancı yatırımcıların yaptıkları yatırımları gösteren portföy yatırımlarında daha önceki yıllarda bir gerileme söz konusuyken 1997 yılında yüzde 186,6 oranında rekor bir düzeyde artarak 1,6 milyar dolara yükselmiştir.
2000 yılında net portföy yatırımları 1 milyar dolar seviyesinde kalmıştır. Ancak, Asya ve Rusya Krizleri daha önce de belirtildiği gibi daha çok gelişmekte olan piyasaları olumsuz yönde etkilemiştir. Bu durumdan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da olumsuz yönde etkilenmiştir. 1997 yılındaki 1,6 milyar dolarlık sermaye girişinin aksine 1998 yılında piyasalarda yaşanan güvensizlik nedeniyle 5,7 milyar dolarlık bir sermaye çıkışı olmuştur. Ancak, 1999 yılında krizlerin etkisinin azalması nedeniyle net portföy yatırımlarında 3,4 milyar dolar seviyesinde bir artış olmuştur. Bu artışta en önemli etkenler hükümetin ve bankaların tahvil ihracı yoluyla borçlanması ve yabancı yatırımcının İMKB’ye yatırım yapması olmuştur. 2000 yılında ise net portföy yatırımları 1 milyar dolar seviyesinde kalmıştır.
54. 2. 3. Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri
Uzun vadeli sermaye hareketlerinin alt kalemlerinden yurt dışından sağlanan kredi kullanımları ve kredi mektuplu döviz tevdiat hesaplarındaki (DTH) mevcutların, anapara geri ödemelerinden fazla olması nedeniyle uzun vadeli sermaye hareketleri 2000 yılında yaklaşık 4,3 milyar dolar fazla vermiştir. 2000 yılında 17,5 milyar dolar kredi kullanılırken, DTH’ndan 620 milyon dolar kullanılmış, buna karşılık 13,8 milyar dolar dış borç anapara geri ödemesi yapılmıştır.
2000 yılında uzun vadeli net sermaye girişi 11 kat artarak 4,3 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Kullanılan kredilerin yaklaşık 1,2 milyar doları Dünya Bankası, 771 milyon doları sendikasyon, 279 milyon doları Avrupa Yatırım Bankasından sağlanırken, 1,9 milyar doları yurtiçinde yerleşik bankalardan temin edilmiştir. 12,8 milyar doları ise KİT ve özel sektörden sağlanmıştır. 1999 yılında 11 milyar dolar kredi ile DTH’ndan 131 milyon dolar geri ödeme yapılmıştır. Buna karşılık bu yılda yaklaşık 10,6 milyar dolarlık dış borç anapara geri ödemesi yapılmıştır.
Böylece, 1999 yılında yaklaşık 345 milyon dolar orta-uzun vadeli net sermaye girişi olurken, 2000 yılında net sermaye girişi 11 kat artarak 4,3 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
55. 4. Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri
Kısa vadeli sermaye hareketlerinde 2000 yılında yaklaşık yüzde 430 oranında artan net girişler 4 milyar dolara yükselmiştir . Kısa vadeli sermaye hareketlerinde 1999 yılında 759 milyon dolar net giriş gerçekleşirken, 2000 yılında yaklaşık yüzde 430 oranında artan net girişler 4 milyar dolara yükselmiştir.
Kısa vadeli sermaye girişinin artmasındaki en önemli neden Para Programının sağladığı kısa süreli güven ortamıdır. Bu nedenle 2000 yılında sağlanan kredilerde yüzde 130 oranında bir artış olmuş ve 1999 yılında yaklaşık 3 milyar dolardan 6,8 milyar dolara yükselmiştir. Bunun yanında faiz oranlarındaki azalma nedeniyle mevduatlarda 630 milyon dolar, bankaların döviz mevcutlarında ise 1,9 milyar dolar azalma olmuştur. Verilen net kredilerde artış olmuş ve net varlıklarda 1999 yılında yaklaşık 2,6 milyar dolar azalma olurken 2000 yılında yaklaşık 2,1 milyar dolar azalma gerçekleşmiştir.
Sonuç olarak, kısa vadeli sermaye hareketlerinde 1999 yılında 759 milyon dolar giriş olurken 2000 yılında 4 milyar dolar giriş olmuştur.
2. 5. Dış Borç
Türkiye’nin dış borç stoku 1999 yılında 103.025 milyon dolardan 2000 yılı sonu itibariyle 114.324 milyon dolara yükselmiştir. Türkiye’nin dış borç stoku, 1999 yılında, 103.025 milyon dolardan 2000 yılı sonu itibariyle 114.324 milyon dolara yükselmiştir.Toplam borç stokunun 28.912 milyon doları kısa vadeli, 85.412 milyon doları ise orta-uzun vadelidir. Dış borç stoku bir yılda yüzde 11 oranında artmış; bu dönemde kısa vadeli dış borcun artış oranı yüzde 23, uzun vadeli dış borcun artış oranı yüzde 7 olmuştur. 1998-2000 yılları arasında toplam dış borç stoku yüzde 18 oranında artarken kısa vadeli dış borcun artış oranı yüzde 36, uzun-vadeli dış borçların artış oranı ise yüzde 13 olarak gerçekleşmiştir. Son iki yılda dış borçların vade yapısı kısa-vadeli dış borçlar lehine gelişmiştir. Bu durum borçlanan taraf açısından arzu edilmeyen bir durumdur.
Toplam borç stokunun 28.912 milyon doları Kısa Vadeli, 85.412 milyon doları ise Orta-Uzun Vadelidir. 2000 yılında, borçlulara göre dış borç stokunun yapısındaki değişmeler şöyle özetlenebilir.
Kısa vadeli dış borçların 653 milyon doları TCMB’ye, 16.900 milyon doları ticari bankalara, 10.359 milyon doları da diğer sektörlere aittir.
TCMB’nin borçları 1998-2000 yılları arasında yüzde 28 oranında azalırken, ticari bankaların borçları yüzde 51 oranında artmıştır. Orta-uzun vadeli borçlarda toplam kamu kesiminin borcu 1999 yılı sonunda 43.452 milyon dolardan yüzde 8,5 oranında artarak 2000 yılında 47.164 milyon dolara yükselmiştir. Kamu kesimi içerisinde en büyük payı genel hükümet, genel hükümet içerisinde ise merkezi hükümet almaktadır. 2000 yılında bir önceki yıla göre merkezi hükümetin borçlanması yüzde 10,4 oranında artarken KİT’lerin borçlarında ise yüzde 30 oranında önemli bir artış olmuştur.2000 yılında, 1999 yılına göre özel sektörün borç stoku yüzde 3,6 oranında azalarak 25.789 milyon dolardan 24.850 milyon dolara düşmüştür. Bu borçlanmanın 18.886 milyon doları finansal olmayan borçlar, 5.964 milyon doları ise finansal borçlardır. Finansal olmayan borçlardaki azalış oranı yüzde 0,2 olurken, finansal borçlardaki azalış oranı yüzde 13 dür.
BORÇLULARA GÖRE DIŞ BORÇ STOKU (Milyon Dolar) (*)
1998 1999 2000
Dış Borç Stoku 96.897 103.025 114.324
Kısa Vadeli Dış Borçlar 21.217 23.472 28.912
Orta-Uzun Vadeli Dış Borçlar 75.680 79.553 85.412
Kısa Vadeli Borçlar 21.217 23.472 28.912
TCMB 905 686 653
Ticari Bankalar 11.159 13.172 16.900
Diğer Sektörler 9.153 9.614 10.359
Orta-Uzun Vadeli Dış Borçlar 75.680 79.553 85.412
A. Kamu Sektörü 40.491 43.452 47.164
1. Genel Hükümet 36.349 39.068 42.406
a. Merkezi Hükümet 32.278 35.273 38.952
b. Yerel Yönetimler 3.223 3.096 2.825
c. Fonlar 837 694 625
d. Üniversiteler 11 5 4
2. KİT’ler 3.455 3.522 3.606
B .TCMB 12.073 10.312 13.398
C. Özel Sektör 23.116 25.789 24.850
1. Finansal 6.957 6.859 5.964
2. Finansal Olmayan 16.159 18.930 18.886
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, TCMB
(*) Geçici
Kısa ve orta-uzun vadeli dış borçların döviz kompozisyonu 1996 yılından 1999 yılına kadar aynı trendde gelişmiştir. ABD dolarının toplam borç içerisindeki payı 1999 yılında yüzde 49, Alman Markı’nın payı yüzde 34,6 ve Japon Yeni’nin payı yüzde 8,3 iken 2000 yılında bu paylar sırasıyla yüzde 52,5, yüzde 25,6 ve yüzde 7,8 olarak değişmiştir. Kur farkından en fazla etkilenen borç stoku doğal olarak orta-uzun vadeli borçlardır.
2000 yılında, ABD Dolar/ Alman Markı paritesi ABD doları lehine geliştiği için Mark, Yen ve diğer dövizler cinsinden dış borç stokumuzda daha büyük azalma olmuş ve kur etkisi nedeniyle 4.831 milyon dolar azalma gerçekleşmiştir. 1996 ve 1997 yıllarında Asya ve Rusya Krizleri öncesinde TL’nin ABD Doları, Alman Markı ve Japon Yeni karşısında göreli olarak değerli olması nedeniyle dış borç stokumuz kur farkından olumlu yönde etkilenmiştir. 1996-1997 yılları arasında kur farkı nedeniyle dış borç stoku 5.657 milyon dolar azalırken, 1997-1998 yılları arasında 4.436 milyon dolar artış olmuştur. 1998-1999 yılları ile 1999-2000 yılları arasında ise sırasıyla 4.171 milyon dolar ve 4.831 milyon dolar azalma olmuştur. 2000 yılında, ABD Dolar/ Alman Markı paritesi ABD doları lehine geliştiği için Mark, Yen ve diğer dövizler cinsinden dış borç stokumuzda daha büyük azalma olmuş ve kur etkisi nedeniyle 4.831 milyon dolar azalma gerçekleşmiştir.
Türkiye en çok tahvili Euro-tahvil piyasasına ihraç etmektedir. Merkezi Hükümetin tahvil ihracı ağırlıklı olarak Euro piyasasına olurken, özel sektör 1998 yılından itibaren Euro piyasasına tahvil ihraç etmemiştir. Merkezi hükümet, 2000 yılında, 11.830 milyon dolar Euro, 4.838 milyon dolar Global Tahvil, 3.339 milyon dolar Samurai ve 605 milyon dolar Yankee piyasalarına tahvil ihracı gerçekleştirmiştir. Özel Sektör ise, sadece 45 milyon dolar Samurai piyasasına tahvil ihraç etmiştir. Sonuç olarak, Türkiye’nin tahvil ihracındaki en gözde piyasa Euro piyasası olmaya devam etmektedir.
Dış Borç geri ödemesi projeksiyonlarına göre 2001 yılında toplam 30.228 milyon dolar geri ödeme yapılacaktır.
Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılan Dış Borç geri ödemesi projeksiyonlarına göre 2001 yılında 21.330 milyon doları anapara, 4.447 milyon doları da faiz ve 1.987 milyon dolar tahvil faizi ve 2.464 milyon dolar tahvil anaparası olmak üzere toplam 30.228 milyon dolar geri ödeme gerçekleştirilecektir. Bunun 15.988 milyon doları özel sektör tarafından 12.813 milyon doları ise kamu sektörü ve 1.427 milyon doları üniversiteler tarafından ödenecektir.
3- REZERV HAREKETLERİ
Bilindiği üzere ödemeler dengesinin bir karşılık kalemi olan rezerv hareketleri, cari işlemler dengesi ve sermaye hareketleri dengesinin toplamına eşit olmak durumunda olup, aradaki fark çeşitli nedenlerle sisteme dahil edilememiş işlemlerden oluşan net hata ve noksanı meydana getirmektedir.1997 yılında, Asya Krizini takiben yaşanan Rusya Krizi ile yabancı yatırımcıda gelişmekte olan piyasalara karşı büyük bir güvensizlik başlamış ve hızlı bir sermaye çıkışı yaşanmıştır. Bu tedirginlik 1998 yılında da devam etmiştir. Bu nedenle ihracatta yaşanan beklenenin çok altında bir artış ve ithalatta yaşanan azalma nedeniyle cari işlemler dengesi yaklaşık 2 milyar dolar fazla vermiştir. Ancak, 1998 yılında sermaye çıkışı devam etmiş ve -755 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
2000 yılında IMF kredileri 1999 yılına göre yüzde 545 artarak 3.351 milyon dolara yükselmiş ve toplam yaklaşık 3 milyar dolar rezerv artışı olmuştur. Uluslararası rezervlerde de yine aynı yıl 447 milyon dolarlık bir azalma gerçekleşmiştir. 1999 yılında da yılın ilk yarısında dış talep yetersizliği, ekonomik dalgalanmalar ikinci yarısında ise kısa aralıklarla yaşanan iki büyük deprem felaketi hem üretimi hem de dış ticaret hacmini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu dönemde cari işlemler dengesi -1.360 milyon dolar açık vermiş, dış ticaret hacmi yüzde 7,7 oranında daralmış bunun aksine yaklaşık 4,7 milyar dolar sermaye girişi (rezerv hariç) olmuştur. Rezervlerimizde 5,2 milyar dolar azalma olmuş, 520 milyon dolar IMF kredisi girmesine rağmen resmi rezervlerde 5,6 milyar dolarlık azalma gerçekleşmiştir. 2000 yılında ise cari işlemler açığı 9,8 milyar dolara ulaşmış ve aynı dönemde rezerv hariç sermaye girişi 9,4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönemde IMF kredileri 1999 yılına göre yüzde 545 artarak 3.351 milyon dolara yükselmiş ve toplam yaklaşık 3 milyar dolar rezerv artışı olmuştur.
E-YAPISAL REFORMLAR
1. ÖZELLEŞTİRME FAALİYETLERİ
Özelleştirmenin temel amacı nihai olarak, devletin ekonomide işletmecilik alanından tümüyle çekilmesini sağlamaktır. Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınai ve ticari faaliyetlerinin en aza indirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması amaçlanmaktadır. Bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilmesi mümkün olacaktır. Özelleştirmenin temel amacı nihai olarak, devletin ekonomide işletmecilik alanından tümüyle çekilmesini sağlamaktır.
Öte yandan borsa ve sermaye piyasalarını geliştirmeden Türkiye’de sağlıklı bir ekonomik gelişmeden bahsetmek mümkün değildir. Şirketlerin bankacılık sektörüne bağlı olmadan hisse senedi, tahvil ve bono ihracı yoluyla kaynak temin edebilmeleri ve bu kaynak maliyeti ile enflasyon arasında sağlıklı bir ilişkinin olabilmesi için, sermaye piyasalarının geliştirilmesi gerekir. Sermaye piyasasının gelişimi ise, tasarrufların daha büyük bir kısmının mali piyasalara yönlendirilmesi ve bu suretle oluşan fonların sermaye piyasasına akışına imkan verecek bir ekonomik yapının oluşturulması ile mümkündür. Bu açıdan değerlendirildiğinde özelleştirme uygulamaları ile, bir yandan mali piyasalara ve dolayısıyla sermaye piyasalarına yönelmeyen yerli ve yabancı tasarrufları bu piyasalara yönlendirecek yeni fırsatlar yaratılması, diğer yandan da kamu kesiminin fonlar üzerindeki talebi nedeniyle sıkışan mali piyasa üzerindeki olumsuz baskının engellenmesi hedeflenmektedir.Özelleştirme işlemleri özel yasalarla düzenlemeler hariç 1994 yılında yürürlüğe giren 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun hükümlerine göre yürütülmektedir. Daha önceki özelleştirme yasalarından farklı olarak yeni yasa Özelleştirme İdaresi Başkanlığını (ÖİB) kurmuş ve özelleştirme uygulamaları bu idare tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır. Yeni yasa ayrıca karar organı olarak Özelleştirme Yüksek Kurulunu oluşturmuş ve Özelleştirme Fonu adı altında bir fon kurmuştur.4046 sayılı yasada özelleştirme kapsamındaki kuruluşlarda Emekli Sandığına tabi olarak çalışan personelin emekli olmalarını teşvik etmek amacıyla, hizmet süresi itibariyle emeklilik hakkını kazanmalarından itibaren iki ay içinde emekli olmaları halinde, emeklilik ikramiyesinin, yüzde 30 fazlasıyla ödenmesine ilişkin düzenleme yer almıştır. Ayrıca, yeni yasa iş kaybı durumunda, belirlenen şartlar altında iş kaybı tazminatı ödenmesine ilişkin düzenlemelere yer vermiştir. Söz konusu yasa özelleştirmenin kapsamını da genişletmiş, İktisadi Devlet Teşekkülleri yanında diğer kamu işletmelerinin de özelleştirilmesi imkanını getirmiştir.
2000 yılından itibaren uygulamaya konan İstikrar Programı çerçevesinde 3 yıllık sürede 18 milyar dolarlık özelleştirme işlemi gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Özelleştirme uygulamalarının hız kazandığı 1986 yılından 2001 yılı Mart sonuna kadar temettü gelirleri hariç 7,4 milyar dolarlık özelleştirme uygulaması gerçekleştirilmiştir. 2000 yılından itibaren uygulamaya konan İstikrar Programı çerçevesinde 3 yıllık sürede 17,6 milyar dolarlık özelleştirme işlemi gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu değerin 7,6 milyar dolarının 2000 yılında gerçekleşmesi planlanmıştır.
2000 yılında özelleştirilmesi planlanan kuruluşların bir kısmı özelleştirilememiştir. Bunun sonucunda da hedefe ulaşılamamış ve özelleştirme uygulaması hasılası 2,7 milyar doları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) kapsamındaki kuruluşlardan, 2,5 milyar doları da GSM 1800 ihalesinden olmak üzere toplam 5,2 milyar dolarda kalmıştır.
2000 YILI ÖİB ÖZELLEŞTİRME PROGRAMI*
1.ÇEYREK 2.ÇEYREK
DENİZ NAKLİYAT Özelleştirildi POAŞ (Blok) % 51′i Özelleştirildi
ORÜS (Varlık) Şirket tasfiye edildi.1 işletmesi sözleşme aşamasında. TÜPRAŞ (Halka Arz) % 31.5′i yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda halka arz edildi
ANKARA SİGORTA Özelleştirildi PETKİM (Yarımca Varlık) İhale ve satış yetkisi PETKİM’e verilmiştir
GÜVEN SİGORTA Özelleştirildi İSDEMİR 8 Şubat 2001 tarihli ÖYK Kararı ile 50 milyon ABD Doları bedelle ERDEMİR’e devredilmiştir
ASİL ÇELİK (Blok) Özelleştirildi İŞTİRAKLER Bir kısmı Özelleştirildi. 15 iştirak hissesi de Sümer Holding A.Ş.’ye devredilmiştir
EBAŞ (Varlık) İhale iptal edildi KBİ (Blok) İhale iptal edildi
KBİ (Varlık) 1 Tesisi özelleştirildi SEKA (Varlık) Dalaman İşletmesi’nin sözleşmesi imzalanmıştır
TAKSAN İhale iptal edildi SÜMER HOL. (Varlık) 1 işletme onay aşamasında
TURBAN (Varlık) 1 yalı ile 1 iştirak hissesi özelleştirildi TRABZON LİMANI İhale iptal edildi
TZDK (Varlık) İhale iptal edildi TÜMOSAN Sözleşme imza aşamasında
ETAĞ İhale iptal edildi
3.ÇEYREK 4.ÇEYREK
ATAKÖY MARİNA İhale açılması için çalışmalar sürmektedir ERDEMİR (Halka Arz) Çalışmalar sürmektedir
ATAKÖY OTELCİLİK İhale açılması için çalışmalar sürmektedir İŞTİRAKLER 1 iştirak sözleşme aşamasında
İMKB İŞTİRAK. HİSSEL. Çalışmalar sürmektedir TÜPRAŞ (Blok/Halka Arz) Çalışmalar sürmektedir
İŞTİRAKLER Bir kısmı Özelleştirildi PETKİM (Blok/Halka Arz) Çalışmalar sürmektedir
THY (Blok) Son teklif verme tarihi 30 Mart 2001 tarihine kadar uzatılan ihale, teklif gelmemesi nedeniyle iptal edilmiştir ATAKÖY TURİZM İhale açılması için çalışmalar sürmektedir
TÜGSAŞ İhale iptal edildi
İGSAŞ İhale iptal edildi
Kaynak : ÖİB
* Mayıs 2001 itibarıyla son durum
2000 yılında ÖİB kapsamında en başarılı özelleştirme uygulamaları POAŞ ve TÜPRAŞ özelleştirmeleri olmuştur. 2000 yılında ÖİB kapsamında en başarılı özelleştirme uygulamaları POAŞ ve TÜPRAŞ özelleştirmeleri olmuştur. POAŞ’ın yüzde 51 hissesi blok olarak 1,26 milyar dolara satılmıştır. TÜPRAŞ da ulusal ve uluslararası piyasalara arz yoluyla satılmış ve 157 milyon doları uluslararası piyasalardan olmak üzere toplam 1,14 milyar dolar gelir sağlanmıştır.ÖİB portföyünde özelleştirilen diğer kuruluşlar DENİZ NAKLİYAT, ANKARA SİGORTA, GÜVEN SİGORTA, ASİL ÇELİK olmuştur. KBİ’nin bir tesisi, TURBAN’ın bir yalı ve bir iştirak hissesi ile İştiraklerin bir kısmı satılmıştır.
MAYIS 2001 TARİHİ İTİBARİYLE ÖİB PORTFÖYÜNDE BULUNAN KURULUŞLAR
KURULUŞ ADI Kamu Payı% KURULUŞ ADI Kamu Payı%
EBAŞ Et ve Balık Ürünleri A.Ş. 100 Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. 99.99
SÜMER Holding A.Ş. 100 YASATAŞ Turistik Tes. San. Tic. Nak. A.Ş. 99.99
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş 100 İGSAŞ İstanbul Gübre Sanayii A.Ş. 99.98
(SEKA) Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları 100 KBİ – Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş. 99.97
Türkiye Gemi Sanayii A.Ş. 100 Gerkonsan A.Ş. 99.95
TURBAN Turizm A.Ş. 100 Meybuz A.Ş. 99.57
TZDAŞ Türkiye Zirai Donatım A.Ş 100 THY Türk Hava Yolları A.O. 98.17
TÜGSAŞ Türkiye Gübre Sanayii A.Ş. 100 PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. 95.86
(İSDEMİR) İskenderun Demir Çelik Fb. A.Ş. 100 TÜPRAŞ Türkiye Petrol Rafin. A.Ş. 64.92
ETAĞ Etimesgut Ağaç Sanayii ve Tic. A.Ş. 100 ATAKÖY Turizm Tesisleri ve Tic. A.Ş. 58.59
TÜMOSAN Türk Motor Sanayii ve Tic. A.Ş. 100 ATAKÖY Otelcilik A.Ş. 56.49
TAKSAN Takım Tezgahları San. ve Tic. A.Ş. 100 DİTAŞ Deniz İşlet. ve Tankercilik A.Ş. 50.98
ETİ BAKIR A.Ş. 100 GÖNEN Gıda Sanayii A.Ş. 49.00
ETİ GÜMÜŞ A.Ş. 100 Ereğli Demir Çelik Fabrikaları A.Ş. 46.12
ETİ KROM A.Ş. 100 POAŞ Petrol Ofisi A.Ş. 42.30
ETİ ELEKTROMETALURJİ A.Ş. 100 ATAKÖY Marina ve Yat İşletmeleri 15.07
ETİ Holding A.Ş. 100 Tofaş Oto Ticaret A.Ş. 5.42
ÇELBOR Çelik Çekme Boru San. ve Tic. A.Ş. 100 Tofaş Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş. 1.95
T. Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü 100 ARÇELİK A.Ş. 1.37
TEKEL Tütün, Tüt.Mlz.Tuz ve Alkol İşl.Gn.Md. 100 T.İş Bankası A.Ş. 0.01
Kaynak: ÖİB
ÖİB portföyünde halen 40 kuruluş bulunmaktadır. Bu kuruluşlardan 32’sinde kamu payı yüzde 50’nin üzerindedir. Portföyde bulunan 17 kuruluş özelleştirilmek üzere 2001 yılı ÖİB programına alınmış bulunmaktadır.
Eylül 1999′da, Ulaştırma Bakanlığı’nca bir tanesi Türk Telekom’a verilmek üzere toplam üç adet yeni lisans verilmesi kararlaştırılmıştır. Yeni teknolojik gelişmelerin uygulanmasına imkan vermek ve artan talebi karşılamak amacıyla, GSM piyasasında mevcut iki işletme olan TURKCELL ve TELSİM’e ek olarak, bir tanesi Türk Telekom’a diğeri de sermaye şirketlerine ihale edilmek üzere, Ulaştırma Bakanlığı’nca 1998 yılında toplam iki adet GSM 1800 lisansının verilmesi kararlaştırılmıştır. Bahse konu GSM 1800 lisansının değer tespiti gerçekleştirilmiş ancak, lisans ihalesi 1998 yılında yapılamamıştır.
Eylül 1999′da, Ulaştırma Bakanlığı’nca biri Türk Telekom’a verilmek üzere toplam üç adet yeni lisans verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, özel şirketlere verilecek iki lisansın değerlerinin yeniden tespit edilmesi gündeme gelmiştir. Sözkonusu değer tespit çalışmaları ÖİB temsilcisi başkanlığındaki Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Türk Telekom temsilcilerinden oluşan GSM 1800 Değer Tespit Komisyonu’nca tamamlanmış, Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Ulaştırma Bakanlığı’nca Nisan 2000′de gerçekleştirilen ihale sonucunda en yüksek bedeli teklif eden İş Bankası-Telekom Italia ortaklığı GSM 1800 lisanslarından ilkini almaya hak kazanmıştır. İlk ihaledeki 2,5 milyar dolarlık teklif baz alınarak yapılan ikinci GSM 1800 ihalesine katılım olmamıştır.
Türk Telekom’un özelleştirme işlemleri 1996 yılında çıkarılan 4161 sayılı yasa çerçevesinde iki aşamalı olarak yürütülmektedir. Türk Telekom’un özelleştirme işlemleri 1996 yılında çıkarılan ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununda değişiklik yapan 4161 sayılı yasa çerçevesinde iki aşamalı olarak yürütülmektedir. İlk aşamada, 1998 yılında ÖİB temsilcisi başkanlığında Ulaştırma Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı ve Türk Telekom temsilcilerinden oluşan Değer Tespit Komisyonunca (DTK) Türk Telekom’un değeri tespit edilmiş ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır.
İkinci aşama ihale ve satış aşamasıdır. Bu doğrultuda, yüzde 20’lik hissenin stratejik bir ortaklığa satılmasına imkan veren ilk ihale 13.06.2000 tarihinde yapılmış, ancak ihaleye teklif veren çıkmamıştır. Bunun üzerine, Bakanlar Kurulu Türk Telekom hisselerinin yüzde 33,5’inin stratejik ortağa blok satışına imkan veren satış stratejisini kabul etmiştir. Bakanlar Kurulunun kabul ettiği yeni stratejiye göre 14.12.2000 tarihinde yeni bir ihale açılmış, ancak 20.03.2001 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinin verdiği yürütmeyi durdurma kararına istinaden ihale işlemleri durdurulmuştur.
2001 yılının Mayıs ayında IMF’ye verilen niyet mektubu çerçevesinde Türk Telekom’un özelleştirilmesine ilişkin yeni düzenlemeler yapılacağı taahhüt edilmiştir. 2001 yılının Mayıs ayında IMF’ye verilen niyet mektubu çerçevesinde Türk Telekom’un özelleştirilmesine ilişkin yeni düzenlemeler yapılacağı taahhüt edilmiştir. Söz konusu düzenlemeler şunlardır: (i) Devletin elinde tutacağı altın hisse hariç Türk Telekom’un hisselerinin yüzde 100’üne kadar satılabilmesine yetki verilmesi (altın hisse diğer ülkelerdeki benzer özelleştirme uygulamalarında olduğu üzere ulusal çıkarların korunması ve güvenliği için elde tutulacaktır) (ii) Türk Telekom’un yüzde 5’lik hissesini küçük yatırımcılara ve çalışanlarına ayrılması, (iii) Yabancıların Türk Telekom’daki hisse oranlarının yüzde 45’i aşmamasını öngören ve çoğunluk hisseye sahip olabilecek stratejik yatırımcı konsorsiyumunda yabancıların çoğunlukta bulunması halini dışlanmaması, (iv) basit çoğunlukla karar alan ihale komisyonunun oluşumunu, 2 üye Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan, 2 üye Ulaştırma Bakanlığı’ndan ve 1 üye Hazine Müsteşarlığı’ndan olmak üzere değiştirilmesi, (v) Türk Telekom’un sabit hat ve diğer telekomünikasyon hizmetlerindeki mevcut tekel statüsünü, devletin payı yüzde 50’nin altına düştüğü andan itibaren geçerli olmak üzere kaldırılması (vi) Kuruluşun hisselerinin sahibi olarak Hazine’ye, Türk Telekom’un Ana Sözleşmesi’nde Ulaştırma Bakanlığı’nın onayını gerektirmeksizin değişiklikler yapma ve Türk Telekom’un Yönetim Kurulu ve yönetimini atama yetkisi verilmesi. Yeni kanun uyarınca Özelleştirme İdaresi, Türk Telekom’un özelleştirilmesi için revize bir plan hazırlayarak Bakanlar Kurulunun onayına sunacaktır. Şirketin tam anlamıyla ticarileştirilebilmesi amacıyla Türk Telekom Genel Kurulunun atayacağı yeni profesyonel yönetim kurulu ve şirket yönetiminin üyeleri yetkinlikleri kanıtlanmış ve tecrübe sahibi kişiler olacaktır. Şirketin Yönetim Kurulu ve üst düzey yönetimde bu konularda özel sektör tecrübesi olan üyeler bulunacaktır. Ayrıca Türk Telekom’un Yönetim Kurulu kapsamlı bir şirketleşme planını (corporatization plan) kabul edecektir. Şirketleşme planı; (i) yansız denetim görüşlerini sağlayacak yeterlilikte uluslararası standartları, finansal kontrol ve yönetim usullerini getirecek; (ii) personel düzeyini şirketin gerçek faaliyet ihtiyaçlarına göre belirleyecek ve (iii) hem internete erişimi ve hem de kırsal alanın verilen hizmetlere ulaşımını artırarak ihtiyaca cevap verecektir. Üçüncü nesil mobil telefon lisansının satışının hızlandırılması için gerekli hazırlık çalışmaları başlatılacaktır.
Niyet mektubunda belirtilen ilkeler doğrultusunda hazırlanan 4673 sayılı yasa 23 Mayıs 2001 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
2. TELEKOMÜNİKASYON KURUMU
Telekomünikasyon alanındaki düzenleme inceleme ve denetlemenin bağımsız bir kamu kurumu tarafından yerine getirilmesi amacıyla 27.01.2000 tarih ve 4502 sayılı yasa ile 2813 sayılı Telsiz Kanununda yapılan değişiklikle Telekomünikasyon Kurumu kurulmuştur. Telekomünikasyon alanındaki düzenleme, inceleme ve denetlemenin bağımsız bir kamu kurumu tarafından yerine getirilmesi amacıyla 27.01.2000 tarih ve 4502 sayılı yasa ile 2813 sayılı Telsiz Kanununda yapılan değişiklikle Telekomünikasyon Kurumu kurulmuştur.
Telekomünikasyon Kurumu kendisine verilen görevleri ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanan idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu tüzel kişisidir.
Kurumun karar organı Telekomünikasyon Kuruludur. Kurul biri başkan, 4’ü üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Kurul üyeleri Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren işletmelerin göstereceği adaylar arasından Bakanlar Kurulu tarafından 5 yıllık süre için seçilirler.Kurumun asli görevleri ana hizmet birimleri tarafından yerine getirilmektedir. Kurum 4 başkan yardımcılığı ve on üç daire başkanlığı şeklinde yapılanmıştır. Ayrıca, taşra teşkilatı olarak on adet bölge müdürlüğü oluşturulmuştur.
Telekomünikasyon Kurumunun görevleri sözkonusu yasanın 7. maddesinde sayılmıştır. Bu görevlerin bazıları; telsiz haberleşmesi ve telekomünikasyon alanında gerekli planları hazırlamak ve Ulaştırma Bakanlığına sunmak ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin bu konudaki faaliyetlerine nezaret etmek, 2813 sayılı Kanun uyarınca yapılan uygulamaları takip ve kontrol etmek, incelemek, değerlendirmek, radyo ve televizyon verici istasyonları dahil olmak üzere her nevi frekans, planlama, tahsis ve tescil işlemlerini takat ve yayın sürelerini de göz önünde tutarak uluslararası kuruluşlarla işbirliği de yapmak suretiyle yürütmek, telekomünikasyon hizmetlerinden ve altyapısından yararlanacak kullanıcılara ve telekomünikasyon şebekeleri arasındaki ara bağlantılar bakımından diğer işletmecilere uygulanacak ücret tarifelerine ve sözleşme hükümlerine ve teknik hususlara ilişkin genel kriterleri ve görev alanına giren diğer konularda uygulama usul ve esaslarını belirlemek, tarifeleri incelemek, değerlendirmek, gerekenleri onaylamak ve bunların uygulanmasını izlemek şeklinde sayılmıştır.
İmtiyaz sözleşmesi ve ruhsat verme gibi Ulaştırma Bakanlığı’nın yetkisi dahilinde olan konular Telekomünikasyon Kurumuna devredilmiştir. Kurum telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesi ve altyapısının işletilmesi ile ilgili hususları ve ayrıca hem bu hizmetlerde hem de genel olarak telekomünikasyon sektöründe rekabete aykırı davranış, plan ve uygulamaları re’sen veya şikâyet üzerine incelemeye ve görev alanına giren konularda bilgi ve dokümanların sağlanmasını talep etmeye yetkilidir. Ayrıca, 12.05.2001 tarih 4673 sayılı yasa ile 406 sayılı yasa, 2813 sayılı yasa ve diğer yasalarda imtiyaz sözleşmesi ve ruhsat verme gibi konularda Ulaştırma Bakanlığı’nın yetkisi dahilinde olan konular, IMF’ye verilen niyet mektubunda yer alan “telekomünikasyon hizmetlerine ve altyapısına ilişkin tüm lisans verme yetkilerini Telekomünikasyon Düzenleme Kurulu’na devreden düzenleme” taahhüdü doğrultusunda, Telekomünikasyon Kurumuna devredilmiştir.
3. TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (TÜRKAK)
Türk ihraç ürünlerinin teknik bir engelle karşılaşmadan AB ülkelerine serbestçe girebilmesi ve Gümrük Birliğinden kaynaklanan teknik yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi amacıyla Türk Akreditasyon Kurumu’nun (TÜRKAK) 4 kasım 1999 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kanunla kurulması öngörülmüştür. Gümrük Birliği kararı sonrası Türkiye diğer alanlarda olduğu gibi teknik düzenlemeler konusunda da bir takım yükümlülükler altına girmiştir. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararının 8-11 maddeleri teknik mevzuat uyumuna ilişkin hükümleri içermektedir. Buna göre ülkemiz, 31.12.2000 tarihine kadar, ticarette teknik engellerin kaldırılması konusundaki Avrupa Birliği mevzuatını kendi iç yasal düzenlemelerine dahil edecek, standardizasyon, kalibrasyon, kalite, akreditasyon, ölçümleme ve belgelendirme konularında Avrupa Birliği ile arasında etkin bir işbirliği oluşturacaktır. Bu çerçevede, ülkemiz tarafından uyumlaştırılacak teknik mevzuatın listesi ile bunların uygulanma koşul ve kuralları, 2/97 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile belirlenmiştir.
Türk ihraç ürünlerinin teknik bir engelle karşılaşmadan AB ülkelerine serbestçe girebilmesi ve Gümrük Birliğinden kaynaklanan teknik yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi, ülkemizde de laboratuvar, muayene ve belgelendirme kuruluşlarının uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre, bağımsız ve tarafsız bir kuruluş tarafından değerlendirilmesi ve denetlenmesi, bu kuruluşlara uluslararası platformda bir güven oluşturulabilmesi ve bu kuruluşlarca yapılan testlerin ve bu testlerin sonucuna ilişkin olarak düzenlenen belgelerin uluslararası alanda tanınması amacıyla yürütülen çalışmalar sonucunda, Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) Kuruluş ve Görevleri Hakkında 4457 sayılı Kanun 4 Kasım 1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. TÜRKAK’ın kuruluş çalışmaları tamamlanmış ve Kurum faaliyete geçmiştir.
Kurum bağımsız ve tarafsız olarak faaliyet gösterecek şekilde idari ve mali özerkliğe sahip bir teşkilat olarak oluşturulmuştur. Test ve belgelendirme kuruluşları ile Kurumun hiçbir organik bağı yoktur.Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve Genel Sekreterlik TÜRKAK’ın organlarıdır. Genel Kurul, Kurumun en üst karar organı olup, üç grup halinde sayılan çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili vakıf ve Kurumca akredite edilen kuruluş temsilcileri arasından seçilmektedir. Genel Kurulun aldığı kararlar doğrultusunda işleri yürütmek ve karara bağlamakla görevli olan Yönetim Kurulu üyeleri Başkan dahil yedi kişiden oluşmakta ve üç yıllık bir süre için seçilmektedirler. Kurumun denetimini yapmakla görevli olan Denetim Kurulu, Başbakanlık, Maliye Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bildirilecek birer temsilciden oluşur. Genel Sekreterlik, Genel sekreter ve ona bağlı başkanlık şeklinde dört ana hizmet birimi ile danışma ve yardımcı hizmet birimlerinden oluşmaktadır. Genel Sekreter, Kurumun idari, teknik ve sekreterya işlerini ve yönetim kurulunun aldığı kararları yürütmek üzere Yönetim Kurulu tarafından seçilir.
TÜRKAK’ın ana görevleri; akreditasyon ile ilgili gerekli kriter ve önlemleri belirlemek, akredite edilmek üzere başvuruda bulunan laboratuar, ürün/hizmet, sistem, personel ve benzeri belgelendirme konularında faaliyet gösteren özel ve/veya kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili standartlara ve kriterlere göre değerlendirmesini yapmak ve bu değerlendirme sonucunda kuruluşun akredite edilip edilmemesine karar vermek ve akredite edilen kuruluşları izlemeye almak ve gerekirse akreditasyon kararını durdurmak şeklinde sayılabilir. Ayrıca, Kurumun akreditasyonla ilgili koordinasyon, eğitim ve tanıtım gibi görevleri de bulunmaktadır.
Türk Akreditasyon Kurumunun faaliyete geçmesiyle birlikte, zorunlu teknik düzenleme kapsamındaki ürünlerin test, muayene ve belgelendirilmesi Kurum tarafından onaylanmış Türkiye’deki kuruluşlarca yapılacağı için önemli bir maliyet avantajı sağlayacaktır. Türk Akreditasyon Kurumunun faaliyetleriyle, zorunlu teknik düzenleme kapsamındaki ürünlerin test, muayene ve belgelendirilmesi Kurum tarafından onaylanmış Türkiye’deki kuruluşlarca yapılacağı için önemli bir maliyet avantajı sağlayacaktır. Ülkemizde sağlıklı ve güvenilir bir şekilde test edilip belgelendirilen ürünlerin ihracatı kolaylaşacak, bu sayede üçüncü ülkelerin teknik engel niteliğindeki uygulamalarından kaynaklanan sorunlar büyük ölçüde giderilecektir.
Bu gelişmelerin doğuracağı diğer bir sonuç ise, ülkemizdeki tüketicilerin uluslararası normlara uygun bir şekilde incelenmiş ve belgelendirilmiş sağlıklı, emniyetli, çevre güvenli ürün kullanmalarının sağlanacak ve ülkemizde kalite bilincinin gelişecek olmasıdır.
Test, muayene ve belgelendirme sektöründe görülecek canlanma, diğer yatırımcıların da bu alana yatırım yapması ve yabancı sermayenin ülkemize girmesi için cazip bir ortam sağlayacaktır. Bu alanda yabancı sermaye yatırımlarının artması da beklenmektedir. Ancak, TÜRKAK ile hedeflenen amaçlara ulaşılması, Kurumun uluslararası alanda tanınması ve kabul görmesi suretiyle mümkün olacaktır.
4. BANKACILIK REFORMU
Bankacılık sektörünün yapısı, ekonomik krizlerin çıkıp çıkmamasında olduğu gibi yaşanan ekonomik krizlerin hafif atlatılabilmesi ya da daha da derinleşmesi konusunda da önemli bir etkiye sahiptir. Bankacılık sektörünün sağlığı bir ülke ekonomisi için hayati öneme sahiptir. Bankacılık sektörünün yapısı, ekonomik krizlerin çıkıp çıkmamasında olduğu gibi yaşanan ekonomik krizlerin hafif atlatılabilmesi ya da daha da derinleşmesi konularında da önemli etkiye sahiptir.Bankacılık sektörü sağlam kurallarla düzenlenmiş olan gelişmiş ülkelerin ekonomileri krizlere karşı daha dirençli olurken, Asya krizinin ve Türkiye’nin yaşadığı son krizlerin de gösterdiği gibi bankacılık düzenlemelerine yeterince önem vermeyen ekonomilerde krizler daha da derinleşmiştir.
Gelişmekte olan ülkeler sermaye açığı içinde bulunduklarından ekonomiyi canlandırmak için dış sermaye akışına ihtiyaç duymaktadırlar. İhtiyaç duyulan kredilerin bir kısmı bankalarca yurtdışından borçlanılarak karşılanmaktadır. Kredi talebi yüksek olduğu için faizler de yüksek olmakta ve yurtdışından yabancı para cinsinden borçlanıp, yurtiçinde yerli para cinsinden kredi vermek oldukça cazip hale gelmektedir. Eğer ülkede sabit kur rejimi uygulanıyorsa kur riski de en azından görünürde ortadan kalktığı ya da bu risk Hazine garantisi yoluyla devlete yüklendiği için, yabancı fon akışı büyük boyutlara ulaşmaktadır. Böylece, açık pozisyon olarak adlandırılan bankaların döviz yükümlülüğü ile döviz varlığı arasındaki fark büyümektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bankacılık düzenlemeleri de yeterli ve etkin olmadığı için, bu tür kaynak akışına yeterli sınır konamadığı gibi, birçok ülkede yabancı alacaklarına devlet garantisi sağlanmaktadır. Ayrıca, ekonomi canlanma döneminde ise bazı sektörlere aşırı yatırım yapılarak sektör karlılığı düşmekte ve kredilerin ileride geri dönmeme riski artmaktadır. Canlanma döneminde bilimsel risk yönetimi kavramı da neredeyse unutulmaktadır. Bazı ülkelerde uygulanan mevduat güvencesi, etkin yönetimi önlemekte ve bankalar arasında haksız rekabet yaratmaktadır. Bütün bu sorunlara bankaların kötü yönetimi, bağımsız denetimden ve şeffaflıktan yoksunluk, siyasi müdahale, yolsuz krediler ve kamu bankalarının sektör içindeki ağırlığı da eklendiğinde bankacılık kesimi aşırı kırılgan hale gelmektedir.
Dünyada yaşanan kriz deneylerinden görüldüğü gibi, bankacılık kesiminin zayıflığı krizleri derinleştirmektedir. Dünyada yaşanan kriz deneylerinden görüldüğü gibi, bankacılık kesiminin zayıflığı krizleri derinleştirmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan krizler sonucu yapılan devalüasyon, açık pozisyonu büyük boyutlara ulaşmış bankacılık kesimini ödeme güçlüğü içine sokmakta ve banka iflaslarına neden olmaktadır. Ayrıca, kriz sırasında, elinde fon bulunduran bankalar bu fonları kredi olarak vermekte isteksiz davranmakta ve böylece faizler aşırı derecede yükselmektedir. Ayrıca, kriz içine giren ülkelerin bankaları, ülke riski arttığı için uluslararası fonlardan borçlanma imkanlarını da kaybetmektedirler. İş çevrimlerini büyük ölçüde kredi ile yürüten reel kesim, borçlanamadığı için üretim yapamamakta, eski borçlarını ödemede de zorlukla karşılaşmaktadır. Batık krediler artmakta, bankaların bilanço yapıları daha da bozulmakta ve süreç bir kısır döngü haline gelmektedir.
Türkiye’de 2000 yılı başından itibaren uygulamaya konan ekonomik programın başarısızlığında ve sonrasında yaşanan krizin derinleşmesindeki nedenlerin başında bankacılık sektörünün zayıf yapısı yer almaktadır. Türkiye’de 2000 yılı başından itibaren uygulamaya konan ekonomik programın başarısızlığında ve sonrasında yaşanan krizin derinleşmesindeki nedenlerin başında bankacılık sektörünün zayıf yapısı yer almaktadır. Türkiye’nin bankacılık sektörü sorunları esas itibariyle diğer gelişmekte olan ülkelerle aynı olmakla birlikte, Türkiye’ye özgü olan sorunlar da bulunmaktadır. Bu tür sorunların başında, diğer ülkelerde büyük ölçüde özel kesimi fonlamada kullanılan dış kredilerin Türkiye’de kamunun fon ihtiyacı dolayısıyla devlete borç olarak verilmesi şeklindeki uygulamalar yer almaktadır. Devlet, bankalardan aldığı fonları yatırımdan ziyade, eski borçlarını ödemede ve sosyal ve siyasal bazı saiklerle transfer harcamalarında kullanmaktadır. Kamu bankaları da görev zararı olarak bilinen harcamalarıyla bu sürece katkıda bulunmaktadır. Özellikle Asya ülkelerinde olduğu gibi bazı gelişmekte olan ülkelerde üretim için kullanılan dış krediler, Türkiye’de karşılığı olmayan bir refah artışına yol açmaktadır. Kamunun fon talebi nedeniyle yüksek seviyelerde seyreden reel faizler yatırımlar için caydırıcı olmaktadır. Kaynaklar üretime gitmemekte, paradan para kazanma süreci başlamakta ve rant ekonomisi olarak adlandırılan olgu yaşanmaktadır. Bütün bu yapıya bankacılık düzenlemelerindeki eksiklikler de eklenince, sistemin kötüye kullanılarak bir takım suç unsuru taşıyan olayların artmasına ve fonlara kolayca ulaşmanın yolunun banka sahibi olmaktan geçtiği bir düzenin oluşmasına neden olmuştur.
Bankacılık, banka, şube ve personel sayısı açısından son yıllarda hızlı bir artış çizgisindeyken, 2000 yılından itibaren bu süreç tersine dönmüştür. Bankacılık, banka, şube ve personel sayısı açısından son yıllarda hızlı bir artış çizgisindeyken, 2000 yılından itibaren bu süreç tersine dönmüştür. Türkiye’de banka sayısı 1980 yılında 43 iken sonraki yıllarda hızla artarak 1990 yılında 66’ya, 1999 yılında 81’e yükselmiş, bankacılık izin iptalleri ve birleştirmelerden sonra Temmuz 2001 itibariyle de 53’ü mevduat ve 16’sı kalkınma ve yatırım bankası olmak üzere toplam 69’a inmiştir. Mevduat bankalarının 3’ü kamusal, 22’si özel, 17’si yabancı sermayeli ve 11’i Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesinde faaliyet göstermektedir.
Bankacılık sektörünün toplam aktiflerinin GSMH’ya oranı 2000 yılı itibariyle yüzde 76,9’a ulaşmıştır. 1980 yılında 20,8 milyar dolar olan toplam aktif büyüklüğü, 1990 yılında 58,2 milyar dolara, 2000 yılında ise 155 milyar dolara yükselmiştir. Bankacılık sektörünün toplam aktifleri içinde kamu bankalarının payı 1980 ve 1990 yıllarında yüzde 45 civarında iken, bu oran 2000 yılında yüzde 34 düzeyine gerilemiştir. Yabancı bankaların bankacılık kesiminin toplam aktifleri içindeki payı 2000 yılında yüzde 5,4’e yükselmiştir. Toplam aktiflerin geri kalan bölümü özel bankalara, TMSF bankalarına ve yatırım ve kalkınma bankalarına aittir.1980 yılında 10, 1990 yılında 33 ve 2000 yılında 102 milyar dolar olan toplam mevduatın 2000 yılı itibariyle yüzde 40,3’ü kamu bankalarına aittir. Özel bankalar içinde mevduat açısından en büyük ilk beş bankanın toplam mevduat içindeki payı yüzde 29,5’tir. Toplam mevduat içinde döviz tevdiat hesaplarının payı 2000 yılı itibariyle yüzde 58,6’ya yükselmiştir.Toplam krediler 1980 yılında 11, 1990 yılında 27 ve 2000 yılında 51 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörünün ekonomi içindeki payı, dışa açılma, teknolojik altyapı, banka hizmetlerinin çeşitliliği ile yasal ve kurumsal çerçeve alanlarındaki olumlu gelişmelere karşın, 1990’lı yıllarda bankacılık sektörünün üretim faaliyetlerini destekleme ve kaynakları uzun vadeli yatırımlara yönlendirme fonksiyonu zayıflamıştır. Kredilerin bankacılık sektörünün toplam aktifleri içindeki payı 1990 yılında yüzde 47 iken 2000 yılında yüzde 32,8’e, kredi/mevduat oranı 1990 yılında yüzde 84 iken, 2000 yılında yüzde 51’e gerilemiştir.
Türk bankacılık kesiminde yapılmakta olan reformlar kamu ve özel bankalar alanında olmak üzere iki aşamada ilerlemektedir. Türk bankacılık kesiminde yapılmakta olan reformlar kamu ve özel bankalar alanında olmak üzere iki aşamada ilerlemektedir.Bankacılıkta köklü reformların yapılması amacıyla, 1985 tarihli 3182 sayılı Kanunun yerine 23 Haziran 1999 tarihli 4389 sayılı yeni Bankalar Kanunu yürürlüğe konmuştur. Bankacılık kesimini gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarma iddiasında olan sözkonusu yasada görülen eksiklikler üzerine 19 Aralık 1999 tarihinde ve 5 Mayıs 2001 tarihinde olmak üzere iki kez değişikliğe gidilmiştir.4389 sayılı kanun, özel kanunlarla kurulmuş olan bankaların öncelikle kendi kanunlarına, kendi kanunlarında hüküm bulunmayan hallerde bu kanuna tabi olduklarını belirttiği için, kamu bankaları esas itibariyle 4389 sayılı Kanunun kapsamı dışında bulunmaktadırlar. 15 Kasım 2000 tarihinde çıkarılan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında 4603 sayılı Kanun sözkonusu üç bankanın bu kanun hükümleri dışında 4389 sayılı kanuna tabi olduğunu belirtmiştir. Vakıflar Bankası ise 6219 sayılı bankanın özel kanunu çerçevesinde özelleştirilecektir.
Bankacılık reformu yapılırken gelişmiş ülkelerde genel kabul görmüş ilkeler büyük ölçüde gözetilmeye çalışılmıştır. Bankacılık reformu yapılırken gelişmiş ülkelerde genel kabul görmüş ilkeler büyük ölçüde gözetilmeye çalışılmıştır. IMF, OECD ve Basel Komitesi gibi uluslararası alanda söz sahibi kurum ve organizasyonlar ekonomik ve finansal istikrarın korunması amacına yönelik olarak bir çok alanda en etkin ve sağlam uygulama ve standartlar belirlemekte ve bunların uluslararası kabul görmesi ve uygulanması için çalışmalar yapmaktadırlar.
Genel kabul görmüş ilkelere göre, bankacılık kesimini düzenleyici konular; düzenleyici otoritenin oluşturduğu kurallar ile düzenleyici otoritelerin gözetim ve denetim işlevi, düzenleyiciler, tasarruf sahipleri ve özellikle bankalar için teşvik mekanizmaları, piyasa disiplini, kurallara uyum sağlanmaması durumunda başvurulacak müdahale yöntemleri, bankalarda kurumsal yönetim, disiplin ve cezalar ile ilgili düzenlemeler olarak sayılabilir.Genel kabul görmüş uluslararası kurallara göre düzenlemelerin amacı açıkça tanımlanmalı ve bu düzenlemeler piyasanın işleyişinde meydana gelebilecek aksaklıkları giderici yönde olmalı, kesinlikle serbest piyasa mantığına aykırı düzenlemelere gidilmemelidir. Bankaların gözetim ve denetimi konusunda görevli olmak üzere bağımsız ve yeterli yetki ile donatılmış bağımsız bir kamu otoritesi teşkil edilmelidir. Bankacılık kesimini daha şeffaf güvenli ve rekabetçi bir yapıya kavuşturmak amacıyla banka sahipleri ve yöneticileri için uygun teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir. Bankacılık kesiminin işleyişine zarar verme ve bu sektörde var olması gereken güveni tehlikeye sokma durumuna gelen bankalar için oluşturulan müdahale stratejileri etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Sistem dışına çıkarılması gereken bankaların rehabilite edilmesi için kullanılan kamu kaynakları minimum düzeyde tutulmalıdır. Devletin mevduata getirdiği güvence en alt düzeye indirilmelidir. Bankacılık sektöründe kamu bankalarının rekabeti engelleyici pozisyonlarının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kurumsal yönetim düzenlemeleri ile bankaların risk profillerinin etkin olarak izlenmesi ve denetlenmesi sağlanmalıdır.
4389 sayılı kanun ile bankacılık sektörünü düzenlemek üzere bağımsız ve gerekli yetkilerle donatılmış bir kurum oluşturulmuştur. 4389 sayılı kanun ile bankacılık sektörünü düzenlemek üzere gerekli yetkilerle donatılmış bağımsız bir kurum oluşturulmuş ve daha önce Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı ve Bakanlar Kurulunca kullanılan bankacılıkla ilgili yetkiler bu kuruma devredilmiştir.
Kanun ve ilgili diğer mevzuatın, Kanunda gösterilen yetkiler çerçevesinde düzenlemeler de yapmak suretiyle uygulanmasını sağlamak, uygulamayı denetlemek ve sonuçlandırmak, tasarrufların güvence altına alınmasını temin etmek ve Kanunla verilen diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kurulmuştur. Kurum, tasarruf sahiplerinin haklarını ve bankaların düzenli ve emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye sokabilecek ve ekonomide önemli zararlar doğurabilecek her türlü işlem ve uygulamaları önlemek, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere gerekli karar ve tedbirleri almak ve uygulamakla yükümlü ve yetkilidir. BDDK 31 Ağustos 2000 tarihinden itibaren fiilen çalışmaya başlamıştır.Kurumun karar organı, biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere yedi üyeden oluşan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruludur. Üyeler; en az üçü bankacılık olmak üzere maliye-finans alanında en az 10 yıl deneyim sahibi ve üst düzey yöneticilik yapmış veya Kanunda sayılan öğrenim dallarında en az 10 yıl öğretim üyeliği yapan adaylar arasından Kurumla ilgili Bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu’nca atanır.
4389 Sayılı Bankalar Kanunu ve bu kanunda değişiklik yapan 4491 sayılı yasa ile bankacılık sisteminin düzenlenmesi konusunda önemli aşamalar kaydedilmiştir. 4389 Sayılı Bankalar Kanunu ve bu kanunda değişiklik yapan 4491 sayılı yasa ile bankacılık sisteminin düzenlenmesi konusunda önemli aşamalar kaydedilmiştir. 4389 sayılı yasa ve bu çerçevede yapılan diğer düzenlemeler ile; bankaların mali bünyelerinin güçlendirilebilmesi amacıyla asgari sermaye miktarları artırılmış, bankaların sermaye yeterliliğinin ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin usul ve esaslarda değişikliğe gidilmiş, banka kredileri için genel karşılık ayrılmasına başlanmış, tahsilinde güçlük yaşanan krediler için ayrılacak özel karşılıklarla ilgili düzenlemeler yapılmış, mali bünyesi bozulan bankalar hakkında alınacak tedbirler detaylı olarak belirlenmiş, banka kaynaklarını istismar eden banka sahipleri ile kanuna aykırı işlemlerde bulunan yöneticilerin cezai ve şahsi sorumlulukları açıkça hüküm altına alınmış ve bunlara ilişkin cezalara caydırıcı nitelik kazandırılmış, idari para cezası uygulaması getirilmiştir.
4491 sayılı yasa ile Bankalar Kanunu’nda yapılan ilave ve değişiklikler ile; bankaların kullandırabilecekleri kredilere ilişkin hükümler Avrupa Birliği direktiflerine uyumlu hale getirilmiş, mali tabloların konsolidasyonu ve konsolide denetim konularında BDDK’ya daha kapsamlı yetki verilmiş, sistemde faaliyet gösteren bankaların malî bünyelerinde meydana gelebilecek zafiyet nedenlerinin belirlenmesi ve buna göre gerekli önlemlerin süratle alınarak uygulamaya konulmasına ilişkin hükümler daha kapsamlı hale getirilmiş, alınan önlemlere rağmen malî bünyeleri iyileştirilemeyen bankaların gerektiğinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilerek rehabilitasyona tabi tutulmalarına ve yeniden yapılandırılmalarına olanak sağlanmış, bazı bankalarda ortaya çıkabilecek sorunların sistem bütününe sirayet etmesini önleyecek düzenlemeler yapılmış, özel finans kurumları bankalar kanunu içine alınmıştır.12 Mayıs 2001 tarihinde yapılan değişikliklerle; Avrupa Birliği Direktiflerindeki özkaynak tanımına paralel olarak “Konsolide Özkaynak” tanımı getirilmiş ve konsolide esasa göre uygulanacak kredi sınırları ile standart oranların hesaplanmasında bu tanımın esas alınması sağlanmış, 2009 yılına kadar bir geçiş süreci tanınarak, bankaların mali kurumlar dışındaki bir ortaklığa iştirakleri kendi özkaynaklarının en fazla yüzde 15’i, bu iştiraklerin toplam tutarı ise banka özkaynaklarının yüzde 60’ı ile sınırlandırılmış, vadeli işlem, opsiyon sözleşmeleri ve benzeri diğer türev ürünler kredi tanımına dahil edilmiş, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun alacaklarının takip ve tahsilinin hızlandırılmasına yönelik olarak, özellikle, banka hakim hissedarlarının ve yöneticilerinin banka kaynaklarını istismarından kaynaklanan tutarları hızla geri alabilmek amacıyla düzenlemeler yapılmış, Türkiye Özel Finans Kurumları Birliği oluşturularak, Birliğe Özel Finans Kurumlarındaki tasarrufların korunması amacıyla “Güvence Fonu” kurma ve güvence fonuna ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi verilmiştir.
Bankacılık reformunun önemli bir bölümü kamu bankaları alanında gerçekleşmektedir. Bankacılık reformunun önemli bir bölümü kamu bankaları alanında gerçekleşmektedir. 4603 sayılı yasa çıkıncaya kadar İktisadi Devlet Teşekkülü (İDT) statüsünde olan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi özelleştirilmek üzere yeniden yapılandırılmaktadır. Bu yasayla birlikte Ziraat Bankası da anonim şirket haline gelmiştir. Sözkonusu kanuna göre bu bankalar üç yıl içinde yeniden yapılandırılarak özelleştirilmeleri sağlanacaktır. Üç yıllık süre bir defaya mahsus olmak üzere Bakanlar Kurulu tarafından 1,5 yıl uzatılabilecektir. Özelleştirme işlemleri 4046 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecektir.
Yasaya dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararına istinaden Ziraat Bankası genel kurulunca seçilen yönetim kurulu üç kamu bankasının ortak yönetim kurulu olarak çalışmakta ve yeniden yapılandırma işlemlerini yürütmektedir. IMF’ye verilen niyet mektubu çerçevesinde Emlak Bankası tasfiye edilmiştir.
Kamu bankalarının çok yüksek tutarlara ulaşan nakit açıklarını gidermek amacıyla günlük olarak piyasalara fon ihtiyacı için başvurmaları, bu bankaları özellikle likidite ve faiz şoklarına karşı duyarlı ve kırılgan hale getirmiştir. Bakanlar Kurulu, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname gereği, KİT’lere karşılığı hazineden karşılanmak üzere çeşitli görevler verebilmektedir. Bu çerçevede Ziraat Bankası’ndan çiftçilere ve Halkbank’tan da esnaflara çeşitli sübvansiyonlar sağlanmıştır. Görev zararı olarak adlandırılan bu uygulama nedeniyle kamu bankalarının Hazine alacakları, aynı yıl ödenmediği için, faiziyle birlikte büyük değerlere ulaşmıştır.Kamu bankalarının çok yüksek tutarlara ulaşan nakit açıklarını gidermek amacıyla günlük olarak piyasalara fon ihtiyacı için başvurmaları, bu bankaları özellikle likidite ve faiz şoklarına karşı duyarlı ve kırılgan hale getirmiştir. Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinde faiz oranlarında yaşanan aşırı yükselme kamu bankalarının fonlama ihtiyaçlarını daha da artırmış ve zararlarının önemli ölçüde büyümesine yol açmıştır.
Kamu bankalarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin ilk adım olarak, kısa vadeli borçlanmalarının azaltılmasına yönelik bir program uygulamaya konulmuştur. Bu amaçla; Hazine tarafından kamu bankalarına görev zararı alacakları karşılığı olarak değişken faizli menkul kıymet verilmiştir. Bu çerçevede kamu bankalarına verilen tahvillerin tutarı 2001 yılı içinde verilen 23 katrilyon lira ile birlikte 26 katrilyon liraya ulaşmıştır. Bankalar bu tahviller karşılığında Merkez Bankasından likidite temin edebilmektedirler. Nitekim, Şubat krizi sırasında 8,5 katrilyon liraya çıkan gecelik borçlanma ihtiyacı Mayıs ayında 1 katrilyon liraya kadar gerilemiştir. Böylece, kamu bankalarının görev zararları ve bu zararlara tahakkuk etmiş faiz tutarlarının tamamı tasfiye edilerek kamu bankalarının etkin bir biçimde çalışması yönünde önemli bir adım atılmıştır.Kamu bankalarının sermaye rasyolarını düzeltmek için Hazine tarafından bu bankalara nakit sermaye sağlanmaktadır. Bu amaçla, 2001 yılının Mart ve Nisan aylarında 218 trilyonu Ziraat Bankasına, 67 trilyonu Halk ve 41 trilyonu Emlak bankalarına olmak üzere toplam 326 trilyon lira aktarılmıştır.
Kamu bankalarının bir daha zor duruma düşmesini engellemek ve yeniden yapılandırma işlemlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere çalışmalar devam etmektedir. Kamu bankalarının bir daha zor duruma düşmesini engellemek ve yeniden yapılandırma işlemlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere çalışmalar devam etmektedir. Görev zararı konusunda 97 kararname yürürlükten kaldırılmış, görev zararı veren çeşitli yasaların da kaldırılması için yasal değişiklik yapılması öngörülmüştür. Ayrıca, zarar eden banka şubeleri kapatılmaktadır. Etkin bir yönetim sağlamak üzere, ortak yönetim kurulu bankaların organizasyon şemasını değiştirmiştir. İstihdam fazlası personelin eritilmesi konusunda ise emeklilik yaşı dolanların emekli olmaları teşvik edilmekte, geri kalanların diğer kamu kurumlarına nakli amaçlanmaktadır.
TMSF bünyesinde bulunan bankaların yeniden yapılandırılarak satılması, satılma imkanı kalmayanların tasfiye edilmesi planlanmaktadır. 2000 yılı sonu itibariyle sayısı 11’e ulaşan TMSF’deki banka sayısı, 4 bankanın (Egebank, Yurtbank, Yaşarbank ve Bank Kapital) Sümerbank çatısı altında birleştirilmesiyle birlikte 7’ye düşmüştür. 2001 yılının Şubat ayında Ulusal Bank’ın ve Mart ayında İktisat Bankası’nın TMSF bünyesine alınması sonucu sayı 9’a yükselmiştir. Ulusal Bankın Sümerbank ile birleştirilmesiyle birlikte TMSF bünyesindeki banka sayısı 8’e gerilemiştir.
30 Nisan 2001 tarihi itibariyle, TMSF yönetimi altında bulunan 8 bankanın toplam aktifleri 13,2 katrilyon, toplam yükümlülükleri 18,5 katrilyon, toplam özkaynakları 12,3 katrilyonluk zararla birlikte –5,3 katrilyon liradır. Bankalara, nakit açıklarını gidermek üzere 2001 yılının Nisan ayı sonuna kadar 8 milyar dolar döviz cinsinden, 8,5 katrilyon lira TL cinsinden olmak üzere toplam 16,3 katrilyon lira tahvil ihraç edilmiştir.15 Haziran 2001 tarihinde İnterbank ve Eskişehir Bankası’nın Etibank bünyesinde birleştirilmesi ile TMSF’daki banka sayısı 6’ya düşmüş ve Bayındırbank, EGS Bank, Kentbank, Tarişbank ve Sitebank’ın 10 Temmuz 2001 tarihi itibariyle Fon’a devredilmesiyle Fon’daki banka sayısı 11’e yükselmiştir.TMSF bünyesinde bulunan bankaların yeniden yapılandırılarak satılması, satılma imkanı kalmayanların tasfiye edilmesi planlanmaktadır. Bu konuda IMF’ye verilen niyet mektubu çerçevesinde taahhütlerde bulunulmuştur. Demirbank dışındaki bankalar için ortak bir yönetim kurulu belirlenmiştir. Ortak yönetim kurulu bu bankaları özelleştirmek üzere yeniden yapılandırma çalışmalarını yürütmektedir.
5. TARIM SEKTÖRÜ
Sektör aktif nüfusun yüzde 41’ine tekabül eden, tam gün ya da kısmi çalışan 9,7 milyon kişi istihdam etmekte, GSYİH’nın oluşumuna yüzde 14,3 oranında katkıda bulunmaktadır. AB Komisyonunun 2000 yılı yıllık raporuna göre Türk Tarımının genel görüntüsü ve başvurulan yapısal tedbirler aşağıda belirtilmiştir.
Tarım sektörünün Türkiye Ekonomisinde önemli bir yeri vardır. Sektör aktif nüfusun yüzde 41’ine tekabül eden, tam gün ya da kısmi çalışan 9,7 milyon kişi istihdam etmekte, GSYİH’nın oluşumuna yüzde 14,3 oranında katkıda bulunmaktadır. Türkiye’de tarımsal üretimin dörtte üçünden fazlası ekilebilir arazilerden sağlanmaktadır. Belli başlı tarımsal ürünler hububat, her tür meyve ve sebzelerdir. Hububat kapsamında başta 1998 yılında 21 milyon ton üretimle buğday gelmektedir. 1999 yılında AB’de Türkiye orijinli tarım ürünü ithalatı 1.993 milyon euro değerinde, AB’nin Türkiye’ye tarım ürünü ihracatı ise 805 milyon euro değerinde olmuştur. Böylece Türkiye lehine 1.189 milyon euro değerinde dış ticaret fazlası oluşmuştur.Tarım sektöründe kişi başına GSYİH düşük olup 1998 yılında 3.935 euro değerindedir. Tarımda büyüme yüksek faiz, hızlı enflasyon, önemli oranda yapısallaşmış yetersizlikler, örneğin parçalanmış ve küçük ölçekli hale gelmiş işletmeler, yerel çiftçi organizasyonlarının yokluğu, yetersiz ticari altyapılar ve serbest piyasa fiyatlarının devletin tespit ettiği fiyatlarla sabit hale gelmesi tarımda büyümeyi frenlemiştir. Türk tarımında prodüktivite son 10 yıllık dönemde sürekli azalış göstermiştir. Halihazırda Türkiye tarımda kendine yeterli bir ülke değildir. Tarımsal işletmelerdeki ortalama büyüklük altı hektar civarındadır. Fındık ve az miktarda üzüm, narenciye, tütün ve pamuk belli başlı ihracat ürünleridir. Hububat, bu meyanda, buğday ve az miktarda mısır ve pirinç başlıca ithal ürünleridir. Yabancıların toprak mülkiyeti edinmelerine izin verilmemiştir. Ancak ortak işletme kurabilirler.
Türk hükümeti tarımın gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Çok sayıdaki kamu organizmaları özellikle tarım satış kooperatifleri ve kamu kuruluşları devlet adına hareket ederek tarımsal politikaları ortaklaşa yürürlüğe koyarlar. Türk hükümeti tarımın gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Çok sayıdaki kamu organizmaları özellikle tarım satış kooperatifleri ve kamu kuruluşları devlet adına hareket ederek tarımsal politikaları ortaklaşa yürürlüğe koyarlar.Destekleme politikaları genellikle üretim artışını hedefler. Bu politikalarda farklı enstrümanlar kullanılır. Desteklenen piyasa fiyatları (pamuk, buğday, şeker pancarı, ayçiçeği tohumu, tütün), tarımsal girdilere sübvansiyon (kimyevi gübreler, tohumlar, çevreye zarar vermeyen kimyevi ürünler, sulama, elektrik ve 2000 yılı Mart ayına kadar faiz indirimi), kota sistemi, sabit tarife bu türdendir. Gıda ürünleri fiyatları gümrük vergilerinin de yüksekliği nedeniyle genellikle yüksektir.Tarım sübvansiyonu yıllık 4 milyar euro’ya –gayri safi milli hasılanın yüzde 2,5’i- çıkmıştır. İhmal edilemeyecek düzeyde olan bu tutar hükümetin bir reform politikası geliştirmesini zorlamıştır. IMF ile yapılan Stand-by anlaşması – deflasyon programı – uyarınca hükümet aşağıda sıralanan tedbirleri almakla yükümlenmiştir.
· yürürlükte olan destekleme politikalarını giderek ortadan kaldırmak, bu politikalar yerine düşük gelir grubuna dahil tarım işletmeleri sahiplerine doğrudan gelir desteği sağlamak,
· Tarım Satış Kooperatiflerini bütünüyle bağımsız, kendi kendilerine işler hale getirmek,
·
· Tarımsal kredilerde uygulanan düşük oranlı faiz politikaları ile gübre sübvansiyonuna kadar olan her türlü tarımsal hammadde sübvansiyonunu giderek artan biçimde yürürlükten kaldırmak,
· Tarımsal gıda sektöründe faaliyet gösteren kamu iktisadi kuruluşlarından bir bölümünü özelleştirmek,
Üreticiler önce fındık, çay, şeker pancarı ve tütün yerine geçecek başka alternatif ürün ekimi yönünde-ürün ekimi dönüşüm programı uyarınca- teşvik edilmiştir. Üreticiler önce fındık, çay, şeker pancarı ve tütün yerine geçecek başka alternatif ürün ekimi yönünde-ürün ekimi dönüşüm programı uyarınca- teşvik edilmiştir. Bu açıdan bu ürünlerde üretim fazlalığını önlemek amacıyla dört ayrı bölgede dört farklı proje hazırlanması yoluna gidilmiştir. Buna göre tütün ekim alanları 80 bin hektar, şeker pancarı ekim alanları 100 bin hektar, fındık ekim alanları 100 bin hektar azaltılacaktır. Düşük gelirli ürün ekimine geçildiği takdirde çiftçinin gelirinden uğrayacağı kayıp tutarı; kendisine bu tutar kadar ödenecek bir tazminatla telafi edilmiş olacaktır. Bu maksatla oluşturulan mali fonlar yaklaşık 540 milyon euro’ya yükseltilmektedir. Bu pilot projelerin maliyetlerinin ortaya çıkmasından sonra bu politikanın takibinin milli olup olmadığı hususunda karar verilecektir. Ülkeye yetecek miktarda gıda rezervini temin etmek ve geliştirmek amacıyla da hayvancılık sektörünün iyileştirilmesini teşvik edecek bir destek öngörülmüştür.
Türkiye “Türk Tarım Politikası“nı AB’nin “Ortak Tarım Politikası“na yakınlaştırma ve uyumlu hale getirmesi doğrultusunda, 1998 yılında bıraktığı aşamadan itibaren çabalarını hızlandırmıştır. Ortaklık Konseyinin 1/95 sayılı kararının 8nci maddesi uyarınca beş yıl içinde ticarette teknik engellerin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin Topluluk Sözleşmelerine uyumu hukuki gündemine alarak gerçekleştirmeyi kabul etmiştir. İlk olarak teknik komiteler kurulmuş, bu sözleşmelerin teknik bir dökümü yapılmış, iki politika arasındaki farklar gözden geçirilmiş, Türkiye ile Topluluk Tarım Politikalarının mukayeseli bir tablosu yapılmış, böylece uyumlu hale getirilmesi gereken konular açık bir şekilde belirlenerek ortaya çıkarılmıştır.
Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerini “kendi kendilerini yönetme“ durumuna getiren kanun TBMM’ nce Haziran 2000 ayında kabul edilmiştir. Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerini “kendi kendilerini yönetme“ durumuna getiren kanun TBMM’nce Haziran 2000 ayında kabul edilmiştir. Bu kanun kooperatif birliklerinin görevlerini yerine getirmelerinde öngörülen bütün öncelikleri ve hükümet müdahalelerini bütünüyle yürürlükten kaldırmakta ve kooperatiflerin özel mevzuatları doğrultusunda gerçek kooperatifçilik yapmalarına imkan vermektedir.
Kırsal kalkınmayı sağlayacak bölge projeleri arasında en büyük ve en kapsamlı proje olan, çiftçilerin gelirlerini arttırmayı hedefleyen, tarımın geliştirilmesi ve sulama konusunda özel yeri olan Güneydoğu Anadolu Projesinin (GAP) ülkemiz tarımında önemli rolü vardır.
AB Komisyonunun 2000 yılı Ekonomik raporuna göre Türkiye’de tarım ekonomisi politikası Ortak Tarım Politikasının uygulamasını geciktirmektedir. AB Komisyonunun 2000 yılı Ekonomik raporuna göre Türkiye’de tarım ekonomisi politikası, Ortak Tarım Politikasının uygulanmasını geciktirmektedir. Türkiye, AB Müktesebatını kendisine uyarlama konusunda önemli gayret göstermelidir. İlk öncelik tarımsal politikaları yönlendiren temel mekanizmayı içeren düzenlemeyi yürürlüğe koymaya verilmelidir. Aynı derecede hastalıklara karşı mücadelede bir bitki sağlığı ve veteriner mevzuatı- uygulama ve kontrol zarureti de getirilmesi suretiyle- hazırlanmalı ve yürürlüğe konulmalıdır. Bu arada ekipmanların modernizasyonu ve mevcutların geliştirilmesi dahil diğer idari reformlar da yapılmalıdır.Halihazırda Türkiye’nin tarımsal destekleme sistemleri AB sistemlerinden oldukça farklıdır. Çünkü Türkiye’de girdilere sübvansiyon ve müdahale fiyatları ile piyasa fiyatlarının desteklenmesi yöntemi esas alınmıştır. Halbuki 2000 Yılı Ajandasının kabulünden sonra AB Ortak Tarım Politikasının başlıca karakteristik vasıfları değiştirilerek yenileştirilmiş, üretim sektörlerine doğrudan ödeme sistemi benimsenmiştir. 2005/2006 döneminden itibaren de hububat, sığır ve süte doğrudan üretici desteği verilmeye başlanacaktır. Bu sistem aynı zamanda çiftçi arzını kontrol etme imkanını da vermektedir. Çiftçi toprağının nadasa bırakılması, belli miktarda hayvan sürüsü için maksimum prim ödenmesi gibi yöntemler bu mekanizmanın unsurları olmaktadır. Bu yeni politika oluşumunda dünya piyasasında AB tarım ürünlerinin rekabet gücünün artırılması, gıda ürünlerinin güvenilirliğinin ve kalitesinin yükseltilmesi ve tarım arazilerinin kullanılmasında çevresel faktörlerin dikkate alınması hususları üzerinde özenle ve ısrarla durulmuştur.
Türkiye’de tarım işletmecilerine doğrudan gelir desteği olarak ayrılan fon sınırlı ve düşük düzeydedir. Türkiye’de tarım işletmecilerine doğrudan gelir desteği olarak ayrılan fon sınırlı ve düşük düzeydedir. Hükümetçe tasarlanan reformlar, Türk Tarım Politikasını AB modeline ve özellikle tarım müktesebatı ile orta vadede uyuşan sistemlerle yakınlaşma sağlayabilecektir. AB Ortak Tarım Politikasının temel amaçlarından biri, işletme sahiplerine-girdiler tümüyle kontrol edilerek bulunan önceki dönemlere ait randıman üzerinden doğrudan gelir desteğinde bulunmaktır. Türk Tarım Politikasının genel hedefi yapısal yetersizlikleri ortadan kaldırmak, üretimi sürekli ve hissedilir derecede artırmaktır. Türkiye’de doğrudan gelir ödemeleri ise, alternatif ürün ekimine geçen ve daha az rantabl ekim yapan işletme sahiplerine “telafi tazminatı“ ödemesi şeklindedir.Ülkemizde çiftçilere yönelik doğrudan gelir desteğine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı 1 Mart 2000 tarihinde çıkartılmıştır. Bu çerçevede Adıyaman, Ankara, Antalya ve Trabzon illerinde pilot proje uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar dikkate alınarak sistem 2001 yılından itibaren yurt genelinde yaygınlaştırılacaktır.
Diğer taraftan, AB raporuna göre, Türkiye’nin birinci önceliği AB Ortak Tarım Politikasının idari oluşumlarını ve temel mekanizmayı kurmak olmalıdır. Diğer taraftan, AB raporuna göre, Türkiye’nin birinci önceliği, AB Ortak Tarım Politikasının idari oluşumlarını ve temel mekanizmayı kurmak olmalıdır. Bu meyanda özellikle ülkemizde kadastro sistemini yeniden kurmak, tarımsal istatistikleri iyileştirmek, kontrol ve denetim yapacak organizasyonu güçlendirmek, dış ve iç kontrolü icra edecek FEOGA (Avrupa Tarımsal Rehberlik ve Garanti Fonları) gibi mali mekanizmaları ihdas etmek gerekmektedir. İlaveten AB hukukuna uygun tarzda üretici organizasyonları kurulmasını teşvik etme, tarım ürünlerinde güvenilir norm kaliteyi geliştirme, modern laboratuar kurma, bu laboratuarları kontrol teçhizatı ile donatma, eşantiyon alma, daha çok kalite kontrolünü garanti etme, bu hususlara ilişkin bir iş planı hazırlama gibi konular raporda yer almıştır.
Ülkemizde arazi kayıt sisteminin oluşturulması doğrultusunda tapu ve kadastro bilgilerinin bilgi sisteme dahil edilmesi ve kullanıcılara bilgisayar ortamında hizmet verilebilmesi amacıyla yeni proje çalışmalarının devam etmektedir.