<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ERPakademi &#187; ARŞİV</title>
	<atom:link href="http://www.erpakademi.com/category/arsiv/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erpakademi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Jun 2010 15:27:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title></title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/3111/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/3111/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/3111/</guid>
		<description><![CDATA[ İŞSİZLİK VE İSTİHDAM İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR
İşsizlik, çalışma yaşları arasında olan, çalışmaya engel bir özürü bulunmayan ve çalışma arzusuna sahip kişilerin iş bulamaması durumudur. Ortaya çıkış şekillerine göre, çeşitli işsizlik çeşitlerinden söz edilebilir (Seyidoğlu, 1999):
Teknolojik işsizlik: Eskiden insanlar tarafından yapılan işlerin makineler tarafından yapılmaya başlamasından sonra oluşan, yani sermaye-yoğun teknolojilerin ortaya çıkarttığı işsizliktir.
Yapısal işsizlik: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> İŞSİZLİK VE İSTİHDAM İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR</p>
<p>İşsizlik, çalışma yaşları arasında olan, çalışmaya engel bir özürü bulunmayan ve çalışma arzusuna sahip kişilerin iş bulamaması durumudur. Ortaya çıkış şekillerine göre, çeşitli işsizlik çeşitlerinden söz edilebilir (Seyidoğlu, 1999):</p>
<p>Teknolojik işsizlik: Eskiden insanlar tarafından yapılan işlerin makineler tarafından yapılmaya başlamasından sonra oluşan, yani sermaye-yoğun teknolojilerin ortaya çıkarttığı işsizliktir.</p>
<p>Yapısal işsizlik: Ekonomide sermaye yokluğu gibi nedenlerle yeterli ölçüde iş sahası yaratılamamasından kaynaklanan işsizliktir.</p>
<p>Mevsimlik işsizlik: Özellikle tarım ve inşaat gibi mevsime bağlı iş kollarında uygun mevsimler dışında ortaya çıkan işsizlik durumudur.</p>
<p>Konjonktürel işsizlik: Bir ekonomide talepteki daralma sonucunda beliren işsizliktir.</p>
<p>Arızi işsizlik: Grev, sel, yangın gibi geçici nedenlerin doğurduğu işsizliktir.</p>
<p>Gizli işsizlik: Çalışır görünmesine karşın, gerçekte üretime bir katkısı olmayan insanları ifade eder. </p>
<p>Seyidoğlu’nun bu tanımlarına ek olarak, friksiyonel ve iradi işsizlik tanımlarını da ekleyebiliriz.  </p>
<p>İradi işsizlik: Cari ücret düzeyinde mevcut çalışma koşullarında çalışmak istemeyenlerin meydana getirdiği işsizliktir. Bir kimse bir haftalık çalışmayla daha uzun süre geçinebiliyorsa kalan günleri boş geçirecektir. Ayrıca ailede birden çok ferdin çalışması geçinmeye yettiğinden kimi fertler çalışmamayı yeğleyecektir. </p>
<p>Friksiyonel işsizlik: Bu tür işsizlik daha iyi çalışma imkanları ve daha yüksek ücret elde etmek amacıyla işçilerin yer ve meslek değiştirmelerinden doğabilir. Emek arz ve talebi arasındaki kısa süreli dengesizlikler, emek sahipleri ile müteşebbislerin emek piyasası hakkındaki bilgisizlikleri, işgücünün mobilite noksanlığı friksiyonel işsizliğin temel nedenleri arasındadırlar. </p>
<p>İstihdam  ise bir ülkede belli bir dönemde çalıştırılan toplam işgücü miktarını ifade eder. İstimdam; iktisatçılar tarafından (en geniş anlamı ile), üretim faktörlerinin tam kullanımı olarak tanımlanır. Dar anlamı ile ise; herhangi bir işte yevmiyeli, ücretli, maaşlı, kendi hesabına çalışan, işveren ya da ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde en az bir saat bir iktisadi faaliyette bulunan kişilerdir. </p>
<p> Tam istihdam, bir ekonomide çalışma istek ve yeterliğinde olup da geçerli ücret düzeyinden çalışmayı kabul eden herkesin iş bulabildiği durumdur. Eğer bir ekonomide üretim faktörlerinin tümü çalışıyor ve üretime katılıyorsa biz bu ekonominin tam istidam durumunda olduğunu ya da tam istihdama ulaştığını söyleriz. Tam istihdamın gerçekleşmiş olduğu bir ekonomide mevcut çalışma koşullarında ve cari ücret düzeyinde çalışmak isteyen tüm emek sahipleri iş bulabildiği gibi ülkenin mevcut sermaye malları stoku ve tabiat faktörü de tamamen üretime katılmış durumdadır.</p>
<p>Eksik istihdamda ise üretim faktörlerinin bir kısmı üretime katılmamaktadır. Bunun nedeni talep yetersizliğidir. Malların bir kısmı satılamıyor stoklar artıyorsa ekonomide talep azlığından söz edilir. Bu durumda müteşebbisler talep edildiği kadar mal üretecek , üretim hacmini daraltacaklardır. Mal üretiminin azalması bir kısım işgücünün işsiz kalması demektir. Aslında insanların ihtiyaçları sonsuz olduğu için atıl(çalışmayan) faktörlerin de üretecekleri mal ve hizmetlere istek vardır. Fakat her istek talep değildir. İsteklerin talep halini alabilmesi için satın alma gücü ile desteklenmesi gerekir. Toplumda fertlerin gelirleri artınca istekler satın alma gücü ile desteklendiğinden talep artacaktır. Bu da daha çok mal ve hizmet satılmasına stokların erimesine imkan verecektir. Stokların azaldığını gören müteşebbisler üretim hacmini genişletecekler ve bunun için işsiz ve boşta kalan faktörleri istihdam edeceklerdir. Bu da ekonomiyi tam istihdama doğru geçirmiş olacaktır. </p>
<p>III. TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK VE İSTİHDAMIN YAPISI</p>
<p>Türkiye’de işsizliğin çeşitli türlerinin bir arada olması, bazı işsizlik türlerinin ölçülmesinde karşılaşılan zorluklar ve verilerin yetersiz olması işsizliğin gerçek boyutlarının saptanmasını zorlaştırmaktadır. Ülkemizde işsizlikle ilgili verileri DİE, DPT ve Türkiye İş Kurumu toplamaktadır. Ancak bu kurumların ortaya koyduğu işsiz sayıları birbirinden farklıdır. Bu farklılığın temel nedeni, kurumların yapmış oldukları işsizlik  tanımlarının farklı olmasıdır (Gündoğan, 2001, 109).</p>
<p>DİE’ne göre, “Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan (kar karşılığı, ücretli ya da ücretsiz bir iş ile ilişiği de olmayan) kişilerden iş aramak için son altı ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 15 gün içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 12 ve daha yukarı yaştaki tüm kişiler işsiz nüfusa dahildirler. Ayrıca; iş bulmuş ya da kendi işini kurmuş ancak, işe başlamak ya da işbaşı yapmak için çeşitli eksikliklerini tamamlamak amacıyla bekleyenlerden 15 gün içinde işbaşı yapabilecek kişiler de işsiz nüfus kapsamına  dahildirler”.</p>
<p>Türkiye İş Kurumu’na göre ise, kayıtlı işsiz, “Çalışma çağında ve gücünde olan, çalışmak isteyin, Kuruma başvurduğunda asgari ücret düzeyinde gelir getirici bir işi olmayan, Kurum tarafından henüz kendisine iş bulunamayan aktif kayıtlardaki kişilerdir. Kayıtlı işgücünden, daha iyi şartlarda iş arayanlar ve belli bir işyerinde çalışmak isteyenler çıkarıldığında geri kalanlar kayıtlı işsiz sayılmaktadır”.</p>
<p>DİE’nin yaptığı anketler daha kapsamlı olmakla beraber gerçek durumu pek yansıtmamaktadır. Anketin yapıldığı dönemde bir işte bir saat bile çalışmış olanlar işsiz sayılmamaktadır. Bu kriter, istihdamın süreklilik arz ettiği, ücretsiz çalışmanın yaygın olmadığı sanayi toplumlarında gerçekçi verilere ulaşmanın bir yolu olabilir. Ancak, Türkiye gibi aile işletmelerinin yaygın olduğu ülkelerde gerçekçi işsizlik verilerine ulaşmakta yetersiz kalır (Gündoğan, 2001, 111).  </p>
<p>İstihdamı olumsuz etkileyen etmenlerin başında nüfus artış hızının yüksekliği gelir. Türkiye’de nüfus hızla artmaktadır, bu artış kişi başına geliri ve tasarrufları düşürmektedir. Tasarruf azalışı yatırım ve büyüme hızını azaltmakta, buda istihdam artışını azaltmaktadır. Ayrıca, hızlı nüfus artışı ve şehirleşme, sosyal güvenlik harcamalarını arttırarak devlet bütçesinin kabarmasına, yatırımlara akabilecek kaynakların  cari harcamalara kaymasın, enflasyona ve istikrarsızlara neden olarak istihdamı olumsuz etkilemektedir (Kılıçbay, 1992, 269).</p>
<p>2000 yılı nüfus değerlerine göre Türkiye’nin toplam nüfusu ve nüfus artış hızları ile büyük şehirlerin payları şöyledir;</p>
<p>Tablo 1 : 2000 Yılı Nüfus Değerleri</p>
<p>				 Yıllık Nüfus Artış Hızı ‰<br />
		2000		(1990-2000)<br />
İLLER	Toplam	Şehir	Köy	Toplam	Şehir	Köy<br />
TÜRKİYE	67.844.903	44.109.336	23.735.567	18,34	27,04	3,95<br />
İSTANBUL	10.033.478	9.119.315	914.163	33,23	29,64	78,67<br />
ANKARA	4.007.860	3.540.522	467.338	21,37	22,15	15,66<br />
İZMİR	3.387.908	2.750.273	637.635	22,88	25,19	13,51<br />
Kaynak : DİE, www.die.gov.tr</p>
<p>Türkiye’de işsizliği doğuran bir diğer neden, tarım sektörünün GSYİH içindeki payının düşmesine rağmen, bu sektörün istihdamdaki payının hala büyük olmasıdır. Tarımın ekonomideki önemi azalırken, nüfusun önemli bir kısmı geçimini tarımla sağlamaya devam etmektedir. Bu sektör, aile işletmelerine dayalı üretim yapan, kadın istihdam eden ve ücretsiz aile işçisi çalıştıran bir istihdam yapısına sahiptir ve büyük ölçüde mevsimlik dalgalanmalardan etkilenir. Son yıllarda tarım sektöründeki bu yoğunluğun hızlı kentleşmeyle birlikte şehirlere, buradada kayıt dışı istihdama yöneldiği görülmektedir. Kayıt dışı istihdamda özellikle kadın ve çocuk işçileri büyük yer tutmaktadır. 10-14 yaş arası çocukların çalışma oranı günümüzde %24 e ulaşmıştır. Birçok ülkede bu oran azalırken ve çocuk işçiler ortadan kalkarken, Türkiye’de artmaktadır.  Kentlerde, yoksullukla doğru orantılı olarak kayıt dışı istihdam artmaktadır. Hatta bir işte çalışanların ek gelir elde edebilmek için bu işten geri kalan zamanlarında kayıt dışı çalıştıkları bilinmektedir (Ekin, 2000, 244-246).</p>
<p>Kayıt dışı istihdamın artmasında, firmaların üzerindeki vergi ve fon yüklerinin ağır olmasının neden olduğu düşünülmektedir. Vergi sisteminin yeterince adil olmaması, enflasyonun yüksekliğiyle birleşince firmaları maliyetlerini azaltmak için kaçak işçi çalıştırmaya itmektedir.</p>
<p>DİE verileri incelendiğinde, DİE&#8217;nin OECD tanımlarını esas alarak &#8220;işsiz&#8221; kabul etmediği çeşitli grupların aslında ülkemiz koşullarında fiilen işsiz oldukları ve sayılarının 2001 yılında 2 Milyon 832 Bin kişiye vardığı görülmektedir. Buna, 4 milyon 200 bin kişiye ulaşan kayıtdışı istihdam ilave edilirse, ülkemizde düzenli bir gelir ve düzgün iş sahibi olmayan işgücü sayısının 9 milyona vardığı anlaşılmaktadır (WWW doküman: http://www.tisk.org.tr/duyuru/duyuru68.htm). </p>
<p>TİSK’in yaptığı araştırmaya göre açık-gizli işsizler ile kayıtdışı çalışanların sayıları tablo 2’de gösterilmiştir.</p>
<p>Tablo 2 : Açık-Gizli İşsizler ve Kayıtdışı Çalışanlar (Binkişi)</p>
<p>	2000	2001<br />
1. AÇIK İŞSİZLER<br />
	1,452<br />
	1902<br />
2. DİE’NİN “İŞSİZ” SAYMADIĞI GRUPLAR:</p>
<p>a) Eksik İstihdam<br />
(Haftada 40 saatten az çalışanlarla<br />
başka iş ya da ikinci iş arayanlar) </p>
<p>b) İş arayıp, son üç ayda iş arama kanalı kullanmayanlar </p>
<p>c) İş bulma umudunu kaybetmiş olanlar </p>
<p>d) Mevsimlik çalışanlar </p>
<p>Toplam</p>
<p>1,520</p>
<p>649</p>
<p>129</p>
<p>554</p>
<p>2852</p>
<p>1338</p>
<p>672</p>
<p>103</p>
<p>719</p>
<p>2832<br />
1 + 2 TOPLAM<br />
	4304	4734<br />
3. KAYITDIŞI İSTİHDAM<br />
	3700	4200<br />
 1 + 2 + 3 TOPLAM<br />
	8004	8934<br />
Kaynak : TİSK</p>
<p>Türkiye’de işsizlikle ilgili dikkat çeken bir diğer nokta, eğitimli gençlerin iş bulamamasıdır. Ayrıca eğitimli gençlerin iş bulamamasının yanısıra öne çıkan diğer bir konu da eksik istihdamdır. Gençlere, okullarda yeteneklerine uygun eğitimin verilememesi ve çalışma hayatına sağlıklı geçişin yapılamaması nedeniyle, çoğu genç eğitimleri ve istekleriyle alakasız işlerde çalışmaktadır (Gündoğan, 2001, 116). </p>
<p>Eğitim sisteminin sektörlerin ihtiyaç duyduğu niteliklere sahip işgücü yaratamaması da işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Yeni teknolojilerin yoğun olarak kullanıldığı bazı sektörlerde  eleman ihtiyacı olmasına rağmen, bu ihtiyacı sağlayabilecek teknik bilgi ve beceriye sahip kişilerin yetiştirilememiş olması her iki taraf için de sorun yaratmaktadır.</p>
<p>Aşağıdaki tabloda istihdamın genel durumu verilmiştir.<br />
Tablo 3: İstihdamdaki Gelişmeler                             (15+Yaş,Bin Kişi)</p>
<p>	2000	2001	2002<br />
1.Dönem	2002<br />
2.Dönem<br />
Sivil İşgücü	22.031	22.269	20.929	23.086<br />
Sivil İstihdam	20.579	20.367	18.467	20.869<br />
İşsiz	1.452	1.902	2.462	2.217<br />
İşsizlik Oranı (%)	6,6	8,5	11,8	9,6<br />
   Kent	8,8	11,5	14,7	13,5<br />
   Kır	4,0	4,8	7,5	4,5<br />
Eksik İstihdam	1.520	1.338	1.238	1.331<br />
Eksik İstihdam Oranı (%)	6,9	6,0	5,9	6,0<br />
Sivil İstihdamın Sektörel Dağılımı<br />
   Tarım	7.103	7.217	5.624	7.219<br />
   Sanayi	3.738	3.734	3.658	3.907<br />
   Hizmetler	9.738	9.416	9.185	9.698<br />
   İnşaat	1.313	1.073	771	982<br />
Kaynak : DİE, Hanehalkı İşgücü Anketi Sonuçları</p>
<p>2001 yılında yaşanan krizle ekonomik aktivitenin gerilemesi işgücü piyasasını olumsuz etkilemiştir.  Haziran 2002 itibariyle işsizlik oranı, %8,5’dan %9,6’ya çıkmıştır.  Kentli işsiz sayısındaki artış daha belirginidir. Kentlerde bu oran %11,5’den %13,5’e çıkmıştır.  Tüm sektörlerde 2002 yılının ilk üç ayında istihdam edilenlerin sayısında azalma meydana gelmiştir. Ancak ikinci üç ayda istihdam eski seviyesine yükselmiştir.</p>
<p>Açık işsizlerin yaş gruplarına ait veriler incelendiğinde; kayıtlı açık işsizlerin yaklaşık 2/3’ü 20-29 yaş grubundadır. Bu grubu, %12,5 ile 15-19 yaş grubu izlemektedir. İş arayanların eğitim düzeylerine göre dağılımında ilkokul mezunları, işsiz grubun yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Bu grubu %16,8 ile lise ve dengi okul mezunları izlemektedir. Yüksek öğrenim görmüş açık işsizlerim toplam içindeki payı %3’tür. İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun verileri toplu olarak incelendiğinde , iş arayanların %90’ının vasıfsız işgücü olduğu ve genç işsizlerin (15-29) işsiz grubun çoğunluğunu oluşturduğu söylenebilir (Başol, 2001, 31).</p>
<p>Özet olarak Türkiye’de işsizliğin nedenleri temel olarak şu başlıklar altında toplanabilir (Başol, 2001, 32):</p>
<p>Her yıl artan nüfus ve işgücü arzı,<br />
Enflasyon nedeniyle birçok kuruluşun kapanması veya çalışanlarını işten çıkarması,<br />
Köyden kente göçler,<br />
Tarımın makinalaşması sonucu her yıl ortaya çıkan gizli işsizlik,<br />
Tarımdaki sürekli işsizlik,<br />
Açık işlerin yeni kuşakların iş beklentisine uymaması,<br />
Büyüme hızının ve yatırımların azalması,<br />
Dış ülkelere gönderilen işçi sayısındaki büyük azalma,<br />
Yurda kesin dönüş yaparak giren işçi sayısındaki artış,<br />
Sanayide makine-yoğun tekniklerin kullanılması,<br />
Eğitim sistemi.</p>
<p>IV. TÜRKİYE’DE İSTİHDAM POLİTİKALARI</p>
<p>Tüm ülkelerde ortak sorun olarak karşımıza çıkan istihdam sorununa her ülke kendi yapısına uygun farklı politikalarla yaklaşmıştır. Bu yaklaşımlar iki uç nokta arasında bir yerde bulunmaktadır. Bu uç noktalardan biri işsizlik sorununun çözümünü ekonomik gelişmeye bırakan liberal yaklaşımlar ve diğeri de bu sorunu toplumsal bir sorun olarak kabul ederek istihdam politikalarına öncelik veren yaklaşımlardır. Ülkemizde iktidarlar istihdam sorununun çözümüne ekonomik kalkınma sürecinde çözülebilecek bir sorun olarak bakmışlardır. Ancak bu dolaylı yaklaşım sorunu daha da büyütmüştür (Gündoğan, 2001, 123).</p>
<p>Türkiye’de işsizliğin çözülmesine yönelik politikalar planlı döneme geçişle birlikte başlamıştır. Ancak bugüne kadar işsizlik sorunuyla mücadelede başarılı olan bir uygulama ortaya çıkmamıştır.</p>
<p>I. Beş Yıllık Kalkınma Planı(1963-1967); bu plan, istihdamdaki hedefleri şu dört noktada toplamaktaydı: işsizlik meselesini çözmek, çalışanların mesleki seviyelerini yükseltmek, her basamakta yeterliliğe dayanan bir çalıştırma politikasıyla yetişenleri yerinde kullanmak ve sağlam bir sosyal hareketlilik yaratmak ve çalışan nüfusun çeşitli meslek gruplarına bölünüşündeki dengesizlikleri ortadan kaldırarak dengeli bir dağılım sağlamaktır (Gündoğan, 2001, 125).  </p>
<p>Emeğin değerlendirilmesine dayanan tarım dışı çalışmaların arttırılması, özellikle inşaat sektöründe insangücü yoğunluğuna dayanan teknolojilerin uygulanması öngörülmüştür. </p>
<p>II.Beş Yıllık Kalkınma Planı(1968-1972); tarımda el sanatlarının geliştirilmesi yanında, maliyeti arttırmaksızın işgücü yoğunluğu yüksek, sermaye tasarruf edici ve istihdam yaratıcı sektörlere öncelik verilmesi düşünülmüştür. İşsizlik sorununun çözümü ekonomik büyümeye bağlanmıştır.</p>
<p>Ayrıca genç istihdamına ilişkin bölümlerde yer almaktadır.  “Yaygın eğitim yoluyla köylerde yaşayan genç nüfusun, özellikle de genç kızların ve kadınların gelişen iktisadi ve sosyal hayatın gereklerine uyumlarını sağlayacaklar programlar düzenlenecek, bu eğitim imkanı ve işe yöneltme hizmeti, köyden şehre göçen genç nüfusa ve sehirde çalışanlara temin edilecektir.” (Gündoğan, 2001, 126)  </p>
<p>III.Beş Yıllık Kalkınma Planı(1973-1977); üretimde maliyet ve kalite yönlerinden dış rekabetin önemli olduğu alanlarda en ileri teknolojilerin kullanılması teklif edilmiştir.  İstihdam sorununun kesin çözümünün sanayileşme sürecindeki hızlanmaya bağlı olduğu belirtilmiştir.</p>
<p>I. Planda istihdam kalkınma hızından sonra ikinci derecede sosyal bir hedef olarak ele alınırken, II. Planda da bağımsız bir hedef olma özelliğini kazanamamıştır ve ekonomik büyümenin fonksiyonu olarak görülmüştür. III. Planda ise, sanayileşme ana hedef olarak alınmış , istihdama kısa dönemli yaklaşım bırakılarak istihdamın uzun dönem içinde çözüleceği düşünülmüştür (Ekin, 2000, 374). </p>
<p>IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı(1979-1983); girişim yeteneği olan orta nitelikli teknik insan gücünün yetiştirilmesi için özel programlar, kurumlaşmalar ve özendirmeler  söz konusu edilmiştir. 1983 yılında Küçük Sanayi Geliştirme Teşkilatı KÜSGET kurulmuştur.  </p>
<p> V. Beş Yıllık Kalkınma Planı(1985-1989); küçük işyerlerinin teşvik edilmesiyle ilgili temel politikalar ele alınmıştır. Dönemin istihdam politikalarının ilkeleri, küçük teşebbüslerin önceliğine ve teknolojik yenilikleri takiben sanayii yapısına dayanmaktadır. Bu dönemde Milli Eğitim, Tarım, Orman ve Köy İşleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Milli Savunma, Sanayii ve Ticaret, Maliye ve Gümrük Bakanlıkları yanında, Hazine ve Dış Ticaret, DPT, Başbakanlık Sosyal ve Kültürel İşler Başkanlığı’ndan oluşan “İstihdamı Geliştirme Yüksek Koordinasyon Kurulu” kurulmuştur.  Bu çerçevede 1985 yılından itibaren çok sayıda beceri kazandırma kursu açılmıştır.  Organize Sanayi Bölgeleri kurularak planlı şekilde sanayinin gelişmesi sağlanmaya çalışılmıştır. 1986’da İş Vakfı kurulmuştur. Bu vakfın amacı kendi işini kurmak veya kurulu işini genişletmek isteyen küçük ve orta ölçekli işletmelere destek sağlamaktır.     </p>
<p> VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı(1990-1994); hızlı, dengeli ve istikrarlı bir kalkınma süreci içinde gelir dağılımını iyileştirmek, işsizliği ve yöresel gelişmişlik farklarını azaltmak, planın başlıca amaçları arasında kabul edilmiştir. Ayrıca genel hedefler doğrultusunda yatırımların teşvik edilmesi, müteşebbis ruhunun ve teşebbüs gücünün geliştirilmesi, küçük ve orta ölçekli teşebbüslerin desteklenmesi, küçük ve orta ölçekli teşebbüslerin geliştirilmesi için ise mevzuatta ve uygulamada karşılaşılan güçlüklerin ortadan kaldırılması ve bu teşebbüslerin gelişmesinin desteklenmesi önerilmiştir. KÜSGET 1990 yılında KOSGEB’e dönüşmüştür.  </p>
<p>VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı(1996-2000); işgücünün eğitiminin artırılmasıyla birlikte bunların yurt dışında istihdam edilebileceği üzerinde durulmuştur. Temel eğitim 8 yıla çıkarılmıştır. Yurtdışına yatırım yapan müteahhitlik firmaları sınırlı sayıda işgücünü yurtdışına götürmüşlerdir. Ancak bu dönemde Balkanlardan belli bir oranda işgücü ucuz işçi olarak Türkiye’ye gelmiştir. 2000 tarihinde yürürlüğe giren İşsizlik Sigortası bu alanda uluslararası standartları yakalamada önemli bir gelişmedir. </p>
<p>3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimle kurulan 58.Hükümet’in programında istihdamla ilgili olarak şu ifadeler yer almıştır,</p>
<p>“Vatandaşlarına geçimlerini sağlayacak iş imkanları oluşturmak, çağdaş devletin temel görevlerindendir.<br />
Genç bir nüfusa sahip olan ülkemiz, artan nüfusa yetecek istihdam alanı açamamaktan kaynaklanan “yapısal işsizlik” sorunu ile karşı karşıyadır. Bu sorunların çözüme kavuşturulması ve işsizliğin azaltılması için aşağıdaki tedbirler alınacaktır:<br />
· Ulusal ekonomi stratejisi belirlenirken tam istihdam hedef alınacak, bu hedef gözetilerek ekonomik büyümeye, reel sektör yatırımlarını artırmaya ve üretime dönük politikalar geliştirilecektir.<br />
· Ülke gerçeklerine ve teknolojik gelişmelere cevap verecek bir insangücü planlaması yapılacak, mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilecektir. Her yaştaki işsiz ve mesleksiz kişilerin, ilgilerine, yeteneklerine ve fiziki özelliklerine uygun meslek sahibi olabilmeleri amacıyla kısa süreli eğitim ve danışmanlık hizmetleri etkin hale getirilecektir.<br />
· İstihdamdan alınan vergiler ve primler gözden geçirilerek, gerekli önlemler alınmak suretiyle, haksız rekabete yol açan kayıt dışı istihdam ve yabancı kaçak işçi çalıştırılması önlenecektir.<br />
· İstihdam yaratmadaki etkinlikleri ve esneklikleri, konjonktürel dalgalanmalara uyum kabiliyetleri, bölgeler arası gelişmişlik ve gelir farklılıklarının giderilmesindeki önemleri dikkate alınarak, KOBİ’lerin gelişmesi desteklenecektir.<br />
· Emek-yoğun bir sektör olması ve beraberinde yüzü aşkın alt sektörleri harekete geçirmesi nedeniyle inşaat sektörünü canlandırıcı önlemler alınacaktır.“(WWW doküman: http://www.basbakanlik.gov.tr/ bakanlarkurulu/58/program.html )</p>
<p>V.AVRUPA BİRLİĞİNDE İŞSİZLİK VE İSTİHDAMIN YAPISI</p>
<p>2002 yılı Avrupa İstihdam Paketinde üye ülkeler istihdam yapıları bakımından incelenmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Bu raporda bazı ülkelerle ilgili olarak aşağıdaki yapılar ortaya çıkmıştır (TİSK, 2002, 8-21);</p>
<p>Çalışma çağı nüfusunun en büyük olduğu ülke Almanya’dır.  Bu ülkede toplam istihdam oranı %65,3 ile AB ortalamasını aşmıştır. İşgücünün %4’ünü oluşturan uzun süreli işsizlikteki düşüş oldukça yavaştır. 55-64 yaş grubundaki istihdam oranı %37,3’dür. Çalışma hayatı üzerindeki vergi yükü yüksek düzeydedir. AB’de ücrette cinsiyet farkının en fazla olduğu ülkelerden biri Almanya’dır.</p>
<p>Fransa’da toplam istihdam oranı %62,2’dir. 55-64 yaş grubunda istihdam oranı %29,7’dir. İşsizlik oranı %9,5 ile AB ortalaması olan %8,2’nin üzerindedir.<br />
İtalya’da istihdam oranı %53,5’dir. Kadınların %36,6 ve yaşlıların %27,8 istihdam oranları AB içindeki en düşük oranlardır. İşsizlik %10,5’dir ve bölgesel farklılıklar yoğundur.  Kadın işsizlik oranı erkeklerden iki kat fazladır. İşgücünün eğitim düzeyi de yeterli değildir. </p>
<p>Yunanistan, AB içinde istihdam oranı en düşük ülkelerden biridir. Toplam istihdam oranı %55,6 ve kadınlar için ise %49,9’dur. İşsizlik %11 düzeyindedir. Yeni işlerin yaratılması konusunda potansiyel bulunmasına rağmen işsizlik artmaktadır. Genç ve kadın işsizliği yoğundur.</p>
<p>İngiltere, işsizlik oranını 2000 yılında %5,5’e düşürmeyi başarmıştır. Erkeklerde %77,8 ve kadınlarda %64,6 olan istihdam oranları AB ortalamasının üzerindedir. Gençler ve yaşlılar arasındaki sürekli işsizlik yeteri düzeyde azaltılamamıştır. İşgücünde temel nitelik düzeyi düşüktür ve işgücü verimlilik düzeyi düşüktür.</p>
<p>Belçika işgücü piyasası; istihdam oranının %60.5&#8242;e yükselmiş olması nedeniyle iyileşme göstermiştir. İşsizlik oranı ise %7&#8242;ye gerilemiş (AB ortalaması olan % 8.2&#8242;nin altındadır.) ve istihdamdaki büyüme AB ortalaması ile (%1.8) aynı düzeye gelmiştir. Ancak, uzun vadeli sorunların çözümü için zamana ihtiyaç vardır. </p>
<p>Danimarka, AB&#8217;de kadın istihdam oranının en yüksek (%71.6) olduğu ülkedir. Ayrıca, AB içinde erkek istihdam oranı en yüksek (%80.8) ülkelerden biridir ve işsizlik oranının düşük olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, Danimarka&#8217;da işgücü piyasası çok iyi bir konumdadır. Ancak, yapılan analizler; vergi yükünün azaltılmasına ve işgücü piyasasına katılım oranının yükseltilmesine ilişkin istihdam kılavuz ilkeleri ve tavsiyeler açısından daha fazla çaba gösterilmesine ihtiyaç olduğunu göstermektedir.</p>
<p>İrlanda, ekonomi ve istihdam bakımından oldukça iyi bir performansa sahiptir. 2000 yılındaki toplam istihdam oranı %65.1 ile AB ortalamasının üzerinde seyretmiş ve zaten düşük olan işsizlik oranı da tüm gruplar bakımından azalmayı sürdürmüştür. Bununla birlikte, istihdamda cinsiyet farkı hala yüksek düzeylerdedir ve düşük olan ileri eğitime katılım oranının yükseltilmesi için daha fazla çaba gösterilmesi gerekmektedir</p>
<p>VI. AVRUPA BİRLİĞİ İSTİHDAM POLİTİKASI</p>
<p>Günümüzde, dünya genelinde çok önemli ve hızlı bir yapısal ve ekonomik dönüşüm süreci gerçekleşmektedir. Son 20 yıllık dönemde hız kazanan ve ekonomiler üzerindeki etkisini giderek artan oranda hissettiren bu sürecin merkezlerinden biri küreselleşme olgusudur. Bu durum, uluslararası norm ve standartların önemini artırmıştır. Küreselleşme sürecinin olumsuz sonuçlarının en aza indirilmesi açısından, işgücü piyasalarının geliştirilmesi ve modernleştirilmesi büyük önem kazanmaktadır. </p>
<p>Teknolojik gelişme ve bilgi toplumuna geçiş üretim biçimlerini ve istihdamı doğrudan etkilemektedir. Yeni iş yaratamamanın getirdiği sıkıntılar, demografik yapı nedeniyle işgücüne dahil olacak nüfusun azlığı, çalışma yaşamında bulunan yaşlı nüfusun nitelik eksikliği ve gençlerin istihdama geçişteki problemleri AB’de işgücü piyasasının temel sorunlarıdır. Bilgi toplumuna geçişin, teknolojik gelişmelerin ve değişimlerin, işgücü piyasalarında da yansımaları hissedilmekte ve bu değişmelere uyum sağlayabilmek için, bir an önce birtakım yapısal önlemler alınması gerektiği AB tarafından yayımlanan tüm ekonomik raporlara ve gerçekleştirilen toplantılara konu olmaktadır (WWW doküman: http://www.İskur.gov.tr/ gkarar.html). </p>
<p>23-24 Mart 2000 tarihinde Lizbon’da toplanan AB Zirvesi, esas itibariyle, ekonomik reform ve sosyal uyuma dayalı olarak küresel çağın gereklerine uygun düşecek yeniliklere ve reformlara yönelmiş, gelecek 10 yılı kapsayan bir stratejik hedef belirlemiştir. Lizbon Zirvesinde özellikle aktif bir istihdam politikasının geliştirilmesi üzerinde durulmuş ve 4 temel alanda gayret gösterilmesi önerilmiştir (TİSK, 2000, 10);</p>
<p>“Özellikle Avrupa çapında bir iş veri tabanı ve öğrenme fırsatları içeren istihdam hizmetleri sunulması yoluyla istihdam edilme şansının arttırılması ve nitelik açıklarının kapatılması; işsiz insanların nitelik açıklarını kapatmasına yardımcı olacak özel programların geliştirilmesi; </p>
<p>Avrupa sosyal modelinin bir temel unsuru olan yaşam boyu öğrenmeye, sosyal taraflar arasındaki yenilik ve yaşam boyu öğrenme anlaşmalarını teşvik ederek, yaşam boyu öğrenme ile çalışma süresinin esnek belirlenmesi ve iş rotasyonu arasındaki tamamlayıcılıktan yararlanarak ve ilerlemede çok başarılı olan firmalar için bir Avrupa ödülü koyarak, daha fazla öncelik verilmesi;</p>
<p>Büyük kıtlık çekilen hizmet ve kişisel hizmet alanlarında istihdamın arttırılması;</p>
<p>Mesleki bölücülüğün azaltılması ve iş yaşamıyla aile yaşamının bağdaştırılmasının kolaylaştırılması da dahil olmak üzere, fırsat eşitliğinin her yönüyle geliştirilmesi.” </p>
<p>Daha sonra hazırlanan, Avrupa Birliğinin 2002 yılı için kılavuz ilkelerinin, istihdam edilebilirlik, girişimcilik, uyum sağlama, eşit fırsatlar olmak üzere 4 temel kriteri bulunmaktadır ve </p>
<p>İstihdam dostu vergi politikaları,<br />
İşletmelerin idari yüklerinin azaltılması,<br />
Aktif işgücü politikaları,<br />
Cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi,<br />
Kayıt dışı sektörün kayda alınması,<br />
Sosyal korunmanın modernleştirilmesi, </p>
<p>AB’nin odaklanacağı hususlar arasında sayılmıştır (TİSK, 2002, 3).  Üye devletlerin aşağıda yer alan Avrupa hedeflerine katkıda bulunmak suretiyle, istihdam oranlarını yükseltici ulusal hedeflerini belirlemeleri istenmiştir.</p>
<p>Ocak 2005 tarihine kadar toplam istihdam oranında %67’ye, kadın istihdam oranında %57’ye;<br />
2010 yılına kadar %70 toplam istihdam oranına ve %60’ın üzerinde kadın istihdam oranına;<br />
2010 yılına kadar yaşlıların(55-64 yaş grubu) istihdam oranının %50’ye ulaşılması.(TİSK, 2002, 26)</p>
<p>AB İstihdam Paketinde, istihdam edilebilirliğin geliştirilmesi, girişimciliğin ve iş yaratılmasının geliştirilmesi, işyerlerinin ve çalışanların uyumlarının teşvik edilmesi, kadın ve erkekler için eşit fırsat politikalarının güçlendirilmesi konuları üzerinde durulmuş ve bunlarda alt başlıklara ayrılarak üye devletlere yapmaları gerekenler sunulmuştur (TİSK, 2002, 28-34).</p>
<p>VII. TÜRKİYE VE AB İLİŞKİLERİ</p>
<p>Türkiye, batının sanayi devrimi sonrasında, uzunca bir dönemde gerçekleştirdiği gelişmişliği, kısa bir dönemde gerçekleştirmeye çalışmış, bunun için de tarımdan sanayi sektörüne bir an önce geçme arzusunda olmuştur. Bu sıkıştırma sonucu, işgücü piyasasında kent-kır işgücü piyasaları, formal-informal sektör, kadın-erkek istihdamı, tarım-sanayi istihdamı gibi ikili yapılar oluşmuştur. Yıllar itibariyle, azalan bir eğilim göstermesine rağmen, tarımdaki istihdam halen yüksek bir düzeydedir. %35 ile tarım sektörü AB ortalaması olan %5.5’in çok üzerindedir. Hizmetler sektörünün istihdamdaki payı ise yüzde %40’lar düzeyindedir. Kadın istihdamı açısından değerlendirildiğinde; hem işgücüne katılım, hem de istihdamda olma bakımından AB ülkelerine göre oldukça dezavantajlı bir durum söz konusudur (WWW doküman: http://www.iskur.gov.tr/gkarar.html ).</p>
<p>AB’nin 2000 yılı ilerleme raporunda Türkiye’nin kısa vadede de üzerinde durması gereken öncelikler içerisinde istihdam ve sosyal politikalar konusuna şu şekilde değinilmiştir. “AB Müktesabatı ile uyum için bir strateji ve ayrıntılı bir program benimsenmesi. Çocuk işgücü sorunu ile mücadele için yapılan çabaların daha güçlendirilmesi.” Aynı raporda orta vadeli öncelikler olarak, “Kadınlara karşı ayrımcılığın geride kalan biçimleri ile cinsiyet, ırk veya etnik köken, din veya inanç, sakatlık, yaş veya cinsi yönelim temelindeki her türlü  ayrımcılığın kaldırılması. İş hukuku , kadın ve erkeklere eşit muamele, mesleki sağlık ve güvenlik ve halk sağlığı alanlarındaki AB mevzuatının iç hukuka aktarılması, ilgili idari yapılar ve sosyal güvenliğin eşgüdümü için gerekli olan yapıların güçlendirilmesi. Ortak istihdam incelemesinin başlatılması da dahil olmak üzere, ileride Avrupa istihdam stratejisine katılım perspektifi ile ulusal istihdam stratejisinin hazırlanması ve bu bağlamda, özellikle devam eden ve hızlanan yapısal değişimin etkisi olmak üzere, işgücü piyasası ve sosyal gelişmeleri izleme kapasitesinin geliştirilmesi.”  ele alınmıştır. Başbakanlık Genelgesinde kısa vade 31 aralık 2001, orta vade ise 31 Aralık 2003 olarak belirlenmiştir (WWW doküman: http://www.dpt.gov.tr)</p>
<p>Türkiye 2001 yılında, ulusal programda istihdam ve sosyal politika konusunda şu düzenlemelerin yapılacağını belirtmiştir (WWW doküman: http://www.dpt.gov.tr);</p>
<p>Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun çıkarılması gerekmektedir. ( Çıkarıldı)<br />
 İş Güvencesine İlişkin Yasal Düzenlemeler gerçekleştirilecektir. (Çıkarıldı)<br />
Çocuk işçiliğinin önlenmesine ilişkin çalışmaların güçlendirilmesi çerçevesinde;<br />
1475 sayılı İş Kanununda değişiklik yapılarak 15 yaşın altındaki çocukların çalıştırılmasının kesinlikle yasaklanması, (Yapıldı)<br />
15-18 yaş grubundaki çocukların çalışabilecekleri hafif işleri ve bu işlerin bulunduğu sektörlerin belirlenmesine yönelik hazırlık çalışmalarının tamamlanması,<br />
2000&#8242;de başlatılan ILO/IPEC (International Programme on the Elimination of Child Labour ) projesinin sürdürülmesi öngörülmektedir.<br />
 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu&#8217;nda ihtiyaç duyulan değişikliklerin yapılması gerekmektedir.<br />
Ekonomik ve Sosyal Konseyin teşkilat ve görevlerine ilişkin kanun tasarısının yasalaşması önemli görülmektedir.<br />
Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki Kanun tasarısının yasalaşması önem arz etmektedir.<br />
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İşgücü Piyasası Bilgi Danışma Kurulu oluşturulacaktır.<br />
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi kurulacaktır.<br />
Meslek Standartları Kurumunun oluşturulması gerekmektedir.</p>
<p>Cinsi ayrımcılığın giderilmesine yönelik olarak :<br />
Ücretli doğum izinleri ile ebeveyn iznine ilişkin yasal düzenlemenin tamamlanması;(Tasarı halinde)<br />
&#8220;Aile reisi&#8221; kavramının kaldırılmasına ilişkin yasal düzenlemenin tamamlanması;(Yapıldı)<br />
Sosyal güvenlik açısından gerekli eşitlikçi düzenlemelerin yapılması;<br />
Cinsiyetçi uygulamalarda ispat yükünün işverene bırakılmasına ilişkin yasal düzenlemenin yapılması gerekmektedir. </p>
<p>VIII.SONUÇ</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğinin önündeki en önemli engellerden birisi işsizliğin süreklilik göstermesi ve işgücü piyasasının sorunlu yapısı vardır. Türkiye’nin öncelikli amacı AB standartlarını ülkesine taşımak, kendi iç mevzuatını AB mevzuatına uyumlu hale getirmek ve bunların uygulanması suretiyle sosyal, siyasal, idari ve ekonomik alanda  reformları gerçekleştirmek ve böylece ülke ekonomisinin dengeli büyümesini sağlamaktır. Belli bir denge içerisinde büyüyen ekonomide istihdamı arttırıcı politikalar olarak öngörülen yatırım, üretim artışını gerçekleştirmektir.</p>
<p>Türkiye’de işsizliği önlemeye yönelik tedbirlerin alınması planlı dönemle başlamış olmasına rağmen işsizlik sorununun çözümünde başarıya ulaşmış istihdam politikaları bulunmamaktadır. 1960-1980 yıllarını kapsayan planlı dönemde işsizliğin sürekli bir nitelik kazanmasının nedeni, bu sorunun çözümünün ekonomik büyümeye bırakılması ve öncelikli sorunlar arasında yer almamasıdır. Ancak, yeterli büyüme ve istihdamdaki yapısal dönüşüm sağlanamayınca, bu sorun sürekli bir nitelik kazanmıştır. 1980 sonrasında da istihdam sorununun çözümünün özel girişimcilere bırakılması, devletin işsizlik sorununun çözümünde etkin rol almaması, işsizliğin boyutlarını genişletmiştir (Gündoğan, 2001, 149).</p>
<p>Hükümetler, işsizlik sorununun toplumun moralini bozan ve kişileri umutsuzluğa iten bir sosyal sorun olduğu unutulmamalı ve bu sorunun çözümünde etkin rol almalıdır. Geçici politikalar bir kenara bırakılıp, uzun vadede bu sorunu çözecek sağlam politikalar uygulanmalıdır.</p>
<p>Başol(2001)’a göre istihdamı arttırabilmek için şu önlemler alınmalıdır;<br />
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde sanayi geliştirilmeli,<br />
Üretim faktörleri ihracata yönlendirilmeli,<br />
İstihdam yaratıcı temel proje ve sektörlere öncelik verilmeli,<br />
İmkan ölçüsünde emek yoğun teknolojiler tercih edilmeli,<br />
Büyük sanayinin küçük sanayi ile entegrasyonu sağlanmalı,<br />
Milli enerji kaynakları geliştirilmeli ve enerji üretim tesisleri bir an önce devreye sokulmalıdır. Özellikle büyük barajın yerine küçükler tercih edilmeli,<br />
Yurt dışından özellikle müteahhitlik dalında işler alınmalı,<br />
Kırsal yörelerde iş imkanları yaratılmalı,el,ev ve köy sanatları geliştirilmeli,hediyelik eşya yapımı organize bir biçimde ele alınmalı,<br />
Tarımda da çok işgücü gerektirecek ürün türlerine ağırlık verilmelidir.<br />
Yurt dışına vasıfsız işgücü sevki için gerekli anlaşmalar yapılmalıdır.<br />
Şehirleşme disiplin altına alınmalı,<br />
Kamu sektörü alt yapı yatırımları hızlandırılmalı,<br />
Ev üretimini geliştirmeli,<br />
Kendi işini kurana yardım edilmeli,<br />
Atıl kapasiteler giderilmeli,<br />
Makro paket projeler uygulanmalı, (ağaçlandırma, batak kurutma, S.B., sınır ticareti)<br />
Organize Sanayi ve Küçük Sanayi bölgelerinin sayısı arttırılmalı,<br />
Tasarruf projeleri geliştirilmeli,<br />
Konut üretimi teşvik edilmeli,<br />
Tevsi projelere gidilmeli,<br />
Nufus planlaması,aile planlaması uygulanmalı,<br />
Atölye tipi projeler uygulanmalı,<br />
Turizm pansiyonculuğu geliştirilmeli,<br />
Özel üniversite kurulmalı,<br />
B.İ.G.(Bölgesel İstihdamı Geliştirme)projeleri uygulanmalı,<br />
İşletmecilik problemleri olan kuruluşlara yardım edilmelidir.</p>
<p>Kısa vadede ekonomik dengelerin oluşmayacağı öngörüldüğünden  istihdamı arttırıcı politikaların uygulama şansı az görülmekte olup, işsizliğin ortadan kalkması mümkün değildir. Orta ve uzun vadede aşağıda belirtilen önlemlerin alınması halinde Türkiye’de işsizliğe çözüm bulunabileceği düşünülmektedir;</p>
<p>Nüfus artış hızının AB ülkeleri ortalamasına düşürülmesi yani %1 seviyesine çekilmesi,<br />
Mevcut nüfus yapısında, istihdam olunabilir genç nüfus oldukça yüksek orandadır, bu nüfusun iş niteliklerinin bilgi çağı gereklerine uygun şekilde arttırılması,<br />
İstihdam açığı bulunan ülkelerin bu alandaki ihtiyaçları kurumsal olarak izlenmeli ve nitelikli işgücünün dış piyasalarda çalışabilir duruma getirilmesi,<br />
Ülke içerisinde istihdamı geliştirmenin ön koşulu olan yatırım projelerinin geliştirilmesi için;<br />
Yatırımcılara uzun vadeli ve ucuz iç veya dış finansman kaynaklarının yaratılması,<br />
Yatırımlara vergi kolaylığı sağlanması ve teşvik verilmesi,<br />
Belli bir ölçek büyüklüğünden fazla istihdam sağlayan işletmelere vergi indirimlerinin getirilmesi,<br />
Sosyal güvenlik kesintilerinin dengeli hale getirilmesi,<br />
Hizmet sektöründe özel girişimciliğin arttırılması,<br />
Yabancı sermayenin yurt içine çekilebilmesi için kolaylıkların sağlanması,<br />
 gibi uygulamalar yapılmalıdır.</p>
<p>YARARLANILAN KAYNAKLAR</p>
<p>Başak Ekonomi Dergisi,  OECD ve Türkiye İşgücü Piyasasına Bir Bakış, http://www.basakekonomi.com.tr/arsiv/oecd.html, 2 Aralık 2002</p>
<p>BAŞOL Koray, Türkiye Ekonomisi, Anadolu Matbaası, İzmir 2001</p>
<p>Devlet İstatistik Enstitüsü, http://www.die.gov.tr, 2 Aralık 2002</p>
<p>Devlet Planlama Teşkilatı,  http://www.dpt.gov.tr, 2 Aralık 2002</p>
<p>EKİN Nusret, Türkiye’de Yapay İstihdam ve İstihdam Politikaları, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul 2000</p>
<p>GÜNDOĞAN Naci,  Genç İşsizliği, T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 2001</p>
<p>KILIÇBAY Ahmet, Türk Ekonomisi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1992</p>
<p>SEYİDOĞLU Halil, Ekonomik Terimler Sözlüğü, Güzem Can Yayınları, İstanbul 1999</p>
<p>Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Avrupa Birliği İstihdam Paketi, TİSK yayın no:217, Ankara 2002</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık, http://www.basbakanlik.gov.tr/ bakanlarkurulu/58/program.html, 2 Aralık 2002 </p>
<p>Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu,   http://www.tisk.org.tr/duyuru/duyuru68.htm, 2 Aralık 2002</p>
<p>Türkiye İş Kurumu, Genel Kurul Kararları 2001, http://www.iskur.gov.tr/gkarar.html, 2 Aralık 2002</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/3111/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Arbitrator</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-arbitrator/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-arbitrator/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-arbitrator/</guid>
		<description><![CDATA[The Arbitrator
You serve on the CEO’s planning staff for AccuSpeaker. The firm manufactures speakers for component and cabinet stereos. For the stand-alone speakers the firm produces the “box” and the speakers, which are then sold under the AccuSpeaker label or under the label of major retail organizations. The assembled speakers are also sold without enclosures [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>The Arbitrator<br />
You serve on the CEO’s planning staff for AccuSpeaker. The firm manufactures speakers for component and cabinet stereos. For the stand-alone speakers the firm produces the “box” and the speakers, which are then sold under the AccuSpeaker label or under the label of major retail organizations. The assembled speakers are also sold without enclosures for installation in cabinet stereos.</p>
<p>You are new hire, as staff assistant to Henry Higgins, the CEO. He has decided your tasks will to propose a capital budget and to evaluate the proposed capital budgets of the manufacturing and marketing department heads. These proposals represent the second step in the annual budgeting exercise, which begins with the CEO and department heads identifying the projects that might undertaken. After each of the four department heads ranks the alternatives, the CEO evaluates each proposed budget. He then prepares a budget that is the basis for further discussion, modification, and finally adoption.</p>
<p>Henry Higgins is a firm believer in training and testing. He also decided not to guide your thinking by letting you examine the proposals and his summation from last year. By forcing you to propose and to compare two budgets, the CEO can observe your skill at ferreting out the truth from alternative perspectives. By examining your methodology, he can check for other theoretical approaches that may differ from the firm’s historical techniques.</p>
<p>Henry has identified $1.5 million as the capital budget for the next year, although some flexibility is possible through transfer between the capital and operating budgets. He has also provided memos describing the possible projects and the proposed budgets from the two department heads. He indicated that the firm is borrowing money with long-term loans at 9%, MARR that is used in calculations was last year’s return on sales, 6%, and contribution to profit and overhead is about 65% for most products.</p>
<p>To:	Executive Committee<br />
From:	Henry, CEO<br />
Date:	December 15<br />
About: 	Minutes of meeting on potential capital projects</p>
<p>There were quite a number of projects that were identified at our recent meeting, but I believe that we reached a consensus that the following three (with some mutually exclusive alternatives) were the ones worth further consideration. We also agreed to follow the same process last year. The next step is to prioritize the projects with their preferred alternatives. Please have your memos on your proposed capital budget to me by January 3, so that we can refine these before the Board of Directors meeting in mid January.</p>
<p>PROJECT I:  INSTALLATION OF CAD/CAM SYSTEM<br />
The engineering department has been using computers for analysis of proposed designs for years, but we have not yet attempted to integrate this with the drafting or manufacturing processes. They have suggested that we purchase an integrated system from the ADAM Corp (Aiding Design And Manufacturing). The proposal can be undertaken immediately or we can do a part of it now, and decide later on the rest. We believe that ADAM will cut the price for each module by 10% for each one we buy at the same time. Thus if we buy alternative 3 immediately, then the prices for the analytic, the drafting, and the control modules will all be cut by 20% (both hardware and software). If we wait to purchase the more advanced modules, some decline in hardware costs is likely. They charge a 15% annual fee for maintenance and updates.</p>
<p>ALTERNATIVE I: Replace our current computer system with ADAM’s analytic module. This would provide the foundation for purchase of other modules later, and it would allow us to better judge ADAM before we commit substantial sums. This provides little in new capabilities, but would require about 6 man-months in training for users (engineers) at $5,000 per month including benefits. The cost for hardware is $50,000 with a 10-year physical life, while the software will cost another $50,000.<br />
ALTERNATIVE 2: Add the drafting module. This would cost $75,000 for software and $15,000 for hardware (life about 5 years). This would allow us to eliminate two drafting positions, although about 3 man-months of extra time will be required from one of the engineers. Because the computer cannot be as flexible as a person, we will have to standardize some elements of our design.</p>
<p>ALTERNATIVE 3: Can be done with or without 2. Add computerized control of some of the machining and cutting operations. While the additional cost for computer hardware is inconsequential, this would require about $350,000 in new factory equipment and process control hardware. This new equipment should last 10 years. About three-quarters of this investment is likely to be required within the next 5 years anyway, when our current equipment will have to replaced. The other quarter is the cost of controlling hardware. This is a standard application, so the software would only cost $50,000, and we believe we could reduce the number of machinists from 4 to 2.</p>
<p>ALTERNATIVE 4: Add computerized assembly operations. After our meeting I decided to remove this alternative from current consideration. I cannot yet accept the large cost and uncertainty in moving to the use of robots. I am sure the Board would seriously consider such a proposal, but only after we have implemented at least the drafting or machining modules.</p>
<p>PROJECTS II &amp; III: ADDING CABINETRY FACILITIES<br />
Currently we subcontract for both our wood and our plastic speaker enclosures. By purchasing appropriate equipment we could move one or both types of enclosures in-house. Either one would be sufficient to allow greater flexibility in our production process. More flexible responses to machinery and supply problems is worth about $80,000 a year to us.</p>
<p>ALTERNATIVE 5: Add woodworking facilities. We currently purchase 55,500 wood enclosures each year at an average cost of $ 8.57 each. Manufacturing’s estimate is that these could be produced for $5.00, including costs of material, the operating costs of the machinery, and the labor benefits of the new employees. The new machinery would cost about $200,000 and would last 15 years. The storage of incoming materials would save a small amount of space, because we would have a smaller inventory of completed enclosures, and the machinery for “finishing” would fit in an unused portion of the plant (1500 square feet). However, the cutting, sanding, etc. equipment would require a new 2500/square-foot addition, which would cost $175,000 and last at least 40 years.</p>
<p>ALTERNATIVE 6:  Add a small injection molding facility. We now purchase 45,000 plastic enclosures each year at $3.58 each. This has essentially the same space requirements as the woodworking option, but the capital cost is double that of the woodworking alternative for any volume between 30,000 to 100,000 per year. The first shift can run at 30,000 to 50,000 units, while the second shift can be part-time. A major refurbishing would be required about every half a million units for $250,000. Because of the automation built into this continuous process, the combined cost for material, for energy, and for operator labor is only $0.35 each (0.38 on the night shift).</p>
<p>ALTERNATIVE 7: Add larger injection molding facility for plastic enclosures. The space requirements would increase by 25%, the capital costs by 50%, and the capacity by 100%. The unit costs would remain about the same, but the refurbishing interval would double with the capacity.</p>
<p>PROJECT IV: REVAMP ELECTRONICS ASSEMBLY LINE<br />
This is the only portion of our operation where we suffer from significant worker dissatisfaction. We have reorganized our other assembly lines with two main operational criteria – increasing the number of tasks performed by each employee and physically placing them so that they can converse while they work. The results over the other six lines have increased our productivity by 15%, 24%, 31%, 10%, 18%, and 5% in order of introduction. While this line will be more expensive to change than our last one, there is far more potential for improvement. However, I suspect that some workers prefer the older linear assembly line, and that they are shifting positions with other employees who prefer the newer, more teamlike organization.</p>
<p>ALTERNATIVE 8: Modernize the equipment without restructuring the line. This would keep one line in the traditional mode. Since we have modernized our other lines, this is currently our “oldest” line. It has the largest incidence of equipment problems. At an installed cost of $250,000 for new equipment, we can reduce our annual maintenance costs by $35,000. more importantly, productivity should increase by 5% without any increase in operating costs. The line produces nearly 800,000 units per year with a direct manufacturing cost of $5.40 (excluding materials). Although this revamping will extend the life of the line for only 10 years, it is unlikely that we can put it off for more than 2 years.</p>
<p>ALTERNATIVE 9: Rebuild and restructure this line. This would increase the capital cost by 50% over the modernization alternative. It will improve productivity by the same 5% as modernizing the line by eliminating the reliability problems. It may produce large productivity gains due to the reorganization. We have experienced large productivity gains on all of the other lines.</p>
<p>To:	Henry, CEO<br />
From:	Myron, Head of Marketing<br />
Date:	 December 17</p>
<p>I recommend that we accept alternatives 3 and 7. While I have calculated the present worth indexes. I find that I place more importance on two other reasons. I support alternative 3 (and 4 likewise) because I believe it will allow us to respond more quickly to customers who want to include our speakers in their component and cabinet systems. I cannot quantify the value of this, but I believe that it is essential for our competitiveness. Secondly, I support alternative 7, because I believe that we can substantially increase the sale of our speakers in plastic enclosures. If one examines the national market shares of wood and plastic enclosures, there is steady trend of a 2% annual shift to plastic. </p>
<p>To:	Henry, CEO<br />
From:	Margaret, Head of Manufacturing<br />
Date: 	December 20<br />
About:	Next year’s capital budget</p>
<p>I recommend that we accept alternatives 2 and 9, which would allow the purchase of ADAM’s computer aided design and drafting modules and reorganize our production line. I analyzed the alternatives within each project to decide which one was best, although the enclosure project would allow alternative 5 along with one of 6 or 7. even though both projects 5 and 6 appear to be good choices, and even though both can be done within the capital constraint, I would prefer to reserve  that capital for the implementation of alternative 4 – which is likely to be quite expensive. </p>
<p>Thus my recommendations depend more on the urgency of certain improvements than on the payback periods that I calculated. We know we are going to redo that assembly line let’s get it done. Than it will not be hanging over our heads.</p>
<p>Also I believe we must implement a CAD/CAM system, but I have heard too many horror stories when the process is rushed. While alternative 3 is attractive, I believe that we would get more benefit out of computerizing our assembly operations rather than adding new numerically controlled machines. Because you fell the Board won’t accept alternative 4 yet, I think we have to build a base for selling it. Alternative 1 will have great difficulty in implementation, because it is all cost and no benefit—thus only alternative 2 is left.</p>
<p>I realize there is some conflict between my desires to begin computerizing assembly operations in the near future and to immediately restructure the electronics line. However, I believe that we cannot maintain a line on straight hourly wages with a production bonus unless the line functions reliably. This is particularly true since everyone in the plant knows how well some of the small production teams are doing incentive bonuses, not to mention the posters for team of the week (which in four years has never featured a team from our older lines—every winner has been a team from a reorganized line.)</p>
<p>You are expected to</p>
<p>List costs and benefits for each alternative.<br />
Carry out the computations that you think manufacturing and marketing department did perform.<br />
Propose your capital budget<br />
After statistical analysis of the previous years, it is noticed that MARR has the following values with corresponding probabilities:</p>
<p>MARR	4	5	6	7<br />
Probability	0.3	0.2	0.4	0.2	 </p>
<p>Will Myron’s proposal change according to this analysis? Discuss.<br />
Comment on your findings</p>
<p>Please note the following assumptions:<br />
   Hrlywages   	15      $/hr direct wages for hourly (drafting &amp; machining)<br />
   Hrlybene   1.25      Benefit factor for hourly personnel<br />
   Hours       2080       Hours per year for hourly workers<br />
   Salary       3000      $/mo direct salary for engineers<br />
   Salbene      1.25      Benefit factor for salaried personnel<br />
   Burden	1.2      Burden factor for direct+benefit for hourly &amp; salaried<br />
   Hrlypay	39       $K/yr direct labor hours + benefits<br />
   Hrlyburd    46.8      $K/yr direct labor hours + benefits  +burden<br />
   Salpay       3750      $/mo salary + benefits for engineers<br />
   Salburd      4500     $/mo salary + benefits + burden for engineers</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-arbitrator/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FİNANS KURUMLARI</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/finans-kurumlari/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/finans-kurumlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:05:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/finans-kurumlari/</guid>
		<description><![CDATA[FİNANS KURUMLARI
	Finans piyasaları, fon arz edenlere fon talep edenlerin  genellikle  herhangi bir kurum aracılığıyla  karşılaştığı belli bir yerdir. Bu piyasalarda fon arz eden kişi ve kurumlar  güvenli ve iyi gelir getiren  verimli, üretken yatırım alanlarına yatırım yaparak  ülke kalkınmasına katkıda bulunmak isterken, finans piyasalarına fon talep eden kişi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>FİNANS KURUMLARI<br />
	Finans piyasaları, fon arz edenlere fon talep edenlerin  genellikle  herhangi bir kurum aracılığıyla  karşılaştığı belli bir yerdir. Bu piyasalarda fon arz eden kişi ve kurumlar  güvenli ve iyi gelir getiren  verimli, üretken yatırım alanlarına yatırım yaparak  ülke kalkınmasına katkıda bulunmak isterken, finans piyasalarına fon talep eden kişi ve  kurumlar ise,  fon arz edenlerin sunmuş olduğu bu fonlar arasında  kendisi için en uygun piyasadaki fonu seçerek  taleplerini zamanında karşılamak ve piyasalarda ortaya çıkan  dalgalanmalardan korunmak ister.<br />
	Her iki tarafında  arz ettiği istikrar ve güven ortamı ile finans piyasalarının etkin bir şekilde işleyebilmesi, uzmanlaşmış ve kamunun güvenini kazanmış kurumların varlığı ile sağlanacaktır. Fon arz edenler ile fon talep edenler arasında ki  her türlü bilgi, nakit ve menkul kıymet akımını bu kurumlar aracılığıyla gerçekleşecektir. Literatürde  genellikle işlevlerine göre  şöyle sıralanmaktadır:<br />
1.	Para Yaratan Finans Kurumları<br />
T.C Merkez Bankası<br />
Ticaret Ve İhtisas Bankaları<br />
2.	 Para Yaratmayan Finans Kurumları<br />
Yatırım Ve Kalkınma Bankası<br />
Sosyal Güvenlik Kurumları<br />
Sigorta Şirketleri<br />
Kredi Ve Kefaret Kooperatifleri<br />
3.	 Sermaye Piyasasına Hizmet Veren Kurumlar<br />
Aracı Kurumlar<br />
Yatırım Ortaklıkları<br />
Yatırım Fonları<br />
Diğer Kurumlar<br />
PARA YARATAN FİNANS KURUMLARI<br />
T.C Merkez Bankası<br />
	T.C Merkez Bankası, para basma (Emisyon) yetkisi ve reeskont uygulaması ile, ekonominin para yaratan en önemli kuruluşudur. İşlevsel açıdan merkez bankası,  bir ekonomideki para, kredi ve döviz politikaların oluşturulması, yürütülmesi ve denetiminin  yapmakla yükümlüdür.  Ayrıca, ekonomideki tüm bankacılık sistemini kamu adına, yönlendirme ve  denetleme olanaklarının hem yasal hem de teknik açıdan  elinde bulundurmaktadır.<br />
	Merkez Bankası’nı , bir ekonomideki para ve kredi politikasının icra organı gözüyle bakılabilir. 1211 sayılı T.C Merkez Bankası Kanunu’na göre bankanın temel verileri şöyle sıralanabilir:<br />
Para ve kredi politikasını, kalkınma planları ve  yıllık programlar göz önüne alınarak ekonominin gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak bir şekilde yürütmek.<br />
Hükümetle birlikte milli paranın iç ve dış değerini korumak amaçlarıyla gerekli tedbirleri almak.<br />
Milli paranın hacim ve tedavülünü, bu kanun gereğince düzenlemek.<br />
Bankalara kredi verme işlerini bu kanunda belirtilen esas ve sınırlar içerisinde yürütmek.<br />
Para arzını ve ekonomik likitidesini  düzenlemek amacıyla açık piyasa işlemlerini yapmak.<br />
Mevduat, vade ve türleri ile mevduatta vade sürelerini  ve bunların yürürlük zamanlarını belirlemek.<br />
Milli parayla altın ve yabancı paralar arasındaki değişimi  hükümetçe belirlenecek esaslara göre belirlemek.<br />
İlgili mevzuata ve  hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde altın ve döviz rezervlerini, ülkenin ekonomik çıkarlarına uygun şekilde yönetmek.<br />
Hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde borsa, döviz ve kıymetli madenler üzerinde  işlem yapmak.<br />
Tasarruf mevduatı, sigorta fonunu idare ve temsil etmek.<br />
Bankanın  temel yetkilerini ise  şöyle sıralamak mümkündür:<br />
Türkiye’de banknot ihracı, imtiyazı sadece bu bankaya aittir.<br />
Banka, para kredi konularında  karar alma ve  bu kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde  hükümete öneride bulunma yetkisine sahiptir.<br />
Banka, kredi işlemlerinde uygulayacağı reaskont, iskonto ve faiz oranlarını hükümetçe izlenen  ekonomi politikalarını  göz önünde bulundurarak saptar.<br />
Bankaların uygun hareket edip etmediği konusunda da denetleme yetkisine sahiptir.<br />
Ticaret Ve İhtisas Bankaları<br />
Ticaret ve İhtisas Bankaları, Türkiye’deki  finansal  piyasalar içinde faaliyette bulunan  kurumların en önemlilerindendir. Bu bankaların en önemli işlevi, her türlü parasal tasarrufları toplayıp, bu tasarrufları kullanacak  kişi ve kurumlara kredi olarak vermektir. İç ticaretin ve sanayi kesiminin finansmanında,  bankaların  fon talep edenler için sunmuş olduğu çeşitli kredi işlemleri yer almaktadır. Borçlu cari hesaplar yoluyla sağlanan krediler, iskonto ve  iştira konusu olan senetler (Bono, poliçe) aracılığıyla senet karşılığında , alacağın temliki karşılığında , emtiya karşılığında,  hisse senedi, tahvil ve altın karşılığında, mevduat karşılığında, teminat ve kefaret mektupları karşılığında alınan krediler, bu kredi kapsamına girmektedir.<br />
Ayrıca, uluslar arası ticaret ile para ilişkilerinin giderek gelişmesi ticaret bankalarının dış işlemler bölümlerinin  önemini oldukça artırmıştır.Bunun sonucunda,  ticaret bankaları çeşitli kombiyo işleriyle  daha fazla ilgilenmişler ve  müşterilerine  döviz tevdiat hesapları  açma yoluna girmişlerdir.<br />
Bankaların mevduat toplama yetkisine sahip tek kuruluş olmalarının yanı sıra ,  sermaye piyasası kanunu çerçevesinde de  bankalara önemli haklar verilmiştir. sermaye piyasası kanununa göre  aracı kurum sayılmamakla birlikte bankalar,  aracılık faaliyetlerinin gerektirdiği yapıya sahip olduklarını  sermaye piyasası kanununa bildirmek kaydıyla  borsa  bankerlik belgesi  almaksızın  sermaye piyasasında her türlü işlemleri yapabilmektedirler. Bankaların sermaye piyasasındaki yapabileceği işlemler kısaca aşağıdaki gibi sıralanabilir:<br />
Menkul kıymetlerin pazarlanması<br />
Bankaların  aracılık işlemleri ve borsa üyeliği<br />
Bankaların danışmanlık portföy  işletmeciliği hizmeti<br />
Yatırım fonu kurmak ve işletmek.<br />
Mevduat toplayarak “belirli alandaki”  ilgili kişi ya da kuruluşlara kredi vermek suretiyle  ülke kalkınmasında önemli görev üstlenen  bazı ihtisas bankaları da  ekonomik faaliyet göstermektedir. Ziraat Bankası ihtisas bankasına en iyi örnektir.<br />
Ziraat Bankası , 1863 yılında tarımsal etkinlikleri ve  bu alandaki gelişmeleri  desteklemek amacıyla kurulmuştur. 1937’de yürürlüğe giren 3202 sayılı kanunla  son şeklini alarak bir İktisadi Devlet Teşekkülü (İDT)  konumuna getirilmiştir.  Bankanın başlıca görevlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:<br />
Tarımsal ürünlerin üretilmesi, işlenmesi, değerlendirilmesi ve pazarlanmasıyla ilgili  finansman desteği sağlamak, kaynak yaratmak ve  gerekli kredileri düzenlemek.<br />
Ulusal ekonomiyle uyum içinde  sermaye birikimine yardımcı olmak ve böylece daha fazla yatırım kaynağı   yaratarak tarım kesimini  kalkınma  bankacılığı görevini üstlenmek.<br />
Banka kaynaklarının kalkınma planı ve  yıllık programlarının hedefine uygun olarak kullanılmasını  ve  etkin bir şekilde  uygulanmasını sağlamak amacıyla kesim bankası olarak çalışmak.<br />
Her türlü kredi,  bankacılık, sigorta acenteliği, borsa işlemleri yapmak ve tarımsal kooperatifçilik işlemleri ile yakından ilgilenerek desteklemek.<br />
PARA YARATMAYAN FİNANS KURUMLARI<br />
	Para yaratmayan finans kurumları,  ticaret ve ihtisas banklarından bazı özelliklerinden dolayı ayrılmaktadır. Bunları aşağıdaki gibi izleyebiliriz:<br />
Yatırım ve Kalkınma Bankaları<br />
Yatırım bankaları, sermaye piyasalarında faaliyet göstermek, sermaye piyasası araçlarını kullanarak  sağlanan kaynaklarla yatırım yapmak, işletmelerin etkin bir yönetimle ve sağlıklı mali yapıya kavuşmaları amacıyla devir ve birleşme konuları dahil , danışmanlık hizmetleri vermek, mevduat kabulü dışındaki  bankacılık işlemlerini yapmak üzere kurulurlar.  Sermaye piyasasının geliştiği ülkelerde, yatırım bankaları daha çok  halkın uzun veya kısa süreler için kullanmadığı  fonlarını, özel ve kamu işletmelerine aktarmak için  aracılık etmektedir. Bu doğrultuda yatırım bankaları işletmelerin çıkarmış olduğu hisse senedi ve tahvilleri  tasarruf sahiplerine ulaştırmakta ve bunun sonucunda atıl paraların ekonomik dolaşıma  katılmasına yardımcı olmaktadır.  Kalkınma bankaları özel yasalarla kurulmuş bankalardır. Bu bankalar, gelişmekte olan ülkelerde  yatırım sermayesi açığını gidermek  ve aynı zamanda teknik yardım sağlamak amacıyla,  girişimcilerin temel sanayi dallarına yatırım yapma konusundaki  kuşkularını gidermek isteyen ve bunun sonucunda sanayileşme sürecini hızlandırma görevini üstlenen kurumlardır. Kalkınma bankaları,  aşağıdaki işlevleri yerine getirmek amacıyla finans piyasalarında faaliyette bulunmaktadırlar.<br />
Sanayi  sektörüne uzun vadeli fon sağlamak.<br />
Ülke içinde  toplanan kaynakları harekete geçirerek sanayi sektörüne yöneltmek.<br />
Sermaye piyasasının  gelişmesine katkıda bulunmak.<br />
Girişimcilere proje düzeyinde teknik yardımda bulunmak.<br />
Uygun yatırım imkanları ev alanları konusunda araştırmalar yapmak.<br />
Yeni yatırım alanlarına öncülük etmek.,<br />
Devlet Planlama Teşkilatının önerilerinin uygulanmasını kolaylaştırmak ve plan hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak.<br />
Yabancı ülkelerden ve uluslar arası finans kuruluşlarından sağlanacak fonları ve teknik yardımları sanayi sektörüne yöneltmek.<br />
Yatırım ve kalkınma bankaları  1993 yılında  199.903 milyar TL kredi vererek finans piyasalarına  önemli miktarda katkıda bulunmuştur. Ayrıca, kamusal  sermayeli yatırım ve kalkınma bankaları  1994 yılında  3.050 milyar TL zarar ederken , 1995 Eylül ayı itibariyle bu zarar açığını kapatmış ve  3644 milyar TL kâr elde etmiştir. Özel sermayeli yatırım ve kalkınma bankaları ise  1994 yılında 820 milyar TL, 1995 Eylül ayı itibariyle de  1.988 milyar TL kâr elde etmiştir. Yabancı  sermayeli yatırım  ve kalkınma bankalarının  kâr rakamları  ise kamu ve özel sermayeli bankalara  oranla daha düşük kalarak  1994 yılında 250 milyar TL, 1995 yılında ise 499 milyar TL şeklinde gerçekleşmiştir.<br />
	Ülkemizde, 1996 Eylül ayı itibariyle, 13 yatırım ve kalkınma bankası faaliyet göstermektedir. (Şekil 1) Bu bankaların  7 si özel , 3 ü kamusal sermayeli, 3 ü ise yabancı sermayelidir. Bu bankalardan  bazılarının finansal piyasalarda daha uzun süreden beri faaliyette bulunması ve etkin bir rol oynaması nedeniyle , ilgili kamu ve özel sermayeli yatırım ve kalkınma bankaları  aşağıda incelenmektedir.<br />
Şekil 1: Türkiye’de faaliyet gösteren yatırım ve kalkınma bankaları</p>
<p>ÖZEL	KAMU	YABANCI<br />
Birleşik Yatırım Bankası<br />
EGS bank<br />
Park Yatırım Bankası<br />
Sınai Yatırım ve Kredi Bankası<br />
TAT Yatırım Bankası<br />
Tefken Yat.ve Fin. Bankası<br />
Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası	İller Bankası<br />
Türkiye İhracat Kredi Bankası<br />
Türkiye Kalkınma Bankası	Indosuez Euro Türk Merchant Bank<br />
Yatırım Bankası	 </p>
<p>Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, Türk Mali Sisteminin Temel Göstergeleri</p>
<p>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası<br />
	1950 yılında Türk kamu kesimiyle 5 bankanın öncülüğünde dünya Bankasının teknik yardımıyla kurulan Türkiye  Sınai Kalkınma Bankasının  kuruluş amacı;  Türkiye’de yeni özel sermayenin  kurulması,  mevcut özel sermayenin  gelişmesine yardım edilmesi, yerli ve yabancı özel sermayenin Türkiye’de kurulan sanayiye katılımının sağlanması,  Türk sanayi kuruluşlarının  hisse senetlerinin özel mülkiyete geçmesinin gerçekleştirilmesi ve menkul kıymetler  piyasasının gelişmesine ilişkin  faaliyetlerde bulunmaktır. Banka kuruluş amacına uygun olarak, ortak  olduğu şirketlerin  hisse senetlerini bir süre sonra satarak,  küçük tasarrufçuyu bu şirketlere ortak etmiştir. Bankanın  ayrıca bazı tahvil satışlarını  garanti etmesi de, tahvil piyasasının gelişmesine öncü olmuştur.<br />
Sınai Kredi Ve Yatırım Bankası<br />
	1963 yılında  Osmanlı Bankası, Türkiye İş Bankası, Türkiye Vakıflar Bankası, Garanti Bankası ve Akbank’ın katılmasıyla kurulan Sınai Kredi ve Yatırım bankasının kuruluş amacı; Türkiye’de mevcut veya  kurulacak özel sanayi, uygun koşullarda orta vadeli yatırım ve işletme kredisini sağlamasıdır. Bankanın TL. kaynaklarının büyük bölümü, ortak bankaların mevduatlarından  bu kuruma aktardıkları fonlardan oluşmaktadır. Bu bankanın amaç ve faaliyetleri, Türkiye Sınai Kalkınma bankasıyla benzerlik göstermekte, fakat TL kredi imkanları  daha geniş ,  döviz kredi imkanları ise daha sınırlı kalmaktadır. Diğer yandan bu bankanın, döviz kredileri dolar olarak sadece ABD’den  ithal edilecek  makine ve tesisler için kullanılmaktadır.<br />
Türkiye İhracat Kredi  Bankası (Eximbank)<br />
	Türkiye İhracat Kredi Bankası 27.08.1987 tarihinde 3332 nolu  kanun ile kurulmuş,  ana statüsününü  11.09.1987  tarihli 1847 nolu kanun ile almıştır. Banka, özel hukuk hükümlerine tabi bir  anonim şirket olarak  Başbakanlığın ilgili kuruluşudur.<br />
	Eximbank’ın  kuruluş amacı; ihracatın geliştirilmesi,  ihraç edilen mal ve hizmetlerin  çeşitlendirilmesi,  ihraç mallarına yeni  pazarlar kazandırılması, ihraççıların uluslar arası ticarette  paylarının artırılması ve  girişimlerinde gerekli desteğin sağlanması, ihraççılar ve yurt dışında  faaliyet gösteren müteahhitler ve yatırımcılara  uluslar arası piyasalarda rekabet gücü ve güvence sağlanması, yurt dışında yapılacak yatırımlar ile ihracat veya döviz kazandırma amacına yönelik, yatırım malları üretim ve satışının  desteklenerek teşvik edilmesidir.  Bankanın kaynaklarını devlet bütçesinden yapılan transferler, Yurtiçi ve uluslararası finans  kuruluşlarından sağlanan krediler, sosyal güvenlik fonları ve kendi öz kaynakları oluşturmaktadır.<br />
Türkiye Kalkınma Bankası<br />
	Türkiye Kalkınma Bankası 1975 yılında  devlet sanayi ve  işçi yatırım bankası adıyla kurulmuş, daha sonra  1988 yılında  yeni bir düzenlemeyle son şeklini almıştır. Bu banka, yurt dışında çalışan işçi tasarruflarının  yurt içinde yapılacak olan yatırımlara aktarılmasını sağlamaya yönelik olarak,  yatırım ve kalkınma bankacılığı yapmak üzere kurulmuştur. İştirak bakacılığı da yapabilen Türkiye Kalkınma Bankası  kredi ve iştiraklerin daha çok kalkınmada  öncelikli bölgelerde  teşvik kapsamında bulunan çok ortaklı ve finansman  sıkıntısı çeken işletmeleri desteklemektedir. Son yıllardaki asıl önemli fonksiyonu, sermaye ve  yönetim yetersizliğinden güç suruma düşen işçi şirketleriyle çok ortaklı  aile şirketlerini rehabilitasyona tabi tutarak, durumu düzeltip  kâra geçenlerin  hisse senetlerini tekrar halka arz etmektedir. Bu fonksiyonu ile TKB  sermaye piyasamızın oluşması  ve gelişmesi üzerinde  önemli bir rol oynadığı söylenebilecektir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/finans-kurumlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞİRKET YAPISI VE ORTAKLARI</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sirket-yapisi-ve-ortaklari/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sirket-yapisi-ve-ortaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:05:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[PAZARLAMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sirket-yapisi-ve-ortaklari/</guid>
		<description><![CDATA[ŞİRKET YAPISI VE ORTAKLARI
      3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu&#8217;na göre kurulmuş olan Garanti Finansal Kiralama A.Ş. (Garanti Leasing); her türlü makine, ekipman, araç ve diğer yatırım mallarının finansal kiralama işlemlerini yapmaktadır.
     Garanti Leasing, Türkiye&#8217;nin en büyük holdinglerinden biri olan Doğuş Holding A.Ş. bünyesinde kurulmuştur. Garanti Leasing&#8217;in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ŞİRKET YAPISI VE ORTAKLARI</p>
<p>      3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu&#8217;na göre kurulmuş olan Garanti Finansal Kiralama A.Ş. (Garanti Leasing); her türlü makine, ekipman, araç ve diğer yatırım mallarının finansal kiralama işlemlerini yapmaktadır.<br />
     Garanti Leasing, Türkiye&#8217;nin en büyük holdinglerinden biri olan Doğuş Holding A.Ş. bünyesinde kurulmuştur. Garanti Leasing&#8217;in sermayesinin %100&#8242;üne Türkiye bankacılık piyasasının lideri olan Garanti Bankası A.Ş. sahip bulunmaktadır.<br />
     Garanti Leasing; Türkiye çapında yayılmış müşterilerine, İstanbul Genel Müdürlüğü, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursa&#8217;da beş temsilciliği ile doğrudan ulaşmaktadır. Ayrıca Garanti Bankası&#8217;nın ülke çapındaki tüm şubeleri aracılığı ile de müşterilere ulaşılabilmektedir.	 </p>
<p>GENEL  MÜDÜR’ÜN MESAJI</p>
<p>     Biz GARANTİ LEASING olarak her zaman yeni stratejileri hedefliyoruz.<br />
     Vizyonumuz &#8220;İlk akla gelen global leasing şirketi olmak&#8221;&#8230; Bu vizyon önümüzdeki beş yıl içinde ulaşmayı hedeflediğimiz yeri bize gösteriyor. Leasing sektörü önümüzdeki dönemde çok karlı bir iş alanı olacaktır. Yeterli insan kaynağı ve teknoloji yatırımlarını planlayan ve gerçekleştiren şirketler avantajlı olacaklar. Bu doğrultuda biz programımızı çizdik ve geleceğe bakıyoruz.<br />
     Eğitim ve teknolojiye yaptığımız yatırımlarla çalışanlarımızın yeteneklerini geliştiriyoruz, çalışma bilincini teşvik ediyoruz. Biliyoruz ki insan kaynağımız, en büyük desteğimizdir.<br />
Bu noktada Leasing&#8217;e konu olan mal gruplarında deneyimli ya da üniversiteden mezun olan genç arkadaşları sektörümüze kazandırmaya çok önem veriyoruz.<br />
     Garanti Leasing; &#8220;gelişmeye ve geliştirmeye&#8221; açık, &#8220;müşteri hizmetini&#8221; ön planda tutan, &#8220;ekip çalışması&#8221; bilincine sahip, &#8220;sorumluluk&#8221; almakta istekli arkadaşlarla çalışmaya ve hedeflerini sürekli ileriye taşımaya hazır&#8230;<br />
  Ferruh EKER<br />
GENEL MÜDÜR<br />
Leasing Avantajlarına Karşılaştırmalı Bakış</p>
<p>Leasing Avantajlarına Karşılaştırmalı Bakış	Leasing	Peşin Satın Alma	Banka Kredisi<br />
Önemli bir nakit çıkışı yapmadan ekipman alabilir miyim?	Evet	Hayır	Hayır, birçok banka önemli peşin ödemeler isteyeceklerdir<br />
Elde ettiğim ekipmana yenilerini ekleyebilir ya da sorun çıkmadan leasing anlaşmamı geliştirebilir miyim?	Evet	Hayır	Hayır, bankalar sizden yeni bir kredi başvurusu isteyeceklerdir<br />
Ödemelerimi sezonluk nakit akışıma göre özel olarak ayarlayabilir miyim?	Size özel çözümler sunar	Hayır	Hayır<br />
Kredi limitlerimi kullanmadan ekipman alabilir miyim?	Evet	&#8212;&#8212;	Hayır<br />
Makineler kendilerini ödeyebilecek duruma geçene kadar ödemesiz dönem geçirebilir miyim? 	Evet 	&#8212;&#8212;	Hayır<br />
Aylık finansman ödemelerimin tamamını ya da büyük bir kısmını vergiye tabi aylık gelirimden düşebilir miyim?*	Evet	&#8212;&#8212;	Hayır<br />
Kiraladığım varlıkları bilançomda göstermeyebilir miyim?	Evet	Hayır	Hayır<br />
İthalat işlemlerimi kolayca gerçekleştirebilir miyim?	Leasing firması sizin için yapar	Kendiniz yapmalısınız	Kendiniz yapmalısınız<br />
Kredi limitlerimi kullanmadan ithalat işlemlerimi gerçekleştirebilir miyim?	Evet	Hayır	Hayır<br />
Vergi muafiyeti ya da avantajı sağlayabilir miyim	Evet	Hayır	Hayır	 </p>
<p>Kimler leasing yapabilir?<br />
Her türlü gerçek ve tüzel kişiler finansal kiralama yapabilir.<br />
Leasing sözleşmelerinde malın mülkiyet devri ne zaman olur?<br />
Genelde kiralanan malların kiracıya mülkiyet devri 4 yıl sonunda olur; ancak tüm bilgisayar, yazıcı ve fotokopi makinaları işlemlerinde, otomobil kiralama şirketleri ile faaliyetleri pazarlama olan şirketlerin otomobil leasing işlemlerinde, ağırlığı 7 tona kadar olan kamyon, kamyonet, panelvan işlemlerinde bu süre 2 yıldır.<br />
Ayrıca yurtdışından yapılacak (sınır ötesi) hava araçları ve tıbbi cihaz işlemleri ile yurtiçinden yapılacak hava araçları, yük gemileri, uluslararası ve şehirlerarası yolcu taşımacılığına uygun otobüsler, iş makineleri, kamyonlar, film baskı makineleri ve tıbbi cihaz işlemlerinde 2 yıl<br />
Leasing sözleşmesinin herhangi bir masrafı var mı?<br />
Noter harcamaları, ithal işlemlerde gümrük ve mal alımına ilişkin her türlü gider leasing masrafı olarak kiracıdan alınır.<br />
Finansal Kiralama sözleşmesi, sözleşme bitmeden borcun tamamı ödenip kapatılabilir mi?<br />
Evet, ödeme planınız revize edilerek borcunuzu erken ödeyebilirsiniz ancak mülkiyet devir tarihine kadar sembolik kira ödemeye devam edersiniz<br />
Leasing işleminde vergi, resim, harç uygulaması var mıdır?<br />
Finansal Kiralama Sözleşmesi ve sözleşme kapsamına alınan teminatlar her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sirket-yapisi-ve-ortaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDE DEĞİŞİM TABLOSU</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/net-calisma-sermayesinde-degisim-tablosu/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/net-calisma-sermayesinde-degisim-tablosu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:04:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/net-calisma-sermayesinde-degisim-tablosu/</guid>
		<description><![CDATA[                    NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDE DEĞİŞİM TABLOSU
A. Çalışma Sermayesi
Bilanço aktifindeki dönen varlıklar kısa vadeli borçların ödenmesine,üretimin devamı için hammadde ve malzeme alışları ile işçilik ödemelerine,müşteri taleplerinin karşılanması için mal alışlarını vb. harcamaların yapılmasına yarar.Kısacası ,dönen varlıklar, kısa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>                    NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDE DEĞİŞİM TABLOSU<br />
A. Çalışma Sermayesi<br />
Bilanço aktifindeki dönen varlıklar kısa vadeli borçların ödenmesine,üretimin devamı için hammadde ve malzeme alışları ile işçilik ödemelerine,müşteri taleplerinin karşılanması için mal alışlarını vb. harcamaların yapılmasına yarar.Kısacası ,dönen varlıklar, kısa vadeli borçların ödenmesiyle günlük faaliyetlerin sürdürülmesine yarayan değerler demektir. Bu bakımdan dönen varlıkların tamamına brüt çalışma sermayesi denirken,dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynakları aşan kısmına da net çalışma sermayesi adı verilir.Eğer kısa vadeli yabancı kaynaklar dönen varlıklardan büyükse bu sefer çıkan sonuca Net Çalışma Sermayesi Noksanı denir.<br />
Bir işletmenin   net çalışma sermayesi miktar yapı ve noksanı yönünden dönemden döneme değişiklik gösterir.Bir dönemden diğerine net çalışma sermayesinde meydana gelen değişmeyi nedenleriyle birlikte göstermek ve incelemek üzere hazırlanan tabloya ‘Net Çalışma Sermayesindeki Değişim Tablosu’ denir.<br />
İşletme yönetiminin günlük faaliyetlerde başarılı olabilmesi yeterli miktarda ve kaliteli net çalışma sermayesine sahip olmasına bağlıdır.Bunu için yönetimin her yıl günlük faaliyetlere yetecek net çalışma sermayesi bulundurmaya özen göstermesi gerekir.Net çalışma sermayesinin yönetimi de ancak bu tablonun varlığıyla sağlanabilir.Diğer taraftan işletme kısa vadeli olarak kredili mal veya ödünç para vermiş veya verecek olanlar da bu tabloya gereksinim duyarlar.Çünkü bir işletmenin başarısı borç,ödeme gücü ve yeni kredilere bulabilmesi yeterli ve iyi kullanabilen net çalışma sermayesine sahip olmakla sağlanabilir.Tüm bu bakımlardan Net Çalışma Sermayesindeki Değişim Tablosundan amaç net çalışma sermayesinin ne yönde değişme gösterdiğini ve fon hareketleri olarak bu değişmeye nelerin neden olduğunu,dolayısıyla işletmenin bu konudaki fon yaratma gücünü ve fon gereksinimini belirlemektedir.</p>
<p>	(A) İŞLETMESİ		   </p>
<p>DÖNEN VARLIKLARI<br />
Hazır varlıklar			5.000.-<br />
Menkul değerler		40.000.-<br />
Menkul kıymetler  D.D.Krş.(-)		2.000.-<br />
Menkul kıy.net			38.000.-<br />
Ticari alacaklar		190.000.-<br />
Şüph.Al.Krş.lığı(-)		3.700.-<br />
Ticari alacaklar,net			186.300.-<br />
Stoklar			200.000.-<br />
Dönen  varlıklar toplamı			429.300.-<br />
KISA VADELİ YABANCI KAYNAKLAR<br />
Ticari borçlar			220.000.-<br />
Ödenecek vergi ve diğ. Yükümlülükler			16.000.-<br />
Kısa vad.yab.kayn.top.			236.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ			193.300.-	   </p>
<p>	(B) İŞLETMESİ<br />
DÖNEN VARLIKLAR<br />
Hazır değerler			21.000.-<br />
Menkul kıymetler			19.500.-<br />
Ticari alacaklar			55.000.-<br />
Diğer alacaklar			680.-<br />
Stoklar		210.000.-<br />
Stok değ.düş.krş.lığı(-)		15.000.-<br />
Stoklar,net			195.000.-<br />
Gelecek aylara ait giderler			2.000.-<br />
Dönen varlıklar toplamı			293.180.-<br />
KISA VADELİ YABANCI KAYNAKLAR<br />
Mali borçlar			150.000.-<br />
Ticari borçlar			140.000.-<br />
Alınan avanslar			50.000.-<br />
Kısa vad.yab.kayn.top.			340.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ NOKSANI			46.800.-	   </p>
<p>B. NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDE DEĞİŞİM TABLOSUNUN HAZIRLANMASI<br />
Daha öncede belirttiğimiz gibi fon kavramını net çalışma sermayesi anlamında kullanılması halinde tanzim edilecek tablo Net Çalışma Sermayesinde Değişim Tablosu adını alır.Bu tablo iki yıl sonu itibariyle net çalışma sermayesinde nasıl bir değişiklik olduğunu ve bu değişikliğin nedenlerini gösterir.Bu bakımdan iki dönem sonu bilançosu,son yılın gelir tablosu ile ek bilgilerden yararlanılarak tablo iki kısım halinde düzenlenir.<br />
1. Net Çalışma Sermayesindeki Değişikliğin Belirlenmesi<br />
Net çalışma sermayesindeki değişikliği gösteren kısım ele alınan iki dönem sonu bilançosundaki dönen varlıklar ve kısa vadeli yabancı kaynaklar ile bunları oluşturan kalemlerin artış ve azalışları dikkate alınarak hazırlanır.Bunun içinde 5 sütün açılır.İlk sütuna kalemler,ikinci ve üçüncü sütunlara yıllar,dördüncü sütuna artış ve beşinci sütuna da azalış başlığı yazılır.Kalemler sütununa önce dönen varlıklar,sonra da kısa vadeli yabancı kaynaklar iki yıllığın unsurları itibariyle birlikte yazılır.Birinci sütundaki kalemlere ait mutlak rakamlar yıllar itibariyle ikinci ve üçüncü sütunlara yazılır;her sütunun dönen varlıkları ve kısa vadeli yabancı kaynakları kendi içinde toplanır ve yine her sütun itibariyle bu iki toplam arasındaki fark o yılın net çalışma sermayesi veya net çalışma sermayesi noksanı olarak bulunur ve bulunan sonuçlar ait oldukları sütun sonuna yazılır.<br />
	Tablonun son iki sütunu artış ve azalış başlıklarını taşımakta olup,iki yılın karşılaştırması olarak yazılan dönen varlık ve kısa vadeli yabancı kaynak kalemlerinin her birindeki farkın net çalışma sermayesini arttırması veya azaltması itibariyle yazılacağı sütunlardır.Bunun içinde,dönen varlık kalemlerindeki artışlar ile kısa vadeli yabancı kaynak kalemlerindeki azalışlar net çalışma sermayesini arttırdığı düşüncesiyle artış sütununa;dönen varlık kalemlerindeki azalışlar ile kısa vadeli yabancı kaynak kalemlerindeki artışlar net çalışma sermayesini azalttığı düşüncesiyle azalış sütununa yazılır.Yalnız bir kalemin net değeri biliniyorsa kaide sadece bu net değere uygulanır,ona ait brüt değere ve indirilen unsura uygulanmaz.Sonra artış ve azalış sütunları kendi içinde toplanır.Bu sütunlardan toplamı büyük olandan küçük olan çıkarılarak bulunacak fark küçük olanın altına yazılır ve son iki sütun eşitlenir.Bulunan bu fark artışın fazlası ise Net Çalışma Sermayesindeki Artış,azalışın fazlası ise Net Çalışma Sermayesindeki Azalış adını alır.<br />
	Yukarıda anlatıldığı şekilde bulunan son iki sütun arasındaki farkın,ikinci ve üçüncü sütunların sonundaki net çalışma sermayesi konusundaki sonuçlarla sağlamasının yapılması gerekir.Daha öncede belirtilmeye çalışıldığı gibi her iki yılda da net çalışma sermayesi veya net çalışma sermayesi noksanı şeklinde çıkabileceği gibi yıllardan birinde net çalışma sermayesi diğerinde net çalışma sermayesi noksanı çıkabilir.Bu durumda ikinci ve üçüncü sütun sonuçları aynıysa bu sonuçlar arasındaki fark fakat ikisinde de değişik sonuç çıkmışsa bu sonuçların toplamı daima son iki sütun toplamları arasındaki farka eşit olmak durumundadır.Son iki sütun toplamı arasındaki fark olan net çalışma sermayesindeki artış veya azalış tablonun birinci kısmının amacı olan net çalışma sermayesindeki değişiklik olmaktadır.<br />
2.Net Çalışma Sermayesindeki Değişikliğin Nedenlerini Belirlenmesi<br />
Net çalışma sermayesinde değişim tablosunu ikinci kısmı tablonun birinci kısmında belirlenen değişikliğin nedenlerini net çalışma sermayesinin kaynakları ve kullanımları olarak saptamaya yarar.Adı geçen kaynaklar ve kullanımlar karşılaştırılmalı iki dönem sonu bilançosu son yılın gelir tablosu ve ek bilgilerden faydalanılarak belirlenir.Bu belirleme sırasında karşılaştırmalı bilançolardaki dönen varlıklar ne kısa vadeli yabancı kaynaklar dışında kalan aktif ve pasif kalemlerdeki artış ve azalışlardan hareket edilir.Burada yine genel kaide ‘aktif azalışları ve pasif artışları fon kaynağı aktif artışları ve pasif azalışları fon kullanımı şeklindedir.’ancak duran varlıklardaki uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki artış veya azalışların dikkate alınacağının bir kere daha tekrarında yarar vardır.<br />
	Kaidenin uygulanışına göre basit şekilde veya daha gerçekçi bir şekilde net çalışma sermayesinde değişim tablosunun hazırlanması olanaklıdır:<br />
1)  Değişimlerin tümü göz önünde tutularak tablonun tanzimi<br />
2) Değişimlerin sadece fon hareketi yaratışları göz önünde tutularak tablonun tanzimi.<br />
a. Değişimlerin Tümü Göz Önünde Tutularak Tablonun Tanzimi<br />
	Genel kaidenin karşılaştırmalı bilançolarda yer alan duran varlıklardaki uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki artış ve azalışların tümüne uygulanmasıyla net çalışma sermayesinde değişim tablosu düzenlenebilir.Bu durumda azalış gösteren tüm duran varlık kalemleri tüm uzun vadeli yabancı kaynak ve öz kaynak kalemleri fark tutarları üzerinden ’fon kaynağı’ olarak;artış gösteren tüm duran varlık kalemleri ile azalış gösteren uzun vadeli yabancı kaynak ve öz kaynak kalemleri fark tutarları üzerinden ‘fon kullanımı’ olarak ele alınırlar.Bulunacak fon kaynakları ile fon kullanımları arasındaki fark daima tablonun birinci kısmında bulunan net çalışma sermayesindeki değişikliğe yani net çalışma sermayesindeki artışa ve azalışa eşit olacaktır bu esasla bir net çalışma sermayesinde değişim tablosu tanzim etmek işletme dışından biri için olanaklı hale gelecektir.<br />
b.Değişimlerin Sadece Fon Hareketi Yaratışları Göz Önünde Tutularak Tablonun Tanzimi<br />
Duran varlıklardaki uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki artış ve azalışlar kendi içinde veya kendi aralarındaki değişimlerden doğduğu zaman net çalışma sermayesi açısından herhangi bir fon hareketi yaratmaz.Fon kavramının net çalışma sermayesi karşılığı kullanılmış olması adı geçen grupları oluşturan kalemlerdeki artış ve azalışların net çalışma sermayesini etkiledikleri kısım kadarıyla fon kaynağı veya fon kullanımı sayılmalarını gerektirir.Bunun için duran varlık kalemlerindeki artışlardan net çalışma sermayesi anlamında fon yaratanlar yarattıkları fon tutarları üzerinden ‘fon kaynağı’ : duran varlık kalemlerindeki artışlardan ve uzun vadeli yabancı kaynaklar ile öz kaynakların kalemlerindeki azalışlardan net çalışma sermayesi anlamında fon çıkışına neden oldukları fon tutarları üzerinden ‘fon kullanımı’ sayılırlar.<br />
	Bu şekilde net çalışma sermayesi anlamındaki gerçek fon hareketlerini yansıtan bir net çalışma sermayesinde değişim tablosu ancak işletmece düzenlenebilir.İşletme dışından birinin işletmeden ayrıntılı bilgi elde etmesi olanaksızdır ve bu nedenle de gerçek fon giriş ve çıkışlarını belirleyip hassas bir tanzim edebilecekleri düşünülemez.<br />
	Net çalışma sermayesi kaynaklarının ve bu kullanımlarının belirlenebilmesi için iki dönem sonu bilançosu,son dönemin gelir tablosu ve bazı ek bilgiler gereklidir.Önce iki dönem sonu bilançosu karşılaştırılarak duran varlıklar,uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynak kalemlerinin mutlak farkları bulunur,sonra her kalemin mutlak farkı kalemin özelliği ile gelir tablosundaki ve ek bilgiler dikkate alınarak net çalışma sermayesi anlamında fon kaynağı veya fon kullanımı olma yönünde incelemeye alınır.<br />
Net  Çalışına   Sermayesinin   Fon   Kaynaklarının Belirlenmesi<br />
Daha önce de belirtildiği gibi, durun varlık kalemlerindeki azalışlardan ve uzun vadeli yabancı kaynaklar ile öz kaynakların kalemlerindeki artışlardan net çalışma sermayesi anlamında fon girişi yaratanlar yarattıkları fon girişi imarları üzerinden fon kaynağı sayılırlar. Bilindiği gibi, net çalışma sermayesi, dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklan aşan kısmıdır. O halde duran varlık kalemlerindeki azalışlardan, uzun vadeli yabancı kaynak ve öz kaynak kalemlerindeki artışlardan dönen varlıkları arttıran veya kısa vadeli yabancı kaynakları azaltan kısımlar fon kaynağı olarak kabul edilecektir.<br />
Adı gecen grupların kalemlerini bu yönden tek tek ele utarak incelemekte yarar vardır.<br />
Ticari Alacaklar ve Diğer Alacaklar: Duran varlıkların bu kalem­lerinde azalış olmuşsa, bu. uzun vadeli bir alacağın dönen varlık şekline dönüşmesini ifade edeceği için net çalışma sermayesini arttırır ve fon kaynağı sayılır.<br />
Mali Duran Yarlıklar: Bir duran varlık olarak iştiraklerdeki ortaklıklardaki bir azalma, çoğunlukla ortaklıktan vazgeçme nedeniyle eldeki hisse senetlerinin satılıp paraya dönüştürülmesinden ileri gelir; bu da dönen varlıklar kanalıyla net çalışma sermayesini arttıracağı için fon kaynağı sayılır.<br />
Alacak   Senetleri   ve   Borç  Senetleri   Releskontu   (Uzun   Vadeli): Duran varlıklarda indirim olarak gösterilen Alacak senetleri Reeskontu aslında pasif karakterli olup artışı fon kaynağı olmadığı gibi; uzun vadeli yabancı kaynaklarda indirim olarak gösterilen Borç Senetleri Reeskontu da aslında aktif karakterli olup azalışı fon kaynağı değildir.<br />
Maddi Duran Varlıklar: Bu duran varlık kalemindeki azalma, ilgili sabit kıymetin satılması, kazaya uğraması veya kullanım dışı bırakılması nedeniyle olur. Bunlardan ilk ikisi nedeniyle dönen varlıklara giren kısım net çalışma sermayesini arttıracağı için kalemi (veya kalemi oluşturan unsurlardaki) azalmanın fon kaynağı sayılmasını gerektirir. Fakat üçüncü halde, ilgili sabit kıymetin Diğer Duran Varlık kalemine dönüşmesinden başka bir şey yoktur. Grubun kendi içindeki bu değişimin net çalışma sermayesine herhangi bir etkisi olmayacağına göre, kalemde bundan ileri gelen bir a/alına fon kaynağı olarak kabul edilemez.<br />
Maddi Olmayan Duran Varlıklar: Bu kalemdeki azalışın eldeki hak ve imtiyazlardan bir dönen varlık karşılığı devredilmesinden doğan kısım fon kaynağı sayılırken, hesaptan düşmek suretiyle amortisman ayırmaktan doğan kısmı fon hareketi yaratmayacağı için fon kaynağı sayılamaz.<br />
Gelecek Yıllara Ait Giderler ve Gelir Tahakkukları: Bu kalemdeki  azalış, Gelecek Yıllara Ait Giderlerden vadesi bir yıla inenlerin Gelecek Aylara Ait Giderlere dönüşmesinden ve uzun vadeli Gelir Tahakkukları&#8217;nın dönen varlıklardaki benzer kaleme devredilmesinden ileri gelir. Bunlar her zaman için dönen varlıkları ve dolayısıyla net çalışma sermayesini arttıracağından kalemdeki azalırın fon kaynağı sayılmasını gerektirir.<br />
Dönem Zararı: Bu kalemin yıllar itibariyle gösterdiği azalma dikkate alınmaz. Çünkü dönem zararı sadece ait olduğu yılı ilgilendireceği gibi, iki yıl bakımından azalış da hiçbir fon hareketine yol açmaz. Ayrıca dönemin aktif kaybı sayılan dönem zararı zaten fon kaynağı olarak dikkate alınmaz. Ancak maddi duran varlıklar ile maddi olmayan duran varlıkların amortismanına ilişkin giderlerin hayali olmaları nedeniyle son yılın dönem zararından düşülmeleri gerekir.<br />
Diğer taraftan uzun vadeli Borç ve Gider karşılıklarından kıdem tazminatı karşılığının ve duran varlık grubundaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun neden olduğu giderler; uzun vadeli yabancı kaynaklardaki borç senetleri reeskontunun iptalinden doğan gider fon hareketi yaratmaz ve fakat zararı haksız yere arttırdığı için dönem zararından düşülür; duran varlıklardaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun iptalinden doğan gelirler ve uzun vadeli yabancı kaynaklardaki borç senetleri reeskontunun neden olduğu gelir fon hareketi yaratmaz ve fakat zararı haksız yere azalttığı için döneri&#8217; zararına eklenir. Sonuçta kâra geçiş olursa bu fon kaynağı olur.<br />
Geçmiş Yıllar Zararları: Geçmiş yıllar kaleminde yıllar itibariyle oluşan azalma genellikle dönem kadarıyla veya sermaye ile mahsup etmekten doğar ve bu durum herhangi bir fon hareketine yol açmaz. Bunun için kalemdeki azalma fon kaynağı sayılmaz.<br />
Ödenmemiş Sermaye: Bu kalem öz kaynaklarda bir indirim olarak gösterilen aktif karakterli bir kalemdir. Bunun için karşılığı dönen varlıklara girmek şartıyla bundaki azalma fon kaynağıdır.<br />
Mali Borçlar (Uzun Vadeli): Mali Borçlar, uzun vadeli yabancı kaynaklar grubunun bir kalemi olup, banka kredileri ve çıkarılmış tahviller&#8217;den oluşur. Uzun vadeli yabancı kaynaklardaki artışın net çalışma sermayesi açısından bir fon kaynağı sağlayabilmesi için karşılığının dönen varlıklara girmesi veya kısa vadeli yabancı kaynaklardaki bir borcun ödenmesinde kullanılması gerekir. Bu açıdan banka kredilerindeki arlısın sadece karşılığı dönen varlıklara giren kışını net çalışma sermayesi için bir fon kaynağı olurken, çıkarılan tahvillerin bedelleri çoğunlukla nakit şeklinde alınacağından tahvillerdeki artış onun fon kaynağı sayılmasına neden olur.<br />
Ticari Borçlar ve Diğer Borçlar (Uzun Vadeli): Uzun vadeli yabancı kaynakların bu kalemleri Borç Senetleri, Satıcılar Alınan Depozito ve Teminatlar ile Ortaklara Borçlar, İştiraklere Borçlar oluşturur. Bunlardaki artışlar karşılıkları dönen varlıklara girilmişse  fon kaynağı sayılır, aksi halde net çalışma sermayesi açısından bir fon hareketi doğmuş sayılmaz.<br />
Borç ve Gider Karşılıkları (Uzun Vadeli): Kalemdeki artış Dönem Karı veya Zararı Hesabının veya bir gider hesabının borçlanması karşılığında olur. 13u nedenle her iki inikle de fon girişi olmaz.<br />
Alınan Avanslar (Uzun Vadeli): Bu kalem bir mal veya hizmetin uzun süre sonra teslimi şartıyla yapılan satışından doğan Alınan Avanslar ile karşılığı duran varlıklardan verilecek bir değer için doğan Diğer Avanslar adlı kalemlerden oluşur. Her iki siparişlerinden dolayı başkalarından donen varlık şeklinde alman avanslar nedeniyle kalemde oluşan artış fon kaynağı olarak kabul edilirken, bunun dışındaki durumlar net çalışma sermayesi için fon hareketi yaratmış olmayacağından kalemde o nedenle meydana gelen artışlar fon kaynağı sayılamaz.<br />
Gelecek Yıllara Ait Gelirler ve Gider Tahakkukları: Gelecek Yıllara Ait Gelirler&#8217;deki artış aktife bir değerin girdiğini gösterir; eğer giriş tamamen veya kısmen dönen varlıklara olmuşsa, o kadarıyla fon kaynağı var demektir. Aksi halde net çalışma sermayesini ilgilendiren bir fon harekeli olmayacaktır. Bilanço tarihi itibariyle doğmuş olmakla birlikte lehtarı  tarafından ancak bir yıldan daha uzun bir süre sonra istenebilir duruma gelecek giderlerden doğduğu için Gider Tahakkukları&#8217;ndaki artış fon hareketi yaratına/.; bu nedenle fon kaynağı olamaz.<br />
Sermaye:  Karşılığı dönen varlıklara girmiş olmak şanıyla sermayedeki artış net çalışma sermayesi için bir fon kaynağı sayılır. Fakat sermaye artışının tamamı  ortaklardan alınmamışsa, bu takdirde sermayedeki artış değil, ödenmemiş sermaye düşüldükten sonra kalan Ödenmiş sermaye kalamindeki artış karşılığı dönen varlıklara girmek şanıyla bir fon kaynağı olur.<br />
Yasal Yedekler: Yedekler önceki  yılın kârından aldığı payla artacağından adına tablo tanzim edilen yılda bir fon hareketine neden olmaz , dolayısıyla da kalemdeki artışın fon kaynağı ile ilgisi yoktur. Yalnız Özel Fonlar&#8217;a giren Yenileme Fonu’n daki artış, kazaya uğrayan veya satılan bir maddi duran varlık karşılığında aktife giren bir değerin onun defter değerini aşan kısmıdır. Eğer en azından bu kısım kadar dönen varlıklara bir giriş olduysa Yenileme Fonu’n daki artış fon kaynağı sayılır.<br />
Sermaye Yedekleri: Maddi duran varlıkların yeniden değerleme sonrası defter değerinin değerleme öncesi defter değerini aşan kısmı yeniden değerleme artışı kalemini oluşturur. Bu kalemdeki anısın dönen varlıklarla ilgisi olmaması onun fon kaynağı sayılmasını önler. İştirakler Yeniden Değerleme Artışları da aynı durumdadır. Fakat Hisse Senetleri İhraç Primleri ile İptal Kârları&#8217;ndaki artışlar fon kaynağıdır.<br />
	Dönem  Kârı: Her yılın dönem kân o yılı ilgilendirir, bu bakımdan iki yılın dönem kârı arasındaki fark olarak kalemdeki artış veya azalışın fon hareketi ile ilgisi yoktur. Onun için karşılaştırılan yıllardan ikincisinde faaliyet sonucu dönen varlıklara bir fon girişi sağlayan dönem kârının fon kaynağı sayılması gerekir. Ancak bu dönem kârının maddi duran varlıklar ile maddi olmayan duran varlıklarla ilgili amortisman giderlerinden ve duran varlık satışı veya elden çıkarılışı zararlarından arınması gerekir. Çünkü amortisman gideri hayali bir  gider olup kârla dönen varlıklara girmiş olan fonların yine gizli kalmasına neden olur. Bu bakımlardan amortisman giderleri ile duran varlık çıkışlarının neden olduğu zararların ikinci yılın dönem kârına eklenerek, bulunan rakam üzerinden dönem kârının fon kaynağı<br />
sayılması gerekir. Ayrıca Uzun Vadeli Borç ve Gider Karşılıklarından uzun vadeli kıdem tazminatı karşılığının ve duran varlık grubundaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun neden olduğu giderler; uzun vadeli yabancı kaynaklardaki borç senetleri reeskontunun iptalinden doğan gider fon hareketi yaratmadığı ve fakat kârı haksız  yere azalttığı için dönem kârına eklenirken; duran varlıklardaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun iptalinden doğan gelirler ve uzun vadeli yabancı kaynaklardaki borç senetleri reeskontunun neden olduğu gelir fon hareketi yaratmaz ve fakat kârı haksız yere arttırdığı için dönem kârından düşülür. Sonuç düzeltilmiş  kâr ise fon kaynağıdır.<br />
Geçmiş Yıllar Kârları; Bu kalemdeki artış, birinci yılın dönem net kârının ertesi yıl içinde dağılımının yapılmasından sonra işletmede bırakılan kısmından dolayı ileri gelir. Kundan da anlaşılacağı gibi bunda bir fon hareketi ve dolayısıyla bir fon kaynağı yoktur.<br />
Karşılıklar: Değerleme karşılıkları, bilindiği gibi, dönen varlık unsurlarından senetli ve senetsiz alacaklar, menkul kıymetler ve stoklar için ayrılır. Bunlar da zaten net çalışma sermayesi tablosunun birinci kısmında dikkate alındığı için, fon kaynağı ve fon kullanımı konusunun dışında kalır. Aynı nedenle değerleme karşılıklarının neden olduğu Karşılık Giderleri&#8217;nin de net çalışına sermayesi açısından fon kaynağı ve fon kullanımı ile ilişkisi yoktur ve bu nedenle de son yılın dönem kârının düzeltilmesinde dikkate alınmazlar.<br />
Birikmiş Amortismanlar: Net çalışma sermayesinde değişim tablosunu tanzim edeceğimiz yıldaki amortisman giderinin hayali bir gider oluşu nedeniyle o yılın dönem kârına eklenerek dönem kârını düzeltilmiş haliyle fon kaynağı sayılmasını gerektirdiğini biliyoruz. Bu bakımdan ayrıca birikmiş amortismanlar kalemindeki arlısın fon kaynağı olarak dikkate alınmasına gerek yoktur.<br />
	İştirak ve Bağlı Ortaklıklara  Sermaye Taahütleri: İştirakler ve Bağlı Ortaklıklar uzun vadeli bir yatırım olduğu için , taahütlerindeki artış da duran varlıkların bir kaynağı olur. Fakat bu işlemin dönen varlıklarla veya kısa vadeli yabancı kaynaklarla bir ilgisi olmadığı için kalemdeki artış fon kaynağı değildir.<br />
Net  Çalışma Sermayesinin  Fon  Kullanımlarının Belirlenmesi<br />
Bilindiği gibi, duran varlık kalemlerindeki artışlardan ve uzun vadeli yabancı kaynaklar ile öz  kaynakların kalemlerindeki alışlardan net çalışma sermayesi anlamında fon çıkışına neden olanlar neden oldukları fon çıkışı tutarları üzerinden fon kullanımı sayılırlar. Hatırlanacağı gibi, net çalışma sermayesi, dönen varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklan aşan kısmıdır. O halde duran varlık kalemlerindeki artışlardan, uzun vadeli yabancı kaynak ve öz kaynak kalemlerindeki azalışlardan dönen varlıkları azaltan veya kısa vadeli yabancı kaynaklan arttıran kısımlar fon kullanımı olarak dikkate alınır.<br />
Adı geçen grupların kalemlerini bu yönden tek tek ele alarak incelemek yararlı olacaktır.<br />
Ticari Alacaklar ve Diğer Alacaklar (Uzun Vadeli): Bu kalemin ticari alacaklar kısmı uzun vadeyle kredili mal ve hizmet satışından doğan Alıcılar, Alacak Senetleri, Verilen Depozito: Teminatlar ile yine dönen varlıklardan uzun vadeli olarak verilme nedeniyle doğan Diğer Alacaklar kısmı da Personelden Alacaklar, Ortaklardan Alacaklar ve iştiraklerden Alacaklar&#8217;dan oluşur. Bunlardaki artış nedeniyle kalemde oluşan artış dönen varlıkları ve dolayısıyla net çalışma sermayesini azaltacağı için fon kullanımı sayılır.<br />
Alacak Senetleri ve Borç Senetleri Reeskontu (Uzun Vadeli): Alacak Senetleri Reeskontu pasif karakterli olup duran varlıklarda indirim olarak gösterilir ve azalışı fon kullanımı olmaz; Borç Senetleri Reeskontu aktif karakterli olup uzun vadeli yabancı kaynaklarda  indirim olarak gösterilir ve artışı fon kullanımı değildir. Çünkü bunlar hayali olarak kaydedilmişlerdir.<br />
Mali Duran Varlıklar: İştirakçilerdeki ve Bağlı Ortaklıklardaki artış, karşılığı dönen varlıklardan çıkmak şartıyla net çalışma sermayesinin bir fon kullanımı olurken, karşılığı duran varlıklardan çıkmış ve sermaye taahhütleri şeklinde doğmuşsa herhangi bir fon kullanımı söz konusu değildir.<br />
Maddi Duran Varlıklar: Bu kalemdeki artışlar yeniden değerleme, satın alma, varlığın iktisadi değerini arttırıcı veya yenilenmesi için yapılan büyük tutarlı harcamalar ile bu varlıklar için verilen avanslar nedeniyle olur. Bunlardan yeniden değerlemenin hayali bir artışa neden olması bir fon hareketi yaratmaz. Diğer artış nedenleri ise, dönen varlıktan çıkış olmuşsa veya kısa vadeli bir borç doğmuşsa, o takdirde bir fon kullanımı olurlar. Aksi halde onlardaki artış da net çalışma sermayesi açısından fon kullanımı olmaz.<br />
Maddi Olmayan  Duran  Varlıklar: Bu  kalemdeki  artış,  dönen varlıklardan bir çıkışa veya kısa vadeli bir borca karşılık olmuşsa fon kullanımı sayılır, aksi halde fon kullanımı olarak dikkate alınmaz.<br />
Gelecek Yıllara Ait Giderler ve Gelir Tahakkukları: Bu kalemi oluşturan Gelecek Yıllara Ait Giderlerdeki artış dönen varlıktan bir çıkışa veya kısa vadeli bir borcun doğmasına yol açtıysa fon kullanımı sayılırken, Gelir Tahakkukları unsurundaki artış gelirler hesabına karşılık doğduğu için hiç bir zaman net çalışma sermayesi fon kullanımı değildir.<br />
Dönem Zararı: Bu kalemin yıllar itibariyle olan farkı hiç bir zaman dikkate alınmaz. Çünkü fon çıkısına neden olan sadece ele alınan yıllardan ikincisinin dönem zararıdır. Ancak bunun da düzeltilerek gerçek fon çıkışına neden olduğu tutarının bulunması gerekir. İkinci yılın dönem zararından bu yılın amortisman giderleri, duran varlıklardaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun giderleri, uzun vadeli yabancı kaynaklardaki kıdem tazminatı karşılıklarının giderleri ve borç senetlerinin iptali giderleri düşülüp; duran varlıklardaki değerleme  karşılıkları ile alacak senetleri  reeskontunun iptalinden doğan gelirler ve uzun vadeli yabancı kaynaklardaki borç senetleri reeskontunun neden olduğu gelirler eklendiği halde düzeltilmiş dönem zararı varsa bu fon kullanımı olur.<br />
Geçmiş Yıllar Zararları: Bu kalemdeki artış hiçbir zaman fon 1 hareketi yaratmaz. Çünkü geçmiş yıl zararları dönem net zararlarının kendisine aktarılmasından doğar. Bu nedenle kalemdeki artışların bir fon kullanımı olarak kabul edilmemesi gerekir.<br />
Ödenmemiş Sermaye: Bilindiği gibi, ödenmemiş sermaye aktif bir unsurdur, fakat öz kaynakların negatif bir kalemi olarak bilançoda gösterilir. Durum böyle olunca bu kalemdeki artışın da tartışılması gerekmektedir. Ancak ödenmemiş .sermayedeki artış sermaye artışlarıyla birlikte doğacağından dönen varlıklarla veya kısa vadeli yabancı kaynaklarla ilişkilendirilemez. Diğer bir deyişle kalemdeki artış net çalışma sermayesi açısından bir fon hareketi yaratmaz ve dolayısıyla da fon kullanımı olamaz.<br />
Mali Borçlar (Uzun Vadeli): Banka kredileri ve çıkarılmış tahviller bu kalemi oluşturur. Bunlardaki azalma genellikle vadelerinin bir yıla inmesi dolayısıyla kısa vadeli yabancı kaynağa dönüşmelerinden ileri gelir. Net çalışma sermayesi dönen varlıklar ile kısa vadeli yabancı kaynaklar arasındaki fark olduğuna göre, uzun vadeli bir borcun kısa vadeli hale gelmesi bu farkı, yani net çalışma sermayesini azaltır, lıi nedenle uzun vadeli mali borçlardaki azalma bir fon kullanımıdır.<br />
Ticari Borçlar ve Diğer Borçlar (Uzun Vadeli): Bu kalemler bön, senetleri, satıcılar, alınan depozito ve teminatlar gibi ticari borçlar ile ortaklara borçlar ve iştiraklere borçlar gibi diğer borçlar&#8217;dan oluşur Eğer bunlardaki azalma dönen varlıklardan ödeme veya kısa vadeli yabancı kaynaklara dönüşme nedeniyle olmuşsa fon kullanımı sayılır. fakat ödenmeleri duran varlıklardan yapıldığı veya sermaye veya başka bir uzun vadeli borç şekline dönüştüğü için azalmalar olduysa, bunlar net çalışma sermayesi açısından bir fon hareketi yaratmayacağı gibi, fon kullanımı da söz konusu değildir.<br />
Alınan Avanslar (Uzun Vadeli): Uzun vadeli yabancı kaynakların bir kalemi olan alman avanslardaki bir azalma vade yaklaşımı nedeniyle kısa vadeli yabancı kaynaklara dönüşme ifade eder ki, bu da net çalışma sermayesini azaltacağı için bir fon kullanımı sayılır.<br />
Gelecek yıllara Ait Gelirler ve Gider Tahakkukları (Uzun Vadeli): Bu kalemdeki azalış onu oluşturan Gelecek yıllara Ait Gelirler ile Gider Tahakkukları&#8217;ndaki azalıştan ileri gelir ve bu azalış, kısa vadeli yabancı kaynakların unsuru olan Gelecek Aylara Ait Gelirleri ve Gider tahakkuklarını arttırarak net çalısına sermayesini azalttığı için bir fon kullanımı olarak dikkate alınır.<br />
Borç ve Gider Karşılıkları: Uzun vadeli yabancı kaynaklarda yer alan Kıdem Tazminatı Karşılıkları kısa vadeli hale »eklikleri veya uzun vadeliyken dönen varlıklardan ödendikleri için azalır. Bu azalma, birinci halde kısa vadeli yabancı kaynakları arttırdığı, ikinci halde dönen varlıkları azalttığı için fon kullanımı sayılır.<br />
Sermaye: Sermayedeki azalış eğer karşılığı dönen varlıklardan çıktıysa net çalışma sermayesi açısından bir fon kullanımı olur, diğer bütün durumlarda fon kullanımı olmaz.<br />
Kâr Yedekleri: Yedekler kalcın indeki azalma genellikle onun öz kaynaklardaki bir unsurla mahsup edilmesinden doğar. Böyle bir işlemle zararın giderilmesi veya ilgili yedeğin sermayeyi arttırması sağlanmış olur ki, bu da herhangi bir fon hareketine yol açmaz. Sonuç olarak yedeklerdeki azalma bir fon kullanımı sayılmaz. Bu anıda Özel Fonlar&#8217;a giren bir unsur da şudur: Satışı yapılan veya kazaya uğrayan bir maddi duran varlığın satış tutarının veya sigorta bedelinin onun defter değerini aşan kısmı, eğer duran varlığın yenisi alınmak isteniyorsa, yenileme fonunu oluşturur. Bu kalemdeki azalma ya üç yıl içinde duran varlığın yenisi alınmadığından yenileme fonunun kâra devredilmesinden, ya da duran varlığın yenisi alındıysa yenileme fonunun yeni varlığın amortismanıyla mahsup edilmesinden ileri gelir. Dikkat edilirse her iki durumun da ne dönen varlıklarla ve ne de kısa vadeli yabancı kaynaklarla ilgisi vardır. Onun için kalemdeki azalma net çalışma sermayesi için bir fon kullanımı sayılmaz.<br />
Yeniden Değerleme Artışı: Maddi duran varlıkların değerleme öncesi defter değeri ile değerleme sonrası defter değeri arasındaki fark Yeniden Değerleme Artışı kaleminin doğmasına neden olur. Bu kalemdeki azalma ya maddi duran varlığın paraya çevrilmesi, ya da şirket sözleşmesindeki değişiklik ile sermayeye eklenmesi sonucu oluşur. Birinci halde dönen varlığa bir giriş olup çıkış olmadığından, ikinci halde de fon hareketine neden olmadığından, kalemdeki azalma fon kullanımı sayılmaz. Eğer azalma maddi duran varlığın satışından doğuyorsa ve giriş dönen varlıklara oluyorsa, bu zaten duran varlık kalemindeki azalışla fon kaynağına yazılmış olacaktır.<br />
Dönem Kârı: Dönem kân kalemindeki azalış işletmenin son yılda ilk yıla göre daha az kâr yaptığını gösterir, bunun fon hareketiyle hiçbir ilgisi yoktur. Dönem kârı kazanıldığı yılda fon hareketi yaratmış olacağından, adına tablo tanzim edilen son yılın dönem kârının fon kaynağı sayılacağı fon kaynaklarının belirlenmesi başlığı altında belirtilmişti. Karşılaştırılan iki yıldan ilkinin dönem kârından ödenen vergi, temettü ve ikramiyeler nedeniyle dönen varlıktan bir çıkış olmuşsa bunların her biri net çalışma sermayesini azaltacağından fon kullanımı sayılırlar, ilk yılın dönem net kârından yedekler, geçmiş yıllar kârları gibi işletmede bırakılan veya sermaye artışında ve geçmiş yıllar zararlarını azaltmada kullanılan kısımlar fon hareketi yaratmaz.<br />
İkinci yılın dönem kârına bu yıla ait amortisman giderleri, duran varlıklardaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun giderleri, uzun vadeli yabancı kaynaklardaki kıdem tazminatı karşılıkları giderleri ve uzun vadeli borç senetleri reeskontunun iptalinden doğan giderler eklenip; duran varlıklardaki değerleme karşılıkları ile alacak senetleri reeskontunun iptalinden doğan gelirler ve uzun vadeli yabancı kaynaklardaki borç senetleri reeskontunun neden okluğu gelirler düşüldüğünde dönem kârı zarara dönüşürse hu fon kullanımı olur.<br />
Geçmiş Yıllar Kârları; Bu kalemdeki azalma nedeni sermayeye ekleme, özel yedek akçe ayırma veya ortaklımı kâr  dağıtma olabilir. Bunlardan ilk ikisinin fon hareketi ile ilgisi yokken; üçüncüsünde dönen varlıklardan yapılan bir ödeme ve  ödenecek temeldiler nedeniyle kıstı vadeli yabancı kaynaklarda meydana gelen bir artış net çalışına sermayesini azaltır, bunun  için fon kullanımı doğar.<br />
Karşılıklar : Burada belirtilmek istenen alacaklarla, stoklarla ve geçici yatırımlarla  ilgili değerleme karşılıklarıdır, Bunlar tın çalışma sermayesinde değişim tablosunun birinci kısmı tanzimin edilirken zaten dikkate alınmış durumdadır. Bu bakımdan ne buradaki azalışlar ve ne de bunların Karşılık Giderleri dikkate alınır. Duran varlıktaki değerleme karşılıklarındaki azalma veya çoğalma dikkate alınmazken, onların neden olduğu gider dönem kâr veya zararını düzeltmede dikkate alınır.<br />
Birikmiş Amortismanlar: Bu kalemdeki azalma net çalışma sermayesinde değişim tablosu bakımından bir fon hareketi yaratmaz. Çünkü ilgili duran varlığın maddi duran varlıklar grubundan çıkışında birikmiş amortismanlarda bir azalma doğar, bunun dönen varlıklar ve kısa vadeli yabancı kaynaklarla ve dolayısıyla net çalışma sermayesi ile bir ilgisi yoktur.<br />
İştiraklere ve Bağlı Ortaklıklara Sermaye Taahhütleri: Sermaye­sine ortak olunan işletmeye olan sermaye borcu ödendiğinde iştirak taahhütleri kaleminde bir azalma görülür. Bilançoda görülen bu azalma ödemenin dönen varlıktan yapılması halinde kalemin bir fon kullanımı sayılmasını gerektirir.<br />
C. NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDEKİ DEĞİŞİM TABLOSUNUN YORUMU<br />
	Net çalışma sermayesindeki değişim tablosunun iki kısımdan oluşması onun şu iki aşamada yoruma tabi tutulmasını gerektirir.<br />
Tablonun birinci kısmının yorumu,<br />
Tablonun ikinci kısmının yorumu.<br />
1.Tablonun Birinci Kısmının Yorumu:<br />
	Tablonun birinci kısmı net çalışma sermayesinde ikinci yılda birinci yıla göre ne gibi bir değişme olduğunu gösterir. Tablo, buna ulaşabilmek için, her iki yılın dönen varlıkları ile kısa vadeli yabancı kaynaklarını, bunlardaki artış ve azalışların net çalışma sermayesini ne yönde etkilediğini ve ele alınan yılların her birinde net çalışma sermayesi mi, yoksa net çalışma sermayesi noksanı mı olduğunu da yansıtır. Bundan tablonun birinci kısmı yorumlanırken tüm bilgilerin dikkate alınması gerekir.<br />
	Birinci kısmın yorumunda ilk ele alınacak şey net çalışma sermayesinde ki değişme olmalıdır. Bu değişme öncelikle net çalışma sermayesinde artış şeklinde olursa iyidir. Yalnız bu artışın işletmenin atıl duracak bir net çalışma sermayesine sahip olmasına yol açacak büyüklükte olmaması gerekir. Diğer taraftan net çalışma sermayesindeki artışın iyiye yorumlanıp yorumlanamaması dönen varlık unsurlarındaki artışlara da bağlıdır. Örneğin sadece kasa ve bankalarda, ya da sadece alacaklarda veya gelecek aylara ait giderlerde yığılmaların olması olumlu yorumlanmaz. Önemli olan dönen varlıkların işletme faaliyetlerine katılacak çeşitlilikte ve tutarda gerekli kalemlere dağılmış durumda olmasıdır.<br />
	İkinci yılın net çalışma sermayesi birinci yılınkine göre yeterli bir büyüklüğe ulaşacak şekilde artmış olmalıdır. Bu, hem her iki yılda da net çalışma sermayesinin mevcudu olduğu, hem de ikinci yılda işletmenin günlük faaliyetlerini rahatlıkla yürütecek miktarda net çalışma sermayesine sahip olduğu anlamına gelir. Diğer taraftan birinci yılda net çalışma sermayesi noksanı varken ikinci yılda net çalışma sermayesine ulaşıldığını gösteren bir değişme de işletme lehine yorumlanacak bir durumdur.<br />
	Birinci yılda net çalışma sermayesi ikinci yılda net çalışma sermayesi noksanı varsa veya her iki yılda da net çalışma sermayesi olmasına rağmen ikinci yıldaki daha azsa; böyle bir durumda değişme net çalışma sermayesinde azalış adını alır ve olumlu yorumlanmaz. Tabii ki mevcuttan noksana geçiş çok daha kötüdür. Çünkü bu durumda kısa vadeli borç ödeme gücünde ve günlük faaliyetleri sürdürebilmekten söz edilemez. Halbuki ikinci yılda daha az miktarda net çalışma sermayesine sahip olunmasının zorlukları, kredili alışlar yapılarak ve bankalardan kısa vadeli kredileri alınarak aşılabilir.<br />
	Tabii ki her iki yılda da net çalışma sermayesi noksanı varsa, değişme daima olumsuz olarak yorumlanacaktır. Çünkü değişme olarak net çalışma sermayesindeki azalma noksan şeklinde olacak ve bu da, işletmenin kısa vadeli borçları ödeyemediği ve günlük faaliyetleri yürütemeyeceği anlamına gelecektir.<br />
2.Tablonun İkinci Kısmının Yorumu<br />
	Net çalışma sermayesindeki değişim tablosunun ikinci kısmı birinci kısımda tesbit  edilen değişmenin fon kaynakları ve fon kullanımları olarak nedenlerini gösterir. Bu bakımdan tablonun yorumunda ağırlık ikinci kısımda olmaktadır. İşletmenin fon yaratma gücünü, gelecekteki fon gereksinimini ve bu gereksinimin nasıl karşılanabileceğini ortaya çıkarabilmek için bu kısmın üç aşamada yoruma tabi tutulması gerekir:<br />
Fon kaynaklarının yorumu<br />
Fon kullanımlarının yorumu<br />
Fon kaynakları ile fon kullanımları arasındaki ilişkinin yorumu<br />
a. Net Çalışma Sermayesinin Fon Kaynaklarının Yorumu<br />
	Net çalışma sermayesinin fon kaynakları düzeltilmiş dönem kârından, öz kaynaklardan, duran varlıklardan ve uzun vadeli yabancı kaynaklardan oluşabilir. Bunlardan büyüklük bakımından ilk sırayı dönem kârı almalıdır. Çünkü dönem kârı işletmenin faaliyetleri sonucunda kendisinin fon yaratma güçünü gösterir ve bunun gelecek yıllarda da devam edeceği var sayılır. Fon kaynakları toplamı içinde büyüklük bakımından ikinci sırayı uzun vadeli yabancı kaynakların alması iyidir. Kendisinden uzun süre faydalanılacak olması ve işletme karlılığını olan katkısı bu tür borçların işletmenin fon ihtiyacını belirli bir süre içinde olsa azaltacaktır. Büyüklük bakımından üçüncü sırayı öz kaynaklar almalıdır. Burada ödenmemiş sermayenin ortaklardan tahsil edilmesi ile işletmenin kapasitesini artırmak üzere sermaye artışına gidilmesinden söz edilebilir. Duran varlıkların elden çıkarılması suretiyle fon kaynağının yaratılması pek istenilen bir durum değildir.  Ancak atıl veya getirisi zayıflayan duran varlıklardan vazgeçilmesi doğaldır.<br />
b.Net Çalışma Sermayesinin Fon Kullanımlarının Yorumu<br />
	Net çalışma sermayesinin fon kullanımları düzeltilmiş dönem zararından, öz kaynaklardan, uzun vadeli yabancı kaynaklardan, duran varlıklardan, ödenen temmettütlerden ve kazançtan ödenen vergilerden oluşabilir. İşletmenin elindeki fonları gelecek yıllarda yeni fonlar yaratacak yerlere yatırması en önemli konudur. Bu bakımdan faaliyetler sonucu uğranılan dönem zararı en kötü bir fon kullanım yeridir. Dönen varlıklardan bir çıkışı gerektirecek sermaye azaltılması, sermayenin ve net çalışma sermayesinin işletme faaliyetleri bakımından atıl kalacak kadar fazla olması durumunda normal bir davranış kabul edilebilir; aksi halde net çalışma sermayesi zayıflayacak demektir. Uzun vadeli yabancı kaynaklar fon kullanımında yer alıyorsa,  bu onların vadelerinden önce dönen varlıklarla ödendiği anlamına gelir ki; bu da olumlu yorumlanacak bir durum değildir. Çünkü kendilerinden bir süre daha faydalanılamamış ve dolayısıyla mevcut net çalışma sermayesi azalmış olacaktır.<br />
	Ortaklara temmettü ödenmesi ve kâr üzerinden vergi ödenmesi nedeniyle işletmeden fon çıkması çok doğal bir şeydir. Ancak bunun kârlı yıllarda yapılması ve işletmenin likit yapısını bozmaması önemlidir.<br />
	Fon kullanımları arasında duran varlıklar varsa, bu işletmenin ana veya yan faaliyet konusunda yatırımlar yaptığını gösterir. Bu bakımdan fonların satışları artırmak amacı ile uzun vadeli ticari alacaklara, kapasite genişletmesi için maddi duran varlıklara, riskin dağıtılması için iştiraklere bağlandığı görülebilir. Bu konularda yapılacak gereksiz yatırımların net çalışma sermayesini nitelik ve nicelik bakımından zayıflatacağı unutulmamalıdır.<br />
c. Net Çalışma Sermayesinin Fon Kaynakları ile Fon Kullanımları Arasındaki İlişkinin Yorumu<br />
	Bir işletme kaynaklardan fonlarını sağlamış ve en iyi yerlerde fonlarını kullanmış olabilir. Ancak fon kullanımlarında ki unsurların kendileri için fon kaynaklarındaki en uyğun unsurlarla finanse edilmesi ve yıl içinde yaratılan fon kaynaklarının toplam olarak yine o yıl içinde gerçekleşen fon kullanımları toplamına yetmesi, hatta onu karşıladıktan başka artması gerekir. Bu gibi durumların anlaşılabilmesi kaynak-kullanım ilişkisinin yorumlanmasına bağlıdır.<br />
	Fon kullanımları kısmında görülen duran varlıklar fon kaynaklarından düzeltilmiş dönem kârı başta olmak üzere öz kaynaklar veya uzun vadeli yabancı kaynaklarla karşılanmalıdır. Fon kullanımlarında ödenen temettütler içinde bu kârın mevcudiyeti şarttır.<br />
	Ege fon kullanımları kısmında sermaye yer alıyorsa, bu sermaye azaltılmasına gidildiği anlamına gelir ve bunun fon kaynağı uzun vadeli yabancı kaynaklardansa, dönem kârı veya kapasite fazlası duran varlıklar olmalıdır. Arzu edilmemesine rağmen uzun vadeli yabancı kaynaklar fon kullanımları kısmında yer alıyorsa, bunun fon kaynakları kısmındaki duran varlıklarla karşılanması uygun olabilir. Bilindiği gibi, fon kullanımları kısmında düzeltilmiş dönem zararının hiç yer almaması daha iyidir. Bu şekilde fon kaynaklarındaki unsurlar fon kullanımlarında ki uygun unsurları karşılayamıyorsa, burada yanlış kaynaktan finanse edilme söz konusu olur ve buda fonlardan gereğince yararlanılmadığını ve gelecekte fon yaratmayacak yerlere fonların yatırıldığını veya harcandığını gösterebilir.<br />
	Tablonun ikinci kısmını oluşturan fon kaynakları ve fon kullanımları o yıl içinde nerelerden ne kadar fon girişi sağlanıldığını ve nerelere ne kadar fon çıkışı yapıldığını gösterir. Burada önemli olan fon kaynaklarının toplamının fon kullanımları toplamını karşıladıktan başka, aşan kısmının tablonun birinci kısmında görülen net çalışma sermayesinde artış şeklindeki değişmeyi sağlamasıdır. Eğer fon kaynaklarının toplamı fon kullanımlarının toplamından küçükse, bu, yıl içinde yaratılan fonların yetmemesi nedeniyle bir önceki yılın net çalışma sermayesinden harcama yapıldığını gösterir; böyle bir durum tablonun birinci kısmında net çalışma sermayesinde azalış şeklinde bir değişmeye neden olur. Net çalışma sermayesinde artış çoğunlukla olumlu yorumlanırken, azalış ikinci yılı net çalışma sermayesinin küçüklüğü veya net çalışma sermayesi noksanı nedeniyle pek olumlu yorumlanamayacaktır.<br />
D. ÖRNEKLER<br />
	Örnek olarak fon akım tablosu için ele aldığımız (S) işletmesinin net çalışma  sermayesinde  değişim tablosunu yapmak konunun gerekirse yevmiye kayıtlarına da dayanarak anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. . Tablonun ikinci şekilde de hazırlanışı  gösterilecek, fakat  sadece gerçek fon hareketlerini kapsayan ikinci şekilde tanzim edilen tablonun yorumuna yer verilecektir.<br />
Değişimlerin Tümü göz önünde Tutularak Tablonun Tanzimi<br />
	Bilindiği gibi,, net çalışma sermayesinde değişim tablosu  net çalışma sermayesindeki  değişikliği yansıtan ve fon kaynaklarıyla fon kullanımlarını da üstlenen bir tablodur. Net çalışma sermayesindeki  değişikliği gösteren  birinci kısmın tanzimi  her usulde aynı olup, dönen varlıklardaki artışlar ile  kısa vadeli yabancı kaynaklardaki azalışların  net çalışma sermayesinin  artırdığı ve dönen varlıklardaki azalışlar ile kısa vadeli yabancı kaynaklardaki  artışların net çalışma sermayesine azalttığı kaidesine dayanır.  Burada kaide bir kalemin net değeri varsa  onun farkına  aksi halde kalemlerin tüm farklarına uygulanır.<br />
	Tablonun ikinci kısmı birinci kısmında bulunan net  çalışma sermayesindeki değişikliğin nedenlerini  fon kaynakları ve fon kullanımı şeklinde açıklar. Net çalışma sermayesindeki değişim tablosunun  en basit şekliyle tanziminde  bu ikinci kısmın kaidesi: “Duran varlıklardaki azalışlar ile  uzun vadeli yabancı kaynaklar ve  öz kaynaklardaki artışlar fon kaynağı, duran varlıklardaki artışlar ile uzun vadeli  yabancı kaynaklar ve öz kaynaklardaki  artışlar ,  duran varlıklardaki artışlar ile  uzun  vadeli yabancı kaynaklar  ve öz kaynaklardaki azalışlar  fon kullanımıdır”  şeklindedir.<br />
Örneğimizi belirten bu esaslar üzerinden çözdüğümüzde  net çalışma sermayesinde  değişim tablosu şekildeki gibi olur.<br />
S İşletmesinin 1994 Tarihli  Net  Çalışma Sermayesinde  Değişim Tablosu<br />
								Net Çalışma Sermayesinde<br />
Kalemler			1993		1994			     Artış	      Azalış<br />
DÖNEN VARLIKLAR<br />
Kasa				1.316.000.-	21.231.000.-		19.915.000.	            -<br />
Bankalar			2.102.000.-	12.102.000.-		10.000.000.-	 	-<br />
Ticari Alacaklar(Net)	          17.155.000.-	50.775.000.-		33.620.000.-		-<br />
Alıcılar		          17.355.000.-	51.555.000.-			-		-<br />
Eski .Şüph. Al. Krş.		   200.000.-	     380.000.-<br />
Diğer Alacaklar:<br />
Alacak Senetleri		-		  1.000.000.-		1.000.000.-<br />
Ticari Mallar		          17.344.000.-	42.344.000.-		1.100.000.-		-<br />
Gel Ayl. Ait Gid.	   	   100.000.-	  1.200.000.-		1.100.000.-		-<br />
Dönen Var. Topl.	          38.017.000.-   128.652.000.-	          90.635.000.-		-</p>
<p>KISA VAD.YAB.KYN:<br />
Banka Kredileri		2.250.000.-	    250.000.-		2.000.000.-		-<br />
Uz.Vd.Krd.Anatak.Ve Faiz	-		 1.000.000.-		-		  1.000.000.-<br />
Borç Senetleri			1.680.000.-    23.000.000.-		-		21.320.000.-<br />
Satıcılar		          12.374.000.-	 7.074.000.-		5.300.000.-	-<br />
Diğer Çeşitli Borçlar		   366.000.-	 3.211.000.-		-		 2.845.000.-<br />
Personele Borçlar		-		   580.000.-		-		    580.000.-<br />
Öd.Vergi Ve Fonalr		-		   135.000.-		-		    135.000.-<br />
Öd.Sos.Güv.Kesin.		-		   285.000.-		-		    285.000.-<br />
D.K.Verve D.Y.Y.Krş.	1.150.000.-     1.729.600.-		-		    519.600.-<br />
Kısa Vd.Yb.Kyn.Top.        17.890.000.-	37.264.600.-		7.300.000.-     26.744.600.-<br />
NET ÇALIŞMA.SER.         20.197.000.-	91.387.400.-	          97.935.000.-    26.744.600.-<br />
NET ÇAL.SER.ARTIŞ						-	           71.190.400.-<br />
									97.935.000 &#8211;   97.935.000.-</p>
<p>NET ÇALIŞMA SERMAYESİ FON KAYNAKLARI:<br />
Demirbaşlar			  2.000.000.-<br />
Borç Senetleri (Uzun)		50.000.000.-<br />
Yasal Yedekler		     800.000.-<br />
Bir.Amortismanlar		     960.000.-<br />
Ödenmemiş Sermaye		27.500.000.-<br />
N.Ç.S. Fon Kayn.Top.						81.260.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ FON KULLANIMLARI<br />
Alıcılar (Uzun)		5.000.000.-<br />
Gel.Yıllara ait giderler	1.300.000.-<br />
Banka Kredileri (Uzun)	1.000.000.-<br />
Alınan diğer Avanslar (Uzun)   500.000.-<br />
İştirak Ser. Taahhütleri	1.000.000.-<br />
Dönem Net Karı		     19.600.-<br />
Geçmiş Yıllar Karları		1.250.000.-<br />
N.Ç.S. Fon Kull.Top.							10.069.600.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDEKİ ARTIŞ			71.190.400.-</p>
<p>2. Değişimlerin Sadece Fon Hareketi Yaratışları Göz Önünde Tutularak Tablonun Tanzimi<br />
a.  Ana   Kaidenin   Kalemlere  Uygulanışı<br />
Net çalışına sermayesinde değişini tablosunun bu tarzda hazırlanışında da birinci kısım aynı basit usulde belirtilen esasa dayanır. Yani, dönen varlık artışları ile kısa vadeli yabancı kaynak azalışları net çalışma sermayesini arttırdığı, dönen varlık azalışları ile kısa vadeli yabancı kaynak artışları net çalışma sermayesini azalttığı kabul edilir. Hu kaide net değeri bilinen kalemlerde sadece bu net değere uygulanır. Tekdüzen hesap planına göre dönem kârından hesaben ayrılan Vergi ve Diğer Yasal yükümlülük Karşılıkları birinci yılda kısa vadeli yabancı kaynak olarak net çalışma sermayesini azaltacak şekilde düşülür ve sonra da aynı şey ikinci yılda da Ödenecek Vergi ve Fonlar adıyla tekrardan düşülürse ödenen vergilerin fon kullanımlarında gösterilmesi mümkün olma/.. Bu nedenle Borç ve Gider Karşılıkları&#8217;nı kısa vadeli yabancı kaynaklarda her iki yıl bakımından vergi karşılıkları kadar az göstermek gerekir.<br />
Tablonun   ikinci   kısmının   hazırlanışında,   karşılaştırmalı bilançolardaki duran varlık , uzun vadeli yabancı kaynak ve öz kaynak kalemlerinden  artış  ve azalış gösterenler net çalışma sermayesi anlamında fon girişine  ve fon çıkısına neden oldukları kadarıyla fon kaynağı veya fon kullanımı sayılırlar. Bu nedenle &#8220;duran varlıklardaki azalışlar ile uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki artışlar dönen varlıkları  artırdıkları veya kısa vadeli yabancı kaynakları azalttıkları oranda fon kaynağı duran  varlıklardaki artışlar ile uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki azalışlar dönen varlıkları azalttıkları veya kısa vadeli  yabancı  kaynakları arttırdıkları oranda fon kullanımı&#8221; olduğu genel kaidesi uygulanırken son yılın gelir tablosu ile ek bilgilerden de yararlanılarak su hususlar belirlenir:<br />
Artış ve azalışı hiç fon harekeli yaratmayan kalemler<br />
Ödenen temettüler, ikramiyeler ve vergiler,<br />
Artış ve azalışı kısmen fon kaynağı veya fon kullanımı olarak kabul edilecek kalemler,<br />
Artış ve azalışı olduğu gibi fon kaynağı veya fon kullanımı olarak kabul edilecek kalemler.<br />
Artış veya Azalışı Hiç Fon Hareketi Yaratmayan Kalemler<br />
Karşılaştırmalı bilançolardaki artış ve azalışları tamamen kendi içlerindeki dönüşümden veya kendi aralarındaki ilişkiden doğan duran varlık,uzun vadeli yabancı kaynak ve öz kaynak kalemleri net çalışma sermayesi açısından bir fon harekeli yaratmaz. Çünkü bunlardaki değişim net çalışma sermayesini arttırıcı veya azaltıcı yönde döner aktifleri veya kısa vadeli yabancı kaynaklan etkilemez Bu konuda örneğimizin  uzun vadeli Alınan diğer  avanslardaki  azalışını ele alabiliriz. Sekizinci yevmiye maddesinden de anlaşılacağı gibi bu kalemdeki azalma maddi duran varlık olan Demirbaşların çıkışıyla olmuştur. Yasal yedeklerdeki artışın da onikinci yevmiye maddesiyle fon hareketine neden olmadığı açıklanabilir.<br />
Birikmiş amortismanlar kalemindeki artış veya azalış da net çalışma sermayesi açısından bir fon kaynağı yaratmaz. Fakat bunun yerine maddi duran varlıklar ile maddi olmayan duran varlıkların amortisman giderleri hayali oldukları halde dönem kârını azaltmışlardır. Bu bakımdan son yılın amortisman giderlerinin gelir tablosundan veya ek bilgilerden bulunup son yılın dönem kârına eklenmesi veya dönem zararından düşülmesi gerekir. Bu durumda düzeltilmiş dönem kârı fon kaynağı olurken, amortisman gideri dönem zararından düşüldüğünde zarardan kalan olursa o fon kullanımı veya amortisman gideri dönem zararını aşarsa aşan kısım kâr olup fon kaynağı sayılır. Örneğimizde son yılda   dönem   kârı   vardır;   yirmi üçüncü   yevmiye   maddesinden amortisman giderlerini alıp işlemi buna göre yaparsak düzeltilmiş dönem kârını aşağıdaki gibi buluruz ve fon kaynağı sayarız:<br />
             1994 Yılı Dönem Kârı		      3.760.000.-<br />
1994 Yılı Amortisman Giderleri Top.   +1.920.000. -<br />
Düzeltilmiş 1994 Yılı Dönem Kârı	      5.680.000.-<br />
Ödenen Temettüler , İkramiyeler Vergiler<br />
Karşılaştırılan yıllardan ilkinin dönem kârından ve hu arada geçmiş yıllar kârlarından ortaklara kâr payı (temettü,) dağıtılmasına karar verilmişse   bunun   Ödenecek   Temettüler   Hesabına,. Ödenecek ikramiyeler Hesabına ve yine ilk yılın .sonunda dûnun kârından ayrılmış vergi ve yükümlülük karşılıkları Ödenecek Vergi ve Fonlar Hesabına devri ikinci yıl içersinde yapılacaktır; halta bunların  ödenmeleri de  ikinci yılda olur. Bu şekilde birinci  yılın dönem karının  kısa vadeli yabancı kaynağa dönüşen kısmı da, dönen varlıklardan ödenen kısmı da net çalışma sermayesini azaltır ve bu nedenle  fon kullanımı sayılır:<br />
Örneğimizin birinci  yıl  dönem net karı olan 2.050.000 – TL  ile geçmiş yıllar karlarındaki  1.250.000-TL’lık  azalmanın 10. ve 15.  günlük işlemleri ile 12. ve 18. yevmiye maddesi aracılığıyla fon kullanımı olduğunu şu şekilde açıklayabiliriz:<br />
Geçmiş Yıllar Karlarından Ödenen Temettü 		1.250.000<br />
1993 Dönem Karından Ödenen Temettü			1.250.000</p>
<p>Ödenen Temettüler Toplamı					2.500.000<br />
1993 Dönem Karından Ödenen Vergi			1.150.000<br />
Ödenen Temettü ve Vergi Toplamı				3.650.000<br />
Artış Ve Azalışı Kısmen Fon Kaynağı Veya Fon  Kullanımı Olarak Kabul Edilecek  Kalemler<br />
	Duran varlıklardaki, uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki artış veya azalışların nedeni  hem dönen varlıklar veya  kısa vadeli  yabancı kaynaklar, hem de içlerindeki  veya aralarındaki değişimler olabilir.  Bu durumda  duran varlıkların, uzun vadeli yabancı kaynakların ve öz kaynakların sadece   dönen varlıkları veya kısa vadeli yabancı kaynakları artırdıkları veya  azaldıkları tutarlar üzerinde fon kaynağı veya  fon kullanımı sayılmaları gerekir. Bu konuda örneğimizdeki demirbaşları 2.000.000 liralık  azalışıyla ele alabiliriz. 6. günlük işlem ve 8. yevmiye maddesi dikkate alınarak maddi duran varlıktaki bu azalışın kaç lira üzerinden  fon kaynağı olduğu şu şekilde hesaplanabilir: </p>
<p>Demirbaşın satış tutarı			1.500.000<br />
Alınan diğer avanslar (Uzun vadeli)		  -500.000<br />
Alacak senetleri şeklinde dönen<br />
Varlıklara Giren Fon (Demirbaşlar)		1.000.000<br />
	Bir milyon lira üzerinden fon kaynağı kabul edilen  demirbaşlardaki  azalış,  aynı zamanda defter değeri olan (2.000.000-960.000=) 1.040.000 lira ile 1.500.000 lira satış tutarı arasındaki 460.000 TL satış karını içermektedir.  Bu karın iki defa kaynak gösterilmemesi için 1994 dönem karına düşürülmesi gerekir. Şöyle ki ;<br />
1994 dönem Karı				   3.760.000<br />
1994 Yılı Amortisman Giderleri Top.	+1.920.000<br />
						  5.680.000<br />
Döşeme ve Demirbaş Satış Karı  		  &#8211; 460.000<br />
Düzeltilmiş 1994 yılı Dönem Karı                   5.220.000<br />
	Bu hesaplamaya göre  1994  dönem karının  son düzeltilmiş hali olarak 5.220.000 TL üzerinden fon kaynağı gösterilmesi gerekir.<br />
Artış Ve Azalışı Olduğu Gibi Fon Kaynağı Veya Fon Kullanımı Olarak Kabul Edilecek Kalemler<br />
	Net çalışma  sermayesi tablosunun ikinci  kısmı hazırlanırken ilk önce  fon hareketi yaratmayan, kısmen fon hareketi yaranan ve ödenen temettüler , ikramiye, kazanç vergisi belirlenerek tabloda yerlerine konur. Bütün bunlar bittikten sonra duran varlıklardaki, uzun vadeli yabancı kaynaklardaki ve öz kaynaklardaki ele alınmamış diğer artış ve azalışlar  genel kaideye göre, (Aktif azalışları ve pasif artışları fon kaynağı;  aktif artışları ve  pasif  azalışları fon kullanımı) fon kaynağı veya fon kullanımı olarak tablodaki yerlerini kendi artış ve azalış tutarıyla alırlar.<br />
b. Örnek Net Çalışma Sermayesinin Değişim Tablosunun Tanzimi<br />
	Tablonun birinci  kısmında değişmeyen genel kaide olarak dönen varlıklar ve kısa vadeli yabancı kaynaklardaki artışların ve azalışların net çalışma sermayesini artırdığı veya azalttığı yönünde uygulayarak; tablonun ikinci kısmını  , yukarda  dört başlık halinde,  fon kaynakları ve fon kullanımları ile ilgili  ana kaideye  duran varlıkların, uzun vadeli yabancı kaynakların  ve öz kaynakların  artış ve azalışlarına uygulayarak  belirlediğimiz sonuçları (S)  işletmesinin 1994 yılına ait net çalışma sermayesinde değişim tablosunu  aşağıdaki gibi tanzim ederiz.<br />
	(S) İşletmesinin 1994 Tarihli Net Çalışma Sermayesinde Değişim Tablosu<br />
								Net Çalışma Sermayesinde<br />
Kalemler 			1993			1994		Artış		Azalış<br />
DÖNEN VARLIKLAR<br />
Kasa				  1.316.000.-		21.231.000.-	 19.915.000.-<br />
Bankalar			  2.102.000.-		12.102.000.-	 10.000.000.-<br />
Ticari Alacaklar (Net)		17.155.000.-		50.775.000.-	 33.620.000.-<br />
Alıcılar			17.355.000.-		51.155.000.-<br />
Eski: Şüph.Al.Krş.		     200.000.-		     380.000.-<br />
Diğer Alacaklar<br />
Alacak Senetleri					  1.000.000.-	   1.000.000.-<br />
Ticari Mallar			17.344.000.-		  42.344.00.-	 25.000.000.-<br />
Gel.Ayl.Ait.Gid.		     100.000.-		  1.200.000.-	   1.100.000.-<br />
	Dön.VarTopl.		38.017.000.-	          128.652.000.-	 90.605.000.-<br />
KISA VAD.YAB.KAYN:<br />
Banka Kredileri		  2.250.000.-		     250.000.-	  2.000.000.-<br />
Uz.Vd.Krd.Ana.Tak.veFaiz				  1.000.000.-			  1.000.000.-<br />
Borç Senetleri			  1.680.000.-		23.000.000.-		            21.320.000.-<br />
Satıcılar			12.374.000.-		  7.074.000.-	  5.300.000.-<br />
Diğer Çeşitli Borçlar		     366.000.-		  3.110.000.-		       	  2.845.000.-<br />
Personele Borçlar 					     580.000.-		         	     580.000.-<br />
Öd.Vergi ve Fonlar					     135.000.-		          	     135.000.-<br />
Öd.Sos.Güv.Kesin.					     285.000.-		          	     285.000.-</p>
<p>Kısa Vd.Yb.Kyn.T.		16.697.000.-		35.535.000.-	  7.300.000.-	26.165.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SER.	21.347.000.-		93.117.000.-	97.935.000.-	26.165.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDEKİ ARTIŞ			71.770.000.-<br />
							97.935.000.-	97.935.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ FON KAYNAKLARI:<br />
	Düzeltilmiş Dönem Kârı					 5.220.000.-<br />
	Demirbaşlar							 1.000.000.-<br />
	Borç Senetleri						           50.000.000.-<br />
	Ödenmemiş Sermaye					           27.500.000.-<br />
	N.Ç.S.Fon Kaynak.Top.				           89.720.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ FON KULLANIMLARI:<br />
	Ödenen Temettü, İkramiye ve Vergi				 3.650.000.-<br />
	Alıcılar							 5.000.000.-<br />
	Gelecek yıllara ait giderler					 1.300.000.-<br />
	Banka Kredileri						 1.000.000.-<br />
	İştirak Sermaye Taahütleri					 1.000.000.-<br />
	N.Ç.S.Fon Kull.Top.					           11.950.000.-<br />
	Net Çalışma Sermayesindeki Artış			           71.770.000.-<br />
	Tablonun ikinci kısmında fon kaynaklarının ve fon kullanımlarının faaliyet sonucundan mı, duran varlıklar, uzun vadeli yabancı kaynaklar ve öz kaynaklardan mı, ödenen temettü ve vergilerden mi olustuğunu ve fon kaynakları ile fon kullanımları arasındaki ilişkiyi daha iyi görebilmek için gruplandırılmaya gitmek faydalı olur. Tablonun birinci kısmı aynı kalacağına göre ikinci kısmını tek düzen hesap planına dayanarak aşağıdaki gibi tekrar düzenleyebiliriz.<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ FON KAYNAKLARI:<br />
	FAALİYET SONUCU:<br />
		Düzeltilmiş dönem kârı 			             5.220.000.-<br />
	DURAN VARLIKLAR:<br />
		Demir başlar 						 1.000.000.-<br />
	UZUN VADELİ YABANCI KAYNAKLAR:<br />
		Borç senetleri 					           50.000.000.-<br />
	ÖZ KAYNAKLAR:<br />
		Ödenmemiş Sermaye				    	27.500.000.-<br />
		N.Ç.S.Fon Kaynaklar				           		83.720.000.-<br />
	NET ÇALIŞMA SERMAYESİ FON KULLANIMLARI:<br />
	ÖDENEN TEM.,VERGİ VE İŞTEN ÇIKAN DEĞERLER:<br />
		Ödenen Temettüler 					2.500.000.-<br />
		Ödenen Vergiler					1.150.000.-<br />
		Ödenen Temettü Ve Vergi Toplamı			3.650.000.-<br />
	DURAN VARLIKLAR:<br />
		Alıcılar						5.000.000.-<br />
		Gel.Yıllara Ait Giderler				1.300.000.-<br />
		Duran Varlıklar Toplamı				6.300.000.-<br />
	UZUN VADELİ YAP.KAYNAKLAR:<br />
		Banka Kredileri 					1.000.000.-<br />
		İş.Sen.Taahütleri 					1.000.000.-<br />
		Uz.Vat.Yb.Kyn.Top.					2.000.000.-<br />
		N.Ç.S Fon Kullanımları 					11.950.000.-<br />
	NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDE ARTIŞ:			71.770.000.-<br />
c. Örnek Net  Çalışma Sermayesinde Değişim Yorumu<br />
Tablonun Birinci Kısmının Yorumu<br />
	1994 yılı itibariyle net çalışma sermayesinde 71.770.000 TL’lık artış şeklinde bir değişiklik olmuştur. Bu artış 1993 yılında  21.347.000 TL’lık  net çalışma sermayesi varken  1994’te de  93.117.000 TL’lık  net çalışma sermayesine ulaşılmakla doğmuştur. Görüldüğü gibi bu artış küçümsenemeyecek  büyüklüktedir. Net çalışma sermayesinin artışı tamamen  dönen varlıkların etkisiyle olmuştur, denebilir. Özellikle kasa, banka ve alacaklar gibi likit  kalemler ile mal gibi satış konusu unsurların çoğunlukta oluşu net çalışma sermayesinin işlerliğini göstermesi bakımından çok iyidir. Ancak artışın büyüklüğü net çalışma sermayesinde  atıllığa  yol açar mı sorusunu  akla getirmektedir.<br />
Tablonun İkinci Kısmının Yorumu<br />
	Fon Kaynaklarının Yorumu:  İşletme net çalışma sermayesi için  toplam 83.720.000 liralık  fon kaynağı yaratmış durumdadır. Bu kaynağın en büyük kısmı önce  borç senetleri,  sonra da ödenmemiş sermaye tarafından  oluşturulmaktadır. Daha sonra 5.220.000 TL ile  dönem karı ve 1.000.000 TL ile de  demirbaş satışı gelmektedir. Bunlardan duran varlıkların elden çıkarılmayışı  bakımından demirbaşların az oluşu iyi iken, dönem karı ile çok miktarda fon yaratılmamış olması iyi değildir. Ortaklardan sermaye paylarının geri kalan kısmının tahsil edilmiş  olması artan net çalışma sermayesi bakımından yeterli kabul edilip,  aşırı bir borçlanmaya (Borç senetleri) gidilmeyebilirdi. Kaldı ki tablonun birinci kısmında ve ikinci yevmiye maddesinde görüldüğü gibi, bu, çok mal alınmasından doğmuştur.<br />
	Fon Kullanımlarının yorumu: İşletme 1994 yılında  net çalışma sermayesi anlamında toplam 11.950.000 liralık fon kullanmıştır. Bunun 5.000.000 lirayla  alıcılar , 3.650.000 lirayla ödenen temettü ve vergiler  en büyük kısmını oluştururken daha sonra  sırasıyla gelecek yıllara ait giderler,  banka kredileri ve iştirak taahhütleri gelmektedir. Satışları artırmak düşüncesiyle uzun vade  ile kredili mal  satılması olumlu karşılanır; özellikle net çalışma sermayesi miktarca ve likit yapı bakımından kuvvetli olduğu için bu durumu daha normal sayabiliriz. İşletmenin 1993 yılı dönem karı ve geçmiş yıllar karlarından ortaklarına temettü dağıtılması sermayedarları işletmeye  bağlayacak bir hareket olup, net çalışma sermayesi de bu nedenle  gücünden bir şey kaybetmiş değildir. Envanter bilgilerinden ikincisi ile yirmi dördüncü yevmiye kaydında banka kredilerinin vade  yaklaşması  nedeniyle kullanımlar arasında  yer aldığını görmekteyiz ki,  bu durum çok normaldir. Gelecek yıllara ait giderler kalemine yatırım yapılması ile  iştirak taahhütlerinin ödenmesinin net çalışma  sermayesi açısından bir problem yaratmadığı açıktır.<br />
Kaynak-Kullanım İlişkisi: İşletmenin 1994 fon kaynakları toplamı 83.720.000 lira iken fon kullanımları toplamı 11.950.000 liradır. Buda gösteriyor ki, işletme yıl içinde sağladığı fonlarla harcamalarını yaptığı gibi, büyük bir kısmını da ilk yılın net  çalışma sermayesine ekleyerek 71.770.000 liralık bir satışla ikicin yılda 93.117.000 liralık net çalışma sermayesine ulaştırmıştır. Bu bakımdan durum işletme lehinedir, fakat tek sorun net çalışma sermayesinin çalıştırılamayacak büyüklüğe erişmiş olmasıdır. İşletmenin dağıttığı temettü ile vergileri yılın dönem kârıyla karşılayabilmiş olması çok iyidir. Kullanımdaki alıcılar kaynak kısmında yer alan ve mal alımından doğan borç senetleriyle karşılanmış  olup, ikisinin de uzun vadeli oluşu durumu normal saymamızı gerektirir. Vade yaklaşması nedeniyle kullanımlar arasında yer alan banka kredilerini bir kenara bıraktığımızda, gelecek yıllara ait giderler ile iştirak taahütlerinin kaynaktaki ödenmemiş sermayeden sağlanan fonlarla finanse edildiğini görmekteyiz ki, bunların küçük tutarlarda olması ve net çalışma sermayesinin yeterli miktarda ve yapıda olması bakımından durum çok normaldir.<br />
	Sonuç olarak diyebiliriz ki, bu işletme 1994 yılında net çalışma sermayesi açısından gereğinden fazla ve borç senedi gibi gereksiz kaynaktan fon yaratmıştır. Bu kadar büyük net çalışma sermayesi artışına karşılık kapasite artışı yaratacak bir kullanım yeri olmamıştır. Bu bakımdan işletmenin dönem varlıklarını çok iyi çalıştırıp verimliliğini artırması gerekir, aksi halde dönem kârı ile fon yaratma güçünü artıramayacağı  gibi ilerde mevcut net çalışma sermayesinin miktarca ve unsurlarca bozulma olasılığı ile karşı karşıya kalabilir. </p>
<p>(L)ANONİM ŞİRKETİNİN 31.12.1985 TARİHLİ NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDEKİ DEĞİŞİM TABLOSU	   </p>
<p>	31 ARALIK		NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDE	   </p>
<p>Kalemler	1984	1985	 	ARTIŞ	AZALIŞ<br />
DÖNER AKTİFLER:<br />
Kasa	  79.602.000.-	  49.772.000.-	 		29.830.000.-<br />
Alacaklar,net	213.080.000.-	384.300.000.-	 	171.220.000.-<br />
Stoklar	548.708.000.-	562.582.000.-	 	  13.874.000.-	     798.000.-<br />
Peşin öd.gierler	    9.724.000.-	     8.926.000.-<br />
dön.akt.topl.	851.114.000.-	   1.005.580.000.-	 	185.094.000.-	30.628.000.-	   </p>
<p>DÖNER BORÇLAR:<br />
Borçlar	33.728.000.-	   74.752.000.-	 		41.024.000.-<br />
Banka kredileri		   40.000.000.-	 		40.000.000.-<br />
Alınan kaporalar	52.794.000.-	  56.380.000.-	 		  3.586.000.-<br />
Ödenecek temettütler	100.000.000.-	100.000.000.-<br />
Ödenecek vergi ve harç.	27.324.000.-	  21.904.000.-	 	5.420.000.-<br />
dön.borç.topl.	213.846.000.-	293.036.000.-	 	5.420.000.-	84.610.000.-<br />
NET ÇALIŞMA SERMAYESİ	637.268.000.-	 712.544.000.-	 	190.514.000.-	115.238.000.-	   </p>
<p>NET ÇALIŞMA SERMAYESİNDEKİ ARTIŞ				  75.276.000.-<br />
 		19.514.000.-	190.524.000.-	   </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/net-calisma-sermayesinde-degisim-tablosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BANKALARIN KREDİ VERMEDE KULLANDIKLARI KRİTERLER</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/bankalarin-kredi-vermede-kullandiklari-kriterler/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/bankalarin-kredi-vermede-kullandiklari-kriterler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:04:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/bankalarin-kredi-vermede-kullandiklari-kriterler/</guid>
		<description><![CDATA[BANKALARIN KREDİ VERMEDE KULLANDIKLARI KRİTERLER
Krediler ve Teminatlar 
Bankaların müşterilere açtıkları kredi olanaklarıyla ilgili bilgiler, kredinin açılması ve ödemesi ile ilgili kavram ve koşullar konusunda herhangi bir yanlış anlamanın önlenmesi amacıyla oldukça açık ve net olmalıdır. Bu bilgilerde olması gerekli özellikler aşağıdaki gibidir:
a.	Her türlü krediye uygulanabilir faiz oranı,
b.	Komisyonlar, giderler ve ilave yükümlülükler,
c.	Vergiler ve yükümlülüklerin türü, miktarı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BANKALARIN KREDİ VERMEDE KULLANDIKLARI KRİTERLER<br />
Krediler ve Teminatlar <br />
Bankaların müşterilere açtıkları kredi olanaklarıyla ilgili bilgiler, kredinin açılması ve ödemesi ile ilgili kavram ve koşullar konusunda herhangi bir yanlış anlamanın önlenmesi amacıyla oldukça açık ve net olmalıdır. Bu bilgilerde olması gerekli özellikler aşağıdaki gibidir:<br />
a.	Her türlü krediye uygulanabilir faiz oranı,<br />
b.	Komisyonlar, giderler ve ilave yükümlülükler,<br />
c.	Vergiler ve yükümlülüklerin türü, miktarı ve oranı,<br />
d.	Faizin doğduğu dönem,<br />
e.	Faizin hesaplanacağı zaman (gün, ay ya da yıl sayısı),<br />
f.	Vadesi gelen faizin hesaplanma yöntemi ve müşteriye olan maliyeti,<br />
g.	Gecikme faizi, hesaplanış yöntemi ve faiz üzerinde alacaklı ile anlaşılmasının söz konusu olduğu durumlar,<br />
h.	Müşterinin sözleşmedeki limitleri aşması durumunda yapılacak işlemler,<br />
i.	Erken ön ödeme olasılığı, dönemi ve herhangi bir işlem ve bu işlemlerin hesaplanış yöntemi,<br />
j.	Döviz üzerinden borçlanılması durumunda döviz kurlarındaki dalgalanmalardan kaynaklanan riskler ve kredilerin toplam maliyetinde sonradan oluşacak değişiklikler,<br />
·	Döviz kuru ve faiz oranının değişmesiyle risk olasılığı ve bu riskleri karşılamanın maliyeti,<br />
·	Dalgalanır faiz oranının varlığı halinde yapılan kredi sözleşmeleri: Başlangıç oranı, dalgalanmaların sebebi, olası dalgalanma frekansı, hangi yöntemle hesaplandığı, faiz oranındaki değişmeler konusunda müşterilerin uyarıldığı durumlar, kredinin toplam maliyetini etkileyecek diğer faktörler.<br />
Bir kredi başvurusu söz konusu olduğunda, bankalar aşağıdaki konularda müşterilerin bilgi vermesini isteyeceklerdir.<br />
a.	Müşterilerin ve kefillerin yaşı, uzmanlık alanları ve medeni durumları,<br />
b.	Yukarıda bahsedilen kişilerin finansal durumu ve varlıkları,<br />
c.	Müşterilerin bankaya karşı olan yükümlülüklerini yerine getirebilme yeteneği.<br />
 Bu gibi bilgilerle ilgili temel kaynaklar müşterilerin tamamlayacağı, imzalayacağı başvuru belgeleri ve diğer belgelerdir. Bankanın müşteriyle ilgili geçmişteki kayıtları, karşılıksız çek protesto bilgileri ve diğer bankalardan ya da kredi kurumlarından ya da veri tabanlarından sağlanan bilgiler bankanın işlemlerine temel oluşturur. <br />
Eğer banka, müşterisiyle ilgili finansal ya da işle ilgili bir bilgiyi herhangi bir diğer banka ya da finansal kuruluşa vermesi gerekirse müşterinin yazılı izninin alınması gerekmektedir. Bu durumda, müşterinin bankaya yazılı olarak yetki vermesi gerekmektedir.<br />
 Kredi sözleşmesi imzalanmadan önce, müşterilerden sözleşmeyi dikkatlice okumaları istenir. Müşteriler, banka çalışanları tarafından sözleşmeyle ilgili olarak bilgilendirilmelidir.<br />
Bankalar, müşterilerini kredi taleplerinin maliyeti ve zamanı konusunda bilgilendirmelidir.<br />
Bankalar, müşterilerini başvurularının kabul edilip edilmediği konusunda bilgilendirmelidir. Ancak bankaların müşterilere bu konuda ayrıntılı açıklama yapma yükümlülüğü yoktur.<br />
Kredilerle ilgili olarak 3. kişilerin kefaleti söz konusu olduğunda, bankaların 3. kişileri yasal hak ve yükümlülükleri konusunda bilgilendirme yükümlülüğü vardır. </p>
<p>KAYNAKÇA<br />
Garanti Bankası, Etik Prensipler, İstanbul, (Aralık 1997). <br />
New Zeland Bankers&#8217; Association, Code of Banking Practice 2 nd ed.,(November 1996). <br />
Hellenic Bank Association, Code of Banking Ethics, 1997. <br />
4389 Sayılı Bankalar Kanunu. <br />
Asiye Tecirli, &#8220;Bankacılıkta Ahlak Kodları&#8221;, Basılmamış Çalışma Notları. <br />
Ayşegül Öker, “Bankacılıkta Etik Prensipler”, Basılmamış Çalışma Notları. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/bankalarin-kredi-vermede-kullandiklari-kriterler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Envanterin 6 rekabet parametresi ile gizli ilişkileri</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/envanterin-6-rekabet-parametresi-ile-gizli-iliskileri/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/envanterin-6-rekabet-parametresi-ile-gizli-iliskileri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[MRP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/envanterin-6-rekabet-parametresi-ile-gizli-iliskileri/</guid>
		<description><![CDATA[
Envanterin 6 rekabet parametresi ile gizli ilişkileri
  
Envanter, bazılarına göre gereksiz bazılarına göre fazlasının zararı olmayan bir şeydir. Bu yazımızın konusu ise envanterin 6 rekabet parametresi olan “kalite, ürün mühendisliği, düşük maliyet &#8211; yüksek marj, birim başına düşen yatırım, teslim tarihine uyabilmek &#8211; zamanında teslimat, kısa teslim süresi” ile ilişkisini incelemek.
    
Öncelikle nasıl bir problemle uğraştığımıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
Envanterin 6 rekabet parametresi ile gizli ilişkileri</p>
<p>  <br />
Envanter, bazılarına göre gereksiz bazılarına göre fazlasının zararı olmayan bir şeydir. Bu yazımızın konusu ise envanterin 6 rekabet parametresi olan “kalite, ürün mühendisliği, düşük maliyet &#8211; yüksek marj, birim başına düşen yatırım, teslim tarihine uyabilmek &#8211; zamanında teslimat, kısa teslim süresi” ile ilişkisini incelemek.<br />
    </p>
<p>Öncelikle nasıl bir problemle uğraştığımıza bir bakalım :<br />
Envanter, girişler ile çıkışların farkıdır, kısacası “bir faaliyet sonucu kalandır”. Dolayısı ile envanterin yönetimi  giriş ve çıkışın yönetimi demektir. Gördüğünüz gibi envanter oluştuğu andan itibaren sadece depolama faaliyetlerinden ve onların yönetiminden bahsedebiliriz. Uzun yıllar boyunca yapılan çalışmalar ve   yazılan bilgisayar programlarının büyük kısmı depolama ve bu ortamdaki kayıt düzeni üzerine yoğunlaşmıştır. Aslında giriş ile çıkışları % 100 yönetebilseydik envanter diye bir kelime bile olmazdı.<br />
Bizler, envanterin varlığına aşağıdaki fonksiyonları yerine getirebilmek için ihtiyaç duyarız :<br />
Envanterin 6 Fonksiyonu<br />
·1	Transit(taşıma) <br />
·2	Hız dengeleme (iş merkezleri arası) <br />
·3	Parti büyüklüğü <br />
·4	Tahminler <br />
·5	Mevsimsel etkiler <br />
·6	Beklenmedik durum<br />
Envanteri bu 6 fonksiyon için, genellikle 4 değişik formda bulundururuz.<br />
Envanterin 4 Formu<br />
·1	Hammadde (RAW)  <br />
·2	İmalat içi (WIP) <br />
·3	Ürün (F.G) <br />
·4	Tamir / Yedekparça stokları<br />
Envanter, 6 değişik ihtiyacı 4 değişik formda ve 4 farklı lokasyonda bulunarak karşılar.<br />
Envanterin 4 lokasyonu<br />
·1	Satıcıda (Satınalma sisteminde)  <br />
·2	Fabrikamızda  <br />
·3	Yolda ve diğer depolarımızda  <br />
·4	Satıcılarımızda (Satış noktaları, mağazalar)<br />
Dolayısı ile envantere 96 (6 x 4 x 4) farklı konumda rastlarız.<br />
Envanteri yönetebilmenizin yolu bu 96 noktanın kendinizce önemli olanlarını seçerek, onları etkin yönetebilmekten geçer. Yönetilmeyen envanterin işletme üzerindeki etkisi bazen çok yavaş bir süreç içinde ortaya çıkar. İşletmeler bu problemi fark ettiklerinde vakit epey ilerlemiş olabilir.<br />
Yönetilmeyen envanter, önce firmanın temel rekabet parametrelerini tahrip eder. Bu tahribat zamanla satışların azalması, maliyetin artması gibi kanallardan bilanço-yatırım karlılığı-nakit akış ölçeklerine yansır. İşletmeler, genellikle bu aşamada problemi sorgulamaya başlar. Ancak çoğu kez kötü envanter yönetiminin dışında, daha kolay çözülebilecek bir başka sebep bulurlar.<br />
Bu çalışmada göstermek istediğimiz envanterin bu üç temel ve parasal ölçek ile izlenemeyen ancak firmanın temel yaşam parametreleri üzerine etkisidir. Bunun için önce imalat içinde izlenebilecek 3 farklı yaklaşımın envanter üzerindeki etkisini inceleyeceğiz.<br />
En yüksek ve en düşük envanter yaratan senaryolar &#8230;<br />
İşletmemizin lokal performans kriterlerine göre bir ürünü 1000’lik partiler ile üretmemiz gerekiyor olsun.”<br />
(Bunun bir çok nedeni olabilir, örneğin işlemlerin yapılacağı iş merkezlerindeki set-up süreleri uzun olduğu için miktarı az işleri yapmanın ekonomik olmadığını düşünüyor olabiliriz.)<br />
Üretimin 5 aşamalı olduğunu ve aşağıda verilen süreler içinde gerçekleşeceğini düşünelim. Buna göre ürünümüzün bitişi 111 gün sürecek, ilk ürün ise yaklaşık olarak 80. Gün çıkacak (OP-5’in başladığı gün).<br />
      	   </p>
<p>   <br />
Bu durumda 1000 adetlik üretim için gereken hammaddeler işletme içine tek seferde gönderilir ve ortalama (en az) 95 gün orada kalır.<br />
Yukarıda da görüldüğü gibi son operasyon 80’inci gün başlar ve 111!inci gün biter. Dolayısı ile ilk ürün en iyi şartlar ile (1000 lik partilerin hiçbir operasyon önünde beklemediği durumda) 80’inci gün kapıdan çıkar ve 101’inci gün tamamlanır. Yukarıdaki operasyon sıralaması Bitir-Başla (Finish &#8211; To &#8211; Start) mantığındadır ve Set-Up işleminin bir kez yapılmasına dayanmaktadır.<br />
Şimdi en başta varsaydığımız her operasyonda 1000 adet üretmeliyiz kuralını biraz değiştirelim ve bazı operasyonlarda 250 adet olabileceğini düşünelim.<br />
Bu şekilde çalıştığımızda bazı operasyonlarda birden fazla Set-Up yapma ihtimali ortaya çıkıyor, ancak operasyonlarımızdan 3’üncüsü hiç kesintisiz çalışmalı. Bunun nedeni o operasyonun aynı zamanda bu zincirdeki sınırlayan operasyon olması (hemen hemen her zaman sınırlayan bir operasyon vardır).<br />
Aşağıdaki sonuca göre ürünümüzün teslim süresi nerede ise yarıya indi (111 günden 60 güne), işletme içindeki envanterin taşınma süresi ise yaklaşık 95 günden 56 güne indi<br />
    	   </p>
<p>3. Yaklaşım OVERLAPPING &#8230;<br />
Operasyonlarda işlem görecek parti büyüklüğünü değiştirmeden de teslim süresini etkileyebiliriz. Aşağıda   Bitir-Başla yöntemi yerine operasyonların paralel yapılması (overlapping) halinde teslim süresinin 111 günden 80 güne indiğini görmekteyiz.<br />
    	   </p>
<p>   <br />
Bu yöntemleri incelememizin nedeni hangisinin daha iyi olduğunu tespit etmek veya optimumu parti büyüklüğü formülüne ulaşmak değil. Göstermek istediğimiz firma içindeki envanterin bizim iş yapma biçimimizin bir sonucu olduğudur.<br />
Ortaya çıkan diğer önemli netice ise, imalat içindeki (üretim alanındaki) stok miktarının doğrudan doğruya ürünlerin imalat içinde geçirdiği süreye orantılı olmasıdır.<br />
Yukarıdaki sonuç önümüze yeni bir dünya açabilir çünkü imalat alanı içindeki (buna yarımamullerinizi de katabilirsiniz) envanteri düşürmek isteyen bir firmaya izlemesi gereken yolu göstermektedir. Süre kısaltılır ise envanter de azalacaktır.<br />
Şimdi asıl konumuza girebiliriz, rekabet parametrelerini sürekli olarak iyileştirebilmek ile envanter yönetimi arasında bir ilişki var mı ?<br />
Aradığımız sistematik yol envanter yönetiminden geçiyor olabilir mi ?<br />
Acaba envanter, görüldüğünden daha farklı bir şey mi?<br />
Her zaman güvendiğimiz Bilanço, Nakit Akış gibi mali tablolar bize envanter hakkında neler anlatabiliyor ? Envanterin etkileri nerelere kadar uzanıyor ?<br />
Daha az envanter ile çalışmak bize lojistik üstünlük sağlayacak mı?<br />
Bu sorulardan sayfalar dolusu sorulabilir (EOQ &#8211; Economic Order Quantity formülünün faydaları için dünyada 1000’e yakın eser vardır), ancak bunlarla kaybedecek zaman yok.<br />
Şimdi rekabete bir başka gözle, bilanço ve nakit akış gözlüğümüzü bir kenara bırakarak bakalım (kendimizi biri ile kıyaslarken daha zenginiz diye boş bir güven duygusu içine girmeyelim).<br />
Bizim hedefimiz rakiplerimizden daha iyi olmak; bunun için referans noktamız rakiplerimizin durumudur.<br />
Rakiplerimizden daha kısa sürede teslim edebilmenin, bunu daha az kaynak kullanarak gerçekleştirmenin peşindeyiz. Bugün sağlayacağımız lojistik üstünlüğün geçen zaman ile onlar için bir kabus haline gelmesini planlıyoruz ve bunun için kendimize sistematik bir yol arıyoruz.<br />
Bir sonraki bölümde rekabetin 6 parametresi ve bunların envanter yönetimi ile ilişkisini inceleyeceğiz; bakalım aradığımız sistematik yol, envanter yönetiminden geçecek mi?<br />
   <br />
Rekabetin parametreleri &#8230;<br />
·1	ürün mühendisliği  <br />
·2	düşük maliyet &#8211; yüksek marj  <br />
·3	birim başına düşen yatırım  <br />
·4	kısa teslim süresi  <br />
·5	teslim tarihine uyabilmek &#8211; zamanında teslimat<br />
İlerlemeden önce kendimize şu soruyu sormakta yarar var :<br />
Rakibimizin bu özellikleri bizden daha iyi ve nakit akışında da kısa vadede büyük bir problem yok ise bize zaman içinde üstünlük sağlar mı sağlamaz mı?<br />
Eğer bu parametrelerin rekabet oyununda önemli olduğuna inanıyorsanız bunları geliştirebilecek bir sistematik yol bulmak sizin için yararlı olacaktır, şimdi envanter ile bu parametrelerin ilişkilerini çözmeye çalışalım.<br />
    	   </p>
<p>    <br />
kalite hedefi ve yüksek envanter<br />
1000 parçalık (5 operasyonlu) siparişimizin ilk operasyonunda bir hata yapılmış olsun. Bu hata eninde sonunda yakalanacaktır… Ancak ne zaman ?<br />
Yapılan hatanın birinci operasyonda gerçekleştiğini ve son operasyonda tespit edildiğini düşünün, hatanın üzerinden ilk yönteme göre 80, ikinci yöntemde 16, 3. yöntemde ise 49 gün geçmiş olacaktır.<br />
Hata ne kadar geç tespit edilir ise geriye dönüp hatanın sebeplerini bulmak güçleşecek, düzeltilmesinin bedeli ağırlaşacaktır. Örneklerimiz arasında sadece ikincisinde, hata son operasyonda bulunduğunda henüz ilk operasyon bitmemiş durumda. Bu sayede tüm süreci hızla gözden geçirmek, hatanın gerçek sebebini bulmak çok daha kolay. Aynı zamanda hatamızı düzeltme maliyeti çok daha düşük.<br />
Ürünün kalitesini arttıran, aynı zamanda firmamızın kalite maliyetini düşüren senaryo görüldüğü gibi  düşük envanter senaryosu.<br />
Üretim esnasında yapılan hatanın yakalanamadığını ve ürünümüzün dağıtım zinciri içinde gezinmeye başladığını düşünelim (zaman zaman gazetelerde xxx markası ürünlerini geriye alıyor veya ücretsiz olarak servis istasyonlarına çağırıyor diye çıkan haberleri hatırlayın). Bu duruma yüksek envanter ile yakalanırsanız sonuç bir felaket olabilir; küçük partiler ile çalışan ve pazara hızlı reaksiyon gösterebilen bir firma ise bu durumdan daha az etkilenecektir.<br />
Kısaca düşük envanter seviyesi ile çalışan bir firma rekabetin ilk parametresi olan “kalite” alanında rakibine göre daha avantajlı olacaktır.<br />
   <br />
Ürün Mühendisliği ve Envanter Seviyesi<br />
Ürün mühendisliğinin temel amacı daha iyi ürünleri başkalarından daha önce pazara sunabilmek ve avantaj sahibi olabilmektir. Ancak yüksek envanter ile çalışan firmalar bu avantajı ele geçirseler bile faydalanamayabilirler; çünkü onlar, önce deposunda olanı satmak zorundadır.<br />
Bu noktada örneğimize geri dönelim. A firması ilk yöntemi, B firması ise ikinci yöntemi izleyerek üretim yapıyor olsunlar. Her ikiside aynı gün aynı miktarda birbirine çok benzeyen ürünlerinin imalatına başlamış olsun.<br />
İmalat başladıktan 30 gün sonra her iki firmanın mühendisleri önemli bir dizayn değişikliği tasarlasınlar, buna göre maliyet % 20 düşüyor olsun. Bu değişikliğin bir sonraki üretim partisinde değerlendirileceği planlansın.<br />
B firması üretimini 60. gün tamamlayacak ve bunları satmaya başlayacak; A firması ise henüz 3 numaralı operasyonda ve hala daha önünde 51 gün var (A firması 111. gün üretimi tamamlayacak).<br />
B firması yakaladığı avantajın farkında ve derhal ikinci partinin üretimine yeni dizayn ile başladı; 60 gün sonra diğer bir deyimle 120. gün yeni ürünü daha düşük fiyata piyasaya sürecektir. Bu sırada ise A firması hala daha eski teknoloji ve daha pahalı olan ürününü satmaya çalışıyor olacak.<br />
Sizce bu işin sonu nereye varır&#8230;<br />
Ürünlerin hayatı kısalıp, üretim kapasitesi arttıkça yavaş olan A firması rekabet edemez noktaya gelecektir.<br />
Diğer yandan imalat hattındaki bu anlayış kademeli olarak diğer envanter alanlarını da (hammadde, mamül) etkileyeceği için firmanın pazara reaksiyon süresi bir fasit daire içinde artmaya devam eder.<br />
Görüldüğü gibi envanter politikamız, yeni ürünleri dizayn edebilsek bile bunları pazara sunmamızı engelleyebilir. Hiç bir yönetici büyük bir miktarı yok sayıp çöpe atamaz, önce onları değerlendirmeyi düşünecektir. Sonuç tam bir fasit dairedir.<br />
Düşük maliyet / yüksek marj ve envanter politikamız<br />
Bir ürünü rakiplerimizden daha ucuza üretip daha fazla kazanmak bize büyük avantajlar sağlayabilir. Bunun için yaptığımız planların hayata geçirilebilmesi ise bir çok faktöre bağlıdır.<br />
Örneğin teslim süremiz rakiplerimizden daha uzun ise maliyet avantajımızı kolaylıkla kaybediyor olabiliriz. Çünkü bu durumda satış bölümümüz rekabet edebilmek için kısa teslim süreleri vermek zorunda kalır ve biz de bu sorunu fazla mesailer ile çözmeye çalışırız (büyük ihtimalle). Bunun sonucunda planlanan maliyet ile gerçekleşen farklı olacaktır.<br />
Teslim tarihi ile ilgili her problemde ekstra para harcarız (fazla mesai, hızlı ama pahalı sevkiyatlar&#8230;.), sonuçta yetişiriz yetişemeyiz ama bu işler bize planlanmayan masraflar açar ve marjımız azalır.<br />
Çalışma envanterinin yüksekliği ile üretimde geçen süre doğrudan orantılı olduğuna göre, çalışma envanteri fazla mesailerin nedenlerinden biri haline geliyor. Tam bu nokta da bir başka fasit daire var, süre uzadıkça envanter artıyor, envanter arttıkça süre uzuyor. Müşterilerimizi ilgilendirmeyen bu durumun bedelini ise biz ödüyoruz, tabii sadece bir yere kadar. Sonra iş kendiliğinden çözülüyor, sipariş iptalleri yaşamaya başlıyoruz.<br />
Bir Murphy kuralına göre “ne kadar iyi planlarsak planlayalım, ne kadar güvence süresi koyarsak koyalım bir siparişi zamanında bitirmek için fazla mesai gereklidir”.  Ancak gerçek hayat bu kadar da kontrol dışı değildir; eğer gecikmelerimizin gerçek nedenlerini yok etmeye uğraşırsak, Murphy kuralları başkaları için çalışacaktır.<br />
Birim başına düşen yatırım ve envanter politikası<br />
Ayın sonu yaklaştıkça hedefi yakalayabilmek için bir yarış başlar, fazla mesailer artar, kapasitenin yetmediği (genellikle son adımların atıldığı iş merkezlerinde) gündeme gelir. İhtiyaç duyulan kapasite ihtiyaç duyulan zamanda elimizde yoktur ( çoğu kez ). Bu sendromu yaşamayan üretici hemen hemen yok gibidir<br />
Yapılan araştırmalar ise genellikle ters sonuç verir, kapasite açığı var gibi görünen iş merkezlerinin averaj kapasitesi toplam ihtiyacımızın üstünde çıkar. Peki bu çelişkinin sebebi nedir :<br />
Hem var hem yok olan kapasitenin açıklaması da acaba çalışma envanterinin fazlalığı olabilir mi ?<br />
Yüksek envanter bizi ekstra cihaz, saha ve yatırıma sevk edebilir mi ?<br />
Yüksek çalışma envanterine sahip olan firmalarda kapasite yetersizliği genellikle en kötü zamanda (genellikle ay sonlarında) ve sona yakın işlemlerde ortaya çıkar. Fazla mesailer ile sorun çözülmeye çalışılır, eğer çözülemiyor ise ekstra makine yatırımı gündeme gelir. Yükselen envanter aynı zamanda yatırımları da arttırır, bu ise yatırım karlılığını genel anlamda düşürür. Firma, yatırım yaparak bu sorunu çözebileceğini düşünmeye başlar. Yapılması gereken ise çalışma envanterini düşürecek tedbirler almak ve üretimi senkronize etmektir.<br />
Düşük çalışma envanterine sahip olan firmalarda ise boş zamanlar daha düzgün dağılıma sahip olur, ay sonlarındaki sıkışma ise aynı ölçüde olmaz.<br />
Kısa teslim süresi ve yüksek envanter<br />
Kısa teslim süreleri ile çalışan firmalar her zaman daha avantajlıdır, pazar paylarını arttırabilir, fiyatlarını bile daha yüksek tutabilirler.<br />
Fakat bunu başarabilmek için ne yapılmalıdır, acaba çalışma envanterini arttırıp hazır beklemek bir çözüm mü? Bu konuyu uzun uzun tartışmak belki mümkün ama önce ana kuralları hatırlamakta yarar var.<br />
Bir tesisin ortalama teslim süresi aşağıdaki formül ile ölçülür, tek bir siparişin yetiştirilmesi ile değil…<br />
     </p>
<p> 	İmalat alanındaki toplam envanter<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
 	1 günlük ortalama üretim miktarı<br />
Firmanız belli bir siparişi 4 gün içinde teslim edebilir ancak formülün sonucu 45 gün gösteriyor ise muhtemelen bu sonuca erişebilmek için özel tedbirler almışsınız demektir. Aslında bunun anlamı “her ne kadar imalat ağzına kadar dolu ise de bu siparişi aradan çıkartmaktır”.<br />
Bu şekilde uzun süre devam edilemez. Firmanızın rekasiyon süresi artan envanter ile beraber artmaya devam eder (imalatın içi dolu iken bir siparişi yetiştirmek bir başka siparişi geciktirmek anlamına gelir); imalatın acil listeleri zamanla süper acil durumuna girer. Bu süreç firmanızın pazara reaksiyon süresini arttırır, satış bölümünüzün aldığı her yeni sipariş otomatikman acil durumu ile üretimin içine girer.<br />
İmalatın ortalama teslim süresi iyi analiz edilmelidir :<br />
Eğer üretilen nesnelerin tümü (yarımamuller dahil) bitirildiğinde hemen satılacak ise pazarın talebi kapasiteyi aşmış demektir. Bu durumda firmanın izleyeceği yol kapasite arttırmak olabilir.<br />
Eğer üretilenlerin sadece bir kısmı satılacak, üretilmekte olan yarımamullerin de büyük kısmı stoğa girecek ise o zaman ilk önce “fazla olan miktarın niçin üretildiği” sorgulanmalı, bulunan sebeplerin nasıl yok edilebileceği araştırılmalıdır.<br />
Teslim tarihlerine uyumluluk ve envanter politikamız<br />
- Bize hammadde sağlayan satıcılarımız istikrarlı olmadığı için teslim tarihlerimiz de sapmalar oluyor.<br />
- Müşterilerimiz o kadar çok fikir değiştiriyor ki, planlarımız alt üst oluyor.<br />
Her türlü teslim tarihi probleminde bu iki sebepten biri ile suçu başkasına atabilirsiniz; üstelik suçlu o sıralarda yanınızda olmadığı için kullanımları risk içermez.<br />
Ancak unutmayın ki, sizin tedarikçileriniz hakkında söylediğiniz her şeyi müşterileriniz de sizin için söylüyordur. Bu durumdan çıkabilmek için önce aşağıdaki iki noktayı dikkate almak gerekir :<br />
Her işletmede teslim tarihine uyamamak problemi vardır ve çoğu kez sebepleri tamamen dışarıda aranır.<br />
Bu işin tek suçlusu tedarikçiler veya müşteriler olmayabilir.<br />
Aslında durum tümüyle kontrol dışı değildir, kurtulmanın yolu vardır. Şimdi bir varsayım da bulunalım :<br />
“Üretim süresi veya teslime kadar geçecek olan süre uzadıkça belirsizlik artar.”<br />
Örneğin sektörümüzde ki firmaların hepsi belli bir ürüne 2 ay teslim süresi veriyor olsun. Bu durumda o ürünün müşterileri en fazla 70-75 gün önceden siparişlerini kesinleştirir; hiç kimse bir yıl öncesinden kesin sipariş vermez, verse bile 2 aylık döneme yaklaştıkça revize etme hakkı olduğunu düşünür ve revize eder.<br />
Dolayısı ile bu durumda ilk 2 ay içindeki planlar oldukça kesindir. Daha uzun terminli siparişler ise müşterileri tarafından günü yaklaştığında revize edilebilecekleri için aynı kesinliği taşımazlar. Böyle bir ortamda sizin teslim süreniz 90 gün ise (rakibimizden fazla ise) aşağıdaki mekanizma çalışır :<br />
1. Sizin planınızın değişikliğe uğrama ihtimali daha fazladır, çünkü her zaman kısa sürede teslim edecek olan firmaların koşulları pazarı yönlendirir ve sizi bu şartlara uymaya zorlar.<br />
2. Size malzeme sağlayan firmaların planları da sizinkisi ile beraber değişeceği için verdikleri hizmet seviyesinin düşmesi normaldir. Müşterilerinizin size yaptığını siz de onlara yapmaya başladığınız için normal çalışan bir firmaya göre daha kötü şartları kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.<br />
“Üretimde veya teslime kadar geçecek olan süre uzadıkça belirsizlik artar” demiştik. Üretimde geçen süre ile envanterin miktarı arasındaki fasit daireyi de daha önce görmüştük, peki çözüm ne ?<br />
Çözüm, siparişle teslimat arasındaki süreyi kısaltmaktır, bu süre kısaldıkça sorunlar azalır ve zincirleme reaksiyonlar gerçekleşmez, fasit daireden çıkılır. Kisaca envanter yönetim politikamız envanteri azalttıkça (veya süre yönetim politikamız süreyi azalttıkça) sipariş teslim süremiz kısalacak, zincirleme reaksiyonlar son bulacaktır.<br />
Envanter ile 6 rekabet parametresi arasındaki ilişkiyi incelerken ortaya çok önemli bir başka sonuç çıktı :<br />
“üretimde geçen süre ile çalışma envanteri aynı şeylerdir&#8221;<br />
Süre ile envanter beraber hareket eden, birbirlerinin aynadaki görüntüleridir, üstelik imalat içi envanterin (sürenin) artışı envanterin var olabileceği her yeri etkiler, sadece imalatın içinde kalmaz, örneğin…<br />
7 günlük çalışma envanterine (imalat alanı içindeki stok) sahip olan bir firma en fazla 10 günlük bitmiş ürün stoğu tutarak bütün talep dalgalanmalarına cevap verebilir&#8230; (çünkü yeni bir şeyi 1 haftada yeniden üretebilmektedir). Buna karşılık 3 aylık çalışma envanterine sahip olan bir firma ise ya satış yapamaz ya da yaklaşık 5 aylık satışı karşılayabilecek bir stok tutmak zorunda kalır. <br />
 Fazla çalışma envanteri hammadde stok seviyelerinin de yüksek olmasına yol açar. Çünkü daha büyük partiler halindeki üretim doğal olarak bir seferde daha fazla hammaddeye ihtiyaç duyar. Bu tip firmalar doğal olarak daha büyük partiler halinde hammadde alır, güvenlik stokları da bu anlayışa uygun düzenlenmiştir.<br />
Bu sorundan arınmak niçin kolay olmuyor ?<br />
Bunun birkaç nedeni var :<br />
- Envanter, uzun yıllar boyunca pozitif bir varlık olarak görülmüş ve firmalar bu konuya fazla dikkat etmemiştir. Ülkemizde ise geçmişteki yüksek enflasyon ve ithalat güçlükleri firmaların envantere bakış açısını fazlası ile etkilemiştir.<br />
- Envanter, yönetilmesi güç bir varlıktır, özellikle üretim yapan firmalarda çok karmaşık zincirlerin içinde yer alabilir.<br />
- Envanter, beklenmedik durumlara karşı bir sigorta gibi görülür.<br />
- Kötü yönetilmesi sonucundaki kayıplar tam hesaplanamadığı veya kader olarak nitelendirildiği için problemin üzerine sistematik gidilmemiştir.<br />
- Kullanılmakta olan bilgisayar yazılımları ve metodlar yönetmek için değil izlemek ve kayıt tutmak için dizayn edilmişlerdir. Firmaların elinde envanteri yönetebilmek için gereken otomasyon araçları yoktur.<br />
Çözüme nasıl ulaşılır ?<br />
Çözüm, problemi doğru tanımlamak ve doğru yöntemleri sistemli olarak kullanmaktan geçiyor. Örneğin firmalar, MRP ve Synchronous Manufacturing gibi yöntemleri kullanarak bu alandaki şikayetlerini belirgin ölçüde azaltabilir. Envanterde kayıt doğruluğu, firma içi entegrasyonun, satış-üretim-tedarik zincirinin otomasyonu gerçekleştirildiğinde problemler de azalacatır.<br />
    </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/envanterin-6-rekabet-parametresi-ile-gizli-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BASİT  REGRESYON  PROJESİ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/basit-regresyon-projesi/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/basit-regresyon-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/basit-regresyon-projesi/</guid>
		<description><![CDATA[BASİT  REGRESYON  PROJESİ
Piyasaya yeni bir klima çeşidi sunmak isteyen bir işletme atmosferik ölçümlere dayanan bir araştırmaya ihtiyaç duymuştur.Bu araştırmada hava sıcaklığındaki değişimin ölçülen karbon dioksit (CO2) miktarına bağlı olarak değişip değişmediği incelenmek istenmektedir.1967-1995 yılları arasındaki bu değerler incelemeye alınmıştır ve değerler aşağıda gösterildiği gibidir.Çıkacak sonuca göre piyasaya yeni sürülmesi düşünülen ürün üstünde gerekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BASİT  REGRESYON  PROJESİ</p>
<p>Piyasaya yeni bir klima çeşidi sunmak isteyen bir işletme atmosferik ölçümlere dayanan bir araştırmaya ihtiyaç duymuştur.Bu araştırmada hava sıcaklığındaki değişimin ölçülen karbon dioksit (CO2) miktarına bağlı olarak değişip değişmediği incelenmek istenmektedir.1967-1995 yılları arasındaki bu değerler incelemeye alınmıştır ve değerler aşağıda gösterildiği gibidir.Çıkacak sonuca göre piyasaya yeni sürülmesi düşünülen ürün üstünde gerekli değişiklikler yapılacaktır.</p>
<p> 	Dünya Ortalama	 <br />
Yıllar	Sıcaklık Değişimi	CO2 (ppm)<br />
 	(santigrat derece)	 <br />
1967	14,99 	322<br />
1968	14,93 	322,8<br />
1969	15,05 	323,9<br />
1970	15,02 	325,3<br />
1971	14,92 	326,2<br />
1972	15,00 	327,3<br />
1973	15,11 	329,5<br />
1974	14,92 	330,1<br />
1975	14,92 	331<br />
1976	14,82 	332<br />
1977	15,11 	333,7<br />
1978	15,05 	335,3<br />
1979	15,09 	336,7<br />
1980	15,18 	338,5<br />
1981	15,29 	339,8<br />
1982	15,08 	341<br />
1983	15,24 	342,6<br />
1984	15,11 	344,3<br />
1985	15,09 	345,7<br />
1986	15,16 	347<br />
1987	15,27 	348,8<br />
1988	15,28 	351,4<br />
1989	15,22 	352,7<br />
1990	15,39 	354<br />
1991	15,36 	355,5<br />
1992	15,11 	356,2<br />
1993	15,14 	357<br />
1994	15,23 	358,8<br />
1995	15,40 	360,7	 </p>
<p>              ANALİZ AŞAMASI:</p>
<p>( CO2 = CO2 )</p>
<p>Y :  Dünyadaki ortalama sıcaklık değişimi (santigrat derece )<br />
X :  Ölçülen CO2 miktarı  ( ppm )</p>
<p> olarak tanımlanmıştır.Bunlar doğrultusunda başlangıç istatistikleri;</p>
<p>                                    ^<br />
                                   y = a + b x</p>
<p>Y değişkeninin ortalaması 15.1267, standart sapması 0,1517  ;  X değişkeninin ortalaması<br />
341.0333 , standart sapması 12.5101 olarak hesaplanmıştır.Ana verilere bağlı olarak hesaplanan; X’in kareler toplamı (KTx) ,Y’nin kareler toplamı (KTy) ve XY’nin çarpımlar toplamı (ÇTxy) esas alınarak modelimizi oluşturacak katsayılar hesaplanmıştır.Bu durumda ;</p>
<p>a = 11,860                b = 0,009578               olarak bulunmuştur.Model;</p>
<p>                                  ^<br />
                                         y  = 11,860 +  0,009578  x</p>
<p>         Modele bağlı olarak katsayılar hakkında yorum yapabiliriz. a için yapılacak yorum şu şekilde olabilir; CO2 miktarındaki değişimler sabit veya sıfır kabul edildiğinde sıcaklıkta 11,860 birimlik bir değişim zaten olmaktadır.b için yapılacak yorum; CO2 miktarında meydana gelebilecek 1 birimlik değişimin sıcaklığı 0,009578 miktarda değiştireceğini göstereceğidir. a  parametresine ait standart hata 0,480 ;  b parametresine ait standart hata 0,001 şeklinde bulunmuştur.</p>
<p>       Bulunan   r   korelasyon değeri bize sıcaklık ile CO2 değişkenleri arasında pozitif veya negatif yönlü herhangi bir ilişkinin olup olmadığını gösterir.Bildiğimiz gibi korelasyon değerleri için –1&lt; r &lt;1<br />
gibi bir koşul vardır.Modelimizde görüldüğü üzere r korelasyon değeri   0,79   yani   % 79  olarak bulunmuştur.Bu değer bize sıcaklık ile CO2 miktarı arasında pozitif yönde ve de güçlü denilebilecek bir ilişki olduğunu gösterir. Ama değişkenlerin modeli ne kadar açıkladığını belirtmez.<br />
       Bulunan diğer bir değer de    R kare   değeridir. Bu değer ;bağımsız değişkenin bağımlı değişkeni açıklama oranını tahmin etmemize yardımcı olur.Model özetine görüldüğü gibi  R kare  değeri   0,624  yani  %62,4  olarak bulunmuştur.Bu değer bize sıcaklıktaki değişimlerin %62,4 ‘ünün ortamdaki CO2 miktarının değişimi ile açıklanabildiğini gösterir.<br />
       Bu sonuçlara bakarak  “değişkenimiz modelimizi açıklıyor,yani kurduğumuz model geçerlidir” diyemeyiz.Çünkü R kare doğru, gerekli fakat yeterli olmayan bir ölçüdür.İşte bu yüzden modelin anlamlılığına dair son  test olan  ANOVA testini uygularız. </p>
<p>H0 : b = 0       (model anlamlı değildir)<br />
H1 : b = 0       (model anlamlıdır)</p>
<p>   Yapılan ANOVA testinde bulunan F değerini  a= 0.05 anlamlılık düzeyindeki F değeri ile karşılaştırdığımız zaman çok büyük çıktığını dolayısıyla yukarıda kurulmuş olan hipotezdeki H0’ın ret, H1’in kabul edildiği görülmektedir.Bu bize kurduğumuz modelin anlamlı olduğunu gösterir , yani  sıcaklık ve CO2 arasındaki ilişkinin  y=11,860 + 0,009578x  şeklinde kurulan doğrusal regresyon modeli yardımıyla incelenebileceğini gösterir.</p>
<p>     Model için nokta değerleri gösteren grafik de çizildiğinde modelin doğrusal olarak kurulabileceği çok açık şekilde görülmektedir. </p>
<p>             Bu aşamada uyum eksikliği incelenmelidir.Uyum eksikliğinin aranması için aynı miktarda CO2 ‘ye  karşılık birden fazla sıcaklık değeri gelmelidir.Daha sonra da bu değerlerin anlamlılığı için sadece uyum eksikliği değerlerini kapsayan yeni bir ANOVA testi yapılmalıdır.Ama bu projede CO2’nin herhangi bir değerine karşılık birden fazla sıcaklık değeri ölçülmemiştir.Bu sebepten dolayı uyum eksikliğini arayamayız.Verilen veriler doğrultusunda uyum eksikliğini arayamadığımız için olmadığını kabul ederiz.İşte bu durumda modelimizin varyansı artık kareler ortalamasına (AKO) eşit olur .Sonuç olarak ;<br />
                               ^ 2<br />
                  AKO = d  = 0,008977              olarak belirlenir.</p>
<p>              Katsayılar için bulunan standart hataların yardımıyla bu katsayılar için belirlenen alt ve üst sınırları bulabiliriz.</p>
<p>              Katsayılar için güven aralıkları tablosunda da görüldüğü gibi; a  değeri %95 güven aralığında 10,877 &lt; a &lt; 12,843  değerlerini alacaktır.Aynı şekilde b değeri de  0,007 &lt; b &lt; 0,012  değerini alacaktır.</p>
<p>5<br />
               Model için verilerin arasındaki herhangi bir X değerine bağlı olarak bir önkestirim bulabiliriz. Örneğin 1977 yılında ölçülen CO2 miktarı olan 331 değerini ele alalım.<br />
                                  ^<br />
          X=331   ise     y =15,03  değerini almaktadır.Oysa verilerin ilk hakindeki değeri  14,92’ dir.<br />
Bu durumda yeni değer için bulunan %95 güven aralığı;<br />
                ^          ^2       ^     ^            ^2<br />
                y – ta/2 d     &lt; y &lt; y + ta/2 d<br />
 ^<br />
d   değeri hesaplanmış ve  0,017522 bulunmuş.Bu durumda  ;<br />
                                                         ^<br />
                               		14,99 &lt; y  &lt; 15,07</p>
<p>bulunur.</p>
<p>	    Modelde verilerin arasında olmayan bir X değerine karşılık gelen bir Y öngörü değeri de bulabiliriz.Bu değerin hesaplanması için yine bir standart hata değerine ihtiyacımız vardır.<br />
 					            ~<br />
Bu proje için X değerimizi 347,5 alalım.  y = 15,19  değerini almaktadır.<br />
~<br />
değeri hesaplanmış ve  0,09633  bulunmuştur.Bu durumda %95 güven aralığında öngörü değeri;<br />
  ~<br />
         			14,99 &lt; y &lt; 15,39</p>
<p>bulunur.</p>
<p>SONUÇ: Modelimiz için uyguladığımız tüm testler sonucunda; modelin belirlediğimiz şekilde olduğunu ve değişkenlerin birbirlerini  ne ölçüde etkilediklerini öğrendik.<br />
Değişkenin modeli %62,4 oranında açıkladığını biliyoruz.Eğer bu işletme sıcaklık üzerine etkisi olan tüm değişkenleri bulmak isterse ,modele geri kalan %37,6’lık kısmı açıklayacak yeni değişkenler ekleyebilir.İşte model bu aşamada basit regresyon modeli olmaktan çıkacak ve çoklu regresyon modeli haline gelecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/basit-regresyon-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SERMAYE PİYASASI</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasi/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasi/</guid>
		<description><![CDATA[SERMAYE PİYASASI
SERMAYE PİYASASI NEDİR?
	Basit ve geniş bir tanımla sermaye piyasası sermaye arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. O halde önce “sermaye”nin tarifiyle söze başlamak gerekiyor. Sermaye piyasası açısından sermayenin tarifi iktisat kitaplarındaki sermaye tarifinden farklı olacaktır. Konumuza göre, sermaye, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonlardır. Burada hemen pratik bir yaklaşımla, orta ve uzun vadeli fonların tahvillere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SERMAYE PİYASASI</p>
<p>SERMAYE PİYASASI NEDİR?</p>
<p>	Basit ve geniş bir tanımla sermaye piyasası sermaye arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. O halde önce “sermaye”nin tarifiyle söze başlamak gerekiyor. Sermaye piyasası açısından sermayenin tarifi iktisat kitaplarındaki sermaye tarifinden farklı olacaktır. Konumuza göre, sermaye, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonlardır. Burada hemen pratik bir yaklaşımla, orta ve uzun vadeli fonların tahvillere, sonsuz vadeli fonların ise hisse senetlerine tekabül ettiğini vurgulamak gerekir. </p>
<p>	Buna göre, 3 &#8211; 4 yıldan kısa vadeli ve özellikle vadesiz fonların alış &#8211; verişi sermaye piyasasıyla ilgili sayılmaktadır. Dolayısıyla, son yıllarda enflasyonun yan ürünü olarak ortaya çıkan vadeli, ya da her an paraya çevrilebilir belgeleri ve hatta özel tahvil ve bonoları da sermaye piyasası aracı olarak kabul etmek mümkün değildir. Bunlar 1979 &#8211; 1983 döneminde bir çeşit paralel bankacılık sistemi oluşturmuşlardır. </p>
<p>	O halde sermaye piyasası, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonların arz ve talebinin aracı kuruluşlar aracılığıyla ve menkul kıymetlere bağlı olarak karşılaştığı piyasadır. </p>
<p>	Yukarıdaki tarifin içine girmeyen her türlü sermaye hareketleri, örneğin, teşkilatlı ve teşkilatsız para, kredi, döviz, altın, ticari senet gibi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak fon transferlerine sebep olan bütün alış verişler sermaye piyasasından daha geniş bir kavram olan mali piyasanın çerçevesi içinde kalır. Bu sebeple, sermaye piyasası da mali piyasanın bir parçasıdır.<br />
	Mali piyasa genel finans sistemi içinde kısa vadeli fonların arz ve talep edildiği bölüm para piyasası olarak kabul edilir. Para piyasasına geçici ve mevsimlik nakit sıkıntısınıın giderilmesi için, sermaye piyasasına ise genellikle  sabit yatırımlar ve devamlı işletme sermayesinin finansmanı için başvurulur. Para piyasasında kaynaklar vadeli ve vadesiz mevduat, sermaye piyasasında ise devamlılık arz eden tasarruflardır.</p>
<p>	Çeşitli farklı yönlerine rağmen bu iki piyasa birbiriyle ilişki halindedir. Fon talep edenler yatırım amaçlarına göre bu iki piyasadan birine veya her ikisine de başvurabilirler. </p>
<p>	Sermaye piyasasında arz ve talep bazı araçlar yardımı ile karşılaşır. Bu araçlara sermaye piyasası araçları ve menkul kıymetler diyoruz. Sermaye fonları menkul kıymetlerin alım satımı yoluyla el değiştirir. O halde sermaye piyasasını menkul kıymetler piyasası ile birlikte düşünmek zorundayız. Zaten sermaye piyasası kavramı ile menkul  kıymetler piyasası kavramı çok defa iç içe girmekte ya da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Menkul kıymetler piyasası ise özellikle tahvil ve tahvil türevleriyle hisse senedi ve hisse senedi türevlerini içermektedir.</p>
<p>	Biraz derinliğine inilirse, sermaye piyasasıyla menkul kıymetler piyasasındaki hareketlerin gerçekte ters yönlü olduğu anlaşılır. Sermaye piyasasında “mal” sermaye fonlarıdır. Menkul kıymetler piyasasında ise tahvil, hisse senedi gibi “kağıtlar” dır. Bir kimse 100.000 liralık hisse senedi satın almak istediği zaman bu, sermaye piyasası yönünden sermaye arzı, menkul kıymetler piyasası yönünden ise menkul kıymet talebi anlamı taşır. Görüldüğü gibi, sermaye piyasası ile menkul kıymetler piyasası gerçekte eş anlamlı değil, ters anlamlı kavramlardır. Birinde arzı teşkil eden bir hareket, diğerinde talebi oluşturmaktadır. Bu ters yönlülüğe rağmen, menkul kıymetler piyasasının, sermaye piyasası içinde ve onun bir parçası olduğunu da söylemek mümkündür. Ya da başka bir açıdan bakarak, asıl piyasanın sermaye piyasası olduğu, menkul kıymetlerin ayrı bir piyasa oluşturmayıp, sadece sermaye piyasasında fonların el değiştirmesinde kullanılan araçlar olduğu da ileri sürülebilir. Menkul kıymetler piyasasında da, diğer piyasalarda olduğu gibi arz &#8211; talep kanunu geçerli olmakla beraber, bazı hallerde bu kanun tersine işler. Diğer piyasalarda bir malın fiyatı düşünce ona karşı talep artar. Menkul kıymetler piyasasında ise bazı hallerde fiyat düşerken talep de azalabilir. Alınıp satılan malın fiziki bir değeri olmaması, doğrudan doğruya bir ihtiyacı karşılamaması ve spekülatif karakterli olması arz ve talepte tersine elastikiyet yaratabilir.</p>
<p>	SERMAYE PİYASASININ ÖNEMİ VE EKONOMİDEKİ YERİ</p>
<p>	Sermaye piyasasının ekonomideki yeri ve önemi, ülke ekonomisi bakımından, tek başına ekonomiye yararlı olamayan küçük tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak damlalardan göller meydana getirmesinde ve büyük yatırımlara dönüşmesindedir. Sermaye piyasası, az gelişmiş ülkelerdeki yurtiçi tasarruf açığının kapanmasına yardımcı olabilir. Fertler açısından ise, sermaye piyasası, tek başına gelir getiren bir yere yatırılamayacak kadar küçük fonların verimli yerlere yatırılmasına ve sahiplerine bir ek gelir getirmesine imkan sağlamaktadır. Ayrıca, küçük sermayeler kişisel işler yapılabilse bile, kişisel yatırımlarda teşebbüs ve yönetim sorunu çıkacaktır ki, elinde küçük bir sermaye bulunan, fakat bununla kişisel bir yatırım yapmaya sağlığı, bilgi ve tecrübesi ve zamanı olmayan kimseler sermaye piyasasının sağladığı imkanlardan yararlanırlar. Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüs ve yönetim sorunu  Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüslerinde çeşitli risklere maruz kalacaklardır. Oysa, sermaye piyasasında bu fonlar değişik menkul kıymetlere  yatırıldığında risk dağılımı yoluyla riskin asgariye indirilmesi mümkün olmaktadır. Bu noktada yatırım uzmanlığı ve portföy idaresi önem kazanmaktadır ki, memleketimizin bu alanda  en büyük noksanı da  buradadır.</p>
<p>	Sermaye piyasasının bu saydığımız fonksiyonları yalnız menkul kıymetler yoluyla değil, daha geniş bir kavram olan mali piyasa içinde bankalar aracılığı ile de sağlanabilir. Sermaye piyasası ve bankacılık sistemi, sözünü ettiğimiz mali piyasanın birer kesimidir. Mali piyasa içinde aynı fonksiyonları ifa eden bankacılık kesimi varken, ayrıca bir sermaye piyasasının ortaya çıkmasının farklı tarafları nelerdir? Bu soruların cevaplarını aşağıdaki faktörlerde aramak gerekir :</p>
<p>	1. Sermaye  piyasası tasarruf sahipleriyle orta ve uzun vadeli talep eden kuruluşlar arasında direkt iletişim kurulmasına, sermayenin mobilizasyonunda aracıların ortadan kalkmasına veya fonksiyonlarının azalmasına (disintermediation) imkan hazırlar, küçük tasarrufların doğrudan doğruya ve daha süratle yatırımlara aktarılmasını sağlar. Bankalar yoluyla küçük tasarrufların yatırımlara aktarılması daha dolambaçlıdır. Küçük meblağlar önce bankalarda birikecek, sonra şirketlere intikal edecektir.</p>
<p>	Klasik bankacılığın ekenomideki fonksiyonu bir emme-basma tulumbaya benzetilir. Ekonominin çeşitli kesimleri ve değişik  coğrafi bölgeler aynı andan kaynağa ihtiyaç duymazlar. Bir yerde kaynak ihtiyacı en üst düzeyde iken, başka yerde kaynak fazlası bulunur. Bankacılık sistemi, kaynak fazlası bulunan bölge  veya kesimden mevduat olarak emer ve kaynak ihtiyacı olan bölge veya kesime basar. Ancak bankacılık sistemi bu fonksiyonu biraz pahalıya maleder. %50 faizle mevduat topladığı bir dönemde bunun kaynak kullananlara maliyeti %100’e yaklaşır. Tabii, bunun çeşitli sebepleri vardır. Sermaye piyasası ise, anonim şirketlerin menkul kıymet ihraç ederek aracısız fon ve kaynak sağlamasına imkan verir. Sermaye piyasasında da aracılar vardır. Fakat bu piyasadaki aracılık zorunlu bir aracılık değildir.</p>
<p>	2.Sermaye piyasası araçlarının bir bölümü (hisse senetleri ve benzerleri) şirketlere öz kaynak sağlar. Böylece iktisadi kalkınmanın hızlanmasına ve sağlıklı finansman  kaynaklarına kavuşturulmasına yardımcı olurlar. Para piyasası ve araçları ise şirketlere yalnız yabancı kaynak sağlar. Sermaye piyasasının etkin çalışması, şahısların tüketim eğilimlerini azaltarak ve tasarruf eğilimlerini yükselterek ekonomide sermaye birikimini artırır.</p>
<p>	3.Enflasyonist ortamda, küçük sermaye sahipleri paralarına gelir sağlamak kadar sermayeye değer artışı (büyüme) sağlamak, en azından sermayenin değerini yitirmesine mani olmak ister. Bunu da ancak  hisse senetleri sağlar. Bu nedenledir ki, menkul kıymetler denilince ön planda hisse senetlerini düşünmekteyiz. Hisse senetleri iki yoldan değer artışı sağlarlar: Birincisi; hisse senedi, ait olduğu şirketin faaliyetlerine ve faaliyet sonucundaki gelişmeye bağlı olarak değer kazanır.Bu gelişme yalnız cari rakamlar da olabilir, o zaman sadece enflasyon oranında bir gelişme vardır. Ya da enflasyon oranının üstünde, yani reel gelişme sözkonusudur. İyi seçilmiş şirketlere yapılan hisse senedi yatırımlarıyla bu reel gelişmeyi ve yatırımda reel değer artışını sermaye piyasasında sağlamak mümkündür. Hisse senetlerinin değer artışı sağlamasının ikinci yolu sermaye artırımları, piyasa tabiriyle “yavrulama”dır. Reel gelişme gösteren şirketler kapasitelerinin sonuna gelip dayandıklarında gelişmenin devamı ancak tesis yatırımlarıyla mümkün olabilir. Bu yatırımların gerçekleşmesi için ortaklara başvurulur. Böylece rüçhan hakkı doğar. Gelişen şirketlerde rüçhan hakkı başlı başına bir değerdir. Çünkü hisse senedini nominal değeriyle satın alma hakkını vermektedir.Bu gibi şirketlerde sermaye artırımının kararlaştırılmasıyla birlikte, hatta sadece bu konuda söylentilerin çıkmasıyla hisse senetleri hemen değer kazanır. Portföy sahibi ister  değerlenen hisse senedini satarak bu değer artışını paraya çevirir, isterse rüçhan hakkını bizzat kullanarak hisse senedinin yavrusunu da portföyünde tutar, gelecek yıllar için ucuz fiyatla verimli bir yatırım yapmış olur. Üçüncü bir yol da hisse senetlerini elde tutup sadece rüçhan hakkını satmaktır.</p>
<p>	Hisse senetleri bütün bu avantajlara ilaveten sahibine her yıl temettü de sağlamaktadır. Gerçi hisse senetlerinde, yıllık gelir  hisse senedinin  cari değerine oranlandığı zaman net randıman tahvillerin altındadır. Ancak, gelirle değer artışı ve yavrulama birlikte düşünüldüğü zaman hisse senetlerinin sağladığı randıman tahvillerin çok üstünde  olabilmektedir.</p>
<p>	4.Menkul kıymetlerin önemini yalnız bilgisiz ve amatör küçük tasarruf sahiplerine tasarruflarını değerlendirme ve ek gelir sağlama açısından değerlendirmek yanlış olur. Menkul kıymetlere bilinçli ve bilgili olarak yatırım yapanlar, gelecekteki belirsizlikleri önceden tahmine dayalı spekülatif  kazançlar da beklerler. Spekülasyon sosyal açıdan sevimsiz bir terim olmakla beraber, spekülatörlerin liberal ekonomide önemli bir yeri vardır. Spekülatörler bir malı mevsiminde yani bol ve ucuz olduğu zaman alır, kıt ve pahalı olduğu zaman satarlar. Böylece o malın  bol olduğu mevsim ve zamanda fiyatının çok düşmesine, kıt olduğu  zamanda çok pahalanmasına mani olurlar. Piyasada fiyatların büyük dalgalanmalar  yapmasına imkan vermemiş olurlar. Ancak bunun için spekülatörlerin sayıca, tek başına piyasayı etkilemeyecek kadar çok olması gerekir. Aksi halde spekülatörler bu fonksiyon  tersine çeverip kendileri toplumun zararına büyük kazançlar sağlayabilirler. Menkul kıymetlere yatırım yapan herkes az çok spekülatif kazanç sağlamaya umar. Bazen umduğunu bulur. Bazen de tersi olabilir.</p>
<p>	5.Sermaye piyasası, işletmelere, bankalar sektörünün sağladığı fonlara nazaran daha düşük maliyetli fonlar sağlayabilmektedir. Tahvillerde faiz oranı banka mevduat faiz oranlarında daha yüksek olmakla beraber, bankaların masrafları faiz maliyetine eklendiğinde banka kredileri maliyet itibariyle tahvil yoluyla sağlanan kredi maliyetini aşmaktadır. Tahvilin uzun vade avantajı  da buna eklenirse, şirketler de fon temini  için sermaye piyasasına yönelmeleri daha iyi anlaşılır.</p>
<p>	Hisse senetleriyle sağlanan fonlarda ise ne vade, ne de ödenmesi gerekli faiz sorunu vardır. Yalnız, bu yüzden, birçok halka açık kuruluşlar hisse senedi ihraç yoluyla sağlanan fonları sıfır maliyetle kredi gibi görmeye başlamışlar ve küçük ortaklarını temettü dağıtmamak suretiyle mağdur durumda bırakmışlardır. Hisse senedi sağlanan sermayenin de en azından bir alternatifi olduğunu unutmamak gerekir.</p>
<p>	SERMAYE PİYASASININ SOSYAL YÖNÜ</p>
<p>	Sermaye piyasasının, dolayısıyla, sermaye piyasası araçlarının asıl önemi sosyal adalet kavramı açısındandır. Bilindiği gibi, sosyalizmin başlıca sloganlarında biri, üretim  araçlarının mülkiyetinin, gelirinin ve yatırım kararlarının topluma ait olması ve elde edilen karın topluma dağıtılmasıdır. Marksizim bunu üretim araçlarının toplumsal  mülkiyet yoluyla gerçekleştirme iddiasındadır. Kapitalizm ise bunu anonim şirketlere ve sermaye piyasası yoluyla Sosyalizmden çok daha önce gerçekleştirmiştir. Böylece halk kapitalizmi doğmuştur. Denilebilir ki, Amerika’yı Amerika yapan halk kapitalizmidir. Sosyalist rejimlerin Amerika ve Batı Avrupa’da bütün gayretine rağmen fazla taraftar bulamamış olmasının sebebini de burada aramak gerekir.</p>
<p>	Batı ülkelerinde, kendisi işçi de olsa, herkes az çok kapitalisttir, pek çok şirkete ortaktır, hatta kendi çalıştığı  şirketin hissedarıdır. Yani kendi kendisinin patronudur. Böyle bi işçi sınıfının ideolojik akımlara daha az maruz bulunacağı da şüphe götürmez. Memleketimizde de kendi mensuplarını ortak etmiş kuruluşlar vardır. Böyle şirketlere iş verimi ve çalışanların bağlılığı daha yüksek, çalışma barışı daha sürekli olmaktadır.</p>
<p>	Halka açık kuruluşların çok geliştiği ülkelerde, üretim araçları mülkiyetinin kamuya ait olduğu kamu sektörü (public sector) ile mülkiyetin az sayıda kişilere ve büyük kapital sahiplerine ait olduğu  özel sektör (private sector) yanında, mülkiyetin çok sayıda kişilere, geniş halk topluluklarına ait olduğu bir halk sektörü (üçüncü sektör) oluşmaktadır. Halk sektöründen söz edilebilmesi için, 20-30 bin ortaklı çok büyük şirketlerin oluşması, bunlarda yönetimin küçük bir sermaye grubunun hakimiyetinde bulunmaması ve bu gibi şirketlerin sayısının çok olması gerekir. Bu sektörün sosyal ve ekonomik amaçları şöyle sıralanmaktadır:</p>
<p>	-Geniş halk topluluklarının küçük tasarruflarını büyük işletmeler içinde bir araya getirmek. Hızlı bir kalkınma için gerekli sermaye birikimini sağlamak,</p>
<p>	-Üretim araçları mülkiyetini geniş halk topluluklarına yaymak,</p>
<p>	-Toplumda daha dengeli bir gelir dağılımı sağlamak,</p>
<p>	-Halkı ekonomik kararlarda söz sahibi yaparak demokrasinin ekonomik yanıtını tamamlamak,</p>
<p>	Ancak bu son konuda halk sektörünün amacına varıp varmadığını kesinlikle söylemek mümkün olmamaktadır. Zira 20-30 bin ortaklı bir şirkete en yüksek karar organı olan genel kurulu toplama ve birtakım kararlar alma son derece güç olmaktadır. Bu konuda, Almanya’da ortakların coğrafi bakımdan çok geniş bir alana yayılmış olmaları, toplantıya  hepsinin katılamayacağı, katılanlarında,   birkaç hisse sahibiyim diye ortaya çıkan birtakım demogogların etkisinde kalacakları düşünülerek, esas genel kuruldan önce, ortaklara bilgi vermek amacıyla bölgesel genel kurullar yapılmaktadır. Amerika’da ise, dağınık pay sahiplerinin olaylarına işlerlik kazandırmak için proxy (vekalet) toplama sistemi gelişmiştir. Almanya&#8217;da mektupla oy kullanma imkanı getirilmiştir.</p>
<p>	Aynı sorunlar bir holding öncülüğünde kurulan halka açık 10-15 bin ortaklı şirketlerde de söz konusu olduğu için, bazı ülkelerde yönetimle ilgilenmeyen halk ortaklarına oy hakkı olmayan, buna karşılık kar payında biraz daha avantajla hisse senetleri satılmaktadır. Bu sistem  hem küçük halk ortaklarının, hem de yönetici grubun işine gelmektedir.</p>
<p>	Halk söktörünü kurma konusunda bizde de çok eski tarihlerden beri bazı denemeler yapılmıştır. İttihat ve Terakki Döneminde kurulan ahali şirketleri ile günümüzde kurulan pek çoğu işlemez durumda bulunan işçi şirketleri  yada hemşehri şirketleri Türkiye’de halk sektörü denemelerine örnek gösterilebilir.</p>
<p>	Sermaye piyasasının sosyal yünü üzerinde dururken, son olarak hisse senetlerine yatırım yapmanın özellikle emekliler için iyi bir meşgale olduğunu da belirtmek gerekir. Bu meşgale zamanla bir merak, bir hobby haline gelebilir. Piyasayı, fiyat hareketlerini izlemek, genel kurulları takip etmek, sermaye artırımlarını kaçırmamak, rüçhan hakkını kullanmak apel yatırmak, kopon kesmek, temettü tahsil etmek, temettülerin bir bölümüyle yeniden yatırım yapmak emekliler için ideal meşgaledir denilebilir. Bazı emeklilerin zamanla bu işi öğrenerek yalnız yan gelir sağlamak değil, hisse senetlerine yaptıkları spekülatif yatırımlarla para kazandıkları ve adeta yeni bir meslek edindikleri görülmektedir. Ancak, konuyu iyi bilmeden kendi başına ya da iyi niyetili olmayan kişilere danışarak spekülatif yatırımlarda bulunmanın çok riskli olduğunu hemen ilave edelim. </p>
<p>	Bu arada, sermaye piyasasının sosyal yönden zayıf tarafları da vardır. Bunları da kısaca şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>	1.Sermaye piyasası büyük kuruluşların yararına işler, küçük kuruluşların tahvil ve hisse senedi ihraç ederek bunları halka satma şansı büyük ve isim yapmış kuruluşlardan daha azdır.</p>
<p>	2.Orta ve dar gelirli sınıfların tasarruf gücünün zayıf olduğu ülkelerde ve zamanlarda sermaye piyasasının nimetlerinden yalnız yüksek gelirli zümreler yararlanabilir.</p>
<p>	3.Bilançoların iyi denetlenmediği piyasalarda, bazı şirketlerin yönetim kurullarına hakim büyük ortakların bilanço üzerinde oynayarak, karın az olduğu ya da az  gösterildiği yıllarda hisse değerini düşürerek hisse senetlerini piyasadan ucuz fiyatla toplamak, müeakip yıl karı yüksek göstererek hisseleri yüksek fiyatla satmak ve bu oyunu devam ettirmek imkanı bulabilirler. Memleketimizde de bazı şirketlerin bu şekilde oyunlara alet edildiği görülmüştür ve görülmektedir.</p>
<p>	4.Bazı şirketlerin üst  ve orta kademe yöneticilerinin  satış, kar, temettü, sermaye artırımı gibi konularda elde ettikleri bilgileri bizzat ya da başka spekülatörlerle işbirliği yapmak suretiyle kendi çıkarları için kullanmaları mümkündür. İnsider İnformation ve İnsider Trading denilen bu durum gelişmiş ülkelerde daha da yaygın olup, bunlara karşı çeşitli önlemler alınmaktadır.</p>
<p>	SERMAYE PİYASASININ YAPISI</p>
<p>	Sermaye piyasasının yapısını; hukuki çerçeve, sermaye piyasasının kurumları, sermaye piyasasının araçları, menkul kıymet arz edenler, menkul kıymet talep edenler ve aracılar olarak incelemek gerekir. Gerek araçlar, gerek aracı ve yardımcı kuruluşlar, gerekse hukuki çerçeve ileride kendi bahislerine özel olarak ele alınacakdır. Burada piyanın kendi bünyesiyle alıcılar üzerinde duracağız.</p>
<p>	Sermaye pisasasında fonlar kıymetli evrak hükmündeki belgeler karşılığında el değiştirdiğine göre, fon sahipleri bu belgeleri iki şekilde satın alabilirler; ya ilk ihraçtan, ya da ikinci elden. İşte bu sebeple sermaye  piyasası iki kesim halinde oluşur.</p>
<p>BİRİNCİL PİYASA: Tasarruf sahiplerini tahvil ve hisse senedi  gibi  hak temsil eden belgeleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşların veya bunlara ihraçta aracılık eden kurumlardan alabildikleri  durumlarda  birincil piyasa,(primary market) sözkonusudur. Birincil piyasada önemli olan, menkul kıymetleri, ihraçtan almaktır. Arada bir banka veya aracı kurum bulunması bu alımın birincil piyasada olmasına mani değildir.</p>
<p>İKİNCİL PİYASA: Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar bunları paraya çevirmek istedikleri takdirde, sonsuz vadeli belgelerde (hisse senetlerinde) hiçbir zaman, orta ve uzun vadeli belgelerde (tahvillerde) vadeden önce, bunları ihraç eden kuruluşa rücu edemezler. İkincil piyasa (secondary market) bu durumdaki menkul kıymetlerin para çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymetlerin likiditesini artırarak birincil piyasaya talep yaratır, onun gelişmesini sağlar. Bu bakımdan, sermaye piyasasında ikincil piyasa kadar önemlidir. Gelişmiş piyasalarda ikincil piyasının iş hacmi birincil piyasadan defalarca büyüktür.</p>
<p>	İkincil piyasanın en iyi teşkilatlanmış bölümü menkul kıymet borsalarıdır. Borsalardan başka bir de borsa dışı (over the counter:tezgah üstü) piyasa vardır. Borsada yapılan işlemler hacim bakımından, hem de rayiç fiyatların tespiti bakımından çok önemlidir. Hacmi büyük de olsa, borsa dışı piyasa borsaya bağımlıdır.</p>
<p>	İkincil piyasanın menkul kıymet satmak isteyenlere sağladığı kolaylığın yanında, bu belgelerden satın almak  isteyenlere sağladığı kolaylık da önemlidir. Yalnız birincil piyasa mevcut olsaydı, tasarruf sahipleri ellerine para geçtiği zaman ihraç halinde hangi kuruluşun tahvil ve hisse senetleri varsa ancak onlardan edinmek imkanıyla sınırlı kalırlardı. Oysa ikincil piyasada, o güne kadar ihraç edilmiş hemen bütün kıymetleri -rayiç bedelini ödememek şartıyla-bulmak mümkündür.</p>
<p>	İkincil piyasa, bir yönüyle de, gelişmelerin değerlendiği yerdir. Kurulan bir anonim şirketin hisse senetleri, şirketin başarısına ve gelişmesine göre değerini ikincil piyasada bulur.</p>
<p>	Birincil piyasa daha çok sermaye piyasası bilinciyle, ikincil piyasa ise menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun  vadeli fonların tasarruf sahibinden firmalara intikali söz konusu olur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda firmanın bünyesine taze para halinde yeni sermaye girer.</p>
<p>	Oysa, ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetler fonları kullananlardan kopuktur. İkincil piyasadakiler kendi aralarında menkul kıymetleri alıp satarlar, kıymetler ve paralar aralarında el değiştirip durur. Bu hareketler fonları kullananları direkt olarak etkilemedği gibi, artık burada alınıp satılan şey sermaye fonları değil, birtakım kağıtlardır. Herhangi bir mal alınıp satılıyormuşcasına kağıtlar alınıp satılır, bunların fiyat farklarından kar veya zarar edilir, ikincil piyasanın birincil piyasaya kaynak sağlamakta büyük bir önemi vardır ve birincil piyasanın kapasitesini ikincil piyasa etkiler.</p>
<p>ARZ VE TALEBİ BESLEYEN KAYNAKLAR</p>
<p>	Menkul kıymetler piyasasından talep faktörünü besleyen kaynakların başında, genel para arzı , halkın tasarruf imkanları, tasarruf eğilimi, sosyal sigorta fonları ve sigorta şirketlerine ait kurumsal tasarruflar ve özellikle emekli ikramiyeleri gelir. Sosyal güvenlik sistemi geliştikçe menkul kıymetlere karşı talep de artacaktır. Orta çapta portföy sahiplerinin çoğunluğunu emekliler meydana getirmektedir. Tasarruf edilen fonların daha büyük ölçüde menkul kıymetler piyasasına akması, şüphesiz, menkul kıymetlere yatırım yapma yönünde halkın bilinçlenmesine ve güven duygusu kazanmasına bağlıdır.</p>
<p>	Arzın kaynaklarına gelince, bunlar öncelikle, güvenilir kurucular tarafından kurulan yeni halka açık şirketler, mevcut şirketlerin halka açılması ve mevcut halka açık şirketlerin sermaye artırımlarıdır. Hatta, bu sonuncu kaynak çok defa öncekilerden de önemlidir. İMKB 1.Pazarında kayıtlı büyük, şirketlerden birinin %100 oranında yapacağı sermaye artırımı, sermaye piyasasına mahalli çapta birkaç yeni şirketin sağlayacağı kaynaktan daha önemli ve daha güvenceli bir katkıda bulunur. Her ne kadar sermaye artırımlarında yeni tedavüle çıkan hisse senetleri esas itibariyle yine eski ortaklar tarafından satın alınırlarsa da, bunların bir bölümünü kısa veya uzun sürede mutlaka elden çıkaracaklardır. Bunların piyasaya dökülmesi, menkul kıymetler piyasasında mal arzını besleyen en önemli kaynağı oluşturur.</p>
<p>ÖZELLEŞTİRME</p>
<p>	Son yıllarda özellikle hisse senedi piyasasında en önemli arz kaynaklarından biri olarak özelleştirme (privatization) operasyonlarını görüyoruz. Özelleştirme, iki yoldan piyasaya materyal sağlar: biri özel şirketlerin kamu portföyünde bulunan hisse senetlerinin borsada ya da borsa dışında satışa sunulması, diğeri de, anonim şirket şeklinde olan veya olmayan, yüzde yüz kamu kuruluşu olan KİT’lerin halka satışıdır. Kamunun elindeki büyük arz kaynağının iyi zamanlama ve iyi fiyatlandırma yapılmadan harekete geçirilmesi piyasaya faydadan çok zarar verebilmektedir.</p>
<p>	Kamu portföyündeki hisse senetlerinin her iki yoldan halka satışı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından yapılmaktadır. Çeşitli bakanlıkların elinde bulunan özelleştirme konusu kuruluşlar veya hisse senetleri bu idarenin portföyünde toplanmakta ve buradan halka yada paket satışlar halinde sermaye gruplarına ve yabancı yatırımcılara satılmaktadır.</p>
<p>GELİŞMİŞ ÜLKELERDE SERMAYE PİYASALARI</p>
<p>	Gelişmiş ülkelerde sermaye piyasaları, iş hacmi, halka açık kuruluşların sayısı ve halka arz edilen menkul kıymet hacminin  büyüklüğü, halkın piyasaya katılma oranı, aracı kuruluşların çokluğu ve çeşitliliği, düzenleyici hukuki çerçevenin zenginliği bakımından bizim sermaye piyasamızdan farklıdır. Sermaye piyasası en gelişmiş ülkeler aynı zamanda sanayide en gelişmiş ülkelerdir. Sermaye piyasası ve borsalar  bir gelişmiş  kapitalizmin kurumlarıdır.</p>
<p>	Sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ekonomilerde piyasaya giren tasarrufların çoğu kişisel tasarruflar değil, kurumsal tasarruflar’dır (institutional  savings). Bu tasarrufları çeşitli menkul kıymetlere yatıran kurumlara da kurumsal yatırımcılar (institutionaml inverstors) denir. Hayat sigortası başta olmak üzere, sigorta şirketleri, emekli sandıkları, vakıflar sermaye piyasasına en büyük ve istikrarlı uzun vadeli fonları sağlarlar.</p>
<p>	Sermaye piyasalarının gelişme derecesinde en geçerli ölçü borsalar ve borsalardaki iş hacmidir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde, menkul kıymetler elden ele dolaşmaz. Banka veya takas merkezlerinde saklanır, el değiştirme, halinde dahi kasalardan çıkmaz. Aynı cins menkul kıymetler banka ve takas merkezlerinin kasalarında global olarak (hep bir arada) saklanır. Bir hisse senedinin kime ait olduğu ancak ilgili servisteki takip hesabı’ndan (custodial account) anlaşır. İsviçre bankalarında takip kartonuna dahi, müşteri isterse, isim yazılmamakta müşteriye bir şifre kartı verilmektedir. Yalnız şifre kartında müşteri ismi  yazılıdır. Bazı hallerde şifre numarasının hangi müşteriye ait olduğu sadece müdüriyet tarafından bilinmektedir.</p>
<p>	Aynı bankanın  iki müşterisi arasında banka aracılığı ile bir alım satım olduğu zaman, satıcının talimatı üzerine satış konusu kıymetler satanın hesabından düşülerek alanın hesabına işlenir. Hatta alıcı ile satıcı ayrı şehirlerde ya da ayrı  ülkelerde olsa bile durum değişmez. Alım satımlar yeni sahibine hükmen yada hesaben teslim edilmek üzere kağıt üzerinde yapılır. Günümüzde buna bilgisayar üzerinde demek daha doğru olur.</p>
<p>	Müşteri adına menkul kıymetleri saklama hizmeti (custodian service-safe keeping) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yapılmaktadır. Saklama globaldr. Bu sayede kupor kesimleri makine ile yapılır, bedelleri topluca tahsil edilir, kıymetlerin iadesi istendiğinde iade aynen değil, mislen yapılır. Yani aynı seri numaralı kıymet değil, aynı miktar kıymet iade edilir.</p>
<p>	Saklama hizmetli şu işlemleri kapsamaktadır,</p>
<p>	-Muhafaza,<br />
	-Kupon kesimi, faiz ve temettülerin ilgili şirketlerden tahsili,<br />
	-Tahsil edilen paraların portföy sahibinin hesabına geçirilmesi,<br />
	-Sermaye artırımlarının portföy sahibine mektupla haber verilmesi, artırıma katılacaksa yardımcı olunması,<br />
	-Yeni hisse senetlerinin teslim alınıp saklamaya konulması,</p>
<p>	Birçok banka ve aracı kurumlar saklama hizmeti ile birlikte, portföy yönetimi ve alımsatım hizmeti (trust department-fidcuiary service) vermektedir. Bankalarımızda gittikçe yaygınlaşan bir şekilde menkul kıymetler departmanları (securities departmants) açılmaktadır.</p>
<p>TÜRKİYE’DE SERMAYE PİYASASI VE GELİŞMESİ</p>
<p>OSMANLI DÖNEMİ</p>
<p>	Memleketimizde sermaye piyasasının mazisi sanıldığından daha eskidir. Avrupa’da yaşanan sanayi devrimi ve sömürgecilik hareketleri büyük anonim şirketlerin ortaya çıkmasına ve bunların halka açılmasına yol açtığında, Türkiye’de yaşayan yabancı tacirler ve azınlıklar bu şirketlerin tahvil ve hisse senetleriyle ilgilenmeye başlamıştır, tedavül eden paranın altın para olması, kambiyo kontrolünün bulunmaması ve kapitülasyonların kendilerine sağladığı serbesti sayesinde dışarıya para çıkararak yabancı şirketlerin tahvil ve hisse senetlerini satın almışlardır. Daha sonra “Tanzimat hareketinin de etkisiyle Türkler de bu konuya ilgi göstermişlerdir. Dışarıdan alınan kıymetlerin el değiştirmesi kısa zamanda bizde de bir piyasa oluşturmuş, buna da Galata Bankerleri önayak olmuşlardır. 1854 Kırım Harbi dolayısıyla çıkarılan borçlanma tahvilleri, bunu takiben devletin çeşitli vesilelerle çıkardığı tahviller, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin, özellikle şimdi, elektrik, gaz ve tramvay şirketlerinin, meşrutiyetten sonra da yerli şirketlerin tahvil ve hisse senetleri piyasada alınıp satılmıştır.</p>
<p>	Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları ve Kurtuluş Savaşı’nın kargaşalığı piyasayı etkilemekle beraber Cumhuriyetin ilanından sonra kapitülasyanların kaldırılması, yabancı şirketlerin millileştirilmesi, kambiyo kontrolünün getirilmesi, altın para ekonomisinden milli ve dışa kapalı devletçi ekonomi düzenine geçilmesi bu ilk sermaye piyasamızı  söndürmüştür.</p>
<p>CUMHURİYET DÖNEMİ</p>
<p>	Ülkemizde sermaye piyasasının yeniden doğuşu 1960’lı yıllarda Hürriyet tahvilleri ve tasarruf bonoları ile başlar. Tasarruf bonoları tamamen, Hürriyet tahvilleri ise kısmen mecburi tasarruf mahiyetinde olduğu için, kısa zaman sonra bunları alanlar paraya çevirme imkanı aramaya başladılar. Piyasada bazı işbilir kimselere de bunları faiz oranlarına ve vadelerine göre kırarak satın aldılar. Zamanla ara simsarlar da türedi ve bu iş arzuhalcilere kadar indi. Alıcılar üstüne belli bir kar koyarak bunları parasını değerlendirmek isteyenlere sattılar. Böylece ilk defa ikinci el menkul kıymetler piyasası doğmuş oldu. Cari faiz oranı ise o günlerde %12’nin  üzerindeydi. İkinci el alım ve satımlarda fiyat, faiz randımanı %12 olacak şekilde ayarlanıyordu.</p>
<p>HOLDİNGLERİN VE HALKA AÇIK ŞİRKETLERİN ORTAYA ÇIKMASI</p>
<p>	Tasarruf bonoları 1980’lerde tamamen piyasadan çekildi. Fakat menkul kıymetler piyasası  artık kurulmuştur. Daha önce kapalı aile şirketi olarak kurulan pek çok şirket de ölümler ve veraset yoluyla kapalı olmaktan  çıktı. 1970’li yıllarda bazı büyük holdingler halka açılmanın avantajlarını paralel yeni yatırım holdinglerin tesis ettiler. O dönemden bugüne gerçekten faydalı ve başarılı pek çok halka açık şirket kaldı. Aynı tarihlerde görülen yurt dışına işçi akımı da Anadolu’nun çeşitli köşelerinde pek çok işçi şirketlerinin kuruluşunu beraberinde getirdi. Yazık ki bu şirketlerin çoğu hep mahalli esnaf ve eşrafın yönetiminde kalarak başarılı olamadılar. “Bir holding+bir banka+100 küçük ortak” formülü genelde başarılı olmuş ve sermaye piyasasının bugünkü gelişme düzeyine gelmesine de yardımcı olmuştur.</p>
<p>TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI</p>
<p>	Bu arada Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın hisse senedi piyasasının oluşmasına  katkısını unutmamak gerekir. Bu banka, kuruluşta iştirak ettiği ve kredi sağladığı şirketlrdir. Kuruluş dönemi tamamlanıp kara geçtikten sonra, portföyündeki hisse senetlerini primli fakat makul bir fiyatla halka satmak suretiyle hem sermaye piyasasına kaynak sağlamış,  hem  böylece zaman zaman likide ettiği fonlarla yeni kuruluşları desteklemiş, hem de kendisi kar sağlamıştır.</p>
<p>TÜRKİYE KALKINMA BANKASI</p>
<p>	1974 yılında DESİYAB ünvanıyla kurulan Türkiye Kalkınma Bankası daha ziyade kuruluşuna yardımcı olduğu, başarısızlık halinde rehabilite  ettiği (iyileştirdiği) işçi ve hemşehri şirketlerini halka açma ve sermaye piyasasına kazandırma gayreti içindedir.</p>
<p>TÜRK BANKACILIĞININ MENKUL KIYMET TİCARETİNE GİRMESİ</p>
<p>	Daha önce bazı denemeler yapılmış olmasına rağmen, ticari bankalar arasında ilk defe Türkiye İş Bankası 1974 yılında bir menkul kıymetler departmanı kurarark ciddi şekilde piyasada menkul kıymet alım satımı yanında, ihraç aracılığı, saklama, kupon  tahsili, rüçhan hakkı kullanımı gibi hizmetler de vermeğe başladı. Bu eserin, yazarının kuruluş ve gelişmesine 11 yıl emek verdiği bu ünite ile, borsanın kuruluşundan 11 yıl önce ciddi bir kuruluş bu piyasaya girerek piyasanın kurumsallaşmasında ilk adımı atmış oldu. Bu ünite sürekli fiyat listeleri yayınlayarak bir bakıma borsa gibi, çalıştı ve borsanın kurulmasından sonra diğer bankalarda peşpeşe bu örneğe göre menkul kıymet departmanları kurdular.</p>
<p>BANKERLER OLAYI</p>
<p>	Türkiye’de sermaye piyasasının gelişmesinde tasarruf bonoları, yatırım holdingleri, işçi ve hemşehri şirketleri, Türkiye Sınai  Kalkınma Bankası’nın çalışmaları başlıca kilometre taşlarını teşkil eder. Bunlara 1979-1982 yıllarına damgasını vuran bankerler olayını da  eklemek gerekir.</p>
<p>	Bankerler olayının başlıca sebebi o yıllarda görülen hiper-enflasyondur.Yüksek enflasyon mevduat ve tahvil faizlerini negatif gelir haline getirmiş, zamanın mevzuatı mevduat ve tahvil faizlerinin enflasyon gerisinde bıraktığı için, tahvil ve mevduat sertifikası satışları ikincil piyasaya intikal etmiş ve ikincil piyasa mantar gibi bankerlerin bitmesine sebep olmuştur.</p>
<p>	O dönemde tahvil ihracına yalnız bankalar aracılık edebiliyordu. Bankaların tahvil ihracına ilişkin esasları da Merkez Bankası belirliyordu. Bankalar Merkez Bankası’nın sıkı denetimi altında bulunduğundan, belirli faiz oranlarını üstüne çıkılamıyordu. Enflasyonun %60’ı aştığı sıralarda resmi tahvil faiz oranı brüt %28’de kalmıştır. O dönemde henüz Sermaye Piyasası Kanunu mevcut olmadığından bankerler gayet serbest şekilde çalışıyordu.</p>
<p>	Böylece bir hammade toplanan milyarların nereye ve nasıl plase edildiğine gelince, işte asıl felaket orada kendisini göstermiştir. Toplanan paralar hiçbir zaman aklı başında bir bankanın yapacağı şekilde palse edilememiş ve büyük kısmı batak haline gelmiştir. Bu da, on binlerce kişiyi çalıştıran bir bankanın yaptığı işin uzman darolara sahip olmayan kuruluşlarca yapılamayacağını göstermiştir.</p>
<p>	2499 SAYILI SERMAYE PİYASASI KANUNU VE SERMAYE PİYASASI 	     KURULU</p>
<p>	En az 10 yıldan beri sözü edilen Sermaye Piyasası Kanunu, bankerlar olayının da baskısıyla nihayet 28.07.1981 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Sermaye Piyasası Kanunu, getirdiği hükümler ve kurumlarla şüphesiz sermaye piyasamızın düzenlenmesi konusunda büyük bir boşluğu doldurmuş, piyasanın iktisadı gelişmesinin içinde yer alacağı hukuki çerçeveyi oluşturmuştur. Sermaye Piyasası Kanunu’nun getirdiği yeniliklerden kendi basinde etraflıca söz edeceğiz.</p>
<p>YENİDEN DEĞERLEME KANUNU</p>
<p>	Yeniden değerleme, (revuluation) kısaca, şirketlerin aktifinde bulunan bina, demirbaş, makine , nakil vasıtası gibi sabit kıymetlerin defter kıymetlerinin enflasyon vesair sebeplerle farklılaşmış, gerçek piyasa değerine eşitlenmesidir.</p>
<p>	21.1.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2791 (R.G.:22.1.1983/17936) sayılı “Vergi Usul Kanunu ile Değerli Kağıtlar Kanunu’nda Değişiklik  Yapılması Hakkındaki Kanun” yeniden değerlemeyi vergiden muaf tutmak  suretiyle fiilen uygulanabilir hale  getirmiştir. Bu kanuna göre yeniden değerleme 1972 ve 1982 yılları arasındaki 11 yıllık süreyi  kapsamaktadır. Sabit kıymetlerin satın alma tarihlerine göre, 1972 yılı 11 olmak üzere, müteakip yıllara birer birer azalan katsayılar verilmiştir.</p>
<p>	Daha sonra 3094 sayılı kanunla yeniden değerleme sürekli hale getirilmiştir.</p>
<p>	Yeniden değerlemenin sermaye piyasasının gelişme çizgisindeki önemi, yeniden değerleme sonunda elde edilecek değer artışının bir değer artışı fonunda toplanarak bilançoların pasifinde gösterilmesi ve istendiği takdirde bu fonun şirket sermayesine kalbedilmesi suretiyle, yeni hisse senetleri bastırılarak bedelsiz olarak dağıtılabilmesindedir. Bu bedelsiz hisse senedi dağıtımı 1983 yılında hisse senetlerinde görülen hızlı değerlemenin başlıca sebebidir.</p>
<p>	1980’li yıllarda yaşanan enflasyon ve enflasyonla mücadele konusunda alınan moneter tedbirle, özellikle faiz oranlarının yükselmesi, piyasada yabancı kaynak maliyetini birden bire yükseltmiş ve finansal kaldıraç (financial leverage) faktörünü de etkilemiştir. Geçmiş dönemlerdeki ucuz  faiz (hatta negatif faiz) esasına göre sermaye bünyesini oluşturmuş olan şirketler, bozulan öz sermaye/yabancı sermaye dengesini öz sermaye lehine düzeltmek için peşpeşe sermaye artırımlarına başvurmuşlardır ki, bu olay menkul kıymetler piyasasındaki “mal” arzını artırma konusunda çok yararlı olmuştur. Birçok şirket bu konuda yeniden değerlemeden de yararlanma yoluna gitmiştir. Şöyle ki, bilançoda yeniden değerleme fonundan bedelsiz sermaye artırımı yapılırken, bir o kadar da bedeli sermaye artırımı yapılmış, şirketler bedelsiz hisselerin teşvikiyle rüçhan haklarını ortaklara kullandırmakta zorluk çekmemişlerdir. Yeniden değerlemenin sermaye piyasasına olumlu etkilerinde bir de, tahvil ihraç imkanlarını  genişletmek olmuştur. Yeniden değerleme fonunun sermaye ya da ihtiyatlara eklenmesiyle, sermaye ve ihtiyatları ölçü alan tahvil ihraç sınırları genişlemiştir.</p>
<p>	Diğer yandan, 1983 yılı içinde çok yüksek değerlere varmış bazı hisse senetleri bedelsiz yeni hisse senetleri verilerek sermayenin sulandırılması sayesinde amatör yatırımcıların alım gücüne ve anlayışına uygun değerlere inmiştir.</p>
<p>TÜRK SERMAYE PİYASASININ GELİŞMESİ</p>
<p>	Türk sermaye piyasası artık oluşmuştur. Fakat gelişme düzeyinin Türk ekonomisinin gelişme düzeyine paralel bulunduğu söylenemez. Yeni kurulan Menkul Kıymetler Borsası’nın gelişmesi her şeyden önce piyasının gelişmesine bağlıdır. Piyasanın gelişmesi de memleket ekonomisinin  gelişmesinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla bütün bunlar zamana bağlı uzun vadeli sorunlardır. Fakat bu demek değildir ki kısa ve orta vadede de bu konuda bir şey yapılamaz.</p>
<p>	Bir piyasanın gelişmesi alıcıların, satıcıların, aracıları ve alım-satım konusu “mal” ın bol olmasına bağlıdır. 60 milyonluk, ortalama geliri 2000 doların üzerinde bir toplumda alıcı ve satıcıların aldığı kader olarak kabul edilemez. Alım-satım konusu malın da az olduğu söylenemez, zira bugün Türkiye’de 20 binin üzerinde anonim şirket vardır. Alıcı ve satıcı miktarı potanisyel olarak müsait, mal miktarı yeterli aracılar da iş imkanı olduğu zaman mantar gibi bitebiliyor, o halde eksik olan nedir? Malın piyasaya ve de borsaya intikalini, yani 20 bin küsür anonim şirketin yeterli bir bölümünün hakla açılmasını sağlamak gerekiyor. Halen halka açık durumda olan şirketlerle sermaye piyasamız büyük bir gelişme gösteremez.</p>
<p>	Kapalı aile şirketleri sermaye bünyesinde veraset yoluyla meydana gelen bölünmeler dolayısıyla, nesiller değiştikçe daha az kapalı hale gelmektedir. Ama sermaye piyasamızın nesiller boyunca beklemeye tahammülü yoktur.  Bunların küçük bir bölümü (%12-25) halka açıldığı takdirde para darlığı baskısından kurtulmaları da mümkün olacaktır.</p>
<p>	Hisse senetlerine karşı talebin canlandığı konjonktürlerde sermaye piyasamazın en önemli sorunu menkul  kıymet arzındaki yetersizlik gibi görülür. Menkul kıymet arzının, özellikle hisse senedi arzının çoğalması halka açık şirketlerimizin çoğalmasına ve bunların halka açık bölümünün büyümesine bağlıdır. Halen halka açık sayılan şirketlerde bu bölüm ortamala %15-20 civarında kalmaktadır.</p>
<p>	Büyük şirketlerin halka açılmaktakı isteksizliğini şirkete yabancı sokmamak, şirketin kontrolünü elden bırakmamak isteğine bağlamak adet olmuştur. Ancak şirket yönetimini elde tutma içgüdüsünün bu isteksizliği tek başına açıklaması zordur. Halka açılan bir şirketin yönetim ve kontrolünün elde tutulması için lider grubun %20-25’lik bir hisse oranına sahip olmasının yeterli olduğunu, hatta oy hakkı bakımından imtiyazlı hisselerle bunun daha da kolaylaştırılabileceğini şirket sahiplerinin çoğu bilmektedir. O halde başka sebepler de vardır.</p>
<p>	Bu sebeplerin en önemlisi ikame teorisi ile açıklanmaktadır. Bir şirketi kuranlar katlandıkları güçlüklerden başka, yıllara boyu yatırımlarından hiçbir gelir elde edemeden beklemek zorunda kalırlar. 7-8 yıl sonra temettü dağıtmaya başlayan bir şirketin hisse senetleri hemen değerini bulunmamaktadır. Bu arada enflasyon değer ölçülerini değiştermektir. Böyle bir şirketin sermaye arttırımı yapması halinde, 7-8 yıl önceki para değeriyle yatırım yapmış bulunan eski ortaklarda şirkete yeni giren ortaklar yani haklara sahip olmaktadır. Ticaret Kanunumuzun eski ortaklara tanıdğı rüçhan hakkı ancak hisse bedeli çok yüksek olan şirketlerde eski ortakların haklarını koruyabilmektedir. 7-8 yıl kara geçmek içi çabalamış ve kara geçmiş bir şirketin hisseleri henüz başabaşın pek az üstündedir. Bu durumda, şirket sermaye artırımı yapmak isterse, oluşacak rüçhan hakkı primi eski ortakları tatmin etmeyecektir.</p>
<p>	Bir de, aynı şirketin yeniden kurulması halinde gerekecek miktarının hisse başına karşılığı hisselerin piyasa değerinin çok üstünde ise, kurucu  ortaklar şirket hisselerini halka satmayı zararına satış gibi mütalaa edeceklerdir.</p>
<p>	Yeniden değerleme kurucu ve eski ortakların haklarını büyük ölçüde karşılamaktaysa da, iki yönden eksik kalmaktadır:</p>
<p>	1.Bu kanun arsaları yeniden değerleme konusu yapmamaktadır. Oysa, şirketlerin özvarlığında zaman içinde en büyük değer artışı gayrimenkullerde olmaktadır.</p>
<p>	2.Yeniden değerleme şirketlerin peştemallık değerini değerlendirmemektedir.</p>
<p>	İşte bu yetersizlikler yüzünden eski ve kurucu ortakların hakları dengelenemediği için, halka açılma hareketi yetersiz kalmaktadır. Bunu telafi etmek için iki tedbir düşünülebilir:</p>
<p>	1.Yeniden Değerleme Kanunu’nun kapsamında olmayan arsaları da yeniden değerleme konusu yapmak.</p>
<p>	2.Sermaye artırımlarında yeni hisselerin değerinin üstünde bir bedelle halka arzına imkan vermek.</p>
<p>	Mevzuatımıza göre bunların her ikisi de mümkündür, ancak bu defa da iki yeni mesele ortaya çıkmaktadır:</p>
<p>	1.Gerek Yeniden Değerleme Kanunu kapsamı dışında yeniden değerleme yapmak, gerekse yeni hisseleri primli olarak satmak vergi konusudur. Şirketlere büyük çapta vergi yükü altında bırakır. Primli satışta şirket yeni ortaklardan nakit prim sağlamakta olduğu için, bunun bir bölümünün vergi olarak ödenmesi göze alınabilirse de, gayrimenkullerin yeniden değerlemesinde böyle bir nakit girişi yoktur, dolayısıyla, adeleti sağlamak hem pahalıya mal olacak, hem de şirkette  nakit kanamasına sebep olacaktır.</p>
<p>	2.Bu iki yoldan kurucu veya eski ortakların hakları sağlansa bile, bu defa yeni ortaklar için yeni hisseler  pahalılaşmaktadır. Yeni ortaklar,  eskilerin aksina, hisselere değer biçerken şirketin net aktif değerini, yeniden kurma maliyetini ya da peştemallık değerini gözönüne almazlar, satın alacakları hisselerin bugünkü ve gelecekteki getirisini düşünürler. Buna göre bulunacak hisse değeri ise hiçbir zaman kurucu ortakların beklentisini karşılamaz. Bu durum, borsada satıcının istediği fiyatla alıcının verdiği fiyatın birbiriyle çakışmaması olayına benzer bir durum yaratır. Satış gerçekleşmez.</p>
<p>	Bu kilitlenmeyi önlemek için, her iki tarafı da tatmin edecek ve bir denge noktasında birleşitirilecek bazı tedbirlere ihtiyacı vardır. Bunlar şirketlerin dışında devlet tarafından getirilebilecek tedbirlerdir.</p>
<p>	1.Yeniden değerlemede arsalara da yer vermek. Amortisman artışı yüzünden devlet zarar etmeyecektir. Zira arsalarda amortisman sözkonusu değildir.</p>
<p>	2.Yeniden değerleme kanunu kapsamı dışındaki mahkeme kararıyla yapılacak yeniden değerlemede vergi istisnası veya indirimi getirilebilir.</p>
<p>	3.Primli hisse satışlarından doğacak kazançta vergi kolaylıkları sağlanabilir. Hiç vergi alınmayabilir. Prim kısmı kar-zarara değil, sermaye hesabına alınır.</p>
<p>SERMAYE PİYASAMIZIN GELİŞMESİ İÇİN GEREKLİ TEDBİRLER</p>
<p>	Hisse Senedi Arzını Artırmaya Yönelik Tedbirler</p>
<p>	1.Teşvik belgesi ve/veya orta ve uzun vadeli kredi isteyen şirketlerde düşük borç/öz varlık oranı aramak. Şirketler borç/özvarlık oranını düşürmek için halka açılma yolunu seçebilirler.</p>
<p>	2.Yatırım ve kalkınma bankalarıyla iştirak bankalarını, olumlu fizibiliteye sahip şirketlere kuruluşta iştirak edip, hisseler olgunlaşıp pazarlanabilir hale gelince primli olarak satma operasyonlarını teşvik edici tedbirler almak.</p>
<p>	3.Büyük ticari ve kalkınma bankalarını iştirak portföylerindeki mevcut hisse senetlerini halka  satmaya  teşvik edici tedbirler almak.</p>
<p>	4.Genişleme ve modernizasyon yatırımları için teşvik isteyen anonim şirketler bu teşvikleri belli bir orandaki yeni hisseleri hakla arz etme şartıyla vermek.</p>
<p>	5.Şirketlerin sermaye artırımlarında başabaşın altın da fiyatla hisse senedi ihracına SPK denetimi altında imkan vermek üzere T.Ticaret Kanunu’nda değişiklik yapmak. Bu tabir özellikle düşük karlı şirketler için yararlı olacaktır. </p>
<p>	Hisseleri piyasada zaten başabaşın altında işlem gören bu gibi şirketlerin sermaye artırmaları imkan dahiline sokulacak olursa, pek çoğu yüksek banka faizi ödemek yerine, ortaklarına makul düzeyde temettü tercih edeceklerdir. Hisseleri piyasada 800 lira eden bir şirketin sermaye artırımı yaparak kendi ortaklarına 1000 liradan yeni hisse satması anlamsızdır.</p>
<p>	6.Yeni şirketlere kuruluş ve faaliyete geçiş yıllarında (gestation period) ortaklarına bir temettü benzeri (quasi dividend) dağıtma ya da faiz ödeme imkanını vermek üzere bunu matrahtan düşülebilir gider (deductible expenditure) ya da amortismana tabi aktif (intangible asset) saymak.</p>
<p>	7.Belli kriterler koyarak  halka açık (publicly &#8211; held) şirketlerde kurumlar vergisini düşürmek, buna karşılık kapalı (closely &#8211; held) şirketlerde vergi oranını yükseltmek.</p>
<p>	8.Şirketlerin ortaklarına nakdi temettü (cash dividend) gibi hisse &#8211; temettü (stock dividend) dağıtabilmelerine vergi mevzuatımızda imkan sağlamak.</p>
<p>	Talebi Geliştirmeye Yönelik Tedbirler</p>
<p>	1. Fertlerin tasarruflarıyla hisse senetlerine yatırım yapmaya her yoldan teşvikini sağlamak. Bunun başlıca yolu eğitimdir. </p>
<p>	2. Kurumların menkul kıymetlere yatırım yapmasını sağlayacak, teşvik edecek ve bu konudaki engelleri ortadan kaldıracak tedbirler almak. Özellikle emekli sandıkları, sigorta ve reasürans şirketleri ve vakıfların menkul kıymetlere, özel sektör hisse senetlerine yatırım yapması konusundaki yasal ve fiili engelleri kaldırmak.</p>
<p>	3. Şirket ve kurumların nakit yönetimi (cash management) amacıyla menkul kıymetlere kısa vadeli yatırım yapmasına imkan sağlamak.</p>
<p>	4. Hisse senedi yatırım fonlarının çoğalmasını teşvik etmek.</p>
<p>	SERMAYE PİYASAMIZIN DIŞA AÇILMASI</p>
<p>	Sermaye piyasamızın dışa açılması şu konuları içerir :</p>
<p>	1.Yabancıların Türk menkul kıymetlerine yatırım yapması:</p>
<p>	a.Yabancıların Türkiye’de, Türk piyasasında yatırım yapması</p>
<p>	b. Türk şirketlerinin yabancı borsalara kote edilerek yurt dışında alınıp satılması</p>
<p>	2. Türk vatandaşlarının yabancı menkul kıymetlere yatırım yapması :</p>
<p>	a. Türklerin dışarıya para götürerek dışarıda yabancı menkul kıymetlere yatırım yapması</p>
<p>	b. Yabancı şirketlerin menkul kıymetlerinin Türk borsalarında kote edilip, alınıp satılması</p>
<p>	Bunların gerçekleşmesi halinde sermaye piyasamızın dışa açılmasından söz edilebilir. Bunların gerçekleşmesi ise pek çok şarta bağlıdır. Bunların başında Türkiye’nin ödemeler dengesinin kurulması, Türk parasının fiilen konvertibl hale gelmesi, sermaye hareketlerinin serbest bırakılması gelir. Yabancılar Türkiye’de yatırım yapmak için, faiz ve temettü gelirlerin yanısıra, gereğinde, yatırdıkları anaparanın kolayca geri transferini (repatriation) isterler. Türk şirketlerinin yabancı borsalara kote edilmesi de en azından faiz ve temettü gelirlerinin kolayca transferini gerektirir.</p>
<p>	Mevzuatımıza göre yabancıların Türkiye’de menkul kıymetlere yatırım yapmaları serbesttir. 7.7.1984 tarih ve 18451  sayılı Resmi Gazete ile yayımlanmış bulunan Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkında 30 sayılı kararın 15. maddesine göre :</p>
<p>	Her türlü menkul kıymetin ithali ve ihracı ile yabancı paralar üzerinden düzenlenen menkul kıymetlerin Türkiye’de yurt dışında yerleşik kişilere satışı serbesttir. </p>
<p>	Döviz bozdurulmak suretiyle satın alınan Türk menkul kıymetlerine (kara iştirakli tahviller ile kar ve zarar ortaklığı belgeleri dahil) ait gelirler ile bunların satış bedellerinin transferleri bankalarca yapılır.</p>
<p>	Bankalar, transfer sırasında menkul kıymetlerin borsa değeri, bu yoksa nominal değerden döviz bozdurularak satın alınmış olduğunun döviz alım belgesi ile tevsikini isterler. </p>
<p>	Türk parasının kıymetini koruma mevzuatı geçen yıllar içinde çok sadeleştirilmiştir. Ancak bu defa da, yukarıdaki 15. madde gereğince transferlerin nasıl yapılacağı konusunda boşluk meydana gelmiştir. 20 Temmuz 1988 tarih ve 19878 sayılı Resmi Gazete ile yayınlanan Türk Parasını Koruma Hakkında 30 sayılı Karara İlişkin Tebliğ bu konuya açıklık getirmiş, fakat serbestçe geri transfer imkanını yalnız Türk menkul kıymetlerine yatırım yapacak yabancı yatırım fonlarına tanımıştır. Şimdilik  ve ihtiyat saikiyle böyle sınırlı şekilde tanındığını sandığımız geri transfer imkanı şüphesiz ileride tüm yatırımcılara temsil edilecektir.<br />
	Önemi dolayısıyla Tebliğe aynen yer vermek daha uygun olacaktır. </p>
<p>	Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karara<br />
				İlişkin Tebliğ<br />
				Sayı : 88 &#8211; 30 / 12</p>
<p>	Madde 1 &#8211; Yurt dışındaki yatırım ortaklıkları ve yatırım fonlarınca, Türkiye’de Sermaye Piyasası Kanunu’na göre faaliyet gösteren bankalar dahil aracı kurumlar vasıtasıyla, döviz bozdurmak suretiyle, Türk menkul kıymetleri satın alınabilir. Bu menkul  kıymetlere ait faiz veya temettü gelirleri ve menkul kıymetlerin satış bedelleri ile menkul kıymetlerin satışından doğan değer artış farklarına ilişkin gelirler, bu tebliğ esasları çerçevesinde, yeniden menkul kıymetlere yatırılabilir ya da yurt dışına bankalar aracılığı ile transfer ettirilebilir. </p>
<p>	Madde 2 &#8211; Söz konusu yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları, Türk menkul kıymetleri üzerinde, bankalar dahil aracı kurumlar vasıtasıyla, bu kuruluşlarla yapılacak sözleşmeler çerçevesinde işlem yapabilirler. Bu şekilde iktisap edilen menkul kıymetler, fon faaliyette bulunduğu sürece, Türkiye’de bir banka ya da aracı kurumda muhafaza edilebilir.	</p>
<p>	Borsada işlem gören şirketlerin hisse senetleri borsa ve bankalar dahil aracı kurumlarca, diğer menkul kıymetler ise, bankalar dahil aracı kurumlarca, kayda alınarak işlemlerin tebliğ esaslarına uygunluğu sağlanır. Borsa yönetimi ve bankalar dahil aracı kurumlar, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na bu işlemlerle ilgili üç aylık dönemler halinde ve dönemi izleyen bir hafta içinde bilgi verirler.<br />
	Madde 3 &#8211; Bu tebliğe göre Türkiye’deki şirketlerin hisselerini satın alan yatırım ortaklıkları veya fon yönetimleri, bu şirketlerin yönetim kurullarına veya genel kurlarına bakılmak veya başka bir şekilde faaliyetlerine müdahale etmek istemeleri halinde, iştirakin Yabancı Sermaye Mevzuatı çerçevesinde Devlet Planlama Teşkilatı’nca (Yabancı Sermaye Başkanlığı) tescili şarttır.</p>
<p>	Madde 4 &#8211; Yurt dışındaki yatırım ortaklıkları ve yatırım fonlarınca tamamen veya kısmen Türk menkul kıymetlerinden oluşan fortföyler tesis edilmesi için Hazine ve Dış Ticaret müsteşarlığından izin alınması şarttır. Verilecek bu izin ile, oluşturulacak portföyün büyüklüğü ve / veya portföyün Türk şirketlerinin menkul kıymet tutar ve / veya tutarlarının toplam portföy değeri içindeki oran ve / veya oranlarına ve her bir Türk şirketinin sermayesinde sahip olunacak orana konulacak  sınırlamalar ile yatırım ortaklığı veya fonun, faaliyete geçiş dönemi dahil, faaliyet süresi, faaliyete geçiş döneminde portföye uygulanacak esaslar, çıkarılacak katılma belgeleri ve faaliyetlerle ilgili sair hususlar belirlenir.</p>
<p>	Madde 5 &#8211; Yurt dışındaki yatırım ortaklıkları veya yatırım fonlarınca düzenlenecek katılma belgeleri yurt dışında yerleşik kişilere, Fon ve / veya Fon’un görevlendirdiği kuruluşlarca satılabilir, katılma belgelerinin Türkiye’de satışı ise Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın iznine tabidir.</p>
<p>	Sermaye piyasasını dışa açma konusu tüm kalkınmakta olan ülkelerde önemle üzerinde durulan bir konudur. Güney Kore ve Tayland gibi ülkeler yabancıların milli şirketlere doğrudan doğruya yatırım yapması yerine, kurulan milli fonların yabancılara açılması yolunu tercih etmişlerdir. Bundan amaç, yabancıların milli şirketlerin kontrolünü ele geçirmesini önlemek olduğu kadar, milli hisse senetleri üzerinde yabancıların büyük mali imkanlarla spekülatif hareketlerde bulunmasını önlemektir. Uzakdoğu ülkelerinde kurulan bu gibi fonlara “exotic funds” denilmektedir. </p>
<p>	Memleketimizde de bunlara benzer bir Türkiye Fonu kurulmuştur. Toplam 60 milyon dolar tutarında olan bu fonun portföyüne önceleri paket alımlar (doğrudan doğruya şirketlerin büyük ortaklarından), kısmen kamu portföyündeki özel sektör hisse senetleri, kısmen özelleştirme hisse senetleri ve kısmen borsadan satın alınan hisse senetleri konulmuş ve fon hisse senedi ağırlıklı olarak kurulmuştur. Fon New York, Londra ve Frankfurt borsalarında kote ettirilmiş ve bu piyasalarda satılmıştır. </p>
<p>	Sermaye hareketlerinde tam bir  serbestlik sağlanabildiği takdirde, Türk sermaye piyasası, kurulmasına çalışılan dünya borsalar kuşağı içinde Ortadoğu halkasını oluşturmak için gerekli potansiyele sahiptir. Zira Ortadoğu’daki rakip piyasalardan fazla olarak 60 milyonluk bir iç pazara da hitap etmektedir.</p>
<p>SERMAYE PİYASASI VE BANKALAR</p>
<p>	Sermaye piyasası ile para piyasası (bankalar) firmaların fon ihtiyacını karşılamak bakımından paralel bir fonksiyona sahiptir. Bu sebeple, gelişmiş sermaye piyasalarında bankalar piyasanın aktif aracı kurumları arasında sayılır. </p>
<p>	Memleketimizde ise sermaye piyasasındaki gelişmelerin zaman zaman banka sektöründe endişeler yarattığı görülür. Sermaye piyasası gelişirse halkın tasarrufları firmalara doğrudan doğruya intikal eder, böylece bankalar devreden çıkmaz mı? Tahvil ve hisse senedi almak isteyenler bankalardan mevduatını çekmez mi?</p>
<p>	Önce şunu belirtelim ki, şahısların ceplerinde taşıyabileceklerinden, ya da ticari kuruluşların kasalarında tutabileceklerinden daha büyük para meblağlarının bankacılık sisteminin dışında kalması mümkün değildir. Halk parasını bankadan çekip tahvil ve hisse senetlerine yatırsa bile, bu paraları alanlar yine bankaya yatıracaklardır. Ama bu defa ticari mevduat olarak. Ticari mevduat faizi daima tasarruf mevduatından, özellikle vadeli mevduattan düşük olduğuna göre, bankacılık sisteminin bu dönüşümden karlı çıkacağı bile söylenebilir. Burada asıl mesele bir bankadan çekilen paranın ticari mevduata dönüşmüş olarak hangi bankaya geleceğidir. Hatta, aynı bankaya geri gelse bile hangi şubeye döneceğidir. Bundan kuşku duyan bankacılar ve şube müdürleri menkul kıymetleri kendileri için rakip olarak görmüşlerdir. Kendinden emin olan bankaların ise sermaye piyasasının gelişmesine katkıda bulundukları görülmektedir.</p>
<p>	Bankaların sermaye piyasasındaki faaliyeti yatırım ve kalkınma bankaları ile ticaret ve mevduat bankaları olmak üzere iki kategoride toplanır. Ancak, mevduat veya ticaret bankacılığının sadece para piyasasında faaliyet gösteren mali kurumlar olduğu görüşü artık değişmiştir. Mevduat bankaları da bugün bütün dünyada yatırım ve kalkınma bankalarının konularında faaliyet gösteren ve sermaye piyasasında hizmet veren kurumlar haline gelmişlerdir. Ülkemizde de mevduat bankaları eskiden beri sanayi kuruluşlarına iştirak etmiş, bu kuruluşların tahvil ve hisse senedi ihracına aracılık yapmışlar, gereğinde tahvillere garanti vermişlerdir. Ancak bankalarımız bunun dışında, ikinci el hisse senedi ve tahvil alım satım, undertwriting işlemleri ve önce iştirak edip sonra hisselerin halka açma gibi işlemlere itibar etmemişlerdir. Mevduat bankalarımızın sermaye piyasasında aktif rolü daha ziyade yatırım ve kalkınma bankaları oynamıştır.</p>
<p>	Yatırım ve kalkınma bankalarının kaynakları zaten uzun vadeli fonlara dayalıdır. Mevduat bankalarının kaynakları ise kısa vadeli fonlardan gelmektedir. Dolayısıyla, mevduat bankaları sermaye piyasasında faaliyet göstermekle kısa vadeli fonları uzun vadeli fonlara çevirmiş olurlar ki, böylece hem sanayinin hem de sermaye piyasasının gelişmesine yardımcı olmuş olurlar. </p>
<p>	Gerek yatırım ve kalkınma bankaları, gerekse mevduat bankaları, sermaye piyasasında aktif rol oynayabilecek şekilde teşkilatlandıkları takdirde, ileride “Sermaye Piyasasında Aracı Kuruluşlar” bahsinde ele alacağımız her türlü aracılık hizmetlerini yapabilecekleri gibi, yeni kurulan sanayi şirketlerine kuruluştan iştirak etmek ve bu şirketler kara geçtiklerinde portföyünde bulunan hisse senetlerinin bir bölümünü halka satmak suretiyle hem bu şirketlere kuruluşta bir avans gibi yatırdıkları sermayenin geri dönmesini ve başka yeni kuruluşlara kullandırılmasını sağlarlar, hem de halkın çekinmeden güven içinde satın alabileceği kara geçmiş şirket hisse senetlerini halka ve sermaye piyasasına kazandırmış olurlar. Tabii ki bankalar bu işten kar da sağlayacaktır. Yeni bir anonim şirketin hisse senetlerini nominal değerden ortaklara verilir. Oysa şirket kara geçtiği zaman bu hisse senetleri prim yapacaktır. Banka da bunları halka piyasa değeri üzerinden, yani primli fiyatla satacaktır. Böylece o şirketin kuruluşu ile kara geçişi arasındaki 3 &#8211; 5 yıllık süre içinde bağladığı sermayenin nemasını da almış olacaktır. Esasen, gelişmekte olan ülkelerde yeni kurulan şirketlerin akibeti belli olmadığı için, halkın yeni kurulan şirketlere kuruluşta ortak olması sakıncalı olmayan halk ortaklarını hayal kırıklığına uğratmakta bu da sermaye piyasasının aleyhine olmaktadır.<br />
	Son yıllarda başarılı sonuç veren “bir banka + bir holding + halk ortakları” formülü Türkiye için geçerlidir. Burada, holding yatırım ve yönetim sorumluluğunu, banka da ileri de halka açılacak kısım için geçici finansman yükünü üzerine aldığından , halk için çok daha güvenceli bir yatırım imkanı ortaya çıkmaktadır. Böylece bankalar bu geçici ortaklık rolünü birer döner sermaye şeklinde oynayarak peşpeşe pek çok sanayi kuruluşunu ülke ekonomisine ve sermaye piyasasına kazandırabilirler. Tabi ki , şirket kara geçtiği zaman halka açılacak hisse senetlerinin yapacağı prim bankanın kuruluşta koyduğu sermayenin faizini karşılar mı, bu da bankanın riskidir. İyi hesaplanması , iyi bir fizibilite araştırmasına dayanması ve yeni kuruluşun faaliyetlerinin çok yakından murakabe edilmesi gerekir. Bu sebeple bu tip yatırımlara risk sermayesi yatırımı (venture capital investment) denilmektedir.</p>
<p>	Amatör yatırımcı açısından , kara geçmiş şirket hisse senedini 1000 lira yerine 2000 liradan almak yeni kuruluştan nominal fiyatla hisse almaktan her halükarda daha iyidir.</p>
<p>YATIRIM VE KALKINMA BANKALARI </p>
<p>	Türkiye’de borsanın kurulmasından önce biri kamu sektöründe, üçü de özel sektörde olmak üzere 4 kalkınma bankası (development bank) faaliyet göstermekte iken, yeni kurulan yatırım bankalarıyla bu sayı artmıştır.</p>
<p>	Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) bir özel sektör bankasıdır. Ortakları  arasında Türkiye İş Bankası başta olmak üzere bazı milli bankalar vardır.</p>
<p>	Banka, öz kaynaklarında ve büyük çapta tahvil ihraç etmek suretiyle sağladığı fonlarla Türk Lirası kredileri açabilmekte ve yeni kurulan şirketlerin hisse senetlerini portföyüne alabilmektedir. Ayrıca Dünya Bankası vesair dış kaynaklardan sağlanan döviz kredilerini de Türkiye içinde kullandırma görevini yapmaktadır. Asıl önemli fonksiyonu yukarıda anlattığımız mekanizma ile sınai şirketlerin halka açılmasını sağlamaya çalışmaktır. </p>
<p>	Sınai Yatırım ve Kredi Bankası (SYKB)  , kredi konusunda benzer fonksiyonları olmakla beraber, şimdilik sermaye piyasasına bir katkısı bulunmamaktadır. Hissedarları milli bankalardır.</p>
<p>	Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) (eski adıyla DESİYAB), yurt dışı işçi tasarruflarını yurt içinde yatırımlara aktarılmasına dönük olarak yatırım ve kalkınma bankacılığı yapmak üzere kurulmuştur. İştirak bankacılığı yapabilmektedir. Kredi ve iştirakleri daha ziyade gerici yörelerdeki teşvik kapsamında bulanan, çok ortaklı ve finansman sıkıntısı çeken şirketleri desteklemeye yöneliktir. Son yıllardaki asıl önemli fonksiyonu sermaye ve yönetim yetersizliğinden güç duruma düşen işçi şirketleriyle çok ortaklı hemşehri şirketlerini rehabilitasyona tabi tutarak, durumunu düzeltip kara geçenlerin hisse senetleri tekrar halka arz etmektir. Bu fonksiyonuyla TKB sermaye piyasamızın oluşması ve gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. </p>
<p>SERMAYE PİYASASININ ARAÇLARI:</p>
<p>MENKUL KIYMETLER VE DİĞER SERMAYE PİYASASI ARAÇLARI</p>
<p>	Sermaye piyasasında, fonların arz ve talep edenler arasında el değiştirmesine aracılık eden menkul kıymetler, “Kıymetli evrak”ların bir alt bölümünü oluşturmaktadır. Türk Ticaret Kanununu’nun ‘TTK) 557.maddesine göre kıymetli evrak; “içindeki hakkı senetten ayrı olarak ileri sürülemeyen ve bu haktan ayrı olarak başkalarına devredilemeyen senetler” olarak tanımlanmaktadır. Tanım  yeterince açık olmamakla birlikte, yapılabilecek yorum; kıymetli evrakta saklı hakkın talebi için senedin ibrazının, söz konusu hakkın devri içinse senedin tesliminin veya devrinin şart olduğudur.</p>
<p>	Türk Ticaret Hukuku öğreti ve uygulamasında kıymetli evrak kabul edilen belgeleri şu şekilde sıralamak mümkündür.</p>
<p>	- Ticari senetler<br />
	- Ticari senetlere benzer senetler<br />
	- Makbuz senedi, varant, taşıma senedi<br />
	- Konşimento, deniz ödüncü senedi<br />
	- Hisse senetleri, ilmühaberler<br />
	- Temettü ve faiz kuponları, talonlar<br />
	- Tahviller<br />
	- İntifa sentleri<br />
	- Kar ve zarar ortaklığı belgeleri<br />
	- Gelir ortaklığı senetleri<br />
	- Mevduat sertifikaları<br />
	- Yatırım fonu katılma belgeleri<br />
	- Banka bonoları ve banka garantili bonolar<br />
	- Opsiyon senetleri<br />
	- Emre ve hamiline yazılı sigorta poliçeleri<br />
	- Hamiline düzenlenen banka tasarruf hesap cüzdanları<br />
	- 3794 sayılı Kanun’la getirilen oydan yoksun paylar ve varlığa dayalı menkul kıymetler<br />
	Bu sayılanların bir kısmı aynı zamanda menkul kıymet kapsamına girmekle birlikte, örneğin bir konşimentonun ya da bir banka tasarruf hesap cüzdanının menkul kıymet kabul edilmeyeceği açıktır. </p>
<p>	Türk hukuk mevzuatında, “menkul kıymet” kavramı da yeterince açıklıkla tarif edilmemiştir. Menkul kıymet terimi ilk olarak, 1929 yılında çıkarılan 1447 sayılı “Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası Kanunu” ile hukuk literatürümüze girmiştir. Bu kanuunn 1. maddesinde; devlet, vilayet ve belediyeler tarafından çıkarılan istikrazlar, esham ve tahviller ile hazine bonolarının , Türk Anonim şirketleri tarafından çıkarılan esham ve tahvillerin, &#8230; ve ecnebi  esham ve tahvillerin borsada alınıp satıldığı belirtilerek bunların menkul kıymet olduğuna işaret edilmiş, menkul kıymet tarifi verilmemekle birlikte, nelerin menkul kıymet olduğu açıklanmıştır.</p>
<p>	Menkul kıymet kavramının geniş bir içeriğe sahip ilk kanuni tarifi 30 Temmuz 1981 tarihli Sermaye Piyasası Kanunu’nda görülmektedir. Buna göre “Menkul Kıymetler: Ortaklık veya alacaklılık sağlayarak belli bir meblağı temsil eden, hisse senetleri, tahviller ve hazine bonoları gibi kıymetlerdir. Kanun maddesi. “Bunlar dışında kalan kıymetli evrak ile mali değerleri temsil eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrakın halka arz ve bu  yolla satışı da menkul kıymetler hükümlerine tabidir” şeklinde devam etmektedir.</p>
<p>	3794 sayılı Kanun’da ise menkul kıymet kavramı yeniden, şuşekildetanımlanmıştır.</p>
<p>	“Menkul kıymetler: Ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan , dönemsel gelir getiren, misli nitelikte, seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları kurulca belirlenen kıymetli evraktır”</p>
<p>	Kurulun yaptığı bu tanımlama 7 unsur içermektedir ;</p>
<p>		1. Ortaklık veya alacaklılık sağlama<br />
		2. Belirli bir meblağı temsil etme<br />
		3. Yatırım aracı olma<br />
		4. Dönemsel gelir getirme<br />
		5. Misli nitelikte olma<br />
		6. Seri halinde çıkarılma<br />
		7. İbareleri aynı olma</p>
<p>	Menkul kıymet tanımından sonra, Kanun’un maddesi, diğer sermaye piyasası araçlarını da şöyle tanımlamaktadır. </p>
<p>	“Diğer Sermaye Piyasası Araçları : Menkul kıymetler dışında kalan ve şartları Kurul’ca belirlenen evraktır. Şu kadar ki, nukut ile çek , poliçe, bono ile mevduat sertifikaları bundan müstesnadır&#8221;.</p>
<p>	Bu ifade, yukarıda sayılan 7 şartın tamamını yerine getirmese de, Kurul tarafından düzenlemesi yapılacak ve ihraç halinde kayda alınacak kıymetli evrakların da sermaye piyasası aracı olarak kabul edileceğini ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi olacağını vurgulamaktadır. Finansman bonoları, banka bonoları, banka garantili bonolar, oydan yoksun paylar ve varlığa dayalı menkul kıymetlerin halka arzına ve kurul kaydına alınmasına ilişkin esasları ihtiva eden tebliğler de yayınlanmış olduğundan bunların sermaye piyasası araçları olduğunu kabul etmek gerekecektir. Öte yandan, Kanun’un 4. maddesinde yer alan, “Genel ve katma bütçeli idareler ve T.C. Merkez Bankasınca ihraç olunacak sermaye piyasası araçlarının Kurul’a kaydettirilmesi zorunlu değildir” ifadesinden Gelir Ortaklığı senedi, Hazine bonosu ve devlet tahvili gibi evrakların da sermaye piyasası aracı olarak kabul edildiği anlamı çıkmaktadır.</p>
<p>	Bu açıklamalara bağlı olarak, ileriki sayfalarda, menkul kıymet ya da diğer sermaye piyasası araçları aşağıdaki sırayla ele alınmıştır.</p>
<p>	-Hisse senetleri<br />
	-Tahviller<br />
	-Katılma intifa senetleri (K.İ.S.)<br />
	-Oydan yoksun hisse senetleri (OYHS)<br />
	-Banka bonoları<br />
	-Banka garantili bonolar<br />
	-Finansman bonoları<br />
	-Varlığa dayalı menkul kıymetler (VDMK)<br />
	-Gelir ortaklığ senetleri (GOS)<br />
	-Devlet tahvilleri ve hazine bonoları</p>
<p>Hisse Senetleri </p>
<p> Hisse Senetlerinin Tanımı</p>
<p>	Türk Ticaret Kanunu’nda hisse senedinin doğrudan doğruya bir tanımı bulunmamakta, ancak 269.maddeyle, anonim ortaklık: “bir ünvana sahip, esas sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan ortaklık” şeklinde tanımlanmakta ve “ortakların sorumluluğu, taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır” denerek, hisse senetleri için kesin bir tanım yapılmamakla birlikte, bumların nitelikleri belirlenmiş olmaktadır.</p>
<p>	Türk hukuk lügatında hisse senedi;“ortaklık sermayesinin birbirine eşit kısımlara ayrılmış parçalarından her birinin karşılığı olmak üzere, kanunda gösterilen şekillere uygun kıymetli evraktır” şeklinde tanımlanmaktadır.</p>
<p>	Doktrinde yaygın olan tarif ise şöyledir: “Hisse senedi, sermayesi paylara bölünmüş ve karşılığında kıymetli evrak niteliğinde pay senedi çıkarılabilen sermaye ortaklıklarının kanuni  şekillere uygun olarak düzenledikleri belgeler olup, sermayesinin belirli bir oranını temsil ve sahiplerine o oranda ortaklık hakkı sağlayan senetlerdir ve kıymetli evrak vasfına sahiptirler.</p>
<p>	Hisse senidi şirket sermayesinin belirli bir kısmını temsil eder. Ortaklığın ihraç etmiş olduğu tüm hisse senetlerinin itibari (nominal) değerlerinin toplamı,esas sermaye (veya kayıtlı sermaye sisteminde çıkarılmış sermaye) miktarına eşittir. Şirket bakımından her hisse senedi bir “hukuki birim” oluşturur, yani hukuken bölünmesi mümkün değildir. Bir hisse senedinin birden fazla sahibi varsa, bunlar şirkete karşı haklarını ancak ortak bir temsilci aracılığıyla kullanabilirler. Pay sahipliğinden doğan haklar bir bütün olarak hisse senedinde toplanır, dolayısıyla hisse senedi sahibi her türlü ortaklık haklarından yararlanma olanağına sahiptir. Bu haklar:</p>
<p>	1. Şirket karından pay alma hakkı<br />
	2. Şirket yönetimine katılma ve oy kullanma hakkı<br />
	3. Rüçhan hakkı<br />
	4. Tasfiyeden pay alma hakkı<br />
	5. Şirketin faaliyetleri hakkında bilgi alma hakkıdır.</p>
<p>	T.T.K.’na göre sermayesi paylara bölünmüş bir şirketin hisse senedi ihraç etmesi zorunlu tutulmamış olmakla birlikte, Sermaye Piyasası Kanunu, 7. madde, 4. fıkra hükmü ile, hise senetlerin halka arzedilen veya arzedilmiş sayılan ortaklıklarda hisse senedi ihracı ve pay sahiplerine teslimi zorunlu kılınmıştır. Kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş anonim ortaklıklarda hisse senetleri satış esnasında alıcıya teslim edilir. Esas sermaye sistemindeki anonim ortaklıklar ise sermaye artırımının tescilini takip eden en geç otuz gün içinde hisse senetlerini alıcılara teslim ederler. Nama yazılı hisse senetleri içn bu süre doksan gündür.</p>
<p> Tahviller </p>
<p>	 Tanım, ihraca ilişkin Esaslar ve Tahvil Sahiplerinin Hakları</p>
<p>	Türk hukukunda, TTK m.420 hükmüne göre “Anonim Ortaklıkların ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine tahvil denir.</p>
<p>	Kanuni tariften de anlaşılacağı üzere, tahviller Anonim Ortaklıkların borç para temini suretiyle kredi ihtiyaçlarını tatmin amacıyla seri halde çıkardıkları borç senetleridir. Bu bakımdan, ortaklığın münferit şahıs ve kuruluşlara verdiği borç senetleri tahvil değildir. Öte yandan , tahviller esas itibariyle, ortaklıkların ihtiyaç duydukları borç para temini için çıkardıkları para borcu senetleridir. Bu bakımdan paradan başka borç ve alacaklar için tahvil düzenlenemez ve bu özellik tahvilleri , mal ve hizmet karşılığı verilen adi ve kıymetli evrak niteliğindeki para borcu senetlerinden ayırır.</p>
<p>	Kanuni tariften anlaşılan bir başka husus da , tahvil çıkarma yetkisinin sadece anonim ortaklıklara tanınmış olmasıdır. Ancak daha sonra çıkarılan yasalarla bazı Kamu İktisadi Teşebbüslerine, anonim şirket statüsünde olmasalar bile tahvil çıkarma yetkisi tanınmıştır. </p>
<p>	1976 yılına kadar tahvil ihraçları izne tabi bulunmamakta, sadece T.C. Merkez Bankası&#8217;na satıştan sonra bilgi verilmekteydi. Bu tarihten sonra tahvil ihracı izne tabi olmuştur. Sermaye Piyasası Kurulu kuruluncaya kadar izin mercii T.C. Merkez Bankası iken, Banka, 5.10.1982 tarihli tebliği ile bu yetkiyi Sermaye Piyasası Kuruluna devretmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu esas itibariyle halka arz edilsin, edilmesin, kamu sektörü tahvilleri dışındaki bütün tahvil ihraçları kurul iznine tabi tutulmuş, ancak daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, 3794 sayılı Kanun ile, Kurul’dan izin, Kurul’a kayıt şekline dönüşmüştür. Kamu kuruluşlarının tahvil ihraçları ise Kurul kaydına tabi olmayıp, sadece Kurula bilgi verilir. </p>
<p>	Sermaye Piyasası Kurulu anonim ortaklıkların tahvil ihraçlarına ilişkin esasları son olarak 14 Temmuz 1992 tarih ve seri II, No : 13, “Tahvillerin Kurul Kaydına Alınmasına İlişkin Esaslar Tebliği” ile düzenlenmiştir. Söz konusu tebliğin çeşitli maddeleri uyarınca tahvil ihracına ilişkin bazı koşullar aşağıdaki gibi sayılabilir.</p>
<p>	- İhraçcılar, esas sözleşmeleri veya varsa kendi özel mevzuatları ile tahvil ihracına yetkili organın kararının alınmasından sonra tahvillerin kayda alınması için Kurul’a yazılı olarak başvururlar (m.5.). Halka açık Anonim şirketlerde karar organı, genel kurul veya yönetim kuruludur. Kayıt başvurusunun, yetkili organ kararlarının alındığı tarihten itibaren en çok 1 yıl içinde yapılması zorunludur. Başvurular en çok 30 gün içinde sonuçlandırılır; başvuru belgelerindeki noksanlıkların tamamlanması için verilen süreler, otuz günlük sürenin hesabında dikkate alınmaz.(m.6.)</p>
<p>	-Kayda alınan tahvillerin satışına ilişkin olarak bir kayıt belgesi düzenlenir. Kayıt belgesinin, Kurul’un kayda alma kararı tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde alınması zorunlu olup, bu belge alınmaksızın ihraç ve satış işlemlerine devam olunamaz.</p>
<p>	-Tahvil ihraç başvurusu, bir yıllık bir dönem içinde yapılacak tahvil ihraçlarının tümünü kapsayacak şekilde yapılabileceği gibi her ihraç için ayrı ayrı da yapılabilir. Başvuru bir yıllık dönem içinde yapılacak tahvil ihraçlarının tümünü kapsayacak şekilde yapıldığı takdirde satışın tahvillerin Kurul kaydına alınmasında itibaren bir yıl içinde yapılması şarttır. Bu dönem  içerisinde tahviller, tertipler veya tertibe bağlı seriler  halinde satılabilir. Her tertip veya serinin satışından en az 30 gün önce onay için kurula başvurulur. Her ihraç için kurula ayrı kayıt yaptırılması halinde satışın en çok 120 günde tamamlanması zorunludur. (m.5.)</p>
<p>	- Satış süresi içinde satılamayan veya aracı kuruluş tarafından da satın alınmayan tahviller, satış süresinin bitişini izleyen engeç altı işgünü içinde, noter huzurunda tespit edilir ve iptal olunur. (m.17.)</p>
<p>	- Kurul kaydına alınma, ihraç edilen tahvillerin ve ilgili ihraçcıların kurul veya kumuca tekellüfü anlamına gelmez ve reklam amacıyla kullanılamaz (m.4.)</p>
<p>	- Tahvillerin vadesi 2 yıldan az olmamak üzere serbestçe belirlenebilir. Vade başlangıç tarihinin belirlenmesinde satış süresinin son günü vade başlangıç tarihi olarak kabul edilir. Tahviller seriler halinde satışa sunulduğunda, serilerin vadelerinin başlangıç tarihleri, her seri için belirlenen satış sürelerinin son günüdür(m.8.)</p>
<p>	- Tahvillerin anaparası, vade bitiminde bir defada ödenir. İki yıldan uzun vadeli tahvillerin anaparası, ilk taksidi vadenin başlangıç tarihinden itibaren en erken birinci yılın sonuna, son taksidi ise tahvil vadesinin bitim tarihine rastlayacak şekilde, yıllık eşit taksitlerle de ödenebilir. İtfa planının, tahvillerin arka yüzünde ve ayrıca izahname ve sirkülerde yer alması zorunludur. (m.9.)</p>
<p>	-Halka arzedilecek tahvillerin satış süresi kayıt belgesi tarihinden itibaren 6 iş gününden az olmamak ve 3 ayı geçmemek üzere belirlenir ve izahnamede gösterilir.(m. 23.)</p>
<p>	- Tahvillere ödenecek faiz ve bununla ilgili esaslar tahvil metni, izahname ve sirkülerde açıkça belirtilmek koşuluyla ihraçcılarca belirlenir. Faiz ödemeleri 3 ayda bir, 6 ayda bir veya yılda bir defada kuponlara bağlı olarak yapılabilir. Aynı tertibe dahil farklı serilerdeki tahviller için değişik faiz tesbit edilebilir.</p>
<p>	Tahvil sahipleri, ortaklığın alacaklısı durumundadırlar. Bu nedenle şirket karından pay alma ya da yönetime katılma gibi hakları yoktur. Verdikleri borç karşılığında dönemsel olarak faiz geliri elde ederler. Buna karşılık anonim ortaklıkların, tahvil sahiplerine olan faiz borçları, ortaklarına yapacakları ödemelere nazaran öncelik taşımaktadır. Diğer bir deyişle normal dönemde faiz ödemeleri, kar payı ödemesinden, tasfiye halinde de yine alacaklılara yapılacak ödemeler ortaklara yapılacak ödemelerden önceliklidir. Ortaklık zarar ettiği dönemlerde dahi faiz borçlarını ödemek durumundadır.</p>
<p>	Öte yandan, tahvil sahipleri ortaklık haklarına sahip bulunmamakla birlikte, gerek Ticaret Kanunumuz gerekse SP Kanun, çeşitli hükümler vasıtasıyla tahvil  yatırımcılarının menfeatlerini koruma imkanlarını düzenlemektedir. Tahvil sahiplerinin ortaklık alacaklısı sıfatlarından doğan hakların başlıcaları şunlardır:</p>
<p>	1. Kuruluştaki vesikaların doğru olmaması, esas sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunulması gibi, kuruluştaki hileleri ifade eden hususlarda, tahvil sahiplerinin, kurucular  ile kurucuların fiillerine iştirak edenler aleyhine yahut bu hususta ihmalleri görülen ilk idare meclisi ve denetçiler aleyhine dava açma hakları vardır.</p>
<p>	2. Yönetim kurulunun ve dışardan atanan müdürlerin mesuliyetini gerektiren hallerde de tahvil sahipleri sorumluluk davası açma hakkına sahiptirler. </p>
<p>	3. Tahvil sahipleri, ortaklık esas sermayesinin azaltılması halinde, alacaklarının  ödenmesini veya teminat gösterilmesini isteyebilirler. </p>
<p>	4. Ortaklık pay sahipleri sayısının beşten aşağı düşmesi, ortaklığın kanunen gerekli organlarının birinin mevcut olmaması veya genel kurulun toplanmaması hallerinde tahvil sahipleri durumun düzeltilmesini isteyebilir. Aksi taktirde ortaklığın feshi için mahkemeye başvurabilir. </p>
<p>	5. Tahvil sahipleri, esas sermayenin üçte ikisini kaybeden ortaklığın feshini dava edebilirler. </p>
<p>	6. Anonim ortaklığın nevi değiştirmesi yani limited ortaklığa çevrilmesi halinde de  tahvil sahipleri, alacaklarının ödenmesini veya teminat gösterilmesini talep edebilirler. </p>
<p>	3. Katılma İntifa Senetleri (K.İ.S.)</p>
<p>	Türk Ticaret Kanunu’nun 402. maddesine göre, anonim şirketler;</p>
<p>	-Bedeli itfa olunan payların sahipleri,<br />
	-Alacaklılar<br />
	-Kurucular<br />
	-Veya bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar lehine genel kurul kararıyla intifa senedi ihdas edebilirler. </p>
<p>	Yine TTK’nun 403.maddesine göre, “intifa senedi sahiplerine azalık hakları verilemez, ancak safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak yahut yeni çıkarılacak hisse senetlerini alma hakları tanınabilir” Kanunun saydığı mali hakların bir veya birkaçının yahut tamamının birlikte tanınması mümkündür, ancak kar teşekkül etmez, tasfiyede yeterli bakiye kalmaz veya yeni hisse senedi çıkarılmaz ise talep hakkı da doğmaz.</p>
<p>	Uygulamada intifa senetleri daha ziyade kuruculara verilmektedir. Ancak bunun yanında;<br />
	-Alacaklılara verilen intifa senetleri<br />
	-Ayni sermaye karşılığı, ortaklara verilen intifa senetleri<br />
	-Çeşitli hizmetleri nedeniyle üçüncü şahıslara verilen intifa senetleri</p>
<p>de görülebilmektedir. Borsada, “kurucu” hisse senetleri diye bilinen senetler, şirket kurucularına kuruluş esnasındaki hizmetleri karşılığında bedelsiz olarak verilen kurucu intifa senetleridir. Bunlar nama yazılı olarak çıkarılır, tasfiye neticesinden pay almazlar ve oy hakları yoktur. Bazı şirketlerde kurucu intifa senetleri adi hisselere nazaran çok yüksek değer kazanabilmektedir. Zira bunların sayısı ve tümüne tahsis edilen kar oranı sabit olduğu için, şirket büyüdükçe ve karı arttıkça, kurucu intifa senetlerine isabet eden temettü devamlı yükselir. Borsada tanesi 15 &#8211; 20 milyon lira fiyat bulan kurucu intifa senetleri bulunmaktadır.</p>
<p>	Ticaret Kanunumuzda, intifa senetlerinin itibari değeri konusunda bir hüküm bulunmadığı gibi, bu senetlerin nakit karşılığı çıkarılmaları gereği de bulunmamaktadır. Genelde de  kuruluş aşamasında ve de sonradan çıkarılan intifa senetleri nakit karşılığında verilmektedirler.</p>
<p>	SP Kurulunun ilk kez 13 kasım 1983 tarih ve Seri III No: 1 tebliğle, son olarak da 14 Temmuz 1992 tarih ve seri III No: 10 Tebliğle ihracına ilişkin esasları geliştirdiği katılma intifa sentleri (K.İ.S.) ise, belli bir nominal değere sahip ve nakit karşılığı çıkarılması gereken bir menkul kıymet türüdür. Son tebliğin 4.maddesi K.İ.S.’ni şöyle tanımlamaktadır: “Ortaklıklar, nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma, yeni pay alma ve bu tebliğde belirleneen olanakların bir bölümünden veya tamamından yararlanma haklarını sağlayan K.İ.S. çıkarabilirler”.</p>
<p>	Bir ortaklığın K.İ.S. türünden bir menkul kıymet çıkarabilmesi için öncelikle esas sözleşmesinde, ona bu yetkiyi veren değişikliğin yapılması gerekir. Bundan sonra KİS’lere tanınacak tüm haklarla, hisse senetleri ile KİS arasındaki ilişkilerin gösterileceği izahname hazırlanır. Bunlara geçmiş üç yıla ait kesinleşmiş bilanço, kar ve zarar tablosu, fonların akış tablosu ile bu tabloların kesinleşmiş bilanço, kar ve zarar tablosu, fonların akış tablosu ile bu tabloların gelecek üç yıla ait proformaları ve SP Kurulunun istediği diğer belgeler eklenerek, Kurul’a kayıt için başvuruda bulunulur. Kayda alınmadan sonra üç ayı aşmayacak şekilde belirlenen satış süresi içinde satışın gerçekleşmesi, süre bitiminde satılamayanların 6 işgünü içinde noter huzurunda iptal edilmesi gerekir. Çıkarılan K.İ.S. tamamen satılmadıkça ve satılmayanlar iptal edilmedikçe yeni K.İ.S. çıkarılamaz. </p>
<p>	Ortaklıkların çıkarabilecekleri K.İ.S. tutarı, ödenmiş sermayeleri ve yedek akçeleri toplamından çok, bu toplamın altında birinden az olmayacak şekilde  üzerlerinde nominal değer yazılı olarak çıkarılacaklardır. (m.6 ). Nominal değer 1000 TL veya katları şeklinde belirlenebilir ve ana sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla K.İ.S. primli  olarak çıkarılabilir. K.İ.S. karşılığı sağlanan meblağ bilançoda, sermaye kaleminin altında ayrıca gösterilir.</p>
<p>	K.İ.S. sahiplerine kar payı ödemesi yapmak için, ödenmiş sermaye ile K.İ.S. sermayesi toplamı içinde, K.İ.S. sermayesinin oranı hesaplanır. Bu oran dağıtılacak kar ile çarpılarak KİS sahiplerine düşen kar payı belirlenir ve SP Kanununun önermiş olduğu yöntem çerçevesinde 1.temettü dağıtımı yapılır. Diğer bir deyişle 1.temettü dağıtımı açısından K.İ.S lerle diğer hisseler arasında biraz fark yoktur. KİS  ortaklarına birinci temettüye ek olarak sağlanabilecek diğer menfaatler esas sözleşmede düzenlenir. </p>
<p>	KİS’in yeniden satılmak üzere KİS sahiplerinin talebi üzerine geri satın alınması öngörülebilir. Ancak bu durumda, geri satın alma ihraç tarihinden itibaren 2 yıl geçmeden yapılamaz. Geri satın alınacak miktar KİS sermayesinin %10’undan fazla olamaz ve geri satın alınan KİS’in en kısa sürede yeniden elden çıkarılması gerekir. Çıkarılmış KİS sermayesinin sürekli olarak azaltılması ise, sermayenin azaltılmasının gerçekleşmesi şartına bağlı olup Kurul’un iznine tabidir. </p>
<p>	KİS’ler sahiplerine yönetime katılma hakkı sağlamamakla birlikte, öz sermaye kalemi olarak kaydedildiğinden, firmalara, menkul kıymet ihraç ederek nakit temin etmek, sermaye yapılarını güçlendirmek imkanlarını sağlamakta, öte yandan mevcut ortakların yönetimdeki söz haklarının ve oy oranlarının azalmasına yol açmamaktadır. </p>
<p>Oydan Yoksun Hisse Senetleri (O.Y.H.S.)</p>
<p>	Oydan yoksun hisse senetleri mevzuatımıza 3794 sayılı kanunla girmiştir. Bu kanunla, 2499 sayıalı kanunun 14. maddesinin arkasına 14/A maddesi eklenmiş ve “Anonim Ortaklıklar esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak şartıyla, kar payı imtiyazı sağlayarak, oy hakkından yoksun paylar ihraç edebilir ve bunları temsil eden hisse senetlerini halka arz edebilirler” denmiştir.</p>
<p>	Oydan yoksun hisse senetlerine ilişkin düzenleme, 31 Temmuz 1992 tarih, Seri 1, No: 15 tebliğ ile yapılmıştır. Bu tebliğde belirtildiğine göre ortaklıkların OYHS ihraç edebilmeleri için ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarının, kayıtlı sermaye sistemine geçiş için mevzuatta öngörülen asgari ödenmiş sermaye miktarından az olmaması ve ortaklığın başvuru tarihinden geriye doğru ard arda 2 yıl dönem karı elde etmiş olması aranan şartlar arasındadır. ( Tebliğ m. 8.)  Ortaklıkların çıkarabilecekleri OYHS itibari değer toplam tutarı ödenmiş veya çıkarılmış sermayenin 1 / 2 sini geçmemek üzere esas sözleşmelerinde gösterilir. (m.9), OYHS’nin nama yazılı olması zorunludur. (m.5.)</p>
<p>	OYHS ihracı için kar payında imtiyaz tanınması zorunludur. OYHS sahipleri diğer ortaklarla birlikte  kanun ve tebliğlerde belirtilen miktarda birinci temettüden payları oranında yararlanırlar. OYHS sahipleri dağıtılan birinci temettüye ek olarak, kalan kardan, pay başına düşen birinci temettünün esas sözleşmede belirtilen oranında kar payı alırlar. OYHS sahiplerine tanınan imtiyazlı kar payı ayrılmadıkça, başka yedek akçe ayrılmasına, ertesi yıla aktarılmasına ve yönetim kurulu üyeleri ile memur, müstahdem ve işçilere kardan pay dağıtılmasına karar verilemez.(m.11.)</p>
<p>	Ortaklıkların yapacakları sermaye arttırımlarında, T.T.K. m.394 hükmüne göre, OYHS sahiplerinin diğer ortaklarla birlikte, sermaye payları ile orantılı olarak yeni pay alma hakları vardır.(m.14.) Bu hak bedelsiz arttırımlarda da geçerlidir(m. 15.)</p>
<p>	Ortaklık, ard arda 3 yıl kar dağıtamazsa veya mevzuata aykırı olarak, her hangi bir yıl mevcut karı dağıtmazsa, OYHS sahipleri, bu durumların kesinleştiği genel kurul toplantı tarihini izleyen yıl, esas sermayeye katılmaları ile orantılı olarak oy hakkını elde ederler ve buna bağlı olarak, imtiyazlı bu paylar adi pay haline dönüşür. Esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla da ve ihraçtan en az 10 yıl sonra OYHS’lerin adi hisse senedine dönüşmesi mümkündür. </p>
<p>	Görüldüğü gibi bazı farklılıklara karşın OYHS’ler KİS benzeri menkul kıymetler olarak düşünülmüştür.</p>
<p>Kar &#8211; Zarar Ortaklığı Belgeleri (K.O.B.)</p>
<p>	Kar ve zarar ortaklığı belgesi, “faiz” kavramı yerine “kar ve zarara ortak olma” kavramını ikame etmek isteyen bir anlayışın ve anonim ortaklıklara belli fonlar yatırarak karşılığında “kar” elde etmek arzusunun yarattığı bir menkul kıymettir.</p>
<p>	Sermaye Piyasası Kurulu, Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 1984 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan “Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar’ında değinilmesi üzerine, 13 Aralık 1984 tarih ve Seri III, No: 2 tebliğiyle, KOB’lara ilişkin hükümler getirmiştir. Bu konudaki son düzenleme ise 14 Temmuz 1992 tarih ve seri III No: 11 tebliğle yapılmıştır. Söz konusu tebliğin 3. maddesine göre, “ortaklıklar, kar ve zarara ortak olmak üzere,iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak için, yurtiçinde ve yurt dışında satılmak üzere, “kar ve zarar ortaklığı belgesi” adı altında menkul kıymetler ihraç edebilirler ve halka arz yoluyla satabilirler”. Yine aynı madde uyarınca, menkul kıymet alım satımı ile iştigal eden ortaklıklar KOB çıkaramazlar. KOB ihraç etmiş olan ortaklıklar, başka bir nedenle Kurul denetiminde bulunmuyorlarsa, bu belgeler itfa edilinceye kadar kurul denetimine tabidirler. </p>
<p>	Ortaklıklar, bağımsız denetimden geçmiş son mali tabloda yer alan çıkarılmış sermaye veya ödenmiş sermaye ile genel kurulca onaylanmış son mali tabloda görülen yeniden değerleme değer artış fonu ve yedek akçelerin toplamından varsa zararlar indirildikten sonra bulunan miktarın Kurul’ca belirlenip Resmi Gazetede ilan edilecek bir emsalle çarpımı sonucu bulunacak tutara kadar KOB çıkarabilirler. İhraç limiti içinde, KOB’ların ihracı için Kurul kaydına konu olan her miktar, “tertip” adını alır. Ortaklık, bir tertip içindeki KOB’ları bir defada ihraç edebileceği gibi, en çok 3 seri halinde de satışa sunabilir. İhraç edilecek her bir KOB 1.000.000 TL veya katları tutarında, hamiline veya nama yazılı şekilde ihraç edebilir. En kısa vade 3 ay, en uzun vade 7 yıl olabilir. Özel finans kurumlarının ortaklıklara katılmasını sağlamak amacıyla çıkarılabilecek KOB’lerde vade 15 yıl, halkın özel finans kurumları hesaplarına katılmasına ilişkin olarak çıkarılabilecek KOB’larda 2 yılı aşamaz.</p>
<p>	Kar &#8211; zarar ortaklığı belgeleri yarı hisse senedi, yarı tahvil niteliğinde menkul kıymetlerdir. KOB sahiplerinin yönetimde oy hakları yoktur. Ayrıca KOB lar belli bir vadeye sahiptir. Bu nedenlerle de hisse senedinden farklılıklar gösterirler. Bu belgelere ödenecek kar paylarının faiz gideri gibi vergi matrahından indirilebilmesi, K.O.B. ları tahvile, özellikle de kara iştirakli tahvile yaklaştırır. Ancak K.O.B. ların bu tür tahvillerden önemli bir farkı karın yanında zarara da iştirakin söz konusu olmasıdır. Ortaklık mali yılı zararla kapatmışsa, her bir K.O.B. nin payına düşen zarar hesaplanarak nominal değerinden düşülür. Sonraki yıllarda kar edilmesi halinde öncelikle bu açık kapatılır ve karın, nominal değeri tamamlandıktan sonra kalan kısmı belge sahiplerine dağıtılır. Ancak itfa tarihine kadar işletmenin sürekli zararlar etmesi halinde K.O.B. sahiplerinin değil kar elde etmek, yatırdıkları paranın bile bir kısmını geri alamama olasılıkları vardır. Çıkarılacak KOB’ların üzerine, kara ve zarara katılacağı ve bu belgelere kar garantisi verilemeyeceği, açıkca yazılır.</p>
<p>	Kar &#8211;  zarar ortaklığı belgeleri ülkemizde çok yaygın kullanım alanı bulabilecek  bir araç olmakla birlikte, uygulamada pek rağbet görmemesinin en önemli nedenlerinden biri, bu belgelere ödenecek kar payı oranının hesaplanmasındaki güçlüktür. Tebliğin detaylı tariflerinin kısaca özetini aşağıdaki  cümlelerle toparlamak mümkündür.</p>
<p>	İhraç edilmiş KOB’ların tümünün ortaklığın uyguladığı yıllık hesap dönemi itibariyle kar veya zarara katılma oranı, KOB’ların ortaklıkta kalış süreleriyle çarpılan nominal değerleri toplamının, aynı şekilde hesaplanan KOB özkaynaklar ve eğer varsa katılma intifa senetleri (KİS) değerleri toplamına olan oranına göre belirlenir. Kar veya zarar miktarının tesbit edilebilmesi için, ortaklıktaki tüm KOB‘lara düşen global kar veya zarar miktarının belirlenmesinden sonra, bir tertip veya seriye düşen kar veya zarar miktarı bulunur; daha sonra da biraz KOB’a düşen kar veya zarar miktarı belirlenir. Kar ve zarar payının belirlenmesi ve anapara ödeme zamanları, ortaklığın uyguladığı yıllık hesap döneminin son gününe gelecek şekilde belirlenecektir.</p>
<p>	Ülkemizde halen, dört özel finans kurumu tarafından ihraç edilmiş kar zarar ortaklığı belgesi mevcuttur.</p>
<p>Banka Bonoları ve Banka Garantili Bonolar</p>
<p>	Banka bonoları ve banka garantili bonolar, yatırım ve kalkınma bankaları,(mevduat toplamayan bankalar) ile anonim şirketlerin ihtiyaç duydukları zaman, ihtiyaç duydukları miktarda bono ihdas etmek suretiyle direkt finansman sağlamalarına imkan veren sermaye piyasası araçlarıdır. Bunlar seri halinde ve kitle senedi olarak ihraç edilmezler, dönemsel gelir getirmezler. Uygulamada halka arz edildikleri de söylenemez. Halka arz edildikleri farz edilerek SPK izniyle ihraç edilirlerse de, ilan ve toplu satıştan ziyade ikili ilişkiler içinde büyük miktarlarda ve belli yerlere plase edilen senetlerdir. Bunların tahvil ihracından farkı, tahvil ihracındaki formalitelere tabi bulunmaması, tahvil ihracı gibi masraflı ve zaman kaybettirici olmaması ve en önemlisi, bir sürü formalite ve külfete katlanmışken büyük miktarlarda çıkarılan tahvillerin aksine, lazım olduğu zaman ve lazım olduğu kadar çıkarılması, vade bakımından da tahvilden daha esnek bulunmasıdır.</p>
<p>	3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 13. maddesi dolaylı olarak banka bonosundan söz etmekte ve “Kalkınma ve Yatırım Bankalarının” genel esaslar dairesinde, tahvil, bono ve benzeri menkul kıymet ve kıymetli evrak ihracı suretiyle sermaye piyasasından kaynak sağlamalarının mevduat sayılmayacağını hükme bağlamaktıdır. Sermaye Piyasası Kurulu da 14 Temmuz 1992 tarihli “Banka bonoları ve banka garantili bonoların Kurul Kaydına Alınmasına ilişkin esaslar” adlı, Seri III. No: 12 tebliğiyle her iki finansal araç türüne açıklama getirmiştir. Tebliğin 2.maddesinde şu tanımlar bulunmaktadır:</p>
<p>	Banka bonoları; bankanın bu tebliğ hükümlerine göre borçlu sıfatıyla düzenleyip, Kurul’ca kayda alınmasını müteakip ihraç ettiği emre veya hamiline yazılı kıymetli evraktır.</p>
<p>	 Tebliğ hükümlerine göre ihraç edilecek bonolar Sermaye Piyasası uygulamaları bakımından menkul kıymet niteliğinde kabul edilmiş, ihraç edilecek bonoların Kurul’a kaydettirilmesi zorunlu tutulmuştur. (m.6.)</p>
<p>	Kalkınma ve yatırım bankalarının tebliğ hükümlerine göre satabileceği bonolardan herhangi bir anda tedavülde bulunanların nominal tutarları toplamı, bankanın yetkili organlarınca onaylanmış son bilançosunda görülen ödenmiş sermayesi ve yeniden değerleme değer artış fonu toplamından varsa zararların düşülmesinden sonra kalan miktarı geçemez. Halka açık anonim ortaklık  niteliğindeki bankaların tedavül limitinin hesabında yedek akçeler de dikkate alınır.(m.7)  Ancak, bu tebliğin yayınından sonra, 27 Ocak 1993 tarih ve 21478 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, “Tahvil ve Sermaye Piyasası Aracı Niteliğindeki Diğer  Borçlanma Senetleri İhraç Limitlerine Dair Karar” ile, kalkınma ve yatırım bankalarının, Sermaye Piyasası Kurulu’nca belirlenen tedavül limitlerinin 6 katına kadar banka bonosu ve banka garantili bono ihraç edebilecekleri belirtilmiştir. </p>
<p>	Banka bonolarının vadesi en az 90 en çok 360 gün olmak üzere satış sırasında belirerek tanzim anında bononun üzerine yazılır. Banka garantili bonolarda ise satışın yapıldığı tarih itibariyle vadelerine en az 90, en çok 720 gün kalmış olması zorunludur. Bonoların faiz oranlarının tespitinde banka yönetimi yetkilidir. </p>
<p>	Yine tebliğ hükümlerine göre, halka arz yoluyla satılacak bonoların nominal değerleri 5.000.000. TL.den az olmamalıdır. Bonoların satışında iskonto esası uygulanır, yani bonoların üzerinde yazılı olan değer anapara ve faizi kapsar. örneğin 10.000.000 TL. nominal değerli ve 1 yıl vadeli bono, faiz oranı % 25 olarak belirlendiğinde, 8.000.000 TL‘na satılacak, vade sonunda ödenecek 10.000.000 TL.’nın 8.000.000 TL.’si anapara, 2.000.000 TL.’si faiz ödemesi olacaktır.</p>
<p>	Bonoların ikinci el piyasada alım satımı serbesttir. Bu hüküm bonoların ihraç etmiş olan banka için de geçerlidir. Bonoların borsaya kote edilmeleri sözkonusu olmayıp, yalnızca yapılan işlemler tescil edilmektedir.</p>
<p>	İ.M.K.B.’nin 1992 yılı Faaliyet Raporu’ndaki verilere göre, banka bonosu ve banka garantili bono ihraçları 1991 yılında 726 milyar, 1992 yılında 770 milyar lira olmuştur. </p>
<p>Finansman Bonoları</p>
<p>	Finansman bonosu, ortaklıkların kısa süreli finansman gereksinmelerini banka dışı kaynaklardan sağlamalarına fırsat tanıyan yeni bir finansal araç olarak para ve sermaye piyasasına sokulmuştur. </p>
<p>	Başka bir tarifle, “finansman bonoları, kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyaclarını karşılamak için büyük şirketler tarafından ihraç edilen kısa vadeli ve teminatsız senetlerdir. Bu tarihten çıkarılan sonuçlar, finansman bonolarının daha çok, işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak üzere ihraç edildikleri ve daha ziyade büyük şirketler tarafından çıkarıldıklarıdır. </p>
<p>	Sermaye Piyasası Kurulu, 31 Temmuz 1992 tarih ve Seri III. No: 13, tebliğiyle, finansman bonolarının kurul kaydına alınmasına ilişkin esasları düzenlemiştir. Bu tebliğin çeşitli maddeleri değerlendirilerek, finansman bonolarının ihraç koşullarını ve çeşitli özelliklerini aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür.<br />
	Finansman bonosu ihracı için anonim ortaklık statüsündeki ihraçcıların esas sözleşmelerinde buna yetki veren hüküm bulunması ve bu konuda genel kurulca karar alınmış olunması zorunludur. Sermaye Piyasası Kanun’una göre, finansman bonosu ihraç yetkisi, esas sözleşme ile yönetim kuruluna devredilebilir.(m.10)</p>
<p>	Halka açık anonim ortaklıkların ihraç edebilecekleri azami finansman bonosu tutarı, Kurul’un ilgili tebliğ hükümlerine göre hazırlanmış ve genel kurulca onaylanmış son yıllık bilançoda görülen çıkarılmış veya ödenmiş sermaye ve yedek akçeler ile yeniden değerleme değer artış fonunun toplamından varsa toplam zararların düşülmesinden sonra kalan miktarı geçemez.(m.6.) Ancak bu bu ihraç limitinin, tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlanma senetleri ihraç limitine uygulanan katsayılardan yararlanabileceğini kabul etmek gerekir. Öte yandan bir borçlanma aracının ihracında, ortaklığın tedavülde bulunan  diğer tüm borçlanma araçlarının tutarının dikkate alınması ve ihraç miktarının ortak limiti aşmayacak şekilde belirlenmesi gerekeceği açıktır. Sadece, hazine garantisini ihtiva eden finansman bonolarında, mevzuatta öngörülen ihraç limitleri uygulanmaz. Çıkarılan finansman bonoları tamamen satılmadıkça veya satılmayanlar iptal edilmedikçe yeni finansman bonosu çıkarılamaz.(m.6.) İhraç edilecek finansman bonolarının küpür büyüklüğü 5 milyon liradan az olamayacaktır.(m.7.)</p>
<p>	İhraç edilecek finansman bonolarının kayda alınması için genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren 1 yıl, yönetim kurulu kararının alındığı tarihten itibaren 1 ay içinde SP Kurulu’na yazılı olrak başvuruda bulunma zorunluluğu bulunmaktadır.(m.10) Kayda alınan finansman bonolarının satış işlemi, Kurul kaydına alınma tarihinden itibaren 1 yıl içinde bitirilmelidir.<br />
	Taşıdıkları teminata göre finansman bonoları 5’e ayrılır:</p>
<p>	-Garanti kaydı taşımayan finansman bonoları : A tipi<br />
	-İhraçcıya karşı taahhüt edilmiş banka kredisi ile desteklenmiş finansman bonoları: B tipi,<br />
	-Banka garantisi taşıyan finansman bonoları : C tipi,<br />
	-Hazine garantisi taşıyan finansman bonoları : E tipi,<br />
	-Bir anonim ortaklığın müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla ödeme vaadini ihtiva eden finansman bonoları: F tipi,<br />
 	olarak adlandırılır. (m.8.)</p>
<p>	Finansman bonolarının satışında da banka bonoları ve banka garantili bonolarda olduğu gibi iskonto esası uygulanır, yani satılan finansman bonolarının üzerinde yazılı bedel, anaparayı ve faizi kapsar. Finansman bonolarının vadesi 30 günden az 360 günden çok olmamak üzere 30 gün ve katları şeklinde belirlenebilir. Vadenin başlangıç tarihi , finansman bonolarının satışa sunulduğu ilk gündür. Finansman bonoları, vadenin 1/4‘ünü geçmeyecek satış süresi içinde her gün, iskonto esasına göre aşağıdaki formülle hesaplanan değer üzerinden satılır. (m.5)</p>
<p>	SF  : Satış fiyatı<br />
	ND  : Nominal değer<br />
	r   : İskonto oranı<br />
	b   : Gün sayısı olarak vade<br />
	a   : Vadeye kadar kalan gün sayısı</p>
<p>	Formülde kullanılan iskonto oranı, ortaklığın yetkili organları tarafından serbestçe belirlenebilecektir. </p>
<p>	Finansman bonolarının halka arzının aracı kuruluşlar vasıtasıyla yapılması zorunlu tutulmuştur (m.16). İhraçtan sonra, finansman bonolarının ikinci el piyasada alım satımı serbesttir (m.27). Finansman bonolarının da borsaya kote edilmeleri söz konusu olmayıp, yalnızca yapılan işlemler tescil edilmektedir. </p>
<p>	Kısa vadeli banka kredilerine göre daha ucuz bir alternatif teşkil etmeleri  ve şirketin önceden belirlediği finansman gereksinmesinin zamanlamasına uygun olarak istenilen zamanlarda 30’ar gün farklı esnek vadelerle ihraç edilebilmeleri nedeniyle finansman bonoları, şirketler açısından oldukça cazip ve giderek ilgi çeken bir finansal araç teşkil etmektedirler. Nitekim, finansman bonosu ihraçları, 1987 yılında 55.8. milyar Tl. iken , hızlı bir artış göstererek 1991 yılında da 667.4 milyar liraya, 1992 yılında 1 trilyon 46 milyar 630 milyon liraya yükselmiştir.</p>
<p>Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (V.D.M.K.)</p>
<p>	Varlığa dayalı menkul kıymet kavramı da 3794 sayılı kanunla getirilmiştir. Söz konusu Kanun’un 12. maddesiyle, 2499 sayılı Kanun’un 13. maddesine, aşağıdaki 13/A maddesi eklenmiştir : </p>
<p>	“Alacaklar ve duran varlıklar karşılık gösterilerek Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler ihraç edilebilir. Bunları ihraç edecek kuruluşlar, ihraç şartları, karşılık gösterilebilecek alacak ve varlık türleri, ihraç limiti, değerleme ilke ve esasları, nitelikleri kurul tarafından çıkarılacak tebliğlerle düzenlenir. Varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracında 13. maddede belirtilen limitler uygulanmaz”.</p>
<p>	Bu şekilde, varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracında, tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlanma sentleri ihraç limitinin üzerine çıkılabileceği belirtilmiştir. Diğer bir deyişle söz konusu limitin tayininde varlığa dayalı menkul kıymetler(V.D.M.K.) dikkate alınmayacaktır. </p>
<p>	Sermaye Piyasası Kurulu, V.D.M.K.larla ilgili düzenlemeyi, 31 Temmuz 1992 tarihli, ser III. No: 14 “Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlerin Kurul Kaydına Alınmasına ve genel finans ortaklıklarının kuruluş ve faaliyet ilkelerine Dair Esaslar Tebliği” ile yapmıştır. Bu tebliğ ile, varlığa dayalı menkul kıymetlerin ihracı ve halka arzı amacıyla kurulan anonim ortaklıklar, Genel Finans Ortaklıkları olarak tanımlanmıştır (m.2).</p>
<p>	Tebliğdeki açıklamalara göre V.D.M.K.lere konu olabilecek alacak türleri:</p>
<p>	-Tüketici kredileri,<br />
	-Konut kredileri,<br />
	-Finansal kiralama sözleşmelerinden doğan alacaklar,<br />
	-İhracat işlemlerinden doğacak alacaklar,<br />
	-Diğer alacaklar</p>
<p>Şeklinde tanımlanmıştır (m.4) Bankalar ve Finansal Kiralama şirketleri kendi alacakları karşılığında doğrudan, bankalar ve Genel Finans Ortaklıkları, alacaklar (başkalarının) temellük ederek, karşılığında V.D.M.K. ihraç  edebileceklerdir.</p>
<p>	Bu şekilde tanımlanan menkul kıymet, Amerika’da konut krediler karşılığı çıkarılan ve “mortrage” diye adlandırılan menkul kıymete benzemekte olup, şirketlerin alacaklarını likide etmelerine olanak sağlayacak bir menkul kıymet görünümü arzetmektedir. Ancak şirketlere (banka ve finansal kiralama şirketleri hariç) kendi alacaklarını kendilerini menkul kıymete dönüştürmeleri hakkı tanınmamış olup, bu işlem için Genel Finans Ortaklıkları adı altında yani bir mali kurum tanımlanmıştır.</p>
<p>	Genel Finans Ortaklıklarının kurulabilmesi için Kurul’a başvurmuş olmaları ve;</p>
<p>	-TTK.nın ani kuruluş hükümleri çerçevesinde anonim ortaklık şeklinde kurulmaları<br />
	-Ödenmiş sermayelerinin 10 milyar liradan az olmaması,<br />
	-Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması ve tamamının nama yazılı olması<br />
	-Ticaret ünvanlarında “Genel Finans Ortaklığı” ibaresinin bulunması,<br />
	-Esas sözleşmelerinin TTK, Kanun ve Tebliği hükümlerine uygun olması,<br />
	-Yöneticilerin müflis olmadığının ve yüzkızartıcı bir suçtan hükümlülüklerinin bulunmadığının tesbit edilmiş olması gerekir (m.7).</p>
<p>	Bankalar tarafından ihraç edilenler dışında, ödenmesi banka garantisine dayanmayan V.D.M.K. ihraç edilemeyecek, ayrıca V.D.M.K.ların nominal değerleri toplamı ilgili alacakların ihraç tarihindeki tutarının %90’ını  aşamayacaktır.</p>
<p>	V.D.M.K.lar iskonto esasına göre satılabileceği gibi, dönemsel ve değişken faiz ödemeli olarak da ihraç edilebilir. İskonto veya faiz oranı ve ödeme planı, ihraca dayanak teşkil eden alacakların vade yapısı ve getirileri dikkate alınmak ve vade uyumunu sağlamak kaydıyla, ihraçcı tarafından serbestçe belirlenebilir.</p>
<p>	1993 yılı sonuna kadar herhangi bir Genel Finans Ortaklığı kurulmamış ancak bankalar V.D.M.K. ihracına büyük ilgi göstermişlerdir. 1992 yılında 16 trilyon 247 milyar 135 milyon liralık V.D.M.K. ihraç izni verilmiş, SP Kurulu tarafından kayda alınan ihraç tutarı 14.3 trilyon lira olmuştur. Varlığa dayalı menkul kıymetlerin ikinci el piyasa alım satımı serbesttir.</p>
<p>Gelir Ortaklığı Senetleri (G.O.S.)</p>
<p>	Gelir Ortaklığı senedi, köprü, baraj, elektrik santralı, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon sistemleri ile sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları ve benzerlerinden kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanların gelirlerine gerçek ve tüzel kişilerin ortak olması için çıkarılacak senetlerdir. Buna göre;</p>
<p>	i)Gelir ortaklığı senedi, ulaşım, haberleşme, enerji kesiminde kamuya ait olan alt yapı tesislerini ilgilendirmektedir.<br />
	ii)Sözü edilen tesislerin mülkiyeti ve işletmesi ile ortaklık senedi alanların hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p>	G.O.S.lar Toplu Konut ve Kamu Oraklığı Kurulunun kararı ile çıkarılabilir ve ihracına karar verilen G.O.S.lar Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı idaresi (Kurumun ikiye ayrılmasından sonra, Kamu Ortaklığı İdaresi) tarafından bastırılır. Bastırılan senetler bir veya birkaç bankanın aracılık yüklenimi ile halka arz edilir. Senetlerin çıkarılmasından amaç, senetlerin satışından sağlanacak fonlarla kamu yatırımlarının hızlandırılmasıdır. G.O.S. sahiplerine güvenilir ve istikraralı bir gelir temini gözönünde bulundurularak, G.O.S. sahiplerine verilecek gelir veya bu geliri hesaplamaya ait usul, çıkarılacak her tertip senetler için, önceden T.K.K.O Kurulu tarafından tesbit ve ilan edilir.</p>
<p>	Gelir Oraklığı Senetlerinin önemli bir özelliği getirilerinin zaman içinde değişme göstermesi, bu açıdan hisse senediyle benzerlik arz etmesidir. Öte yandan, sermaye değil, yalnızca gelire ortaklık sağlaması, 3-5 yıl gibi belli bir vadeyle sınırlı olmaları (Elektrik-Köprü senetleriyle vade 1 yılı kadar inmiştir), bunları daha çok tahvil ürüne yaklaştırmaktadır.</p>
<p>	1992 yılı Haziran ayına kadar G.O.S.lar borsa kotunda bulunmayıp, kot dışı pazarda işlem görmekte, yapılan işlemler borsada tescil edilmekteydi. 1992 Haziran&#8217;ından beri G.O.S.ların menkul kıymet piyasasında işlem görmesi mümkün olmuştur. Ancak bu piyasada G.O..S. işlemlerine rağbet edilmemiş olup, G.O.S. işlemleri yine tescil işlemleri olarak devam etmektedir. 1992 yılına G.O.S.işlemlerinde büyük bir sıçrama olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hazine Bonoları ve Devlet Tahvilleri</p>
<p>	Devlet tahvilleri ve hazina bonoları, kamu kesiminin, uzun veya kısa vadeli borçlanmaya amacıyla çıkardığı borçlanma senetleridir. Gerçekte devlet tahvillerinin özel sektör tahvillerinden, hazine bonolarının da finansman  bonolarından prensip olarak farklılıkları yoktur. Devlet, bütçe açıklarını kapatmak, kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak veya kamu yatırımlarının finasmanını sağlamak gibi amaçlarla menkul kıymet ihraç edebilir. Bu menkul kıymetler, bir taraftan özel kanunlara tabi olması, diğer taraftan faiz ve ana para alacağının ödenmemesi gibi bir risk taşımaması sebeiyle özel sektör menkul kıymetlerinden ayrılmaktadır.</p>
<p>	Devlet tahvilleri, 1 yıl, 1.5 yıl, 2 yıl ve 3 yıl vadeli olarak ihraç vedilir ve  1 yıldan uzun vadeli olalar 6 ayda bir faiz ödemesi yaparlar. İhale, alıcıların getiri oranının düşürerek kendi aralarından rekabet ettikleri bir &#8220;tek taraflı mezat piyasası&#8221; yapısındadır. İhaleye katılanlar istedikleri (nominal) getiri oranını örneğin %50 olarak belirtirler ve bu durumda 6 aylık kupon faizi %25 olarak belirlenir.</p>
<p>SERMAYE PİYASASI KURULU</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu&#8217;nun Amacı</p>
<p>	Sermaye Piyasası Kurulu, SPK&#8217;nın kendisine verdiği görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip bir kuruluştur.</p>
<p>	Kurul&#8217;un kuruluş aşamaları yasada açıkca belirtilmiştir. Sermaye Piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamak, kurulan başlı amacıdır. Kurul ayrıca, kamunun aydınlatılması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması, mülkiyetin yaygınlaştırılması ve borsanın gelişmesini sağlayacak ortamın hazırlanmasını öngörür. Bunun için denetleme, inceleme, araştırma ve açıklamalar yapar. Kurulun genel amaçları ise, tasarrufları ülke ekonomisinin yararına yönlendirmek ve halkın ekonomik kalkınmayı etkin bir şekilde katılmasını sağlamak olarak özetlenebilir.</p>
<p>	Bir dış denetleme gözetim ve düzenleme kurumu olan Kurul, yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanır.</p>
<p>Görev ve Yetkileri</p>
<p>	Sermaye Piyasası Kurulu&#8217;nun görev ve yetkileri yasa ve yönetmelikler ile belirlenmiştir. Bu görev ve yetkiler:</p>
<p>	-Sermaye piyasası araçlarının ihracını, halka arz ve satış şartlarını düzenlemek ve denetlemek,</p>
<p>	-İhraç ya da halka arz olunacak sermaye piyasası araçlarını Kurul kaydına almak ve kamu yararının  gerektirdiği durumlarda halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak,</p>
<p>	-Varlığa dayalı menkul kıymetlerin şartlarını ihraç ve arz ilkelerini düzenlemek, gerektiğinde finans ortaklıkları , risk sermayesi yatırım fonları, risk sermayesi yatırım ortaklıkları ile risk sermayesi yönetim şirketlerini denetlemek,</p>
<p>	-Bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş ve çalışma esaslarını belirlemek ve yetkili kuruluşları ilan etmek,</p>
<p>	-Kamunun aydınlatılmasını sağlamak amacıyla genel ve özel nitelikte kararlar almak ve finansal tablo ve raporların standartlarını belirlemek, kendisine iletilen denetim raporlarını incelemek,</p>
<p>	-İhraççıların, sermaye piyasası kurumlarının, borsalar ve  teşkilatlanmış diğer piyasaların yasaya uygunluğunu izlemek ve denetlemek,</p>
<p>	-Sermaye piyasasını ilgilendiren her türlü yayını izlemek, yanıltıcı olanları yasaklamak,</p>
<p>	-Halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarında, vakeleten oy kullanılması ile ilgili esasları belirlemek,</p>
<p>	-Menkul kıymetlerin geri alma ve satma taahhütlü ile alım satım işlemleri ve açığa satış ile ilişkili kuralları belirlemek,</p>
<p>	-İlgili Bakanca istenecek incelemeleri yapmak, çalışmaları hakkında ilgili Bakana rapor vermek ve sermaye piyasası ile ilgili mevzuat değişiklikleri hakkında önerilerde bulunmak.</p>
<p>Örgüt Yapısı</p>
<p>	Kurul biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. Kurul Başkanı, Bakanlar Kurulu tarafından atanır. Kurul üyelerinin yüksek öğrenim görmeş (özellikle işletmecilik, iktisat, maliye, bankacılık ve hukuk dallarının birinde) olması gerekir. Görev süreleri üç yıldır.</p>
<p>	Merkezi Ankara&#8217;da bulunan Kurul&#8217;un üst örgütü, Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurul başkanına bağlı Genel Sekreterlikten oluşur. Kurul karar organını, Genel Sekreterlik ise yürütme organını oluşturur. Kurul Başkanı, karar organı yanında yürütme organının da başıdır. Kurul&#8217;un örgüt yapısı aşağıdaki şemada gösterilmiştir.	</p>
<p>Şekil 1: SERMAYE PİYASASI KURULU ÖRGÜT ŞEMASI</p>
<p>	Kurul&#8217;un daire başkanlıklarından oluşan hizmet birimleri Genel Sekreterlik bünyesinde örgütlenmiştir. Üç daire başkanlığı oluşturulmuştur.</p>
<p>	Denetleme Dairesi Başkanlığı: Halka açık anonim ortaklıklar ile sermaye piyasasında faaliyet gösteren bankalar, aracı kurumlar ve diğer yardımcı kuruluşların işlem ve hesaplarını Kurul adına denetler.</p>
<p>	İnceleme, Değerlendirme ve İzleme Dairesi Başkanlığı: Halka açık anonim ortaklıklar ile diğer yardımcı kuruluşların başvurularını inceleyip sonuçlandırmak, sermaye piyasasındaki kuruluşları, sermaye piyasası araçlarını ve bunlarla ilgili işlemlerle, ilan ve reklamları izlemekle görevlidir.</p>
<p>	Diğer Birimler: Kurul&#8217;un bunların dışında,araştırma, geliştirme, idari ve mali işler ve hukuk danışmanlığı gibi işlerini yürüten birimleri vardır.</p>
<p>SERMAYE PİYASALARINDA PİYASA TÜRLENMELERİ</p>
<p>	Sermaye piyasasını, tasarrufların hisse senedi ve tahvil gibi menkul değerlere dönüştürülmesine, menkul değerlerin de gerektiğinde paraya çevrilmesine olanak veren genel bir ortam olarak görmek mumkündür. Sermaye Piyasası, işlevlerini çoğunlukla, gereksinmelere göre biçimlenen ve ayrı özelliklere sahip bulunan farklı ortamlarda, başka bir deyişle, değişik piyasa, türleri içinde gerçekleştirmektedir.</p>
<p>Birincil piyasa</p>
<p>	Tasarruf sahiplerinin hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşlardan ya da kuruluşlara, ihraçta aracılık eden kurumlardan sağlamaları durumunda, birincil piyasa söz  konusudur. Bu durumda iki seçenek ortaya çıkmaktadır. Doğrudan çıkarım, dolaylı çıkarım.</p>
<p>	Doğrudan Çıkarım: Menkul kıymet ihraç eden kurum, piyasaya fon arz edenlerle doğrudan ilişki kurma yoluna seçmişse, bu durum menkul kıymetlerin doğrudan çıkarımıdır. Doğrudan çıkarımı aşağıda şekilde gösterebiliriz.</p>
<p>Şekil 2 DOĞRUDAN ÇIKARIM</p>
<p>				   İhraç Edilen Men.Kıy.<br />
					Fon Akımı</p>
<p>Dolaylı Çıkarım</p>
<p>	Menkul kıymet ihraç eden kurum fon arz edenlerle bir aracı kurum yolu ile ilişki kuruyorsa, bu durum, dolaylı çıkarım olarak nitelendirilir.</p>
<p>	İki türlü dolaylı çıkarım söz konusudur. Birincisinde, aracı kurum hiçbir yüklenim altına girmeksizin menkul kıymetlerin satış işlemine aracılık yapar. Satış süresi içinde satılamayan menkul kıymetleri ihraç eden kuruma geri verir.</p>
<p>	İkinci durumda ise, aracı kurum menkul kıymetlerin satışına garanti verir. Satış süresinde satılamayan menkul kıymetleri kendi fortfüyönü alır ve bedelini ihraç eden kuruma öder. Dolaylı çıkarım şekil ile şöyle gösterebiliriz.</p>
<p>Şekil 3 Dolaylı Çıkarım</p>
<p>            İhraç Edilen	Aracı Kurumlar	İhraç Edilen<br />
		  Menkul Kıy.				 Menkul Kıy.<br />
		   Fon Akımı				  Fon Akımı</p>
<p>Kaynak: Peter S.ROSE, Money and Capital Market,Texas,1983,<br />
	   s.35.</p>
<p>	Arada bir aracı kurum bulunması menkul kıymet alımının birincil pazarda olmasına engel değildir. Birincil pazarda önemli olan munkel kıymetleri ihraçtan (çıkarımdan) almaktır.</p>
<p>İkincil Piyasa</p>
<p>	İkincil piyasa, daha önce birincil piyasaya ihraç edilmiş olan menkul kıymetlerin alınıp satıldıkları ortamdır.</p>
<p>	Sermaye piyasasında ikincil piyasa birincil piyasa kadar önemlidir.	</p>
<p>Örgütlenmiş Piyasalar menkul kıymetlerin belirli kurallar altında işlem gördüğü, fiziki bir yerleşim yerinin ve haberleşme kolaylıklarının olduğu borsa türünden piyasalardır. Borsadaki işlemler arz ve talep kurallarına uygun olarak gerçekleştiğinden menkul kıymetler için doğru fiyatın oluşması sağlanabilmektedir.</p>
<p>Serbest Piyasa olarak nitelenen örgütlenmemiş piyasalar, yatırım  araçlarının bir yerleşim bölgesi olmaksızın ve kote edilmeden alınıp satılabildiği piyasalardır.</p>
<p>	İkincil piyasalarda menkul kıymetler, yatırımcılar arasında el değiştirdiğinden fon kullananlar bu değişimden doğrudan etkilenmezler, ikincil pazarda alınıp satılan, sermaye fonları değil birtakım kıymetli kağıtlardır.</p>
<p>Üçüncül Piyasa</p>
<p>	Üçüncül piyasa borsaya kayıtlı hisse senetlerinin işlem gördüğü bir tezgah üstü(over-the-counter) piyasadır. Üçüncül piyasada satıcılar, borsa bankerliği belgesi olmayan kişi ve kurumlardır. Üçüncül piyasadaki satıcılar, düşük komisyonlar karşılığı küçük müşteri hizmetleri vererek sağladıkları maliyet tasarrufları ile borsa aracı kuruluşlar karşısında rekabet yaparlar.</p>
<p>	ABD uygulamasında, kurumsal yatırımcıların hisse senedi piyasasında ağırlıklı etkileri bulunmaktadır. Bu katkı, toplam işlem miktarının %20-25&#8242;i düzeyine ulaşmaktadır.<br />
Dördüncül Piyasa</p>
<p>	Finansal yatırımcılar arasında (yatırımcıdan yatırımcıya) doğrudan menkul kıymet aktarımlarıın. blok alıcı ve satıcılar arasındaki iletişim ağı ile çalışan, dördüncül piyasadır. burada blok deyimi ile tek işlem de büyük sayıda hisse senedinin örneğin 10.000 adet ya da  fazlasının aktarıma konu olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>SERMAYE PİYASASININ FONKSİYONLARI</p>
<p>	Sermaye piyasasının fonksiyonları ekonomik ve sosyal kriterlere göre ayrılarak açıklanabilir. Toplumun sosyolojik gelişmesinin, tarım üretim aşamasında sanayi üretim aşamasına geçiren sermaye piyasaları olmuştur. Halkın tasarruflarının satınalma gücü biçiminde birikimi temin edilerek ilave kapasite yaratıcı yatırımların gerçekleştirilmesi suretiyle uzun bir süre tarımdan elde edilen milli hasılalar, günümüzde endüstri toplumlarında sanayiden elde edilmektedir.</p>
<p>	Sanayi toplumların tarım toplumlarını kendine doğru çeken ekonomik baskısı sermaye piyasası tarafında yerine getirilmektedir. Çünkü marjinal verim arayışındaki sermaye potansiyeli bölgelerarası sürekli hareket eden bir yapı taşımaktadır. Bölgelerin şehirler, ya da ülkeler itibariyle siyasi bir suretle ayrılmasının önemi yoktur. Suni engellerin uzun süreli sermaye akımına neden olan sermaye piyasaları sayesinde kırılması kaçınılmaz ekonomik sonuçtur. Denilebilirki, iki farklı bölgede oluşan sermaye piyasaları marjinal verime bağlı olarak sermayenin akımını temin edecektir. Bu akım marjinal farklılıkların belli bir eşitliğe ulaşmasına kadar devam eder.</p>
<p>	Sermaye piyasaları halkın satınalma güçlerinin arzulu, yada zoraki tasarruflar biçiminde toplanılarak yatırımlara aktarılmasında da görev üstlenir. Zorakilik öne sürüldüğü zaman topal işleyen bir piyasanın varlığı sözkonusu olacaktır. Örneğin halkın  tasarruflarının vergiler adı altında Devlet tarafından toplanarak yatırımlarda  kullanılması gibi. Halbuki, devletin tahvil satarak gönüllü tasarrufları yatırıma kanalize etmesini sermaye piyasası temin edecektir.</p>
<p>	Sermayenin oluşturulması için belli organların teşekkül etmesi gerekecektir. Kimi zaman bu görevi Devlet üstlenebilir. Müteşebbisin gerçek kişi ya da tüzel kişi olmasının önemi yoktur. Bankaların, müteşebbislik dönemini de yaşayan insanoğlu, menkul kıymetler borsaları kanalından halkın müteşebisliğini de ekonomik bir dönem olarak yaşayacaktır.</p>
<p>	Gelirlerinden tasarruf eden gerçek ve tüzel kişilerin reel satınalma güçlerini korumaları ve reel satınalma gücünde artışlar, beklentileri onların arz edenler biçiminde ekonomik fonksiyon üstlenmelerine neden olacaktır. Toplumun ilerlemisini zorladığı ekonomik gelişme Devlete ilave yükler verdiği sürece onun satınalma gücünü talebeden fonksiyonu sermaye piyasasında her dönemde görülür. Kar peşinde koşan müteşebbisin ilave yatırımları gerçekleştirmek üzere hareketi ona sermaye ve tasarrufları talebeden bir ekonomik işlev kazandırır.</p>
<p>	Sermayenin akımını, oluşmasını  arz ve talebinin karşılaşmasını teminedecek tüm vasıtalar ekonomik olarak meydana gelmek zorundadır. Öncelikle;</p>
<p>	-sermayeyi temsil edecek bir vasıtanın gerekliliği vardır.<br />
	-bu vasıtaların hareketin arz ve talebe göre oluşturacak sistemin işlemesi gereklidir.</p>
<p>	Sadece sermayeyi temsileden değil, aynı zamanda sermayeyi oluşturacak satınalma gücünü temsil eden vasıtalar dahi ekonomik olarak meydana gelir. Para, kıymetli maden ve sair satınalma gücü temsileden vasıtaların zaman dönemi içerisinde etkinlikleri olmuştur. Herbir aşamanın kendine özgü fonksiyonel işlevi sermaye akımında da oluşmasında büyük rol oynamıştır.</p>
<p>	Vasıtaya bağlanmadan sermayenin akımı ve oluşması ile arz ve talebinin karşılaşması kolay olamaz. Kimi zaman imkansızdır. Böyle bir zorunluluk sermaye piyasasının işlevi için satınalma gücü biçimindeki tasarrufları temsil eden vasıtalar, sermaye biçimine dönüşmüş üretim faktörlerini temsil eden vasıtaları otomatik olarak meydana getirir.</p>
<p>	Sermaye arz talebinin karşılaşması ise belli bir ölçeğe göre olacaktır. O da faiz hadleridir. Bir taraftan yatırımların marjinal verimine bağlı olarak oluşan sermaye talebi ile tasarruflara bağlı olarak oluşan sermaye arzının karşılaşması faiz hadlerini meydana getirecektir. Faiz ölçeği hem sermayenin bölgelerarası akımını, hem oluşmasını temin edecektir.</p>
<p>	Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında sermaye  piyasalarının fonksiyonlarını aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:</p>
<p>	-Sermaye Piyasaları sermayenin ve sermayeyi oluşturacak satınalma gücünün bölgelerarası akımını temineder,<br />
	-Sermaye piyasaları sermayenin oluşmasını sağlar,<br />
	-Sermaye piyasaları sermayeyi ve onu oluşturacak satınalma güçlerini temsil eden vasıtaları yaratır,<br />
	-Sermaye piyasaları sermayenin akımını ve oluşmasını temin eden  uzuvları meydana getirir,<br />
	-Sermaye piyasaları sermaye arzı ve talebini karşı karşıya getirir,<br />
	-Sermaye piyasaları, sermaye birikimine bağlı olarak  toplumların sosyolojik gelişmelerini tarım üretimi aşamasından sanayi üretimi aşamasına geçmesine neden olur. Herbir gelişmişlik aşamalarına göre farklı sosyal katmanların oluşmasını temin eder.</p>
<p>Tasarruf-Yatırım İlişkileri</p>
<p>	Örnek olarak bir petrol şirketine 20 lira koyarak bir yıl sonra 30 TL geri alan bay C kendi açısından yatırım yapıyor gibi gözükmekle birlikte, gerçekte ekonomik anlamda yatırımı yapan petrol şirketididr. Omlaya mikro açıdan bakıldığından; bay C  bugünkü tüketiminden kısarak elde ettiği fonları yatırıma dönüştürmüş.Gelecek yıl kullanabileceği tüketim olanaklarını artırmıştır. Olay makro açıdan incelendiğinde ise bay C&#8217;nin petrol şirketine 20 TL vermesi yalnızca bir fon transferidir. Yatırım yaparak gelir artışı sağlayan, ve bay C&#8217;nin 20 lirasını 3/0 lira haline getiren petrol şirketidir. Daha açık bir ifadeyle, bay C&#8217;nin yaptığı &#8220;tasarruf&#8221;, petrol şirketinin yaptığı bir &#8220;yatırım&#8221; dır.</p>
<p>	Bazen kişilerin kendi tasarruflarını kendilerinin yatırıma  dönüştürebilmeleri mümkündür. Örneğin bir çiftçi, gelirinin bir kısımını, tarlasının sulanmasını sağlayacak olan bir su kanalının yapımına harcarsa hem tasarruf hem de yatırım yapmış olacaktır. Bugünkü tüketiminin bir kısmından vazgeçmesi tasarruf, tarlasının verimini artırıp gelecekte daha fazla ürün elde etmek amacıyla su kanalı yapması ise yatırımdır.</p>
<p>	Ancak çağdaş bir piyasa ekonomisinde bu gibi durumlara nadir olarak rastlanır.Genelde ekonomilerde, tasarufta bulunarak tüm gelirin harcamaktan kaçınanlarla, yatırım yapmak isteyenler çoğu kez değişik kişiler veya gruplardır. Bu nedenle de belli kesimlerin planladıkları  yatırımların toplamının eşit olması, gerçekleşmesi mucize sayılabilecek bir rastlantıdır. Ekonominin belli bir gelişme ve büyüme hızının  sağlayabilmesi için gerekli yatırımların boyutlarını yaklaşık olarak saptamak mümkündür. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde (ülkemiz de dahil olmak üzere) yurtiçi tasarrufların yeterli düzeyde olmaması nedeniyle, gerekli yatırımların gerçekleştirilebilmesi de mümkün  olmamaktadır. Tasarufların yetersiz kalmasının belli başlı sebeplerini şöyle sıralamak mümkündür:</p>
<p>	-Genel gelir düzeyinin düşük olması nedeniyle, bir çok kişinin tasarruf etme gücü zaten ya çok kısıtlı ya da hiç yoktur.</p>
<p>	-Yüksek enflasyon kişilerin tasaruf arzusunu kırmaktadır. Kişiler, tasarruflarını enflasyon oranını üzerinde değerlendirebileceklerine  güvenemediklerinden tüketime yönelmeyi tercih etmektedirler.</p>
<p>	-Dağınık ellerde toplanmış tasarrufları toparlayarak, yatırım yapmaya istekli bireye veya kurumlara aktaracak, güven verici bir kurumsal düzen oluşmamıştır. Yani finans kesimi yetersiz düzeydedir.</p>
<p>Mali Piyasaların Ekonomiye Etkileri</p>
<p>	Gelişmekte olan bir ekonomide, mali piyasaların ya da finans kesimin gelişmesinin ekonomiye sağlayacağı  yararlar şu noktada toplanabilir:</p>
<p>	-Gelir ve refah artışına katkı: Gelişmiş bir mali piyasa kaynakların en verimli bir biçimde dağılımını sağlayabilir. Fertlerin düşük verimli yatırımlar yapmaları yerine, kaynakların kurumsal yatırımcıların eline geçerek, yüksek verimli yatırımlarda değerlendirilmesi milli gelir ve refah artışına katkı sağlayacaktır.</p>
<p>	-Vade ayarlamaları:Gelişmiş bir mali otamda gerekse fon sunanlar, gerekse fonlardan yararlananlar için alternatif piyasalar ve kaynaklar ortaya çıkar. Fon sunanlar, bu fonlarını kısa, orta veya uzun vadeli değerlendirmek isterken, yine kısa, orta veya uzun vadeli fon ihtiyacı olan kişiler mevcuttur. Gelişmiş bir mali piyasa, çeşitli kurum ve araçlarla, iki kesim arasındaki vade ayarlamalarına olanak sağlar.</p>
<p>	-Miktar ayarlamaları:Mali piyasalar, dağınık durumdaki küçük tasarrufların, güven sağlayan geniş tabanlı bir finans havuzunda bir araya getirilip biriktirilmesini sağlar. Böylece, tek başlarına yatırım yapmaya yeterli olmayacak boyutlardaki fonlar birleşerek büyük yatırımlarada dönüşebilir.</p>
<p>	-Risk ayarlamaları: Gelişmiş mali piyasalarda, risk bakımından farklılıklar gösteren çeşitli mali araçlar bulunacaktır. Böylece yatırımcılar risk tercihlerine göre istedikleri mali araca yatırım yapabileceklerdir. İyi çalışan bir mali piyasada risk ile geliri arasında doğru ilişki bulunmalı, daha yüksek riskin karşılığı, daha yüksek getiri olmalıdır. Ancak yüksek kazanç için daha fazla risk göze alındığında, yüksek kazanç kadar yüksek zarara da uğranabileceği kabul edilmelidir.</p>
<p>	-Büyük ölçekli firmaların kurulması:Finans kesimine akan birikmeler ile sanayi kesimi arasında etkin işleyen kanalların kurulmasıyla, sanayi kesiminde büyük ölçekli sermaye şirketlerinin doğup büyümesine olanak verilir.</p>
<p>	-Rekabet artışı:Mali piyasaların gelişmesi, mali kurumlar arasında, menkul kıymetler arasında, yatırım danışmanlığı, yönetim, değerlendirme gibi çeşitli fonksiyonlar arasında rekabeti de artıracaktır. Tabi bunun için rekabeti kısıtlayıcı kurumsal ve yasal engellemelerin bulunmaması gerekir. Rekabet sonucu, piyasa faiz oranını reel büyüklüklere göre belirlenmesi şansı artarken, tasarrufların kazandığı faiz oranıyla kredi faiz oranları arasındaki diğer bir deyişle fon arzedenlerin sağladığı kazanç oranıyla, fon kullanımının maliyeti arasındaki fark giderek kapanacaktır.</p>
<p>	-Mülkiyetin geniş halk topluluklarına yayılmasıyla toplumda daha dengeli bir gelir dağılımı sağlanması:özellikle sermaye piyasasının gelişmesi ve küçük tasarruf sahiplerinin hisse senetlerine yatırım yaparak sınai işletmelere ortak olması hem mülkiyetin yayılmasına olanak sağlayacak, hem de küçük tasarrufların kar payı geliri elde etmesiyle gelir dağılımında nisbi bir düzelme sağlanabilmesi mümkün olacaktır.</p>
<p>	Tüm bu faktörler gözönüne alındığında, bir ekonomide mali piyasaların gelişmişliğinin ölçülerini şöyle saymak mümkündür.</p>
<p>	i)Mali araçların çeşitliliği<br />
	ii)Vade, miktar ve risk ayarlama ile fon aktarma maliyetlerinin düşüklüğü,<br />
	iii)Tasarrufların ve varlıklar finansla araçlara dönüşme oranı</p>
<p>	Türkiye&#8217;de ise mali araçların çeşitliliğinin çok az, vade, miktar ve risk ayarlamalı ile fon aktarma maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bireylerin varlıklarını finansal araçlara dönüşüm oranının çok yetersiz kaldığını söylemek mümkündür.</p>
<p>Faiz Oranlarının Sermaye Piyasasına Etkisi</p>
<p>	T.C.Merkez Bankası Kanunu&#8217;nun verdiği yetkiye istinaden özel sektörce çıkarılacak tahvillerin faizlere  bankaca tespit edilmektedir. Halen mer&#8217;i tebliğ gereğince değişik faizli tahvillerde faiz oranı, bankalarca bir yıl vadeli tasarruf mevduatına uygulanan azami faiz oranını 1.2 katsayı ile çarpılması sonucu bulunan orandır. (%40&#215;1.2=%48) sabit faizli tahvillerde  faiz oranları, bankalara bir yıl vadeli tasarruf mevduatına uygulanan azami faiz oranını 0.8 ile 1.2 katsayıları arasında, şirketçe serbestçe tespit edilecek bir oranla  çarpılması suretiyle bulunacak oranlardır. (%40 x 0.8 = %32 ile %40 x 1.2 = %48)</p>
<p>	Merkez Bankası&#8217;nca, banka faizlerine göre yüksek tespit edilmiş tahvil faizleri, birikmiş fonlarını plase etmeyi düşünenleri sermaye piyasasına  yöneltirken, tersi bir politika, fonların bankaları tercih etmesiyle sonuçlanabilir.</p>
<p>	Merkez Bankası&#8217;nca tespit edilen  tahvil faizleri, aynı zamanda krediye ihtiyaç duyan teşebbüs sahiplerinin bu fonları bankalardan mı, yoksa tahvil ihraç ederek mi temin etmeleri hususunda alacakları kararlarda etkili olmaktadır.</p>
<p>	Tahvil faizlerini doğrudan belirleme yetkisine sahip olan Merkez Bankası, bu yolla , ayrıca işletmelerin finans ihtiyaçlarını öz kaynak aktararak mı, yoksa borçlanarak mı sağlayacakları yolunda alacakları kararları da yönelendirmektedir. Kredi ve tahvil faizlerinin, enflasyon oranının üzerinde tespit edilmesi halinde, dış kaynağa olan aşırı talep düşecek, hisse senedi ihracı teşvik edilecektir.</p>
<p>	Merkez Bankası&#8217;nın genişleyici bir para politikası uygulaması sonucu piyasadan çoğalan likiditeden işletmeler doğrudan akacak miktar artacaktır. Bu durum şirketlerin tahvil çıkaran borçlanma motifini azaltıcı etki yapacaktır. Artan likiditen ötürü düşen banka faizleri işletmelerin daha çok bankalardan kredi talep etmesine neden olacaktır. İşletmelerin sermaye artırım  (Hisse senedi çıkarılması) veya tahville borçlanma gereğini duymayacağı bu ortamda menkul değer arzında bir azalma meydana gelecektir. Elinde tahvil bulunanlar, mevduat faizleri düştüğünde, aynı yatırımdan daha fazla kar sağlayacaklarından, tahvillerini ellerinde tutmaya çalışacaklar ve bu durum, tahvil piyasasındaki arzı azaltacaktır. Mevduata göre daha fazla kar getiren tahvillere olan talep ise artacak tasarruflarını plase etmek isteyenler, sermaye piyasasını tercih edeceklerdir. Kıt arz karşısında artan talep, tahvil fiyatlarını yukarı çekeceğinden bir müddet sonra tahvillerin  nemaları düşecektir. Bu gelişme tahvil neması ile, mevduat faizi arasında, önemli bir fark kalmayana kadar sürecektir.</p>
<p>	T.C.Merkez Bankası&#8217;nın kredi, mevduat ve tahvil faizlerini doğrudan tespit ettiği 1980 yılına kadarki gelişmelere baktığımızda, Merkez Bankası&#8217;nın tahvil faizlerini daima mevduat faizlerinin üzerinde tespit ederek, fonların sermaye piyasasına akışını teşvik ettiğini görmekteyiz. Kredi faizlerinin, tahvil faizlerinden düşük olduğunu gösteren rakamlara bakarak, sonuca varmak değerlendirme açısından yanıltıcı olur. Gerçek kredi maliyetinin çeşitli uygulamalar (blokaj uygulaması gibi) sonucunda kağıt üzerindeki kredi faizinden yüksek olduğu hususu dikkate alınırsa şirketlerin tahvil ihracı suretiyle borçlanmaları  özendirilmemiştir, denemez.</p>
<p>	Para-Kredi Politikası Tesbit Eden Belgeler ve Bu Politikanın Esasları</p>
<p>	Para-kredi politikamızı tespit eden dökümanlar, Beş Yıllık Kalkınma Planı, Yıllık Programlar ve Hükümet Programlarıdır.</p>
<p>	Sözkonusu bölgelerde belirtilen para-kredi politikamız, şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>	-Halk tasarruflarını artırma ve bankacılık sistemine yöneltme için gerçekçi faiz politikası uygulanması<br />
	-Yatırım yapmayı özendirme<br />
	-Kredilerde, bilhassa yatırım ve ihracat kredilerinde uygulamaya imkan verme<br />
	-Enflasyonun kontrol altına alınması için dar para politikası uygulanması, fiatların makul seviyede tutulması<br />
	-Kamu sektörünün sağlıklı ve daha gerçekçi kaynaklara finansmanını sağlama, sübvansiyonların azaltılması, KİT ürünleri fiatlarının piyasa şartlarına göre tesbiti,<br />
	-Yabancı sermayenin teşvik edilmesi ile birlikte, kalkınmamızın kendi öz kaynaklarımıza ve milli tasarruflarımıza dayandırılması<br />
	-Tasarrufların ekonomk ve sosyal hedeflere en yararlı bir şekilde yöneltilmesi, üretken faaliyetlere öncelik tanınması<br />
	-Ödemeler dengesinde darboğazın aşılması için ihracat gelirlerinin ve diğer döviz gelirlerinin arttırılması; bu maksatla gerçekçi ve günlük döviz kuru politikası uygulanması</p>
<p>Merkez Bankası&#8217;nın Uyguladığı Para Kredi Politikası</p>
<p>	Para ve kredi politikasının ana gayesi makul bir fiat istikrarı içinde Beş Yıllık Kalkınma Planları ve Yıllık Programlarda kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi olduğuna göre, Merkez Bankası&#8217;nın bu politikanın uygulanmasında izlediği yol, ekonomik sektörlerin, bilhassa üretken sektörlerin para ve kredi ihtiyacını karşılamak ve ihracatı teşvik etmek şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>	Merkez Bankası, istikrar politikası ve bu politikanın ekonomik yapıyı piyasa ekonomisinin şartlarına dönüştürme gerekleri doğrultusunda faaliyet göstermiştir.</p>
<p>	Bu cümleden olarak Merkez Bankası:</p>
<p>	-Kamu kesiminin açık finansman politikasının terki nedeniyle giderek kredileri içindeki kamu kredileri oranını azaltmıştır.<br />
	-Özel kesim kredileri oranını arttırmıştır.<br />
	-Özel kesim kredileri içinde ihracat ve yatırım kridilerin payını yükseltmiştir.<br />
	-Kısa vadeli dış borçların daha olumlu bir ödeme planına kavuşturulması amacıyla anlaşmalar yapmış ve garantisiz ticari borçların TL ile ödenmesi  konusunda düzenlemeler getirmiştir.<br />
	-Esnek kur  uygulamasına geçerek günlük kurları yayınlaşması başta ihracat olmak üzere, işçi dövizleri girişi ve turizm gelirlerinde artış sağlamıştır.</p>
<p>Para ve Sermaye Piyasaları Arasındaki İlişkiler</p>
<p>	Para ve sermaye piyasaları arasındaki ilişkilerin yoğunluğu, işlerliğin doğru gözlenmesi bakımından, her iki mekanizma arasındaki benzerlik ve yakınlıklar ile  farklılıkların belirtilmesini gerektirmektedir.</p>
<p>	Para ve sermaye piyasaları arasındaki benzerlik ve hareketler, temelde her iki mekanizmanın birlikte ve geçişli olarak, kullanımıyla ilgilidir. Şöyle ki,</p>
<p>	-Kredi verenler kendi yatırım politikalarına ve umdukları gelire bağlı olarak fonlarını bu iki piyasadan birine ya da her ikisine aktarabilirler.</p>
<p>	-Kredi alanlar da her iki piyasadan yararlanabilirler.</p>
<p>	-Fonlar her iki piyasa arasında gidip gelebilir</p>
<p>	-Bazı kurumlar özellikle bankalar her iki piyasada çalışabilirler.</p>
<p>	Para ve sermaye piyasalarında faaliyet gösteren unsurlar açısından da ortak noktalar ve tekrarlanmalar sözkonusudur.</p>
<p>Tablo 1. &#8220;Para ve Sermaye Piyasalarında Faaliyet Gösteren Unsurları&#8221;, bu yönüyle  göstermiştir.</p>
<p>Tablo. 1 PARA VE SERMAYE PİYASALARINDA FAALİYET GÖSTEREN UNSULAR</p>
<p>Ffon arz edeneleneo</p>
<p>Kaynak:Peter S.ROSE, Money and Capital Markets<br />
	  The Financial System in the Economy,Texas, 1983,s.12.</p>
<p>	Belirtilen ortak  özelliklerine rağmen para ve sermaye piyasaları arasında ana bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar şöyle özetlenebilir.</p>
<p>	-Para piyasanın kaynakları süreli ve süresiz mevduattır. Sermaye piyasası ise uzun süreli tasarruflara dayanır.</p>
<p>	-Para piyasasına geçici nakit ve işletme sermayesi sıkıntısının giderilmesi, sermaye piyasasına sürekli sermaye bulunması ve sabit yatırımları finanse ederek kaynakların elde edilmesi amacıyla girilir.</p>
<p>	-Para piyasasının araçları ticari senetler, sermaye piyasasınınkiler ise menkul kıymetlerdir.</p>
<p>	-Para ve sermaye piyasalarının getirileri sürelerine bağlı olarak farklıdır. Para piyasasında süre kısa olduğu için risk ve faiz oranı düşüktür. Sermaye piyasasında ise sürenin uzun olması nedeniyle her iki oran yüksektir.</p>
<p>	Bu iki piyasa arasındaki farklılaşma aşağıdaki Tablo 2 de gruplandırılmıştır.</p>
<p>Tablo.2 PARA VE SERMAYE PİYASALARI ARASINDAKİ FARKLILAŞMA</p>
<p>Sermaye Piyasasının Para Piyasasına Göre Avantajları Nelerdir?</p>
<p>	1-Sermaye piyasası direkt olarak alıcı ile yatırım yapılan şirket arasında bir ilişkidir. Para piyasalarında ise arada bankacılık sistemi bulunmaktadır.</p>
<p>	2-Sermaye piyasası 2 türlü getiri sağlar:</p>
<p>	a)Hisse senedi iyi seçilmiş şirketler enflasyon üzerinde reel bir getiri sağlar.</p>
<p>	b)Hisse senetlerinin &#8220;rüçhan hakları&#8221; vardır. Yatırımcı bunları satar , elinde tutar veya hisse senedini tutup rüçhan haklarını satar. </p>
<p>	3-Hisse senetlerinin spekülatif amacı vardır.</p>
<p>	4-Hisse senetleri &#8220;0&#8243; maliyetli fon sağlamakla beraber, bankalar kredi için karşılık ayırdıkları için şirketlere banka kredi daha pahalı gelmektedir.</p>
<p>Sermaye Piyasasının Gelişmesi İçin Gerekli Şartları</p>
<p>	Kapitalist ekonomik sistemin bir parçası olan sermaye piyasasının kurulup gelişmesi için bazı koşullamanın varlığı gereklidir. Bu şartlar,</p>
<p>	a)Fert başına milli gelir ve tasaruf eğiliminin yükselerek iç tasarruflarda bir artış sağlaması</p>
<p>	b)Özel ve kamu girişimcilerinin uzun vadeli fon ihtiyacının artmış olması,</p>
<p>	c)Sermaye piyasasında çok sayıda yatırım projelerinin bulunması,</p>
<p>	d)Sermaye arz ve talebinin karşılaşmasını sağlayan kurum, vasıta ve mahallerin düzenlenmiş bulunması,</p>
<p>	e)Menkul kıymetleri alınan ve satılan işletmelerin faaliyetlerine ilişkin parasal ve teknik bilgileri kapsayan mali raporların sürekli bir şekilde piyasada bulunmaları ve tasarruf sahiplerini yatırımlara yönelten kararların alınmasıda en önemli rolü oynayan bu raporların doğruluğunu saptayan tarafsız, profesyonel ve yetkili bir örgütün kurulması ve adeta işletmelerin nefes alışları izlenmeledir.</p>
<p>	Sermaye piyasasını hisse senetleri ve tahvillerin  satıldığı bir pazar olarak düşünürsek, bu pazarda satışa çıkarılan malların çokluğu ve çeşitliliği alıcıları çekmesi bakımından büyük önem taşır. Başka bir deyişle, sermaye piyasasındaki yatırım projelerinin çokluğu, tasarruf sahiplerini çeşitli alternatifler sunması bakımından sermaye piyasasının gelişebilmesi için olumlu katkılarda bulunacaktır. Bu nedenle, ülkemiz sermaye piyasasının gelişebilmesi için sermaye piyasasının sanayi kuruluşlarının büyük bir çoğunluğunca kullanılır hale getirmek gerektiğidir.</p>
<p>Bir İktisat Politikası Aracı Olması Bakımından S.P.</p>
<p>	Sermaye piyasalarını, diğer hususlar yanında, bir iktisat politikası aracı olarak da önemli görevler üstlenebileceği  anlaşılmaktadır. Özellikle, ekonomik gelişmeyi büyük ölçüde engelleyen enflasyon ve bunun zararlı sonuçlarına karşı sermaye piyasalarının etkili bir araç olarak kullanılmaları mümkündür. Bilindiği gibi sözkonusu piyasalar, kısa vadeli fonların uzun vadeli yatırımlara edilmesinde süre dönüştürme fonksiyonu görmektedirler. Diğer taraftan enflasyona gidişin göstergelerinden biri olarak kabul edilen yurtiçi tasarrufları mobilize edebilmekteki yetersizliğin  aşılmasında da sermaye piyasası kolaylaştırıcı bir fonksiyon görebilmek durumundadır.</p>
<p>	Türk Ekonomisini adeta kronikleşen bir enflasyonist yapıya sahip olduğu bilindiğine göre, alınacak tedbirler arasında sermaye piyasasına da görev düşeceği tabiidir.</p>
<p>	Ayrıca, sermaye piyasasının, tasarrufları mobilize etmekte sahip olduğu avantajlar dolayısıyla bölgelerarası dengeli gelişim politikasına da kolaylık sağlanması mümkün gözükmektedir.</p>
<p>	Sermaye piyasasını iktisat politikası açısından önemli kılan hususlardan bir diğeri de açık piyasa işlemleridir. Açık piyasa  işlemleri, devletin, para istikrarını sağlamak ve korumak için Merkez Bankası aracılığıyla, ekonominin likidite durumuna göre, menkul  kıymetler alması veya satmasıdır. Devletin bu işlemlerden etkin biçimde yararlanabilmesi, sözkonusu kıymetlerin yer aldığı sermaye piyasasının gelişmişlik durumuyla yakından ilgilidir.</p>
<p>Sermaye Piyasasının Olumsuz Yönleri</p>
<p>	1. Sermaye piyasasında büyük kuruluşlar &#8220;halka arz&#8221; bakımından küçüklere göre; büyük tasarrufçularda küçük tasarrufçulara göre daha avantajlıdır.</p>
<p>	2.Bilançolar iyi denetlenmediği takdirde, bazı şirketler oyunlarla bunları değiştirip şirket için yanlız imaja yol açar: Böylece o yıl karı düşük gösterip hisse senedi fiyatlarını ve payları kendileri toplar.</p>
<p>	3.Bazı şirketlerde çalışanların yöneticileri satış, kar, temettü, sermaye artırımını bildikleri için hisse senetlerini kendi çıkarlarına kullanabilirler. Buna &#8220;inside trading&#8221; denir.</p>
<p>DEĞERLENDİRME</p>
<p>	Türkiye&#8217;de sermaye piyasasını oluşturan alt piyasalar beş ana grup altında bölümlendirilmiştir. Bu sınıflandırmaya göre;</p>
<p>	1.Sermaye piyasasında işlem gören menkul değerlerin pazara ilk defa sunulmuş olup olmadığına ğöre,</p>
<p>	2.Kurumsal pazar yerinin olup olmamasına göre,</p>
<p>	3.Pazarın coğrafi genişliğine göre,</p>
<p>	4.Pazarda alınıp satılan menkul değerin türüne göre,</p>
<p>	5.Menkul değerin orijine göre.</p>
<p>	Bizim bu çalışmamızda özellikle sermaye piyasalarında işlem gören menkul değerlerin birinci ve ikincil piyasaya sunulmasıyla ilgili türleri ele alınmıştır.</p>
<p>Birincil Piyasa: Firmaların ve kamunun fon tedarik etmek amacıyla menkul değerleri ilk defa ihraç ettikleri ve fon arz edenlerle karşılaştıkları piyasalardır.</p>
<p>İkincil Piyasalar: Birincil sermaye piyasaların daha önce sunulmuş ve halen dolaşımda bulunan menkul değerlerin işlem gördüğü piyasalardır. İkincil piyasaların en önemli kurumları menkul kıymet borsaları ve finansal aracı kuruluşlardır.</p>
<p>	Türk Sermaye piyasasına şekil veren 3794 sayılı Sermaye Piyasası Kanunuyla sermaye piyasası kurumları şunlardır:</p>
<p>	-Sermaye piyasası kurulu,<br />
	-Halka açık şirketler,<br />
	-Aracı kurumlar<br />
	-Yatırım ortaklıkları,<br />
	-Yatırım fonları.<br />
	-Sermaye piyasasında faaliyet göstermesine izin verilen diğer kurumlardır.</p>
<p>	Mali piyasanın hacimce en büyüğü olan para piyasasının kurumları ticari bankalar, yatırım ve kalkınma bankaları, Merkez Bankası, sosyal güvenlik kuruluşlarıdır.</p>
<p>	Ülkemizde 1981 yılında çıkarılan Sermaye Piyasası Kanunu, sermaye piyasası kurulu ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının da kurulmasıyla ancak 1985 yılında canlanmıştır.</p>
<p>	Sermaye piyasasından kamu ve özel kesim yararlanmaktadır. Bu iki kesimin fon talep yapısı genellikle farklıdır. Sermaye piyasasından sağlanan fonların akım halinde ve stok halinde fon kaynakları olarak incelenmesi uygundur. Sermaye piyasasında işlem gören menkul değerlerin vadeleri birbirinden çok farklıdır. Hisse senetlerinin vadesi sonsuz kabul edildiği halde tahvillerin vadesi maksimum yedi yıldır. Bu durumda vadeleri bir yılın ötesine uzanan menkul değerler karşımıza stok olarak çıkmaktadır.</p>
<p>	Stok halinde menkul değerlerin kamu kesiminde 1986 yılında %77 olan ağırlığı 1992 yılında %70&#8242;e düşmüştür. Keza özel kesimde ise 1986 yılında %23 olan stok ağırlığı 1992 yılında %30 olmuştur.</p>
<p>	İkincil piyasalarda fon akımları 1986-1992 yılları itibariyle kamu kesimi ağırlıklı olmuştur. Bu oran kamu kesiminde ortalama %90, özel kesimde ise %10 dur.</p>
<p>	Ülkemizde sermaye piyasasından ve para piyasasından sağlanan fonların ağırlıklarının belirlenmesinde sermaye piyasası ve para piyasası birlikte analiz edilmiştir. Bu analizler kendi içerisinde, para baz alınarak, GSMH baz alınarak ve devlet borçları baz alınarak yapılmış ve aşağıdaki sonuçlar tespit edilmiştir;</p>
<p>	-Kendi içlerinde yapılan analizde 1986 yılında 16.5 trilyon olan toplam stokun %24&#8242;ü sermaye piyasasına, %76 sı ise para piyasasına ait olduğu anlaşılmıştır.</p>
<p>	-Genel ekonomi içerisinde kredi ve menkul değerler stoku birlikte alındığında sermaye piyasının ağırlığı 1986 yılında %24 den artarak 1992 yılında %45 olmuştur.</p>
<p>	-Kamu kesimini sermaye piyasasından akım halindeki fonlarını ortalama %90&#8242;ını, özel kesim ise %10 unu kullandığı anlaşılmıştır.</p>
<p>	-Kamu kesimi, menkul değer stoklarının 1986-1992 yılları itibariyle %667.1 ini kullanmış, özel kesim ise ancak %32.9 unu kullanabilmiştir.</p>
<p>	-1986-1992 döneminde kamu kesimi, sermaye ve para piyasasındaki stok değerlerinin ortalama %36 sını kullanmasına rağmen bu oran kredi stokunda kamu kesimi için %25.8 olmuştur.</p>
<p>	-Para stoku baz alınarak yapılan analizde, para stokunu oranlandığında menkul kıymet stoklarının %13 den %28&#8242;e doğru arttığı, kredi stokununsa %31 ile %34 arasında değişen ağırlığa sahip olduğu görülmekteder. Menkul değer stoklarındaki artışın sebebi kamu kesimin borç stokunun yükselmesi ve özel sektörde özellikle şirket hisse senetlerin  hacim olarak artıştır.</p>
<p>	-GSMH baz alınarak yapılan analizde, menkul değerler stoklarının ekonomideki ağırlığının %12-22 arasında değiştiği, 1990 yılında bu ağırlığın Körfez krizi nedeniyle %14de kaldığı, 1992 yılında tekrar %22 ye yükseldiği görülmektedir. Kredi stoklarının ise GSMH ya oranla ağırlığı 1986 yılında %28lerde iken 1992 yılında %27 lere indiği görülmektedir. Bu orana göre ekonomideki büyük kurumların son yıllarda banka kredileri yerine sermaye piyasası kaynaklarını tercih ettikleri anlaşılmaktadır.</p>
<p>	-İç ve dış borçlar baz alınarak yapılan analizde; menkul değer stoku ile iç borç stoku arasında yüksek bir pozitif korelasyonun olduğu görülmüştür. Bunun sebebi devletin iç borçlanmasında sermaye piyasasının kaynaklarına başvurmasıdır. Menkul değer stoklarının değeri toplam borç stoku içerisinde 1986 yılında %12 iken 1992 yılında %23lere çıkmıştır.</p>
<p>NELER YAPILMALIDIR?</p>
<p>	Türkiye&#8217;nin ekonomik gelişmesinin süratlenebilmesi için, yani çarkların dönebilmesi çin sermayeye ihtiyacımız vardır. Ekonomik büyüklüklerin değişmesi karşısında belli üretimin ve belli yatırımların artık sınırlı fonlarla gerçekleştirilebilmesi imkansız hale gelmiştir. Çünkü yatırımların hacim ve büyüklükleri değer olarak artmıştır.</p>
<p>	Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu konjüktürel yapıdan dolayı sermaye piyasasının canlandırılabilmesi için,</p>
<p>	-Enflasyon oranını çok yüksek seviyede olmaması ve bu oranın belli bir seviyede tutulması</p>
<p>	-Enflasyonun oranının üzerinde bir faiz ile çıkarılacak tahvil, sermaye piyasasını olumlu yönde hareketlendirebilecektir ve tahvil faizlerin  sabit oranı olmayıp değişken tutulması cazibeyi güçlendirecektir.</p>
<p>	Bugün işçi ve hemşehri şirketleri sermaye yetersizliği içindedir. Bu tür şirketler gerçekten halka açıktır. Halka açık şirketler sermaye piyasası için kaçınılmaz araçlardır. Bunlar iyi organize edilerek sermaye piyasasının gelişmesini frenleyen, olmaları sağlanmalıdır. Aksi takdirde sermaye piyasasının gelişmesini frenleyen, kapalı aile holding ve şirketlerin mülkiyetlerine geçerek sermaye piyasası gelişmeyi umutlarının yıkılmasına neden olacaktır. Çünkü bu şirketler sermaye yetersizliği ve kur farklarından dolayı güç duruma düşmüşlerdir. Birçok işçi şirketleri ve hemşehri şirketleri iflas etmek ve el değiştirmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>	Sermaye piyasasının gelişmesinin, tasarrufların ülke kalkınmasına yarar olacak sanayi yatırımlarının finansmanında kullanılmasına imkan sağlayacağı herkes tarafından bilinmesine rağmen bugüne kadar sermaye piyasası arzu edilen yönde geliştirilememiştir.</p>
<p>	Hisse senedi piyasasının canlanması için hisse senedi ile değişitirebilir tahvil ihracı yaygınlaştırılmalıdır. Tasarruf sahibi firmanın iyiye gittiğini, çeşitli imkanları görünce vade sonunda firmaya ortak olabilir ve firma içinde bu yöntem tasarruf sağlayıcı imkanlara yol açarak likiditesini artırır.</p>
<p>	Enflasyon ortamında en şanslı menkul kıymet tahvildir. Aslında sermaye piyayası için ideal olan hisse senedidir, fakat enflasyon hisse senedinin tedavülüne engel olmaktadır.</p>
<p>	Sermaye piyasasının gelişmesi ve ilk hareketin doğması için bankalar iştiraklerini tasfiye etmelidirler. Bunun sonucunda ortaya halkın güvenini kazanmış ciddi kuruluşların hisse senetlerinin piyasaya intikali sağlanmış olacaktır. Bu da piyasada hareketlilik sağlayacaktır.</p>
<p>	Finansman sorununu çözebilmek için ve ekonomide fon akımlarının etkili olabilmesi yönünden yerli sermaye gruplarının bankaları kendi yönetim ve denetimleri altında tutma çabaları sona erdirilmelidir.</p>
<p>	Bankacılık her ülkede faaliyetleri kamuca düzenlenmiş ve kamu kontrolü altında tutulan bir sektördür. Denetimin yetersiz oluşu ekonomide kaynak dağılımını kötüleştirdiği gibi , gelir dağılımını daha bozabilmekte ve ekonomik istikrar sağlanamamaktadır.</p>
<p>	Bugün bankalarda  gösteren aşırı ölçüde kaynak maliyeti, riski artan krediler, zayıflayan likidite durumları, banka karlılık oranlarının düşüşü bu sorunları belgelemektedir. Bugün bankalardaki kabarık şube sayısı, maliyetlerini artıran önemli bir unsurdur.</p>
<p>	Banka fonlar ihracat potansiyeli olan ve kar elde edebilecek nitelikteki kuruluşlara yöneltilmelidir.</p>
<p>	Bankalar dengesiz kaynak kullanımı ve dengesiz iştirak politikasından vazgeçmelidirler.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p>	Türkiye&#8217;de sermaye piyasasının istenilen düzeyde gelişmiş  olmamasının  nedenlerini, bu piyasa için gerekli görülen koşulların yeterince sağlanamamış olmasında aramak gerekir. Sermaye piyasasını geliştirecek finansman kurumlarının yetersiz düzeyde oluşunun yanısıra, sermaye piyasasına akacak kurumsal tasarrufların sınırlı oluşu. Türk sermaye piyasasının gelişmesinde çok önemli bir engeldir. Ülkemizde, sermaye piyasasını fon bakımından besleyecek sigorta şirketleri, emekli sandıkları ve yatırım ortaklıkları gelişmemiştir. Zorunlu sigorta sisteminin kaynak kullanımıda kanunla sınırlandırdığından, bu kesimdende sermaye piyasasına önemli bir fon akımı beklenemez. Bu durumda, sermaye piyasasına uzun vadeli fon arzı ancak bireysel tasarruflardan gelecektir. Türkiye gibi tasarruf hacmi küçük ve son olaylar nedeniyle de tasarrufların daha çok bankalara yönelik olduğu bir ülkede sermaye piyasasına akabilecek fonlar son derece de sınırlı bulunmaktadır.</p>
<p>	Sermaye piyasasını olumsuz yönde etkileyen bir diğer etmen, &#8220;enflasyon&#8221; dur. Tasarruf sahipleri tasarruflarının hızla değer kaybına uğraması nedeniyle spekülatif yatırımlara kaymaktadırlar. Türkiye&#8217;de içinde bulunulan bunalımlı dönemde, finansal kesimlerden endeksleme uygulamasının gönüllü tasarrufları arttıracak fon arzı yönünden olumlu etkiler olacaktır. Anak, endekslemenin diğer etkileri ve enflasyon hızının ne yönde etkileneceğini ortaya koyabilmek daha ayrıntılı bir araştırmayı gerektirmektedir.</p>
<p>	Son yıllarda ülkemizde, sermaye piyasası hareketlerinin yoğun bir şekilde hızlandığı, bu gelişmelerin düzensiz, plansız ve denetimsiz bir ortamda gerçekleşmeler sonucunda sermaye piyasasının çok büyük sarsıntılar geçirdiğini söyleyeyebiliriz. Sermaye piyasasının gelişebilmesi için güvene ihtiyaç duyulmaktadır. Bu piyasayı denetleyecek, düzen gerektirecek önlemlerin gerekliliği ortadadır. Sermaye pazarının gelişebilmesi, ülkelerde ekonomik, politik ve sosyal istikrarın bulunması halinde sözkonusu olabilecektir. Bunun yanında milli gelir artışı ve bu gelirin adil bir bölüşümde sermaye pazarında gelişme için bir koşuldur. Halka açılma için şirketler özendirilmeli, işçi şirketleri sermaye piyasasından  faydalanabilecek şekilde örgütlendirilmelidir. Ayrıca yeniden değerleme yasasının şirketlerin pay senedi ihraçına teşvik edilmesinde büyük önemi vardır. Sermaye piyasasının en önemli unsuru olan borsanın düzenlenmesi ve çalışır hale getirilip tüm ülkede belirli merkezlerde kurulması çalışmaları çabuklaştırılmalıdır.</p>
<p>	Ayrıca, para ve sermaye piyasa birbiriyle sürekli ilişkili  pazarlar olduklarından banka sektöründe de gerekli düzenlemelere gidilmelidir.</p>
<p>	Serbest piyasa ekonomisinin bir gereği olan sermaye piyasasının gerekli koşllarının sağlanamaması, bu piyasanın gelişememesine yol açacaktır. Yasal düzenlemeler kuşkusuz gerekli  ancak, yeterli değildir. Sermaye piyasasının sağlıklı bir yapıya kavuşabilmesi, gerekli ekonomik koşulların sağlanmasıyla sıkı sıkıya bağlıdır.</p>
<p>	Yapılan bu analizlerin sonucunda; Türk Ekonomisinde sermaye piyasasında kamu kesiminin büyük bir ağırlığının olduğu görülmektedir. Akım olarak bu ağırlık %90 ve stok olarak ağırlık %70 dir.</p>
<p>	1985 yılı sonunda 10894 olan anonim şirket sayısı 1991 yılında 32163 olmasına rağmen bugün Türk Sermaye Piyasasında 1092 şirket işlem yapmaktadır.</p>
<p>	Bu rakam özel kesimin Türk sermaye piyasasında finansal yönden tam olarak yararlanmadığını göstermektedir.</p>
<p>	Bununla beraber yakın gelecekte sermaye piyasasının açılacak anonim şirket sayılarında önemli artışlar beklenebilir.</p>
<p>	Sermaye Piyasasının  ekonominin hizmetinde olabilmesi için hem akım ve hem de stok olarak kamu kesiminin sermaye piyasasındaki ağırlığının azaltılması gerekir. Bu politika ise siyasal tercih meselesidir. Kamunun piyasa üzerindeki ağırlığı azaltılmadıkça, sermaye piyasasında çarpıklık devam edecek, fon maliyetlerinin belirlenmesi kamu ağırlıklı olacak, özel sektörce prodüktif kullanılacak fonlar gayri prodüktif kamu kurumlarına aktarılacak ve bunlardan Türk Ekonomisi menfi yönde etkilenecektir. Bu sebeple Türk  Sermaye Piyasasının özel sektör ağırlıklı hale getirilmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>K A Y N A K Ç A</p>
<p>KARSLI Muharrem, Sermaye Piyasası, Borsa, Menkul Kıymetler.</p>
<p>TANER Berna-POLAT Lale, Sermaye Piyasası Faaliyet Alanı ve<br />
	Menkul Kıymetler, İzmir, 1992.</p>
<p>BOLAK Mehmet, Sermaye Piyasası Menkul Kıymetler ve Proftöy<br />
	Analizi, İstanbul, 1994.</p>
<p>EŞ Mecit, Türkiye Sermaye Piyasası (Gelişmeler,Sorunlar),<br />
	Kütahya 1989</p>
<p>KARA Şinasi, Sermaye Piyasası,İstanbul, 1990</p>
<p>CİVAN Mehmet,Türk Sermaye Piyasasındaki Son Gelişmeler,<br />
	Ankara, 1994</p>
<p>APAK Sudi,Sermaye Piyasaları ve Borsa,İstanbul, 1995</p>
<p>ÇELEBİCAN Gürgan, Sermaye Piyasasındaki Son Gelişmeler ve<br />
	Türk Bankacılığı Sermaye Piyasası ve Borsa Temel<br />
	Bilgiler Kılavuzu, Eğitim Yayınlar</p>
<p>Menkul Kıymetler Piyasalarında Sistemik Riskler, Sermaye<br />
	Piyasası Kurulu 1997.</p>
<p>Uluslararası Sermaye Piyasası ve Banka Semineri, Altın Yunus<br />
	Çeşme 24-25 Ekim 83.</p>
<p>FERMAN Cumhur, Türkiye&#8217;de Sermaye Piyasasının Gelişmesi için<br />
	Bankalardan Beklenen Fonksiyonlar</p>
<p>KURT İbrahim, Para-Kredi Politikası ve Sermaye Piyasalarına<br />
	Etkileri.</p>
<p>SAĞLAM Kemal,Türkiye&#8217;de Sermaye Piyasasının Dünü, Bugünü,<br />
	Yarını ve Sermaye Piyasasının Gelişmesi İçin Öneriler.</p>
<p>ÇAKICI Latif, Türkiye&#8217;nin Ekonomik Gelişmesinin<br />
	Süratlendirilmesi İçin Sermaye Piyasası ve Bankalardan<br />
	Beklenen Fonksiyonlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iktisat’a giriş I kasım 2001  esneklikler/arz&amp;talep</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisat%e2%80%99a-giris-i-kasim-2001-esnekliklerarztalep/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisat%e2%80%99a-giris-i-kasim-2001-esnekliklerarztalep/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisat%e2%80%99a-giris-i-kasim-2001-esnekliklerarztalep/</guid>
		<description><![CDATA[iktisat’a giriş I kasım 2001
esneklikler/arz&#38;talep
çok uluslu bir şirketin ürettiği malın talep fiyat esnekliği, A piyasasında – 0.13, B piyasasında –1.13’dür. nasıl değerlendirirsiniz? Aynı malın farklı talep esnekliklerine sahip olmasının nedeni ne olabilir? Tek fiyat uygulandığında elde edilen kar nasıl artırılabilir? Malın talebinde bir artış olduğu takdirde üreticinin bunu karşılayabilme kapasitesi neye bağlıdır?
Kahve piyasası, Esneklik ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>iktisat’a giriş I kasım 2001<br />
esneklikler/arz&amp;talep<br />
çok uluslu bir şirketin ürettiği malın talep fiyat esnekliği, A piyasasında – 0.13, B piyasasında –1.13’dür. nasıl değerlendirirsiniz? Aynı malın farklı talep esnekliklerine sahip olmasının nedeni ne olabilir? Tek fiyat uygulandığında elde edilen kar nasıl artırılabilir? Malın talebinde bir artış olduğu takdirde üreticinin bunu karşılayabilme kapasitesi neye bağlıdır?<br />
Kahve piyasası, Esneklik ve her dönemde elde edilecek toplam geliri hesaplayın. Esneklikler ile toplam gelir arasında nasıl bir ilişki ortaya çıkmaktadır? Esneklik değerlerinde görülen değişmenin nedeni ne olabilir?</p>
<p>	1995	1996	1997<br />
Fiyat	2.01	3.20	2.40<br />
Miktar	12.80	9.40	10.90<br />
Toplam harcama<br />
Ef<br />
3. Petrol krizi sırasındaki ve sonrasındaki talebin fiyat esnekliklerini değerlendirin.</p>
<p>	7 büyük ülke	Japonya<br />
1976	-0.11	0<br />
1981	-0.17	-0.11<br />
4. Değerlendirin.</p>
<p>	Fiyat esnekliği	Gelir esnekliği<br />
Taze sebze	-0.17	0.87<br />
Hazır donmuş gıda ürünü	-2.61	1.64<br />
1990 larda ev bilgisayarları satışları hızla arttı. Ancak kişi başına satışlar İstanbul’da Muğla’dakinden daha fazladır. Kişi başına satışlar arasındaki farklılık Mecidiyeköy ile Sultanbeyli arasında da görülmektedir. Esneklik açısından değerlendirin. Esneklik kavramı bir üretici için neden önemlidir? Tüketici kitlesinin geliri yıldan yıla artış gösteriyorsa, bu üreticinin üretim kararını etkiler mi?<br />
A malı için iki ayrı piyasanın dengede olduğunu varsayın. Hava koşullarının olumsuz gitmesi nedeniyle arz aynı oranda azalmıştır. Arz azalışının yaratacağı fiyat ve miktardaki ve üreticinin toplam gelirindeki değişimleri değerlendiriniz. Farklı oranlarda değişimlerin görülmesinin nedenlerini, eğimlerin farklılıkları ile ilişkilendirerek açıklayınız. ( çok kısa dönem dengesinde X piyasasında A malının talep fiyat esnekliği –0.3, Y piyasasında –5.3’tür. )<br />
Hükümet, cari işlemler açığı ( ihracat-ithalat ) kapatabilmek ve yılın ilk sekiz ayında meydana gelen otomobil ithalatındaki artışı frenleyebilmek amacıyla lüx otomobillere 2000 $ vergi koymuştur. Cari açığın kapanabilmesi için uygun bir politika olup olmadığını tartışın.<br />
Hükümet, LPG gazı fiyatına uyguladığı sübvansiyonu kaldırdı. Bunu yaparken bu alandaki harcamaları kısmayı planlamıştı. Böylelikle benzin ile LPG fiyatları arasındaki fark kapanmış oldu. Durumu benzin ve LPG kullananlar açısından değerlendirin.<br />
Sağlık Bakanlığı, sigara piyasasını etkilemek için iki ayrı tasarı hazırlamıştır. İlki, medya kampanyası ve sigaralar üzerine yazılacak uyarılarla sigaranın zararlarını kamuya aktarmak. Dieri ise, Tarım Bakalığı ile yürütülecek, tütün fiyatlarıı denge fiyatının üzerine çekecek tütün üreticileri için fiyatları destekleme politikaları uygulamak.<br />
bu iki uygulama sigara tüketimini nasıl etkiler? Grafikle açıklayın.<br />
Bu iki programın sigara fiyatları üzerindeki bileşik etkisi ne olacaktır?<br />
İki mal arasında tercih yapan tüketicinin X malının fiyat esnekliği 0 ise, ve X malının fiyatı yükseliyorsa, fiyat-tüketim eğrisinin yönünü belirleyerek, sonucu değerlendirin.<br />
İki mal arasında tercih yapan tüketicinin gelirinde sürekli bir artış görülüyorsa ve A malının gelir esnekliği 3, B malının gelir esnekliği –0.5 ise, gelir tüketim eğrisinin yönünü belirleyerek, sonucu değerlendirin.<br />
A ve B mallarının birbirini takip eden iki dönemdeki talep miktarları ile birim fiyatları aşağıdaki gibidir.</p>
<p>	A malı	B malı<br />
	1. dönem	2. dönem	1. dönem	2. dönem<br />
Talep miktarı	100	50	300	500<br />
Fiyatı	20	40	10	10<br />
A ve B mallarını talep eden tüketicilerin birinci dönemde 5.000 birim olan gelirlerinin ikinci dönemde 7.000 birime yükselmiş olduğunu tespit eden bir iktisatçı, A ve B mallarının her ikisini normal ve lüks mallar olarak tanımlamış, ayrıca bu malların birbirlerini tamamlayıcı mallar olduklarını iddia etmiştir. Kullanacağınız ölçüleri açıkça isimlendirmek suretiyle, gerekli hesapları yapınız ve bahsedilen iktisatçının varmış olduğu sonuçların ne ölçüde doğru olduğunu değerlendiriniz.<br />
Talep değişimlerinin üreticinin aleyhine sonuçlar yarattığı durumlar karşısında üreticiler ne yapabilirler? Bu olasılıklar hangi koşullara bağlıdır? Devlet bu durumda neler yapabilir?<br />
Arz değişmelerinin tüketicinin aleyhine sonuçlar yarattığı durumlar karşısında tüketiciler ne yapabilirler? Bu olasılıklar hangi koşullara bağlıdır? Devlet bu durumda neler yapabilir? </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisat%e2%80%99a-giris-i-kasim-2001-esnekliklerarztalep/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
