<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ERPakademi &#187; erp</title>
	<atom:link href="http://www.erpakademi.com/tag/erp/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erpakademi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Jun 2010 15:27:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İnsan Kaynakları Yönetimi Kavramı</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami/</guid>
		<description><![CDATA[
 
  
İnsan Kaynakları Yönetimi Kavramı
 
İşletmeler için rekabet kavramı, geleneksel dar kalıplara sığdırılmış tanımlamasının ötesinde bir şeyler ifade etmeye başlamıştır. Esas itibariyle, rekabet stratejileri, dengeli ücret politikası ve verimlilik ilişkisini aşarak, yüksek üretim kalitesi, ürün çeşitlemesi, yaratıcılık ve pazarda hızlı hareket edebilme gibi yeni konseptleri kapsamaya başlamıştır. Böylece, yeni rekabet anlayışı beraberinde insan kaynakları politika ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p> <br />
  </p>
<p>İnsan Kaynakları Yönetimi Kavramı<br />
 <br />
İşletmeler için rekabet kavramı, geleneksel dar kalıplara sığdırılmış tanımlamasının ötesinde bir şeyler ifade etmeye başlamıştır. Esas itibariyle, rekabet stratejileri, dengeli ücret politikası ve verimlilik ilişkisini aşarak, yüksek üretim kalitesi, ürün çeşitlemesi, yaratıcılık ve pazarda hızlı hareket edebilme gibi yeni konseptleri kapsamaya başlamıştır. Böylece, yeni rekabet anlayışı beraberinde insan kaynakları politika ve uygulamalarında önemli bir organizasyonel değişimi getirmiştir. (Büyükuslu, Ekim 1998, s.11) Bu noktada işletmelerin başarılı örgütsel yaşam evreleri geçirmelerinin, insanın artan önemini dikkate alınması şartına bağlı olduğu görülmektedir. (Storey-Sısson; 1993, s.1) İşletmelerin artan rekabet ortamında başarıyı hedeflemeleri açısından &#8220;insan&#8221; faktörünün gözden kaçırılmaması düşüncesi çalışma hayatında özellikle son yıllarda kabul görmüş ve bu düşünce işletmelerin misyon ve vizyon gibi temel örgüt kültürü unsurlarında yer almıştır. İnsanın, psiko-sosyal bir varlık olması (bireyin duygu ve düşünceleri ile bir bütün olması dikkate alınırsa)  üretim faktörleri içinde  doğal olarak farklı bir yere ve öneme sahip olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu düşünce doğrultusunda örgütlerdeki insan kaynağının yönetimi de ayrı bir önem arz etmektedir. Örgütsel gelişmelere paralel olarak gelinen aşamada, İnsan Kaynakları Yönetimi konusunun daha geniş bir şekilde analiz edilmesini ve işletmelerde çalışan insan kaynağına daha fazla yatırım yapılmasını gerekli kılan politikaların benimsenmesini desteklemektedir.  Bu noktada İnsan Kaynakları Yönetimi kavramına ilişkin bir çok tanıma rastlanmaktadır. Bunlar:<br />
·         İnsan Kaynakları Yönetimi; &#8220;İşletmelerin hedeflerine ulaşabilmeleri için gerekli olan işlevleri gerçekleştirecek yeterli sayıda vasıflı elemanın işe alınması, eğitilmesi, geliştirilmesi, motive edilmesi ve değerlendirilmesi işlemidir&#8221;  (Boone-Kurtz; 1988, s.266).<br />
·         İnsan Kaynakları Yönetimi, &#8220;Organizasyon ve çalışanlar arasındaki ilişkileri etkileyen tüm yönetim karar ve hareketleridir&#8221;. (Armstrong; 1992, s.175).<br />
Genel anlamda İnsan Kaynakları Yönetimi’nin, insana odaklanmış, çalışanların ilişkilerini yönetsel bir yapı içinde ele alan, kurum kültürüne uygun çalışan politikalarını geliştiren ve bu yönüyle kurum yönetiminde kilit  işlev görevi gören bir fonksiyona sahip bulunduğu söylenebilir. (Fındıkçı, 2000, s.14)<br />
Bu tanımlar ışığında İnsan Kaynakları Yönetimi,  insan faktörünün işletme hedefleri doğrultusunda en iyi şekilde yönetilmesi, geliştirilmesi ve motive edilmesi şeklinde ifade edilebilir.<br />
 <br />
İnsan Kaynakları Yönetimine Geçişi Hızlandıran Unsurlar<br />
 <br />
Tarihsel gelişim süreci incelenen insan kaynakları yönetimi, yönetsel anlamda bir gelişmenin sonucu olmuştur.  Ancak bu faktöre ek olarak insan kaynakları yönetimi yaklaşımına geçişi hızlandıran çok sayıda faktör bulunmaktadır. Bu faktörler arasında  küreselleşme ve rekabet, işgücünün yapısal değişimi, yönetim ve üretim modellerindeki değişimler sayılabilir. İnsan Kaynakları Yönetimi&#8217;ne geçişi hızlandıran nedenleri bir diğer  bakış açısına göre yine 4 başlık  altında  incelemek mümkündür; (Kaynak ve diğerleri,  1998, s.16-18).<br />
1.                  İşgücü ile ilgili maliyetlerdeki değişimler (Teknoloji, otomasyon gibi gelişmeler işgücüne olan ihtiyacın düşmesine yol açmıştır),<br />
2.                  Verimliliğin önem kazanması (Tatmin düzeyi düşük, başarı güdüsü düşük bir işgücü verimli olması beklenemez),<br />
3.                  Değişimler (Yönetim ve  Üretim),<br />
4.                  İşgücünün olumsuzluk etkileyen diğer faktörler (Verimsizlik, Yabancılaşma, Tatminsizlik gibi kavramlara çözüm aranması).<br />
 <br />
Küreselleşme ve Rekabet Gücü<br />
 <br />
	1970 ve 1980&#8242;li yıllarda hızla etkisini hissettiren küreselleşme (globalleşme) olgusu, pek çok alana yayılmış bir etkinliği simgelemektedir. Ayrıca bu kavram, 20.yy’ın son çeyreğinde üzerinde en çok tartışılan konu olmuştur. Özellikle üretim ve yönetim modellerinin çok farklı  nedenlere  bağlı olarak yaşadıkları değişim evresi, küreselleşme kavramının daha çok telaffuz edilmesine yol açmıştır. (Keser, 1999) Uluslararası sistem ve yönetim modelleri, henüz tamamlanmamış  bir değişim yaşamaktadır. Yaşadığımız değişim sürecinin nasıl sonuçlanacağı ve nerede duracağını tahmin etmek oldukça güç bir görevdir. Küreselleşme ya da globalizasyon olgusu da, bu değişimin bir ürünüdür. (Büyükuslu, Mayıs 1998, s.47) Genel anlamda küreselleşmeyi zorunlu hale getiren gelişmeler; Telekomünikasyon ve daha ucuz, daha iyi, daha güvenilir ulaşım, ticari liberalizm, genişleyen ithalat, ihracat ve üretimin parçalanmasıdır. (Yorgun, 1998, s.17) Dolayısıyla küreselleşme kavramında etkili olan bir diğer faktör olarak teknolojide meydana gelen gelişmeleri belirtebiliriz. Teknoloji ile birlikte &#8220;insan&#8221; kavramı daha da önem kazanmıştır. Çünkü teknolojiyi üreten de kullanan da insandır.  Bir diğer ifade ile, farklılık yaratacak unsur teknolojiyi etkin kullanacak olan insan unsurudur. (Selamoğlu, 2000, s.14) Bu nedenle &#8220;insan&#8221;a yatırım yapılmalı, yetkilendirilmesi ve motive edilmesi sağlanmalıdır. Küreselleşme, şirketlerin uluslararasılaşmalarına, dünya pazarlarında başarı yakalamayı hedeflemeyi amaçlamaktaydı. Bu amaç için örgütler yönetim anlayışında da gelişmelere açık politikalar izlemişlerdir. Bu gelişmenin ürünü olarak &#8220;insan odaklı yönetim&#8221; anlayışını somut bir sonuç olarak algılamak mümkündür.<br />
Küresel dünyada başarının sınırlarını belirleyen en önemli faktör, dünya piyasalarına açılmış malların “rekabet gücüdür”. (Ekin, 1998, s.11) Tüm dünya, rekabetin yoğunlaşmasına tepki olarak değişik çözümler aramaktadır. Dünya ekonomisindeki yapısal değişimin nedeni, piyasaların ulusal sınırlarını aşarak global bir nitelik kazanması ve aynı zamanda piyasalardaki rekabetin giderek yoğunlaşmasıdır. (Kurtulmuş, 1997, s.144) Bu görüşü destekleyen diğer bir görüş de şudur: Dünyada ticaret ve sermaye hareketleri ile bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler ulusal devletlerin sınırlarını aşan boyutlara ulaşmış ve transnasyonel bir boyut kazanmaya başlamıştır. Bu gelişmelere paralel olarak; örgütler rekabette başarı şartı olarak &#8220;insan&#8221; unsuruna önemi öncül şart olarak algılamaya başlamışlar ve bu yönde yatırımı, bir maliyet unsuru olarak görmekten vazgeçmişlerdir.<br />
 <br />
İşgücünün Yapısal Değişimi</p>
<p>	Teknolojik gelişmelere bağlı olarak 1970&#8242;li yıllardan itibaren işgücünün yapısında da değişimin ve gelişimin yaşandığını söylemek mümkündür. Özellikle &#8220;mavi yakalı&#8221; işgücü olarak nitelendirdiğimiz beden gücüne dayalı çalışma kompozisyonuna sahip işgücünden; daha çok zihni çalışma potansiyelini kullanan &#8220;beyaz yakalı&#8221; bilgi işçisine (kogniterya) doğru bir dönüşüm yaşanmıştır. Bilgi ve hizmet işçilerinin oranı gelişmiş ülkelerde toplam işgücünün, dörtte üçünü rahatlıkla oluşturur hale gelmiştir. (Bozkurt, 2000, s.26) Bu yönüyle, beyaz yakalı kesimde hem çıktının ölçülüp değerlendirilmesi zordur, hem de (ve verimliliğin) arttırılması için daha gelişmiş ve sofistike &#8220;insan kaynakları&#8221; uygulamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. (Acar,1999,s.8)  Bu noktada insan gücünün farklılaşan yapısı, mevcut yönetim modelleri değişen yapıda etkili olamamış ve insan odaklı  yeni bir yönetim modellerinin gelişmesini sağlamıştır.<br />
 <br />
Yönetim ve Üretim Modellerindeki Değişimler<br />
 <br />
	Teknolojik gelişmeler, küreselleşme ve rekabet gibi kavramlar, yönetim ve üretim modellerinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Özellikle teknolojik gelişmeler, üretim modelinde önemli değişikliğe imkan tanımıştır. Fordist üretim modeli olarak bilinen kitle üretimi, teknolojinin sunduğu imkanlarla &#8220;esnek&#8221; üretime dönüşmüştür. Daha kısa süre daha ucuza standartlaşmış ürünün aksine müşterilerin istek ve taleplerine uygun üretim gerçekleştirilebilmektedir. Yine bununla birlikte işin örgütlenmesinde ve istihdam şekillerinde meydana gelen değişiklikler (işgücü açısından, zaman ve mekan kavramının değer yitirmesi) gerek üretimin gerekse yönetimin farklılaşmasını zorlamaktadır. Bu noktada klasik yönetim anlayışının bireyin yönetiminde  başarılı olması beklenemez. Dolayısıyla üretim ve yönetim alanındaki değişimler yepyeni modellerin gelişmesine yol açmıştır.<br />
Bu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde pek çok faktörün kendi aralarında birbirleri ile etkileşim içerisinde oldukları ve her birisinin önemli düzeyde &#8220;İnsan Kaynakları Yönetimi&#8221;nin gelişiminde katkılarının olduğunu görmek mümkün olacaktır.<br />
 <br />
Personel Yönetimi&#8217;nden  İnsan Kaynakları Yönetimine<br />
 <br />
Personel Yönetimi, işletmelerde işe alma, işten çıkarma ve personel kayıtlarının tutulması gibi işlemleri ifade etmekteydi. Bu şekliyle personel yönetimi, az sayıda işlevi kapsamakla birlikte; örgütlerde stratejik bir role de sahip değildi. Daha çok personel işlevlerini yerine getirmekte, örgütsel kararlarda herhangi bir görev üstlenmemekteydi. 1970&#8242;lerin sonları ve 1980&#8242;lerin başlarında insan kaynakları yönetimi kavramının ifadelendirilmesi içeriğinin belirsizliği nedeniyle oldukça zor olmuştur. İnsan Kaynakları Yönetimi kavramı, önceleri yeni bir anlam katılmadan sadece personel yönetimi kavramının  yerine kullanılmıştır. (Selamoğlu, 1998, s.571)<br />
Çalışanlar hakkında kayıt tutma faaliyeti olarak görülüp personelin ücreti, yan ödemeleri, sigorta kesenekleri, izinler, raporlu olduğu gün sayısı, işe devamsızlık ve geç kalma gibi konularda kayıt tutmadan öteye gitmeyen Personel Yönetimi, (Yüksel, 1998, s.9)  günün şartlarına ve değişimine ayak uydurmada yetersiz kalmıştır. Dolayısıyla işgücünün yapısal değişimine de hizmet verebilecek yeni personel politikalarının oluşturulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. İşletmelerin çevrelerinde ve içlerinde meydana gelen bu değişiklikler, çalışanların yönetimim ile ilgili sorunlarda geleneksel personel yönetimi kavramlarının yetersiz kalması ve insan kaynakları adı altında yeni bir dizi kavramların ortaya çıkmasına neden olmuştur. (Baysal, 1993, s.64)  Bu gelişmelerle örgütlerde, geleneksel personel yönetiminden, modern personel yönetimine yani insan kaynakları yönetimine geçiş yaşanmıştır.  Bu geçiş sürecinde işletmelerin ölçeğinin de etkili olduğu gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Özellikle büyük ölçekli işletmelerde bu geçişin başarılı bir şekilde yaşandığı söylenebilir. Küçük ve orta ölçekli (KOBİ) işletmelerde özellikle küçük aile işletmelerinde işgücünün eğitim ve geliştirilmesi ve insan kaynakları yönetiminin diğer fonksiyonlarının yerleşmesi zaman alacaktır Bu nedenle büyük işletmelerde personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine geçiş felsefesinin uygulama ile örtüştüğü görülürken; küçük ve orta ölçekli işletmelerde ise bu geçişin sadece görüntüyle sınırlı kaldığı, ancak uygulamaya yansımadığı söylenebilir.<br />
Zaman zaman, İnsan kaynakları yönetimi ile personel yönetimi kavramlarının kullanımında eşanlamlı telaffuz edilmesine karşın; uygulamada aralarında önemli farklar bulunduğunu söylemek mümkündür.  İnsan kaynakları yönetimi işletme stratejisinin belirlenmesi, uygulanması ve denetlenmesi (Werther-Davis 1993, s.27) gibi konularda işlevde bulunmasına karşılık personel yönetimi, sadece bireye ait bir takım işlemlerin  yapıldığı bir birim olmaktan ileri gidememiştir. (Tokol, 2001, s209) Yapılan araştırmalar sonucunda insan faktörünün işletmelerde özellikle verimlilik konusunda öneminin anlaşılması ve bu konunun gelişmesi personel yönetimi disiplinini insan kaynağı disiplinine dönüştürmüştür. (Seymen, s.593)<br />
Tablo-1 İnsan Kaynakları Yönetimi ve Personel Yönetimi Arasındaki Farklar<br />
Konular<br />
Personel Yönetimi<br />
İnsan Kaynakları Yönetimi</p>
<p>Çalışanlarla İlişkiler<br />
Muhalefetçi<br />
Geliştirici ve İşbirliği içinde</p>
<p>Oryantasyon<br />
Zaman zaman tepkisel<br />
İş odaklı</p>
<p>Organizasyon<br />
Ayrı bir fonksiyon<br />
Birleşik bir fonksiyon</p>
<p>Müşteri<br />
Yönetim<br />
Yönetim ve çalışanlar</p>
<p>Değerler<br />
Emir-eşlik uyumu<br />
Müşteri ve problem odaklı</p>
<p>Uzmanların Rolü<br />
Düzenleyici ve kayıt tutucu<br />
Problemleri anlayıp uygun çözüm üreten</p>
<p>Genel Çıktı<br />
Bölümsel düşünce ve hareket<br />
Farklı düzeydeki insan kaynaklarını işletmenin gereksinimlarıyla birleştirme</p>
<p>Kaynak: Serpil Aytaç, İnsan Kaynakları Yönetimi&#8217;nde Kariyer Anlayışı ve Bir Uygulama, Yayınlanmamış Doçentlik Tezi, 1996, s.11.<br />
 <br />
Her ne kadar her iki kavram birbirinin yerine kullanılmakta olsa da aralarında önemli derecede farkların bulunduğu görülmektedir. Tablo da personel yönetiminin dayanağını çalışanlarla muhalefetçi yaklaşım, emir-eşlik uyumu gibi geleneksel yaklaşımlar oluştururken; insan kaynakları yönetiminde eğitim-geliştirme, iş odaklı ve problem odaklı yaklaşım gibi birtakım modern yönetim kavramlarının var olduğu görülmektedir.<br />
 Personel yönetiminde yönetimin uygulamaları prosedürlere bağlı iken, İnsan Kaynakları Yönetimi&#8217;nde esnek ve örgütün gereksinimlerine endeksli bir anlayış geçerlidir. Diğer yandan personel yönetimde karar alma süreci oldukça yavaş işlerken,  İnsan Kaynakları Yönetiminde  hızlı işlediği görülmektedir. (Storey-Sisson, 1993, s.16)<br />
Görüldüğü üzere personel yönetimi ile insan kaynakları yönetimi yaklaşımı arasında önemli farklar mevcuttur. Bu noktada, örgütteki bireye verilen değer, örgütün misyonu ve  vizyonu gibi örgütsel kültür gibi pek çok yeni yaklaşım personel yönetiminden insan kaynakları yönetime geçişi ifade eden yenilikler olarak  ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla personel yönetiminin sadece personelin örgütle ilgili işlemlerinin dikkate alındığı yapısından farklılaşma yaşanarak, bireyin her türlü problemi, eğitimi, geliştirilmesi ve kariyer planlamasını yapılması gibi pek çok örgütsel stratejilerin uygulanmaya başlandığı modern personel yönetimine (insan kaynakları yönetimine) geçilmiştir. Artık personel yönetimi sadece personel departmanı ile sınırlı kalmamakta tüm organizasyon kademeleri ile koordinasyon içinde olan bir yapıya bürünmektedir.<br />
 <br />
Sonuç<br />
 <br />
Klasik personel yönetiminin son yıllarda şekil ve içerik değiştirerek, İnsan kaynakları yönetimine dönüştüğüne tanık olunmaktadır. Personel yönetimi,  insan kaynakları yönetiminin gelişimi ile farklı bir boyut kazanmıştır. İşletmedeki personel politikalarının yerini eğitim ve geliştirmenin yer aldığı, stratejik konuma sahip bir yapı almıştır. Ancak personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine dönüşümünde işletme ölçeğinin de önemli olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Özellikle aile işletmeleri ve küçük  ölçekli işletmelerde personel yönetimi uygulamalarının devam edeceği görülmektedir. Bu yönüyle tam anlamıyla personel yönetimden insan kaynakları yönetimine geçildiğini söylemek zordur.<br />
İnsan kaynakları yönetimi pek çok stratejik misyon ve vizyonu temsil etmekle birlikte, klasik personel yönetiminin  dar kalan idari fonksiyonlarının da genişlemesine yol açmıştır. Bu yönüyle günümüzdeki  insan kaynakları yönetiminin işletmelerde önemli bir görevi  yerine getirdiğini söylemek mümkündür. Sonuç olarak, insan kaynakları yönetimi, işletmenin personel seçimi, eğitim ve geliştirmesi gibi modern yönetim aktiviteleri ile geleneksel personel yönetimi stratejilerinin bütünleştiği bir yönetim anlayışı olarak personel yönetiminin gelişmiş bir versiyonu olarak uygulamaya geçmiştir.<br />
 <br />
 <br />
KAYNAKLAR<br />
 <br />
Acar, Nesime; İnsan Kaynakları Yönetimi, MPM Yayını, Ankara, 1999.<br />
 <br />
Aytaç, Serpil; İnsan Kaynakları Yönetimi&#8217;nde Kariyer Anlayışı ve Bir Uygulama, Yayınlanmamış Doçentlik Tezi, 1996.<br />
 <br />
Armstrong, Michael; Human Resources Management Strategy&amp;Action, Clays Ltd., 1992.<br />
 <br />
Bozkurt, Veysel; Enformasyon Toplumu ve Türkiye, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 2000.<br />
 <br />
Büyükuslu, Ali Rıza; “Sendikalar Küreselleşmeye Dayanabilir mi?” , İktisat Dergisi, Mayıs 98.<br />
Büyükuslu, Ali Rıza, &#8220;Türkiye&#8217;de İnsan Kaynakları Yönetimi ve Gelişimine Kritik Bir Yaklaşım&#8221;, MESS Mercek Dergisi, Ekim 1998.<br />
Ekin, Nusret; “Çalışma Yaşamında Dönüşüm”, MESS Mercek, İstanbul, Ocak 1998.<br />
Keser, Aşkın, &#8220;Küreselleşme Sürecinin Sendikal Hareket Üzerindeki Etkisi&#8221;,  U.Ü.İ.İ.B.F.Dergisi, Cilt 17, Sayı 3, http://iktisat.uludag.edu.tr /dergi, Ekim, 1999.<br />
Kurtulmuş, Numan, Sanayi Ötesi Dönüşüm, İz Yayıncılık, 1996.<br />
 <br />
Seymen Recep, Personel Yönetimi&#8217;nden İnsan Kaynağı Yönetimi&#8217;ne, Prof.Dr. Metin Kutal&#8217;a Armağan, TÜHİS Yayını, Ankara, 1998.<br />
Selamoğlu, Ahmet; &#8220;İnsan Kaynakları Yönetimi ve Endüstri İlişkilerinin Zenginliği&#8221;, TİSK İşveren Dergisi, Sayı:10, Temmuz 2000.<br />
Selamoğlu, Ahmet; İnsan Kaynakları Yönetiminin Gelişimi, Prof.Dr.Metin Kutal&#8217;a Armağan, TÜHİS Yayını, 1998.<br />
Storey, John ve Sisson, Keith; Managing Human Resources and Industrial Relations, Open University Press, 1993.<br />
Tokol, Aysen; Endüstri İlişkileri ve Yeni Gelişmeler, VİPAŞ, 2001.<br />
 <br />
Yorgun, Sayım; “Küreselleşme Sürecinde Sendikalar”, MESS Mercek, Ekim 1998.<br />
 <br />
Yüksel, Öznur; İnsan Kaynakları Yönetimi, Gazi  Üniversitesi Yayını, 1997.</p>
<p> <br />
  </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YALIN ÖRGÜTLERİN YÖNETİMİ VE   TÜRK İŞLETMELERİNE BU AÇIDAN ÖNERİLER</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yalin-orgutlerin-yonetimi-ve-turk-isletmelerine-bu-acidan-oneriler/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yalin-orgutlerin-yonetimi-ve-turk-isletmelerine-bu-acidan-oneriler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:18:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yalin-orgutlerin-yonetimi-ve-turk-isletmelerine-bu-acidan-oneriler/</guid>
		<description><![CDATA[ 
YALIN ÖRGÜTLERİN YÖNETİMİ VE
TÜRK İŞLETMELERİNE BU AÇIDAN ÖNERİLER
I. YALIN ÖRGÜTLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Yalın örgüt, yalın üretim anlayışıyla birlikte başlayan bir uygulamadır. Henry Ford tarafından geliştirilen ve 1880-1940 yıllarında altın çağını yaşayan, günümüzde de halen kullanılmakta olan kitle üretimi, arz ve talebin düzenli olduğu dönemler için uygundur. Kitle üretimi doğrultusunda Frederic W. Taylor tarafından geliştirilen ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
YALIN ÖRGÜTLERİN YÖNETİMİ VE<br />
TÜRK İŞLETMELERİNE BU AÇIDAN ÖNERİLER<br />
I. YALIN ÖRGÜTLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER<br />
Yalın örgüt, yalın üretim anlayışıyla birlikte başlayan bir uygulamadır. Henry Ford tarafından geliştirilen ve 1880-1940 yıllarında altın çağını yaşayan, günümüzde de halen kullanılmakta olan kitle üretimi, arz ve talebin düzenli olduğu dönemler için uygundur. Kitle üretimi doğrultusunda Frederic W. Taylor tarafından geliştirilen ve fonksiyon temelinde bölümlerden oluşan geleneksel örgüt yapısı da, arz ve talebin düzenli olması şartlarına göredir. İstikrar ve büyüme ortamında başarılı olacak şekilde, kitle üretimine göre yapılanmış işletmelerin, birkaç düzenleme ile değişim hızını yakalamaya çalışmaları olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu olumsuz sonuçlar, esnek olamama, tepkisizlik, müşteriye odaklanamama, sonuçtan çok faaliyetlere önem verme, bürokratik felç, yenilik eksikliği ve genel giderlerin yüksek olması şeklinde gündeme gelebilir (Hammer; Champy, 1991, s. 21,27). İşte bu nedenle, yalın üretim ve yalın örgüt uygulamalarına geçilmiştir.<br />
Yalın üretimin ilk uygulaması 1950 yılında Taichi Ohno tarafından Japonya Toyota firmasında yapılmıştır. Yalın üretimin temel taşları, toplam kalite yaklaşımı, tam zamanında üretim, sıfır stok, sıfır hata ve yalın örgütlenmedir (Ohno, 1983, s. 165, 251). Bu çalışmada konumuz gereği yalın örgütlenme ele alınacak, yalın üretimin diğer konularına girilmeyecektir.<br />
Örgütün yalın olması, &#8220;gerçekten gereksinme olmayan herşeyden kurtulmak&#8221; anlamındadır. Bu, üretimle ilgili gereksiz işlemler olabileceği gibi, organizasyon modelinde gerçekten gereksinmeniz olmayan görevlerden, elemanlardan ve bunların maliyetinden de kurtulmaktır. Diğer bir deyişle, işletmelerin daha az zamanda, daha az enerjiyle, daha az bir alanda, daha az bir insan gücü ile üretim yapmalarını sağlamaktır. Bu şekilde gecikme, bürokrasi, israf ve iletişim bozuklukları gibi problemler ortadan kalkacaktır (Özçelikel; Quınn, 1985, s. 78).<br />
II. YALIN ÖRGÜTLERİN YÖNETİMİ<br />
Geleneksel örgütlerde, yapılan işin &#8220;iyi, hızlı ve ucuz&#8221; olmasının eş zamanlı olarak gerçekleşemeyeceği görüşü vardır. Bu üçünden ancak ikisinin eş zamanlı olarak yapılabileceği varsayılmaktadır. Yalın örgütler ise bu üçünün de aynı zamanda gerçekleşmesini hedeflemektedir. Bugün herhangi bir örgüt yüksek kaliteli bir işi hem çabuk hem de ekonomik olarak yapamadığı taktirde ciddi sorunlarla karşılaşmaktadır (Asomedya Dergisi, 1994, s. 62). Ancak bu da bir örgütlenme ve yönetim konusudur. Yalın örgütlerin yönetimi ile geleneksel örgütlerin yönetimi arasındaki temel farklılıklar Tablo 1&#8242;de verilmiştir. Yalın örgütlerin etkili yönetimi aşağıdaki temel ilkelerin biraraya gelmeleri ile mümkündür:<br />
- Örgütte takım ruhu anlayışı hakim olmalıdır. Planlama, büyük ölçüde takım üyelerine bırakılmalı, yöneticiler strateji belirleme işini yürütmelidir.<br />
- Yetki ve sorumluluklar ekiplere dağıtılmalıdır. Bu nedenle kişilerin sorumluluklarının bilincinde ve uyumlu çalışma özelliklerinde olmalarına dikkat edilerek işe alınmalarında yarar vardır.<br />
- Değişen şartlara hızla uyum sağlama özelliğine göre, müşteri odaklı yapılanma sağlanmalıdır.<br />
- Çalışanların kararlara katılımına dayalı, basit ve görsel bir yapı kurulmalıdır.<br />
- Sürekli gelişme ve bu çerçevede sürekli eğitim uygulanmalıdır (Özçelikel, s. 88,89; Momack, Jones, 1994, s. 95,99,103).<br />
Tablo-1<br />
Geleneksel ve Yalın Örgütlerin Yönetim Açısından Karşılaştırmaları<br />
(Tekstil İşveren Dergisi, 1994, s. 40; Asomedya Dergisi, Haziran 1994, s. 63)</p>
<p>Geleneksel Örgütlerin Yönetimi	Yalın Örgütlerin Yönetimi<br />
Yönetici işi planlar ve belirler	Yönetici ve takım üyeleri işi planlar ve belirler.<br />
İşler dar olarak tanımlanmıştır.	İşler geniş beceri ve bilgi gerektirmektedir.<br />
Bilginin büyük kısmı yöneticilerin mülkiyetindedir.	Bilginin büyük kısmı her düzeyde serbestçe paylaşılmaktadır.<br />
Yönetici olmayanların eğitimi teknik beceriler üzerinde yoğunlaşmıştır.	Sürekli öğrenme anlayışıyla, herkes için yönetime ve teknik konulara yönelik her türlü eğitim sözkonusudur.<br />
Risk alma teşvik edilmez ve cezalandırılır.	Ölçülmüş risk alma teşvik edilir ve desteklenir.<br />
Bireysel çalışma tarzı vardır. Ödüller bireysel başarıya dayanır.	Karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma tarzı ile birlikte çalışma vardır. Ödüller takımın başarısına dayanır.<br />
Yönetim en iyi yöntemleri belirler.	Yöntemleri ve süreçleri iyileştirmek için herkes sürekli çalışır.<br />
Yönetim tarafından koyulan ve uyulması istenilen disiplin kuralları vardır.	Yönetim tarafından kolaylaştırıcı ortam sağlanarak işgörenler tarafından kabul edilen otokontrole dayalı disiplin anlayışı vardır.<br />
Tek fonksiyona dayalı uzmanlaşma vardır.	Esneklik ilkesi ışığında çalışılabilmesi için çok fonksiyonlu uzmanlaşma vardır.<br />
- Esnek uzmanlaşma sistemi kurulmalıdır.<br />
- Denetim, ağırlıklı olarak, otokontrol ile sağlanmalıdır.<br />
- Organizasyon yapısı iş ünitelerine ve sıfır hiyerarşiye göre düzenlenmelidir.<br />
- Ekonomideki diğer işletmelerde ve yan sanayide de benzer tarzda yapılanma olmasında yarar vardır (Onno, s. 244,231).<br />
Bu sayılan faktörler toparlandığında, yalın örgütlerin yönetiminde, yalın organizasyon modelinin kurulması, planlama, koordinasyon ve denetimin yalın örgütlere uygun olması ve yürütmede takım çalışmasının sağlanması önemli olmaktadır.<br />
A. YALIN ORGANİZASYON<br />
Şekil 1&#8242;de yalın örgütlenmiş bir işletmenin organizasyon şeması verilmiştir. Bu şema incelendiğinde, müşterinin beklentilerine çabuk cevap verebilecek şekilde, müşteri odaklı olarak yapılanıldığı anlaşılmaktadır.<br />
Yalın organizasyonun temel faktörleri Şekil 2&#8242;de görülmektedir. Bu faktörlerden iş üniteleri halinde yapılanma ve sıfır hiyerarşi incelenecek, kalanları yönetimin diğer fonksiyonları ile birlikte ele alınacaktır.<br />
Şekil-2 Yalın Organizasyonun Temel Faktörleri (Ross, 1992, s. 138.)</p>
<p>1. İş Üniteleri Halinde Yapılanma<br />
Yalın organizasyonun en birinci temel özelliği iş üniteleri halinde yapılanmadır. Birbirinden kopuk, geleneksel fonksiyon ilişkiler yerine, o konu ile ilgili kişilerin iş ünitelerinde biraraya gelmeleri sözkonusudur. Daha hızlı bilgi iletimi ve esneklik içerisinde pazarın isteklerinin hızlı ve doğru bir şekilde karşılanması sağlanmaktadır (Onnias, 1992, s. 193). Şekil 3&#8242;de yalın organizasyonun iş üniteleri halinde yapılanması görülmektedir.</p>
<p>Şekil-3<br />
İş Üniteleri Halinde Yapılanma (Onnias, 1992, s. 193.)<br />
İş ünitelerinin sağlıklı işleyebilmeleri için özerkliğe sahip takımlar şeklinde çalışmaları benimsenmektedir. Her takım küçük bir işletme gibi, bütün işin bir kısmını yapmaktadır. Organizasyonun diğer kısımları da aynı şekilde ağ gibi örülmüştür (Babüroğlu, 1993, s. 25, 26; Hammer, Champy, s. 25, 26). Bir konu üzerinde iki veya daha fazla kişi farklı açılardan düşünebilmektedir. Kişiler tek bir iş üzerinde değil, sürecin (iş ünitesinin) tamamı üzerinde sorumludurlar.<br />
2. Sıfır Hiyerarşi<br />
Sıfır hiyerarşi organizasyon yapısının yüksek ve dar olmaktan çıkıp, basit ve geniş bir şekil alması, hiyerarşinin asgari düzeye indirilmesidir (Hammer, Champy, s.26). Diğer bir deyişle genel müdür yardımcılığının kaldırılıp, genel müdürün doğrudan bölüm başkanları ile iletişim kurduğu, ya da bölüm başkanlarının kaldırılıp genel müdür yardımcılarını doğrudan kısım yöneticileri ile iletişim kurduğu bir organizasyondur. Bu yapı aynı zamanda, günümüzde hem kaynak hem de etkinlik yönünden gereksiz görülen orta kademe yöneticilerinin kaldırılması anlamına gelmektedir (Asomedya Dergisi, Haziran 1994, s. 61). Alvin Toffler &#8220;Geleceğin Şoku&#8221; adlı kitabında orta kademe yöneticilerini üretenle yöneten arasındaki en büyük engel olarak görmektedir. Bu nedenle genel müdürle işçi arasındaki ipleri elinde tutan ve herşeyi kendisi bilen orta kademe yöneticinin işlevinin &#8220;işçi takımlarına&#8221; devredilmesini önermektedir.<br />
Orta kademe yöneticilerini devre dışı bırakan sıfır hiyerarşi, denetim görevlerinin çalışanlara verilmesi, yetki ve sorumlulukların çalışanlar tarafından paylaşılması sonucu yönetsel kademelerin oldukça az olduğu bir organizasyondur. Bu nedenle sıfır hiyerarşide, kariyere yönelik olan hiyerarşik basamaklar yoktur. Yapılan işlerin temelinde kariyer sağlamak yerine, rol esası vardır. Sıfır hiyerarşi herkesin kariyerini değil, rollerini en iyi şekilde yerine getirmesi esasına dayalıdır (Özçelikel, s. 89). Öte yandan insanların yaratıcılıklarını yok ettiği öne sürülen, iş tanımları, otorite baskısı sıkı ast-üst ilişkisi gibi kalıpsal ilişkilere sıfır hiyerarşide yer yoktur. Yürütme fonksiyonu da ekiplere bırakılmıştır (Hammer, Champy, s. 26). Yöneticiler lider ve stratejist konumundadırlar.<br />
B. YÜRÜTMEDE TAKIM ÇALIŞMASI<br />
Yalın örgütler insanı işletmede uzun vadeli olarak tutmayı ve insan kaynağından en etkili şekilde yararlanmayı amaçlar. Bu amaçla örgütsel psikolojinin insanı mutlu çalıştırmak için önerdiği iş takımlarından yararlanılır. Yalın örgütlerde, iş üniteleri işletmenin iş akışında yer alan süreçleri çalıştırırlar ve bunlar farklı eğitim alanlarından gelen üyelerin oluşturduğu birer takım niteliğindedir. Takım çalışmasında, tek tek üyelerin performansının basit aritmetik toplamından (2+2=4), çok takımın sinerjik ya da sistemsel etki denilen ek performansından yararlanarak 2+2=5 eşitliğini sağlamak amaçlanır. Takımda hiç kimse mükemmel değildir, önemli olan takımın mükemmel çalışmasıdır (Tekstil İşveren Dergisi, s. 39; Ohno, s. 185).<br />
Yalın örgütlerde yürütme fonksiyonu yerinden yönetim ya da yetki devri esasına dayanır. Tepe yöneticiler yetkilerini takımlara devretmişlerdir. Çalışanlar üretimi durdurma yetkisinden, makina ve ekipmanın yer değişikliği ve hatta üretim metodlarının değişikliği yetkilerine sahiptirler. Yetki devri işi yapan kişilere işlerini en iyi ve verimli yapabilecekleri değişkenlikleri bulma ve uygulama olanağı vererek, ekip ruhunu canlı tutmaktadır. Yalın örgütlenmede yetki gibi sorumluluk da takımlara verilmektedir (Özçelikel, s. 89; Onnias, s. 186).<br />
Takımlar belirli periyotlarda düzenlenen toplantılarla karar alırlar. Çalışanlar sorunlar ortaya çıkmadan önce sezinleyip, çözümlerini düşünmek durumundadırlar. Kararlar oy verme yerine, katılımcı demokrasi de uygulanan ikna yöntemiyle alınır. Diğer bir deyişle, kararı kabul etmeyen ve eden tarafların birbirlerini ikna ederek ortak sonuca ulaşmaları beklenir.<br />
Takımlar işletmenin temel hedefine doğru uyum içerisinde çalışırlar. Bu temel hedefe ulaşabilmek için, her takım kendine ait hedefler geliştirir. Hedefe ulaşmanın kolaylaşması için, takımlar arasındaki bilgi ve kaynak alışverişi ile koordinasyonun etkili olması gerekir (Katzenbach; Smith, 1993, s. 112; Ohno, s. 171).<br />
Yürütmede takım çalışmasının başarısı, çalışanların ekip olarak enerjilerini hangi yöne kanalize edeceklerini biliyor olmalarına bağlıdır. Bu konuda şirket vizyonundan ve kültüründen yararlanılabilir. Uzun dönemli vizyonlar ve bunların ortak bir örgüt kültürü çerçevesinde eylemlerle desteklenmesi, ekipleri yönlendirir (Quinn, s. 83; Hickman, Silva, 1990, s. 59).<br />
Takımda rollerin etkin uygulanması önemlidir. Takım üyeleri arasında geleneksel role takılı kalarak, rol çatışması yaratanlar olabilir. Aynı şekilde üstü örtülü bir şekilde çekişme ve güç çatışmaları mümkündür. Bu durumun engellenmesi için çalışanlara belirli bir güvence taşıyan iş ortamının yaratılması gerekir. Ayrıca sürekli uygulanan çeşitli eğitim programları ile çalışanların takım çalışmasına motive edilmeleri ve yeni gelişmeleri öğrenmeleri sağlanmalıdır (Tekstil İşveren Dergisi, s. 39; Özçelikel, s. 87; Drucker, 1994, s. 53).<br />
Yürütmede takım çalışmasının başarılı olması için sağlanması gereken diğer faktörler şunlardır:<br />
- Farklı mesleklerden gelen takım üyelerinin dil ve görüş birliği sağlanabilmiş olmalıdır.<br />
- Takım çalışması yaratıcılığı ortadan kaldırılmamalıdır. Bu amaçla takım başarısına ödül ve prim uygulaması olmalıdır (Tekstil İşveren Dergisi, s. 39).<br />
- Liderlik rolleri takım üyeleri arasında paylaşılmalıdır.<br />
- Yapılacak iş kollektif çalışmaya göre düzenlemelidir.<br />
- Aktif problem çözme toplantıları ve tartışma ortamı sağlanmalıdır.<br />
- Kararlar ekip olarak birlikte alınmalıdır.<br />
- Takım çalışmasındaki elemanlar esnek uzmanlaşma özelliğine sahip olmalıdırlar. Eğitim düzeyleri yüksek, çok alanda uzmanlaşmış, çeşitli işlere kaydırılabilecek ve müşterinin siparişine göre çalışabilecek kişiler takıma alınmalıdır Katzenbach, Smith,<br />
s. 113; Ohno, s. 192).<br />
- Her takımın koordinatör rolünü üstlenen bir takım lideri olmalıdır. Takım lideri aynı zamanda takım üyelerinden fire olması durumunda joker rolündedir.<br />
C. YALIN ÖRGÜTLERDE PLANLAMA<br />
Yalın örgütlerde yönetici, operasyonlardan ve bu nitelikteki planlardan çekilmiş durumdadır. Kısa vadeli ve taktik planlar, takımlar tarafından yapılmaktadır. Yönetici stratejik konulara, rakiplerin incelenmesine ve işgören planlamasına zaman ayırmaktadır (Babüroğlu, s. 39). Yalın örgütlerde planlamanın ve hedef belirlemenin en temel özelliği müşteri odaklı hareket etmektir. Hedef, müşteri ihtiyaçlarını karşılamak değil, müşteri beklentilerinin ötesine geçerek talep yaratmaktır. Sürekli gelişme anlayışı çerçevesinde yapılan planlar sürekli güncelleştirilmektedir. Yönetimin esnek ve dinamik olma özelliği paralelinde, planlamada esnek ve dinamik niteliklidir. Strateji belirleme görevini ise yöneticiler yürütmektedir (Hodgetts, s. 12).<br />
D. YALIN ÖRGÜTLERDE KOORDİNASYON<br />
Yalın örgütlerin en önemli ihtiyacı, koordinasyon sisteminin iyi işlemesidir. Takımların birbirleriyle ilişkili, proses mantığına göre, iş üniteleri arasında kurulacak yatay koordinasyonla olacaktır. Bu durumda takım liderleri, takımlar arasında koordinasyon aracı konumundadırlar. Diğer bir uygulama şekli de, takımların tamamen ayrı bir düzen içinde kendilerini yönetmeleri ve koordinasyonun bir koordinasyon komitesi tarafından yürütülmesidir (Babüroğlu, s. 39). Takım üyeleri veya takımlar arasında koordinasyon kopukluğu olması, yalın örgütlerin sonunu hazırlar. Örneğin, &#8220;A&#8221; iş ünitesinin bugün için hammaddesinin bitmesi durumunda Almanya&#8217;dan hammadde alınacaktır. Yarın benzer durum &#8220;B&#8221; iş ünitesi için sözkonusu olacak, aynı işlem tekrarlanacak ve bu şekilde maliyetler artacaktır. Hammadde bitişinin iş üniteleri arasında ortak bir zaman diliminde dengelenmesi koordinasyonun iyi olmasına bağlıdır. Ayrıca makro anlamda diğer işletmelerin ve yan sanayiin de benzer şekilde çalışmaları koordinasyonu kolaylaştırıcı rol oynayacaktır.<br />
Öte yandan geleneksel örgütlerde kademeler ve aracılar yoluyla kurulan iletişimde, mesajın bir yerlerde takılı kalması veya istenildiği şekilde iletilmemesi sorunlara yol açmaktadır. En sağlıklı iletişim en kısa yoldan yapılanıdır. Yalın örgütlerin sıfır hiyerarşi şeklinde yapılanması, iletişim sürecini kısaltarak, sağlıklı iletişime en uygun zemini hazırlar (Özçelikel, s. 88).<br />
E. YALIN ÖRGÜTLERİN DENETİMİ<br />
Yalın örgütlerin denetimleri de farklıdır. Geleneksel örgütlerde yöneticinin en önemli işi kontrolü sağlamaktır. Yalın örgütlerde ise yöneticinin sorumluluğu, artık insanları kontrol etmek değil, otokontrole sahip en iyi insanları biraraya getirilen takımlar kurmak ve desteklemek, liderlik yapmak ve değişimleri sezmektir (Asomedya Dergisi,<br />
s 63). Denetim takımlara bırakılmıştır. Normal çalışma ortamında iş üniteleri kendi üretim, devamsızlık, verimlilik, hurda vb. konulardaki denetim raporlarını hazırlar, yayınlar ve iş ünitelerinin önünde teşhir ederler. &#8220;A&#8221; hattı konusunda denetime yönelik bilgi almak isteyen, üretim sahasına giderek bilgi alır ve böylece bürolarda birçok denetim raporunun kopyalar halinde dolaşması, dosyalanması ve çoğaltılması önlenmiş olur (Özçelikel, s. 89).<br />
II. YALIN ÖRGÜTLERİN YÖNETİMİ AÇISINDAN TÜRK İŞLETMELERİNE ÖNERİLER<br />
Yalın örgütler planlamadan kontrole kadar, yönetimin çeşitli fonksiyonlarının takımlara bırakıldığı bir yapılanma şeklidir. Diğer bir deyişle, yalın örgütlerin yönetimi, yetki devrinin etkili bir şekilde uygulanmasına bağlıdır. Profesyonel yönetim anlayışıyla idare edilmeyen ve aile şirketlerinden oluşan bir işletme yapısında, yönetim de genelde merkezi ağırlıktadır. Aynı zamanda işletme sahibi olan yöneticilerin denetimi elden kaçırmama güdüsüyle yetki devrine olumsuz bakmaları durumunda yalın örgütlenmeden başarı beklenemez.<br />
Öte yandan, yalın örgütler iyi bir takım çalışmasını, takım üyelerinin kendi aralarındaki uyumunu zorunlu kılmaktadır. Diğer bir deyişle takım üyelerinin bireysellikten ve rol çatışmalarından uzak bir şekilde, Japonya&#8217;da olduğu gibi, &#8220;herşey ekip için, herşey işletme için, herşey ülke için&#8221;, felsefesiyle çalışmaları gerekir. Böyle bir çalışma felsefesinin oluşturulması, işgörenlerin kesintisiz devam eden eğitim programları ile, güdülenmelerine bağlıdır. Türk işletmelerinde eğitime verilen önemin, eskiye oranla gelişme gösterdiği gözlenmektedir. Ancak bu eğitimlerin, kişileri bireysellikten kurtarıp, ait oldukları takıma kendilerini adayabilecekleri düzeyde ve süreklilikte olmaları sağlanmalıdır.<br />
Takım çalışmasının başarısında işlerin kollektif çalışma esasına göre yapılanmış olması önemlidir. Bu açıdan Türk işletmelerinin bireysel ve uzmanlaşma sistemine göre olan yapılarını terketmeleri sistemin ilk adımını oluşturur. İşgören olarak yıldız olma niteliğinde hırsları olmayan, ekip çalışmasına uyumlu, esnek uzmanlaşma özelliklerine sahip ve eğitim düzeyi yüksek kişilerin tercih edilmeleri gerekir. Diğer bir deyişle işe alma aşamasında bu özelliklerin ciddi bir şekilde incelenmesi gerekir.<br />
Sonuç olarak önce organizasyon şemasını hazırlamak yerine, önce yalın organizasyonun gerektirdiği yönetsel altyapıyı hazırlamak sonra organizasyon şemasını oluşturmak daha sağlıklı olacaktır.<br />
SONUÇ<br />
Yalın örgütler teoride belirtilen altyapıya göre hazırladıkları ölçüde, yönetimin en kolay, israfın en az olduğu ve değişime en çabuk uyum sağlayan en esnek örgütlerdir. Ancak teoride verilen temel taşlarından bazıları uygulamada sağlanamazsa, yalın örgütlerin yönetiminde ciddi sorunlar gündeme gelerek, avantajlarını silip götürebilir. Yapılması gereken, bir altyapı hazırlanarak yalın örgütlere geçişin planlı ve kontrollü bir şekilde olmasıdır. Moda olduğu için yalın örgütlenmeye hemen atlamak yanlış sonuçlar getirebilir.<br />
YARARLANILAN KAYNAKLAR<br />
BABÜROĞLU, Oğuz N., Toplam Kalite Sonrası Sıfır Hiyerarşi, Görüş Dergisi, Kasım 1993.<br />
DRUCKER, Peter, Kapitalist Ötesi Toplum, Çev. Belkıs ÇORAKÇI, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1994.<br />
HAMMER, Michael, CHAMPY, James, Değişim Mühendisliği, İş İdaresinde Devrim İçin Bir Manifesto, Çev: Sinem GÜL, Sabah Yayınları, İstanbul, 1991.<br />
HICKMAN, Craig R., SILVA, MichaelA., Gelecek 500, Yarının Organizasyonlarını Bugünden Yaratmak, Çev: Hüseyin KANBUR, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1990.<br />
HODGETTS Richard M. vd, &#8220;New Paradigm Organizations: From Total Quality to Learning to World-Class&#8221;, Organizationa Dynamics, Winter 1994.<br />
KATZENBACH, Jon R., SMITH, Douglas K., &#8220;The Discipline of Team&#8221;, Harvard Business Review, March, April, 1993.<br />
MOMACK, James P, JONES, Daniel T., From Lean Production to the Lean Enterprise&#8221; Harvard Business Review, March-April 1994.<br />
OHNO,Taichi, Toyota Production System, Toyota Yayını, S. IX, Japan, 1983.<br />
ONNIAS, Arturo, The Language of Total Quality, Castellamonte: Publications on Quality, 1992.<br />
ÖZÇELİKEL, Hamdi, Japon Yönetim Sistemleri, MESS Eğitim Vakfı Yayını, No: 177, İstanbul 1994.<br />
QUINN, James Brian, Managing Innovation: Controlled Caos, &#8220;Harvard Business Review, May-June 1985.<br />
ROSS, Daniel, &#8220;Beyond the Toyota Production System; The Era of Lean Production&#8221;, Manufacturing Strategy, Chapman Hall, London, 1992, s. 138.</p>
<p>, &#8220;Ara Yöneticiler Tarihe Karışıyor&#8221;, ASOMEDYA Dergisi, Haziran 1994.</p>
<p>, &#8220;Yönetimde Yeni Dalga Işığında Takım Çalışması&#8221;, Tekstil İşveren Dergisi, S. 18, Eylül-Ekim 1994.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yalin-orgutlerin-yonetimi-ve-turk-isletmelerine-bu-acidan-oneriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Historical Overview</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/historical-overview/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/historical-overview/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/historical-overview/</guid>
		<description><![CDATA[Historical Overview 
       The establishment of Türk Eximbank was resulted from the export growth strategy adopted by Turkey in the early 1980s. The composition of Turkish exports shifted from predominantly agricultural goods to industrial goods. This created increased financing needs for exporters, which in turn resulted in increased pressure [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Historical Overview </p>
<p>       The establishment of Türk Eximbank was resulted from the export growth strategy adopted by Turkey in the early 1980s. The composition of Turkish exports shifted from predominantly agricultural goods to industrial goods. This created increased financing needs for exporters, which in turn resulted in increased pressure on commercial banks in Turkey. For these reasons, the decision was taken to establish an official export credit agency, in accordance with general practices in most of the developed world. </p>
<p>          Türk Eximbank was chartered by the Cabinet on the 21st August 1987 by Decree no.87/11914, following the order of Law No. 3332 (March 1987) by maintaining the juridical and legal personality of State Investment Bank. In effect, according to the charter, Türk Eximbank took over the set up, legal entity, capital and assets of the State Investment Bank, but at the same time was transformed into a joint stock company subject to the provisions of Private Law. The Articles of Association were proclaimed in Trade Register Newspaper on the 11th August 1987.</p>
<p>           Türk Eximbank has played a crucial role in securing the stable export growth experienced in late 1980s following Turkey’s agreement to eliminate export subsidies in accordance with GATT/WTO provisions and the subsequent elimination of all direct incentives to exports. Since its establishment, Türk Eximbank has continued to diversify and expand its activities so as to meet the requirements of Turkey’s economic policy in a better way. The globalisation and internationalisation of markets are creating greater challenges for the Turkish firms, but are also offering new opportunities. With the conscious that opening to new markets is as important as keeping existing market shares, the instruments of trade and project finance need to be enlarged in order to meet the new challenges of an increasingly integrated world economy. To this end, the Bank has introduced a wide range of innovative measures and facilities to improve its services and has made diligent efforts to build up its financial strength and enhance its corporate capability. Efforts at Türk Eximbank have focused on achieving product and country diversification of Turkish exports, encouraging further changes in the composition of exports towards high technological products. </p>
<p>         Türk Eximbank currently supports Turkish exporters, contractors and investors through various credit, guarantee and insurance programs. The Bank does not compete, but works closely with commercial banks encouraging them to increase their support for the export sector. As well as providing direct lending, the Bank also provides insurance and guarantees to Turkish commercial banks to encourage them to finance export transactions backed by sales made on deferred payment terms. In this way, Türk Eximbank channels some portion of commercial banks’ funds into export financing.<br />
         Türk Eximbank is committed to confirming to the internationally accepted rules and regulations such as the OECD Consensus. After the establishment of a Customs Union between Turkey and the EU in 1996, Turkey made arrangements to harmonize its legislation with that of the EU in related fields, including officially supported export credits. Among Türk Eximbank’s programs, buyers’ credit, guarantee and insurance programs are subject to this legislation. </p>
<p>          Türk Eximbank is a full member of the Berne Union since April 1994 and represents Turkey at the Group on Export Credits and Credit Guarantees (a subsidiary body of the OECD Trade Committee). Türk Eximbank makes efforts to improve its international relations with export credit agencies (ECAs) and always seeks all available alternative opportunities for co-operation to provide financing for projects undertaken in cooperation with Turkish and foreign partners in third countries. </p>
<p>B A N K    P R O F I L E</p>
<p>Türk Eximbank,  Turkish  official  export  credit  agency, is a fully state  owned  bank acting  as  the  goverment’s  major  export  incentive  instrument  in  Turkey’s  sustainable  export  strategy. Türk  Eximbank  was  established<br />
in   1987, after  Turkey  adopted  an open  market  economy  based  on  export-led  growth  in 1980.</p>
<p>The Bank’s  main  objective  are;</p>
<p>· increasing  the  volume  of  Turkish  exports,</p>
<p>· diversification  of  export  goods  and  services,</p>
<p>· developing  new  export  markets,</p>
<p>· increasing  the  share  of  Turkish exporters  in  international  trade</p>
<p>· providing  support  and  risk  free  environment  for  Turkish  exporters, investors  and  overseas  contractors.</p>
<p>     Since  its  establisment,  Türk  Eximbank  has  continued  to diversify  and  expand  its  activities  so  as  to  meet  the  requirements  of   Turkey’s  economic  policy  in  a  better  way. The  globalisation  and  internationalisation  of  markets  are  creating  greater  challenges  for  the  Turkish  firms,  but  are  also  offering  new  oppurtunities. With  the  conscious  that  opening  to  new  markets  is  as  important  as  keeping  existing  market  shares, the  instruments  of  trade  and  project  finance  need  to  be  enlarged  in  order  to  meet  the  new  challengers  of  an  increasingly  integrated  world  economy.  To   this  end, the  Bank  has  introduced  a  wide  range  of  innovative  measures  and  facilities  to  improve  its  services  and  has  made  diligent  effors  to  build  up  its  financial  strength  and enhance  its  corporate  capability. Türk  Eximbank  is  one  of  the  few  export  credit  agencies  which  engages  in  direct  lending  activities  as  well  as  implementing  insurance  and  quarantee  schemes. Efforts at  Türk  Eximbank  have  focused  on  achieving  product  and  country  diversification  of  Turkish  exports, encouraging  further  changes  in  the  composition  of  exports  towards  high  technological  products.</p>
<p>        Being  conscious  of  Turkey’s  international  commitments,  Türk  Eximbank  has  sound  strategies  and  action  plans  in  place. The  Bank’s  main  strategy  is  to  give  more  emphasis  on  quarantee, insurance  programs  and  medium  and  long-term  trade  and  project  finance, while  gradually  leaving  short-term  trade  financing  to  Turkish  commercial  banks. So far, the  Bank  has  been spending  efforts  for  encouraging  commercial  banks  to  engage  more  directly  in  exports  financing.</p>
<p>        Türk  Eximbak  provides  financial  support  for  approximately  25  %  of  total  Turkish  exports. The  Bank  is  making  rapid  progress  towards  fulfilling  its  mission  and  taking  its  place  amongst  outstanding  ECAs  in the  world.</p>
<p>                                            P R O G R A M S  </p>
<p>      Türk  Eximbank  has  a mandate  to  support  foreign  trade  and  Türkish  contractors/investors  operating  overseas  through  various  credit,  qurantee  and  insurance  programs.</p>
<p>Credit  Programs: </p>
<p>     Türk  Eximbank  supports  exporters,  export-oriented  manufacturers  and  overseas  investors  with  short, medium  and  long-term   credit  and  guarantee  programs. Moreover, export  receivables  are  discounted  in  order  to  promote  sales  on  deferred  payment  conditions  and  to  increase  export  trade  volume.</p>
<p>Credit  Extended  via  Commercial  Banks:</p>
<p>· Pre-Shipment  Turkish  Lira  Export  Credit  Program<br />
         Pre-Shipment  SMSE  Export  Credit  Program<br />
         Priority  Development  Areas  Export  Credit  Program</p>
<p>· Pre-Shipment  Foreign  Currency  Export  Credit  Program</p>
<p>Credit  extended  Directly  by  Türk  Eximbank:</p>
<p>· Foreign  Trade  Companies  Short  Term  Turkish  Lira  Credit  Program</p>
<p>· Foreign  Trade  Companies  Short  Term  Foreign  Currency  Export  Credit  Program</p>
<p>· Performance  Related  Foreign  Currency  Credit  Program</p>
<p>· Performance  Related  Turkish  Lira  Export  Credit  Program</p>
<p>Specific  Credit  program:</p>
<p>· Short Term  Export  Credit  Discount  Program</p>
<p>· Tourism  Marketing  Credit  Program</p>
<p>· Overseas  Chain  Store  Investment  Credit  Program</p>
<p>· Letter  of  Guarantee  program  for  Ship-building  and  Exporting</p>
<p>· Specific  Export  Credit  Program</p>
<p>· Islamic  Development  Bank  Linked  Credits</p>
<p>Insurance  Programs:</p>
<p>    Export credit insurance cover is offered by Türk Eximbank through a variety of insurance programs against commercial and political risks. On the other hand, related studies were brought to the final phase and the draft policy was worded for a qualified overseas investment insurance scheme in coordination with the Multilateral Investment Guarantee Agency (MIGA).<br />
Commercial risk-based losses, 70% of which is delegated to a reinsurance panel consisted of domestic and foreign reinsurance companies, are indemnified by Türk Eximbank from the own sources where the political risks are, in principle, backed by the Government. Nevertheless, short-term political risks have also been ceded to the reinsurance panel within certain country limits since 2000.<br />
As far as the whole-turnover implementation procedure of the short-term export credit insurance program is concerned, premium rates vary in the range of 0.05% to 4% according to the risk class of the buyer’s country, the tenor and the payment term of each shipment together with the status of the buyer (private, public or sovereign). The manual of cover conditions for on-cover countries over seven-digit country risk category supported with the premium rates is given to policyholders on the application phase. A specific premium calculation method is applied to the medium- and long-term export credit insurance cover.</p>
<p>     Türk  Eximbank  has  given  a  new  dimension  to  export  finance  by  introducing  export  credit  insurance  services  for  the  first  time  in  Tturkey  in  1989. Insurance  has  become  an  integral  part  of  export  business. Türk  Eximbank  provides  cover  for  Türkish  exporters, investors  and/or  overseas  contractors  against  commercial  and  political  risks  by  offering  a  variety  of  insurance  programs. Meanwhile, exporters, who  are  Short  Term  Export  Credit  Insurance  policy  holders, benefit  from  Short  Term Export  Credits  at  more  favourable  terms.</p>
<p>Short  Term  Export  Credit  Insurance  Program</p>
<p>Medium  and  Long  Term  Export  Credit  Insurance  Programs:</p>
<p>· Specific  Export  Credit  Insurance  Program</p>
<p>· Specific  Export  Credit  Insurance  Post-shipment  Political  Risk  Program</p>
<p>· Specific  Export  Credit  Insurance  Post-shipment  commercial  and  Political  Risks  Program</p>
<p>BUYERS’ CREDIT AND GUARANTEE PROGRAMS</p>
<p>     The objective of the Buyers’ Credit and Guarantee Programs is to increase the competitiveness of Turkish exporters and contractors in international markets and to provide these companies a risk-free environment for their activities in markets at high political and commercial risk. </p>
<p>This program involves the extension of financing facilities to buyers outside of Turkey purchasing Turkish goods and/or services. Türk Eximbank extends credit lines under sovereign guarantee to correspondent banks and governmental institutions in various countries. Within the framework of this program, financing facilities are allocated for project finance and may take the form of direct lending or guarantee.<br />
This is a medium- and long-term financial support program, which has been mainly developed for the export of capital goods and turn-key investment projects to be undertaken by Turkish contractors. It specifically refers to large individual projects whose eventual cash flow will repay the debt incurred to finance them and which are undertaken by Turkish contractors in the role as main or sub-contractor. </p>
<p>        Türk Eximbank, like all export credit agencies (ECAs) in other countries, has a growing tendency to concentrate on medium- and long-term project finance programs. For Turkish exporters and contractors, project finance is a very valuable tool in establishing long-term relationships with borrower countries, and a good opportunity for these countries in achieving their goals, such as transition to free market economy and realizing their economic development.<br />
Implementation of Project Finance Programs of Türk Eximbank are defined within the framework of “Agreed Minutes” signed between the governments and the Annual Program of Türk Eximbank, which is put into effect accordingly.</p>
<p>          Türk Eximbank provides financial support to the projects undertaken by Turkish contractors through its credit and/or guarantee programs. Project credit is provided through a correspondent bank, which will also be the borrower of the loan, in the project buyer’s country. The provision of the sovereign guarantee in favour of Türk Eximbank is a prerequisite for the opening of the proposed loan.<br />
Project finance procedure starts with the official application of the borrower bank for the specific project. During the evaluation process, the projects are carefully studied and evaluated in the Bank within the framework of internationally accepted project appraisal criteria. Terms and conditions of the proposed loan are in accordance with the provisions of the “Arrangement on Guidelines for Officially Supported Export Credits of the Organization for Economic Co-operation and Development” (OECD).</p>
<p>       Project Evaluation Criteria</p>
<p>Project evaluation procedure covers the following steps:<br />
1. Technical and financial evaluation of the project<br />
2. Technical and financial evaluation of the contractor, employer and/or borrower.<br />
The borrower should submit a feasibility study equipped with the necessary information, which is given in the enclosed &#8220;Project Information Form&#8221;. The feasibility study should be prepared by an independent consulting firm acceptable to Türk Eximbank.<br />
Some important points that are taken into consideration in evaluating projects are as follows:</p>
<p>** Cost items of the project such as machinery and equipment, material and other inputs, must be of at least 50% Turkish origin. On the other hand, services should be carried out by Turkish entities or persons.<br />
Türk Eximbank provides financial support for up to 85% of total goods and services supplied from Turkey, the terms and conditions of which can be stated as follows:<br />
Grace period is determined by adding six months to the investment period and total maturity cannot exceed 8 years including grace period.<br />
Interest rate is defined as “LIBOR+spread” where the spread is calculated by taking into account the credit maturity and cost of capital.<br />
The percentage of physical local content and/or value added of the machinery and equipment to be exported from Turkey within Türk Eximbank’s coverage are examined and certified by the local Chamber of Commerce and Industry. These ratios determined by the report should prove that Turkish content of the goods exported is at least 50%.**</p>
<p>** Involvement of ECAs and/or International Financial Institutions in the financial structure of the projects.<br />
Since Türk Eximbank does not provide support for the procurement of goods and services which will be supplied either from the local market or from the countries other than Turkey, the projects having co-finance opportunities with ECAs and/or international financial institutions in order to complete the financing package, are of higher priority.</p>
<p>**Upon the technical and financial analysis the project should be found feasible.<br />
The financing decision rests upon the project appraisal, which is based on the worldwide known and accepted financial ratios for testing feasibility, such as Debt Service Ratio, Internal Rate of Return (IRR) and Net Present Value (NPV). Furthermore, foreign currency generating projects, equipped with payback mechanisms such as &#8220;escrow account&#8221; which facilitates the allocation of the cash generated by the project to the repayment of the credit, or &#8220;buy-back&#8221; agreements guaranteeing the purchase of the products of the project, are of higher priority.<br />
On the other hand, in regard of the terms and conditions of the proposed loan, Türk Eximbank follows OECD guidelines for grace period, interest rates, etc.</p>
<p>** Participation of contractor in the financial structure of the project.<br />
Apart from the Türk Eximbank&#8217;s credit, and project buyer&#8217;s participation, the financial requirements of the project may cause the contractor to participate in the financing of project up to a certain percentage of the contract price, by extending a supplier&#8217;s credit. Furthermore Türk Eximbank approaches positively to the projects which the contractor undertakes some risk through mechanisms such as taking part in the project as a partner of JV to be established in buyer&#8217;s country or taking responsibility in the operation of the project.</p>
<p>** The form of the participation of the Turkish contractor to the project has not any special impact on the decision-making criteria.<br />
Turkish contractor may be the main contractor as well as a partner or subcontractor of an international consortium. For large-scale projects, a high percentage share of Turkish contractor is not anticipated.</p>
<p>** Be a priority project for the borrower country, provide mutual benefits to both Turkey and the borrower country and improve economic relations between the two countries.<br />
Priority is given to the projects that are priority projects for the borrower country, provide mutual benefits to both Turkey and the borrower country and improve economic relations between the two countries.</p>
<p>Co-financing Opportunities With Foreign Financial Institutions</p>
<p>As a result of its growing interest to project financing, Türk Eximbank have signed &#8220;cooperative financing and joint insurance agreements&#8221; with world wide famous ECAs and international financial institutions in order to support the projects in third countries where the project includes goods and services to be supplied by the contractors of both countries. Türk Eximbank has a growing tendency to give priority to the projects as long as they are co-financed with the above mentioned institutions. Within this context Türk Eximbank considers the financing of the goods and services supplied from Turkey and expects those institutions to contribute the financing of goods and services supplied from their countries.</p>
<p>   I N T E R N A T I O N A L   R E L A T I O N S</p>
<p>Türk  Eximbank  gives  emphasis  to  develop  and  improve  internetional  relations  with  other  ECAs  and  international  financial  institutions  and  co-operates  with  suvh  institutions  for  project  financing  opportunities  in  third  countries. The  Bank  works  in  close  co-operation  with  other  multilateral  financial  organisations  such  as  the  EBRD, IBRD, Asian  Development  Bank  as  well  as  with  ECAs  such  as  US  Eximbank, Coface (France), OND (Belgium),IFTRIC (Israel), EDC (Canada), Jexim (Japan), Hermes (Germany), Export  Import  Bank  of  China  (PRC)  and  MECIB (Malaysia). Türk  Eximbank  is  a  full member  of  Berne  Union (International  Union  of  Credit  and  Investment  Insurers)  and  a  representative  of  Turkey  in  the  Export  credits  and  Credit  Guarantees  group  of  the  OECD  of  which  Turkey  has  been  a  member  since  April, 1998.</p>
<p>FINANCIAL PROVISION<br />
Resources: </p>
<p>Resources of the Bank are:<br />
A: Internal resources<br />
1-Capital<br />
2-Reserves<br />
B:External resources<br />
1-Credits to be opened and advantages to be made available by the Central  Bank of the Republic of Turkey.<br />
2-Resources to be optained from specially established funds.<br />
3-Resources  to be obtained from the issuance of securities by the bank in national and international markets.<br />
4-Credits to be obtained from local and foreign credit and financial institutions and national and international money and capital market.<br />
5-Resources to be made available to the bank by decisions of the council of ministers pursuant to the legislation and article 3 law no:3332,<br />
6-The internal fund to be established by the bank as a result to the operations it will carry out to attain its purposes.<br />
7-Other resources to be obtaine dlocally or from abroad.</p>
<p>CAPITAL STRACTURE </p>
<p> 	Capital of the bank is tl 375,000,000,000,000 this capital is divided into 375,000,000 registered shares all being to the name of the owner  and each worth tl 1,000,000 and all of which is intially subscribed to by the Treasury.Shares are composed of two groups as (A) and (B).<br />
(A) gpoup shares representing not less than 51% of capital are held by the treasury.<br />
(B) gpoup shares representing 49% of the capital may be transferred  by the treasury to public and private banks,similar financial institutions,insurance  companies and other real and legal entities.<br />
The Board Directors may hve the shares published  in the form of coupons with different values.</p>
<p>CONDITIONS AND FORM OF SHARE CERTIFICATES</p>
<p>Each of the shares constituting the capital of yhe bank shall be represented by one share  certificate valued TL. 1,000,000- the Board of Directors may cause share certificates to be denominated in various amounts.Dividednd coupons attached  to share certificates shall be made out  to bearer.Share certificates shall be printed in Turkish in accordance with article 413 of the Turkish commercial code.</p>
<p>INDIVISIBILITY IF SHARE CERTIFICATES</p>
<p>Each  participation share and share  certificate represents an indivisible unity for the bank.If share is owned by several persons,such owners may claimtheir rigts before the bank only througth a joint represantative , a notification by the bank to one of the joint owners shall be valid before all such owners.</p>
<p>TRANSFER OF SHARE CERTIFICATES</p>
<p>Transfer of share certificates shall be effected by a transfer statement signed by the transferor and the transfere and the delivery of the share certificate.However,such transfer shall be valid before the Bank when it is recorded in the register of shares upon the approval of the Board of Directors may decline to do such registrtion without showing any reasons therefor.</p>
<p>INCREASE OF CAPITAL</p>
<p>Bank’s capital may be increased when such increase is reguired,with a General assebmly resolition in accordance with the provisions of the Turkish Commercial Code and other  applicable legislation.It is necessary that the increased mount of capital be fully subscribed  to and one fourth  thereof be immediately paid. Remaining  there fourths  may may be reguired to be paid in accordance with principle to be decided upon by the board of Directors provided that is not less than fifteen days.  </p>
<p>CREDITS</p>
<p>Türk Eximbank supports exporters, export-oriented manufacturers and overseas investors with short-, medium- and long-term cash and non-cash credit programs. Moreover, export receivables are discounted in order to promote sales on deferred payment conditions and to increase export trade volume.<br />
Medium- and Long-Term Export Credit Insurance </p>
<p>This is a single contract (single buyer) multi-transaction export credit insurance program providing cover against commercial and/or political risks for the export of capital or semi-capital goods with credit terms up to five years, in principle. Extended credit terms may be covered in line with the specific conditions and/or the requirements of the export transaction upon the Board’s approval. At least 60% domestic content is required. Up to 95% of 85% of the export value can be covered. All main risks defined below are subject to medium- and long-term export credit insurance coverage.<br />
Commercial Risks:<br />
* Protracted default,<br />
* Insolvency,<br />
* Repudiation,<br />
Political Risks:<br />
* Non-payment (of the public buyer),<br />
* War,<br />
* Civil disturbance,<br />
* Transfer,<br />
* Seizure,<br />
* Cancellation of import licence, etc.</p>
<p>Specific Export Credit Insurance Program: Provides insurance cover against political and commercial risks for both pre and the post-shipment stages.<br />
Post-Shipment Political Risk Insurance Program: Provides insurance cover against political risks for only the post-shipment stage.<br />
Post-Shipment Comprehensive Risk Insurance Program: Provides insurance cover against political and commercial risks for only the post-shipment stage.<br />
Overseas Investment Insurance Program: Provides long-term political risk insurance for eligible investments of the Turkish origin companies (such as equity investment, shareholder-loans, etc.) </p>
<p>Credits for Foreign Currency Earning Services </p>
<p>         International Transportation Marketing Credit Program<br />
This program aims to provide financing to international road transport companies to increase their competitiveness and thus contribute to Turkey’s foreign earnings. Companies that have a certificate of authority for international transportation and earned freight revenue of more than USD 500,000 in the previous year are eligible for this credit. The maximum repayment period is 6 months. The credit amount is 100% of freight to be realised in the credit period, but cannot exceed the company limit. The company limit is limited to a maximum of 10% of the freight revenue earned in the previous year, however the credit risk cannot exceed Turkish Lira equivalent of USD 100,000. The interest rate is determined by Türk Eximbank.</p>
<p>TURK EXIMBANK SHORT-TERM CREDİT PROGRAMS</p>
<p>Short-Term Export Credits Programs</p>
<p>Pre-Shipment Turkish Lira Export Credits (PSEC-TL)</p>
<p>The Pre-Shipment Turkish Lira Export Credit (PSEC-TL) program allocates credits to Sectoral Foreign Trade Companies, manufacturers, exporters and manufacturer-exporters of all sectors from the early stages of production. PSEC in Turkish Liras are generally extended for a maximum of 180 days and cover up to 100% of the exporter’s FOB export commitments. Türk Eximbank determines interest rates on the basis of money market rates, loan repayment periods and cost of funding.</p>
<p>Credits under the Small- and Medium-Scale Enterprises (SMSE) Export Credit facility, a sub-program of the PSEC-TL program, are extended only to small- and medium-sized manufacturers and manufacturer-exporters of up to 200 employees. 30% of the credit limit allocated to each commercial bank is reserved for on-lending to SMSE.<br />
Another PSEC-TL sub-program is the Priority Development Areas Export Credit facility, which offers more favourable lending terms to companies located in Turkey’s priority development areas, mainly the eastern and south-eastern provinces. The program aims to help exporters in these regions and ultimately eliminate the social and economic gaps that exist between these regions and Turkey’s more developed regions. Intermediary banks are required to extend at least 5% and at most 25% of their credit limit to companies in these regions. The maximum repayment period is 180 days. </p>
<p>PRESHIPMENT EXPORT CREDİT-TL (PSEC-TL)</p>
<p>ELIGIBILITY *Agricultural mining, industrial products</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Manufacturers manufacturer,exporters and exporters and exporters exept foreign trade corporate companies(FTCC)</p>
<p>DESCRIPTION : *Designed to support export related industries from initial stages of production.Extended througth commercial banks that are responsible for default risk of the borrowers. </p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100% FOB value of export commıtment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT PERIOD *Maximum 120 days </p>
<p>FEES &amp; PREMIUMS *None. Intermediary banks can add maximum 3 percent of commission Per annum to the interest rates.</p>
<p>FINANCING CHARECTERISTICS *Interest rate determined by Türk Eximbank in accordance with developments in money markets and varies according to repayment period  and  total outstanding  credit risk of borrower.Total outstanding balance of credit providet Per company cannot exceed 600 billion TL</p>
<p>SMALL &amp; MEDIUM SCALE ENTERPRISES CREDIT<br />
(This credit program is a sub – program of PSEC-tl)</p>
<p>ELIGIBILITY *Manufacturer godds</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Small and medium size manufacturers,manufacturer exporters up to 200 employess.</p>
<p>DESCRIPTIONS *Designed to support small and medium size manufacturers,manufacturer-exporters cammercial banks should extend a certain percent of their general limits determined by türk exim bank to SMSEC.</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100% FOB value of export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT PERIOD  *Maximum 120 days</p>
<p>FEES &amp; PREMIUMS *None. Intermediary banks can add maximum 3 percent of commisson Per annum to the interest rates.</p>
<p>FINANCING CHARACTERISTIC * Interest rate is determined by Türk Eximbank in accordance with developments in money markets in money markets and varies according to repayment period and total outstanding credit risk of borrower.Total outstanding balance of credit providet Per company cannot exceed 600 billion.TL</p>
<p>PRIORITY DEVELOPMENT AREAS CREDIT </p>
<p>ELIGIBILITY *Agricultural, mining, industrial products</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS* Applicant must be manufacturers r exporters or exporters located at priority development area determinent by Türk Eximbank</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE * Up to 100 % FOB value of export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT PERIOD *Maximum 120 days</p>
<p>FINANCING CHARECTERISTIC *Same as PSEC-TL Interest rate is 10 % lower than PSEC interst rate.Discounted interest rate is applied only for a certain potion of the credit providet Per company.</p>
<p>PRESHIPMENT EXPORT CREDIT-FX (PSEC-FX)</p>
<p>ELIGIBILITY *Agricultural ,mining, industrial product</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Manufacturers,manyfacturer-exporters and exporters expect foreign trade corporate campanies(FTCC)</p>
<p>DESCRIPTION  *Designed to support export related industries from initial stages of production.Extended throught commercial banks that are responsible for default riskof the borowers.Extended in foreign currency ($/EURO/GPB/JPY)throught commercial banks.</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE* Up to 100% ıf FOB export commiyment.</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT PERIOD * Maximum 180 days</p>
<p>FEES &amp;  PREMIUMS *None.Intermediary banks can and maximum 0,75 percent of commission Per annum to the interest rates.</p>
<p>FINANCING CHARACTERISTIC *Interest rate LIBOR + spread  EURIBOR + spread  STG LIBOR+ spread  TIBOR + spread (for JPY credits)(spread is determined by Türk Eximbank).Total outstanding balance of credit providet Per company cannot exceed Per campany cannot exceed USD 10 million.</p>
<p>FOREIGN TRADE COMPANIES (FTC) SHORT-TERM TL EXPORT CREDIT</p>
<p>ELIGIBILITY * All goods exported by FTCC (Foreıgn trade companies)and STFC(Sectoral foreıgn trade companies)</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Applıcants must be entitled to FTCC and STFC status by the under secretariat of foreıgn trade </p>
<p>DESCRIPTION *Short term credit limit allocated Per camoany on the basis of previous year’s export performance.Extended by Türk eximbank in TL directly to the exporters.</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100 % of FOB export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT * Maximum 100 days</p>
<p>FINANCING CHARACTERISTIC *Interest are determined by the Türk Eximbank in accordance with developments in money markets and varies according to repayment period.Total outstanding balance of the credit provided to campany cannot exceed its short term TL limit.</p>
<p>FOREIGN TRADE COMPANIES (FTC) SHORT-TERM FOREIGN CURRENCY CREDIT</p>
<p>ELIGIBILITY * All goods exported by FTCC (Foreıgn trade companies)and STFC(Sectoral foreıgn trade companies)</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Applıcants must be entitled to FTCC and STFC status by the under secretariat of foreıgn trade </p>
<p>DESCRIPTION *Short term credit limit allocated Per company on the basis of previous year’s export performance.Extended by  Türk Eximbank in foreign currency ($/EURO/GBP/JPY)directly to the exporters.-</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100 % of FOB export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT * Maximum 180 days</p>
<p>FINANCING CAHARACTERISTICS * Interest rate LIBOR+ spread  FIBOR (EURIBOR)+spread STG LIBOR + spread TIBOR + spread and varies according to repayment period.(spread is determined by Türk Eximbank).Total outstanding balance of the credit provided to campany cannot exceed its short-term FX credit limit.</p>
<p>PAST PERFORMANCE RELATED FOREIGN CURRENCY EXPORT CREDIT</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Export oriented manufacturers manufacturer-exporters&amp;exporters are eligible applicants except SFTC&amp;FTCC.Applıcants must have performed minimum USD 2,500,000 worth of exports in the previous year.</p>
<p>DESCRIPTION *Short term credit limit allocated Per company on the basis of previous year’s export performance.Extended by  Türk Eximbank in foreign currency ($/EURO/GBP/JPY)directly to the exporters.-</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100 % of FOB export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT * Maximum 180 days</p>
<p>FINANCING CHARACTERISTIC *Interest rate LIBOR + spread  EURIBOR + spread  STG LIBOR+ spread  TIBOR + spread (for JPY credits)(spread is determined by Türk Eximbank).Total outstanding balance of credit providet Per company cannot exceed Per campany cannot exceed USD 10 million.</p>
<p>PAST PERFORMANCE RELATED TL.EXPORT CREDIT</p>
<p>ELIGIBILITY *Agricultural ,mining, industrial product</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Export oriented manufacturers manufacturer-exporters&amp;exporters are eligible applicants except SFTC&amp;FTCC.Applıcants must have performed minimum USD 2,500,000 worth of exports in the previous year.</p>
<p>DESCRIPTION *Short term credit limit allocated Per company on the basis of previous year’s export performance.Extended by  Türk Eximbank in foreign currency ($/EURO/GBP/JPY)directly to the exporters.-</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100 % of FOB export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT * Maximum 180 days</p>
<p>FINANCING CHARECTERISTICS *Interest rate determined by Türk Eximbank in accordance with developments in money markets and varies according to repayment period  and  total outstanding  credit risk of borrower.Total outstanding balance of credit providet Per company cannot exceed 600 billion TL</p>
<p>ISLAMIC DEVELOPMENT BANK (IDB) EXPORT  FINANCING SCHEME</p>
<p>ELIGIBILITY * All goods exported to member countries of organization of Islamic conference (OIC) and OECD.</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Export oriented manufacturers manufacturer-exporters&amp;exporters are eligible applicants except SFTC&amp;FTCC.Applıcants must have performed minimum USD 2,500,000 worth of exports in the previous year.</p>
<p>DESCRIPTION *Short term credit limit allocated Per company on the basis of previous year’s export performance.Extended by  Türk Eximbank in TL Directly to the exporters.</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 100 % of FOB export commitment</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT * Maximum 180 days</p>
<p>FINANCING CHARACTERISRICS *Mark up will based on the highest of 12 monts US dollar LIBOR plus a spread determine as to the period of financing.</p>
<p>ISLAMIC DEVELOPMENT BANK (IDB) IMPORT TRADE<br />
            FINANCING OPERATIONS(ITFO LINE)</p>
<p>ELIGIBILITY *Imports of inputs from member and non member countries of OIC which are used in the production of export goods.</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS *Imports of raw materials,semi capital and capital goods.Export commitment is requierd.</p>
<p>DESCRİPTİON *Medium-term financing provided by IDB’S ITFO LINE financing scheme.</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE *Up to 80 %of value of imports .The amount of export commitment is determined for each transaction by Türk Eximbank.(Transaction valume minimum USD 200,000 maximum USD 3,000,000)</p>
<p>MAXİMUM REPAYMENT PERİOD *6-30 Montsh depening on the category of goods.</p>
<p>FEES &amp; PREMIUMS * Fixed application free </p>
<p>FINANCING CHARACTERISTICS *Mark-up of LIBOR +1,5 % for the imports from the member countries of OIC;LIBOR +2,2 % for the imports from the non-member countries of OIC</p>
<p>TOURISM MARKETING CREDIT</p>
<p>Tourism Marketing Credit Program<br />
This program aims to provide financing to travel agencies for promotional and marketing activities abroad and thus contribute to Turkey’s balance of payments by increasing tourism revenues. In 1999, the program was expanded to include private airlines. Travel agencies selected by the Ministry of Tourism and private airlines that have obtained a working licence from the Ministry of Transportation and those that attract more than USD 1 million worth of foreign currency to Turkey annually are eligible for this credit. The maximum repayment period is 12 months. The amount of credit is limited to a maximum of 5% of the foreign currency attracted by firms that realise a foreign currency inflow of between USD 1 million and USD 10 million and a maximum of 7% of the foreign currency attracted if the inflow is equal to or exceeds USD 10 million, but cannot exceed 50% of the total expenditures of the proposed project.</p>
<p>OVERSEAS CHAIN STORE INVESTMENT CREDIT</p>
<p>ELIGIBILITY *Turkish enterpreneurs overseas investment for the establishment of shopping malls and chain stores with  min.Investment amaount of USD 1 million.</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS* All turkish firms</p>
<p>DESCRIPTIONS *Long term credit program to support direct sales of turkish brand goods to consumers in foreıgn markets by opening shopping malls and chain stores.</p>
<p>MAXIMUM COVERAGE* Determined according to Turkish content of the project.The maximum credits is 75 % of the investment amount if the Turkish content is 50 %or moer otherwise it will be 60 % of the investment amount.</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT PERIOD* 7 years  (Reapayment term are determined specifically for each project)</p>
<p>FEES &amp; PREMIUMS* Reimbursement and obligation fee determined according to the amount and term of the project.</p>
<p>FINANCING CHARACTERISTICS* Interest rates are determined specially for each project acoording to market conditions and special features of the project.</p>
<p>LETTER OF GUARATEE PROGRAM FOR SHIP-BULDING AND<br />
                                      EXPORTING</p>
<p>ELIGIBILITY *Shıp-bulding and exporting</p>
<p>ELIGABLE APPLICANTS* Turkish firms involved ship building and the export of ships</p>
<p>DESCRIPTION* Letter of guarantee program under which Turkish firms involved in ship-bulding and the export of ships will be provided with letters of guarantee in order to secure financing from both domestic and foreign banks or obtain pre-financing  either in advantage or in installements from the buyer.</p>
<p>MAXIMUM COERAGE* Up to 100 % of the credit obtained or advantage payments / installements from the buyer.</p>
<p>MAXIMUM REPAYMENT PERIOD* To the delivery of yhe ship (dependingon the contract between the buyer and the seller)</p>
<p>FINANCING CHARACTERISTICS* Commussion rates are determıned specifically for each project.</p>
<p>SPECIFIC EXPORT CREDIT</p>
<p>ELIGIBILITY* Specific industrial products like hi-tech products,durable cansumer goods electronic goods,canstraction of complete factory and plants and ship bulding.All goods must have at least 50 % of Turkish content and long lasting construction /manufacturing process.</p>
<p>ELIGIBLE APPLICANTS* Turkish manufactures,manufacturer-expoters and exporters.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/historical-overview/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SERMAYE BÜTÇELEMESİ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:53:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/</guid>
		<description><![CDATA[SERMAYE BÜTÇELEMESİ
I.   GÎRİŞ
Sermaye bütçelemesi teorisi ile uygulaması arasında büyük farklar vardır. Geçen onbeş yıl içinde sermaye bütçelemesi teorisi; kârlılık analizi, matematiksel programlama, olasılık ve istatistik teorisinden büyük ölçüde yararlanmıştır ve bu nedenle sermaye büt-çelemesini bunlar olmaksızın düşünmemek gerekir. Kuşkusuz ay­nı süre içinde sermaye bütçelemesi uygulamasında da değişiklikler olmuştur, fakat işletme yöneticileri yeni tekniklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SERMAYE BÜTÇELEMESİ<br />
I.   GÎRİŞ<br />
Sermaye bütçelemesi teorisi ile uygulaması arasında büyük farklar vardır. Geçen onbeş yıl içinde sermaye bütçelemesi teorisi; kârlılık analizi, matematiksel programlama, olasılık ve istatistik teorisinden büyük ölçüde yararlanmıştır ve bu nedenle sermaye büt-çelemesini bunlar olmaksızın düşünmemek gerekir. Kuşkusuz ay­nı süre içinde sermaye bütçelemesi uygulamasında da değişiklikler olmuştur, fakat işletme yöneticileri yeni tekniklerin bir çoğunu ka­bule yanaşmamışlardır. Bu makalenin amacı teori ve uygulamayı karşılaştırmak ve 1) teori ve uygulama arasındaki farkın yapısını ve farkı yaratan nedenleri araştırmak, 2) teorinin uygulamaya el­verişli hale gelmesini sağlayacak yolları göstererek bu farkın azal­masına yardım etmektir. Makale, anlaşılmasını kolaylaştırmak amacı ile dört bölüme ayrılmıştır : Finansal yönetimin amaçlan, yatırım kararlarında riziko analizi, yatırım seçiminde kârlılık krite­ri ve sonuçlar.<br />
Sermaye bütçelemesi teorisini birkaç cümlede açıklamak ola­naksızdır diyemeyeceğiz ama çok zordur. Günümüzdeki serma­ye bütçelemesi teorisi derken; «Management Science, Journal of Finance, Journal of Financial and Ouantitative Analysis ve Enginee-ring Economist» gibi dergilerde yayımlanan makalelerde yazılanları kastediyorum. Bu teori, genellikle modern matematiksel aletlerin<br />
kullanamasın! gerektirir. Günümüzdeki sermaye bütçelemesi uygu­laması olarak 1969 yaz aylarında yönettiğim örnek olay çalışmala­rını göstereceğim. Bu çalışmada; elektronik, havacılık, petrol, ev aletleri ve büro malzemesi endüstrilerinde sekiz orta ve büyük iş­letmede görüşmeler yapılmıştır1. Görüşme yaptığım işletmelerde bütün gün süren tartışmalar yaptım. Alman örneğin küçüklüğü ne­deniyle uygulamaya ait, istatistik genellemeler yapmak istemedim, işletmeler seçilirken, yönetimlerindeki etkinlik dikkate alındığın­dan, bu işletmeler günümüzdeki sermaye bütçelemesi hakkında ge­nel bir fikir verecektir.<br />
II.    FİNANS YÖNETİMİNİN AMAÇLARI<br />
Optimal yatırım kararlan, işletmenin ulaşmak istediği bir ama­ca dayanır. Günümüzde finansman teorisi, işletmenin adi hisse se­netlerinin pazardaki değerlerini arttırmak isteyeceğini varsayar. Adi hisse senetlerinin değerlerinin belirsizlik koşullarında nasıl belir­leneceğini açıklayan yayınların sayısı hergün artmaktadır. Örne­ğin, John Litner&#8217;e göre2; tarn işleyen sermaye pazarında yatırımcı­ların bekledikleri gözönünde tutularak menkul kıymetler cüzdanı rizikosu, kârların varyansımn ağırlıklı ortalaması ve kârlar ve öte­ki gelirlerin kovariansı ile ölçülür. Böylece her hisse senedinin fi­yatı; beklenen gelirler, net faiz oranı ve belirli bir fiyatı olan rizi-konunun fonksiyonudur.<br />
Finans yöneticilerinin amaç olarak neyi kabul ettiklerini incele­meden önce, hisse senetleri değerlerini arttırma amacını yönetim yönünden ele alalım. Finans yöneticisinin bu amacı gerçekleştir­mek için plânlama süresi içinde hisse senetlerinin değişik zaman­lardaki fiyatlarını tespit edecek kritere ihtiyacı vardır. Günümüz­deki teori bunu vermemektedir. Bu sav belirlilik ve tam sermaye<br />
pazarlannda geçerli değildir. Çünkü işletmenin hisse senetlerinin plânlanan sürenin sonundaki değerini arttıran tedbirler, aynı za­manda bu süre içinde de hisse senetlerinin değerini en yükseğe çı­karacaktır. Şekil l A da görüldüğü gibi, I eğrisi, II nin üstünde ol-</p>
<p>duğundan tercih edileceği açıktır. Fakat belirsizlik ve tam işleme­yen sermaye pazarında, plânlanan dönemin sonundaki hisse senet­leri fiyatlarının dönem içindeki fiyatların durumunu göstermesi beklenemez. Şekil l B de görüldüğü gibi, hisse senftlpri fivatloT-ın.</p>
<p>da iki hareket, fiyatların zaman modelinde iki kesişmeye yol açar. Bu ikinci durumda, birbirini kes&#8217; . fiyat modelleri arasında seçim için bir kriter yoksa, hisse senetleri -fiyatlarım arttırmanın pratik bir anlamı yoktur. Böyle bir seçim yapmak için bir modelin öte­kini aştığı bir süreyi ele alabiliriz. Anlattıklarımızı bir formülle gös­termek istersek, şöyle bir formül ortaya çıkar :<br />
»T<br />
0   =   j     (Pt — P&#8217;t) e-rtdt<br />
J<br />
O<br />
Burada, Pt ve P&#8217;t sırasiyle, III ve IV eğrileri ile gösterilen hisse se­nedi fiyatlarını, r, ıskonto oranını, T ise zaman süresini gösterir. Yalın bir kural olarak; 0^0 ise III ün, aksi halde IV ün seçileceği­ni söyleyebiliriz.<br />
Zaman modeli III ün seçildiğini varsayalım. III cü eğriyi na­sıl devam ettirelim ki hisse senedi fiyatları zaman modelinin her noktasında arttırılmış olsun? (şekil l C). Başka bir deyişle eğri III</p>
<p>te olduğu gibi, bir hisse senedine düşen gelir (eps) serisi alınırsa, hisse senedi fiyatlarını arttırmak için, hisse senedi başına gelir (eps) serisi nasıl eğri III den eğri IH&#8217;e ayarlanabilir?3 B. G. Mal-<br />
kiel4 belirlilik^ koşullarında herhangi bir menkul kıymetin fiyat-gelir rasyonunun, model bir standart hisse senedinin fiyat &#8211; gelir rasyosuna eşit olduğunu tamtlamıştır. Ele alınan hisse senedi ile standart hisse senedinin büyüme oranları farklı ise gerekli ayarla­maların yapılması gerekir. Malkiel modelini belirsizlik koşullarında uygulamış olmasına karşın, karşılaştığı çapraşıklıklar tamamiyle belirsizlik modeli kurmasını engellemiştir. Biz, riziko faktörünü de hesaplamalara sokarark Malkiel&#8217;in modelinde küçük bir değişiklik yapacağız. Riziko, hisse senedi başına gelir (eps) serilerinin stan­dart hatası ile ölçülür ve bu standart hata serilerin eğimine bağlı olarak değişir. Eğimin yüksekliği ve serinin az rikilu oluşu fiyatın yüksek olmasını gerektirir.<br />
Bu riziko ölçüsünün nasıl kullanıldığını göstermek için her­hangi bir zamandaki hisse senedi başına gelire t, üç faktörün topla­mına da x (t) diyelim :</p>
<p>Bu formülde; a, b, c sabit değerler, h, karşılaştırılması o sı5 gerçek rakamlar serisinin bir elemanı ve t zamanı gö<br />
V          *<br />
tedir.  a + b  eğim,    &gt;   sin —    karşılaştırılamaz  süreler<br />
fonksiyonlarının bir serisinin toplamıdır ve düzenli olmz galanmalan gösterir, u ise düzenli olmayan değişmelerin dır. x * (t) ye, x (t) ran eğim değeri dersek, riziko ölçür gıda formülü verilen, eğimin standart sapması olacaktır.</p>
<p>N gözlem sayısıdır. Burada   tanımlanan riziko, menkul   kıymetin kendine has rizikodur. Yatırımcının, menkul kıymet cüzdanların-<br />
:<br />
daki yatırımlarını değişik menkul kıymetlere dağıtacak kaynağı &#8216;/arsa, bu riziko kavramının değiştirilmesi gerekir. Bu durumda ba­zı yazarlar6 tarafından tanımlanan kaçrnılabilir ve kaçınılamaz ri­ziko türü ile karşılaşırız. Bir menkul kıymet cüzdanı içinde men­kul kıymetin rizikonusunu belirleyen, kaçınılamaz unsurdur.<br />
Finans Yönetimi Uygulaması<br />
Görüşme yapılan yöneticilere finansal yönetimin amacının ne olduğu sorulmuştur. Ayrıca işletmenin değerini arttırmak için al-ternatifiler arasında seçim yapıp yapmadıkları sorulmuştur. Alınan cevaplardan birkaç örnek aşağıdadır :<br />
«Amacımız bu şirketin yüksek büyüme hızım finanse etmektir. Borcumuz olmadığına göre, büyümeyi finanse edecek kadar kazan­dığımızdan emin olmalıyız. Bu arada hisse senetlerinin değeri de arttırılmaktadır. Fakat biz bunun üzerinde durmuyoruz».<br />
«Hedefimiz, her üç ayda yapılan hesaplamalarla, hisse senedi başına geliri arttırmaktır. Çünkü şirketimiz gençtir ve büyümekte­dir. Gelecekteki finansman ihtiyacımız bakımından önemli olduğun­dan yatırım yapmak isteyen halkı korkutmak istemiyoruz.»<br />
«Birçok hissedar hisse senetlerinin değeri ile ilgilenir. Hisse senedinin değerini tespit ederken hisse senedi başına gelir en önem­li faktördür. Fakat şu gerçeği de akıldan çıkarmamak gerekir; his­se senedi başına gelirin aynı kalmayıp devamlı olarak artması is­tenir. Gelirleri arttırmak için de birçok işletmenin hayat kaynağı demek olan satışları arttırmak gereklidir.»<br />
Finans yöneticisinin amacı işletmenin sermayesini en az mali­yetle arttırmaktır. Bu amaca erişmek için, istikrar ve büyüme kav­ramlarım iyi anlamış olmalıdır. Bu şirketin miktarında ve gelirin­de bir önceki yıla göre % 15 ila 18 büyüme bekliyoruz.»<br />
Her fikrin kendisini açıklamış olması yanında, üç nokta üze­rinde ayrıca durmak gerekir. Birincisi, bazı yöneticilerin amaçları­nın, işletmenin değerini maksimize etmek olduğunu açıkça belitmemiş olmalarına karşın, bu amacın varlığını cevaplarından<br />
çıkarabiliriz. İşletme yönetimi, daha çok işletmenin çalışması ile ilgilendiğinden hisse senetlerinin değerini maksimize etme amacı, çalışmanın hedefi olan büyüme ve gelir akımında istikrar sağlam­aya dönüştürülmüştür. İkincisi, yöneticiler kendi işletmelerinin değerinin yatırım yapacak olan halkın, yatırım yapacakları kıymet­leri seçmelerinden etkilenmeyeceği kanısındadırlar. Bu yaklaşım, uygulama yönünden basit olma avantajına sahiptir. Kaçınılabilir rizikonunun, toplam riziko içinde önemli bir payı varsa, bu değer­leme yaklaşımı teorik olarak yeterlidir. Üçüncüsü; hisse senetleri­ni değerinin maksimize edilmesi devamlı büyümeye bağlı ise, yeni fikirlerin devamlılık göstermesinin yöneticiler için hayati önemi vardır. Yöneticilerin devamlı olarak yeni fikirleri araştırması ya­nında, finans teorileri yeni fikirlerin nasıl yaratılabileceğinin anla­şılmasına pek katkıda bulunmamışlardır.<br />
III.    YATIRIM KARARLARINDA RİZİKO ANALİZİ<br />
Riziko Kavramı<br />
Riziko analizi teorisi &#8211; Sermaye bütçelemesi teorisinde ana so­run rizikodur. Finansman konusunda yazı yazanların bir çoğu7 pro­jeler yerine menkul kıymet cüzdanı seçmelidir ve bu menkul kıy­met cüzdanının rizikosunu gelirlerdeki değişikliklerle göstermeli­dir8. Riziko analizinde bu yaklaşım, Markowitz&#8217;in menkul kıymet cüzdanı seçiminde quadratik programlama modelinin doğrudan doğruya adapte edilmesidir. Varyansta matematiki olarak oynamak kolaydır, fakat finansman yazarları riziko kavramının tanımından tatmin olmamışlardır. Gerçekten Markowitz&#8217;in kendisi de varyan-sın rizikonun ölçüsü olarak alınmasında tereddütlüdür&#8217;.<br />
Varyanstan başka, rizikonun ölçüsü olarak 5 alternatif almış­tır. Bunlar; beklenen zararlar miktarı, zarar ihtimali, beklenen<br />
mutlak sapma, beklenen en fazla zarar, ve tek yönlü varyans (se­mi-variance)tzr. İlk dört ölçü şu .veya bu nedenle reddedilmiştir. Ge­riye kalan varyans ve tek yönlü varyanstan, ikincisini Morkowitz teorik nedenlerle tercih ettiği halde, birincisinin hesaplanma ko­laylığı nedeniyle riziko ölçüsü olarak kabul etmiştir.<br />
Tek yönlü varyans neden rizikonun varyanstan daha iyi bir öl­çüsüdür?10. R ııin, ihtimal dağılımı bilinen değişken olan yatırımın geliri olduğunu kabul edelim, h, gerçek değerleri karşılaştırılan R için önemli bir faktörü gösteriyorsa ve (R-lı)~, (R-h)  O ise sıfırı gösterir. Böylece Sh yi (h nm bilinmeyen olduğu tek yönlü varyans) veren formül şöyle yazılacaktır:<br />
Sh =    E [(R —h)']2<br />
Buradaki E, beklenen değer fonksiyonudur. Kelimelerle açıklamak istersek; tek yönlü varyans rastgele seçilmiş bir değerden, bekle­nen hasılatın eksi sapmaların karesinin beklenen değeridir. Bunun tersine varyans, rastgele seçilmiş değerin ortalamasından baklenen hasılatın sapmalarının (artı veya eksi) karesinin beklenen değeri­dir. Bunun anlamı şudur, yatırımcının düşündüğü sabit bir değe­rin değişik dağılımları ile ilgili rizikoları tek yönlü varyans göster­mektedir. Varyans dağılımların ortalamalarını aldığından, bu ka­dar inceliklere inmez ve. varyansm verdiği değerler bir yargıya var­mak için işe yaramayabilir. Çünkü geniş bir sınır içinde kalır. Ay­rıca tek yönlü varyans hesabında ise aynı değerden artı veya eksi sapmalar aynı değerdedir. Sermayenin bir de fırsat maliyeti oldu­ğundan, bir yatırımın rizikosu henüz işletmenin eline geçmemiş bir gelirin, hiç ele geçmeme ihtimali ile ölçülür. T&#8217;ek yönlü varyans rizikonun bu tanımına daha yakın bir tanım olmaktadır.<br />
Riziko Analizi uygulaması &#8211; Görüşme yapılan yöneticilere «ya­tırım rizikosu» kavramından ne anladıkları sorulmuştur.<br />
«Riziko özelliği bakımından finansaldır. Özellikle hedef alınan verimden aşağı doğru sapmalarla ilgilenir. Bunun yanında, tahmi­nimizden daha iyi sonuçlar alma ihtimali varsa bu bir negatif rizi­kodur, yatırımı daha çekici hale getirir ve bir yatırımın güvenir­liliğini belirlemede gözönünde tutulmalıdır.»<br />
jr<br />
«Riziko hedef olarak alınan verimin (rate of return) gerçekleş­meme ihtimalidir. Riziko budur, değilmi? Hedef olarak seçtiğimi2 verimin gerçekleşeceğinden yüzde yüz eminseniz, rizikonuzda sıfır demektir.»<br />
«Bir yatınmm rizikosunu değerlemede beni ilgilendiren üç faktör vardır, bunlar : Zararların toplam öz sermayenin belirli bir oranını aşma ihtimali, istenen verimin gerçekleşme ihtimali, nakit akışı esasına göre başabaş noktasında olma ihtimali. Nakit akışı­nın başabaş noktası bir nevi hayatta kalma noktasıdır.» (Bu şir­kette yatırım kararları az, fakat yatırımlar hacim bakımından bü­yüktür).<br />
«Şirketimizde kendilerini ödiyebileceğini sandığım bazı proje­ler var ve bu işi yürütenlerle aynı fikirde değilim. Bu projeler ri­zikolu yatırımlara aittir. Ben hedef olarak seçilen verimden daha yüksek verim verecek projeler için hiçbir zaman kaygıya düşmem. Riziko, verimin azalmaya doğru gittiği durumlarda olabilecek olan­lardır.»<br />
Bu söylenenlere göre, gözlemlerden iki sonuç çıkarmak müm­kündür. Birincisi, yatırım karan işletme kaynaklarının yalnız kü­çük bir kısmını ilgilendiriyorsa, riziko, hedef olarak seçilen veri­me erişilememe ihtimalidir denebilir. Fakat yatırım, işletme kay­naklarının büyük bir yüzdesini ilgilendiriyorsa, riziko, iflas tehli­kesini de kapsar. İkincisi, yöneticilerin beklenenden az olma rizi­kosundan söz etmeleri, tek yönlü varyansın rizikoyu varyanstan daha iyi tanımladığını gösterir.<br />
Tek yönlü varyansın fizikonun daha iyi bir ölçüsü olduğunu göstermek için, işletme yöneticilerinden yatırım verimlerinin iki hayali dağılımı arasında seçim yapmaları istenmiştir. Her yatın­mm şimdiki maliyetinin x dolar olduğunu ve bir yıl sonra bu ma­liyet artı kâr (veya zararın) ihtimal dağılımının şekil 2 de gösteril­diği gibi olduğunu varsayalım. Bu şekilde, her + işareti yapılması mümkün bir yatının sonucunu ve bu nedenle A dağılımında ortala­manın 3, varyansın 4 ve tek yönlü varyansın l olduğunu gösterir. B dağılımında ise ortalama 3, varyans 4 ve tek yönlü varyans sıfır­dır&#8221;. Bunu uygulamak için, yöneticinin aynntılanm iyi bildiği ma-<br />
liyet rakamlarını kullanması gerekir. Bu maliyet&#8217;rakamı bir karara varılmadan önce ihtiyatlı bir karşılaştırma yapabilmek için hedef olarak seçilen verime yakın bir verim ,rakamı vermelidir. Hedef olarak seçilen verim ve yatırımın düşünülen maliyeti işletmeden iş­letmeye değişebilir.&#8217; Burada, inceleme amacıyla maliyetin 100.000 dolar ve hedef verimin % 20 olduğunu varsayacağız. Sermayenin sınırlı olduğu örneğimizde, yöneticilerden A veya B den seçmeleri istenmiştir. Yöneticilerin üçte biri A, öteki üçte biri B yi seçmiş, geriye kalan üçte biri ise kararlarının duruma bağlı olacağını söy­lemiştir.</p>
<p>Kararlar için gösterilen nedenler şirketten şirkete değişiktir, fakat aşağıdaki ifadeler önemli noktalan özetlemektedir:<br />
«Neden A&#8217;yı seçtiğimizi açıklayayım. Onda 8 kârım 4 olacak, onda 2 de zararım l olacaktır. Yatırım kuşkusuz rizikoludur, fakat bu oyunun bir bölümüdür. Bizim endüstri dalımızda, A nın seçil-memesi benim için çok şaşırtıcı olacaktır, çünkü biz bu tür rizi­ko ile her zaman karşı karşıyayız.»<br />
«Günümüzdeki para darlığı nedeniyle zarar halinde sermayenin yerine konması ile ilgileniyorum. Sermayenin ölçülü bir maliyetle kolaylıkla sağlanabileceği bir dönemde olsaydık, rizikolu bir yatı­rıma girişmede bu kadar duraksamazdım. Herhangi bir durumda yatırılan paranın geri geleceğinden tecrübelerle emin olmadıkça A yi seçmem.»<br />
«Şimdiki menkul kıymetler cüzdanımızda yüksek verimli yük­sek rizikolu projeler var, bu nedenle B yi seçerim. Başka bir gün­de menkul kıymetler cüzdanı bakımından projeleri inceler ve A yi seçebilirim.»<br />
«B projesinin % 20 verim getirme ihtimali % 80 dir. Hedef olarak seçtiğim verim de % 20 olduğundan güven düşüncesiyle B<br />
ıskonto edilerek bulunur. Bulunan beklenen değer ve varyans, be­lirlilik eşitlerine riziko yok varsayılarak çevrilir. Bu belirlilik eşi­ti rakamı yatırımın kârlılığını belirler. Rizikoya ayarlanmış iskon-to oranında, yatırımın değeri, beklenen nakit akışı paranın zaman değerini ve aynı zamanda nakit akışında mevcut rizikoyu gözönün-de tutan oran ile iskonto edilerek bulunur. Sonuçta bulunan de­ğer artı ise yatırım kârlı demektir.<br />
Hangi yaklaşım kabul edilecek olursa olsun, yatırımcı yatırım seçiminde tek proje veya menkul kıymet cüzdanı arasında karar vermelidir. Bu ayırım, riziko analizinde belirlilik eşiti yaklaşımı kullanılarak kolaylıkla açıklanabilir. Günümüzdeki teori, işletme­nin plânlama süresi içinde yalnız bir yatırım söz konusu ise, tek proje yaklaşımını daha uygun bulmaktadır. Bu analize güzel bir ör­nek olarak Frederıck S. Hiller&#8217;in çalışmasını gösterebiliriz12. Yazar, yatırım ile ilgili nakit akışı dağılımlarından beklenen değer ve net şimdiki değerin varyansım hesaplamak için formüller bulmuştur. Bununla birlikte, birden fazla yatırım ele alındığında, işletmenin Yatırımlarının optimal seçimi tek bir yatırımın incelenmesi yerine yatırımların mümkün olan bütün kombinasyonlarının incelenmesi­ne davanmalıdır. Menkul kıymet yaklaşımı seçilirse, kullanılacak model, proienin bölünmezliğini göstermek için karar üzerine etkili değişkenlere dayanan 0-1 koşullan ile Markowitz&#8217;in menkul kıy­met cüzdanı secimi modelinin değiştirilmiş şeklidir13. Menkul kıy­met cüzdanı vaklaşımı kullanan değişik bir model, R. Byrne, A. Charnes, W. W. Cooper ve K. Kornatek&#8217;in14 şansla sınırlı modeli-rlir. Bu modelde vazarlar bütün yatırımlara aynı zamanda uygula­nan ihtimali geri ödeme zorunluluğunu kabul etmektedirler. Amaç, sınırlamalar içinde kalan ve beklenen net şimdiki değeri en yük­seğe çıkaran projeleri seçmektir.<br />
Rizikoyu birleştirme uygulaması &#8211; Yöneticilerin seçtiği riziko­yu birleştirme yöntemi, rizikoya ayarlanmış iskonto oranı yaklaşı-<br />
l<br />
mıdır. Görüşme yapılan bütün işletmelerdeki yöneticilerin ihtimal hakkında konuşmalarına karşın hiçbiri açıkça yatırım analizi için ihtimal uygulanmasına başvurmamıştır. Yatırım teklifinde bulu­nan bölümden aynı zamanda proje ile teklif edilen yatırımın ger­çekleştirilmesi halinde değişecek nakit akımını da tahmin etmeleri istenmektedir. Bazı işletmelerde üç tahmin serisi kullanılmaktadır, bunlar; iyimser ve kötümser ve gerçekleşme ihtimali en yüksek tahminlerdir. İyimser ve kötümser tahminler bir ihtimal serisini de verirler. Gerçekleşme ihtimali en yüksek tahminden anlaşılma­sı gereken mod değildir, fakat yöneticilerin ulaşılma ya da aşılma ihtimalinin 0.75 olmasını istedikleri tutucu tahminlerdir. Gerçekte yöneticilerden birisi gerçekleşme ihtimali 0.80 olan tahmin iste­miştir.<br />
Birçok durumda finans yöneticisi daha düşük tahminleri de içeren en muhtemel rakama dayanan yatırım analizini isteyecektir. Yöneticilere kararlarında raporların hangi yönlerini en fazla etkili olduğu sorulduğunda şu cevaplan vermişlerdir:<br />
«Proje ile ilgili dokümanlar ciltler dolusu olabilir, fakat ben projeyi yürütene bir soru soracağım; rekabet halinde pazarın °/o 5, 10 veya 15 ine sahip olacağımızı nasıl hesapladınız. Cevabı beni tat­min eder ve maliyet tahminlerinin doğruluğuna inanırsam, riziko­ya girilebilir demektir.»<br />
«Yatırıma karar vermezden önce işler tahmin ettiğimiz gibi gitmezse, ne yapabileceğimizi sorarım. Bir projenin geri ödeme sü­resi kısa olabilir fakat başarısızlığa uğrama rizikomuzu sınırlamaz­sak, bu iyi bir yatırım değildir.»<br />
«Bazı hallerde yalnız, yatırımı tamamlayacak olan halkın o ya­tırımı destekleyeceğine güvenerek kararlar alırım.»<br />
Burada yöneticinin yaptığı iş, gerçekleşmesi en muhtemel olan rekamlarm doğruluğunu kontrol etmektir. Yönetici öngörülen ha­sılat üzerinde insan faktörünü ve ihtimal plânlarını gözönünde tu­tarak değişiklikler j-&#8217;apmaktadır. Yöneticinin dezavantajı, tahminle­rin yapısının belirsizliğinden doğmaktadır. Gerçek zorluk, yatırım kararlarının&#8221; dayandığı nakit akışına ait güvenilir ihtimal dağılımı ortaya çıkarmaktır. Teori, analizlerinde düşünülen ihtimal dağı­lımı ile başhyacak olursa, içinde bulunduğu problemin önemli bir yönünü gözönünde tutmamış demektir.<br />
153<br />
İşlebnelerin yatırımlarda menkul kıymet cüzdanı yaklaşımım kullanmalarına karşın, bunun yöntemi ve kullanılma nedenleri teo­ride farklıdır. Günümüzde teori, menkul kıymet cüzdanı yaklaşı­mında yatırımcının aşağıda açıkladığımız gibi hareket ettiğini ka­bul eder. Yatırımcı, yatırım serileri için nakit akışını bulur, bun­lardan gelirlerin varyans ve kovarianslannı hesaplar. Bundan son­ra riziko ve gelirin en iyi kombinasyonunu veren yatırım cüzdanı-&#8221;i seçer. Gerçekte, projelerin analizleri her Mlüm tarafından ay­rı ayrı yapıldığından projeler arasında kovaryans ile rizikonun hesabı yapılmaz. Başka bir deyişle, yüksek yöneticilere gelen ya­tırım tekliflerinde günümüz teorisinin anladığı biçimde proje rizi­kolarını değerleme için rakamlar yoktur.<br />
Yöneticilere yatırım kararlarında menkul kıymet cüzdanı yak­laşımım nasıl kullandıkları, daha açık olarak söylemek gerekirse, • yatırımlarını dağıtmada amaçlarının ve yöntemlerinin ne olduğu sorulmuştur. Dağıtma bir bütün olarak düşünülmüş, bir yatırıma ayrılacak belirli bir paranın parçalanması olarak düşünülmemiştir. Uygulamada üretimde bulunan bölümler için ayrıntılı bir kılavuz hizmeti görecek olan uzun devreli plânlara ihtiyaç vardır (genellikle 5 yıllık). Plân, işletmenin eskiden çalıştığı veya sonradan ilgilenme-ya başladığı konularda, değişmeyen önemli bir noktayı belirtebilir veya yeni fikirler ve mamullerle birlikte gelmiş olur. Bunlar, da­ğıtma ile ilgili önemli kararların alındığı işletmeler için söz konu­sudur. Bu plânı uygulamada yöneticiler işletmenin birçok faaliyeti­ni, ilgilendikleri geniş alan içinde toplarlar. Bu plânın tek tek ya­tırımlar için uygulanması söz konusu değildir. Varyans ile kovar­yans hakkında bilgiler, önceden bilindiği varsayılır. Teorik olarak dağıtma, gelir akımını istikrarlı hale getirme ile ilgilidir, fakat uy­gulamada yöneticiler daha çok büyüme ile ilgilenir.<br />
IV.    YATIRIM SEÇİMİ İÇİN KRİTER<br />
Yatırım Seçimi için Kriter Teorisi &#8211; Yukarıda gelir ve riziko ile ilgili açıklamalarımızda geliri, verim, net şimdiki değer, geri öde­me süresi veya muhasebe kârım (accounting profit) tammlamak-sızın, gerîel anlamı ile kullandık. Böylece riziko üzerinde durabil­dik. Günümüzde teori verim veya eşiti olan net şimdiki değeri, geri ödeme süresi veya muhasebe kârından daha iyi bir gelir ölçüsü olarak görür. Bu tercihin nedeni, belirlilik koşullarında eşit büyük-<br />
lükteki iki yatırımdan daha büyük verimli olan projenin işletme­nin değerini yükseltmesidir. Bu tercih, belirsizlik koşullarında da yeteri kadar incelemeye tabi tutulmaksızın geçerli sayılmaktadır. Geri ödeme süresi ve muhasebe kârı daha az faydalı olarak kabul edilir, çünkü, bu yöntemlerin yaptığı verimin ortalamasını almak­tan ibarettir. Bununla beraber, geri ödeme süresi genellikle riziko­yu gözönünde tutuğundan, yöntemin riziko analiz yöntemi olarak sınırlı kullanılışı eleştiriye daha az konu olmasını sağlar. Şirke­tin halka duyurulan gelirleri hisse senedi fiyatlarını etkilediğinden, amaç, hisse senedi fiyatlarının arttırılması ise yatırım kararlan muhasebe kârlarının etkisini gözönünde tutmalıdır.<br />
Teoricilerin, verim ve net şimdiki değer yöntemlerini geliri ölçmek için tavsiye etmeleri yanında işletmelerin büyük, çoğunlu­ğunun yine de geri ödeme süresi ve/veya muhasebe kân yöntemini kullanmakta olduğundan haberdardırlar15. Verim ve net şimdiki değer kriterlerinin yavaş kabul görmesinin iki nedeni olduğu söy­lenir. Nedenlerden biri verim- ve net şimdiki değer kriterlerinin bir yatırımın halka duyurulan gelir üzerindeki etkisini göstermeme-sidir16, îki yatınm arasında seçim yapmada verim (veya net şim­diki değer) kriteri gelir düzeyi yüksek yatırımın seçimini gerekti­rir. Bu yatırımın hisse senedi başına geliri düzensiz olacaktır. Fi­yat/gelir rasyosu gelirlerin istikrarı ile tersine bir seyir gösterdi­ğinden verim kriterinin İsrarla uygulanması işletmenin değerinin arttırılmasını garanti etmez. Öteki yaklaşım, verimin dikkate al­madığı faktörleri geri ödeme süresinin nasıl kullanıldığını gösterir. Byrne, Charnes, Cooper ve Kartenek makalelerinde17 geri ödeme süresinin genel kabul görmesinin zarar etme ihtimali olan proje­lerin rizikosunu nasıl azalttığım göstermek istemişlerdir. Daha son­ra H. Martin \Veingartner18, geri ödeme süresinin bir varlığın liki­dite ölçüsü ve belirsizliğin çözülmesi için basit bir alet olarak na-<br />
sil kuşanılacağım açıklamaya çalışmaktadır. Aşağıda uygulamada hangi kriterin ve niçin kullanıldığını göreceğiz.<br />
Uygulamada yatırım için kullanılan kriterler &#8211; Görüşme yapı­lan sekiz işletmeden ikisi özellikle verim, dördü verim ile birlikte muhasebe kârı ve geri ödeme süresi ve «duyarlı indeks» (exposure index) kullanmışlardır. Duyarlı indeks işletmenin en çok yatırım zararının işletmenin özvarlığının belirli yüzdesini aşma ihtimalini gösterir. Özellikle verim yöntemini kullanan iki işletmede büyüyen işletmedir. Büyümeyi finanse ettikleri hisse senetlerini ortaklar el­lerinden çıkarmamakta ve tipik yatırımları işletmenin toplam kay­naklarına oranla küçüktür. Verim ve muhasebe kârım kullanan dört işletmede büyümeyi dış fonlarla finanse eden halka açık şir­ketlerdir. Bu işletmeler oldukça rizikolu ve rekabetçi işletmelerdir. Geriye kalan iki işletme, hisselerin sahipleri ve dış sermayeye olan ihtiyaçları bakımından öteki dört işletmeye benzemektedir. Bu­nunla birlikte önemli bir noktada ötekilerden ayrılmaktadır. Bu iş­letmelerin yatırımları büyük rekabet nedeniyle sayı bakımından az fakat büyük hacimli olduklarından daha rizikoludur.<br />
Bu sonuçlara göre geri ödeme süresi özellikle bir riziko ölçü­südür. Finans yöneticileri topluluğunun üzerinde durduğu gibi, şir­ket hisse senetleri geniş bir topluluğun elinde ise ve daha çok dış kaynaklara dayanılarak finanse edilmişse muhasebe kân önem ka­zanmaktadır. Verim, hisse senetlerine az sayıda kişinin sahip oldu­ğu ve kendilerini finanse etmede kullanacakları hisse başına gelir­lerdeki dalgalanmalardan pek etkilenmeyecek işletmeler tarafın­dan kullanılan kriterdir. Bu işletmeler genellikle küçük yatırım­lar yapmaktadır ve bu yatrımların rizikosu önemli değildir.<br />
SERMAYE BÜTÇELEMESİNİN KAPSAMI<br />
-  Yatırım harcaması için önerileri,<br />
-  Her önerinin maliyetini ve karşılığında sağlanacak yararlan,<br />
•f&#8221;<br />
-  Her önerinin riskini,<br />
-  Bu önerilerden seçilecek ve reddedilecek olardan,<br />
-   Uygulamadan elde edilen sonuçlara göre bütün prosedürün yeniden de­ğerlenmesini kapsar.<br />
1. önerilerin Hazırlanması<br />
Önerilerin hazırlanması isletmenin büyüklüğüne göre değişebilmektedir. Büyük bir işletmede önerilerin hazırlanması çok sayıda uzmanın çalışmasını gerektirebilir. İşletmenin planlama grubunu oluşturan bu uzmanlar işletme için çekici olabilecek yatırım fırsatlarını araştırır.<br />
2. Maliyet ve Sağlanacak Yararların Tahmini<br />
Bu çalışma, plan ve önerilerin bütçe rakamları ve nakit akışlan haline dö­nüşmesini gerektirir. Sermaye bütçelemeslnin bu aşamasında her önerinin nakit çıkış ve girişleri hesaplanır.<br />
3. Riskin Değerlemesi<br />
Sermaye bütçelemeslnin bu aşamasında planlama grubu yatırım önerilerini, her önerinin riskine göre sınıflar. Örneğin işletme fonlan, işletmenin tecrübe sahibi olduğu bir üretim alanına yatırıldığında riskinin, hiç tecrübesi olma­yan bir alana yatırılmasına göre daha az olacağı açıktır.<br />
4. Öneriler Arasında Seçimin Yapılması<br />
Öneriler hazırlandıktan ve nakit akışları tahmin ve değerlendikten sonra ba­zı projelerin seçimi, diğerlerinin ise reddedilmesi gerekir. İşletmenin plarJa-ma grubunun incelediği bütün önerilerden neden yararlanılmadığı merak edilebilir. Önerilerin bazılarının kabul edilmeyiş nedenleri şunlar olabilir:<br />
- öneriler, aynı amaca götüren seçenekler olabilir ve birisinin kabul J edilmesiyle diğerlerinin kabul edilmesi mümkün olmayabilir, örneğin, öne- | rilerden biri işletmenin bordrolarının bilgisayarla yapılması, bir başka öneri   &#8216;• ise bordroların ücret karşılığı bir başka işletmeye yaptırılması olabilir. Birin­ci önerinin kabul edilmesiyle ikinci önerinin kabul edilmeyeceği açıktır.<br />
Öte yandan birbirinden bağımsız öneriler de söz konusu olabilir. Bu du­rumda, bir projenin seçimi öteki projenin seçim veya reddedilmesini etkile­mez. Örneğin, yukarıdaki örnekte bordroların bilgisayarda yapılması yeni bir yönetim binasının yapılmasını etkilemez. Öneriler arasında mevcut ilişkile­rin sonuncusu ise bağımlılık ilişkisidir, örneğin, yukarıdaki bordroların bil­gisayarla yapılmasına ilişkin proje, başka bir proje olan bilgisayar satın alın­ması projesine bağlıdır.. Bilgisayar satın alınmasına ilişkin proje kabul edil­meden bordroların bilgisayarla yapılması projesinin kabul edilmesi olası değildir.<br />
- işletme, projelerin kabulü için gerekli fînansal kaynaklara sahip olma­dığı için önerileri reddedebilir. Belirli bir yıl için toplam sermaye bütçesi 10 milyon TL ise, 20 milyon TL harcanmasını gerektiren bir projenin kabul edil­meyeceği açıktır.<br />
h<br />
. iYojeler, vadettikleri gelir oranı esas alınarak da kabul ya da reddedi­lir. i| )nenin yatırıma ayıracağı fonların maliyetine bağlı olarak belirli stan­dart vAa başarı kriteri olabilir. Bir proje bu standartların altında gelir getire­cekse reddedilir.<br />
5. Yeniden Değerleme<br />
Sermaye bütçelemesi sürecinin son aşamasında, işletmenin yatırım çabası­nın etkenliğinin yeniden değerlemesi yapılır. Bu noktada aşağıdaki sorular cevaplanmalıdır:<br />
-*«W,V!&#8230;y,&#8230;..                    . :-&#8217;   -.•&#8217;   .-,-• alırını kararlarında işletme yöneticilerinin takdir hakları büyüktür.<br />
Yatırımlar, aralarındaki ilişkiler açısından da:<br />
-Bağımsız yatırımlar<br />
-Bağımlı yatırımlar şeklinde iki grupta ele alınabilir.<br />
Bağımsız Yatırımlar:<br />
Bir yatırımın kabulünün ya da reddinin, diğer yatırımın nakit akışları üzerinde bir etkisi yoksa bu iki proje ekonomik olarak bağımsızdır. İki proje ekonomik olarak bağımsız olduğu zaman birinin değerlendirilmesi ve kabul edilip edilmemesi, diğerini etkilemez. Burada sözü edilen ekonomik bağımsızlık olup. istatiksel bağımsızlık değildir. Çünkü ekonomik olarak bağımsız olan iki projenin nakit akışları, istatistiksel olarak bağımlı olabilir. Nakit akışlarının istatiksel bağımlılığı ile. zaman içinde nakit akışlarının düşük ve yüksek olması arasındaki ilişki ifade edilmektedir.Örneğin farklı alanlarda kiraya verilen gayri menkullerden sağlanan nakit akışları arasında karşılıklı istatiksel bağımlılık varken, bu iki proje ekonomik olarak bağımsızdır. Her iki gayri menkulün nakit akışları, aynı yıllar içinde, yukarıya ya da aşağıya doğru eğilim gösterebilir. Çünkü her iki proje ulusal ekonomik koşullardan etkilenmektedir.<br />
Bağımlı Yatırımlar:<br />
Bir yatırımın nakit akışları, diğer bir yatırımın kabul edilmesi ya da redded&#8217;ilmesi kararıyla etkileniyorsa, ilk yatırım ikinci yatırıma ekonomik olarak bağımlıdır denir. Genellikle bir A projesi B projesine ekonomik olarak bağlı ise, aynı zamanda B projesi de A projesine<br />
bağımlıdır.<br />
Bağımlı yatırımlarda tamamlayıcı yatırımlar, ikame yatırımlar ve almaşık yatırımlar olarak alt bölümlere ayrılabilir.<br />
Tamamlayıcı yatırımlar: İkinci yatırım kararı, diğer yatırımdan beklenen faydayı arttırıyorsa. ya da diğer yatırımın sağlayacağı fayda aynı kalmak koşuluyla sözkonusu yatırımın harcama tutarını azaltıyorsa, bu ikinci yatırım diğerinin tamamlayıcısı olarak nitelendirilir.<br />
Yatırımlar arasında tamamlayıcılık derecesi zayıf, kuvvetli veya gerekli olabilir.<br />
İkame yatırımlar: İkinci bir yatırımın yapılması diğer bir yatırımın sağlayacağı faydayı azaltıyorsa ya da sağlanacak fayda aynı kalmakla birlikte diğer yatırımın harcama miktarını arttırıyorsa. bu durumda ikinci yatırım diğerinin ikamesi olarak nitelendirilir. Yatırımlar arasında d&#8217;a ikame zayıf, kuvvetli ve tam olabilir.<br />
Alternatif yatırımlar: İkame yatırımların birasın uç halidir. Eğer ikinci yatırım kabul edildiğinde birinci yatırımın sağlayacağı faydalar tamamen ortadan kalkıyorsa ya da diğer yatırımın teknik olarak gerçekleştirilmesi mümkün olmuyorsa, bu iki yatırım alternatif yatırım olarak nitelendirilir.<br />
Yatırımların bu şekilde sınıflandırılması karar sürecini etkilemesi açısından önemlidir.<br />
Yatırım bülçelerindeüzerinde durulması gereken en önemli konu yatırımın ekonomik ömrü boyunca sağlayacağı nakit girişleridir. Normal olarak yatırım projelerinden ilk yıllarda az. sonraki yıllarda giderek artan nakit girişleri sağlanır. Ayrıca projeden pozitif nakit girişleri sağlandıktan sonra tekrar negatife dönmesi genellikle sözkonusu değildir.<br />
Tablo 7. l &#8220;de normal bir yatırım projesiyle ilgili nakit akışları görülmektedir. 500 milyon TL&#8217;lık yapılan ilk yatırımdan sonra, proje, ekonomik ömrü boyunca 250 milyon, 200 milyon, 150 milyon, 125 milyon ve 25 milyon TL&#8217;lık nakit girişleri sağlanmaktadır.<br />
Tablo   7.1. Normal Bir Projenin Tahmini Nakit Akışları (1.000 TL.)</p>
<p>ı ıııcıı   -<br />
0<br />
-500.000	1<br />
250.000	-&gt; 200.000	3<br />
150.000	4<br />
1 25.000	5 25.001<br />
(Net Yatırım)<br />
(Net Nakit Akışları)<br />
Tablo   7.2.<br />
Nakit Akışları Alışılmışın Dışında Olan Yatırım Projeleri<br />
&#8216;(1.000TL)</p>
<p>Projeler	0	1	2	3	4	5<br />
1	-200.000	-60.000	-40.000	-100.000	-300.000	-400.000<br />
z	-2OO.OOO	-160.OOO	-120.000	-100.000	+ 1 50.OOO	+ 120.000<br />
3	-400.000	+30O.OOO	-1OO.OOO	.   +80.000	+6O.OOO	-40.OOO<br />
&#8221;	-3OO.OOO	-40.000	-40.000	-5O.OOO	-50.00O	-60.000<br />
Tablo 7.2&#8242;de ise nakit akışları alışılmışın dışında olan yatırım projelerine yer verilmiştir.<br />
1. Proje yeni bir ürünün araştırılması ve geliştirilmesi için yapılacak bir yatırıma örnek olarak verilebilir. Böyle bir proje ancak üç yıl sonra nakit girişleri sağlamıştır. 3. Projenin nakit akışlarına bakıldığında, üçüncü yıldaki nakit girişlerinin nakit çıkışlarını aştığı görülmektedir. 4. Proje ise hiç nakit girişi sağlamamaktadır.<br />
Herhangi bir projeyle ilgili olarak beklenen nakit akışları değerlendirilirken şu temel prensiplerden hareket edilmesi gerekir:<br />
-Nakit akışları, ilave nakit akışları, diğer bir ifade ile. projenin ^gerçekleştirilmesi ya da projeden vazgeçilmesi durumunda işletmenin nakit akışları ele alınmalıdır. Böylece işletmenin gelir akımındaki tüm değişmeler-maliyet, vergi gibi- analize dahil edilmiş olur.<br />
-Nakit akışları vergi sonrası nakit akışları olarak ele alınmalıdır. İlk yatırım harcamaları vergi sonrası nakille gerçekleştirildiğinden, projeden nakit girişleri de aynı bazda-vergi sonrası-alınmalıdır.<br />
-Projenin tüm endirekt etkileri nakit akışları hesabında göz önünde tutulmalıdır. Örneğin önerilen projeyle bir fabrika binası genişletilmek isteniyorsa, işletmenin çalışma sermayesi ihtiyacı artacaktır. Daha fazla nakit, stok ve alacaklara ihtiyaç duyulacak ve işletmenin net yatırımı artacaktır.<br />
-Proje değerlendirilmesinde batmış maliyetler düşünülmemelidir. Batmış maliyet, zaten yapılmış olan ya da yapılacağı kararlaştırılmış olan harcamalardır. Bu uir harcamalar bir projenin kabul edilmesi ya da reddedilmesinde gözönünt- alınmamalıdır.<br />
-Projede kullanılan kaynakların deÇ-eri. bu kaynakların fırsat maliyeti ile ölçülmelidir. Bir \ arhtiın ;• a ti;; kın n a ü m fırsat maliyeti, bu varlıüın ya da kaynasın baskı: bir akında kullanılması durumunda sağlayacağı nakit akışlarıdır.<br />
Yukarıda kısaca özetlenen bu prensipler ışığında bir projenin net yatırımı ve net nakit akışları hesaplanabilir.<br />
Bazı projelerin ilk yatırım harcamaları bir yıldan daha uzun sürede olabilir. Bu durumda bu nakit çıkışları, işletmenin sermaye maliyeti ile bugünkü değere indirgenmelidir. Örneğin aşağıda nakit çıkışları verilen bir projenin net yatırımı su şekilde hesaplanır (İsletmenin sermaye maliveti c&#8217;c l O dur.)</p>
<p>YATİRİM PROJELERİNİN  DEĞERLEMESİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER<br />
Yatırım projelerine ait bilgi yukarıda verilen çerçeve içinde top­landıktan sonra bu bilginin değerlemesine sıra gelir. Bir tarafta pro­je için para çıkışı, diğer tarafta projeden sağlanacak para girişi var­dır, işte bu iki akırn karşılaştırılarak projenin kabulü ya da reddi yo­luna gidilecektir. Bu amaçla uygulanabilecek yöntemler şunlardır:<br />
1.    Geri ödeme yöntemi,<br />
2.    Net bugünkü değer yöntemi,<br />
3.    Hakiki verim yöntemi,<br />
4.    Kârlılık endeksi yöntemi.<br />
Aşağıda bu yöntemler, sıra ile ve belli ayrıntılar içinde kalına­rak, açıHanacaktır. Yukarıda verilen yöntemler projenin para akışını dikkatef &#8221;in yöntemlerdir. Bu konuda para akışı yerine, gelirden ha­reket e/ i yöntemlere başvuran işletmelere rastlamak olasılığı da vardır, i fak, gelirden hareket eden yöntemler, bundan önceki pa-ragrafta^pıra girişine ilişkin açıklamalar sırasında belirtildiği gibi,<br />
Sermaye Bütçelemesi<br />
para akışına oranla kavramsal analiz güçlükleri taşımaktadır. Bu ne­denle burada bu yöntemler üzerinde ayrıca durulmayacaktır.<br />
Yatırım projelerinin değerlemesi yöntemleri olarak burada veri­len yöntemleri yatırım projelerini sıralama yöntemleri olarak da tanıt­mak olanaklıdır5. Sıralama (Ranking) pek çok yatırım projesine belli bir fonun ayrılması söz konusu olduğunda daha yerinde bir kavram olmaktadır. Ancak, yöntemler sadece sıralama amacı ile kullanılma­maktadır. İki projeden birisinin seçilmesi gerekli olduğunda (mutually exclusive) da kullanılan yöntemler bunlardır. Bu nedenle, burada sı­ralama yerine değerleme (evaluation) terimi kullanılmıştır.<br />
Geri Ödeme Dönemi Yöntemi:<br />
Geri ödeme yöntemi, bir projeye yatırılacak paranın (ilk yatırım) projeden sağlanacak para girişi ile (vergiden sonra amortismandan önceki para girişi) kaç yıl içinde geri döneceğinin belirlenmesi yön­temidir, örnek üzerinde gösterilecek olursa, diyelim ki, iki projeye ait para akışları aşağıda gösterildiği şekildedir:</p>
<p>Yukarıdaki projelerden A&#8217;nın geri ödeme dönemi 2 yıl 4 aydır. B&#8217;nin geri ödeme dönemi ise 4 yıldır. Bu durumda eğer işletme 3 yıl­dan uzun geri ödeme dönemine sahip projeleri kabul etmemek şek­linde bir politika benimsemiş ise, A projesini kabul, fakat B&#8217;yi reddet­mek gerekecektir. Ya da A ile B arasında bir seçim yapılması gerekli ise işletme A projesini seçecektir.<br />
Geri ödeme yöntemi, görüldüğü gibi, hesaplama olarak çok ko­lay bir yöntemdir. Ancak yanıltıcı sonuçlara ulaşılmasına neden ola­cak bir yöntemdir. Yöntemin en büyük eksiği para akışlarının geri öde­me dönemini aşan kısmı ile ilgilenmemesidir. örneğin, yukarıdaki pro-<br />
Yatırım Kararları<br />
jelen&#8217;n karşılaştırılması ile anlaşılacağı gibi, bu yöntem açısından önemli olan ilk yıllardaki para girişidir ve bu girişe göre, proje 2 ya da 3 yıl içinde geri ödemiş ise daha sonraki yıllarda ne kazandığı ka­rarı etkilemiyecektir.<br />
Yöntemin bu sakıncası, özellikle işletmenin endüstri ve millî ekonomi içindeki yerini etkileyebilecek stratejik yatırımlarda daha da ciddi yanlışlar yapılmasına neden olmaktadır. Diyebiliriz ki, yöntem stratejik yatırımlar aleyhine bir eğilime sahiptir. Bu yöntemi benim­seyen iş adamları, hemen daima&#8217; birkaç yıl içinde geri gelebilecek yatırımlarla ilgilenirler. Bu da onları yeni bir üretim&#8217;tekniği getirmek, yeni bir mamul geliştirmek gibi, önemli girişimlerin hemen daima dı­şında tutar.<br />
Yöntemi savunanlar, özellikle para sıkıntısı, fon tedarik sıkıntısı içinde olan isletmelerde geri ödeme yönteminin fonların süratle işlet­meye dönmesine olanak verdiğini öne sürmektedirler. Bu savunma hav*i tutarlı gibi görünüyorsa da, gerçekte para sıkıntısı çeken işlet-rruf &#8216;î açısından da yöntemin yanlış sonuçlar vermesini haklı göste­ren . nitelikte değildir, işletme para sıkıntısı çekiyorsa, bu, işletme-niıi îllandığı fonların maliyetinin yüksek olması demektir ki, bu du-ru^pı, gerekli verim oranını yükselterek bunu modele katmak ola­naklı ve daha yerinde bir yaklaşımdır.<br />
Net Bugünkü Değer Yöntemi :<br />
Net bugünkü değer yöntemi projenin para girişlerinin bugünkü değeri ile para çıkışı arasındaki farkın belirlenmesi ve farkın sıfırdan büyük olması halinde projenin kabulünü savunan yöntemdir. Para girişlerinin iskontolanmasmda, yatırımlardan beklenen verim oranı, iskonto oranı olarak kullanılmaktadır. Yöntem yukarıda geri ödeme yöntemi sırasında verilen örnek projelere uygulanacak olursa, yatı­rımlardan beklenen verim oranı % 14 olduğunda projelerin net bu­günkü değerleri söyle bir görünüş verecektir:</p>
<p>Sermaye BütçelecMai A Projesi	183<br />
Yıllar	Para Akışı	Tablo değerleri (%14)	ğ 	   </p>
<p>ğ 	</p>
<p> 	— 1.000 438.50 307.60 20250 59.20	   </p>
<p> 	7.80<br />
6 Projasi<br />
Yıllar	Para Akışı	Tablo değerleri (%14)	ğ 	   </p>
<p>ğ 	</p>
<p> 	— 1.000 175.40 230.70 270.00 355.20	   </p>
<p> 	31.30<br />
Görüldüğü gibi, % 14 verim oranı üzerinden, B projesi A&#8217;ya oran­la daha büyük bir net bugünkü değere sahiptir, iki proje arasında se­çim yapılacak olursa, B. A&#8217;ya oranla daha iyi bir projedir. Ya da % 14 oranı işletmenin sermaye maliyeti ise, her iki projenin kabulü gere­kecektir. (Net bugünkü değer her iki proje için pozitif). Ancak B pro­jesi, A&#8217;ya oranla daha iyi ve daha ön planda yer alacak .bir projedir.<br />
Yöntem para akışı veri olmak üzere farklı iskonto oranları üze­rinden farklı sonuçlar verecektir. Bu husus yöntemin aleyhine bir so­nuç gibi görünürse de, gerçekte yöntemin üstünlüğünü gösterir. Çün-Tcü her proje, her yatırımcı için ve her zaman aynı değeri taşımaz.<br />
Yöntemin ana sakıncası büyüklüğü farklı projeleri karşılaştırma bakımından fazla olanak vermemesidir, örneğin biri 10.000 TL&#8217;lık, diğeri 1500 TL&#8217;lık iki projeden ilkinin net bugünkü değeri 107.60 TL,<br />
Sermaye Bütçelemesi</p>
<p>Yukarıdaki hesaplamalardan anlaşılacağı gibi, A projesinin ve­rimi, B projesininkinden daha yüksektir (°/o 28). Yöntemi uygularken deneme &#8211; sınama yoluna gidilmiştir. Şöyle ki, öznel olarak % 25 is-konto oranı seçilmiş ve projelerin .net bugünkü değerleri belirlenmiş­tir. % 25 iskonto oranı üzerinden net bugünkü değerler pozitif çık­mıştır. Şu hale göre, net bugünkü değeri sıfır yapacak (net bugünkü değer sıfır olduğunda para girişlerinin bugünkü değerleri ile para çı­kışı birbirine eşit olacaktır) iskonto oranı % 25&#8242;den büyük olmalıdır. Bu nedenle, ikinci defa % 30 iskonto oranı üzerinden projelerin net bugünkü değerleri belirlenmiştir. Bu defa ulaşılan sonuçlar her iki proje için negatif net bugünkü değerdir. (Bu ikinci denemede de po­zitif net bugünkü değer rakamına ulaşılsa idi daha yüksek bir iskon­to oranı denenecekti ve deneme negatif net bugünkü değer elde&#8221; olu­nuncaya kadar devam edecekti). Bir tarafta pozitif net bugünkü de­ğer, diğer tarafta negatif net bugünkü değer elde olununca net bu­günkü değeri sıfır yapabilmek için enterpolasyon yoluna gidilmesi gerekmektedir. Enterpolasyonda izlenen yol şöyledir:<br />
Iskonto oranı % 5 yükselirken, net bugünkü değer A projesi için, pozitif 40&#8242;dan negatif 22.8&#8242;e düşmüştür. (Toplşrnv.çatarak 62.8&#8242;lik bir net bugünkü değer düşmesi vardır). Net bugünkü değerin 40a&#8217; düş­mesi için iskonto oranı ne kadar artmalıdır? Bunun için 40/62.8X5=3 bulunmaktadır. Şu hale göre, iskonto oranı % 28 olmalıdır. % 28 üze­rinden projenin net bugünkü değeri belirlenecek olursa, sonuç sıfır çıkacaktır. Bu oran A projesinin hakiki verimidir. Hesaplama sırasın­da sağlıklı bir hakiki verim oranına varabilmek için öznel olarak seçi­len ve bir tarafta pozitif, diğer tarafta negatif net bugünkü değer ve-<br />
Yatının Kararlan<br />
ren Iskonto oranları arasında büyük fark bulunmamasına dikkat edil­melidir. Arada büyük fark bulunursa, doğru orantı mantığına dayanan enterpolasyon yanıltıcı sonuç verecektir.<br />
Hakiki verim yöntemi, hesaplama bakımından güçlüğü olan bir yöntemdir. Genellikle net bugünkü değer yöntemi ile benzer sonuç­lar verir. Ancak, bazı hallerde sonuçlar çelişir. Çelişen sonuçlarla karşılaşılması her iki yöntemin para girişlerinden işletmeye dönen tonların kullanımı hususunda farklı oranlar üzerinden işlem verme-sindendir. Bu konuda ayrıntılı açıklamaya işletmelerde Yatırım Ka­rarları adlı kitabımızda yer verilmiştir6. Net bugünkü değer yöntemi veri iskonto oranı üzerinden fonların tekrar yatırılacağını varsayar­ken, hakiki verim yöntemi işletmeye dönen fonların hakiki verim ora­nı üzerinden yatırılacağını varsayar. Bu durumda akla gelen soru, bu iki yöntemden hangisinin kullanılmasının daha sağlıklı sonuç vere­ceğidir. Bu çelişmede kuramsal yeğleme genel olarak net bugünkü değer yöntemi yönündedir7. Çünkü hakiki verim yöntemi kullanıldı­ğında, her projenin hakiki verimi, farklı olduğundan her proje için iş­letmeye dönen fonlar farklı oranlar üzerinden tekrar yatırılmış gibi iş­lem görecektir. Bu ise yöntemin sonuçlarının sağlığı açısından ciddi bir sakıncadır. Net bugünkü değer yönteminde isletmeye gelen para daima aynı oran (işletmenin kullandığı fonların tartılı maliyeti) üze­rinden işlem görecektir.<br />
Hakiki verim yöntemi, iki proje arasında seçim yapmak söz ko­nusu olduğunda biraz değişiklik yapılarak kullanılabilir. Bunun için dikkat edilecek husus şudur: İki projeden birinin kabulü gereken hal­lerde, projelerin hakiki verimleri hesaplanarak, hakiki verimlerle iş­letmenin kullandığı fonların maliyeti (sermaye maliyeti) karşılaştırıl­malıdır. Eğer &#8216;her iki projenin de hakiki verimi sermaye maliyetinden yüksek ise, aşağıda belirlenen sıra izlenerek projeler yeniden değer­lemeye alınmalıdır.<br />
1.    iki projenin para akışları arasındaki fark hesaplanmalıdır.<br />
Sermaye Bütçelemesi<br />
2. Söz konusu fark dikkate alınarak, bu farkın hakiki verimi he­saplanmalıdır. Bulunacak hakiki verim oranı sermaye maliyetinden yüksek ise, Iskonto işlemi uygulanmadan önceki para akışı dikkate alınarak toplam para girişi büyük olan proje, ilk hakiki verimine ba­kılmaksızın seçilmelidir8.<br />
Bu açıklamalarımızı bir örnek üzerinde gösterebiliriz.<br />
Aşağıda iki yatırım projesi ele alınmıştır. Projelerin para akışla­rı şöyledir9:</p>
<p>Bu iki projenin hakiki verimleri hesaplandığında, görülecektir ki, A projesinin hakiki verimi % 25, B projesinin hakiki verimi % 22&#8242;dir. Şu hale göre, ,bu veriler içinde Aprojesi, B projesine tercih edilmeli­dir. Ancak bu projeler arasında seçim yapmak durumunda kalan iş­letmenin sermayesinin maliyeti % 10 ise, bu oran üzerinden projele­rin net bugünkü değerleri hesaplanacak olursa, A projesinin net bu­günkü değeri 8.083 TL, B projesinin net bugünkü değeri 10.347 TL. bulunacaktır. Bu durumda B projesini A projesine tercih etmek ge­rekir, diğer bir deyişle, bu iki proje hakiki verim ve net bugünkü de­ğer yöntemleri bakımından birbiri ile çelişen sonuçlar vermektedir.<br />
Bu durumda net bugünkü değer yönteminin sonucu hakiki verim yöntemine tercih edilmelidir. Ya da yukarıda açıklandığı gibi hakiki verim her iki proje için % 25 ve %&gt; 22 olarak işletmenin sermaye ma­liyeti olan % 10&#8242;dan yüksek olduğuna göre, para akışları arasındaki fark hesaplanarak, farkın hakiki verimi belirlenmeli ve bu verim ser­maye maliyetinden yüksek çıkarsa, iskontolanmış para akışı daha<br />
Yatırım Kararları<br />
yüksek olan proje seçilmelidir. Bu mantık örneğe   uygulanacak olur­sa hesaplama aşağıda gösterildiği gibi olacaktır:</p>
<p>Yukarıdaki tabloda görülen (B-A) kolonunun hakiki verimi belir­lenecek olursa, verim oranı % 16.65 bulunur ki, bu oran sermaye maliyeti % 10&#8242;dan yüksek olduğuna göre, iskontolanmamış para akı­şı daha fazla olan B projesinin seçilmesi gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MARKETING</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/marketing/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/marketing/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:52:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/marketing/</guid>
		<description><![CDATA[                                        MARKETING
     Marketing is the process of planning and executing the conception,pricing,promotion,and [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>                                        MARKETING</p>
<p>     Marketing is the process of planning and executing the conception,pricing,promotion,and distribution of ideas,goods,and,services to create exchanges that satisfy individual and organizational objectives.</p>
<p>          THE EXCHANGE PROCESS<br />
     Marketing activity begins when the exchange process becomes important to society.Exchange is the process by which two or more parties give something of value to one another to satisfy felt needs.<br />
     Consider a primitive society consisting of two family units who each produce their own food,clothing,and shelter.One of the families is an expert at producing clothing;the others are skilled farmers.Without exchange,each familiy must satisfy all of its own food,clothing,and shelter needs,even though the members excel in only one these areas.<br />
     The exchange process allows the families to concentrate on their strongest areas and to trade clothing for food and vice versa.This spelization and division of labor leads to increased total production and a higher standart of living for both families.The exchange process would not occur unless each family marketed its outputs.Thus,marketing is a prime determinant of society’s overall standard of living.</p>
<p>          CREATING UTILITY<br />
     Utility is defined as the want-satisfying power of a good or service.The production function is responsible for creating form utility by converting raw mwterials and other inputs into finished goods and services.The marketing function creates the three ohter tpyes of utility:time,place,and ownership.<br />
      Marketing is a value-creating function in any organization.Time utility is created by having a good or service available when the consumer wants to purchase it.A community college’s offering of Saturday morning courses is an example.Moto Photo Inc. Creates time utility by providing one-hour film processing and a video studio in which customers can prepare a video message in just 30 minutes.<br />
     Place  utility is created by having a good or service available in the right place when the consumer wants to purchase it.McDonald’s,Wendy’s,and other fast food restaurants create place utility by opening franchises in locations convenint to their customers.<br />
    Arrangingfor an orderly transfer of ownership creates ownership utility.A toll-free telephone order system is an example.Retails create ownership utility by accepting currency or credit-card payments.</p>
<p>     THE FUNCTİONS OF  MARKETING<br />
     Marketing is more than just selling.It is a complex activity that reaches into many aspects of an organization and its dealings with consumers.Marketing involves eight functions:buying,selling,transporting,storing,standardization and grading,financing,risk taking,and market information.<br />
Exchange Functions:Buying and selling are the exchange functions of marketing.Buying is important to marketing on several levels.Marketers must study how and why consumers buy certain goods and services.The study of consumer or buyer behavior is critical to the firm’s overall success.Selling is usuallydone through the organization’s promotional strategy.Advertising,personal selling,and sales promotion are the standard sales tools.<br />
Physical Distribution Functions:Transporting and storing are physical distribution functions.Transporting involves the physical movement of the product from the seller to the buyer.Storing involves the warehousing of goods until they are needed for sales.<br />
Facilitating Functions:Standardization and grading,financing,risk taking,and securing market information are referred to as facilitating functions because they assist the marketer in performing the exchange and physical distribution functions.Standardization and grading deals with standadizing the description of goods.The financing function involves extending credit to costumers,wholesalers,and retailers.Risk taking involves dealing with uncertainties about future consumer behavior.Marketers collect and analyze market information to determine what will sell and who will buy it.Marketers are also concerned with the behavior of buyers how they buy.</p>
<p>          THE MARKETING CONCEPT<br />
     The marketing concept can be defined as an organizationwide consumer orientation with the objective of achieving long-run success.Both profit-oriented and nonprofit organizations have adopted the marketing concept as a guide to operating  their enterprises.The basic goal is to target all of the organization’s efforts by satisfying consumer needs.<br />
     Most organizations are production oriented;their primary concern is just being able to supply their product or service.This situation is known as a seller’s market.:one characterized by shortages.Later,when production problems are solved,a buyer’s market evolves;this situation is characterized by adequate or even excess supplies.Marketing is then required to implement the exchange process.</p>
<p>         MARKETING IN NONPROFİT ORGANIZATIONS<br />
     Adopting the marketing concept has become as importantto nonprofit organizations as it has to profit-seeking businesses.There are four types of nonprofit marketing.<br />
-Person marketing refers to efforts designed to cultivate the attention,interest,and preference of a target market toward a person.<br />
-Place marketingrefers to attemptsto attract people to a particular area such as a city,state,or country.<br />
-Idea marketing refers to the marketing of a cause or social issue.Idea marketing covers a wide range of issues,including gun control,birth defects,child abuse,physical fitness,overating,and drunken driving.<br />
-Organization marketing attempts to influence others to accept the goals of,receive the services of,or contribute in some way to an organization.</p>
<p>        DEVELOPING A MARKETING STRATEGY<br />
    All organizations,whether profit-oriented or nonprofit,need to develop a marketing strategy to effectively reach consumers.This two-step process involves:<br />
1)Studying,analyzing,and eventually selecting a firm’s target market.<br />
2)Developing a marketing mix which is a combination of the firm’s product,pricing,distribution,and promotion strategies to satisfy the chosen target market.</p>
<p>        THE MARKETING ENVIRONMENT<br />
     In selecting a target market and developing a marketing mix,marketers must consider certain environmental forces.The five dimensions of the marketing environment are competitive,political/legal,economic,technological,and social/cultural.These external forces provide the framework within which marketers plan product,pricing,distribution,and promotion strategies aimed at the target market.<br />
-The Competitive Environment:Marketers must continually monitor the marketing activities of competing organizations.Analyzing the competition enables an organization to devise a strategy that will give it a competitive edge.<br />
-The Political/Legal Environment:Governments at the federal,state,andlocal levels have enacted laws that regulate many marketing activities,ranging from package labeling to product safety.Most laws are designed to maintain a competitive environment and protect consumers.Marketers must not only be aware of the many laws,but they must also comply with them.Noncompliance could result in fines,negative publicity,and expensive civil  damage suits.<br />
-The Economic Environment:Economic factors such as inflation,unemployment,and business cycles influence how much consumers are willing and able to spend and what they buy.Marketers’understanding of how economic factors influence consumer buying behavior allows them to adjust their marketing mix strategies.<br />
-The Technological Environment:Changes in technology have a significant impact on how marketers design,produce,price,distribute,andpromote their goods and services.Also,adapting new technology can give an organization a competitive advantage and create new marketing opportunities.<br />
-The Social/Cultural Environment:Because consumer values change,marketing must keep abreast of these changes to ensure that their strategies are effective.</p>
<p>           THE INFLUENCES OF MARKETING ON CONSUMER<br />
     Both personal and interpersonal factors influence consumer behavior.The personal influences on consumer behavior are needs and motives,perceptions,attitudes,learned experiences,and self-concept.Marketers frequently usepsychological techniques to understand what motivates people to buy and to study consumers’emotional reactions to goods and services.<br />
     The interpersonal determinants of consumer bahavior include cultural influences,social influences,and family influences.</p>
<p>          CONSUMER DECISION MAKING<br />
     Consumer decision making follows a sequential process.The sequence begins with the recognition that a consumer behavior problem or opportunity exists.Examples would include a consumer who needs a new pair of shoes.<br />
     The second step is search,during which the consumer seeks out information about the contemplated purchase.The altenatives(such as different brands) are delineated and evaluated.The consumer attempts to get the best response to his or her perceived problem or opportunity.<br />
     Finally a decision is reached and the transaction is completed.Later,consumers evaluate their experience with the purchase.This postmortem then becomes the feedback that is considered in repeat purchase decisions.Both interpersonal and personal determinants of consumer behavior affect the various steps in the sequence.</p>
<p>          MARKETING RESEARCH<br />
     How should a firm collect information about potential target markets that could be used in designing effective marketing mixes?For most organizations,the answer is marketing research-the information function that links the marketer to the marketplace.Marketers conduct research to:<br />
1.identify marketing problems and opportunities<br />
2. analyze competitors’ strategies<br />
3. assess consumer behavior<br />
4. gauge the performance of existing products and package designs and assess the potential of new ones<br />
5. develop price,promotion,and distribution plans<br />
     Marketing research involves more than just collecting information.Researchers must decide how to collect the information,interpret the results of research findings,and communicate the results to managers for their use in decision making.In addition,marketing researchers are concerned with both internal and external data.Internal data is generated within the organization.External data is generated outside the firm and can be obtained from previously published data.         </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/marketing/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEKNOLOJİ, İSTİHDAM VE VERİMLİLİK</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/teknoloji-istihdam-ve-verimlilik/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/teknoloji-istihdam-ve-verimlilik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:50:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[CRM]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>
		<category><![CDATA[PAZARLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/teknoloji-istihdam-ve-verimlilik/</guid>
		<description><![CDATA[TEKNOLOJİ, İSTİHDAM VE VERİMLİLİK
TEKNOLOJİ:
Teknoloji, bilimsel alandaki ilerlemelerin uygulamaya geçirilmesi şeklinde gündelik hayatımıza ve üretim safhalarına etki eder. Teknolojiye bilimsel ilerlemenin pratiğe uygulanmasının sonucudur da diyebiliriz. İnsanlar harcadıkları enerjiyi en aza indirmeyi bunun yanında en yüksek verimi elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu nedenle de sürekli olarak üretim araçları geliştirmişlerdir. Teknolojinin son aşamaları üretimin otomatikleşmesi tekniklerinin elde edilmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TEKNOLOJİ, İSTİHDAM VE VERİMLİLİK<br />
TEKNOLOJİ:<br />
Teknoloji, bilimsel alandaki ilerlemelerin uygulamaya geçirilmesi şeklinde gündelik hayatımıza ve üretim safhalarına etki eder. Teknolojiye bilimsel ilerlemenin pratiğe uygulanmasının sonucudur da diyebiliriz. İnsanlar harcadıkları enerjiyi en aza indirmeyi bunun yanında en yüksek verimi elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu nedenle de sürekli olarak üretim araçları geliştirmişlerdir. Teknolojinin son aşamaları üretimin otomatikleşmesi tekniklerinin elde edilmesi şeklinde gelişmektedir. Bu tekniklerin içinde üretimin değil üretim sürecinin düzenlenmesi ve denetlenmesinin de sibernetik aletlerle yapılmasını sağlar. CAD(Computer Aided Design) ve CAM(Computer Aided Manufacturing) teknolojileri ile bunun yapılması çok yakın görülmektedir. Teknolojinin kendini yöneterek üretim yaptığı bir toplumda insanın yeri de farklılaşmaktadır. İnsan üretimin içinde değil de üzerinde bir konuma sahip duruma gelmektedir. Eskiden beri varolan, fizik kuvvetine dayanan üretim biçimlerindeki bu farklılaşma insanın zihinsel faaliyetine önem vermesine imkan tanır.<br />
Teknoloji;<br />
Pratik ve endüstriyel sanatların ilmi ve öğretilmesi<br />
Uygulamalı bilimler<br />
Özel bir problemin ele alınmasında kullanılan yöntem ve uygulamalar diye de tanımlanmaktadır. </p>
<p>TEKNOLOJİ İLE İLGİLİ KAVRAMLAR<br />
Teknik: biriken bilgilerden artık bilimse yollarla, insanlık hizmetinde yaralanma usulleridir. Diğer bir deyimle; tabiat kuvvetleri ile tabiattaki  madde ne kaynakları egemenlik alına almak ve bunları “bilgi” ile insanların yararına ve gereksinmelerinin karşılanmasında kullanmaya “teknik” denir<br />
İleri teknoloji: İleri teknoloji otomatikleştirilmiş, çeşitli bilgisayarlarla donatılmış kompleks sistemlerim uygulamasıdır. İleri teknoloji en az girdi ile birim zamanda en iyi kalitede mal ve hizmeti üreten teknolojidir. Mikro elektronik, yapay zeka , yeni endüstriyel malzemeler, biyoteknoloji, robotik-CAD/CAM gibi teknolojilerin tümü yüksek teknolojiler olarak adlandırılmaktadır.<br />
Uygun teknoloji: Uygun teknoloji kavramı izafi bir kavramdır. Sosyo-ekonomik şartlara, ülkeye, bölgeye, sektöre göre değişir. Girişimciye göre en uygun teknoloji, en çok karı getiren teknolojidir. İşçi/sendikacıya göre uygun teknoloji kendi tercihlerine göre mal ve hizmet üreten teknolojidir. Ekolojiste göre, tabiatı kirletmeyen, bozmayan ve gürültü yaratmayan teknolojidir.<br />
 	Teknoloji transferi: Tekno-ekonomik karakterdeki bilgi ve tecrübenin firmalar, sektörler, bölgeler ve ulusal ekonomiler arasındaki hareketi veya bir bilginin veya bilgi paketinin vericiden alıcıya aktarılması şeklinde tanımlanabilir.<br />
Jenerik teknoloji: Geniş bir alanı kapsayan ürün ve proseslere uygulanma potansiyeli olan ancak ticari uygulamaya geçebilmesi için bir miktar daha uygulamalı araştırma ve geliştirmeye ihtiyaç gösteren, bir kavram, komponent veya proses veya bir miktar daha temel bilimsel araştırmayı gerektiren bilimsel fenomen olarak tanımlanmaktadır.<br />
Rekabet öncesi teknoloji: 1970’li yıllardan beri giderek önem kazanmakta olan rekabet öncesi araştırma için aslında için ortak araştırma demek de mümkündür. Herhangi bir sanayi alanında faaliyet gösteren rakip firmaların üretim aşamasına gelmeden önce kaynaklarını bir araya getirip, beraberce yürüttükleri araştırmalardır. Özellikle jenerik teknolojilerde çok yüksek Ar-Ge maliyetleri nedeniyle firmalar gittikçe daha fazla ortak Ar-Ge çalışmasına yönelmektedir.<br />
Destekleyici teknoloji: Tüm temel bilimse, uygulamalı v teknolojik Ar-Ge faaliyetleri ile pazarlama ve satış faaliyetlerine temel teşkil eden ölçme ve kalibrasyon teknikleri, ürün standartları, teknolojik kodlama, standart referans verileri ve standart referans maddelerinin bulunmasına, derlenmesine, hazırlanmasına ve geliştirilmesine hizmet eden teknolojilerdir. 	Mülkiyetli teknolojiler: Jenerik ve rekabet öncesi teknolojiler üzerinde, destekleyici hizmet ve teknolojileri de kullanarak yapılan Ar-Ge çalışmaları tamamlandıktan ve bu Ar-Ge sonucu ortaya çıkan nihai ürün ve prototip tasarımı gerçekleştikten sonra bu ürün ya da prototipin ticari amaçla üretilmek üzere. İlgili ticari kuruluşla sınai mülkiyeti tescil edilen teknolojilerdir.<br />
Araştırma-Geliştirme: Araştırma bilinmeyeni bilmeğe, öğrenmeye dönük yapılan bilimsel-teknolojik faaliyettir. Geliştirme ise, mevcut bilgiyi veya teknolojiyi yeni düzenlemelerle daha iyiye doğru yönlendirme faaliyetidir. OECD’ye göre araştırma-geliştirme bilimsel ve teknik bilgi birikimini arttırmak amacıyla sistematik bir temele dayalı olarak yürütülen yaratıcı çaba ve bu bilgi birikiminin yeni uygulamalarda kullanımıdır.<br />
Araştırma geliştirme üç gruba ayrılmaktadır:<br />
Temel araştırma<br />
Uygulamalı araştırma<br />
Veri tabanı oluşturulmasına yönelik araştırma<br />
Türkiye’de Bilim &amp; Teknoloji<br />
Ar-Ge harcamaları, Ar-Ge personeli, teknoloji yönetimi, bilimsel çevre ve entelektüel sermayenin ölçüt alındığı 26 kriterli faktördür.</p>
<p>Bilim ve Teknoloji genel performans değerlendirmesinde Türkiye 1998 yılında 35. sırada iken, 1999 yılında 37. sıraya gerilemiştir.<br />
Tablo 1.1<br />
Bilim ve teknolojide Türkiye genel performansı</p>
<p>	1999 Sıralaması<br />
Ar-Ge Harcamaları ( US$ Milyon )	31<br />
Ar-Ge Personeli	40<br />
Teknoloji  Yönetimi	33<br />
Bilimsel Çevre	31<br />
Entelektüel Mülkiyet Hakları	42<br />
                                       Kaynak:Fatoş Özdemir, “Rekabet Gücünde<br />
                                    Neredeyiz?” (ITO,1999), s.16 </p>
<p>Türkiye kalifiye mühendis sayısı ve gençliğin bilim ve teknolojiye ilgisi bakımından üst sıralarda yer almaktadır. Ancak, yine de teknolojiye yapılan yatırım yetersizdir. Teknolojimiz ithal teknolojidir ve bizim teknoloji adına yaptığımız hiçbir yenilik yoktur. Oysa teknoloji,  ülkenin rekabet şansını artıran ve ülkeye rekabette üstünlük kazandıran girdilerden biridir. Türkiye’nin bu aşamada yapması gereken, üniversitelerde kaliteli mühendislik eğitimini teşvike yönelik her türlü harcamada bulunmak, yetiştirilen akademisyenlere her açıdan destek olmak ve yurtdışına kaçışlarını önlemek, Ar-Ge harcamalarına vergi kolaylıkları getirmek ve risk sermayesi piyasasına işlerlik kazandırmaktır. Teknolojik gelişmeyi uluslararası rekabetin gerektirdiği düzeylere yükseltme hedefi göz önüne alındığında hem kamu kesiminde hem de özel sektörde bu alanlardaki faaliyet düzeyini çok daha yukarılara çekmek gerektiği ortaya çıkmaktadır.<br />
Bilim &amp; Teknoloji alanında zayıf kaldığımız yönler ve sıralaması ise şöyledir:<br />
Tablo 1.2<br />
Bilim ve teknolojide zayıf yönlerimiz </p>
<p>	Sıralama<br />
Nobel ödülleri	42<br />
Teknolojik işbirliği	39<br />
Kişi başına Ar-Ge giderleri	38<br />
Toplam Ar-Ge personeli	38<br />
Yurtdışında patent güvenirliği	38<br />
Kişi başına Ar-Ge harcamaları	37<br />
Toplam Ar-Ge harcamaları	37<br />
                                          Kaynak: Özdemir, s.16<br />
Ülkemiz 1950 yılından beri tıp, psikoloji, kimya, fizik ve ekonomi dallarının hiçbirinde Nobel ödülüne sahip değildir. 1998 yılına kadar Nobel ödülü alan ülkeler ve aldıkları Nobel ödülü sayısı sırasıyla şöyledir: ABD-190, İngiltere-48, Almanya-27, Fransa-11, İsveç-10, Rusya-9, İsviçre-8, Kanada-6, Danimarka-4, İtalya-4, Japonya-4, Hollanda-4, Avustralya-3, Norveç-3, Arjantin-2, Belçika-2, Çin-2, Avusturya-1, Kolombiya-1, Çek Cumhuriyeti-1, Hindistan-1, İrlanda-1, Güney Afrika-1.<br />
Tablo 1.3<br />
Türkiye’ de Sektör ve Meslek Gruplarına Göre Ar-Ge İnsan Gücü ( 1995 )</p>
<p>Meslek	Sektör<br />
	Toplam<br />
	Özel Sektör	Kamu Sektörü	Yüksek Öğretim<br />
	Sayı	TZE	Sayı	TZE	Sayı	TZE	Sayı	TZE<br />
Araştırmacı	2583	2211	2379	1859	39900	11784	44862	15854<br />
Teknisyen ve Eşdeğeri	1463	1023	1190	583	-	-	2653	1606<br />
Diğer Destek Problemi	977	400	2701	638	-	-	3678	1038<br />
Toplam	5023	3634	6270	3080	39900	11784	51193	18498<br />
           TZE: Tam zaman eşdeğerli<br />
           Kaynak: DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı, 1997, s. 684</p>
<p>Bilim adamı ve mühendis sayısının yüksek olması hiç şüphe yok ki, o ülkenin bilim ve teknolojiye önem verdiğinin önemli bir göstergesidir. Ancak, bilim adamı ve mühendis sayısı, bilim ve teknoloji üretmek için tek başına yeterli değildir. “ Kantite değil, kalite önemlidir” sözü bu açıdan anlamlıdır. Bilim adamları ve mühendislerin gerçekten bilim üretme yeteneği ve kapasiteye sahip olabilmeleri için, çalışma ortamlarının yeterli olması; motivasyon ve ödüllendirme sistemlerinin mevcut olması gibi faktörler önem taşımaktadır. Yoksa bir ülkede, üniversitelerde ve araştırma kuruluşlarında istihdam edilen kişi sayısı tek başına bilim ve teknolojinin yerini ve önemini göstermez. </p>
<p>İSTİHDAM<br />
Ekonomi düzeninin sağlıklı ve üretken olup olmadığını gösteren en önemli göstergelerden biri de istihdam ve beraberinde işsizlik rakamları ve yapısıdır. İstihdam, üretim faktörlerinin ( doğal kaynaklar, sermaye, teknoloji, bilgi düzeyi ) gelir sağlamak amacıyla çalışması ya da çalıştırılmasıdır. Ancak uygulamada istihdam kavramından çoğu kez sadece emek faktörünün çalışıp çalışmama sorunu anlaşılmaktadır. Gerçekten de istihdam sorununun kilit noktası emek faktörüdür.</p>
<p>Milli ekonomide istihdam düzeyi ile milli gelir arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Diğer değişkenler sabitken, istihdam düzeyi arttıkça o ekonominin ürettiği toplam mal / hizmet miktarı da ( yani reel MG ) artmaktadır.</p>
<p>Tam istihdam: Bir ekonomide üretim faktörlerinin tümü çalışıyor ve üretime katılıyorsa tam istihdamdan bahsedilir. Böyle bir ekonomide % 2 veya % 3’lük gibi düşük oranlarda işsizlik görülebilir. Önemli olan, açık işyerleri sayısının o anda iş arayanlardan daha fazla olmasıdır.</p>
<p>Eksik istihdam: Üretim faktörlerinin bir kısmı üretime katılamamaktadır. Talep yetersizliği eksik istihdamın bir nedenidir.</p>
<p>IMD Rekabet Yıllığına göre 1998 yılı milyon bazında toplam istihdam sıralamasında ülkemiz 21 milyon 13 bin kişi ile 14. sırada yer almaktadır. Bu oranın toplam nüfusa yüzdesi ise Türkiye için % 32,59’ dur. Yani 44. sırada yer almaktadır. Sektörlere göre nüfusun dağılım yüzdesi ise, Tarım % 45, Sanayi % 20 ve Hizmetler Sektörü % 35’ tir.</p>
<p>İşsizlik: Çalıştırılamayan emek faktörüne işsiz denir. Bir ülkede hangi ekonomik model uygulanırsa uygulansın ve hangi ekonomik gelişmişlik seviyesine sahip olursa olsun tam istihdamı bütünüyle % 100 seviyesinde yakalamak söz konusu değildir. İşsizlik, çok düşük ya da çok yüksek seviyede ama bir düzeyde mutlaka karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’ de açık işsizlik 1997 yılı ortalaması % 6,4’ tür. Ülkemiz koşullarında açık işsizlik kadar önemli bir gösterge oluşturan eksik istihdam da, % 5,62’dir. </p>
<p>IMD Rekabet Yıllığı’na göre Türkiye’ de çalışan kadın işgücünün toplam işgücüne yüzdesi 1998 yılı itibariyle % 31,75’ tir. Bu yüzde ile 46. sırada yer almaktayız. Filipinler % 22,37 ile 47., İsveç % 47,49 ile ilk sıradadır.</p>
<p>1998 yılı 24 yaş altı işsiz nüfusun toplam işsiz nüfusa yüzdesine bakıldığında % 51 ile Türkiye 42. sırada bulunmaktayız. Demek ki, ülkemizde işsiz nüfusun yarısı genç nüfusa ait. Bu da bizim için büyük bir dezavantajdır. İşsizlik için alınan tedbirler konusunda da oldukça gerilerdeyiz. 1997 yılında istihdam gelişiminin aktif nüfusa oranına bakıldığında 0,969’luk bir oran ile Türkiye 41. Sırada yer almaktadır. İşsizlik tedbirlerinin en gelişmiş olduğu ülke Venezüella, en yetersiz kaldığı ülke ise Çek Cumhuriyeti’dir.</p>
<p>İşsizliğin varlığı toplum açısından olduğu gibi, kişisel açıdan da olumsuz sonuçlar getirmektedir. Özellikle sosyal güvenlik kurumlarının yeterince gelişmemiş olduğu ülkelerde işsizlik başlı başına bir huzursuzluk kaynağıdır.</p>
<p>Azgelişmiş ülkelerin çoğunda sosyal güvenlik kurumları yetersiz olduğu için işsizlerin problemleri kadar, halihazırda çalışmakta olanların da istihdam sorunu vardır. Bu problem, sahip olduğu işi kaybetme korkusudur ve kişi üzerindeki olumsuz etkisi işsizliğinkinden az değildir. Yarına olan güvensizlik, fertleri ümitsizlik  ve huzursuzluğa itmektedir. </p>
<p>İşgücünü massedememek ve iş sağlayamamak, bir ekonomi düzeni için son derece büyük bir kusurdur. Bu kusur, sadece işsiz kalan kimselerin ve onların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin maddi ve manevi yoksulluk ve acı çekmelerinden ibaret değildir. Böyle bir durum, aynı zaman da o ülkede bir bütün olarak ekonomik strüktürün, var olan kaynakları tam olarak kullanabilmek ve böylece ülke refahını imkanlar dahilinde en yüksek düzeye çıkarabilmek konusunda başarılı olmadığını da ifade eder.  </p>
<p>İşsizliğin devasa boyutlara eriştiği ve toplumsal-siyasal sıkıntı ve gerginliklere yol açtığı dönemlerde, işsizlik vb. uygulamalar, kuşkusuz sorunun rehabilite edilmesi açısından fayda sağlayacaktır. Ama, bunun temelli bir çözüm olmadığı ortadadır. Açıktır ki önemli olan nokta iş hacminin genişlemesidir. İşsizlik için yapısal çözümler bulunmasıdır. Bir bütün olarak ve sağlıklı bir biçimde yeni gizli işsizliklere yol açmadan istihdam hacminin arttırılmasıdır.</p>
<p>Türkiye’ de yaşanmakta olan istihdam sorununu ve işsizlik açmazını da kronik düşük istihdam ya da kronik işsizlik içerisine dahil edebiliriz. Türkiye’ deki istihdam sorununun belirgin karakterlerinden birisi kronik olması diğeri de işgücünün dağılımındaki tarım sektörü ağırlıklı yapılanmadır. </p>
<p>İstihdamın ve işsizliğin her ülkenin kendi özel koşullarından ve dünyadaki gelişmelerden etkilendiği bir gerçek olmakla birlikte, paradigmal dönüşüm yani endüstri toplumundan enformasyon / bilgi toplumuna geçiş bu sorunların arkasında yatan en önemli unsurların başında yer almaktadır.</p>
<p>Endüstri toplumuna geçmiş ülkelerde nasıl tarımın istihdam içindeki payı % 3’ e kadar gerilemişse, geleceğin enformasyon toplumunda da imalat işçilerinin sayıları şimdiden yaşanmaya başlandığı şekilde çok daha gerileyecektir. Bir diğer ifadeyle bugün sanayi sektörü büyük ölçüde otomasyonun da etkisiyle mavi yakalı iş yaratmaktan uzaklaşmıştır. </p>
<p>İstihdamın artırılması için, yatırım, üretim ve ihracatı başaracak yeni bir ekonomik yapılanmaya gidilmesi zorunludur. KOBİ’lerin başarılı olması, ülkemizde teşebbüsün yaygınlaşması ve güçlenmesi açısından olduğu kadar istihdamın istikrarlı, kalıcı ve verimli bir şekilde artırılması için de çok önemlidir. KOBİ’ler desteklenmeli ve geliştirilmelidir. KOBİ’ lerin de işyeri huzuru ve çalışma barışı için işçilerin sendikal hakları konusunda duyarlılık göstermeleri gerektiği açıktır. Yatırımların teşvikinde istihdam yaratma ile teknolojik gelişme boyutu ön plana çıkarılmalıdır. Teknolojik gelişme süreci ilerledikçe insan gücü yetiştirme hedefleri giderek daha önemli bir nitelik kazanacak ve bu konu, istihdamın miktarını, yapısını, dağılımını, gelişme trendini doğrudan etkileyecektir. Geniş istihdam imkanları olan hizmet sektörlerinin potansiyelinden azami ölçüde faydalanılmalı ve bu sektörlerin geliştirilmesine yönelik tedbirler alınmalıdır. Eğitim sistemi içinde ve dışında her seviyede nitelikli işgücü yetiştirilmesine ağırlık verilmeli, örgün ve yaygın mesleki-teknik eğitim, beceri kazandırma eğitimi, iş öncesi eğitimi, işbaşı eğitimi ve yeniden eğitim programları ve hizmetleri desteklenerek yaygınlaştırılmalıdır. İşgücü piyasası berraklaştırılmalı ve işgücü enformasyon hizmetleri geliştirilmeli, iş ve işçi bulma kurumu işgücü piyasasındaki etkinliği artıracak biçimde reorganize edilmeli, istihdam rehberliği, mesleğe yöneltme ve benzeri istihdamı geliştirme faaliyetleri arttırılmalıdır. Yerel ekonomik kaynakların harekete geçirilmesi ile istihdam artışı arasındaki ilişkinin önemi göz önünde bulundurularak, üçüncü sektör kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin önü bu açıdan da açılmalı, yerel yönetimlere kaynak aktarımında daha serbest davranılmalıdır. Rekabet gücünün artması öncelikle insan gücü kaynağının harekete geçirilmesine bağlıdır. İstihdam ve işsizlik konusunun yalnızca makro boyutları değil mikro boyutları da göz önünde tutulmalı, mikro düzeyde katılım sağlayarak toplumsal enerji harekete geçirilmelidir. Ekonomik gelişmeyi ve rekabet gücünü sosyal gelişme, çevre duyarlılığı, iş güvenliği, istihdam sorunu gibi diğer sosyal faktörlerle birlikte savunamazsak; rekabeti de verimliliği de artıramayız.</p>
<p>Teknolojik işsizlik: Teknik alanda her hangi bir ilerleme ekonomik hayatın işletme organizasyonunda büyük yenilikler meydana getirir. Zanaat ve küçük sanatlarda çalışanlar makineleşme karşısında yeni duruma veya yeniden mesleki bir formasyona tabi tutulup iş buluncaya kadar işsiz kalırlar.<br />
Teknik ilerleme 1919’dan 1929’a kadar fabrika endüstrisinde insan başına verimi tahminen %45 arttırmış, ve bu zamanda tahminen ½ milyon kişi işsiz kalmıştır.  </p>
<p>Nüfus ( İnsangücü ): Kullanılabilir ve nitelikli insan gücünü tespit etmeye yarayan 44 kriter kullanılmıştır. Girdi olarak, nüfus karakteristikleri, işgücü karakteristikleri, istihdam, işsizlik, eğitim durumu, yaşam kalitesi ve davranış değişiklikleri alınmıştır.</p>
<p>Nüfusun genel rekabet performansına bakıldığında, 1998 yılında 39. sırada olan ülkemiz 1999 yılında 42. sıraya düşmüştür.</p>
<p>Tablo 1.4<br />
Nüfusun genel rekabet performansı</p>
<p>                                                                                                                                		1999 Sıralaması<br />
Population Characteristics 	Nüfus Özellikleri	45<br />
Labor force Characteristics 	İşgücü Özellikleri	41<br />
Employment 	İstihdam	35<br />
Unemployment 	İşsizlik	39<br />
Educational Structures 	Eğitim Yapısı	44<br />
Quality of Life 	Yaşam Kalitesi	36<br />
Attitudes &amp; Values 	Tutum ve Değerler	5<br />
                                 Kaynak: Özdemir, s.18			</p>
<p>VERİMLİLİK<br />
OECE (L’organisation europeenne de cooperation economique)  verimlilik grubu tarafından emek verimliliği terimi kullanılmaktadır. Emeğin verimliliği ile tek bir işçi tarafından tüketilen enerji ya da çabanın değil, işgücünün ortalama ş verimi kastedilmektedir. 20. asrın başından bu yana iktisatçılar verimliliği üretimle üretim girdileri arasındaki bir oran olarak anlamaya başlamışlardır. Verimlilik hasılanın üretim faktörlerinden herhangi birine oranıdır. Üretim unsurları ile ilgili birden çok faktörün bir araya getirilmesi, her bir üretim faktörünün verimliliğini ayrı ayrı ölçmemizi gerektirir. Hasıla onu üreten tek bir faktöre göre ölçülebilir. Buna kısmi faktör verimliliği denir. Ayrıca hasıla onu üreten tüm faktörlere göre de ölçülebilir, buna da toplam faktör verimliliği denir.  Emeğin verimliliği özellikle teknik yeniliklerin uygulanması ile artar. İki saatte yapılacak bir iş bir saatte yapılarak emeğin verimi arttırılmış olur. Kalan diğer saatte de artık üretim yapılması mümkün olabilir.    </p>
<p>Tablo 1.5<br />
Pamuk ipliği üretiminde işgücü verimliliği</p>
<p>Hintli el işçisi (18yy.)	50.000 Ohp<br />
Crompton’un makinesi (1780)	  2.000 Ohp<br />
100 iğlik makine (1790)	  1.000 Ohp<br />
İlk makineli tezgah (1795)	     300 Ohp<br />
Robert’in otomatik tezgahı (1825)	     135 Ohp<br />
Modern tezgah (1972)	       40 Ohp<br />
(Yüz libre pamuğun işlenme süresi=Ohp)<br />
                                 	          Kaynak: Ergun Türkcan, Teknolojinin Ekono-<br />
                                       nomi Politiği, Ankara: Ankara İİBF, 1981, s.72 	 		</p>
<p>İKİNCİ BÖLÜM<br />
İKTİSAT TEORİSİNDE TEKNOLOJİ VE İSTİHDAM<br />
Teknolojik değişim sürecinde kavramsal olarak üç aşama vardır: Buluş, yenilik, yayılma. Buluş ekonomide uygulanma potansiyeli olan yeni bir düşüncenin oluşturulmasıdır. Buluşların sıklığının bilimsel bilgi birikimi tarafından belirlendiği, buluşların zaman içinde adeta tesadüfi bir şekilde dağıldığı varsayılır. İkinci aşama, yenilik, buluşun ilk ticari uygulama aşamasıdır. Yeniliklerin geliştirilmesi büyük ölçüde yenilik yapan firmanın içinde bulunduğu teknolojik ve ekonomik koşullar tarafından belirlenir. Yenilikler belli dönemlerde ve sektörlerde yoğunlaşabilir çünkü köklü bir yeniliğin tüm teknolojik potansiyelinin kullanılabilmesi için genellikle pek çok tamamlayıcı yeniliklere ihtiyaç vardır. Başarılı, köklü bir yenilikten sonra teknolojik değişim “teknolojik yörünge” olarak tanımlanan belirli bir yol izler. Teknolojik değişme sürecinde üçüncü aşama, yeniliğin diğer işyerleri ve sektörlere yayılmasıdır. Teknolojik yeniliğin ekonomik etkisi, yeni teknoloji pek çok işyeri tarafından kullanılmaya başladığı için bu aşamada ortaya çıkar.  </p>
<p>İktisatçılar teknolojik yenilikleri ikiye ayırmaktadır: Ürün ve süreç yenilikleri. Tamamen yeni bir ürünün ilk ticari üretimi veya mevcut bir ürünün kalitesini arttıran değişikler “ürün yeniliği” olarak tanımlanmaktadır. Süreç yeniliği ise mevcut bir ürünün yeni bir süreç ile üretilmesidir. </p>
<p>Gerçek yaşamda ürün ve süreç yenilikleri arasındaki ayrım çok net olmayabilir. Örneğin sermaye malı üreten sektörlerdeki bir ürün yeniliği, bu üretim aracını kullanan işyerleri için süreç yeniliği olmaktadır. Ayrıca bir ürün yeniliğinin uygulanması tamamlayıcı bir süreç yeniliği gerektirebilir. Tam tersi de geçerlidir. Bu zorluğa karşı ürün ve süreç yeniliği ayrımının kullanılmasında yarar vardır çünkü ürün ve süreç yeniliklerinin, yenilik yapan işyerine etkisi farklıdır. Bir ürün yeniliği yeni ürün için yeni bir piyasa yaratabilir veya mevcut ürüne olan talebi arttırabilir. Süreç yeniliği ise işyerinin maliyet yapısını etkiler. Süreç yenilikleri işyerinin üretim maliyetini düşürerek arzın artmasına yol açar. Böylece toplam arz da artmış olur. </p>
<p>Süreç yenilikleri sonucu maliyet yapısındaki değişmeler ekonometrik analiz yoluyla tahmin edilebilir. Fakat ürün yenilikleri üzerine kapsamlı veri olmaması ürün yeniliklerinin etkisinin incelenmesini güçleştirir. </p>
<p>Teknolojik değişmenin üretim üzerindeki etkisi, ilk yaklaşım olarak, neoklasik üretim fonksiyonu kavramı kullanarak inceleyelim. Üret,m fonksiyonu, teknolojik olarak etkin girdi ve çıktı bileşimlerini tanımlar. Üretim fonksiyonunu, eş-ürün eğrisi ile gösterelim. Eş-ürün eğrisi belirli miktarda ürün  için kullanılacak teknikler setini tanımlar. Şekil-1’de eş-ürün eğrisi iki girdinin (işgücü ve sermayenin) olduğu bir üretim fonksiyonunda Q miktar çıktı üretmek için kullanılabilecek etki teknikleri göstermektedir.</p>
<p>Neoklasik teori, firmaların tüm üretim teknikleri hakkında eksiksiz bilgiye sahip olduğunu ve böylece işyerlerinin karlarını en çoklaştıran tekniği kullandıklarını varsayar. Bu bağlamda teknolojik değişme eş-ürün eğrisinin orjin noktasına doğru kaymasına neden olur diye tanımlanır.  Şekil 1’de Q eş eğrisinin Q’ olarak kayması sonucu aynı miktarda çıktı daha az işgücü ve sermaye kullanılarak üretilebilmektedir. Örneğin A tekniğini kullanan bir firma teknolojik değişmeden sonra B tekniğini kullanarak aynı miktarda ürünü daha az işgücü ve sermaye ile üretebilecektir.</p>
<p>Şekil 1. Teknolojik değişme ve üretim fonksiyonları</p>
<p>Teknolojik Değişimin Yönü<br />
Üretim fonksiyonundaki kayma paralel değil ise teknolojik değişimin yanlı olduğu söylenebilir. Aynı göreli girdi fiyatları düzeyinde teknolojik değişme sonucu işgücünün toplam çıktı içindeki payı değişmiyorsa veya aynı şekilde sermaye/işgücü oranı değişmiyorsa teknolojik değişme tarafsızdır. Teknolojik değişme sonucu işgücünün çıktı içindeki payı azalıyorsa veya sermaye/işgücü oranı artıyorsa teknolojik değişme işgücünden tasarruf etmektedir.</p>
<p>Şekil 2’de tarafsız ve işgücünden tasarruf eden süreçler görünmektedir. Karını en çoklaştıran bir firma süreç yeniliğinden önce A tekniğini, yenilikten sonra B tekniğini kullanmaktadır. (Firma karını en çoklaştırmak için, eş ürün eğrisinin eğiminin ücret/sermaye fiyatı oranına eşit olduğu noktadaki tekniği kullanacaktır.) Tarafsız değişmede karı en çoklaştıran tekniğin sermaye işgücü oranında bir değişme yoktur. İşgücünden tasarruf eden değişimde ise sermaye yoğunluğu (sermaye/işgücü oranı) artmaktadır (A ve B teknikleri). Değişim sonucu B tekniğini kullanan firma gerçekte A tekniğine göre aynı miktarda çıktı üretmek için daha az işgücü kullanmaktadır fakat bu değişim için “işgücünden tasarruf eder” denilmemektedir. Çünkü neoklasik iktisat tanımı işgücünün göreli kullanım düzeyine göre yapılmaktadır. Teknolojik değişme her iki girdiye olan talebi azaltabilir, fakat işgücünden tasarruf eden değişimde işgücü üzerindeki etki daha fazla olacaktır.</p>
<p> Şekil 2. Tarafsız teknolojik gelişme ve işgücünden tasarruf eden değişme</p>
<p>Teknolojik Değişmenin İstihdam Üzerine Etkileri<br />
Teknolojik değişmenin istihdam üzerindeki etkisi, öncelikle değişimin tipine bağlıdır. Ürün yenilikleri daha çok talebi etkilerken, süreç yenilikleri maliyet yapısını ve böylece arzı etkilemektedir.bu iki yenilik tipinin etkileri basit bir arz talep çerçevesinde gösterilebilir. </p>
<p>Ürün yeniliği, talep fonksiyonun D’den D’ ’e kaymasına yol açarak denge üretim miktarını arttırır. Bu nedenle, sektör düzeyinde ürün yeniliği işgücü talebini arttırabilir. Ekonomi düzeyindeki etki ise bütün sektörler arsındaki etkileşime bağlıdır.Örneğin, yenilikten önceki ekonomi tam istihdam düzeyinde ise işgücü talebindeki artış gerçek ücretlerin artmasına yol açacak, böylece diğer sektörlerde istihdam azalacaktır. Bu durumda ürün yeniliğinin istihdam üzerindeki olumlu etkisi artan ücretler tarafından giderilecektir.</p>
<p>Süreç yenilikleri üzerinde durmaya çalışacağım. Süreç yeniliklerinin istihdam üzerindeki etkileri üç şekilde olabilmektedir: Firma(mikro), sektör(mezo) ve ekonomi(makro). Firma düzeyinde süreç yeniliği girdilerden tasarruf ettiği için, b,r,m üretim maliyetini düşürür. Süreç yeniliğinin ilk etkisi işgücünden tasarruf edilmesi olacaktır. Bu nedenle firma düzeyinde yapılan çalışmalarla teknolojik gelişmenin işgücü talebini azalttığı</p>
<p>Şekil 3. Ürün ve süreç yeniliklerinin arz ve talep fonksiyonlarına etkisi</p>
<p>yolunda sonuçlar elde edilmesi olağandır. İşgücü talebindeki düşme, teknolojik değişmenin hızı ve yönü,girdiler ikame esnekliği gibi çeşitli etkenlere bağlıdır.</p>
<p>     Yenilik yapan firma maliyetini düşürdüğü için, fiyatı da düşürerek satış miktarını ve karını arttırabilir. Düşük fiyatlarda rekabet edemeyen firmalar üretimlerini düşürecek, istihdamı azaltacak ve hatta kapanabilecektir. Bu durumda yeni teknoloji, o sektördeki çıktının daha büyük kısmının yeni teknoloji kullanılarak üretilmesi anlamında, yaygınlaşmış olacaktır. Etkin çalışamayan işyerlerindeki istihdam kaybı, daha etkin olan, yeni teknolojiyi kullanan işyerlerinin büyümesi ile kısmen telafi edilecektir. Sektör düzeyinde net istihdam etkisi ürüne olan talepteki artışa bağlıdır, talep artışı da talebin fiyatın esnekliği, ölçek ekonomileri, yenilik yapan firmanın piyasa gücü, uluslararası rekabet ve teknolojik değişmenin hızı ve yönü tarafından belirlenir. Köklü teknolojik değişim durumunda üretim maliyeti büyük ölçüde düşürülecek ve toplam arz fonksiyonu büyük ölçüde sağa doğru kayacak, sonuç olarak ürünün fiyatı düşecek ve toplam üretim miktarı artacaktır. Sektörel istihdam ancak üretim artışı birim işgücü ihtiyacındaki düşmeden daha yüksek olduğu durumda artacaktır. Yenilik yapan firma piyasada tekel haline gelirse, tekelci kar elde etmek için ürün fiyatının düşmesini kısıtlayacaktır. Bu durumda üretim artışı ve dolayısıyla istihdam artışı daha az olacaktır. Belirli bir fiyat düşüşünde, talepteki artış talebin fiyat esnekliğine bağlıdır. Talep esnek ise ürün fiyatındaki küçük bir düşme bile talebi büyük ölçüde arttırabilecektir. Uluslararası rekabet de teknolojik değişmenin istihdam üzerindeki etkisini belirleyen faktörlerden birisidir. Yerel firmalar süreç yeniliği sonucu uluslar arası piyasalardaki payını arttırabilirlerse, üretim ve istihdamda da bir artışı sağlayacaktır. </p>
<p>Süreç yenilikleri büyük bir olasılıkla işyeri düzeyinde işgücü talebini azaltacaktır. Fakat bu olumsuz etkiyi zayıflatabilecek bazı telafi mekanizmaları da mevcuttur. Firma verili toplam talep durumunda piyasa payını arttırarak, veya iç ve dış fiyatı düşürüp talebi, üretimi ve istihdamı arttırabilir. Bu nedenle süreç yeniliğinin sektörel düzeydeki istihdam etkisi teorik olarak belirsizdir:Süreç yeniliği, birim girdi gereksinimini büyük ölçüde düşürürse veya işgücünden tasarruf etme eğilimi güçlü ise istihdam da azalmaya yol açabilir. Piyasa ve talep yapıları da önemlidir: Üretim artışı sonucu istihdamdaki telafi edici artış monopolist piyasalarda ve talebin fiyat esnekliğinin düşük olduğu durumlarda daha az olacaktır. </p>
<p>Yeni teknolojinin istihdam üzerindeki etkisi ancak makro düzeyde, sektörler arasındaki bağlantılar ve ekonomi düzeyindeki telafi mekanizmaları gözönüne alındığında tam olarak değerlendirilebilir. Makro düzeyde beş telafi edici mekanizma vardır. İlk olarak, süreç yeniliği büyük bir olasılıkla ürün fiyatında bir düşmeye yol açacaktır. Bu durumda bu ürünü kullanan sektörlerin üretim maliyetleri düşecek ve üretim miktarları artacaktır. Ayrıca süreç yeniliğinin diğer sektörlere yayılması da mümkündür. İkici olarak yenilikleri genellikle yeni makine ve teçhizat için talep yaratırlar. Ayrıca yenilik sonucu artan üretim için yeni yatırımlara ihtiyaç vardır. Böylece sermaye malı üreten sektörlerde de talep ve istihdam artışı beklenebilir. Yeni yatırım talebinin istihdam yaratıcı etkisi yapılan çalışmalarla ortadadır. Üçüncü olarak, ürün fiyatlarındaki düşüş sonucu gerçek ücretler artacak, böylece tüketim malları talebinde de bir artış meydana gelecektir. Bu nedenle, tüketim malları sektöründe de istihdam artışı beklenebilir. Dördüncü olarak, işgücü piyasaları da önemli bir rol oynamaktadır.  Örneğin neoklasik iktisatçılar yeni teknolojinin istihdam kaybına yol açmayacağını, çünkü ücretlerdeki ayarlamalar yoluyla işsizliğin ortadan kalkacağını ifade etmektedirler. Bu önemeye göre yeni teknoloji sonucunda işsizlik olursa ücretler düşecek, ücretlerin düşmesi firmaların karlılığını arttıracak, karlı firmalar üretimlerini ve işgücü taleplerini arttıracaklardır. Böylece işgücü piyasalarındaki ayarlamalar sonucu teknolojik işsizlik ortadan kalkacaktır. Bu noktada Vivarelli’nin “Pigou etkisi”ne değinmekte yarar vardır. Buna göre; süreç yeniliği sonucunda gerçekleşen fiyat düşüşleri para talebini azaltacak, bu durum faiz oranlarının düşmesine ve yatırımların dolayısıyla istihdamın artmasına yol açacaktır. </p>
<p>İstihdama ilişkin en önemli gerçeklerden biri, uzun dönemde haftalık çalışma süresinin kısalmasıdır. Diğer telafi edici etkilerin etkisi ne olursa olsun, süreç yeniliklerinin getirdiği üretkenlik artışları, daha az çalışılmasına olanak sağlamaktadır. Bu nedenle  haftalık çalışma süresindeki azalma uzun dönemdeki en önemli telafi edici mekanizma olarak görünmektedir. </p>
<p>Yeni teknolojinin makro etkilerinin değerlendirilmesi için (hanehalkı ve sermaye piyasası dahil) tüm sektörler arasındaki etkileşimin modellenmesi gereklidir. Böyle bir değerlendirme çok büyük boyutta modelleme ve veri derleme çalışmasına ihtiyaç duyar. </p>
<p>TÜRKİYE İMALAT SANAYİİNDE TEKNOLOJİK DEĞİŞME<br />
Tablo 1 sektörlerin teknolojik değişme hızı, ve teknik etkinlik değerlerini göstermektedir. Tablo 1mühendislikve ağaç ürünleri sanayilerinde teknolojik değişme hızının yüksek olduğunu göstermektedir.(sırsıyla %4,8 ve %4,3). Tekstil, cam ve çimento gibi geleneksel sanayilerde teknolojik değişme hızı düşüktür(sırasıyla %1,3 ve %1,4).  </p>
<p>Tablo A1’de sektör içi işlerin bilgileri yer almaktadır. Bilgi işlem makineleri sanayi en yüksek teknolojik değişim hızına sahiptir(%35,1). Bu sanayi gelişmiş ülkelerde önde gelen ileri teknoloji sanayilerinden biri olmasına karşın, tahmin edilen değişim hızı gerçekçi olarak beklenebilecek düzeyden fazladır. El aletleri(%10,8), kara taşıtları(%9,9), diğer kimyasal ürünler(%9,4), şeker(%8,4), bira(%8,3), ve ana kimyasal maddeler(%8), sanayilerinde teknolojik ilerleme oldukça yüksektir. Ancak bazı sektörlerde de gerileme gözlenmektedir. Örgü ve konfeksiyon gibi ihracata yönelik geleneksel sektörlerde düşük, hatta negatif teknolojik büyüme hızlarının tespit edilmesi, bu sektörlerin rekabet gücünün(uzun dönemde sürdürülemeyecek olan) düşük işgücü maliyeti sayesinde kazanıldığını göstermektedir. Nitekim, bugünlerde Çin çok daha ucuz işgücü(mahkum kişiler ve geniş nüfusun varoş kesimi)ve teknolojik bakımdan daha gelişmiş makineler ile yaptığı üretimle rekabet edemez hale geldik. Bunun sonucu olarak da tekstil sektöründe işyeri kapatmalar görülmeye başlandı ve buralarda istihdam edilen kişiler işsiz kaldılar. </p>
<p>Tablo 2.1<br />
Türkiye imalat sanayiinde teknik değişme, ortalama etkinlik</p>
<p>	Kaynak: Bulutay, s.208 </p>
<p>Tablo 2.2<br />
Türkiye imalat sanayiinde teknik değişme ve ortalama etkinlik (sektör bazında)</p>
<p>	Kaynak: Bulutay, s.213 </p>
<p>YENİ TEKNOLOJİLER İSTİHDAMIN AZALMASINA NEDEN OLUR MU?<br />
Teknolojik gelişmenin insana olan ihtiyacı azaltacağı ve istihdamı düşüreceği başlangıçta akla gelebilecek endişeler arasındadır. Ancak böyle olmamaktadır. Nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz:<br />
Teknolojik gelişmenin tek yönlü bir etkisi yoktur. Teknolojik gelişme hem varolan sektörlerdeki işçi başına verimliliği artırmakta, hem de gerçekleştirilen yeni buluşlarla  yeni sektörlerin ortaya çıkmasına imkan vermektedir. Böylece istihdam olanağı yaratılmış olmaktadır. Teknolojik alet ve makinelerin üretilmesi için yeni sanayii kollarının oluşması buna örnek oluşturabilir.<br />
Teknoloji ile işçi başına verimlilik oranının artması sonucu gelir de artmaktadır. Bu da piyasada yeni talepler oluşmakta ve oluşan talep ile bu iş alanlarında daha fazla istihdamı beraberinde getirmektedir. İnsanların yeni hizmetler istemesi örnek olarak verilebilir.<br />
Geliri artan bireylerin daha çok işgücü gerektiren, 100metrekarelik ev yerine 1500 metrekarelik ev, ürünleri talep etmesi söz konusu olmakta böylece istihdamı arttırıcı bir etki oluşmaktadır. </p>
<p>Teknolojik gelişme ve beraberinde getirdiği otomasyon uzun vadeli işsizlik yaratmamaktadır. Ancak bazı sektörlerde işçilerin bir kısmının veya tamamının iş değiştirmesi gereği de doğmaktadır. Makinelerin işçiler tarafından yapılan işin tamamını ya da bir kısmını yapar hale gelmesi ile işçilerin tamamının işten çıkarılması veya işçi sayısının azaltılması olası durumlardır.</p>
<p>Otomasyonun gelmesiyle birlikte işinden olan insanlar sorunun çözümü eğitimden geçmektedir. Teknoloji ve otomasyonun girdiği ülkelerde eğitim sistemi de kendini yenileme gereği duymaktadır. Eğitim, loncalardaki gibi sadece meslek öğrenmek amacının dışında insanlara değişen şartlara uymayı öğretmek olarak kendini yenilemiştir. Her gün değişen koşullara ve iş hayatının gereksinmelerine göre esnek olabilen insan yetiştirmek esas amaçtır. Temel eğitim süresinin uzatılması esnek yapının gereği olarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca işgücünün meslek içi eğitim programlarıyla desteklenmesi ve kendini geliştirerek değişen koşullara uyum sağlaması bugün görmekte olduğumuz uygulamalardır.     </p>
<p>Teknolojinin Direkt İstihdam Etkileri<br />
Bir Milyondan Fazla Kişinin İstihdam Edildiği Yeni Sanayilere Örnekler</p>
<p>1950’den önce varolmayan sanayi kolları<br />
Elektronik bilgisayarlar<br />
Mikro-elektronik<br />
Televizyon<br />
Video<br />
Yazılım</p>
<p>1900’den önce varolmayan sanayi kolları<br />
Uçak<br />
Radyo<br />
Plastikler<br />
Dayanıklı tüketim malları<br />
Petrokimya</p>
<p>1850’den önce varolmayan sanayi kolları<br />
Elektronik<br />
Otomobil<br />
Petrol<br />
İlaç<br />
Alüminyum<br />
Tablo 2.3<br />
Emek üretkenliği, üretim ve istihdam artışının “doğurgan”  ve “kısır döngüleri”</p>
<p>Emek üretkenliği	Üretim	İstihdam	Ülke/Dönem	Sonuç	   </p>
<p>Yüksek artış(yılda<br />
%3’den fazla)	</p>
<p>Yüksek artış(yılda<br />
%3’den fazla)	</p>
<p>Güçlü artış	1950’lerde ve 1960’larda<br />
AB ülkelerinin çoğu<br />
1960’lardan 1980’lere<br />
Japonya ve Doğu Asya	</p>
<p>Tam istihdama<br />
yakınlık	   </p>
<p>Yüksek artış<br />
Az artış hızı(yılda %3’den az)</p>
<p>Sabit veya azalıyor<br />
1970’ler ve 1980’lerde AB<br />
İşsiz büyüme(yavaş)<br />
Az artış(%1’den az)	Az artış fakat üretkenlikten fazla	Güçlü artış fakat çoğu yarım günlük(part-time)<br />
1970’ler ve 1980’lerde AB	Düşük ücretli kesimler<br />
Düşük büyüme hızı	   </p>
<p>Az artış<br />
Az veya azalan<br />
Azalıyor	1990’larda AB<br />
1990’ların başlarında ABD<br />
Kitlesel işsizlik<br />
	Kaynak: Bulutay, s.250</p>
<p>Yeni gelişen yada günümüze yakın zamanlarda ortaya çıkan bazı sektörlerin genel istihdam olanakları içindeki paylarına bakacak olursak, yeni ortay çıkan bu sektörlerin ne ölçüde istihdam yarattığı konusunda bir fikir edinmek kolay olur.</p>
<p>Tablo 2.4<br />
Singapur İmalat Sanayii Üretim ve İstihdam</p>
<p>                         	Kaynak: Bulutay, s.257</p>
<p>Tablo 2.5<br />
Güney Kore Sınai Üretimi<br />
(1990=100)</p>
<p>                          	Kaynak: Bulutay, s.257</p>
<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>
<p>KLASİK TEKNOLOJİLERDEN YÜKSEK TEKNOLOJİLERE GEÇİŞ<br />
Ülkelerin doğal kaynakları ve coğrafyasına göre oluşturulan klasik teknolojiler önemini yitirmiştir. Yüksek teknolojiler özellikle gelişmiş ülkelerin yatırım için büyük paylar ayırdığı alanlar olmuştur. İleri teknoloji  ürünlerini, gelişmeleri tanımlamak biraz güçtür. Örneğin teknolojinin kullanıldığı otomobil endüstrisi tam anlamıyla bir yüksek teknolojinin uygulama alanı sayılmaz. Bunun yerine tam anlamıyla otomatikleştirilmiş, bilgisayar teknolojisiyle donatılmış, mikro-elektroniğin kullanıldığı daha kompleks sistemler ileri teknoloji ürünü sayılmaya başlanmıştır. Her geçen gün yaşanan gelişmeler teknolojik ürünlerin de bu gelişmelerle birlikte değişmesine neden olmaktadır. Eskiden üretilen bazı ürünler üretilmez olurken-üretimine gerek kalmayan ürünler- bazı ürünler de kullanılan teknolojiler bu hızlı gelişmelerle klasik teknolojik haline gelmektedir. Bu nokta da değişimin, değişimdeki hızın ekonomiler için ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.   Üretim safhalarına bakarak klasik teknoloji mi yoksa yüksek teknoloji mi kullanıldığını anlayabiliriz. Yüksek  teknoloji klasik teknolojiye göre daha az üretim girdisi (emek, doğal kaynaklar, enerji vb.) gerektirir.</p>
<p>Yüksek  teknolojiler  üretim tekniği bakımından da farklılık göstermektedir. Üretimi gerçekleştirilen yeni maddeler ve yeni sistemler üretim tekniğinin farklılaşmasında temel etkendir. Yüksek teknolojinin uygulama şekillerinde biri olan CAD-CAM(Computer Aided Design- Computer Aided Manufacturing) yani bilgisayar destekli tasarım ve bilgisayar destekli üretim teknikleri ve eş zamanlı mühendislik uygulamaları vardır. </p>
<p>İleri teknoloji alanlarının bazıları:<br />
Mikroelektronik<br />
Enformasyon teknolojileri<br />
Yeni malzemeler<br />
Biyoteknoloji<br />
Uzay teknikleri<br />
Nükleer teknoloji</p>
<p>Bilgi Ekonomisine Geçiş<br />
Bilişim teknolojisindeki gelişmelerle birlikte, sanayi ekonomisi yerini bilgi ekonomisine bırakırken, ekonominin üçlü saç ayağı olarak nitelendirdiğimiz üretim, tüketim, dağıtım ilişkileri ve ekonomik yapının tümü bilgi temeli üzerine yeniden yapılanmakta ve bilgi rekabetin temel faktörü durumuna gelmektedir<br />
J. Watt’ın buhar makinesiyle başlayan fabrika sisteminin, kitle üretimin, mekanik gücün ve klasik teknolojilere dayalı üretim tekniklerinin hakim olduğu sanayi ekonomisinde işbölümü ve uzmanlaşma yüksek boyutlara ulaşmıştı. Ancak 1970’lerden sonra etkileri bütün dünyada hissedilen enerji krizi, Pazar ekonomisi ülkelerinde yaşanan pazardaki genişlemenin sınırlılığı, ücretlerin prodüktivite artışı olmadan yükselmesi gibi ekonomik sorunların ortaya çıkması karşısında ülkeler ekonominin oturduğu klasik teknoloji tabanının yerine “jenerik teknolojileri” ikame etmeye başlamışlardır.<br />
Yeni jenerik teknolojiler, ekonomik faaliyet alanlarını bütünüyle değişime uğratma ve hatta daha önce var olmayan yeni ekonomik faaliyet alanlarını yaratma yeteneği içeren teknolojilerdir. Yeni jenerik teknolojiler arasında yer alan bilgisayar ve diğer bilişim teknolojileri (telekomünikasyon/telematik, yazılım, esnek üretim/otomasyon teknolojileri, yeni organizasyon teknolojileri) ile sürekli üretilebilen, tekrarlanabilen ve paylaşılabilen “bilgi”, bilgi ekonomisinin temelini oluşturmaktadır. Bilgi ekonomisinde rekabetin en önemli kaynağı bilgi ve bilgiye dayalı teknolojik yeniliklerdir. Bilgi ekonomisinde bilginin ekonomik değer kazanmasındaki en büyük faktör ise, bilişim sistemleridir. Bilişim sistemleri ve bilişim teknolojilerinin üretimde, yönetimde, eğitimde, sağlıkta ve her alanda kullanımı yaygınlaştıkça bilgi toplumuna ve bilgi ekonomisine geçiş kolaylaşmaktadır.           </p>
<p>Bilgi ve Bilişim Sistemleri<br />
Bilgi ekonomisinin merkezi olan bilgi; veri, enformasyon, imajlar, semboller, kültür, ideoloji ve değerleri içerecek şekilde tanımlanmaktadır.<br />
Bilişim sistemleri de bilginin toplaması, işlenmesi, erişilmesi ve dağıtılmasına hizmet eden teknolojiler(bilgisayar, veri depolama araçları, ağ ve iletişim araçları, yazılım geliştirme araçları), uygulama ve hizmetlerin(bilgi-işlem, uygulama yazılımı geliştirme, bilgi bankaları ve bilgi erişim hizmetleri vb.) bütünü ve sistem üzerindeki bilgilerin tümü kastedilmektedir. OECD’ye göre bilişim sistemleri şunlardır:<br />
Elektronik ve telekomünikasyon endüstrileri; hardware, bilgisayar komponentlerinin içindeki yazılımlar, bilgisayar temelli veri işleme, iletişim sistemleri,<br />
Yazılım endüstrisi; yazılım geliştirme araçları, veri tabanları, çeşitli kullanıcı programları,<br />
Bilgi hizmet endüstrisi; ticari veri işleme hizmetleri, mesleki bilgi hizmetleri(danışmanlık, sistem analizi, programlama vb.), bilgi servisleri.  </p>
<p>Sanayi Ekonomisinden Bilgi Ekonomisine Geçiş<br />
Teknolojik değişmelerle ekonomik yapıdaki değişmeler arasında yakın bir ilişki vardır. Tarihte de teknik yenilikler ekonomik yapıyı etkilemiştir. 18.yy’da İngiltere’de başlayan endüstri devriminin de alt yapısında teknik bir yenilik olan buhar makinesi yer almaktadır. Buhar makinesi ile sanayi ekonomisinin, fabrika sisteminin ve kitle üretimin temelleri atılmıştır. Bu noktada bilimin, bilimin geliştirdiği yeni tekniklerin ve bu tekniklerin etkilediği ekonomik yapının birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe olduğu görülmektedir. 20.yy’da bilime dayalı teknoloji üretimi ve bilime dayalı endüstriler yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Yüksek teknolojilerden olan bilişim teknolojilerinin yaygınlaşması ile bilişim kanallarının kullanımı bilginin sürekli üretilebilen ve tekrarlanabilen ve paylaşılabilen bilgiyi ve bilgi  ekonomisini oluşturdu. Sanayi ekonomisinde mamul üretimi ön plandayken, bilgi ekonomisinde ise bilgi üretimi ön plana çıkmıştır.</p>
<p>Bilgi, 1970’lerde bilgi her beş yılda ikiye katlanırken, 1980’lerde her iki yılda ikiye katlanır oldu. Bir bilgi patlaması yaşanmaya başladı. Bu noktada eğitimin rolü iyice önem kazanır. Ekonomiye giren kişilerin hangi bilgiyi, ne zaman, nereden alabileceğini bilmelidir. 1980 sonrası yıllar mikro-elektronik teknolojisinin büyük bir ivme kazandığı yıllardır. Bilişim teknolojisinin ve bilginin karşılıklı olumlu etkilemesi sonucu bilgi miktarında büyük artışlar oldu. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken bilginin miktarındaki büyük artıştan ziyade; bilginin verimli bir şekilde kullanılıp kullanılmadığıdır. Bilginin verimli kullanılmasından anlamamız gereken, varolan bilginin birbiri üzerine işlenerek yeni, yararlı çıktılar elde<br />
Tablo 3.1<br />
Sanayi ve bilgi ekonomisinin farklılıkları</p>
<p>	Kaynak: Sarıhan, s.170 </p>
<p>edebilmek ve bunu ekonomik bir sonuca ulaştırabilmektir. Bu yatay gelişimdir. Ayrıca henüz elde edilmemiş bilgiye ulaşma vardır ki ekonomik etkisi daha büyüktür. İlk kez elde edilen bilginin il bulana ait olan patent hakkı daha büyük ekonomik getiri demektir. Bu da dikey gelişimdir. Sanayi ekonomisinden bilgi ekonomisine geçiş sürecinde hem yatay hem de dikey gelişmeler bilgi ekonomisinde de sanayi ekonomisinde olduğu gibi yeni kolların doğmasını ve yeni mesleklerin çıkmasını sağlar.  Dolayısıyla istihdama olumlu yönde etki eder.               </p>
<p>Teknolojinin getirdiği yeni iş olanakları:<br />
1)İş geliştirme: Yeni ekonomiyle birlikte bir departman olarak karşımıza çıkıyor. Şirket bünyelerinde yaratıcı, yeni fikirler ortaya atan yöneticilerdir. Eskiden de var olan bu iş teknolojinin hızla ilerlediği yeni  ekonomide yaratıcılığın öne çıkması ile yeni yeni önem kazanıyor.<br />
2)Çağrı merkezi yöneticisi: Müşteri memnuniyetinin çok fazla önem kazandığı bu günlerde bu hedefe ulaşmayı sağlayacak teknolojilere yatırım artmaktadır. Çağrı merkezleri yeni iş olanakları sunuyor.<br />
3)M-ticaret uzmanları: Wap teknolojisi ile mobil ticaret olgusu ortaya çıktı. Özellikle bugünlerde bankaların yatırım yaptığı bu sektör için var olan açığın büyümesi öngörülmektedir. 2000 yılı için 500-1000 kişi kadar bu konuda uzmana ihtiyaç vardır.<br />
4)Dağıtım kanalları geliştirme müdürü: Teknolojinin yaratmaya başladığı yeni ekonomi hızı her şeyin üstünde bir kabiliyet olarak karşımıza çıkarıyor. Teknolojik gelişmelerin  uygulanmasında lokomotif olan bankacılık sektörü, bu alanda da kendini gösteriyor. Karar mekanizmasında hızı azaltan hiyerarşik yapı yerine şirkette katman sayısını azaltmayı amaçlayan bu iş de çok yeni.<br />
5)Çözüm mimarları: Müşteri ihtiyaçlarını karşılamak için hazırlanan yazılımlar her geçen gün önem kazanıyor. Bununla birlikte eş anlı olarak önem kazanan bir diğer meslek de çözüm mimarlığı. Müşterilerin gereksinmelerini analiz ederek talep görecek  yazılımların üretilmesinden sorumlu kişilerdir.<br />
6)Veri tabanı uzmanı: CRM ve veri tabanlarının birlikte çalışması ile yeni pazarlama teknikleri ortaya çıkmaktadır. Şirketlerin veri tabanlarını oluşturacak, bunların analizini yapacak, uygun çözümlerle satışa destek verecek donanımlı elemanlara ihtiyaç doğmaktadır.<br />
7)Teknik mimarlar: Veri ambarlarının dizaynın da ise teknik mimarlara ihtiyaç var. Kullanıcılarla direkt ilişkiye giren kişilerdir.<br />
8)İş mimarı: Görevi “çözüm üretmek” olan kişilerdir. Müşterilerin temel ihtiyaçlarını tespit ederek, bu ihtiyaçlara en doğru çözümleri bulan bilgi birikimine sahip, tecrübeli insana ihtiyaç oluşmaktadır. Sorunlara teşhis koyar, çözüm üretir ve uygulaması aşamasında denetleyici görevi yaparlar.<br />
9)Scanner data uzmanı: Tüketici davranışlarının ölçülmesine yarayan scanner data sistemleri alışverişi anında kaydeden ve ileten bilgisayar sistemlerinin kullanılması ile ortaya çıktı. Scanner data uzmanı bilgisayara gelen ham verileri kullanılabilir hale getirerek, tüketici promosyonlarının düzenlenmesi, fiyatlandırma politikaları gibi pazarlama konularında danışmanlık görevi yapar. Özellikle perakende şirketlerinde ve araştırma şirketlerinde açık vardır.<br />
10)İnternet stratejileri danışmanı: Geleneksel birçok şirket ve yeni kurulan şirketler yeni ekonomiye uyum sağlayabilmek için internet stratejileri danışmanına ihtiyaç duyuyorlar. Birçok görevi olan bu danışmanlar şirket yöneticileri ile bilgi teknolojileri yöneticileri arasında bir köprü görevi yaparlar. Pazarlamadan iş geliştirmeye birçok görevi olan strateji danışmanlarının yaratıcı ve iyi bir pazarlamacı olmaları gerekir.<br />
11)Web tasarımcısı: İnternet ve e-ticaret ile birlikte şirketler ve kurumlar internet ortamında yerlerini almaya başladılar. Bu internet sayfalarının tasarım işi ise web tasarımcılarının alanına giriyor. Hem tasarım hem de içerik gibi farklı hizmetler vermektedirler. Java, html gibi kod dillerinin yanı sıra grafik ve tasarım bilgisini de gerektiren web tasarımcılığı kendi kendini yetiştiren insanlar tarafından yapılmaktadır. Ayrıca diğer multimedya tasarımları-wap ve dijital TV- da web tasarımcılarınca yapılmaktadır<br />
12)Medical enformatik uzmanı: Bilişim teknolojilerinin tıptaki kullanım alanlarını tıp alanındakilere bildirmek, kullanımında onlarla beraber çalışmak işi medical enformatik uzmanlarının işidir.<br />
13)Mikroeloktronik mühendisliği: Bilgisayar çiplerinden kan dolaşımına girebilen küçük mekanik parçaların tasarım ve yapımı mikroelektronik mühendisliğinin alanına girer. Mikro-işlemciler, dizüstü ve avuçiçi bilgisayarlar, yüksek hızlı hesaplayıcılar bu mühendislerin işi. Ülkemizde diğer alanlarda olduğu gibi yetişmiş eleman açığı var.<br />
14)Bioteknoloji uzmanı: Biyoloji bilimlerinin teknolojik uygulamalarla birlikte yürütülmesi ile doğdu. Tarım, tıp, ilaç, kimya, gıda, çevre gibi birçok alanı kapsayan konularda çalışmalar yapar. Özellikle ilaç endüstrisi ve teknolojiyi birleştiren uzmanlardır.<br />
15)Entegrasyon projeleri yöneticiliği: Proje bazlı çalışmalarla gelişen bir pozisyondur. Entegrasyon projeleri yöneticileri şirket içinde sistem entegrasyonunda sorumlu kişilerdir. Türkiye’de bonus card, adventage card gibi proje uygulamarı yeni yeni  kullanılmaya başlanmıştır.<br />
16)İçerik yönetimi: İnternet ortamındaki özellikle e-iş sitelerinin ve portalların içerikleri başarı için dikkat edilmesi gereken unsurlardır. İçerik hazırlama ve yönetme içerik yöneticilerinin işidir.<br />
17)Network uzmanları: Şirketin bir binadaki ve yurt veya dünya çapındaki bilgisayarlarını birbirine bağlayan sistemlere network denir. Bu sistemlerin işleyişini sağlayanlarsa network uzmanlarıdır. Türkiye’de 2003 yılında network uzmanı alanındaki açığın 20.351 olacağı tahmin ediliyor.(power s.68)<br />
18)CRM uzmanları: “Consumer Relationship Management” uzmanları müşteri memnuniyeti için çalışan kişiler. Bankaların çağrı merkezleri CRM programları ile çalışan operatörlerden oluşuyor. CRM çözümleri sunan firmalar uzmana ihtiyaç duyarken, bu çözümleri kullanan şirketlerde CRM yazılımlarından anlayan nitelikli elemana ihtiyaç duyuyorlar.<br />
19)ERP uzmanı: CRM gibi yeni ekonominin gereklerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. CRM’e göre daha arka planda gereksinim duyulan ERP uzmanları müşteriye direkt etki etmeyen alanlarda çalışıyorlar. ERP uzmanları uzun zaman alan şirket raporlarını birkaç dakikada hazırlamaktan, yıl sonu net karını projekte etmeye kadar birçok alana dair çalışmalar yapıyorlar.<br />
            20)E-ticaret uzmanı: 2003 yılında 1 trilyon dolar hacimli olacak e-ticaret alanına girebilmek için teknik bir altyapıya ihtiyaç var. Ayrıca sipariş geldiği an en kısa zamanda ürünü ulaştırmak gerekiyor. E-ticaret uzmanları tüm zorunlulukları yöneten kişilerdir. Danışmanlık hizmetinin yanında şirket bünyesinde e-ticaret uzmanı bulundurmak da bir gereklilik haline geliyor.<br />
            21)E-iş projeleri uzmanı: E-ticaret uzmanları gibi çalışan e-iş proje uzmanları şirketin alternatif alanlarda iş yapması için gerekli projeleri üretir. Türkiye’de Eczacıbaşı, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Koçbank gibi şirketlerde alternatif iş kanallarına girebilmek için bu uzmanlardan yaralanılmaktadır.<br />
22)Varlık yönetimi: Varlık yönetimi eskiden beri varolmasına rağmen yeni ekonomi ile yeni bir boyut kazandı. Menkul değerler şirketleri ile banklarda ayrı bir uzmanlık olarak değerlendiriliyor. Varlık yönetimi çalışanları iyi bir pazarlamacı ve stratejist olarak yeni gelişen bireysel bankacılık alanında iş bulabilmektedirler.<br />
23)Vadeli piyasalar uzmanı: İngilizce karşılığı future&amp;options. Petrol fiyatlarındaki bir artış petrolle ilgisi olan her sektörde fiyat artışına neden oluyor. Ancak bu vadeli piyasalar ile risk dağıtılarak tüketicinin bu artıştan en az şekilde etkilenmesi sağlanıyor. Amerika bunu yapan ülkelerden biri. Özellikle enflasyonun düşük olduğu ülkelerde vadeli piyasalar en iyi yatırım araçlarındandır.<br />
24)Teknoloji hisseleri analisti: Teknoloji hisse senetlerinin işlem görmesiyle birlikte bu hisselerin analizini yapacak uzmanlara gereksinim duyuluyor. Bu kağıtların borsanın iyi hisseleri olacağı tahminler arasında. Bu nedenle de bankalar ve aracı kurumlar teknoloji senetlerini inceleyen, izleyen uzman sayısını arttırıyor.<br />
25)Risk sermayesi uzmanlığı: 1950’lerde ortaya çıkan bu kavram yeni ekonomi ile yaygınlaşmaya başladı. Risk sermayesi şirketleri iyi bir projesi olan şirketlere ortak olarak bu şirketlere yatırım yapıyorlar. Şirketin başarılı olması durumunda sermayelerini katlıyorlar. Risk sermayesinin yönetiminde ise uzmanlara ihtiyaç var. Türkiye’de bu işi bankalar ve bazı büyük şirketler diğer pozisyonlardan adam kaydırarak götürmeye çalışsalar da işin uzmanlarına talep olacağı açık. Amerika ve AB ülkelerinde risk sermayesi uzmanlığı yerleşmiş bir meslektir.</p>
<p>YENİ EKONOMİDE İSTİHDAM OLANAKLARI<br />
Teknolojinin getirdiği yenilikler-bilgisayar, internet, wap- ekonomiye, ekonomik yapıya, istihdam şartlarına direkt etki eden faktörlerdir. Teknolojinin istihdama etkisi konusunda teknolojinin bizzat oluşturduğu yeni ekonomik yapının ne gibi istihdam olanakları yarattığına bakmak da yarar vardır. Ekonomideki yenilik hareketleri ile insan kaynakları bölümünde bu paralelde değişimler göze çarpıyor. İstihdamın yapısı değişiyor. Özellikle ofis işlerinin insan kaynağı talebi artıyor. Bunun temel sebebi ise bilginin önem kazanması ile yapılması gereken ofis işlerinde, hizmet sektöründe bir artışın yaşanması. Amerika’da yeni ekonomi ile  8 milyon yeni istihdam yaratıldığı düşünüldüğünde bunun hiçte azımsanmayacak bir rakam olduğu görülür. Bugün itibariyle Türkiye’nin 25-30 bin kadar bilgi donanımlı eleman açığı olduğu tahmin edilmektedir. Almanya bugün için bilgisayar, internet, bilişim sektöründe çalışabilecek donanımlı 60.000 kişi talep etmektedir. Bu Almanya’nın kendi içinde karşılayamadığı eleman sayısıdır. Bu somut örneğin yanı sıra Avrupa’daki eleman açığının 500.000 kişi, Amerika’da ise 346.000 kişi kadar olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca bu açığın 3 yıl içerisinde sadece Avrupa için 3.000.000 kişiye çıkacağı bir diğer tahmindir. Bu istihdam talebi sadece mühendis bazında değildir. Yeni ekonomide iş görecek olan bilgisayar, donanım, yazılım, bilişim, internet konusunda uzman yapılan gelişmeleri takip ve uygulama yeteneği olan kişiler de istihdam talebi görmektedir.<br />
Tablo 3.2<br />
Enformasyon teknolojilerine ilişkin olarak vasıflı işgücü açığı</p>
<p>ÜLKELER	              İŞGÜCÜ AÇIĞI (BİN)<br />
ABD	                              346<br />
ALMANYA	                               60<br />
KANADA	                             20-30<br />
İNGİLTERE	                               20<br />
DÜNYA	                              600<br />
Kaynak: OECD</p>
<p>İŞGÜCÜNÜN NİTELİĞİ ÖNEM KAZANACAK VE İSTİHDAM UZUN VADEDE ARTACAK<br />
Bilişim  ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, ekonomik faaliyetleri imalat sanayiinden hizmetlere kaydırıyor ve bu durum emek piyasasında köklü bir biçimde yeniden yapılanmalara neden oluyor. Ek olarak öbür sektörlere göre verimliliği daha çok artırdığı ve daha yüksek oranda ekonomik büyüme sağladığı için bilişim ve iletişim teknolojilerine yapılan yatırımların artması istihdam yapısını dolaylı olarak  da olsa etkiliyor. Son olarak bilişim ve iletişim teknolojilerinin giderek ucuzlaması ve dünyaya yayılmasının yarattığı uluslar arası  ticaret ve finansman akışı gelişmesi istihdamı etkiliyor.</p>
<p>E-ticaretin istihdamın sayısı üzerindeki etkisinin, olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağının, gelişmesinin bu erken aşamasında somut bir biçimde kestirilemeyeceği görüşü yaygın. Ama genel kanı, uzun dönemde yaratılacak dolaylı iş alanlarıyla, kısa dönemde oluşacak kayıpların giderileceğidir. Yani beklenti, uzun dönemde istihdamı artırıcı etki yapacağıdır. Emek piyasasında sağlanacak, esneklik ve beceri kazanma maliyetindeki düşüşlerin, e-ticaret nedeniyle doğabilecek işsizlik sorununa çözüm bulunmasına katkı yapacağı kanısı da yaygındır.<br />
İşgücü niteliğini düşünürsek; e-ticaret, çok yönlü beceri sahibi olan işgücü talebini hızla artırmaktadır.<br />
Yeni ekonomiyle  beraber  en büyük devrimlerin biri insan kaynaklarında yaşanıyor. Başta insan kaynaklarının yapısı değişiyor; ofis işlerinin toplam istihdam içindeki oranı hızla artıyor ve çalışanların yaş ortalaması gençleşiyor. İkincisi, yeni ekonomide bilginin taşıdığı büyük öneme paralel olarak, yepyeni işler doğuyor. Yukarıda bahsettiğim bu işlerde uzmanlaşmanın yolu ise şimdilik bireysel çabalarla mümkün. Eğitimleri henüz üniversitelerde verilmeyen bu işlerin eğitimini bazı özel şirketlerden veya eğitim kurumlarından alabilirsiniz. </p>
<p>SONUÇ<br />
Ülkelerin teknolojiye yatırım yapmaları, Ar-Ge faaliyetlerinde bulunmaları, yeni teknolojiler geliştirmeleri günümüzün ve geleceğin vazgeçilmez unsurları haline gelmiştir. Yarının ekonomik yapısını tahmin edebilen ve belirleyen bazı gelişmiş devletlerin teknolojiye yaptıkları yatırımlar büyük rakamlara ulaşmaktadır. Ancak bunun karşılığını gün geçtikçe almaktadırlar. 1970’li yıllardan beri enformasyona, bilgisayar teknolojilerine, telekomünikasyona yatırım yapan devletler bugün hala ekonomik üstünlüklerini sürdürmektedirler.<br />
Türkiye olarak bizim de teknolojiye yatırım yapmamız gerekmektedir. Ancak teknolojiyi sadece satın almak yerine üretimine de önem vermemiz lazımdır. Bunun için üniversitelerin yeni teknolojilere hem yatırım ve Ar-Ge olarak, hem de bu teknolojileri kullanan kullanabilen kişiler yetiştirmek adına yönelmesi gerekir.<br />
Teknoloji halen sektörel bazda istihdamı azaltıcı ve bu azaltıcı etkisini giderici etkisinin yanısıra, yeni iş sahaları yaratmaktadır. İleriyi gören ve geleceğe yatırım yapan ABD, Almanya, Kanada, İngiltere gibi ülkeler bu yeni alanlarda yarattıkları istihdam ile dünya emek pazarından bu konularda kalifiye emek talep etmektedir. Uzun dönemde daha da fazla olacak bu iş sahaları için eğitimin önemi büyüktür. Eğitimin günün gereklerine göre düzenlenmesi şarttır. Yeni ekonomi için uzman yetiştirmek devlet tarafından benimsenen bir eğitim politikası haline gelmelidir. Ülkemizde varolan genç nüfusun eğitilebileceği açıktır. Örnek olarak yeni ekonomide hedefleri olan ve bunu devlet politikası olarak gören Hindistan yetiştirdiği uzmanlar ile önümüzdedir. Teknolojinin gerisinde kalanın, tarihin ağır yaprakları arsında kalacağını unutmadan şimdiden üzerimize düşeni yapmamız bu pastadan payımızı almamız şarttır.<br />
Yeni teknolojiler uluslar arası rekabet gücünü kazanmakta çok önemli bir faktördür. Yeni teknolojilerin kullanımı ve yenilik yapma kapasitesi rekabet gücünün, ve böylece küresel ekonomi içinde firmaların ayakta kalmasının ve istihdam yaratabilmesinin ana koşulu olarak görülmektedir.  </p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>Bulutay, Tuncer. Teknoloji ve İstihdam. Ankara: DİE Yayınları, 1996<br />
Sarıhan, H.İnceler. Teknoloji Yönetimi. 1.Baskı İstanbul: Desnet Yayınları, 1998<br />
Hançerlioğlu, Orhan. Ekonomi Sözlüğü. 5. Baskı, İstanbul: Remzi Kitapevi, 1993<br />
Türkcan, Ergun. Teknolojinin Ekonomi Politiği, Ankara: Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayını, 1981<br />
Pekin, Tevfik. Makro İktisat. İzmir: 1996<br />
EGİAD. “ Türkiye Dünyanın Neresinde? ”, İzmir, Aralık 1998<br />
Özdemir, Fatoş. “Rekabet Gücünde Neredeyiz?” (ITO, 1999)<br />
Balcı, Nilgün. “Yeni ekonomiyle patlayan 25 yeni iş,” Power Ekonomi. Temmuz 2000/1, ss. 55-72<br />
Demir, Ahmet. Çağdaş Teknolojik Gelişmeler. Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bil. Fakültesi Yayını, 1970</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/teknoloji-istihdam-ve-verimlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRK TİCARET KANUNUNDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/turk-ticaret-kanunundaki-anonim-sirketlerin-tasfiye-sureci/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/turk-ticaret-kanunundaki-anonim-sirketlerin-tasfiye-sureci/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:48:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/turk-ticaret-kanunundaki-anonim-sirketlerin-tasfiye-sureci/</guid>
		<description><![CDATA[TÜRK TİCARET KANUNUNDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİ	3
Hukuki Mahiyeti	3
Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Hukuki Durumu:	3
Tüzel Kişilik ve Haklardan Yararlanma Ehliyeti:	3
Ticaret Unvanı:	3
Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Organlarının Hukuki Durumu:	4
Genel Kurulun Yetki ve Görevleri:	4
Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Yetki ve Görevleri	5
Tasfiye Halinde Denetçilerin Yetki ve Görevleri	6
Tasfiye İşlemleri:	6
Anonim Ortaklığın Tasfiyesine İlişkin TTK.ndaki Hükümler	11
SERMAYE PİYASASI KANUNUNDAKİ TEDRİCİ TASFİYE	15
SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDAKİ ARACI KURUMLARIN TEDRİCİ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRK TİCARET KANUNUNDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİ	3<br />
Hukuki Mahiyeti	3<br />
Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Hukuki Durumu:	3<br />
Tüzel Kişilik ve Haklardan Yararlanma Ehliyeti:	3<br />
Ticaret Unvanı:	3<br />
Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Organlarının Hukuki Durumu:	4<br />
Genel Kurulun Yetki ve Görevleri:	4<br />
Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Yetki ve Görevleri	5<br />
Tasfiye Halinde Denetçilerin Yetki ve Görevleri	6<br />
Tasfiye İşlemleri:	6<br />
Anonim Ortaklığın Tasfiyesine İlişkin TTK.ndaki Hükümler	11<br />
SERMAYE PİYASASI KANUNUNDAKİ TEDRİCİ TASFİYE	15<br />
SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDAKİ ARACI KURUMLARIN TEDRİCİ TASFİYE USUL ve ESASLARI ile TÜRK TİCARET KANUNU’NDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİNİN KARŞILAŞTIRILMASI	17<br />
Dayanak	17<br />
Tedrici Tasfiye Kararı ve İlanı	17<br />
Malvarlığının Korunması	18<br />
Tedrici Tasfiye Kararının İlgili Kuruluşlara Bildirilmesi	18<br />
Portföylerin Yönetiminin Devri	18<br />
Yasal Organların Durumu	18<br />
Bilgi Verme Yükümlülüğü	19<br />
Tedrici Tasfiye İşlemlerinin Yürütülmesi	19<br />
Malvarlığının Tespiti	19<br />
Hak Sahiplerinin ve Alacak Tutarlarının Tesbiti	20<br />
Alacaklılar Cetveli	20<br />
Saklama Hesaplarındaki Sermaye Piyasası Araçlarının Dağıtımı	20<br />
Fon Kapsamındaki Alacakların Ödenmesi	21<br />
Satış Esasları	21<br />
Alacakların Tahsili	22<br />
Tasfiye Bakiyesinin Dağıtım Esasları	22<br />
Ödeme Cetveli	22<br />
İflas Talebi	22<br />
Tedrici Tasfiyenin Kapanması	22<br />
İflası İstenmeyen Aracı Kurumlar	23<br />
İlan Esasları	23<br />
Yeniden Değerleme	23<br />
Yönetmelik Hükümlerine Tabi Diğer Hususlar	23<br />
Yürürlükten Kaldırılan Hükümler	23</p>
<p>TÜRK TİCARET KANUNUNDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİ<br />
‘TASFİYE’ kavram olarak,anonim ortaklığın mal varlığının paraya çevrilmesi,ortaklık alacaklarının tahsil edilmesi,borçların ödenmesive geriye bir bakiye kalıyorsa,bunun tasfiye payı hükümlerince,pay sahiplerine dağıtılması ve ve ortaklığın kaydının sicilden silinmesi işlemlerinin tümü olarak vasıflandırılabilir.</p>
<p>Hukuki Mahiyeti<br />
İnfisah ve fesih sebeplerinden biriyle sona eren bir anonim şirket,diğer bir şirketle birleşme,bir kamu tüzel kişisi tarafından devralınma veya bir limited şirket şekline dönüşme durumları haricinde,tasfiye haline girer.<br />
Anonim şirketin tasfiye haline girmesi ile sözleşmesinde gösterilen ekonomik amaç,tasfiye amacıyla sınırlı olarak devam eder.Artık şirket ,faal işletme konusunu bırakmıştır. Sadece tasfiye  gayesi için hukuki varlığını ve tüzel kişiliğini devam ettirir.<br />
Tasfiye kapsamına giren işlemler ise,tasfiye gayesinin gereği olan ve bu gaye ile sınırlı bulunan işlemlerdir.Bunlar,başlanmış işleri tamamlamak,pay bedellerini ve diğer alacakları tahsil etmek,aktifleri paraya çevirmek,şirketin borç ve taahütlerini yerine getirmek,tasfiye hasılatını bankaya yatırmak gibi işlemlerdir(TTK. Md. 230).Bu işlemlerin dışına çıkmak,tasfiye gayesi ile bağdaşmaz.Bu sebeple tasfiye gayesi ile sınırlı olarak,kanunda sayılanların haricinde yapılan işlemler,tasfiye gayesiyle yapıldığı ispat edilmedikçe anonim şirketi bağlamaz.Bu işlemlerin hukuki sonucu ve işlemlerden doğan sorumluluk,işleri yapanlara aittir.<br />
Ticaret kanununun 439. Maddesinde,sona eren anonim şirketin ,kaideten tasfiye haline gireceğ ihükme bağlanmıştır.</p>
<p>Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Hukuki Durumu:<br />
Tüzel Kişilik ve Haklardan Yararlanma Ehliyeti:<br />
İnfisah veya fesih sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile anonim şirket sona erer.Ancak,tüzel kişiliği ortadan kalkmaz.Şirket,sadece tasfiye gayesiyle sınırlı olmak üzere,tüzel kişiliği muhafaza eder ( TTK. md. 439/2 ).<br />
Tasfiye gayesiyle sınırlı olarak tüzel kişiliğin devamı, hem ortaklarla, hem de üçüncü kişilerle olan münasebetler bakımından geçerlidir.Bu itibarla,şirketin hak ve borçlarında ,tasfiye haline girmeden önceki taahütleri ile bu taahütlerden doğan sorumluluklarda bir değişiklik meydana getirmez.Şirketin faaliyette bulunduğu devrede,üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmeler geçerliğini muhafaza eder.Şirketin lehine ve aleyhine açılmış davalar,tasfiye halinde de devam eder.<br />
Tasfiye halinde borçlanan bir anonim şirket,tasfiye gayesiyle sınırlı olarak hak kazanır,borç altına girebilir.Ancak gayesinde bir değişiklik meydana gelir.Aktif kazanç sağlama ve ortaklarına paylaştırma gayesi sona erer,yerini pasif,tasfiye gayesi alır.Bu gayeyi aşan her türlü işlem,ehliyet dışı yapılmış sayılır.</p>
<p>Ticaret Unvanı:<br />
Tasfiye halinde de anonim şirketin ticari faaliyet unsuru kaybolmakla beraber, tacir sıfatı saklı kalır.Tasfiye gereği yapılan bütün işlemler ticaridir.Bunun için, tasfiye halindeki şirket,<br />
ticaret unvanını ‘tasfiye halinde’ sözü eklenmek suretiyle kullanmakta devam eder.Bu bakımdan , tasfiyenin başka bir unvan altında yapılması mümkün değildir. </p>
<p>Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Organlarının Hukuki Durumu:<br />
Tasfiye gayesinin , anonim şirketin ehliyetinde meydana getirdiği sınırlama,dolayısıyla şirket organlarının görev ve yetkilerini de sınırlandırır.<br />
Şirket organları,tasfiye halinde de organ sıfatını muhafaza etmekle beraber,yetki ve görevleri,tasfiyenin yürütülebilmesi için zorunlu olan ve niteliği itibariyle , tasfiye memurlarınca yapılamayan işlere inhisar eder.Çünkü , şirket borçlarından dolayı,sadece malvarlığı ile sorumlu bir şirket tipi olduğundan (TTK. md. 269), alacaklıların menfaatleri bilhassa tasfiyede korunmaya değer.</p>
<p>Genel Kurulun Yetki ve Görevleri:</p>
<p>Anonim şirketin en yüksek organı olan ve yetkileri kanunun emredici hükümlerine ve esas sözleşmeye dayanan genel kurul ,şirket tasfiye haline girmekle ,yine organ sıfatını muhafaza eder.Ancak yetki ve görevleri,tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan fakat nitelikleri itibariyle,tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlıdır.<br />
TTK. md. 440 hükmüne göre,tasfiye halinde genel kurulun yetki ve görevleri iki bakımdan sınırlandırılmıştır.</p>
<p>Tasfiyenin Yapılabilmesi İçin Zorunlu Olan İşlemler:</p>
<p>Bu devrede her türlü ticari faaliyet ortadan kalktığından, şirket organları,dolayısıyla genel kurul,sadece tasfiyenin gerektirdiği ve tasfiye için zorunlu olan işlemleri yapabilir.Zorunluğun bulunup bulunmadığını,genel kurul takdir etmekle beraber,yapılması istenilen işlem,normal ölçülere göre,tasfiye bakımından zorunlu sayılabiliyorsa,bu işlemlerin yapılmasına genel kurulca karar verilebilir.Hatta,tasfiyeye yararlı olduğu ölçüde,yeni işlemler de yapılabilir.<br />
Genel kurul,tasfiye memurlarının tayin ve azline karar vermeye yetkilidir (TTK. md. 441,442 ).<br />
Fakat mahkemece tayin edilen bir tasfiye memuru,genel kurul kararıyla azledilemez.<br />
       Genel kurul,kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla,tasfiye memurlarına talimat da verebilir.</p>
<p>Kanunen Tasfiye Memurlarınca Yapılamayan İşlemler:</p>
<p>Anonim şirket tasfiye haline girince haline girince,organların yetki ve görevleri,nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlanır (TTK. md. 440/1 ).<br />
Mahiyeti icabı tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerin bir kısmını Ticaret Kanunu sınırlayıcı olmamakla beraber saymıştır (TTK. md. 443,446/3,441,442,450,444 ).Kanunun saydığı haller için,işlemin mahiyetini,tasfiye memurlarınca yapılıp yapılamayacağını incelemeye gerek olmayıp,bunlar kanunen tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemler özelliğini taşır.Bu işlemler,şirketin diğer organlarına da devredilemez.Aktiflerin toptan veya pazarlıkla satışına ancak genel kurul karar verebilir.<br />
Tasfiyenin başlangıcında, envanter defteri ile bilançonun tasdiki,genel kurula aittir<br />
 (TTK. md.444 ).</p>
<p>Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Yetki ve Görevleri</p>
<p>Anonim şirketin tasfiye haline girmesi ile yönetim kurulunun yetki ve görevleri,tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan ve fakat mahiyeti icabı tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlanmıştır ( TTK. md. 440 ).</p>
<p>Yönetim ve Yemsil Yetkisinin  Sona Ermesi:</p>
<p>Yönetim kurulu,tasfiye halinde de organ sıfatını muhafaza etmekle beraber,şirket malları üzerindeki tasarruf hakkı,hukuken ortadan kalkar ve şirket malları ile ilgili işlemlerde,yönetim kurulunun temsil yetkisi sona erer.Tasfiye halinde,temsil yetkisi tasfiye memurlarına intikal eder.Yönetim kurulunca tayin edilen ticari mümessillerin de temsil yetkileri tasfiye ile sona erer.</p>
<p>Yönetim Kurulunun Tasfiye Memuru Sıfatı:</p>
<p>Anonim şirket tasfiyeye girdiği anda,sözleşmede açıkça belirtilmiş ise,bu kişiler,böyle bir açıklık yoksa genel kurulca seçilen kişiler,tasfiye memuru sıfatıyla tasfiye işlemlerini yaparlar.<br />
( TTK. md. 441 ).Her ne sebeple olursa olsun genel kurul,tasfiye memuru tayin edemeyecek olursa,önceden faaliyette bulunan yönetim kurulu üyeleri,tasfiye memuru olarak görevlerine devam ederler ve kanunen tasfiye memurlarına yüklenmiş olan görevleri de yerine getirirler (TTK. md. 441).Bu durumda yönetim kurulu,tasfiye memuru sıfat ve yetkilerini kazanır ve tasfiye memuru statüsüne tabi olur.Bu sıfatla,şirketi birlikte veya sözleşmede açıkça belirtilmiş ise müstakil temsil ederler.Müstakil temsilin tescil ve ilan edilmesi gerekir.</p>
<p>Yönetim Kurulunun Tescil Mükellefiyeti:</p>
<p>       Sona eren anonim şirketin tescil ve ilanı görevi yönetim kuruluna ait olduğu gibi  ( TTK  md.438),tasfiye memurlarının ve bunların ayrı ayrı mı yoksa birlikte mi şirketi temsil edecekleri hususunun tescil ve ilanı da yine yönetim kurulu tarafından yerine getirilecektir (TTK md.441/2 ).</p>
<p>Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Diğer Yetki ve Görevleri</p>
<p>Tasfiye halinde yönetim kurulunun yönetim ve temsil yetkisi sona ermekle beraber         ( TTK. md. 450,219 ),tasfiye gayesi dışında kalan işlerde,görev ve yetkileri devam eder<br />
( TTK. md.440/1 ).Bu itibarla yönetim kurulu,genel kurulu fevkalade toplantıya çağırabilir.Tasfiye memurları,sadece tasfiye için gerekli olan hususlarda,genel kurulu toplantıya davet edebilir ( TTK. md. 440/2 ).Genel kurulca yapılacak işlemler,tasfiye gereğinden değilse davet yetkisi ve genel kurul toplantısı ile ilgili diğer işlemlerin yapılması,yönetim kuruluna aittir.<br />
Keza,tasfiye gayesi sınırları dışında kalan genel kurul kararlarının iptali hususunda da,şirketi temsilen dava açmak yetkisi,yönetim kuruluna aittir.Yönetim kurulu,aynı zamanda tasfiye görevi ile yükümlü ise,tasfiye memuru sıfatıyla,tasfiye ile ilgili genel kurul kararlarının iptali için,dava açmak yetkisine de sahiptir ( TTK. md.441 )<br />
Yönetim kurulu,tasfiye memurlarına her türlü kolaylık ve yardımı sağlamak ve istenilen bütün defter ve belgeleri,onlara vermekle yükümlüdürler.Bu yönden yönetim kurulu, genel kurula karşı sorumludur.<br />
Envanter ve Bilançonun Tanzimi:<br />
Ticaret Kanunu md.441 hükmüne göre,tasfiye memurluğu,yönetim kurulu üyeleri tarafından yapılıyorsa,tasfiye envanter ve bilançosunun tanzimi görevi yönetim kuruluna aittir.<br />
Sözleşme veya genel kurul kararı ile ayrıca tasfiye memuru tayin edilmiş ise,bu tasfiye memurları,yönetim kurulu üyelerini davet edip,onlarla işbirliği yaparak,envanter ve bilançoyu tanzim ve müştereken imza ederler ( TTK. md. 450/f.1 , 226 )<br />
    Tasfiye Halinde Denetçilerin Yetki ve Görevleri </p>
<p>        Anonim şirketin tasfiye haline girmesi ile denetçilerin yetki ve görevleri ,TTK. Md. 440/1 gereğince tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan fakat nitelikleri icabı , tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlıdır. Ancak, 440. maddenin 1. fıkrası hükmü denetlemenin sadece muhtevasını sınırlar, bu organın görev ve yetkilerine tesir edemez. Tasfiye halinde de denetleme ,tasfiye işlemleri bakımından zorunlu olduğu gibi , denetleme görevi gayesi itibariyle de, tasfiye memurları tarafından yapılamaz. Nitekim, şirketin fesih ve tasfiyesi halinde , tasfiye, kimin tarafından yapılırsa yapılsın denetçiler, tasfiye işlemlerinin kanun ve esas sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilip getirilmediğine nezaret etmekle yükümlüdür.(TTK. Md. 353/b. 7)</p>
<p>1.	Denetçiler, tasfiye bilançosu ile envanter defterlerinin birbirine uygun olup olmadığını kontrol ederler.<br />
2.	Tasfiye işlemlerine nezaretleri sırasında, tasfiyenin idaresi hususunda müşahede ettikleri noksanları tespit etmek, kanun veya esas sözleşme hükümlerini ihlal edenleri , yönetim kurulu ve önemli hallerde genel kurula ihbar etmek zorundadırlar.(TTK. Md. 354)<br />
3.	Ticaret Kanununun 353. md.’nin 8. fıkrası gereğince , yönetim kurulunun ihmali halinde genel kurulu olağan ve olağanüstü toplantıya davet ederler. Ancak, acele bir durum mevcut olmadan, yetkili bulunmadıkları halde ,  genel kurulu toplantıya çağıran denetçiler , bu suretlerle meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlüdürler.<br />
4.	genel kurulca alınan bir kararın uygulanması, tasfiye memurları ile denetçilerin şahsi sorumluluklarını gerektirdiği taktirde , bunlardan her biri kararın iptalini dava edebilirler. (TTK. Md.381/1)<br />
5.	Denetçiler, tasfiye sırasında kanun veya esas sözleşme ile kendilerine verilen görevleri , hiç veya gereği gibi yapmadıkları taktirde, meydana gelen zararlardan, kusursuz olduklarını ispat etmedikçe, müteselsil olarak sorumludurlar.(TTK. Md. 359) Denetçilerin sorumlulukları , kusura dayanan sorumluluktur.</p>
<p>Tasfiye İşlemleri:</p>
<p>Anonim Şirketin Sona Ermesinin Tescil ve İlanı :</p>
<p>Anonim şirketin kanun veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden biri ile sona ermesi halinde , durum yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve en çok birer hafta ara ile üç defa ilan ettirilir.(TTK. Md.438  TSN. Md.65)<br />
İlanda şirket alacaklılarının belgeleri ile birlikte, bir sene içinde şirkete başvurmaları gereği bildirilir. Bir senelik sürenin başlama tarihi , üçüncü ilanın yapıldığı tarihtir.(TTK. Md438)  Bir senelik süre içinde, ortaklara, hiçbir ödemede bulunulamaz.<br />
Tescil görevi, yönetim kuruluna heyet halinde verilmiş olduğundan, üyelerin tek başlarına tescil talebinde bulunma yetkileri yoktur.(TTK. Md.30, TSN.md. 31)<br />
Yönetim kurulunun , şirketin sona ermesini tescil ettirecek şekilde mevcut olmaması halinde , genel kurul tescil görevini, başka kişilere veya denetçilere yahut tasfiye memurlarına verebilir.<br />
Anonim şirket , genel kurulun devamlı surette toplanmaması sebebiyle sona ermiş ise , tescil yükümü yönetim kurulunca , yönetim kurulu da mevcut değilse , tescil mahkemece tayin edilen tasfiye memurları tarafından yerine getirilir.(TTK. Md.438)<br />
Şirket, iflas sebebiyle sona ermişse, iflas kararı, İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre (İİK. Md.166) iflas idaresince ticaret siciline bildirilir.<br />
Tescil iflas durumu hariç,  yapıcı vasıf taşımaz, bildirici niteliktedir. </p>
<p>Tasfiye Memurlarının Tayini:<br />
            Anonim şirketlerin iflas sebebiyle sona ermesi hali istisna, tasfiye, tasfiye memurları tarafından yapılır.</p>
<p>            Sözleşme ile Tayini:<br />
            Tasfiye memuru,şirketin kuruluşu sırasında sözleşme ile tayin edilebileceği gibi, sonradan sözleşmede değişiklik yapmak suretiyle de tayin edilebilir. Bu durumda TTK. Md.388/3 hükmüne göre sözleşmenin değiştirilmesi için toplantı ve karar nisapları aranır.<br />
	Sözleşme ile tayin edilen tasfiye memurunun şirkette ortak olması zorunlu değildir. Üçüncü kişiler de tasfiye memuru seçilebilirler.(TTK: md.450,212/3)</p>
<p>            Genel Kurul Kararı ile Seçilmesi:<br />
	Tasfiye memuru esas sözleşme ile tayin edilmemiş ise,  şirketin sona ermesinden önce veya sonra, genel kurul kararı ile seçilebilir.(TTK md441)<br />
	Tasfiye memurunun genel kurulca tayin edilmesi halinde de şirkette ortak olma zorunluluğu yoktur.Üçüncü kişilerde seçilebilir.(TTK: md450, 212/3) Ancak bu durumda da yine şirkette üçüncü kişi tasfiye memuru arasında, özel bir sözleşmenin yapılmış olması gerekir.<br />
           Yönetim Kurulunun Tasfiye Memuru Sıfatı:<br />
	Sözleşme, genel kurul veya mahkemenin tayin ettiği tasfiye memurlarının görev yapamadığı bütün hallerde , kanuni tasfiye memurluğu sıfatı, yönetim kuruluna intikal eder.<br />
	Bütün bu durumlarda yönetim kurulu, tasfiye memuru sıfatıyla tasfiye görevlerini, yönetim organı olarak da tasfiye icabından olan, fakat tasfiye memurlarınca yapılamayan işleri bir arada ve fakat  birbirinden bağımsız olarak yürütür.</p>
<p>           Tasfiye Memurlarının Mahkemece Tayini:<br />
Anonim şirkete, mahkemece tasfiye memuru tayini istisnai hallerde olur.<br />
1.	Şirket genel kurulunun toplanamaması veya yönetim kurulunun mevcut olmaması sebebiyle feshedilmiş ise,<br />
2.	Haklı sebeplerin mevcudiyeti halinde , ortakların talebi ile ; bu durumda mahkemenin tasfiye memuru tayin edebilmesi için önceden tayin edilmiş tasfiye memurlarının mahkemece azlini gerektiren haklı sebeplerin mevcut olması ve ortaklardan birinin bunu talep etmesi gerekir. Tasfiye memurlarının azlini gerektiren haklı sebeplerin neler olduğu, kanunda açıkça belirtilmemiştir.</p>
<p>Tasfiye Memurlarının Tescil ve İlanı:<br />
Tasfiye memurlarının, tayin değiştirilme ve azilleri ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir.(TTK. Md.441/2)<br />
Tasfiye memuru ister sözleşme ister genel kurulca tayin edilmiş olsun, tescil ve ilan görevi yönetim kuruluna aittir.<br />
Tasfiye memurunun tayininde de tescil ve ilan işleri yapıcı nitelik taşımaz, sadece bildirici mahiyettedir.</p>
<p>İlk Envanter ve Bilançonun Tanzimi :<br />
Tasfiye memurları, tasfiye halinde bulunan anonim şirketin bütün mal ve haklarının muhafazası için, basiretli bir işadamı gibi gerekli tedbirler almak ve tasfiyeyi mümkün olan en kısa zamanda sonuçlandırmakla yükümlüdür.(TTK. Md.450,225)<br />
Tasfiye memurlarının ilk görevi,  şirketin sona erdiği andaki mali durumunu gösteren envanter ve bilançoyu hazırlamaktır. Bu tasfiye bakımından bir nevi açılış bilançosudur.<br />
Tasfiye bilançosunun, işletme bilançosundan farklı özelliği; aktifler, şirket için sahip oldukları değerlere göre değil muhtemel satış değerleri ile bilançoya geçirilirler. Gizli ihtiyatlara , şirketin alacak ve borçlarına gerçek değerleri takdir olunur.<br />
Yönetim kurulunun iştiraki ile tasfiye memurları tarafından düzenlenen ve tasfiye bilançosu olarak anılan, ilk envanter ve bilanço , genel kurulca tasdik edilir.(TTK.md441/1)</p>
<p>Şirket Alacaklılarını Beyana Davet:<br />
Alacaklı oldukları, şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve ikametgahları veya merkezleri bilinen gerçek ve tüzel kişiler taahhütlü mektupla ve diğer alacaklılar, Türk Ticaret Sicili Gazetesi ile ve diğer ilan yolları ile , anonim şirketin tasfiyeye girdiğinden haberdar edilir ve alacaklarını bildirmeleri için davet olunurlar. Bu davette çağrı en az üç defa tekrarlanmalıdır.(TTK: md447/2)<br />
İcra yoluyla takip edilen veya dava konusu olan ihtilaflı alacaklarla, şarta bağlı alacaklar da beyan edilmelidir. Bu alacaklarla, henüz defter kayıtlarına intikal etmemiş alacaklar da diğer belgelerin  muhtevasından anlaşılan alacaklılar gurubuna girer, bunlara da davet sicil gazetesi ve şirketin diğer yayın vasıtaları ile yapılır.<br />
Alacaklı oldukları şirketçe belli olanlar , beyanda bulunmazlar ise , bunlara ait alacakların tutarı ve şirketin henüz vadesi gelmeyen borçları ile ihtilaflı borçlarının karşılığı notere tevdi olunur.(TTK. Md279,326, 434,445) Yoksa alacağın bildirilmesi , onun düşmesi sonucunu doğurmaz.</p>
<p>Şirket Borçlarının Şirketin Malvarlığından Fazla Olması Halinde İflas Talebi:<br />
Tasfiye envanter ve bilançosundan veya alacaklılara yapılan davetle ilan sonucu başvuran alacaklılardan, şirketlerin borç ve taahhütlerinin, şirket mevcudunu aştığı anlaşılırsa , tasfiye memurları, hiçbir ödeme yapmayarak, durumu derhal mahkemeye bildirmek zorundadırlar.(TTK. Md.446/2, İİK. Md.179) Bu durumda mahkeme , önceden takibe gerek olmadan, şirketin iflasına karar verir. Bu karar ile, tasfiye memurlarının görevi sona erer.<br />
Şirket borçlarının, mevcudundan fazla olması halinde, tasfiye memurları hiçbir ödemede bulunmazlar.(TTK. Md 446/2) Kanunun bu hükmü emredici mahiyettedir. Çünkü, anonim şirket, borçlarından dolayı , sadece malvarlığı ile sorumlu bir şirkettir.<br />
Şirketin mevcutları , borçların ödenmesine yetmiyorsa , sermaye paylarının, henüz ödenmemiş kısımlarının ödenmesi ortaklardan talep edilir.(TTK. Md.446)</p>
<p>Şirketin Girişilmiş İşlerinin Tamamlanması, Aktiflerin Paraya Çevrilmesi:<br />
Tasfiye memurları öncelikle , şirketin devamı zamanında başlanmış olup henüz sonuçlandırılmamış olan iş ve işlemleri tamamlar, bunun için yeni işlemler de yapabilirler. Ancak bu yeni işlemlerin de yine tasfiye gayesiyle yapılması gerekir.<br />
Şirketin nakit mevcudu, borçların ödenmesine kafi gelmiyorsa , tasfiye memurları, şirket mevcudunu paraya çevirir; mal, kıymetli evrak ve gayri menkulleri satarlar.<br />
Sözleşme de aksine hüküm yoksa ve genel kurulca da aksine karar alınmamış ise, tasfiye memurları,  satış şeklini tayin hususunda serbesttirler. Açık arttırma ile satmak zorunda olmayıp, bütün aktifleri pazarlık suretiyle satabilirler(TTK. Md.443)<br />
Tasfiye memurları, tasfiye sırasında elde edilen paralardan, bin liradan fazlasını yanlarında alıkoymazlar. Bu paraları, şirket adına Merkez Bankasına, olmayan yerlerde muteber bir bankaya yatırmak zorundadırlar.(TTK. Md. 450/1,235)</p>
<p>Borçların Ödenmesi:<br />
Şirketin borçları, mevcudundan fazla ise tasfiye memurları, hiçbir ödemede bulunmazlar(TTK: md446/2, İİK. Md.179)<br />
Tasfiye bilançosundan ve alacaklıların daveti sonucu anlaşılan duruma göre, şirket borçlarının,mevcudundan fazla olmadığı anlaşılırsa , ancak bu halde tasfiye memurları, bu borçları ödemekle yükümlüdürler.(TTK. 446/1) Ancak, mevcutların bütün borçları karşılayamamasından endişe ediliyorsa, bu taktirde kısmi ödemeler yapılması mümkündür. Alacaklılar rüçhan hakları yoksa eşit işleme tabi tutulurlar. Vadesi gelmiş borçlar, mevcudun müsaadesi nispetinde ödenir. Vadesi gelmemiş borçlar, tasfiye memurları tarafından indirim yapılarak ödenebileceği gibi ,  indirim yapılmadan borç vadesinde ödenmek üzere, notere tevdi edilebilir. Borç faizli ise alacaklı faizden mahrum edilemeyeceğinden , indirim yapılamaz. Şarta bağlı borçlar, şayet paylaşma, bunların mevcut olup olmayacakları açıkça anlaşılıncaya kadar geri bırakılamıyorsa, karşılıkları yine notere tevdi  edilir.<br />
Tasfiye memurları , şirket borçlarının ödenmesi hususunda , kusurlu oldukları taktirde müteselsil olarak sorumlu olurlar(TTK. Md.445/4).</p>
<p>1.	Son ve Kesin Bilanço:<br />
Ticaret kanununun 446. maddesinin 3. fıkrasına göre, anonim şirketlerde tasfiye işlemi sona erdikten sonra, tasfiye memurları, son ve kesin bilançoyu düzenleyerek, denetçilerin raporu ile birlikte genel kurulun onayına sunarlar. </p>
<p>Tasfiye Paylarının Dağıtılması:<br />
Tasfiye halinde bulunan anonim şirketin borçları ödendikten sonra kalan mevcudu,sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ortaklar arasında ödedikleri sermaye nispetinde dağıtılır.(TTK. Md.447)<br />
Buna ortağın, “tasfiye sonucuna katılma payı”  veya kısaca “tasfiye payı” denilir.<br />
Ticaret Kanunu dağıtmayı, şirket alacaklıları yararına bazı kurallara bağlamıştır.<br />
Şöyle ki : aa. Tasfiye memurları tarafından yapılan üçüncü davetten itibaren bir yıl geçmedikçe, tasfiye payı ortaklara dağıtılamaz.<br />
Bu sürenin başlangıcı, tasfiye memurlarınca yapılan üçüncü ilan tarihidir.(TTK. Md.447)<br />
bb.  Tasfiye payının dağıtılabilmesi için , tasfiye memurları tarafından yapılan davet üzerine, ikametgahları veya merkezleri şirketçe bilinen  ve beyanda bulunmuş olan gerçek ve tüzel kişi alacaklıların , vadesi gelmiş alacakları ödenmiş, bilinen fakat beyanda bulunmamış alacaklıların alacakları notere yatırılmış , vadesi gelmemiş borçlar , indirimi yapılmak suretiyle ödenmiş veya notere tevdi edilmiş veya vadesi gelmemiş borçlarla, ihtilaflı veya şarta bağlı borçlar , yeter bir teminatla karşılanmış ve kesin-bilanço genel kurulca tasdik edilmiş ise, tasfiye payı ortaklara dağıtılabilir.<br />
Tasfiye paylarının hesaplanmasında, önce sözleşme hükümleri uygulanır. Sözleşmede aksine hüküm yoksa , tasfiye payı, ortakların, sermaye payına mahsuben yaptıkları ödemeler ile orantılı olarak hesap edilir.<br />
Tasfiye paylarının dağıtılmasında, sözleşme hükümlerine veya genel kurul kararına aykırı hareket eden tasfiye memurları, ortaklara haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı TTK. Md. 224 hükmüne göre , kusursuz olduklarını ispat etmedikçe , müteselsil olarak sorumlu olurlar.</p>
<p>Tasfiyenin Kapanması:<br />
Son bilançonun tasdiki üzerine tasfiye payları ortakları ödendikten ve karşılığı temin edildikten sonra, tasfiye son bulmuş sayılır ve tasfiye memurları tarafından düzenlenecek bir raporla tasfiye kapatılır.</p>
<p>Şirketin Ticaret Sicilinden Kaydının Silinmesi:<br />
Tasfiyenin kapanması üzerine anonim şirket ve ticaret unvanı, tasfiye memurlarının talebi üzerine ticaret sicilinden silinir ve ticaret sicili gazetesinde ilan edilir(TTK. Md. 449). Kaydın silinmesi ile, o ana kadar tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devam eden anonim şirketin tüzel kişiliği son bulur.</p>
<p>Şirketin Evrak ve Defterlerinin Saklanması:<br />
Anonim şirketin, ticaret sicilinden kaydının silinmesinden sonra, şirkete ait defterler, diğer evrak ve belgeler, son kayıt tarihinden itibaren on yıl müddetle saklanmak üzere, notere tevdi edilir.<br />
Evrak ve defterlerin tevdi edileceği noter,  şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesince tayin edilir. Bu belgeler, mahkemece ortaklardan birine de tevdi olunabilir. Bu taktirde ortağa, defterleri muhafaza görevine karşılık bir ücret verilmesi gerekir.(TTK. Md.68)<br />
Anonim şirket, diğer bir şirket veya kamu tüzel kişisi tarafından devralınmak suretiyle sona ermişse, evrak ve defterler bu şirkete ve kamu tüzel kişisine devrolunur. Bu itibarla, muhafaza yükümü de bunlara aittir.<br />
Defter, diğer vesika ve belgeler, kanuni saklama süresi içinde, yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi tabii afetler sebebiyle zayi olursa, defter ve evraklar kendisine verilmiş olan noter veya ortak, ziyan  öğrendikleri tarihten itibaren on beş gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinden, kendilerine bir vesika verilmesini talep edebilirler.(TK. Md.68/4)</p>
<p>Anonim Ortaklığın Tasfiyesine İlişkin TTK.ndaki Hükümler<br />
Anonim ortaklığın tasfiyesi halinde uygulanacak hükümler Ticaret Kanunumuzda düzenlenmiştir. Bu hükümler  TTK.nun 439-454 madde hükümleri olup, bu düzenleme yanında, 450nci maddenin yaptığı yollama ile, kollektif ortaklığın tasfiyesine ilişkin hükümler de uygulanacaktır. Bumaddenin atıf yaptığı  ve anonim ortaklıkta da uygulanması icap eden hükümler şöyledir.<br />
207 nci maddenin 3ncü fıkrası (muhakeme usulüne dair)<br />
212 nci maddenin 3 ncü fıkrası (memurların statüsüne dair)<br />
217 nci madde, memurların muamele tarzına ilişki,<br />
218-219 nci  madde, memurların tevkil ve temsilyetkisine ilişkin,<br />
220 nci  madde, üçüncü şahıslarla yapılacak tebliğ ve ihtarlara ilişkin,<br />
221 nci  madde, memurun yetkisinin genişletilmesi veya daraltılması,<br />
224 ncü madde, memurların mesuliyetine ilişkin,<br />
225 nci madde, muhafaza tebirlerine ilişkin,<br />
226 ncı madde,başlangıç envanteri ve bilançoya ilişkin,<br />
227 nci madde, kanuni defterlerin tutulmasına ilişkin,<br />
231 nci  madde, yeni işler yapma yasağına ilişkin,<br />
232 nci  madde, yeni işler yapma yasağının istisnasına ilişkin,<br />
235 nci  madde, elde edilen paranın yatırılması ile ilgili<br />
236 ncı  madde, vadesi gelmemiş borçların iskontosu yapılarak ödenmesi<br />
240ncı  madde, memurların, bilgi ve hesap vermelerine ilişkin olup bu hükümler,<br />
  anonim ortakların tasfiyesinde de uygulanacaktır.</p>
<p>Madde 434 &#8211; Anonim şirketler şu sebeplerden biri ile münfesih olur:</p>
<p>1. Akdolundukları müddetin sona ermesi;<br />
2. Şirket maksadının husulü veya husulünün imkansızlığı;<br />
3. Şirket sermayesinin 324 üncü madde gereğince üçte ikisinin zıyaı;<br />
4. Pay sahiplerinin beş kişiden aşağıya düşmesi;<br />
5. Şirket alacaklılarının 436 ncı maddeye göre talepte bulunması;<br />
6. Esas mukavelede bir fesih sebebi tayin edilmiş ise onun tahakkuku;<br />
7. Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi;<br />
8. Şirketin iflasına karar verilmiş olması;<br />
9. (Değişik bent: 16/06/1989-3585/5 md.) 388 inci maddenin ikinci ve dördüncü fıkralarına uygun olarak umumi heyetçe feshe karar verilmiş olması.<br />
274 üncü madde ile 299 uncu maddenin son iki fıkrası hükümleri mahfuzdur.</p>
<p>Madde 435 &#8211; Şirketin tescilinden sonra hakiki pay sahiplerinin sayısı beşten aşağıya düşer veya şirketin kanunen lüzumlu organlarından biri mevcut olmaz yahut umumi heyet toplanamazsa, pay sahiplerinden veya şirket alacaklılarından birinin yahut Ticaret Vekaletinin talebi üzerine, mahkeme şirketin durumunu kanuna uygun hale ifrağ için münasip bir müddet tayin eder ve buna rağmen durum düzeltilmezse şirketin feshine karar verir.<br />
Davanın açılmasını mütaakıp mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine lüzumlu tedbirleri alabilir.</p>
<p>Madde 436 &#8211; Şirketin alacaklıları esas sermayenin üçte ikisini kaybeden şirketin feshini dava edebilirler. Ancak, davacının alacağına karşı muteber teminat gösterilmesi halinde fesih kararı verilmez.</p>
<p>Madde 437 &#8211; İflas halinde tasfiye iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şirket organları temsil salahiyetlerini ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için muhafaza ederler.</p>
<p>Madde 438 &#8211; İnfisah iflastan başka bir sebepten ileri gelmişse idare meclisince ticaret siciline tescil ve en çok birer hafta fasıla ile üç defa ilan ettirilir. İlana şirket alacaklılarının vesikalariyle beraber bir yıl içinde müracaat etmeleri lüzumu yazılır. Bu müddetin başlangıcı, üçüncü ilan tarihidir.</p>
<p>Madde 439 &#8211; Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi, bir limited şirket şekline çevrilmesi veya bir amme hükmi şahsı tarafından devralınması halleri hariç olmak üzere, infisah eden şirket tasfiye haline girer.<br />
Tasfiye haline giren şirket, pay sahipleriyle olan münasebetlerinde dahi, tasfiye sonuna kadar ve ehliyeti, 232 nci madde hükmü mahfuz olmak kaydiyle tasfiye gayesiyle mahdut olarak hükmi şahsiyetini muhafaza ve ticaret ünvanını (tasfiye halinde) ibaresini ilave suretiyle kullanmakta devam eder.</p>
<p>Madde 440 &#8211; Şirket tasfiye haline girince organların vazife ve salahiyetleri, tasfiyenin yapılabilmesi için zaruri olan fakat ve mahiyetleri icabı tasfiye memurlarınca yapılamıyan muamelelere inhisar eder.<br />
Tasfiye işlerinin icaplarından olan hususlar hakkında karar vermek üzere umumi heyet tasfiye memurları tarafından, toplantıya davet edilir.</p>
<p>Madde 441 &#8211; Esas mukavele veya umumi heyet karariyle ayrıca tasfiye memuru tayin edilmedikçe tasfiye işleri, idare meclisi tarafından yapılır. Tasfiye ile vazifelendirilen kimseler esas mukavele veya tayin kararında aksi derpiş edilmiş olmadıkça mutat bir ücrete hak kazanırlar.<br />
İdare meclisi tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Tasfiye işlerinin idare meclisince yapılması halinde dahi bu hüküm tatbik olunur.</p>
<p>Madde 442 &#8211; Esas mukavele veya umumi heyet karariyle tayin edilmiş olan tasfiye memurları yahut bu vazifeyi ifa eden idare meclisi azası umumi heyet tarafından her zaman azil ve yerlerine yenileri tayin olunabilir.<br />
Pay sahiplerinden birinin talebiyle mahkeme dahi haklı sebepler dolayısiyle tasfiyeye memur kimseleri azil ve yerlerine yenilerini tayin edebilir. Bunlar kendilerini tescil ve ilan ettirirler.</p>
<p>Madde 443 &#8211; Umumi heyet aksine karar vermiş olmadıkça tasfiye memurları şirketin aktiflerini pazarlık suretiyle de satabilirler.<br />
(Değişik fıkra: 16/06/1989-3585/6 md.) Aktiflerin toptan satılabilmesi için umumi heyetin kararı gereklidir. Bu karar hakkında 388 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır.</p>
<p>Madde 444 &#8211; Tasfiye memurları vazifelerine başlar başlamaz şirketin, tasfiyenin başlangıcındaki hal ve durumunu inceliyerek buna göre envanter defterleriyle bilançosunu tanzim eder ve umumi heyetin tasdikine sunarlar.<br />
226 ncı madde ile kollektif şirket tasfiye işlerini gören kimselere tevdi olunan vazifeler, anonim şirketlerin tasfiyesinde idare meclisince yapılır.</p>
<p>Madde 445 &#8211; Alacaklı oldukları şirket defterleri veya diğer vesikalar münderecatından anlaşılan ve ikametgahları bilinen şahıslar taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar 37 nci maddede yazılı gazetede ve aynı zamanda esas mukavele ile muayyen şekilde ilan suretiyle şirketin infisahından haberdar ve alacaklarını beyana davet edilirler.<br />
Alacaklı oldukları malum olanlar beyanda bulunmazlarsa alacaklarının tutarı notere tevdi olunur.<br />
Şirketin henüz muaccel olmıyan borçlariyle münazaalı bulunan borçlarına tekabül edecek bir para dahi kezalik notere tevdi olunur; meğer ki, bu gibi borçlar kafi bir teminat ile karşılanmış veya şirket mevcudunun ortaklar arasında taksimi bu borçların ödenmesine talik edilmiş olsun.<br />
Yukarıki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 224 üncü madde hükmünce mesuldürler.</p>
<p>Madde 446 &#8211; Tasfiye memurları; şirketin cari muamelelerini tamamlamak, pay bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımlarını icabı halinde tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve şirket borçlarının ilk tasfiye bilançosundan ve alacaklıların daveti neticesinde anlaşılan vaziyete göre şirket mevcudundan fazla olmadığı taayyün etmiş ise bu borçları ödemekle mükelleftirler.<br />
Şirket borçlarının şirket mevcudundan fazla olması halinde tasfiye memurları keyfiyeti derhal mahkemeye bildirirler; mahkeme iflasın açılmasına karar verir.<br />
Tasfiye memurları tasfiyenin uzun sürmesi halinde her yıl sonu için ara bilançoları ve tasfiye sonunda son ve kati bir bilanço tanzim ederek umumi heyete tevdi ederler.</p>
<p>Madde 447 &#8211; Tasfiye halinde bulunan şirketin borçları ödendikten sonra kalan mevcudu, esas mukavelede aksine bir hüküm olmadıkça, pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve paylara bağlı olan imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır.<br />
Alacaklıları üçüncü defa davetten itibaren bir yıl geçmedikçe kalan mevcut dağıtılamaz. Şu kadar ki; hal ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme bir yıl geçmeden dahi dağıtmaya izin verebilir.<br />
Esas mukavelede ve umumi heyet kararında aksine hüküm bulunmadıkça dağıtma para olarak yapılır.</p>
<p>Madde 448 &#8211; Tasfiyenin sonunda evrak ve defterlerin saklanması hakkında 68 inci madde hükmü tatbik olunur.</p>
<p>Madde 449 &#8211; Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur. İşbu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunur.</p>
<p>Madde 450 &#8211; Yukarıki hususi hükümler mahfuz kalmak üzere 207 nci maddenin 3 üncü fıkrasiyle 212 nci maddenin 3 üncü fıkrası ve 217 &#8211; 221, 224 &#8211; 227, 231, 232, 235, 236, 240 ıncı maddeler hükümleri anonim şirketler hakkında da tatbik olunur.</p>
<p>Kollektif şirketlerin tasfiyesinde ortakların ittifakla verecekleri kararlar anonim şirketlerde umumi heyetin riayetle mükellef bulunduğu 372 ve 378 inci maddelerde muayyen nisap ve ekseriyet hükümlerine tabidir.</p>
<p>Madde 451 &#8211; Bir anonim şirket diğer bir anonim şirket tarafından bütün aktif ve pasifleriyle devralınmak suretiyle infisah ederse aşağıdaki hükümler tatbik olunur:<br />
1. Devralan şirketin idare meclisi infisah eden şirketin alacaklarını tasfiye hakkındaki hükümlere göre davet eder;<br />
2. İnfisah eden şirketin malları, borçları tediye veya temin edilinceye kadar ayrı olarak ve devralan şirket tarafından idare olunur;<br />
3. Devralan şirketin idare meclisi azaları, alacaklılara karşı infisah eden şirket mallarının ayrı olarak idaresini temin hususunda şahsan ve müteselsilen mesuldürler;<br />
4. Malların ayrı olarak idare edildiği müddet içinde infisah eden şirkete karşı açılacak davalarda salahiyetli mahkemenin salahiyeti bakidir;<br />
5. İnfisah eden şirketin alacaklılariyle devralan şirket alacaklıları arasındaki münasebetlerde devralınan ve ayrı idareye tabi olan mallar aynı müddet içinde infisah eden şirketin malları sayılır; devralan şirketin iflasında bu mallar ayrı bir masa teşkil eder ve icap ediyorsa münhasıran infisah eden şirket borçlarının ödenmesinde kullanılır;<br />
6. Her iki şirket malları, ancak infisah eden bir anonim şirket mevcudunun pay sahiplerine dağıtılması caiz olduğu anda birleştirilebilir;<br />
7. Şirketin infisahı, ticaret siciline tescil olunur. Şirket borçları tediye veya temin edildikten sonra ticaret sicilinden infisaha ait kayıt silinir ve keyfiyet ilan olunur;<br />
8. İnfisahın tescilinden sonra devralan şirketçe infisah eden şirketin pay sahiplerine karşılık olarak verilecek hisse senetleri, birleşme mukavelesi hükümlerine göre kendilerine teslim olunur.</p>
<p>Madde 452 &#8211; Birden çok anonim şirketin malları yeni kurulacak bir anonim şirket tarafından devralınabilir; o suretle ki adı geçen şirketlerin malları tasfiye edilmeksizin yeni şirkete geçer. Böyle bir birleşme hakkında anonim şirketlerin kurulmasına ve bir anonim şirketin diğer bir anonim şirket tarafından devralınmasına dair olan hükümler tatbik olunur.<br />
Ayrıca aşağıdaki hükümler dahi caridir:<br />
1. Şirketler imzaları noterce tasdikli birleşme mukavelesinde; birleştiklerini, yeni anonim şirketin esas mukavelesini tanzim ettiklerini, bütün hisselerin taahhüt olunduğunu, mevcut şirketlerin mallarını sermaye olarak yeni şirkete koyduklarını ve yeni şirketin lüzumlu organlarını tayin ettiklerini tesbit ederler;<br />
2. Birleşme mukavelesi birleşen şirketlerden her birinin umumi heyeti tarafından tasdik olunur;<br />
3. Tasdik karariyle tekemmül eden yeni şirket esas mukavelesi üzerine mütaakip kuruluş merasimi ikmal edilerek keyfiyet tescil ve ilan olunur;<br />
4. Tescilden sonra eski şirketlerin hisse senetleri karşılığında birleşme mukavelesi gereğince yeni şirketin hisse senetleri verilir.</p>
<p>Madde 453 &#8211; Bir anonim şirket aktif ve pasifleriyle birlikte sermayesi paylara bölünmüş bir komandit şirket tarafından devralınmak suretiyle infisah ederse, devralan komandit şirketin komandite azaları, infisah eden anonim şirket borçlarından şahsan ve müteselsilen mesul olurlar.<br />
Diğer hususlarda bir anonim şirketin diğer bir anonim şirket tarafından devralınması hakkındaki hükümler tatbik olunur.</p>
<p>Madde 454 &#8211; Bir anonim şirketin malları devlet, vilayet, belediye gibi bir amme hükmi şahsiyeti tarafından devralınırsa, şirketin umumi heyeti tasfiye yapılmamasına karar verebilir.<br />
Bu karar, infisah hakkındaki hükümlere göre verilir ve tescil ve ilan ettirilir.<br />
Tescil ile şirketin mal ve borçları amme hükmi şahsına intikal etmiş olur ve ticaret sicilinden şirketin unvanı silinir ve keyfiyet ilan olunur.</p>
<p>SERMAYE PİYASASI KANUNUNDAKİ TEDRİCİ TASFİYE</p>
<p>Madde 46/B &#8211; (Ek madde: 24/06/1995 &#8211; KHK &#8211; 558/13 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 13/11/1995 tarih ve E.1995/45, K.1995/58 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenlenen madde: 15/12/1999 &#8211; 4487/24 md.)(*)</p>
<p>Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca yetkileri kaldırılan aracı kurumların tedrici tasfiyelerine Kurulca karar verilebilir. Bu kurumların tasfiye işlemleri Yatırımcıları Koruma Fonu tarafından yürütülür.</p>
<p>Tedrici tasfiyenin amacı, aracı kurumların mal varlığını işin niteliğine göre aynen veya nakde çevirmek suretiyle elde edilen bedeli tahsis ederek, Kanun çerçevesinde yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri nedeniyle müşterilerine karşı olan nakit ödeme ve sermaye piyasası araçları teslim yükümlülüklerini tasfiye etmektir. Tedrici tasfiye karar ve işlemlerinde Türk Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve diğer mevzuatın tasfiye ile ilgili hükümleri uygulanmaz. Aracı kurumların tedrici tasfiyelerinin uygulama usul ve esasları, Kurulca hazırlanan bir yönetmelikte gösterilir.</p>
<p>Tedrici tasfiye kararı verildikten sonra, aracı kurumun yasal organlarının görev ve yetkileri, tasfiye sonuçlanıncaya kadar Fon tarafından yerine getirilir.</p>
<p>Aracı kurumun yönettiği, yatırım fonu ve yatırım ortaklığı portföyleri dahil, portföylerin yönetiminin, bir başka kuruluşa devrine Kurulca karar verilebilir. Ancak 46 ncı maddenin birinci fıkrasının (h) bendi hükmü saklıdır.</p>
<p>Hakkında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumun ödemeleri durur ve tüm mal varlığı üzerinde, bu karar tarihi itibariyle sadece Fon tarafından tasarruf edilebilir. Fon, aracı kurumun aktif ve pasifini tespit eder. Aracı kurumun, tasfiye kapsamında yer alan yükümlülüklerinden, nakit borçları, tedrici tasfiye kararının verildiği tarihteki ana para ve işlemiş faizleri toplamı üzerinden; sermaye piyasası aracı teslim borçları ise, aynen teslimin yapılamayacağı hallerde, varsa teslimde temerrüde düşülen tarihteki, aksi halde tedrici tasfiye kararının verildiği gündeki piyasa değeri itibariyle bulunacak nakit değerleri üzerinden hesaplanır. Aracı kurumun tedrici tasfiye kararının verilmesinden sonra vadesi gelen sözleşmelerinden doğan hak ve borçları da, vadeleri itibariyle belirlenir. Aracı kurumun, vadeli borçlarına vadeden, diğer borçlarına ise tedrici tasfiye tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen oranda kanuni temerrüt faizi yürütülür. Mevzuat uyarınca aracı kurum tarafından verilmiş teminatlar da, aktifin hesabında dikkate alınır.</p>
<p>Fon, aracı kurumun tasfiye kapsamında yer alan gerçek hak sahiplerini ve alacak tutarlarını, Kuruldaki kayıtlar, aracı kurumun kayıtları, bu kuruluşun ilgili olduğu diğer resmi ve özel kurumların kayıtları ile güvenilir bulunan diğer bilgi ve belgelere dayanarak tespit eder. İcra ve İflas Kanununun 278, 279 ve 280 inci maddelerinde yazılı hallerin varlığı halinde, Fon tarafından iptal davası açılabilir.</p>
<p>Tedrici tasfiyeye tabi tutulmayan ve haklarında iflas kararı verilen aracı kurumların, sıra cetvelinde yer alan hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ve hisse senedi alacaklılarına, Fondan, Fon yönetiminin onayı ile bu cetvelde görünen alacak tutarları gözetilerek ödeme yapılır. İlgili mevzuat uyarınca faaliyetleri durdurulan bankaların, hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ve hisse senedi alacaklısı gerçek hak sahipleri ve alacak tutarları ise bankanın yönetiminin ilgili mevzuat uyarınca devredildiği kuruluş tarafından tespit edilir ve Fon yönetiminin onayı ile Fondan yapılacak ödemelerde esas alınır. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemelerde, tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumların alacaklılarına ödeme yapılma esasları uygulanır.</p>
<p>Tedrici tasfiyenin başlangıcında, öncelikle müşteri saklama hesaplarındaki sermaye piyasası araçları hak sahiplerine dağıtılır. Bu amaçla müşteri hesabına saklanan sermaye piyasası araçları, münferit hesaplar itibariyle karşılaştırılır ve münhasıran bu hesap sahiplerine olan yükümlülüklerin karşılanmasında kullanılır.</p>
<p>Hesabında alacağını karşılamaya yetecek kadar ya da hiç hisse senedi bulunmayan saklama hesabı sahiplerinin nakit ve hisse senedi alacakları toplamının 7 milyar 500 milyon lirası tasfiye sonucu beklenmeksizin Fon tarafından ödenir. Ancak aynı kurumdan alacaklı görünen ve birlikte hareket ettiklerine Fon yönetimince kanaat getirilenlere, toplamı yukarıdaki tutarı aşmamak kaydıyla alacakları oranında ödeme yapılır. Tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumdan alacaklı görünen ortakları, yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, imzaya yetkili personeli ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dahil kan ve sıhri hısımlarına, fondan avans ödemesi yapılmaz. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemelerin tutarı, her yıl ilan edilen yeniden değerleme kat sayısı oranında artırılır.</p>
<p>Fon, avans ödemelerini yaptıktan sonra aracı kurumun tedrici tasfiyesine devam eder. Tasfiye bakiyesi, tasfiyenin amacı kapsamında yer alan hak sahiplerinden alacağının tamamı karşılanamayanların alacağının ödenmesinde kullanılır. Ancak, tasfiye bakiyesi bu alacakların tamamının karşılanmasına yetmezse, ödemeler garameten yapılır. Bu alacaklar tamamen karşılandıktan sonra artan kısımdan, öncelikle kamu alacakları ve kalandan Fonun yaptığı avans ve tasfiye giderleri nedeniyle doğan alacağı ödenir. Bakiye, diğer alacaklılara tahsis edilir. Aracı kurumun aktifleri, tasfiyenin amacı kapsamındaki hak sahiplerinin alacaklarını, Fondan yapılan ödemeleri ve tasfiye giderlerini karşılamaya yetmezse, Fon, Kurulun uygun görüşüyle aracı kurumun iflasını isteyebilir.</p>
<p>Aracı kurumlar dışında kalan sermaye piyasası kurumlarının tedricen tasfiyeleri Kurulca yapılır ve Yatırımcıları Koruma Fonu ile ilgili olan hükümler dışında, haklarında bu Madde uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki kurumların tedrici tasfiye yöntemleri, türleri dikkate alınarak Kurulca belirlenir.</p>
<p>SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDAKİ ARACI KURUMLARIN TEDRİCİ TASFİYE USUL ve ESASLARI ile TÜRK TİCARET KANUNU’NDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİNİN KARŞILAŞTIRILMASI</p>
<p>Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, 15/12/1999 tarihli ve 4487 sayılı Kanunla değişik 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca haklarında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumların malvarlığını işin niteliğine göre aynen veya nakde çevirmek suretiyle elde edilen bedeli tahsis ederek, Kanun çerçevesinde yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri nedeniyle müşterilerine karşı olan nakit ödeme ve sermaye piyasası araçları teslim yükümlülüklerinin Yatırımcıları Koruma Fonu tarafından tasfiye edilmesi usul ve esaslarını belirlemektir.<br />
Anonim şirketlerin tasfiyesi ise Türk Ticaret Kanununda, mal varlığının paraya çevrilmesi,ortaklık alacaklarının tahsil edilmesi,borçların ödenmesive geriye bir bakiye kalıyorsa,bunun tasfiye payı hükümlerince,pay sahiplerine dağıtılması ve ortaklığın kaydının sicilden silinmesi işlemlerinin tümü olarak açıklanır.Tasfiye işlemi, genel kurul kararı ile veya mahkeme kararı ile atanan tasfiye memurlarınca ,veya bu iki durumun gerçekleşmemesi halinde bizzat yönetim kurulu üyelerince yürütülür.<br />
    (TTK md.212,372,378,441)</p>
<p>Dayanak<br />
Madde 2 — Bu Yönetmelik, 15/12/1999 tarihli ve 4487 sayılı Kanun ile değişik 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 46/B maddesine dayanılarak çıkartılmıştır.<br />
Tanımlar<br />
Madde 3 — Bu Yönetmelikte geçen;</p>
<p>	Kanun	: 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununu,<br />
	Kurul	: Sermaye Piyasası Kurulunu,<br />
	Fon	: Yatırımcıları Koruma Fonunu,<br />
	MKK	: Merkezi Kayıt Kuruluşunu,<br />
	Birlik	: Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğini,<br />
	İMKB	: İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını,<br />
	Takasbank	: İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş.&#8217;ni,<br />
	ifade eder.		   </p>
<p>Tedrici Tasfiye Kararı ve İlanı<br />
Madde 4 — Aracı kurumlar hakkında verilen tedrici tasfiye kararları, bu kararların alındığı gün Kurul tarafından aracı kuruma, MKK’ya, İMKB’ye, Takasbanka, Birliğe, Türkiye Bankalar Birliğine ve tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Fona bildirilir.<br />
Tedrici tasfiye kararı Fon tarafından, aracı kurumun alacaklılarının haklarını gösterir belgelerle Fona başvurmaları için bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesi çerçevesinde ilan edilir. Alacaklıların Fona başvuru süresi ve esasları ile aracı kuruma yapılacak olan bütün ödemelerin sadece Fona yapılması gerektiği ilanda belirtilir.</p>
<p>TTK.nun 439. Maddesine göre,anonim şirketin bir diğer şirketle birleşmesi,bir limited şirketine çevrilmesi veya bir amme hükmi şahsı tarafından devir alınması halleri hariç olmak üzere,infisah eden şirket tasfiye haline girer.Bu durum idare meclisince ticaret siciline tescil ve en çok birer hafta ara ile üç defa ilan edilir.Yapılacak ilanla,ortaklık alacaklılarının vesikaları ile birlikte ve bir yıl içinde ortaklığa başvurmaları gerektiği bildirilmelidir.Bir yıllık sürenin başlangıcı üçüncü ilanın yapıldığı tarih olup,bu ilan,hem ticaret sicili gazetesinde ve hem de ortaklığa aitilanların yapıldığı gazetede ayrıca ilan edilmek gerekir.Anonim şirketin feshi,tescil ve ilan edilmedikçe,üçüncü şahıslara karşı etkili olmaz,ancak fesihten haberdar olanlara karşı ileri sürülebilir.(TTK.39)</p>
<p>Malvarlığının Korunması<br />
Madde 5 — Kurulca yetkileri sürekli olarak kaldırılan aracı kurumların malvarlıkları, yetkinin kaldırılmasına ilişkin Kurul kararının alındığı tarihten itibaren tedrici tasfiye işlemlerinin tamamlandığı ilan edilinceye; tedrici tasfiyeyi takiben iflas talebinde bulunulması halinde, iflas talebinin mahkemece esastan karara bağlanmasına kadar, tedrici tasfiye çerçevesinde Fon ve Kurul tarafından yapılacak işlemler hariç, üçüncü kişilere devredilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez, başlamış tüm icra takipleri de kendiliğinden durur.<br />
Hakkında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumların bütün ödemeleri durur ve aracı kuruma yapılan tüm ödemeler sadece Fona yapılır. Fona yapılan ödemeler dışındaki ödemeler borcu sona erdirmez. Karar tarihi itibariyle tüm malvarlığı üzerinde sadece Fon tarafından tasarruf edilebilir.<br />
Tedrici tasfiye karar ve işlemlerinde Türk Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve diğer mevzuatın tasfiye ile ilgili hükümleri uygulanmaz.<br />
Fon, gerekli görürse aracı kurumun mevcut mallarının korunması amacıyla mahkemeye başvurarak yediemin tayinini isteyebilir.<br />
Tasfiye haline giren anonim ortaklığın kar elde etmek amacı ortadan kalkar.İstisnaen yeni işler yapılması ve genel kurul kararı ile işlere geçici devam kararı verilmesi,tasfiye amacını gerçekleştirmek içindir.<br />
Tasfiye halinde TTK hükümleri uygulanır.Şayet bir iflas durumu söz konusu ise tasfiye konusundaki Ticaret Kanunu hükümleri uygulanmaz ve İcra İflas Kanunu hükümlerine müracaat edilir.</p>
<p>Tedrici Tasfiye Kararının İlgili Kuruluşlara Bildirilmesi<br />
Madde 6 — Tedrici tasfiye kararı, Fon tarafından aracı kurumun malvarlığına dahil menkul ve gayrimenkul malların öğrenilmesini takiben derhal, bu malların kayıtlı bulunduğu tapu dairelerine, trafik şube müdürlüklerine, aracı kurumun hesabının bulunduğu bankalar ve diğer mali kuruluşlara, aracı kurum hakkında icra takibi varsa ilgili icra dairelerine ve ilgili diğer kuruluşlara yazılı olarak bildirilir.<br />
Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler,tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili vergi dairelerine bildirmek zorundadır.</p>
<p>Portföylerin Yönetiminin Devri<br />
Madde 7 — Aracı kurumun yönettiği, yatırım fonu ve yatırım ortaklığı portföyleri dahil, portföylerin yönetiminin, portföy yönetim yetkisini haiz bir başka kuruluşa devrine Kurulca karar verilebilir. Ancak Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi hükmü saklıdır.</p>
<p>Yasal Organların Durumu<br />
Madde 8 — Tedrici tasfiye kararı verildikten sonra, aracı kurumun yasal organlarının görev ve yetkileri, tasfiye sonuçlanıncaya kadar Fon tarafından yerine getirilir.<br />
Anonim ortaklığın tasfiyesinde şirket organları varlıklarını sürdürür.Şirketin tasfiye haline girmesiyle,yeni muamele ve işlere devam kararı ancak genel kurulca verilebilir.Bu yeni muameleler ise,şirketin infisahtan kurtulup,eski hale avdet etmesi demek değildir.İşlere geçici olarak devam etmesi olgusu,elde mevcut stokları eritmek veya şirketi bağlayan bir taahhüdün yerine getirilmesi nedeniyle alınabilir.</p>
<p>Bilgi Verme Yükümlülüğü<br />
Madde 9 — Tedrici tasfiye kararının alındığı tarihte görevde bulunan yönetim kurulu, tedrici tasfiye kararının ilanı tarihinden itibaren 7 gün içinde, aracı kurumun mevcut aktif ve pasifini, taahhütlerini, taraf olduğu sözleşmeleri ve hukuki uyuşmazlıklarını ve mevcut her türlü bilgiyi içerecek şekilde kayıtlarında yer alsın almasın son durumunu gösterir bir raporu eksiksiz olarak düzenleyip Fona vermekle yükümlüdür. Fon, gerekli görülen hallerde Kurul onayıyla rapor verme süresini uzatabilir.</p>
<p>Tedrici Tasfiye İşlemlerinin Yürütülmesi<br />
Madde 10 — Haklarında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumların tedrici tasfiye işlemleri Fon tarafından yürütülür.<br />
İhtiyaç duyulması halinde, Fonun talebi üzerine, tedrici tasfiye işlemlerinde yardımcı olmak amacıyla Kurul, İMKB, Takasbank ve Birlik yeterli sayıda personel görevlendirebilir. Söz konusu kuruluşlar tarafından görevlendirilecek kişiler tasfiye işlemleri dışında bir işle görevlendirilemezler. Bu kişilere Fon tarafından ayrıca ücret ödenmez.<br />
Tedrici tasfiye işlemleri için gerekli hallerde Fon tarafından uzman kişi veya kuruluşların görüş ve hizmetlerine başvurulabilir. Bu kişi ve kuruluşlara ödenecek ücretler Fon tarafından belirlenir.<br />
Tasfiye işlemlerinde görev alacakların 7/9/2000 tarihli ve 24163 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurulun Seri: V, No: 46 Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Tebliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki koşulları taşımaları ve mali piyasalarda en az 3 yıl tecrübe sahibi olmaları gerekir.</p>
<p>Malvarlığının Tespiti<br />
Madde 11 — Fon, aracı kurumun aktif ve pasifini kayıtlar üzerinde, merkez, şube, acenta ve irtibat büroları nezdinde yapacağı inceleme sonucunda tespit eder. Aracı kurumun, tasfiye kapsamında yer alan yükümlülüklerinden nakit borçları, tedrici tasfiye kararının verildiği tarihteki anapara ve işlemiş faizleri toplamı üzerinden; sermaye piyasası aracı teslim borçları ise, aynen teslimin yapılamayacağı hallerde, varsa teslimde temerrüde düşülen tarihteki, aksi halde tedrici tasfiye kararının verildiği gündeki piyasa değeri itibariyle bulunacak nakit değerleri üzerinden hesaplanır. Aracı kurumun tedrici tasfiye kararının verilmesinden sonra vadesi gelen sözleşmelerinden doğan hak ve borçları da, vadeleri itibariyle belirlenir. Aracı kurumun, vadeli borçlarına vadeden, diğer borçlarına ise tedrici tasfiye karar tarihinden itibaren 4489 sayılı Kanunla değişik 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen oranda kanuni temerrüt faizi yürütülür. Mevzuat uyarınca aracı kurum tarafından verilmiş teminatlar da, aktifin hesabında dikkate alınır.<br />
Sermaye piyasası araçlarının bu maddenin birinci fıkrası uyarınca piyasa değerlerinin hesaplanmasında 29/1/1989 tarihli ve 20064 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurulun Seri: XI, No: 1 Sermaye Piyasasında Mali Tablo ve Raporlara İlişkin İlke ve Kurallar Hakkında Tebliğinin 21 inci maddesi hükümleri uygulanır.<br />
Malvarlığı içinde bulunan menkul ve gayrimenkullerin değer tespiti için, mahkemeye veya Kurulca listeye alınmış ekspertiz şirketlerine başvurulabilir.<br />
Anonim ortaklıklarda tasfiyenin başlama anı,şirketin fesih ve tasfiyesinin gerçekleştiği andır.Tasfiyenin başlangıcında düzenlenen bilançoya,ilk bilanço,açılış bilançosu veya tahmini bilanço denir.<br />
İlk bilanço,şirket mallarının paraya çevrilmesi halinde elde edilecek safi mevcudu tesbit gayesi güttüğünden,aktifler gerçek değeriyle hesaba katılır.Devamlı tesislerle sair mal ve haklara,o güne kadar yapılan amortismanlar nazara alınmadan muhtemel satış bedellerine göre kıymet biçilir.Değer takdirinde bilirkişi veya eksperlere başvuru olanaklıdır(TTK.450,226)<br />
İlk envanter ve bilançonun hazırlanması,kaide olarak yönetim kuruluna aittir.Yöneticiler bu görevi yapmadıkları zaman,tasfiye memurları hazırlamak zorundadır.<br />
İlk bilançonun genel kurula tasdikinden sonra,şirkete ait tüm varlıklar,taşınır ve taşınmazlar,sair mal ve haklar ile defter vesair tüm evraklar tasfiye memurlarına tevdi edilmiş sayılır.</p>
<p>Hak Sahiplerinin ve Alacak Tutarlarının Tesbiti<br />
Madde 12 — Fon, aracı kurumun tasfiye kapsamında yer alan gerçek hak sahiplerini ve alacak tutarlarını; Kurul, MKK, Takasbank, aracı kurum ve ilgili diğer resmi ve özel kurumların kayıtları ile alacaklıların başvurularında sunulan belgeler ve güvenilir bulunan diğer bilgi ve belgelere dayanarak tespit eder. İcra ve İflas Kanununun 278, 279 ve 280 inci maddelerinde yazılı hallerin varlığı halinde, Fon tarafından iptal davası açılabilir.<br />
Aynı kişiye ait olan tasfiye amacı kapsamındaki alacak ve borçların mahsubu söz konusu olmuşsa, Fon tarafından yapılacak avans ödemelerinde alacaklının alacaklarına karşılık mahsup edilmiş borçları dikkate alınır ve avans ödemeleri mahsup edilen tutarla birlikte 7 milyar 500 milyon TL’yi aşamaz.</p>
<p>Alacaklılar Cetveli<br />
Madde 13 — Yapılacak nakit ödemelere ve sermaye piyasası aracı teslimlerine esas olmak üzere, alacaklılar ile alacak miktarını gösteren bir alacaklılar cetveli hazırlanır. Söz konusu alacaklılar cetvelinin veya içerdiği bilgilerin temin edilebileceği yerlere, itiraz süresine, saklama hesaplarındaki sermaye piyasası araçlarının dağıtımı ile fon kapsamındaki nakit ödemelerin esaslarına ve başlangıç tarihlerine ilişkin bilgiler Fon tarafından bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesi çerçevesinde ilan edilir.<br />
İlgililer tarafından alacaklılar cetveline kendi alacakları için ilan tarihinden itibaren 30 gün içinde Fona itiraz edilebilir.<br />
Alacaklılar cetvelinde yer almayan alacaklar, tedrici tasfiyenin kapanmasına kadar dikkate alınır. Geç kalmadan kaynaklanan masraflar alacaklıya aittir. Alacaklıların bu masrafları peşin olarak ödemeleri istenebilir. Fon, alacağı kabul ederse alacaklılar cetvelini düzeltir ve bunu alacaklılara bildirir.</p>
<p>Saklama Hesaplarındaki Sermaye Piyasası Araçlarının Dağıtımı<br />
Madde 14 — Tedrici tasfiyenin başlangıcında, öncelikle müşteri saklama hesaplarındaki sermaye piyasası araçları hak sahiplerine dağıtılır. Alacaklılar cetvelinin ilanı tarihini takibeden 30 uncu günden itibaren dağıtıma başlanır. Bu amaçla herhangi bir yerde müşteri hesabına saklanan veya diğer herhangi bir şekilde müşteriye ait olduğu tespit edilebilen sermaye piyasası araçları, münferit hesaplar itibariyle karşılaştırılır ve münhasıran bu hesap sahiplerine olan yükümlülüklerin karşılanması amacıyla hak sahiplerine verilir ya da talepleri doğrultusunda virman edilir.<br />
Dağıtıma başlama süresi gerektiğinde Fonun önerisi ve Kurulun onayı ile uzatılabilir. Aracı kuruma borçlu olanlara dağıtım yapılmaz.<br />
Fon tarafından, hesaplarında sermaye piyasası aracı bulunan ve alacaklılar cetvelinde yer alan, fakat dağıtımın başlamasını müteakip 30 gün içerisinde başvurmamış alacaklıların Fona başvurmalarını sağlamak amacıyla, söz konusu alacaklılara iadeli taahhütlü mektupla bildirimde bulunulur.</p>
<p>Fon Kapsamındaki Alacakların Ödenmesi<br />
Madde 15 — Hesabında alacağını karşılamaya yetecek kadar ya da hiç hisse senedi bulunmayan saklama hesabı sahiplerinin nakit ve hisse senedi alacakları toplamının 7 milyar 500 milyon liraya kadar olan kısmı tasfiye sonucu beklenmeksizin Fon tarafından avans olarak ödenir. Ancak aynı kurumdan alacaklı görünen ve birlikte hareket ettiklerine Fon yönetimince kanaat getirilenlere, toplamı yukarıdaki tutarı aşmamak kaydıyla alacakları oranında ödeme yapılır. Aynı kişinin aynı aracı kurumda birden fazla hesabı bulunması halinde verilecek avans 7 milyar 500 milyon lirayı geçemez. Müşterek hesaplar da tek hesap kabul edilir ve bu şekilde ödeme yapılır.<br />
Tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumdan alacaklı görünen ortakları, yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, imzaya yetkili personeli ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dahil kan ve sıhri hısımlarına, Fondan avans ödemesi yapılmaz.<br />
Alacaklılar cetvelinin ilanı tarihini takibeden 30 uncu günden itibaren ödemelere başlanır. Ödemeye başlama süresi gerektiğinde Fonun önerisi ve Kurulun onayı ile uzatılabilir.<br />
Fon tarafından, alacaklılar cetvelinde yer alan ve Fonun koruma kapsamında alacağı bulunan, fakat ödemelere başlanmasını müteakip 30 gün içerisinde başvurmamış yatırımcıların Fona başvurmalarını sağlamak amacıyla, söz konusu alacaklılara iadeli taahhütlü mektupla bildirimde bulunulur.<br />
Anonim şirketlerin tasfiyesi halinde tasfiye memurları öncelikle, şirket mevcudundan ortaklık borcunu öderler.Kasada nakit olsun veya olmasın,aktiflerin toplamı, pasifleri aşıyorsa,aktiflerin tümü paraya çevrilir.<br />
Herşeyden önce şirket borçları(amme alacakları öncelikle) ödenir.<br />
Tasfiyede ortaklığın tüm borçları ödendikten veya kafi teminata bağlandıktan sonra dağıtıma geçilebilir.<br />
Geri kalan tasfiye bakiyesi hemen pay sahiplerine dağıtılmaz.Bu dağıtımı yapabilmek için bir yıllık bekleme süresinin sona ermesi veya bu sürenin mahkemece kaldırılması icap eder.</p>
<p>Satış Esasları<br />
Madde 16 — Aracı kurumun malvarlığına dahil sermaye piyasası araçlarından, bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesi saklı kalmak üzere, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görenler ilgili borsa ya da teşkilatlanmış piyasada, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyenler ise rayiç bedel üzerinden satılır.<br />
Sermaye piyasası aracı dışında kalan menkul ve gayrimenkuller, işin niteliği göz önüne alınarak yapılacak değerlendirmeye göre kapalı zarf, açık artırma veya pazarlık yöntemleri ile Fon tarafından satılır. Söz konusu satış esaslarına ilişkin olarak Fon tarafından hazırlanacak yönetmelik Kurul onayı ile yürürlüğe girer.<br />
Fon, satışında fayda görülmeyen her türlü kıymetin satışından sarfınazar edebilir.<br />
Kurul, Fon, MKK İMKB ve Takasbank’ın personeli ile bunların eşleri, üçüncü derece dahil kan ve sıhri hısımları ve bunlarla doğrudan veya dolaylı ilişkide bulunan kişiler, ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda yapılan satışlar hariç, diğer satışlardan alım yapamazlar.<br />
Anonim şirketin nakit mevcudu, borçların ödenmesine kafi gelmiyorsa , tasfiye memurları, şirket mevcudunu paraya çevirir; mal, kıymetli evrak ve gayri menkulleri satarlar.Sözleşmede aksine hüküm yoksa ve genel kurulca da aksine karar alınmamış ise, tasfiye memurları,  satış şeklini tayin hususunda serbesttirler. Açık arttırma ile satmak zorunda olmayıp, bütün aktifleri pazarlık suretiyle satabilirler(TTK. Md.443)</p>
<p>Alacakların Tahsili<br />
Madde 17 — Vadesi gelmiş alacakların tahsili ve varsa ipoteklerin paraya çevrilmesi için yasal işlemler Fon tarafından yapılır. Vadesi gelmemiş alacaklar için kural olarak vade beklenir. Ancak karşılıklı anlaşma yoluyla vadeden önce tahsil mümkündür.<br />
Tahsil işlemlerinin tasfiyenin gecikmesine neden olacağı anlaşıldığı takdirde, tahsilat sonucu beklenmeksizin mevcutların dağıtım işlemleri yapılır.</p>
<p>Tasfiye Bakiyesinin Dağıtım Esasları<br />
Madde 18 — Fon, avans ödemelerini yaptıktan sonra aracı kurumun tedrici tasfiyesine devam eder. Tasfiye bakiyesi, tasfiyenin amacı kapsamında yer alan hak sahiplerinden alacağının tamamı karşılanamayanların alacağının ödenmesinde kullanılır. Ancak, tasfiye bakiyesi bu alacakların tamamının karşılanmasına yetmezse; ödemeler, tasfiye bakiyesinin söz konusu alacaklar toplamına bölünmesi suretiyle bulunacak oran dikkate alınarak garameten yapılır. Bu alacaklar tamamen karşılandıktan sonra artan kısımdan, öncelikle kamu alacakları ve kalandan Fonun yaptığı avans ve tasfiye giderleri nedeniyle doğan alacağı ödenir. Bakiye, diğer alacaklılara tahsis edilir.<br />
Tasfiye amacı kapsamında aynı kişiye ait alacak ve borçlar bulunması halinde borcunu ödemeyenlere alacakları ödenmez.<br />
Anonim şirketlerde tasfiye bakiyesi kural olarak pay sahiplerine dağıtılması gereken bir paradır.Bu parayı dağıtmak için öncelikle anasözleşme hükümleri uygulanacaktır.<br />
TTK.nun 456.maddesi hükmüne göre,anasözleşmede aksine bir hüküm yoksa,kazanç ve tasfiye payları,esas sermayeye mahsuben ortağın şirkete yaptığı ödemelerle mütenasiben hesap ve tesbit olunur.</p>
<p>Ödeme Cetveli<br />
Madde 19 — Aracı kurumun malvarlığının 16 ve 17 nci maddeler çerçevesinde nakde çevrilmesi ve alacaklılar cetvelinin kesinleşmesi üzerine Fon tarafından, ödenecek alacak miktarını gösteren bir ödeme cetveli hazırlanır. Ödeme cetvelinin temin edilebileceği yerler, yapılacak ödemelerin esasları ile ödemelerin yapılacağı tarih ve yerler bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesi çerçevesinde ilan edilir.</p>
<p>İflas Talebi<br />
Madde 20 — Aracı kurumun aktifleri, tasfiyenin amacı kapsamındaki hak sahiplerinin alacaklarını, Fondan yapılan ödemeleri ve tasfiye giderlerini karşılamaya yetmezse; Fon, Kurulun uygun görüşüyle aracı kurumun iflasını isteyebilir.<br />
Tasfiye memurlarınca yapılacak ilk bilanço sonunda veya alacaklıların belli olmasından sonra,şirketin borçları,alacağından ziyade çıkarsa,tasfiye memurları durumu mahkemeye bildirmek zorunda kalacak (TTK.446/2) ve aksi ne hareket edilmesinde tasfiye memurlarının sorumluğu doğabilecektir.İşin mahkemeye intikali sonunda;önceden takibe hacet kalmaksızın iflas kararı verilebilecektir.</p>
<p>Tedrici Tasfiyenin Kapanması<br />
Madde 21 — Tedrici tasfiyeye ilişkin yapılacak bir işlem kalmadığı tespit edilince, Fonun bildirimi üzerine Kurul tarafından tedrici tasfiyenin kapanmasına karar verilir. Keyfiyet bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesi çerçevesinde ilan edilir ve bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde sayılan kuruluşlara bildirilir.<br />
Kurul tarafından Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi uyarınca aracı kurumun %10 dan fazla paya sahip ortaklarının, görevden ayrılmış olan veya halen görevde bulunan yönetim kurulu başkan ve üyelerinin ve imzaya yetkili yöneticilerinin şahsi iflaslarının istenmesi durumunda tedrici tasfiye, iflas davası sonuçlanana kadar kapanmaz.<br />
Alacaklılar cetvelinde görünen hak sahiplerine, talep etmeleri halinde Fon tarafından tasfiyenin kendileri ile ilgili sonuçlarını gösterir bir belge verilir.<br />
Anonim şirketlerde tasfiye süreci ticaret ünvanının sicilden silinmesi ile sona erer.</p>
<p>İflası İstenmeyen Aracı Kurumlar<br />
Madde 22 — İflası istenmeyen aracı kurumlar, tedrici tasfiyenin kapanmasına ilişkin ilanın yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde esas sözleşmelerinin bütün hükümlerini sermaye piyasası faaliyetlerini kapsamayacak şekilde değiştirmek zorundadırlar. Bu değişiklikler yapılmadığı takdirde, Türk Ticaret Kanunun 434 üncü maddesinin birinci fıkrasının (2) ve (6) numaralı bentleri hükümleri gereğince münfesih addolunurlar.</p>
<p>İlan Esasları<br />
Madde 23 — Bu Yönetmelik çerçevesinde yapılması gereken ilanlar, Fon tarafından ülke çapında günlük olarak yayımlanan en az 2 gazete ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile İMKB bülteninde yapılır. İlanın şekli ve içeriği Fon tarafından belirlenir.</p>
<p>Yeniden Değerleme<br />
Madde 24 — Bu Yönetmelikte yer alan tutarlar 1/1/2001 tarihinden itibaren her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme katsayısı oranında artırılır.</p>
<p>Yönetmelik Hükümlerine Tabi Diğer Hususlar<br />
Madde 25 — Tedrici tasfiyeye tabi tutulmayan ve haklarında iflas kararı verilen aracı kurumların, sıra cetvelinde yer alan hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ve hisse senedi alacaklılarına, Fondan, Fon yönetiminin onayı ile bu cetvelde görünen alacak tutarları gözetilerek ödeme yapılır. İlgili mevzuat uyarınca faaliyetleri durdurulan bankaların, hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ve hisse senedi alacaklısı gerçek hak sahipleri ve alacak tutarları ise, bankanın yönetiminin ilgili mevzuat uyarınca devredildiği kuruluş tarafından tespit edilir ve Fon yönetiminin onayı ile Fondan yapılacak ödemelerde esas alınır. Bu madde uyarınca yapılacak ödemelerde, tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumların alacaklılarına bu Yönetmelik uyarınca ödeme yapılması esasları uygulanır.</p>
<p>Yürürlükten Kaldırılan Hükümler<br />
Madde 26 — 14/7/1995 tarihli ve 22343 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan &#8220;Aracı Kurumların Tedrici Tasfiye Esaslarına İlişkin Yönetmelik&#8221; yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
Yürürlük<br />
Madde 27 — Bu Yönetmelik, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca Merkezi Kayıt Kuruluşunun kurulduğu tarihte yürürlüğe girer.<br />
Yürütme<br />
Madde 28 — Bu Yönetmelik hükümlerini Sermaye Piyasası Kurulu yürütür.<br />
—— • ——</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>Ticaret Hukuku Cilt II  ŞİRKETLER<br />
Prof.Dr. Nevin Soygür / İstanbul 1999</p>
<p>Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı<br />
CD Medya Yazılım</p>
<p>Tüm Şirketlerde Fesih ve Tasfiye, Kurulması – Faaliyetleri , Çıkma ve Çıkarılma Halleri , Dağılma Sebepleri<br />
Salter Uçar – 8. Ticaret Mahkemesi Başkanı / İstanbul 1996</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/turk-ticaret-kanunundaki-anonim-sirketlerin-tasfiye-sureci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>What is .NET?</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/what-is-net/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/what-is-net/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/what-is-net/</guid>
		<description><![CDATA[What is .NET?
.NET is a collection of new technologies that are revolutionizing Windows based software development. A major aspect of .NET is the idea of  Web services allowing software to communicate directly with other software using internet technologies. Microsoft .NET is a set of Microsoft software technologies for connecting your world of information, people, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>What is .NET?</p>
<p>.NET is a collection of new technologies that are revolutionizing Windows based software development. A major aspect of .NET is the idea of  Web services allowing software to communicate directly with other software using internet technologies. Microsoft .NET is a set of Microsoft software technologies for connecting your world of information, people, systems, and devices. It enables an unprecedented level of software integration through the use of XML Web services: small, discrete, building-block applications that connect to each other—as well as to other, larger applications—via the Internet.</p>
<p> 			                  Figure 1.1 : Vision of .NET</p>
<p>.NET is infused into the products that make up the Microsoft platform, providing the ability to quickly and reliably build, host, deploy, and utilize secure and connected solutions using XML Web services. </p>
<p>The Components of Microsoft .NET Environment :</p>
<p>&#8220;Smart&#8221; client application software and operating systems                               enable PCs and other smart computing devices to act on XML Web services, allowing anywhere, anytime access to information.</p>
<p>Microsoft and others are developing a core set XML Web                           services &#8211; from  authentication to calendaring &#8212; that can be combined with other XML Web services or used directly with smart client applications. Microsoft MapPoint .NET , an XML Web Service that allows you to integrate high-quality maps, driving directions, and other location intelligence into your applications, business processes, and Web sites is an example of one of these services.</p>
<p>        .NET Servers 	</p>
<p>Microsoft provides server Infrastructure the .NET Enterprise and Standard Servers-for deploying, managing XML Web services.</p>
<p>Microsoft Visual Studio® .NET and the Microsoft .NET  Framework are a complete solution for developers to build, deploy, and run XML Web services.</p>
<p>Microsoft .NET is a vision, a platform for digital future. It makes Internet-scale distributed computing ubiquitous, exploits inexpensive cycles and bandwidth, provides seamless integration of multiple applications and devices deliver software as a service.<br />
  As it may seen above .NET platform comprises several new technologies. These technologies includes the following :</p>
<p>The .NET Framework<br />
Visual Studio.NET<br />
.NET Web Services<br />
.NET Servers</p>
<p>1. The .NET Framework  </p>
<p>•The .NET development model embraces many programming languages, so that developers can use whichever language is most appropriate for them for that project<br />
•The .NET development model embraces many programming languages, so that developers can use whichever language is most appropriate for them for that project</p>
<p>Figure 1.2 : Layers of the .NET Framework<br />
.NET Framework includes the following features :</p>
<p>Common Language Runtime Environment<br />
Language Interoperability<br />
Common Classes for all Languages<br />
Common Types for all Languages<br />
Runtime Controls Compilation to Machine Code<br />
Assemblies<br />
Application Domains<br />
The .NET Framework is the infrastructure for the overall .NET Platform. The common language runtime and class libraries (including Windows Forms, ADO.NET, and ASP.NET, Enterprices Services) combine together to provide services and solutions that can be easily integrated within and across a variety of systems. The .NET Framework provides a fully managed, protected, and feature-rich application execution environment, simplified development and deployment, and seamless integration with a wide variety of languages. The most important technologies provided in the .NET Framework class library are the following :</p>
<p>ASP.NET  : The next generation of Active Server Pages for building Web-accessible applications. A key feature of this new technology is strong support for building applications that use and expose Web services.<br />
ADO.NET : The next generation of Active X data Objects for accessing data stored in relational database systems and in other formats.<br />
Windows Forms : A standard set of classes for building Windows GUIs in any Framework programming language.<br />
Enterprise Services : Standard classes for accessing COM+ services such as transactions and object pooling.</p>
<p>There are the 10 best reasons for developers to start building applications using the .NET Framework :</p>
<p>Improved Reliability<br />
The .NET Framework takes the core achievements originally made in Windows 2000 and brings them to new levels. With advanced ways of monitoring the health of running applications, as well as isolating applications from each other, applications built to the .NET Framework stay up-and-running longer than ever before.<br />
Increased Performance<br />
Thanks in part to advanced compilation and caching techniques, server applications have never been faster than with the .NET Framework and Microsoft ASP.NET technology. Customers who have moved from ASP to ASP.NET are seeing significant increases in speed on the order of 300- to 500-percent improvements.<br />
Developer Productivity<br />
Developers of all backgrounds are finding that they can rapidly get up to speed on the .NET Framework. The intuitiveness of the programming model, the amount of code already provided in the class libraries, and the amount of work handled behind the scenes by the .NET Framework in areas such as memory management has enabled .NET Framework developers to reap huge productivity gains.<br />
Powerful, Granular Security<br />
The .NET Framework code access security technology was designed for today&#8217;s Internet environments. The .NET Framework can collect evidence about where an application originates, who creates it, what is its digital signature, and what the application is trying to do. The .NET Framework runtime environment can then combine that evidence with administrator-set or default security policies to make fine-grained decisions about whether to run an application or allow an application to access a particular resource. It can even &#8220;negotiate&#8221; with the application, for example, denying it the permission to write to a protected directory and enabling the application to choose whether it will run, given that it has been denied that permission.<br />
Integration with Existing Systems<br />
The .NET Framework COM Interop technology generates a wrapper around your existing COM components and Windows–based applications (such as Microsoft Office), enabling you to program against them as though they were originally written using the .NET Framework. Applications built using the .NET Framework can connect with existing systems and packaged applications—regardless of their underlying platform—via XML Web services or via other system-specific connectors. Finally, the Visual Basic Upgrade Tool, available with Visual Studio .NET, and the Java Language Conversion Assistant, help to convert your existing Microsoft Visual Basic® 6.0 and Microsoft Visual J++® code to run on the .NET Framework.<br />
Ease of Deployment<br />
The .NET Framework goes to incredible lengths to make it easy to deploy, run, and manage applications. Application isolation and automatic version control of components can help prevent versioning conflicts. Applications built using the .NET Framework can be deployed to a client or server machine simply by copying the application directory to the target machine—no registration is required. Furthermore, with no-touch deployment, Windows–based applications can now be deployed and updated simply by copying the necessary components to a Web server that can be accessed by your end-users.<br />
Mobility Support<br />
The .NET Framework provides one unified programming model for developing smart client and Web applications for both personal computers (PCs) and mobile devices such as personal digital assistants (PDAs) and mobile phones<br />
Native XML Web Service Support<br />
The .NET Framework was designed from the ground up to support XML Web services, a model for distributed computing in multiple environments based on standard protocols such as XML, SOAP, and HTTP. XML Web services can be used to integrate applications running on different platforms, or to offer software as a service. With the .NET Framework, an application can be transformed into an XML Web service with just one simple line of code.<br />
Support for over 20 Programming Languages<br />
The .NET Framework supports the integration of over 20 programming languages in a way unimagined previously, enabling developers to choose the right programming language for the task at hand. All programming languages target a single, extensive, and extensible set of class libraries. Components written in different languages supported by the .NET Framework can interact seamlessly, with no COM plumbing required.<br />
Flexible Data Access<br />
The .NET Framework technology for interacting with data, Microsoft ADO.NET, is designed for today&#8217;s Web-based style of data access. Using ADO.NET, developers have the option of working with a platform-neutral, XML-based cache of the requested data, instead of directly manipulating the database. This approach to data access frees up database connections and results in significantly greater scalability.</p>
<p>Here are the overview of benefits of .NET Framework ;</p>
<p>Productivity<br />
Unification<br />
Fully Object Oriented<br />
Cleaner design and implementation<br />
Easier reuse<br />
Deployment<br />
OS independence<br />
Platform independence<br />
Performance</p>
<p>The Common Language Runtime</p>
<p>The CLR is a multi-language execution environment. It is a run-time environment in which applications written in deifferent languages can all play along nicely. The Common Language Runtime (CLR) provides a solid foundation for developers to build various types of applications. Whether you&#8217;re writing an ASP.Net application, a Windows Forms application, a Web Service, a mobile code application, a distributed application, or an application that combines several of these application models, the CLR provides the following benefits for application developers:<br />
Vastly simplified development<br />
Seamless integration of code written in various languages<br />
Evidence-based security with code identity<br />
Assembly-based deployment that eliminates DLL Hell<br />
Side-by-side versioning of reusable components<br />
Code reuse through implementation inheritance<br />
Automatic object lifetime management<br />
Self describing objects </p>
<p>Furthermore, all supported languages compiling to the same intermediate language in .NET Framework.</p>
<p>                                                                            DIFFERENT LANGUAGES</p>
<p>   ¯      ¯   COMPILE</p>
<p>                                                                            SAME INTERMEDIATE<br />
                                                                                                 LANGUAGE</p>
<p>Figure 1.3 : Compiling to Microsoft Intermediate Language </p>
<p>sf</p>
<p>Figure 1.4 : The .Net Framework Execution Cycle</p>
<p>As it seen above, the way to compile MSIL into native code is to let the CLR load an assembly and then compile each method the first time that method is invoked. Because each method is compiled only when it is first called, the process is called Just-In-Time (JIT) compilation.</p>
<p>2. .NET Languages </p>
<p>The Common Language Runtime is explicitly designed to support multiple languages. In general, languages built on the CLR tend to have a good deal in common. By defining a large set of core semantics, the CLR also defines a large part of a typical programming language built using it. The most important CLR based languages are C# and Visual Basic.NET.<br />
The all languages in .NET ,today, are ;</p>
<p>Visual Basic.NET<br />
Visual C#.NET<br />
Visual C++.NET<br />
Visual J#.NET<br />
Visual JScript.NET</p>
<p>2.1 VisualBasic.NET</p>
<p>Visual Basic .NET, the next generation of Visual Basic, is designed to be the easiest and most productive tool for creating .NET applications, including Windows applications, Web Services, and Web applications. </p>
<p>While providing the traditional ease-of-use of Visual Basic development, Visual Basic .NET also allows optional use of new language features. Inheritance, method overloading, structured exception handling, and free threading all make Visual Basic a powerful object-oriented programming language. Visual Basic .NET fully integrates with the .NET Framework and the Common Language Runtime, which together provide language interoperability, simplified deployment, enhanced security, and improved versioning support. In Visual Basic.NET, the Microsoft Visual Basic language has been streamlined and modernized—removing legacy keywords, improving type safety, and exposing low-level constructs that advanced developers require.</p>
<p>Differences between Visual Basic 6.0 and Visual Basic.NET</p>
<p>Variant</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Variant is a special “universal” data type that can contain any kind of data except fixed-length strings. An Object variable is used as a pointer to an object. Variant is the default data type.<br />
Visual Basic.NET	The common language runtime (CLR) uses Object for the universal data type. Visual Basic.NET could have continued to use Variant for the universal data type, but chose to adopt the naming convention of the CLR to avoid confusion for cross-language development. The type system is simplified by having only a single universal data type. The default data type is Object.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Variant data types are changed to Object, so the following code:<br />
Dim x As Variant<br />
is upgraded to:<br />
Dim x As Object	 </p>
<p>Integer and Long</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Long variables are stored as signed 32-bit numbers, and Integer variables are stored as 16-bit numbers.<br />
Visual Basic.NET	Long variables are stored as signed 64-bit numbers, Integer variables are stored as 32-bit numbers, and Short variables are stored as 16-bit numbers. On 32-bit systems, 32-bit integer operations are faster than either 16-bit or 64-bit integer operations. This means that Integer will be the most efficient and fundamental numeric type.<br />
As some of the .NET Framework technologies are based around modern 32-bit and 64-bit technologies, it makes sense to update the data sizes to the new technology.<br />
Upgrade<br />
Wizard	The variable types are changed, so the following code:<br />
Dim x As Integer<br />
Dim y As Long<br />
is upgraded to:<br />
Dim x As Short<br />
Dim y As Integer	 </p>
<p>Currency</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Visual Basic 6.0 supports a Currency data type. You cannot declare a variable to be of type Decimal (although variants can have a subtype of Decimal).<br />
Currency variables are stored as 64-bit numbers in an integer format, scaled by 10,000 to give a fixed-point number with 15 digits to the left of the decimal point and 4 digits to the right. This representation provides a range of -922,337,203,685,477.5808 to 922,337,203,685,477.5807.<br />
Decimal variables are stored as 96-bit signed integers scaled by a variable power of 10. The power-of-10 scaling factor specifies the number of digits to the right of the decimal point, and ranges from 0 to 28. With a scale of 0 (no decimal places), the largest possible value is +/-79,228,162,514,264,337,593,543,950,335. With 28 decimal places, the largest value is +/-7.9228162514264337593543950335 and the smallest non-zero value is +/-0.0000000000000000000000000001.<br />
Visual Basic.NET	The Currency data type does not provide sufficient accuracy to avoid rounding errors, so Decimal was created as its own data type.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Currency data types are changed to Decimal, so the following code:<br />
Dim x As Currency<br />
is upgraded to:<br />
Dim x As Decimal	 </p>
<p>Date</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	A Date variable is stored internally in a Double format and can be manipulated as Double.<br />
Date variables are stored as IEEE 64-bit floating-point numbers that represent dates ranging from 1 January 100 to 31 December 9999 and times from 0:00:00 to 23:59:59. Any recognizable literal date values can be assigned to Date variables.<br />
When other numeric types are converted to Date, values to the left of the decimal represent date information while values to the right of the decimal represent time. Midnight is 0 and midday is 0.5. Negative whole numbers represent dates before 30 December 1899.<br />
Visual Basic.NET	Date variables are stored internally as 64-bit integers, so they cannot be manipulated directly as Double. The .NET Framework provides the ToOADate and FromOADate functions to convert between Double and Date. Representing dates as integers simplifies and speeds up the manipulation of dates.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Although not all cases can be detected for example, where a variant is used to store a Date as a Double),  the upgrade tool typically inserts the appropriate ToOADate or FromOADate method where a Double is assigned to a Date. For example, the following code:<br />
Dim dbl As Double<br />
Dim dat As Date<br />
Dbl = dat<br />
is upgraded to:<br />
Dim dbl As Double<br />
Dim dat As Date<br />
Dbl = dat.ToOADate	 </p>
<p>Fixed-length strings</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Variables can be declared with a fixed-length string, except for Public variables in a class module.<br />
Visual Basic.NET	Fixed-length strings are not supported in the first version of the CLR. This support will be added in a later version.<br />
Upgrade<br />
Wizard	In most cases, this is not an issue. A compatibility class provides fixed-length string behavior, so the following code:<br />
Dim MyFixedLengthString As String * 100<br />
is upgraded to:<br />
Dim MyFixedLengthString As New VB6.FixedLengthString(100)	 </p>
<p>Type</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Type statement is used to define a user-defined data type.<br />
Visual Basic.NET	The names Type and User-Defined Type are confusing, because classes, enums, and interfaces are also types that can be defined by users. Type and User-Defined Type are vestiges of QuickBasic, in which structures and records were the only types that a user could define. The CLR uses the name Type in a broad sense to include all data types.<br />
For this reason, the statement Type is changed to Structure in Visual Basic.NET<br />
Upgrade<br />
Wizard	Type statements are changed to Structure, so the following code:<br />
Type MyType<br />
MyVariable As Integer<br />
End Type<br />
is upgraded to:<br />
Structure MyType<br />
Dim MyVariable As Short<br />
End Structure	 </p>
<p>User-defined type storage</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	User-defined data types can contain one or more elements of a data type, an array, or a previously defined user-defined type. In Visual Basic 6.0, they are stored in contiguous blocks of memory.<br />
Visual Basic.NET	In the CLR, user-defined types are stored in whatever format is most efficient. This may or may not be a contiguous block of memory. Structures can be marked with marshalling attributes to ensure they are passed to COM components as a contiguous block of memory.<br />
Upgrade<br />
Wizard	APIs are marked with a TODO comment wherever you many need to add marshalling attributes (attributes are not added automatically; they are not needed unless you pass the structures to APIs).	 </p>
<p>Empty</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Variants are initialized to Empty, which automatically converts to zero when used in a numeric expression, or to an empty string when used in a string expression.<br />
Visual Basic.NET	Object variables are initialized to Nothing, which automatically converts to zero when used in a numeric expression, or to an empty string when used in a string expression. Using Nothing instead of a special Empty value reduces complexity in the language and allows for better language interoperability.<br />
Upgrade Wizard	Empty is converted to Nothing.	 </p>
<p>Null and Null propagation</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Null values are Variant subtypes indicating that a variable contains no valid data. Null values &#8220;propagate&#8221; through expressions and functions. If any part of an expression evaluates to null, the entire expression evaluates to Null. Passing Null as an argument to most functions causes those functions to return Null.<br />
Visual Basic.NET	Null propagation is not supported. The model for programming data with ADO.NET is to test fields explicitly for Null before retrieving their values. Variants containing null are marshalled into the CLR as objects of type DBNull.<br />
Visual Basic.NET makes the rule for Null more intuitive—string functions, such as Left(), always return a string as you would expect.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Null values and IsNull functions are commented with an upgrade warning. For example, the following code:<br />
If x Is Null Then MsgBox &#8220;Null&#8221;<br />
is upgraded to:<br />
&#8216; UPGRADE_WARNING: Use of IsNull() detected<br />
If IsDBNull(x) Then MsgBox &#8220;Null&#8221;	 </p>
<p>Def</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	DefBool, DefByte, DefInt, DefLng, DefCur, DefSng, DefDbl, DefDec, DefDate, DefStr, DefObj, and DefVar statements are used at the module level to set the default data type for variables, parameters, and procedure return types whose names start with the specified characters.<br />
Visual Basic.NET	Readability and robustness of code is improved by avoiding the use of implicit type declarations.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Explicit declarations of the variable types are inserted into the code. For example, the following code:<br />
DefStr a-z<br />
Sub MySub<br />
s = “Hello”<br />
End Sub<br />
is upgraded to:<br />
Sub MySub<br />
Dim s As String<br />
s = “Hello”<br />
End Sub	 </p>
<p>Local variables inside blocks</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Local variables are visible from the line containing the declaration to the end of the procedure.<br />
Visual Basic.NET	Visual Basic.NET supports block scoping of variables. This means that a local variable is visible from the line containing the declaration to the end of the block in which the declaration appears. For example:<br />
Sub Test(x As Integer)<br />
    If x &lt; 0 Then<br />
        Dim y As Integer = &#8211; x<br />
        &#039;&#8230;<br />
    Else<br />
        &#039;&#8230;<br />
    End If<br />
End Sub<br />
The variable &quot;y&quot; in the example above is available only within the block in which it is declared; specifically, it is available only from its declaration down to the Else statement. If the variable needs to be available to the entire procedure, then it must be declared outside of the If/Else/End If control structure.<br />
Block scoping of variables is a feature common to many structured languages. Just as procedure locals support structured programming by allowing definition of variables that are private to a procedure, block-level variables support structured decomposition by allowing definition of variables that are private to a block of code.<br />
Upgrade<br />
Wizard	If variables are declared inside a block, they are automatically moved to module-level scope. For example, the following code:<br />
If x =1 Then<br />
  Dim y As Integer<br />
End If<br />
is upgraded to:<br />
Dim y As Integer<br />
If x =1 Then<br />
End If	 </p>
<p>New auto-reinstantiation</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	A class variable declaration of the form &quot;Dim x As New &#8221; causes the compiler to generate code on every reference to &#8220;x&#8221;. That code checks to see whether &#8220;x&#8221; is Nothing; if it is Nothing, a new instance of the class is created. For example, the code:<br />
Dim x As New MyClass<br />
&#8216;&#8230;<br />
Call x.MyMethod()<br />
is equivalent to:<br />
Dim x As MyClass<br />
&#8216;&#8230;<br />
If x Is Nothing Then<br />
    Set x = New MyClass<br />
End If<br />
Call x.MyMethod()<br />
Even after the variable is set to Nothing, it will be reinstantiated on the next call to it.<br />
Visual Basic.NET	A variable declaration of the form &#8220;Dim x As New &#8221; is equivalent to &#8220;Dim x As  = New &#8220;. No special code is generated for references to variables that are declared with this syntax.<br />
Visual Basic.NET declarations for &#8220;As New&#8221; are far more efficient than the same declaration in Visual Basic 6.0. For most references to such variables, the extra overhead is unnecessary. Also, the &#8220;auto-instantiation&#8221; behavior of Visual Basic 6.0 is a surprise to many programmers when it is discovered.<br />
Upgrade<br />
Wizard	It is rare that this will be an issue. However, if code tries to use a class after it has been set to Nothing, it will cause an easily detectable run-time exception. The code can then be easily modified to instantiate a new version of the class, as in the following example:<br />
Dim x As New MyClass<br />
x = Nothing<br />
x = New MyClass	 </p>
<p>Object finalization</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The COM reference-counting mechanism is used to garbage collect object instances. When objects are not in cycles, reference counting will immediately detect when an object is no longer being used, and will run its termination code.<br />
Visual Basic.NET	A tracing garbage collector walks the objects starting with the reachable references stored in stack variables, module variables, and shared variables. This tracing process runs as a background task, and, as a result, an indeterminate period of time can lapse between when the last reference to an object goes away and when a new reference is added.<br />
In some cases, clients do need the ability to force an object to release its resources. The CLR uses the convention that such an object should implement the IDisposable interface, which provides a Dispose method. When a client has finished using an object with a Dispose method, it can explicitly call the Dispose method so that its resources will be released. For example, an object that wraps a database connection should expose a Dispose method.<br />
The tracing garbage collector can release objects in reference cycles correctly. Also, the performance of the tracing garbage collector is much faster than the performance of reference counting.<br />
Upgrade<br />
Wizard	In most cases, this change will not cause a problem. If you have code that holds a resource handle open (For example., Microsoft SQL Server™ connections or file handles), you should explicitly close the handle. The problem is easily detected and causes a run-time error.	 </p>
<p>Arrays </p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Arrays can be defined with lower and upper bounds of any whole number. The Option Base statement is used to determine the default lower bound if a range is not specified in the declaration.<br />
Visual Basic.NET	To enable interoperability with other languages, all arrays must have a lower bound of zero. This makes the Option Base statement no longer necessary.<br />
Upgrade<br />
Wizard	During upgrade, arrays are changed to be zero lower bound, as in the following example:<br />
Dim a(1 To 10) As String<br />
is upgraded to:<br />
&#8216;UPGRADE_WARNING: Lower Bound of array a was changed from 1 to 0<br />
Dim a(10) As String<br />
Dim, ReDim, and LBound statements are marked with warnings to help you review the changes.	 </p>
<p>ReDim</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Visual Basic 6.0 has a distinction between fixed-size and variable-size arrays. Fixed-size arrays are declared with the Dim statement, which includes the bounds of the array within this declaration. Dynamic arrays are declared in Dim statements by not specifying bounds information. The dynamic array then needs to be re-dimensioned with the ReDim statement before it can be used. In Visual Basic 6.0, the ReDim statement provides a shorthand way to declare and allocate space for a dynamic array within a single statement. The ReDim statement is the only statement in Visual Basic 6.0 that can be used both to declare and to initialize a variable.<br />
Visual Basic.NET	The ReDim statement is used only for allocating or reallocating the space for an array rather than reallocating the array. This is because all arrays in Visual Basic.NET are dynamic, and a Dim statement can be used in Visual Basic.NET both to declare and to initialize a dynamic array.<br />
Because all variable declarations can both declare and specify an initial value for variables, the use of ReDim to both declare and initialize variables becomes redundant and unnecessary. Requiring that only the Dim statement can be used to declare variables keeps the language simpler and more consistent.<br />
Upgrade<br />
Wizard	If ReDim() is used to declare an array, the appropriate declaration is inserted into the code for you. However, the best practice is to insert the Dim statement into the array first yourself, since using ReDim to declare an array relies on the upgrade tool to infer the correct declaration. Using ReDim also makes for awkward code, since the array is being declared identically in two places.	 </p>
<p>Assignment</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	There are two forms of assignment: Let assignment (the default) and Set assignment. Set assignment can be used only to assign object references. The semantics of Let assignment are complex, but can be summarized as follows:<br />
·1	If the expression on the right-hand side of the Let statement evaluates to an object, the default property of the instance is automatically retrieved and the result of that call is the value that was assigned.<br />
·2	If the expression on the left-hand side of the Let statement evaluates to an object, the default Let property of that object is called with the result of evaluating the right-hand side. An exception to this rule applies if the left-hand side is a variant containing an object, in which case the contents of the variant are overwritten.<br />
Visual Basic.NET	There is only one form of assignment. &#8220;x = y&#8221; means to assign the value of variable or property &#8220;y&#8221; to the variable or property &#8220;x&#8221;. The value of an object type variable is the reference to the object instances, so if &#8220;x&#8221; and &#8220;y&#8221; are reference type variables, then a reference assignment is performed. This single form of assignment reduces complexity in the language and makes for much more readable code.<br />
Upgrade Wizard	Set and Let statements are removed. The default properties for strongly typed objects are resolved and explicitly added to the code.<br />
.	 </p>
<p>Calling procedures</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Two forms of procedure calls are supported: one using the Call statement, which requires parentheses around the list of arguments, and one without the Call statement, which requires that parentheses around the argument list not be used.<br />
It is common in Visual Basic 6.0 for a developer to call a procedure without the call keyword but to attempt to include parentheses around the argument list. Fortunately, when there is more than one parameter, the compiler will detect this as a syntax error. However, when only a single parameter is given, the parentheses around the single argument will have the affect of passing an argument variable as ByVal rather than ByRef. This can result in subtle bugs that are difficult to track down.<br />
Visual Basic.NET	Parentheses are now required around argument lists in all cases.<br />
Upgrade Wizard	Parentheses are inserted for procedure calls that do no have them.	 </p>
<p>Static procedures</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Procedures can be declared with the Static keyword, which indicates that the procedure&#8217;s local variables are preserved between calls.<br />
Visual Basic.NET	The Static keyword is not supported on the procedure, and all static local variables need to be explicitly declared with the Static statement.<br />
There is very little need to have all the variables within a procedure be static. Removing this feature simplifies the language and improves its readability, because local variables are always stack allocated unless explicitly declared as static.<br />
Upgrade<br />
Wizard	If a procedure is marked as Static, all local variable declarations are changed to Static.<br />
Static Sub MySub()<br />
    Dim x As Integer<br />
    Dim y As Integer<br />
End Sub<br />
Is upgraded to:<br />
Sub MySub()<br />
    Static x As Integer<br />
    Static y As Integer<br />
End Sub	 </p>
<p>Parameter ByVal/ByRef default</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Parameters that do not specify either ByVal or ByRef default to ByRef.<br />
Visual Basic.NET	Parameters that do not specify either ByVal or ByRef default to ByVal.<br />
Defaulting to ByVal rather than ByRef eliminates the problem of having a procedure mistakenly modify a variable passed in by the caller. This also makes the default calling convention consistent with assignment, such that parameters are effectively bound to the expressions passed in by an assignment of the expression to the formal parameter.<br />
Note that to avoid confusion for users moving from Visual Basic 6.0 to Visual Basic.NET, the IDE will automatically add the ByVal keyword on any parameter declarations that the user enters without explicitly specifying ByVal or ByRef.<br />
Upgrade<br />
Wizard	ByRef is added to parameters that don&#8217;t have either a ByVal or ByRef modifier.	 </p>
<p>IsMissing and optional parameters</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Optional Variant parameters with no default values are initialized to a special error code that can be detected by using the IsMissing function.<br />
Visual Basic.NET	Visual Basic.NET requires that a default value be specified for all optional parameters. This simplifies the language by reducing the number of special values in the language.<br />
Upgrade<br />
Wizard	IsMissing functions are replaced with IsNothing functions and are commented with an upgrade warning.	 </p>
<p>ParamArray parameters</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	When variables are passed to a ParamArray argument, they can be modified by the called function. ByVal ParamArray elements are not supported.<br />
Visual Basic.NET	When variables are passed to a ParamArray argument, they cannot be modified by the called function. ByRef ParamArray elements are not supported.<br />
A more common scenario for ParamArray arguments is for them not to modify variables that are passed in to them. Not supporting ByRef ParamArray arguments simplifies the ParamArray calling convention by making ParamArray arguments be normal arrays. This enables ParamArray arguments to be extended to any element type and allows functions that expect ParamArray arguments to be called directly with an array rather than an argument list.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Procedures that use ParamArray arguments are commented with an upgrade warning. For example, the following code:<br />
Function MyFunction(ParamArray p() As Variant)<br />
&#8216;&#8230;<br />
End Function<br />
is upgraded to:<br />
&#8216; UPGRADE_WARNING: ParamArray p was changed from ByRef to ByVal<br />
Function MyFunction(ByVal ParamArray p() As Object)<br />
&#8216;&#8230;<br />
End Function	 </p>
<p>As Any parameters in Declares</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	A parameter of a native API could be declared &#8220;As Any&#8221;, in which case a call to the native API could pass in any data type. This was supported to enable calling APIs whose parameters supported two or more data types.<br />
Visual Basic.NET	Overloaded Declare statements can be defined so that they allow a native API to be called with two or more data types. For example, the following Declare statement:<br />
Private Declare Function GetPrivateProfileString _<br />
        Lib &#8220;kernel32&#8243; Alias &#8220;GetPrivateProfileStringA&#8221; ( _<br />
        ByVal lpApplicationName As String, _<br />
        ByVal lpKeyName As Any, _<br />
        ByVal lpDefault As String, _<br />
        ByVal lpReturnedString As String, _<br />
        ByVal nSize As Integer, _<br />
        ByVal lpFileName As String) As Integer<br />
could be replaced with two Declare versions, one that accepts a Integer and one that accepts a string:<br />
Private Declare Function GetPrivateProfileStringKey _<br />
        Lib &#8220;kernel32&#8243; Alias &#8220;GetPrivateProfileStringA&#8221; ( _<br />
        ByVal lpApplicationName As String, _<br />
        ByVal lpKeyName As String, _<br />
        ByVal lpDefault As String, _<br />
        ByVal lpReturnedString As String, _<br />
        ByVal nSize As Integer, _<br />
        ByVal lpFileName As String) As Integer<br />
Private Declare Function GetPrivateProfileStringNullKey _<br />
        Lib &#8220;kernel32&#8243; Alias &#8220;GetPrivateProfileStringA&#8221; ( _<br />
        ByVal lpApplicationName As String, _<br />
        ByVal lpKeyName As Integer, _<br />
        ByVal lpDefault As String, _<br />
        ByVal lpReturnedString As String, _<br />
        ByVal nSize As Integer, _<br />
        ByVal lpFileName As String) As Integer<br />
This improves type safety and reduces the chance of a bug causing your program to fail. This can happen because the compiler will not allow the API to be called with data types other than those that it is explicitly defined to accept.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Declare statements using As Any parameters are commented with an upgrade warning.	 </p>
<p>Implements</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Implements statement specifies an interface or class that will be implemented in the class module in which it appears.<br />
The Visual Basic 6.0 model stems from the fact that COM does not actually allow classes to have methods; instead, classes are simply a collection of interface implementations. Visual Basic 6.0 simulates classes with methods by introducing the concept of a default interface. When an Implements statement specifies a class, that class implements the default interface of the class. Unfortunately the default interface concept is not supported in other languages, and any cross-language programming must deal directly with the default interface.<br />
Visual Basic.NET	Implements in Visual Basic.NET is different than in Visual Basic 6.0 in two essential ways:<br />
1.	Classes can not be specified in Implements statements.<br />
2.	Every method that implements an interface method requires an Implements clause at the end of the method declaration statement. This will specify what interface method it implements.<br />
Visual Basic.NET maintains a strict distinction between interfaces and classes.<br />
Readability is improved by requiring an Implements clause on each method that implements a method in an interface; it is obvious when reading code that the method is being used to implement an interface method.<br />
Upgrade<br />
Wizard	If class &#8220;a&#8221; implements class &#8220;b&#8221;, the interface is declared for class &#8220;b&#8221;, and class &#8220;a&#8221; is changed to implement the interface of class &#8220;b&#8221;:<br />
Interface _b<br />
  Function MyFunction() As String<br />
End Interface<br />
Class a<br />
  Implements _b<br />
  Function b_MyFunction() As String Implements _b.MyFunction<br />
End Function<br />
End Class	 </p>
<p>Property</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	In Visual Basic 6.0, the Get, Let, and Set property functions for a specific property can be declared with different levels of accessibility. For example, the Property Get function can be Public while the Property Let is Friend.<br />
Visual Basic.NET	The Get and Set functions for a property must both have the same level of accessibility. This allows Visual Basic.NET to interoperate with other .NET languages.<br />
Upgrade<br />
Wizard	 If there is a different level of accessibility, the new property is public 	 </p>
<p>Default properties</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Any member can be marked as the default for a class.<br />
Visual Basic.NET	Only properties that take parameters can be marked as default. It is common for those properties with parameters to be indexers into a collection.<br />
This makes code more readable, since a reference to an object variable without a member always refers to the object itself, rather than referring to the object in some contexts and to the default property value in other contexts. For example, a statement &#8220;Call Display(TextBox1)&#8221; might be passing the text box instance to the Display function or it might be passing the contents of the text box.<br />
Also, removing this ambiguity eliminates the need for a separate statement to perform reference assignment. An assignment &#8220;x = y&#8221; always means to assign the contents of variable &#8220;y&#8221; to variable &#8220;x&#8221;, rather than to assign the default property of the object that &#8220;y&#8221; references to the default property of the object that &#8220;x&#8221; references.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Default properties are resolved where possible. Error comments are added where they cannot be resolved (on-late bound objects).	 </p>
<p>Enumerations</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Enumeration constants can be referenced without qualification.<br />
Visual Basic.NET	Enumerations constants can be referenced without qualification if an Import for the enumeration is added at file or project level.<br />
This keeps consistency with classes, structures, and interfaces in which members can be given generic names without a risk of conflict with other members. For example, the Color enumeration and the Fruit enumeration can both contain a constant named Orange. In Visual Basic 6.0, the convention is to prefix enumeration constants to make them unique, which leads to awkward names such as MsColorOrange and MsFruitOrange.<br />
Upgrade<br />
Wizard	References to enumerations are changed to be fully qualified.	 </p>
<p>While</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	While statements are ended with a WEnd statement.<br />
Visual Basic.NET	To be consistent with other block structures, the terminating statement for While is now End While. This improves language consistency and readability.<br />
Upgrade<br />
Wizard	WEnd statements are changed to End While.	 </p>
<p>On…GoTo and On…GoSub</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The On expression Goto destinationlist and On expression GoSub destinationlist statements branch to one of several specified lines in the destination list, depending on the value of an expression.<br />
Visual Basic.NET	On…GoTo and On…GoSub are nonstructured programming constructs. Their use makes programs harder to read and understand. Select Case can provide a more structured and flexible way to perform multiple branching.<br />
Note: On Error GoTo is still supported.<br />
Upgrade<br />
Wizard	The following example:<br />
On MyVariable GoTo 100,200,300<br />
is commented with an upgrade error:<br />
&#8216; UPGRADE_ISSUE On MyVariable GoTo was not upgraded<br />
On MyVariable GoTo 100,200,300<br />
You should rewrite your code to avoid such statements.  For example:<br />
On x Goto 100,200,300<br />
Can be rewritten as:<br />
Select Case x<br />
  Case 1: &#8216;Insert the code for line 100<br />
  Case 2: &#8216;Insert the code for line 200<br />
  Case 3: &#8216;Insert the code for line 300<br />
End Select</p>
<p>GoSub…Return</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The GoSub line … Return statement branches to and returns from a subroutine within a procedure.<br />
Visual Basic.NET	GoSub…Return is a nonstructured programming construct. Its use makes programs harder to read and understand. Creating separate procedures that you can call may provide a more structured alternative.<br />
Upgrade<br />
Wizard	As with On&#8230;GoTo, these statements are commented with an upgrade error.	 </p>
<p>LSet</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	LSet pads a string with spaces to make it a specified length, or copies a variable of one user-defined type to a variable of a different user-defined type.<br />
Visual Basic.NET	The LSet statement is not supported. LSet is not type safe, so it can result in errors at run time. Also, because it is not type safe it requires full trust in order to be executed. Removing the LSet statement discourages the copying of one structure over another; however, you can achieve the same effect by modifying your Visual Basic.NET code to use RtlCopyMemory.<br />
Upgrade<br />
Wizard	This statement:<br />
LSet a1 = a2<br />
It is commented with an upgrade error<br />
&#8216; UPGRADE_ISSUE: LSet cannot assign a UDT from one type to another<br />
LSet a1 = a2	 </p>
<p>VarPtr, StrPtr, and ObjPtr</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	VarPtr, StrPtr, and ObjPtr return the addresses of variables as integers, which can then be passed to API functions that take addresses, such as RtlCopyMemory. VarPtr returns the address of a variable, StrPtr returns the address of a string, and ObjPtr returns the address of an object. These functions are undocumented.<br />
Visual Basic.NET	The addresses of data items can be retrieved, but retrieval must be done via calls into the CLR. This is because the CLR is normally free to move items within memory, so it needs to know when not to move the item while the address is being used. The following example retrieves the address of an object:<br />
Dim MyGCHandle As GCHandle = GCHandle.Alloc(o, GCHandleType.Pinned)<br />
Dim Address As Integer = CInt(MyGCHandle.AddrOfPinnedObject())<br />
&#8216;&#8230;<br />
MyGCHandle.Free() &#8216;allows the object instance to be moved again<br />
Allowing data items to be moved by the runtime improves the performance of the runtime.<br />
Upgrade<br />
Wizard	There is no automatic upgrade for these statements, so they are commented with a &#8220;(statement) is not supported&#8221; upgrade error. For example, the following code:<br />
a = VarPtr(b)<br />
is upgraded to:<br />
&#8216; UPGRADE_ISSUE: Function VarPtr() is not supported<br />
a = VarPtr(b)<br />
This also causes a compile error.	 </p>
<p>File I/O</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	File I/O statements are included in the language.<br />
Visual Basic.NET	File I/O operations are available only through class libraries. Removing the file I/O statements from the language allows different I/O libraries to be easily used from Visual Basic.NET. This would be more awkward if the file I/O statements were in the language, because identifiers such as Open, Close, Print, and Write would be reserved words.<br />
Upgrade<br />
Wizard	The file I/O statements are upgraded to the corresponding functions. For example, the following code:<br />
Open &#8220;MyFile.txt&#8221; For Input As #1<br />
is upgraded to:<br />
FileOpen( 1, &#8220;MyFile.txt&#8221;, OpenMode.Input )	 </p>
<p>Debug.Print</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Debug.Print outputs a line of text to the Immediate window.<br />
Visual Basic.NET	In Visual Studio.NET, the Immediate window is replaced with the Immediate and Output windows. The Immediate window is used to enter and display results when an application is in break mode.  The Output window shows build information and program output.<br />
Debug.WriteLine outputs a line of text to the Output window. There is also a Debug.Write method that outputs text to the Output window without a linefeed.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Debug.Print is upgraded to Debug.WriteLine.	 </p>
<p>Resource files</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Visual Basic 6.0 supports one .res file per project.<br />
Visual Basic.NET	Visual Basic.NET has rich support for resources. Forms can be bound to retrieve resources automatically from the new .resX-formatted resource files. Any CLR class can be stored in a .resX file.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Files are upgraded from .res to .resX, and code is changed to load from the .resX files.	 </p>
<p>Windows Applications<br />
Visual Basic forms</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Visual Basic 6.0 has its own forms package for creating graphical Windows applications.<br />
Visual Basic.NET	Windows Forms is a new forms package for Visual Basic.NET. Because Windows Forms is built from the ground up to target the common language runtime (CLR), it can take advantage of all of its features. In particular, because the Windows Forms package takes advantage of the deployment, application isolation, versioning, and code-access security features, you can now build Windows Client applications that are significantly easier to deploy and update. You can even build Windows Forms applications that have the same browser deployment characteristics as HTML. These characteristics, like the granular control of code access security, also make using Windows Forms controls in the browser very compelling.<br />
The Windows Forms set also offers Visual Basic developers many new features, such as visual inheritance, improved localization and accessibility support, automatic form resizing, and an in-place menu editor.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Visual Basic forms are upgraded to Windows Forms.	 </p>
<p>PrintForm method</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The PrintForm method sends a bit-by-bit image of a Form object to the printer. However, this printing feature doesn&#8217;t work correctly on some forms.<br />
Visual Basic.NET	In Windows Forms, Visual Basic.NET has a printing framework that allows you to build complex print documents quickly. It also includes a built-in Print Preview dialog box.<br />
Upgrade<br />
Wizard	PrintForm method calls are commented with an upgrade error. You can use the new printing framework to build a print document, or you can even grab a screenshot of the application window and print it.	 </p>
<p>Circle, Cls, PSet, Line, and Point methods</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Circle, Cls, PSet, Line, and Point methods allow you to draw graphics on a form as well as to clear them.<br />
Visual Basic.NET	Windows Forms has a new set of graphics commands that replace the Form methods Circle, Cls, PSet, Line, and Point. The Windows Forms package is built on top of GDI+, a feature-rich 2-D text and imaging graphics library that is now directly accessible from Visual Basic.NET. Visual Basic programmers have not been able to access these types of features in previous versions without having to drop down to Declare statements and GDI APIs. While the learning curve is a little steeper, the flexibility and power of GDI+ will allow programmers to quickly develop applications that that would have taken significantly more work in previous versions of Visual Basic.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Calls to these methods are commented with an upgrade error. You can write your graphics calls using the GDI+ classes in System.Drawing.	 </p>
<p>Caption property</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Some controls, such as Label, have a Caption property that determines the text displayed in or next to the control. Other controls, such as TextBox, have a Text property that determines the text contained in the control.<br />
Visual Basic.NET	In Windows Forms, the property that displays text in a control is consistently called Text on all controls. This simplifies the use of controls.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Caption properties for the controls are changed to Text.	 </p>
<p>ScaleMode property</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The ScaleMode property returns or sets a value that indicates the unit of measurement for coordinates of an object when using graphics methods or when positioning controls.<br />
Visual Basic.NET	Windows Forms simplifies form layout by always making measurements in pixels.<br />
In addition, Windows Forms has a better way to handle resizing. The AutoScaleBaseSize property automatically adjusts the scale according to the resolution (dpi) of the screen and font size you use.  </p>
<p>Upgrade<br />
Wizard	Code that used &#8216;twips&#8217; (the default Visual Basic 6.0 ScaleMode setting) upgrades perfectly. If ScaleMode is non-twips, you&#8217;ll have sizing issues.</p>
<p>Fonts</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Forms and controls can use any Windows font.<br />
Visual Basic.NET	Forms and controls can only use TrueType or OpenType fonts. These types of fonts solve many inconsistencies across different operating-system versions and their localized versions. These fonts also provide features, such as device resolution independence and anti-aliasing.<br />
Upgrade<br />
Wizard	If you have non-TrueType fonts in your application, these are changed to the default Windows Form font; however, formatting (size, bold, italic, underline) will be lost.	 </p>
<p>Screen.MousePointer property</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The MousePointer property on the Screen object returns or sets a value indicating the type of mouse pointer displayed when the mouse is outside your application&#8217;s forms at run time.<br />
Visual Basic.NET	The mouse pointer can be manipulated for forms inside of the application, but it cannot when it&#8217;s outside of the application. We will be addressing this feature in a future release.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Use of Sceen.MousePointer is commented with an upgrade error.	 </p>
<p>Timer.Interval property</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Interval property on a Timer control returns or sets the number of milliseconds between calls to the Timer event. If it&#8217;s set to 0, it disables the Timer control. The Enabled property also determines whether the timer is running. This is confusing, because even when the Enabled propertyis true, the timer won&#8217;t be enabled if the interval is 0.<br />
Visual Basic.NET	The Interval property indicates the time, in milliseconds, between timer ticks. This property cannot be set to 0. The Enabled property indicates whether the timer is running. This provides a more intuitive behavior to simplify coding with Timer objects.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Where the Upgrade Wizard can detect that Timer.Interval is set to 0, it will be commented with an upgrade error.<br />
You are advised to use Timer.Enabled in your Visual Basic 6.0 applications, as this upgrades perfectly.	 </p>
<p>Control arrays</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	A control array is a group of controls that share the same name and type. They also share the same event procedures. A control array has at least one element and can grow to as many elements as your system resources and memory permit. Elements of the same control array have their own property settings.<br />
Visual Basic.NET	The Windows Form architecture natively handles many of the scenarios for which control arrays were used. For instance, in Windows Forms you can handle more than one event on more than one control with a single event handler.<br />
Upgrade<br />
Wizard	A Control Array Windows Forms extender control in the compatibility library provides this feature.	 </p>
<p>Menu controls</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	A Menu control represents each item in a menu tree. The same Menu control instance can be used simultaneously as a main menu or a context menu.<br />
Visual Basic.NET	A MenuItem control represents each item in a menu tree. The MenuItem control can be added to either a MainMenu item or a ContextMenu item, but not to both at once. You can use the CloneMenu method on the MenuItem to create a copy if you&#8217;d like to share a menu between a MainMenu object and a ContextMenu object.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Use of context menus is commented with an upgrade error. You can use MenuItem.CloneMenu to make a copy of the MainMenu item for use as a ContextMenu item.	 </p>
<p>OLE container control</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The OLE container control enables you to add OLE objects to your forms.<br />
Visual Basic.NET	There is no OLE container control in Visual Basic.NET. If you need the equivalent of the OLE container control, you can add the WebBrowser control to a form and use it as an OLE container control.<br />
Upgrade<br />
Wizard	An error is added in the upgrade report, and an unsupported-control placeholder is put on the form.	 </p>
<p>Image control</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Image and PictureBox controls both display a graphic from a bitmap, icon, metafile, enhanced metafile, JPEG, or GIF file.<br />
Visual Basic.NET	The Visual Basic.NET PictureBox control replaces the Visual Basic 6.0 PictureBox and Image controls. The Windows Forms PictureBox control also supports animated GIFs. However, if you require a very lightweight solution for painting an image onto a form, you can also override the OnPaint event for the form and use the DrawImage method.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Image controls are changed to PictureBox controls.	 </p>
<p>Line and Shape controls</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Line control displays as a horizontal, vertical, or diagonal line. The Shape control displays a rectangle, square, oval, circle, rounded rectangle, or rounded square.<br />
Visual Basic.NET	The GDI+ classes in System.Drawing replace the Line and Shape controls. If you want to draw shapes on the form, override the OnPaint event and paint circles, squares, and so forth by using the GDI+ Draw methods.<br />
Upgrade<br />
Wizard	Horizontal and vertical Line controls are changed to Label controls (no text, with height or width set to 1). Diagonal lines raise an error in the report, and an unsupported-control placeholder is put on the form.<br />
Rectangle and square Shape controls are changed to Label controls. Other Shape controls raise an error in the report, and an unsupported-control placeholder is put on the form.	 </p>
<p>Windowless controls</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Lightweight controls, sometimes referred to as windowless controls, differ from regular controls in one significant way: They don&#8217;t have a window handle (hWnd property). Because of this, they use fewer system resources. You create a lightweight user control by setting the Windowless property to true at design time. Lightweight user controls can contain only other lightweight controls. Not all containers support lightweight controls.<br />
Visual Basic.NET	Most windowless controls will default to being windowed when used in Windows Forms. The main benefit of using windowless controls is to reduce resource consumption (window handles) when you have a very large number of controls on a form. This applies to Windows 9x only. Windows NT and Windows 2000 do not have these resource constraints.<br />
While there are disadvantages to using windowless controls (layout issues such as layering problems), Microsoft recognizes the value of them and will be releasing samples that show how to achieve similar effects in Windows Forms.<br />
Upgrade	No special action is required.<br />
Clipboard</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Clipboard object provides access to the system clipboard.<br />
Visual Basic.NET	The Clipboard class provides methods to place data on and retrieve data from the system clipboard. The new Clipboard class offers more functionality and supports more clipboard formats than the Visual Basic 6.0 Clipboard object. The object model has been restructured to support these.<br />
Upgrade<br />
Wizard	The existing clipboard code cannot automatically be upgraded because of the differences between object models. Clipboard statements will be commented with an upgrade error.	 </p>
<p>Dynamic data exchange</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Certain controls have properties and methods that support Dynamic Data Exchange (DDE) conversations.<br />
Visual Basic.NET	Windows Forms has no built-in DDE support.<br />
Upgrade<br />
Wizard	DDE properties and methods are commented with an upgrade warning.	 </p>
<p>Web Applications</p>
<p>WebClasses</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	A WebClass is a Visual Basic component that resides on a Web server and responds to input from the browser. A WebClass typically contains WebItems that it uses to provide content to the browser and expose events.<br />
Visual Basic.NET	Web Forms is a .NET Framework feature that you can use to create a browser-based user interface for your Web applications. Visual Basic.NET has a WYSIWYG designer for graphical Web Form creation using controls from the Toolbox. This gives Web user-interface development the same feel as Windows development. Also, when the project is built, the Internet Information Services (IIS) server does not have to be stopped and restarted to deploy the new bits, as it does with WebClasses.<br />
Upgrade<br />
Wizard	WebClasses are upgraded to Web Forms. Any state storage calls will be commented with an upgrade warning. These can be rewritten to take advantage of the ASP.NET state management features.<br />
You may also choose to leave WebClass applications in Visual Basic 6.0, and navigate from a Visual Basic.NET Web Form to a WebClass, to a WebForm, and so on..	 </p>
<p>ActiveX documents and DHTML applications</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	ActiveX® documents can appear within Internet browser windows, and offer built-in viewport scrolling, hyperlinks, and menu negotiation. DHTML applications contain DHTML pages and client-side ActiveX DLLs.<br />
Visual Basic.NET	Web Forms support broad-reach applications through standard HTML. Rich applications can be supported in a much more secure way by using Windows Forms controls hosted in a browser, or with a downloaded &#8220;safe Windows Form&#8221; EXE. This code runs inside of a secure sandbox, so that it cannot do harm to a user&#8217;s computer.<br />
Upgrade<br />
Wizard	While ActiveX documents and DHTML applications cannot be directly upgraded, you can still navigate between ActiveX documents, DHTML applications, and Web Forms.<br />
Data</p>
<p>ADO, RDO, and DAO code</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	ADO, RDO, and DAO objects are used for connected and disconnected data access.<br />
Visual Basic.NET	ADO.NET provides additional classes for disconnected data access. These classes provide performance and scalability improvements over previous versions of ActiveX® Data Objects (ADO) when used in distributed applications. They also allow simpler integration of XML data with your database data.<br />
Upgrade	ADO, RDO, and DAO can still be used in Visual Basic.NET code.	 </p>
<p>ADO, RDO, and DAO Data Binding</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	Controls on Visual Basic forms can be bound to ADO, RDO, and DAO data sources.<br />
Visual Basic.NET	ADO.NET offers read/write data binding to controls for Windows Forms and read-only data binding for Web Forms.<br />
Upgrade<br />
Wizard	ADO data binding is upgraded to the new ADO.NET data binding. However, RDO and DAO data binding cannot be upgraded and will add errors to the upgrade report.	 </p>
<p>Integrated Development Environment</p>
<p>Immediate window</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	From the Immediate window in Design mode, you can run parts of your code without launching the entire application through its Startup object. For example, you can show forms, call module procedures, and interact with global variables. This is possible because Visual Basic 6.0 is running the application from an in-memory image of the code, and is not debugging the built output that&#8217;s used at run time.<br />
Visual Basic.NET	From the Command window in Design mode, you can execute IDE commands, but you cannot run individual parts of your application. This is because Visual Basic.NET runs and debugs the actual built output that is used at run time. This form of debugging provides the most accurate replication of the run-time behavior.	 </p>
<p>IDE and project extensibility</p>
<p>Visual<br />
Basic 6.0	The Visual Basic 6.0 integrated development environment (IDE) extensibility model is supported by Visual Basic 6.0 only.<br />
Visual Basic.NET	The new IDE extensibility model is generic for all project types inside of Visual Studio.NET. This makes it much simpler to create add-ins that work with many different types of projects. The Visual Basic project system extensibility model is also shared with C#&#8211;so project specific functions, such as adding a reference or changing a project property, are done the same way in both languages.<br />
A Visual Studio.NET code model also gives extensibility writers a common object model to walk the code in projects of different languages. Visual Basic supports reading code through the code model. To write code, you can grab an insert point from the model and then spit out Visual Basic syntax.	 </p>
<p>2.2 Visual C#  .NET</p>
<p>C# is a new programming language developed by Microsoft. C# has power of C++ since it&#8217;s derived from C and C++. Besides that, C# is a Java like language for web programming and it has some good features of Delphi too. Microsoft says, that C# is the best language to develop its .NET Framework applications. The most popular tool for creating C# code is Microsoft’s Visual Studio.NET. However, it is not the only choice. Here are the descriptions of what you need to work with C#:  </p>
<p>Installing .NET SDK is first step to run C# on your machine. You can install .NET SDK on Windows ME, Windows NT, or Windows 2000. But Windows 2000 is recommended. After selecting your OS, you need to follow these steps:<br />
Install IE 5.5<br />
Install Microsoft .NET Framework SDK..<br />
After installing these you can write your code in any text editor and save it as .cs extension. Type this in an notepad and save as my.cs.<br />
A Simple C# Example :</p>
<p>Writing a Program :<br />
Writing a C# program is similar to writing C++ applications. You open any text editor and type this code.</p>
<p>using System;<br />
class MyClass <br />
{<br />
 static void Main() {<br />
  Console.WriteLine(&#8220;Hello World!&#8221;);<br />
 }<br />
}<br />
 <br />
Compiling a C# program :<br />
Now use command line to compile your cs file. C# compiler takes at least one argument i.e., file name. Say your C# file name is myclass.cs then here is command line syntax. </p>
<p>csc myclass.cs<br />
C# compiler creates an exe file in the bin dir of your project. Just run this exe and see the output.  </p>
<p>Now, lets take a look of the code line by line.</p>
<p>The first line of your program is using System. </p>
<p>using System. <br />
System is a namespace which stores system classes. The Console class, we used in the program to display the output on the console is defined in the System namespace. That&#8217;s why this like is there.<br />
Next line is class MyClass. The class keyword in C# is used to create a new class. </p>
<p>class MyClass <br />
{<br />
   &#8230;.<br />
}<br />
Each class has one static void Main() function. This function is the entry point of a C# program. </p>
<p> static void Main() {<br />
  Console.WriteLine(&#8220;Hello, C# World!&#8221;);<br />
 }<br />
The WriteLine method of the Console class writes text to the console.</p>
<p>Microsoft Java Language Conversion Assistant<br />
 <br />
The Microsoft Java Language Conversion Assistant is a tool that automatically converts existing Java-language source code into C# for developers who want to move their existing applications to the Microsoft .NET Framework.The Java Language Conversion Assistant provides the quickest low-cost method of moving existing applications to C# on the .NET Framework. Developers can then extend these applications to produce and consume Extensible Markup Language (XML) Web services and to take advantage of the benefits of the .NET Developer Platform, including Microsoft ASP.NET, Microsoft ADO.NET, and Microsoft Windows® Forms. The Java Language Conversion Assistant provides:</p>
<p>Integration with Visual Studio .NET.<br />
The Java Language Conversion Assistant provides programming tool support through its integration with the award-winning Microsoft Visual Studio® .NET integrated development environment (IDE). Continuing application development or migration tasks are easily identified or completed using the IDE.<br />
Protection for existing investments.<br />
By converting your business logic, the Java Language Conversion Assistant helps you leverage your existing investment in business knowledge. This reduces the risk of new development while decreasing your time-to-market.<br />
Delivers full C# implementation.<br />
Converts existing Java-language source code to C# and uses the underlying .NET Framework directly. Developers can immediately start using the power of the .NET Framework and the component oriented programming features of C#.</p>
<p>Applications and services converted with the Java Language Conversion Assistant will run only in the .NET Framework and will not run on any Java virtual machine. The Java Language Conversion Assistant has been developed independently by Microsoft. It is neither endorsed nor approved by Sun Microsystems, Inc.</p>
<p>2.3 Visual C++.NET</p>
<p>This new version of C++ supports both types of development &#8211; .NET based as well as Win 32 based (in previous versions). In .NET based development, you use .NET class library for your development. In Win32 development, you use old ways – MFC, ATL or Win32 API. </p>
<p>2.4 Visual J#.NET</p>
<p>Microsoft Visual J#™ .NET is a development tool for Java-language developers who want to build applications and services on the Microsoft .NET Framework. Visual J# .NET joins more than 20 previously announced languages with its ability to target the .NET Framework and first-class XML Web services.<br />
Visual J# .NET provides:</p>
<p>The easiest transition for Java-language developers into the world of XML Web services.<br />
Dramatically improved interoperability of Java-language programs with existing software written in a variety of other programming languages.<br />
The opportunity for Microsoft Visual J++® customers and other Java-language programmers to take advantage of existing investments in skills and code while fully utilizing the Microsoft platform today and into the future. </p>
<p>Visual J# .NET includes technology that enables customers to migrate Java-language investments to the .NET Framework. Existing applications developed with Visual J++ can be easily modified to execute on the .NET Framework, interoperate with other .NET-connected languages and applications, and incorporate new .NET functionality such as Microsoft ASP.NET, Microsoft ADO.NET, and Microsoft Windows® Forms. Further, developers can use Visual J# .NET to create entirely new .NET-connected applications.</p>
<p>Here are 10 top reason to adopt with Microsoft Visual J# .NET :</p>
<p> 	Familiar Language Syntax<br />
If you are already familiar with the syntax of the Java language, why learn anything else? Microsoft Visual J# .NET can be used by Java-language developers immediately with almost no learning curve.<br />
 	Multi-Language Aware<br />
Integrate your applications directly with components, services, and classes written in other languages.<br />
 	Object-based Type System<br />
Visual J# .NET provides developers with a modern and intuitive object-based type system that eliminates the need for complex and error-inducing pointer and template features found in other languages.<br />
 	Access to the Microsoft .NET Framework<br />
Visual J# .NET provides developers with access to the Microsoft .NET Framework, a robust, thread-safe library of collection classes, networking functionality, data access classes, and more.<br />
 	Interactive XML Web Services<br />
Visual J# .NET allows developers to deploy and consume rich, interactive XML Web services that reduce development time by enabling software aggregation from any platform.<br />
 	Java Investment Protection<br />
Visual J# .NET provides a low-cost route to migrate your Java programs and programmers to .NET-connected technologies and applications.<br />
 	Visual Studio .NET IDE<br />
Visual J# .NET provides developers with the award-winning Visual Studio .NET integrated development environment (IDE), which includes support for Task Lists, Property Editors, Microsoft IntelliSense®, Forms Designers, and much more.<br />
 	Powerful Windows-based Applications<br />
The new Microsoft Windows® Forms Designer enables developers to get their desktop applications to market in less time. New features include control anchoring and docking to eliminate the need for complex resize code, the in-place menu editor to deliver WYSIWYG menu creation, and the tab order editor to provide rapid application development (RAD) organization of controls.<br />
 	Easy Web-based Application Development<br />
Using new Web Forms, you can easily build true thin-client Web-based applications that intelligently render on any browser and on any platform. Web Forms deliver a RAD programming experience for the creation of great Web-based applications. The new HTML Designer delivers IntelliSense statement completion for HTML tags and the separation of user interface (UI) and code enable more efficient team-based development.<br />
 	Simple Reliable Deployment<br />
&#8220;No-touch&#8221; deployment features make application installation as easy as copying software onto the disk drives of client machines or to the servers in your data center. New applications won&#8217;t interfere with existing applications. Rich Windows interfaces, once an operational problem, can now be easily installed and serviced using the new Windows Forms 	 </p>
<p>3. Visual Studio.NET</p>
<p>Visual Studio .NET is the comprehensive tool set for rapidly building and integrating XML Web services, Microsoft Windows®–based applications, and Web solutions.It is visionary yet practical, the single comprehensive development tool for creating the next generation of applications has arrived. Developers can use Visual Studio .NET to: </p>
<p>Build the next-generation Internet : Developers can employ XML and built-in Microsoft ADO.NET tools to build high-performance, data-driven applications that target a variety of platforms.<br />
Develop powerful applications quickly : With an integrated development environment (IDE) for all languages, developers can take advantage of a common toolbox, debugger, and task window, greatly reducing the developer learning curve.<br />
Create solutions that span any device and integrate with any platform: Visual Studio .NET Professional gives developers the tools for integrating solutions across operating systems and languages</p>
<p>Visual Studio .NET is the only development environment built from the ground up for XML Web services. By allowing applications to share data over the Internet, XML Web services enable developers to assemble applications from new and existing code, regardless of platform, programming language, or object model.<br />
Visual Studio .NET is available in the following editions:</p>
<p>Enterprise Architect	Enterprise Developer	Professional<br />
Visual Studio .NET Enterprise Architect enables you to take advantage of the industry&#8217;s leading development tool and create sound architectural guidance for development teams. 	Visual Studio .NET Enterprise Developer provides a powerful, enterprise team development platform for rapidly building XML Web services and applications. 	Visual Studio .NET Professional enables you to rapidly build next-generation XML Web services and applications that target any Internet device and integrate across programming languages and operating systems. 	 </p>
<p>3.1 Build the Next-Generation Internet</p>
<p>Visual Studio .NET enables developers to rapidly build next-generation Internet applications that target any device and integrate with any platform. By providing the most modern and feature-rich development environment, Visual Studio .NET gives developers the tools for integrating solutions across operating systems and languages. With Visual Studio .NET, developers can easily convert existing business logic into reusable XML Web services, encapsulating processes and making them available to applications on any platform. Developers can easily incorporate any number of XML Web services that are cataloged and available in many independent Universal Description, Discovery, and Integration (UDDI) directories, providing a strong foundation of services and business logic for applications.</p>
<p>3.1.1 Build Data-Driven Applications with XML</p>
<p>Using XML, an industry-standard technology for describing data, Visual Studio .NET developers can build high-performance, data-driven applications. Developers can also use built-in ADO.NET tools that target a variety of databases, including Microsoft SQL Server™, Oracle, or any other XML-based source. With intrinsic support for XML, ADO.NET enables developers to share data across disparate computing platforms. Additionally, Visual Studio .NET Professional includes the Microsoft SQL Server 2000 Desktop Engine (MSDE 2000), which is 100 percent compatible with a SQL Server 2000 database. </p>
<p>3.1.2 Use Server-side Business Logic</p>
<p>Visual Studio .NET allows programmers to create and deploy critical server-based business logic. Historically, server-based programming has been tedious to code, prone to error, and difficult to test. With Visual Studio .NET, developers can visually compose middle-tier components using the Visual Component Designer, which enables developers to drag nonvisual objects—such as message queues, timers, and event logs—to a design surface from the Server Explorer, a new tool window that automatically discovers all necessary server-based resources. </p>
<p>3.2 Target Any Internet Device and Integrate with Any Platform</p>
<p>3.2.1 Streamline Web-based Development</p>
<p>With its powerful WYSIWYG designer for Web pages, IntelliSense HTML editing features, and Style Sheet Editor, Visual Studio .NET helps developers feel comfortable authoring complex Web-based solutions. Developers can also leverage Visual XML designers and IntelliSense XML tag completion for drag-and-drop creation and manipulation of data. By using automatically generated client-side validation code, Web developers can reduce the amount of client-side JavaScript and ensure that their application will work in both Microsoft Internet Explorer and Netscape browsers. </p>
<p>3.2.2 Build Windows-based Applications</p>
<p>Windows developers will find the new Windows Forms to be intuitive and efficient. Windows Forms are also compatible with any .NET-based language—including Microsoft Visual Basic® .NET and Microsoft Visual C#™ .NET. With visual inheritance, developers can greatly simplify the creation of Windows-based applications by centralizing in parent forms the common logic and user interface for their entire solution. Using control anchoring and docking, programmers can build resizable forms automatically, while the in-place menu editor enables developers to visually author menus directly from within the Forms Designer.</p>
<p>3.2.3 Reach Mobile Devices</p>
<p>For the broadest possible reach to Internet-enabled devices, Visual Studio .NET provides Mobile Internet features that enable developers to build a single mobile Web interface to support a broad range of devices—including WML 1.1 for WAP cell phones, compact HTML (cHTML) for i-mode phones, and HTML for Pocket PCs, Palm devices, and pagers. Server-side mobile controls intelligently generate the appropriate rendering and pagination for the target Web device, providing a rich and consistent user experience while preserving developer flexibility.</p>
<p>3.3 Increase Developer Productivity</p>
<p>Visual Studio .NET continues to set the benchmark for developer productivity. With the single, unified integrated development environment (IDE) for all languages, including Microsoft Visual Basic® .NET, Microsoft Visual C++® .NET, and Microsoft Visual C#™ .NET, development organizations can take advantage of a common toolbox, debugger, and task window, greatly reducing the developer learning curve and ensuring that developers can always choose the language most appropriate for their task and expertise. With IntelliSense statement completion and automatic syntax error checking, Visual Studio .NET informs developers when code is incorrect and provides immediate insight into class hierarchies and APIs. Using the Solution Explorer, developers can easily reuse code across projects and even build multiple-language solutions that most effectively meet their business needs. And, thanks to the fully extensible IDE, developers can enjoy the benefits of a vibrant third-party add-in and component vendor community—with components and controls to help them further customize and extend the environment to suit their needs.<br />
Using the Visual Studio .NET application wizards, project templates, and example source code, developers can rapidly create applications for Windows, the Web, and devices—with minimal up-front investment. Dynamic Help and the Microsoft Developer Network (MSDN®) provide assistance based on the current task and programming language, ensuring that developers are never at a loss for information when working with Microsoft .NET or their language of choice. Visual Studio Macros, similar to the Microsoft Visual Basic for Applications macros in Office, enable automation of routine tasks within the IDE, further enhancing the overall productivity of Visual Studio developers.</p>
<p>3.3.1 Choose from Multiple Languages<br />
Finally, developers can choose from a set of modernized languages and use the most appropriate language to solve their business problems. With Visual Basic .NET, developers gain a fully modernized, object-oriented programming language that is immediately familiar to legions of existing programmers. New Structured Exception Handling enables Visual Basic developers to write error-handling code once and store it in a central location for easy reuse. Visual Basic developers enjoy a familiar syntax, along with optional power features such as object-oriented programming and thread support.<br />
Visual C# .NET, Microsoft&#8217;s new language, offers increased productivity for the C and C++ developer. Visual C# .NET provides first-class support for components with properties, methods, indexers, attributes, versioning, and events—while providing robust and efficient support for .NET-connected technologies and applications.<br />
Visual C++ .NET continues to provide maximum power, performance, control, and flexibility for creating applications that leverage Windows directly. With new attribute-based programming and ATL Server, an extension to the ATL libraries, developers can use the C++ syntax to build ISAPI Web applications. Additionally, C++ developers can target the Microsoft .NET Framework with Managed Extensions to C++.</p>
<p>4. MICROSOFT .NET SERVERS</p>
<p>The Microsoft server products offer a comprehensive range of solutions for building an integrated and flexible business infrastructure. From messaging and collaboration to database management, and from e-commerce to content management, Microsoft servers offer the scalability, reliability, and manageability today&#8217;s agile businesses need to remain competitive. </p>
<p>BizTalk Server<br />
Microsoft BizTalk™ Server enables you to rapidly build and deploy integrated business processes within your organization and with partners. BizTalk Server offers a suite of tools and services that make building business processes and integrating applications faster. Secure, reliable trading partner relationships can be quickly implemented independent of operating system, programming model, or programming language. </p>
<p>Commerce Server<br />
Microsoft Commerce Server offers users a less complicated and less time-consuming way to build tailored, effective e-commerce solutions. By providing the application framework, together with sophisticated feedback mechanisms and analytical capabilities, you can quickly develop sites that optimize the customer experience, encouraging repeat business and forging tighter partner relationships. Commerce Server 2002 tightly integrates with VisualStudio.NET and supports ASP.NET development allowing developers to take advantage of VisualStudio&#8217;s RAD capabilities and the .NET Framework. </p>
<p>Content Management Server<br />
Microsoft Content Management Server dramatically reduces the time required to build and deploy content-driven Web sites that deliver high scalability, reliability, and performance. Content Management Server empowers content providers to manage their own content and provides site users with a targeted and personalized experience tailored to their profile and browsing device. Content Management Server 2002 Beta provides developers with the richest possible environment for quickly assembling powerful and mission-critical Web sites. Through a deep integration with VisualStudio.NET, ASP.NET architecture, a gallery of pre-built and extensible content management server controls and full support for source code management using industry-leading source-management tools, developers are empowered to quickly and easily build next-generation Web sites</p>
<p>Exchange Server<br />
Microsoft Exchange 2000 delivers a reliable, scalable, and manageable infrastructure with 24×7 messaging and collaboration and low cost of ownership. It supports a wide range of collaborative activities, including group scheduling capabilities, discussion groups, and team folders, and it provides access to information across geographic, organizational, and technology barriers with features such as Instant Messaging, real-time data, and video conferencing</p>
<p>Host Integration Server<br />
Microsoft Host Integration Server 2000 extends Windows to other systems by providing application, data, and network integration. Host Integration Server lets you quickly adapt to new business opportunities while preserving existing infrastructure investments.</p>
<p>Internet Security and Acceleration Server<br />
Microsoft Internet Security and Acceleration (ISA) Server 2000 provides secure, fast, and manageable Internet connectivity. ISA Server integrates an extensible, multilayer enterprise firewall and a scalable high-performance Web cache. It builds on Windows 2000 security and directory for policy-based security, acceleration, and management.</p>
<p>Microsoft Operations Manager<br />
Microsoft Operations Manager 2000 delivers enterprise-class solutions for operations management of Windows 2000, the Microsoft Active Directory® directory service, and other component services in Windows 2000, as well as other Microsoft .NET Enterprise Server applications such as Exchange and SQL Server. For mixed IT environments, extensions are available from other software vendors like NetIQ.</p>
<p>Microsoft Project Server<br />
Microsoft Project Server 2002 provides an extensible technology platform to securely develop and deploy best practices for project management across your organization.</p>
<p>Mobile Information Server<br />
Microsoft Mobile Information Server 2002 is the application server that extends the reach of Microsoft .NET Enterprise Servers, enterprise data, and intranet content into the realm of the mobile user. It brings the corporate intranet to the latest generation of mobile devices, so users can securely access their e-mail, contacts, calendar, tasks, or any intranet line-of-business application in real time—wherever they happen to be.</p>
<p>SharePoint Portal Server<br />
Microsoft SharePoint™ Portal Server uses the power of Microsoft&#8217;s robust search technologies to create an intranet site that lets you easily access key content from a broader set of enterprise information. In addition, you can rapidly deploy an out-of-the-box portal site and easily use Web-Parts technology to customize a Web-based view of your organization.</p>
<p>SQL Server<br />
Microsoft SQL Server™ 2000 is a complete, Web-enabled database and data analysis package that opens the door to the rapid development of a new generation of enterprise-class business applications that can give your company a critical competitive advantage. SQL Server provides core support for XML and the ability to query across the Internet and beyond the firewall</p>
<p>You can find many links and information about Microsoft .NET from ;</p>
<p>http://www.microsoft.com/net</p>
<p>http://msdn.microsoft.com</p>
<p>http://www.microsoft.com/technet</p>
<p>http://www.gotdotnet.com</p>
<p>Recommended Books :</p>
<p>Understanding .NET : A Tutorial and Analysis          / Author: David Chappell<br />
Introducing Microsoft .NET : Microsoft Press           / Author : David S. Platt<br />
Programming Microsoft .NET Framework : Microsoft Press<br />
   / Author : Jeffrey Richter</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/what-is-net/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>THE PROPENSITY TO CONSUME: I.THE OBJECTIVE FACTORS</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-propensity-to-consume-i-the-objective-factors/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-propensity-to-consume-i-the-objective-factors/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-propensity-to-consume-i-the-objective-factors/</guid>
		<description><![CDATA[
	THE PROPENSITY TO CONSUME: I.THE OBJECTIVE FACTORS
						I
The ultimate object of our analysis is to discover what determines the volume of employment. The volume of employment is determent by the point of intersection of the aggregate supply function with the aggregate demand function.
The aggregate demand function relates any given level of employment to the ‘proceeds’ which [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	THE PROPENSITY TO CONSUME: I.THE OBJECTIVE FACTORS</p>
<p>						I</p>
<p>The ultimate object of our analysis is to discover what determines the volume of employment. The volume of employment is determent by the point of intersection of the aggregate supply function with the aggregate demand function.<br />
The aggregate demand function relates any given level of employment to the ‘proceeds’ which that level of employment is expected to realise.The proceeds are made up of sum of two quantities-the sum which will be spent on consumption when employment is at the given level, and the sum which will be devoted to investment.<br />
What factors determine the sum which will be spent on consumption when employment si at a given level?<br />
Cw=X(Yw) or C=W.X(Yw)<br />
Cw=consumption in terms of wage unit<br />
X=propensity to consume<br />
Yw=income in terms of wage unit<br />
C=conssumption<br />
W=wage<br />
The amount that the community spends on consumption depends on two factors:subjective factors&amp;objective factors<br />
Subjective factors include psychological characteristics of human nature and social practices and institutions which, though not undergo a material change over a short period of time expect in abnormal or revolutionary circumstances.<br />
But in general we shall assume that the propensity to consume depenns only on changes in the objective factors.<br />
 II</p>
<p>The principle objective factors:<br />
1)A change in the wage unit:Consumption( C ) is a function of real income.A man’s real income will rise and fall with the amount of his command ever labour units.<br />
If the wage unit changes, the expenditure on consumption corresponding to a given level of employment will, like prices, change in the same proportion.Also it affects the consumption of entreprenuers and rentiers but here we define the propensity to consume in terms of wage unit.<br />
2)a change in difference between income and net income:There may be a stable relationship between income&amp; net income.But in same cases, is not reflected in net income must be negleted since it will have no effect on consumption,and similarly a change in net income, not reflected in income, must be allowed for.<br />
3)Windfall changesin capital-values not allowed for in calculating net income:They will bear no stable or regular relationship to the amount of income.The consumption of the wealth-owning class may be extremely susceptible to unforeseen changes in the money value of its wealth.<br />
4)Changes in the rate of time-discounting,i.e. in the ratio of exchange between present goods and future goods: Also account has to be taken risks as an approximitation we can identify this with the ratio of interest.<br />
For the classical theory of rate of interest, which was based on the idea that the rate of interest was the factor which brought the supply and demand for saving into equilibrium,it was convenient to suppose that expenditure on consumption is cet.par. negativly sensitive to changes in the rate of interest, so that any rise in the rate of interest would appreciably diminish consumption.<br />
There are 3  indirect influence : over a long-period, short-period fluctuations , readiness to spend out of  a given income .<br />
The most important influence,operating trough changes in the rate of interest , on the readiness to spend out of a given income, depends on the effect of changes on appreciation or depreciation in the price of securities and other assests.<br />
5)Changes in fiscal policy:If fiscal policy is used as a delibarate instrument for the more equal distribution of incomes, its effect in increasing the propensity toconsume is greater.<br />
A policy of substancial sinking funds must be regarded in given circumstances as reducing the propencity to consume.<br />
6)Changes in expectations of the relation between the present and the future level of income:It’s a matter about which there is, as a rule, too much uncertainity for it to exert much influence.<br />
 	III<br />
The propensity to consume is a fairly stable function so that, as a rule, the amount of aggregate income.Men are disposed,as a rule and the averaga, to increase their consumption as their income increases, but not by as much as the increase in their income.<br />
A rising income will often be accompanied by increased saving, and a falling income by decreased saving on a greater scale at first than subsequently.But as a rule, to a greater propoption of income being saved as real income increases. When its real income is increased, it will not increase its consumption by an equal absolute amount must be saved, unless a large and unusual change is occurring at the same time in other factors.If employment and hence aggregate income increase,  not all the additional employment will be required to satisfy the needs of additional consumption.<br />
When employment falls to a low level, aggregate consumption will decline by a smaller amount than that by which real income has declined, by reason both of the habitual behaviour of individuals and also of the probable policy of governments.<br />
The employment can only increase pari passu with an increase in investment; unless, indeed,there is a change in the propensity to consume.For since consumers will spend less than the increase in aggregate supply price when employment will prove unprofitable unless there is an increase in investment to fill the gap.<br />
	IV<br />
Employment is a function of the expected consumption and the expected investment, consumption is ,cet.par., a function of net income, i.e. of net investment.<br />
When the financial provision exceeds the actual expenditure on current upkeep, the practical results of this in its effect on employment are not always appreciated.It has to balanced by new investment, the demand for which has arisen quite independently of the current wastage of old equipment aginst which the financial provision is being made.Moreovermuch the same considerations apply to the allowance for wastage included in user cost, in so far as the wastage is not actually made good.<br />
The problem of providing that new capital-investment shall always outrun capital-disinvestment sufficiently to fill the gap between net income and consumption, presents a problem which is increasingly difficult as capital increases.New capital-investment can only take place in excess of current capital-disinvestment if future expenditure on consumption is expected to increase. Each time we secure to day’s equilibrium by increasedinvestment we are aggravating the difficulty of securing equilibrium tomorrow.A diminished propensity to consume to-day can only be accommodated to the public advantage if an increased propensity to consume to exist some day.</p>
<p>CHAPTER 9<br />
THE PROPENSITY TO CONSUME:II. THE SUBJECTIVE FACTORS</p>
<p>						I<br />
In general ,8 main motives or objects of a subjective character which lead individuals to refrain from spending out of their incomes:<br />
1-To built up a reserve against unforeseen contingencies;<br />
2-To provide for an anticipated future relation between the income and the needs of the individual or his family different from that which exists in the present, as, for example,in relation to old age ,family education,or the maintance of dependents;<br />
3-To enjoy inteerest and appreciation;<br />
4-To enjoy a gradually increasing expenditure, since it gratifies a comman instinct to look forward to a gradually improving standard of life rather the contrary,even though the capacity for enjoyment may be diminish;<br />
5-To enjoy a sense of independence and the power to do things, though without a clear idea or definite intention of specific action;<br />
6-To secure a masse de manauvre to carry out speculative or business projects;<br />
7-To bequueath a fortune;<br />
8-To satisfy pure miserliness</p>
<p>These 8 motives might be called the motives of  Precaution,Calculation,Improvement,Independence,Enterprise,Pride and Avarice; and we could also draw up a corresponding list of motives to consumption such as Enjoyment, Shortsightedness, Generosity, Miscalculation Ostentation and Extravangance.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/the-propensity-to-consume-i-the-objective-factors/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fiscal solvency and sustainability in economic management</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/fiscal-solvency-and-sustainability-in-economic-management/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/fiscal-solvency-and-sustainability-in-economic-management/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:41:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/fiscal-solvency-and-sustainability-in-economic-management/</guid>
		<description><![CDATA[Fiscal solvency and sustainability in economic management 
INTRODUCTION
Fiscal policy is very important in helping a country achieving its economic and social objectives, from macroeconomic stability to sustainable growth and poverty reduction with the help of monetary and exchange rate policies.
This paper discuss how fiscal sustainability and solvency help to asses fiscal performance over time.
fiscal performance [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fiscal solvency and sustainability in economic management </p>
<p>INTRODUCTION</p>
<p>Fiscal policy is very important in helping a country achieving its economic and social objectives, from macroeconomic stability to sustainable growth and poverty reduction with the help of monetary and exchange rate policies.</p>
<p>This paper discuss how fiscal sustainability and solvency help to asses fiscal performance over time.<br />
fiscal performance is an integral part of fiscal, monetary and exchange rate policy framework.<br />
fiscal performance depends on initial conditions and expected policy measures.<br />
fiscal performance can both analyzed from the long run solvency and short-run sustainability perspectives.</p>
<p>A MODEL OF FISCAL SOLVENCY AND SUSTAINABILITY</p>
<p>Fiscal solvency</p>
<p>The distinction between solvency and liquidity problems of the public-sector is derived from the theory of finance. A firm is insolvent if its net worth (assets minus liabilities) is negative, and is illiquid if it cannot meet its obligations. A company can be solvent (have a positive net worth) yet experience cash flow (liquidity) problems. On the other hand, it could have a positive cash flow and still be insolvent. The distinction is important in an accounting sense, because solvency relates to the asset side of the balance sheet (net worth), while liquidity relates to liabilities. In practice, they are closely related. By definition, net worth is a balancing item and includes liabilities. Moreover, the terms solvency and illiquidity are almost interchangeable when describing an institution or country in crisis. The real distinction is the implication that solvency is irretrievable and must lead to liquidation, whereas illiquidity may be a temporary state.</p>
<p>For the public sector, the concept of solvency has to satisfy intertemporal budget constraint:<br />
¥            -rt<br />
 ò S t e     dt = B0   											(1)<br />
0<br />
St : primary balance(budget balance, excluding interest payments)<br />
R : discount rate<br />
B0 : initial level of public debt<br />
Equation 1 is true if and only if the transversality condition is satisfied.<br />
	          -rt<br />
Lim Bt exp   =0											(2)<br />
t→∞<br />
Equation 2 states that the present discounted value of a country’s public sector debt falls to zero as time progresses. This does not mean that debt should go to zero or even stay constant. Debt can grow at a positive rate in the long run. Of course, a permanent fiscal deficit is inconsistent with the above condition. A deficit at any point in time (or over a period of time) has to be offset by a surplus at another point in time.</p>
<p>Define s* as the proportion of output that holds equation (1) above, we have<br />
¥	(g-r)t<br />
 ò  s*e         dt= B0  											(3)<br />
0		   Y0<br />
Solving for s* yields<br />
s*= B0  (r-g)ή												(4)<br />
        Y0<br />
Y: output(GDP)<br />
g  : output growth rate<br />
s*: proportion of government revenue rather than output<br />
s* is the proportion of output that would keep the public sector solvent. The higher s* is, the greater is the proportion of output that must be devoted to debt service to keep the public-sector solvent.</p>
<p>Most countries are net debtors, i.e., B0   &gt; 0, and equation (4) states that for these countries, a primary<br />
					Y0<br />
budget surplus is required to attain fiscal solvency if the real rate of interest exceeds output growth, i.e. , (r-g)&gt;0. The public sector has to make debt service payment at least equal to s*, or equivalently, it should have a primary surplus equal to s*. A primary fiscal surplus less than that amount (or a primary fiscal deficit) in that case implies perpetual public sector borrowing and debt accumulated  indefinitely. For a country whose rate of output growth exceeds the real rate of interest, (r-g) r, and if the public-sector’s primary surplus is equal to interest payments, (that is, net debt is rolled over), the country’s debt remains constant and its discounted value approaches zero as time progresses10. The public-sector will remain solvent as long as the real interest rate is less than the real output growth. This is because the mechanics of compound interest rates is such that as long as the real rate of interest is positive, the discounted value of debt will vanish as time approaches infinity. However, a situation where the long run growth rate of output is permanently higher than the real rate of interest is not possible because it implies inefficient economies.</p>
<p>Fiscal sustainability</p>
<p>We define fiscal sustainability the one-period condition<br />
such that solvency can be assured in the future. Fiscal sustainability can be derived from the<br />
instantaneous view of the budget constraint:<br />
D + iB + Ei*(1-m) B*= B´+ EB´* (1-m )+M´							(5)<br />
D: primary fiscal deficit<br />
i: nominal interest rate paid on domestic debt<br />
B: public sector’s domestic debt<br />
E: nominal exchange rate<br />
B*: public sector’s foreign debt<br />
B´: the change in domestic debt<br />
i*: nominal interest rate paid on foreign debt<br />
M: monetary base<br />
m: grant or soft money component of the budget<br />
Divide (5) by P and arrange to express in real terms, defining b=B/P and b*=EB*/P:<br />
and note that :<br />
(B´/P)=b´+bp and (EB´*/P)=b´*-b*(e-p*)<br />
Equation 5 can be expressed as:<br />
d+ib+i*(1-µ)b*=b´+bp+(1-µ)(b´*-b*(e-p*)+m(p+g)         or<br />
d+ib-bp+(i*-p*+e)(1-µ)b*=b´+(1-µ)b´*+m(p+g)<br />
where g is the growth rate of output. Rewrite:<br />
d+rb+(1-µ)b*(r*+e)=b´+(1-µ)b´*+m(p+g) where r=i-p<br />
divide the above by y:<br />
d/y + rb/y + (b*/y)(1-µ)(r*+e)=b´/y+(1-µ) (b´*/y + m/y)(p+g)					(6)<br />
define β=b/y ;  β´=b´/y<br />
hence b´/y=β´+βg and b´*/x=β´*+β*x<br />
or in terms of y:<br />
b´*/y=x/y(β´*+β*x)											(7)<br />
hence<br />
d/y + rb/y + (1-µ)b* (r*+e)/y=b´*/y+(1-µ)b´*/y + m/y(p+g)					(8)<br />
or<br />
d/y + βr +(1-µ)(x/y) β*(r*+e)=β´+βg+(1-µ)(β´*+β*x)+m/y (p+g)<br />
also from the quantity theory of money:<br />
Mv=Py												(9)<br />
In the short term, assuming a fixed velocity of money demand v, m/y=1/v<br />
Hence<br />
d/y=β´+(1-µ) x/y β´*+β(g-r) +(1-µ)(x/y) β*(x-r*-e)+1/v (p+g)					(10)<br />
β : existing stock of domestic debt<br />
β* : existing stock of foreign debt<br />
r: real interest rate<br />
g: growth rate<br />
x/y: proportion of exports in national output<br />
x: exports growth rate<br />
r*: real international interest rate<br />
e: real exchange rate<br />
m/y: the inverse of velocity of money demand<br />
p: inflation rate</p>
<p>Equation (10) shows a snapshot of the government budget constraint.</p>
<p>The condition for public sector sustainability as one with β´= β*=0       or<br />
d/y= β(g-r) +(1-µ)(x/y) β*(x-r*-e)+1/v (p+g)							(11)<br />
It shows that there are three sources of financing the primary fiscal deficit in a sustainable way : domestic borrowing if output growth is greater than the interest rate on domestic debt; by external borrowing when export growth is higher than international interest rates, plus currency depreciation; and by money financing when it is consistent with seignorage. Because it relates to a one-period budget constraint, it also shows the liquidity constraint of the public sector.</p>
<p>s**=-d/y is defined as primary surplus needed to achieve debt sustainability for the public sector,<br />
s**= β(g-r) +(1-µ)(x/y) β*(x-r*-e)+1/v (p+g)							(12)<br />
It shows the necessary and sufficient condition for debt sustainability of the public sector. We define the fiscal sustainability adjustment the difference between the sustainable primary balance defined in equation 12 and the actual primary balance. A positive number indicates the need for fiscal adjustment and a negative number indicates no adjustment is required as far as fiscal sustainability is concerned. The evolution of this number over time is important from a policy standpoint because its indicates whether the existing fiscal stance would drive the country away or towards sustainability.</p>
<p>The sustainability condition of the fiscal deficit, equation 12, differs from the solvency condition, equation 4, in several respects. First, it is a one-period-budget constraint, unlike the intertemporal budget constraint of equation 4. Second, data for equation 12 are observable and are readily available. Third, for m = b*= 0, s** is smaller than s* by the amount of inflation tax (including seignorage) which one can extract from the public in any period but presumably not in the long run. The short-term sustainability condition in equation (12) applies to the fiscal deficit at any point in time. Summing up equation (12) for all time periods will lead to the solvency condition (4), although the converse is not true. Equation (12) differs from equation (4) in several aspects. First, (12) is a snapshot of the fiscal situation at a particular time, whereas equation (4) covers all time periods. Second, because of its short-term nature, equation (12) deals with actual economic conditions at a particular time.</p>
<p>The two indicators proposed above, s* and s**, can address the shortcomings of the conventional fiscal indicators in a number of ways. They take into account the existing stocks of internal and external debt, as well as other macroeconomic variables such as export growth, real interest rates, real exchange rates. Fiscal performance is assessed against long run solvency perspective, as well as short run liquidity. The adequacy of fiscal efforts therefore can be evaluated both within a country and across countries over time. There is less dependence on the coverage of fiscal data than on movements away from or towards a policy objective. However, given the linkages between fiscal policy and other macroeconomic policies, these indicators need to be supplemented by a qualitative analysis of fiscal issues.</p>
<p>Box 1: Solvency and Sustainability Indicators for Internal and External Balance</p>
<p>External Balance					Internal Balance</p>
<p>Solvency 		External Solvency Adjustment    		 	Fiscal Solvency Adj.<br />
Sustainability 	External Sustainability 				Fiscal Sustainability Adj.</p>
<p>QUALITATIVE ASPECTS OF FISCAL SOLVENCY AND SUSTAINABILITY<br />
ANALYSIS</p>
<p>The fiscal solvency and sustainability conditions by no means imply a plausible or realistic outcome. The solvency condition shows a fiscal position that at the very least, does not lead to an explosive debt while the sustainability shows a fiscal position which would be consistent with other policy targets, such as inflation, export growth and GDP growth. The path from the existing fiscal position to a solvent or sustainable one depends on the political powers of the current government, the strength of the opposition groups, and ultimately the willingness of citizens to undertake adjustments today for a better future. Whether a particular path of fiscal adjustment should be taken therefore depends on the judgments of policy makers. The proposed analysis serves to bring all the relevant policy variables into a coherent framework and helps focus attention on the key policy constraints to a solvent and<br />
sustainable fiscal position.</p>
<p>CONCLUSION</p>
<p>This paper proposes an approach to assess country fiscal performance over time and across countries. Data requirements are kept to a minimum, and both flow and stock variables on internal and external debt are taken into account. Two indicators measure fiscal adjustment efforts: fiscal solvency adjustment which measures how far additional fiscal efforts need to be undertaken to restore solvency to the public-sector; and fiscal sustainability adjustment which measures how far additional fiscal efforts are required to maintain the internal and external debt-to-output levels. The approach proposed represents a minimum effort to take into account the linkages between fiscal, monetary, exchange rate policies and domestic interest rate and growth. These linkages exist in all economies in one form or another. They have been strengthened in the 1990’s partly because of the adjustment and liberalization measures taken by developing countries and partly because of larger capital inflows into these countries. These inflows make economic management inherently more difficult and bring home two important aspects of fiscal policy. First, they point to the critical role of fiscal policy as an anchor for macro stability. When fiscal issues are under control, coordination of other macro policies becomes easier. When fiscal issues are part of the problem, the trade-offs between policy outcomes become pronounced, and management of capital flows becomes much more difficult. Second, the traditional boundary between internal and external balances has become more blurred and the number of channels through which inflation can be generated has increased. Recent instability in the world financial markets (the East Asian crisis) shows that in a financially integrated world, fiscal policy can play a role over and above the traditional one. The framework proposed in this paper could be used to identify specific fiscal policies where actions are needed and to pinpoint the trade-offs between policies. Thus, in some countries, the foundation for a sustainable fiscal deficit has to be public-enterprise reform and privatization, while for others it is spending controls at the local level. The speed in achieving solvency and sustainability therefore depends on the political economy of<br />
implementing these measures without causing social problems.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/fiscal-solvency-and-sustainability-in-economic-management/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
