<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ERPakademi &#187; FİNANS</title>
	<atom:link href="http://www.erpakademi.com/tag/finans/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erpakademi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Jun 2010 15:27:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ULUSLARARASI ANALİZLERİN YARARLARI VE BU ANALİZLERİN ÖNÜNDEKİ ÇEŞİTLİ ENGELLER</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/uluslararasi-analizlerin-yararlari-ve-bu-analizlerin-onundeki-cesitli-engeller/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/uluslararasi-analizlerin-yararlari-ve-bu-analizlerin-onundeki-cesitli-engeller/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:19:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[SATIŞ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/uluslararasi-analizlerin-yararlari-ve-bu-analizlerin-onundeki-cesitli-engeller/</guid>
		<description><![CDATA[ULUSLARARASI ANALİZLERİN YARARLARI VE BU ANALİZLERİN ÖNÜNDEKİ ÇEŞİTLİ ENGELLER:
Uluslararası finansal analizlerde karşılaşılan en büyük sorun, ülkelerin uyguladıkları muhasebe prensipleri-yöntemleri arasındaki büyük farklardır. Bu fark kendini en çok muhasebe uygulamalarının sunumun-açıklanmasının kalitesinde, hukuk ve denetim sisteminde göstermektedir. Bu farklar analizi yapanı oldukça zor durumda bırakmaktadır. Bir uygulamanın diğer bir ülkede farklı olması önemli sorunlar yaratmaktadır.
Uluslararası finansal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ULUSLARARASI ANALİZLERİN YARARLARI VE BU ANALİZLERİN ÖNÜNDEKİ ÇEŞİTLİ ENGELLER:</p>
<p>Uluslararası finansal analizlerde karşılaşılan en büyük sorun, ülkelerin uyguladıkları muhasebe prensipleri-yöntemleri arasındaki büyük farklardır. Bu fark kendini en çok muhasebe uygulamalarının sunumun-açıklanmasının kalitesinde, hukuk ve denetim sisteminde göstermektedir. Bu farklar analizi yapanı oldukça zor durumda bırakmaktadır. Bir uygulamanın diğer bir ülkede farklı olması önemli sorunlar yaratmaktadır.</p>
<p>Uluslararası finansal analizlerde bir çok çelişki bulunmaktadır. Bir tarafta uluslararası muhasebe prensiplerinde yapılacak hızlı bir uyumlaştırmanın dünya çapındaki finansal araştırmalara olacak olumlu etkisinden söz edilirken öte yandan bu uyumlaştırma yönünde herhangi bir ciddi çalışma yapılmamaktadır.</p>
<p>Daha önce 5.bölümde belirtildiği gibi artık dünya çapındaki firmalar kendi haklarında daha fazla ve daha inandırıcı bilgiler açıklamaktadırlar. Bir çok ülkede bu yönde umut verici gelişmeler olmaktadır. Örnek olarak, Japonya, G.Kore, Çek.Cumhuriyetinin de dahil olduğu bir çok ülke devlet kurumları hakkındaki bilgilere ulaşmayı kolaylaştıracak ve bu bilgilerin kalitesini artıracak çalışmalar yapmaktadırlar. Finansal analizlerin sunduğu bilgilere ulaşmak, internetin yaygınlaşması ile oldukça kolay hale gelmiştir. Buna rağmen bilgiye ulaşmanın önündeki engeller değişik şekillerde devam etmektedir. Ayrıca bazı hükümetlerde şüpheli bilgiler yayınlamaya devam etmektedir.</p>
<p>Muhasebe kalitesi ve muhasebe kayıtlarının inandırıcılığı ile ilgili ABD’de de çeşitli görüşler vardır. ABD’de diğer ülkelere nazaran daha sıkı ve daha geleneksel düzenlemeler vardır.US-SEC(ABD-Hisse Senetleri ve Borsa Komisyonu) eski başkanı A.Levitt’in belirtiği gibi ”Eğer bir kimse ABD’de yatırım yapar yada parasını Amerikan piyasalarında kullanmak isterse bunu ABD’nin sıkı kurallarına uygun olarak yapmalıdır. Amerikan ekonomisine uymayan hiçbir standart ABD ekonomik hayatında kullanılamaz”</p>
<p>Uluslararası finansal analizlerin önündeki engellerin azalması, bu analizler için oldukça olumlu bir gelişmedir. Sermaye piyasalarının küresel hale gelmesi, bilgi teknolojisindeki gelişmeler, borsaların etkisinin artması,rekabetin gelişmesi gibi nedenlerle firmalar gönüllü olarak finansal raporlarını geliştirmişler, bu raporların kalite-inandırıcılığını arttırmışlardır.</p>
<p>Küreselleşmenin artması ve buna ek olarak uluslararası muhasebedeki gelişmeler,uluslararası ve ulusal finansal analizler arasındaki ayrımı azaltmıştır. Sırf ulusal nitelikteki analizler önemini yitirmiştir. Ekonomilerin karşılıklı olarak birbirlerine olan bağımlılığı artmakta ve hiçbir firma kendini dünya ekonomisindeki gelişmelerden ayrı tutamamaktadır.Uluslararası boyuttaki finansal analizlerin geçerliliği günden günde artmaktadır. </p>
<p>3.İŞLETME ANALİZLERİNİN ÇERÇEVESİ:<br />
İşletme analizlerinin çercevesi 4 farklı boyutta değerlendirilir. Bunlar:<br />
1-İşletme stratejisi analizleri<br />
2-Muhasebe analizleri<br />
3-Finansal analizler(oran ve nakit akım analizleri)<br />
4-Geleceğe yönelik analizler(tahmin ve yeniden değerlendirme)</p>
<p>Bu analizleri ayrıntılı olarak inceleyelim.</p>
<p>3.1.Uluslararası İşletme Stratejisi Analizi:<br />
İşletme stratejisi analizleri, finansal tablolar analizler için gerekli ilk adımdır. Şirketin niteliğinin, rakiplerinin, ekonomik çevresinin anlaşılmasının yanında yapılacak sayısal analizler içinde gerçekci bir temel oluşturur. Bu analizler geleceğe yönelik gerçekci analizler yapılmasını sağlar ve ticari riskleri belli oranda azaltır. Bu analiz için gerekli bilgiler, standart yöntemler ile sağlanır. Bu yöntemler şirketin yıllık ve diğer çeşitli muhasebe sunumlarının incelenmesi ve şirket çalısanları ile yapılacak görüşmelerdir. Ayrıca ticari gruplar, rakipler, tüketiciler, denetleyiciler ile yapılacak görüşmeler ve bunlara ek olarak internet ve basın da yeni bilgi kaynakları olarak ön plana çıkmaktadır. Doğru, güvenilir her türlü bilgi işletme stratejisi analizleri yapılırken değerlendirilir.</p>
<p>Bu analizi uluslararası boyutta yaparken çeşitli karışıklılar ve zorluklar ile karşılaşmak mümkündür. Bu karışıklıkların en önemlisi, ülkelerin birbirlerinden çok farklı özellikler sergilemeleridir. Karşılaşılan ticari riskler, karlı alan ve sektörler, ticari ve hukuki çevre ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu farklılıklar iyice incelenmeli ve olası zararları en aza indirgenmelidir. Bazı ülkelerde de bilgi kaynakları oldukça sınırlı ya da tam belli değildir.</p>
<p>3.1.1.Bilgi Elde Edilmesi:<br />
Bu analizler, makro ekonomik gelişmeler, sektör koşulları ve analiz edilen şirketler hakkındaki güvenilir bilgi eksikliğinden dolayı bazı ülkelerde oldukça zordur. Bazen gelişmekte olan ülkelerde hükümetler yanıltıcı ekonomik verilere bile yayınlamaktadırlar.<br />
Ekonomik durum kötüleştikçe, yanıltıcı bilgilerin düzeyi de artmaktadır.1994-95 yıllarında Meksika’da görülen döviz krizin sebebi işte bu yanlış ve yanıltıcı olan ekonomik verilerdir. Bazen ekonomik veriler, hükümetlerin arzu ettiği gibi olmazsa, hükümet bu verilerin yayınlanmasını erteleyebilir ya da verileri tamamen değiştirebilir. Bu nedenlerden dolayı makro ekonomik gelişmeler hakkında sağlıklı ve güvenilir bilgi edinmek bu gibi ülkelerde oldukça zordur.</p>
<p>Bazı ülkelerde ise sektör yada firmalar hakkında ki bilgilere ulaşmak çeşitli nedenlerden dolayı zordur. Yatırımcılar çoğu zaman bu bilgi eksikliğinden şikayetçi olurlar. Firmalar hakkında bilgi edinebilme ve bu bilginin kalitesi ülkeden ülkeye değişmektedir. Dikkati çeken, gelişmekte olan ülkelerde bu bilgiye ulaşmanın zorluğu ve ulaşılan bilginin kalitesinin düşüklüğüdür. Son zamanlarda  gelişmiş ülkelerde bulunan ve uluslararası pazarlara açılan firmaların kendileri ile ilgili dışarıya verdikleri bilgi ve açıklamaların çerçevesi oldukça genişlemiştir. Ayrıca muhasebe uygulamalarında da bu şirketlerde belli bir uyumlaştırma görülür.  Bu duruma örnek olarak IAS(Uluslararası Hesap Standartları)nın yaygınlaşması verilebilir.</p>
<p>3.1.2.Analiz İçin Tavsiyeler:</p>
<p>Geleneksel metodlar kullanılarak uygun bir uluslararası işletme analizi yapmak zordur. İlk olarak yapılması gereken, sıksık yapılacak seyahatlerdir. Bu seyahatler ile yerel ticari yapının, sektörlerin ve firmaların gerçekte nasıl işlediğini görmek mümkün olacaktır. Bu seyahatler gelişmekte olan ülkelere yapılacak yatırımlardan önce kesin gereklidir.Maalesef, gelişmekte olan bazı ülkeler bu tür seyahatleri çeşitli yöntemlerle engellemektedirler. Ama günümüzde internet sayesinde daha önce ulaşılması çok zor hatta imkansız olan bilgilere rahatça ulaşmak mümkündür. Aşağıda bulunan Tablo-1’de belirtilen internet sitelerinde ülkeler,seyahat koşulları hakkında ayrıntılı bilgi mevcutttur.</p>
<p>KURULUŞ	WEB ADRESİ	AÇIKLAMA<br />
Political and Economic Risk<br />
Con.Ltd.(PERC)	www.asiarisk.com	Ülkeler genel bakış ve linkler<br />
US.State.Department	www.travelstate.gov	Seyahat uyarıları<br />
Financial Times	www.ft.com	Ülkeler hakkında ayrıntılı raporlar<br />
World Tourism Org.	www.world-tourism.org	Makaleler,ayrıntılı bilgiler<br />
Canada Dep.of Foreign Aff. And İnternational Trade	www.dfait-maeci.gc.ca	Pazar araştırmaları ve Pazar bilgileri<br />
TABLO-1: Ülke ve Seyahat Bilgilerinin Bulunduğu İnternet Siteleri</p>
<p>Ülkeler hakkında bilgilere ayrıca,  büyük muhasebe şirketleri ve bankalar tarafından basılan ”uluslararası brifing” yayınlarından da ulaşmak mümkündür. Ayrıca ”Uluslararası Menkul Kıymetler Federasyon”u ve ”Avrupa Menkul Kıymetler Federasyon”u tarafından hazırlanan konuyla ilgili oldukça bilgi verici makalelerde mevcuttur. Bunların yanında The Economist, Financial Analysts Journal ve Euromoney gibi dergilerde de konu ile ilgili bir çok bilgi bulunmaktadır.<br />
Sonuç olarak unutulmaması gereken uygun bir işletme stratejisi analizi yapılmazsa, firmanın çok büyük riskler ile karşı karşıya kalacağıdır. Doğu Asya finansal krizleride bu konuyla yakından ilgilidir. Bazı yorumcular, bu krizin nedenini, yapılan faaliyetlerin uygun bir stratejiye dayanmaması olarak görmektedirler.<br />
3.2.MUHASEBE ANALİZLERİ:</p>
<p>Bu analizin ana amacı, firma içinde yapılan muhasebe işlemlerinin ekonomik gerçekçiliğini ölçmektir. Analizi yapan kişi firmanın muhasebe politikasını, firmanın geleceğe yönelik tahminlerini, firma muhasebesinin esnekliğinin iyice değerlendirmelidir. Analiz sonunda güvenilir bilgi edinilmek isteniliyosa, analizi yapan kimse analiz boyunca firmanın muhasebe kayıtlarına sadık kalmalıdır.</p>
<p>Finansal raporların esnek olması oldukça önemlidir. Çünkü bu esneklik firma yöneticilerine en uygun metodu kullanmalarını sağlamanın yanında firmaları hakkında güvenli saptamalar ve ileriye dönük gerçekçi tahminler yapma imkanı sağlar. Bunun yanında, bazı firma yöneticileri, firmalarının karlarını çeşitli  hileler ile yüksek göstermeye çalışırlar. Bunun altında yatan neden, yöneticinin sergilediği yönetim performansı ile karlılık arasındaki yakın ilişkidir. Yöneticiler performanslarını fazla göstermek için karlılığı fazla gösterirler.</p>
<p>Healy, Bernard and Palepu  ”Kaliteli Muhasebenin Çervesini” 6 madde de özetlemişlerdir.<br />
Bunlar;<br />
1-Çağdaş ve önemli muhasebe politikalarının benimsenmesi<br />
2-Muhasebe sisteminin esnek olması<br />
3-Uygun muhasebe stratejisinin belirlenmesi<br />
4-Muhasebe sunumları-açıklamalarının kalitesinin yüksek olması<br />
5-Potansiyel tehlike noktalarının saptanması<br />
6-Muhasebe sistemindeki aksakların kısa zamanda düzeltilmesi</p>
<p>Uluslararası muhasebe analizlerinde 2 ana sorun vardır, bunlar:<br />
-Ülkeler arasında muhasebeleştirme, muhasebe işlemlerinin sunum-açıklaması, denetim alanlarında görülen önemli kalite farkları<br />
-Bazı ülkelerde muhasebe analizi için gerekli bilgilere ulaşmanın zorluğu</p>
<p>Ülkelerin bazı karakteristik özelliği bu farkın ortaya çıkışında önemli bir etmendir.<br />
Örneğin Almanya’daki muhasebe uygulamalarını göz önüne alalım. Almanya’da muhasebenin ilk amacı vergilendirmedir, bundan sonraki ikinci amaç ise alacaklıların korunmasıdır. Sonuç olarak Almanya’da finansal raporlar yatırımcıdan çok alacaklı odaklı olarak hazırlanır. Almanya’da vekalet, denetim, raporları zorla uygun hale getirme gibi konulardaki kendine özgü kurallar, yatırımcılara ABD’den çok farklı imkanlar tanımaktadır.</p>
<p>Muhasebe açıklama-sunumlarının kalitesi ve denetim, Alman firmalara ait finansal tablolar incelenirken ayrıca gözden geçirilmelidir. Yıllık raporlarda dipnot bilgileri Almanya’da oldukça azdır. Ayrıca Almanya uygulanan denetim ve görevli olan denetçilerin durumu ABD ve İngiltere’ye göre oldukça farklıdır.</p>
<p>Almanya’da ki mali denetçilerin bağımsızlığı ABD, İngiltere gibi ülkelere nazaran oldukça düşük orandadır. Ayrıca denetim Almanya’da oldukça karışık kurallar ile düzenlenmiştir. Almanya’da mali denetçiler sorumluluk alırken ABD’deki meslektaşlarına oranla oldukça tereddütlü davranırlar.</p>
<p>Yabancı mali denetçiler, bir ülkede genel kabul görmüş muhasebe standartlarının uygulanmasında kilit rol oynarlar. Bazen yasal düzenlemeler ile denetçilere geniş bir hareket alanı tanınırken,  bazı ülkelerde de bu durumun tersi görülür. Denetçilerin etkisin ülkeden ülkeye ne kadar farklı olduğu Tablo-2 de net bir şekilde görülmektedir. Bu tabloda ABD’de mali denetçilerin taraf olduğu dava sayısı 35 iken  Almanya’da ise sadece 2 dir.</p>
<p>Anglo-Sakson ülkelerde ki muhasebe uygulamalarının ne kadar farklı olduğunu göstermesi açısından Çin ikinci önemli örnektir. Çin planlı ekonomiden kontrollü pazar ekonomisine geçerken geniş kapsamlı bir muhasebe reformu yapmasına rağmen,finansal raporlama ve denetim gibi konularda batı ile uyum sağlayamamıştır. Çin Halk Cumhuriyet’i 1948’de kurulduktan sonra 30 yıl süreyle hiçbir özel teşebbüs hareketine kesinlikle izin vermemiştir. İlk muhasebe kanunu ise ancak 1985 yılında çıkartılmıştır. 1993’de ise yabancı yatırımların yoğunlaşması ile ”çift-kayıt” ve ”tahakkuk”esasına dayalı muhasebe sistemleri Çin’de etkili hale gelmiştir. Bunun yanında mali denetçilik  Çin’de çok yeni bir meslektir.</p>
<p>Firma<br />
ülke	Arthur<br />
Andersen	Coopers<br />
&amp;Lybrand	Deloitte<br />
Touche	Ernst &amp;<br />
Young	KPMG	Price<br />
Waterhouse	Öteki<br />
Firmalar	TOPLAM<br />
ABD	     7	      8	    7	    3	    5	       1	     4	   35<br />
İngiltere	     1	      3	    3	    2	    5	       1 	     2	   17<br />
Avustralya	     1	      1	    4	&#8212;&#8212;&#8211;	    3	       3	     2	   14<br />
Kanada	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	      3	    1	    2	    1	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	     3	   10<br />
İtalya	     1	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8212;	    1	    2	       2	     1	    7<br />
İspanya	     1	      1	&#8212;&#8212;&#8212;	    1	&#8212;&#8212;&#8211;	       2	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	    5<br />
Y.Zelanda	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8212;	    1	    1	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	     1	    3<br />
Almanya	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8212;	    1	&#8212;&#8212;&#8211;	       1	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	    2<br />
HongKong	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	    1	&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8211;	       1	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	    2<br />
İrlanda	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8212;	    1	&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	     1	    2<br />
İsveç	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8211;	    1	       1	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	    2<br />
Hollanda	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	&#8212;&#8212;&#8212;	    1	&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;	    1<br />
TOPLAM	     11	     16	    16	   13	    18	       12	      14	   100<br />
TABLO-2:MALİ DENETİM FİRMLARININ SON YILLARDA TARAF OLDUKLARI DAVA SAYAYILARI VE BU DAVALARIN AÇILDIĞI ÜLKELER</p>
<p>3.2.1.Analiz İçin Tavsiyeler:</p>
<p>Özelikle gelişmekte olan, analizi yapan kimse firma yönetimi ile sık sık biraraya gelmeli ve yönetimin mevcut muhasebe politikasını çok iyi değerlendirmelidir. Muhasebe uygulamaları çoğu ülkede IAS kurallarının aynısı yada benzeridir ama yöneticiler çıkarlarına uygun olmadığı zaman bu kuralları değiştirmek için çaba harcarlar. Bu bir portföy yöneticisin Tayland’ın en büyük çimento şirketi olan Sıam Cement ile ilgili analizde açıkça görülmektedir.</p>
<p>Analizi yapan kimsenin unutmaması gereken bir başka konuda,ABD ve İngiltere’de finansal raporlar hazırlanırken gösterilen özenin ve bu raporların inandırıcılığının dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemesidir. Gerçektende gelişmekte olan ülkelerde hatta bazen gelişmiş ülkelerde bile finansal raporların kalitesi şasırtıcı şekilde düşük olmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak,daha önce belirttiğimiz gibi, yeni iletişim teknolojisi finansal araştırmaların her safhasını çok büyük oranda etkilemiştir. Birçok şirket kurdukları internet siteleri ile,kendisi hakkında bilgi edinmek isteyen kimselere kolayca ulaşabilmektedir.</p>
<p>3.3.ULUSLARARASI MUHASEBE ANALİZLERİ:</p>
<p>Finansal analizlerin amacı,firmanın geçmiş-şuanda ki genel performansını değerlendirmek ve bu performansı geliştirmektir.”Oran yöntemi ile analiz” ve “nakit akım analizi” finansal analizde kullanılan iki önemli araçtır. Oran analizi ile aynı sektörde yer alan firmaların performanslarını karşılaştırma imkanı buluruz. Buna ek olarak bir firmanın belli bir zamanda ki(bu genelde 1 yıldır) performansındaki değişmelerde bu yöntem sayesinde görülebilir. Oranlama analizleri,finansal tablo analizinde kullanılan araçların öneminin anlaşılması açısından etkili analizlerdir. Oran analizleri aşağıdaki yönetim politikaları ile yakından ilgilirir.<br />
1-İşletme yönetimi<br />
2-Yatırımlar<br />
3-Finans stratejisi<br />
4.Kar dağıtım-temettü politikası<br />
Nakit akım analizleri yapılırkende,nakit akım tablosu göz önünde bulundurulur. Nakit akım tablosu belli bir dönemde işletmenin para hareketlerini yani nakit girdisi ile nakit çıktısını özetleyen tablodur. Analizi yapan kimse, firmanın performansı ve yönetimi hakkında aklına takılan bir çok sorunun cevabını bu tabloyu inceleyerek bulabilir.  Bu tablo ile işletmenin hangi faaliyetten ne oranda nakit girdisi elde ettiği, nakit para hareketlerinin ne yönde ve ne sıklıkta değiştiği, nakit durumunun firmanın yönetiminin kararlarını ne derecede etkileyebildiği gibi bir çok konuda fikir edinilmesini sağlar.</p>
<p>3.3.1.Oran(Rasyo) Yöntemi İle Analiz: </p>
<p>Uluslararası boyutta oran yöntemi ile analiz yapılırken 2 temel sorun vardır. Bunlardan ilki uluslararası muhasebenin temel sorunu olan, ülkelerin uyguladıkları muhasebe prensiplerinin birbirinden farklı olmasıdır. İkinci önemli sorun ise, ülkelerin kültür-ekonomi-rekabet yapıları açısından oluşturduğu farkların finansal tablolara yansıması ve bunun sonucunda iki farklı ülkeye ait finansal tabloların mukayese edilebilirliğinin kaybolmasıdır.</p>
<p>Ülkerler arasındaki farklar karlılıktan borçlanmaya,borçlanmadan finansal tablolara kadar çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Tablo-3’de Fransa-Almanya-Japonya-İngiltere-ABD’de bulunan 400 şirketin satış gelirleri,net gelirleri ve borçlanmaları-kredi kullanımları görülmektedir. Tablo-3 de bu üç mali oran arasında ülkeden ülkeye önemli farklar olduğu görülür. Örneğin net gelirler İngiltere ve ABD’de Almanya ve Japonyaya göre oldukça fazladır. Gene aynı tabloda kredi kullanımı-boçlanmanın ABD’de Japonya ve Almanya’ya oranla düşük olduğu görülmektedir. Tablo-3’de borçlanma-kredi kullanımı, toplam borçların hissedarlar sermayesine bölünmesi sonucu bulunmuştur.</p>
<p>	Toplam-Medyan	Fransa	Almanya	Japonya	İngiltere	 ABD<br />
Firma Sayısı	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;	     80	    80	     80	    80	    80<br />
Satışlar<br />
($-Milyon)	Toplam-<br />
Medyan	2.262.293<br />
(617.039)	3.571.104<br />
(760.686)	2.053.024<br />
(405.415)	1.310.285<br />
(289.887)	1.645.580<br />
(426.980)<br />
Net Gelir<br />
($-Milyon)	Toplam-<br />
Medyan	41.289<br />
(8.296)	-21.884<br />
(1.808)	-15.522<br />
(0.894)	67.098<br />
(19.688)	50.413<br />
(13.188)<br />
Kredi kullanımı-Borçlanma	Toplam-Medyan	1,007<br />
(0.665)	1.116<br />
(0.560)	2.032<br />
(1.282)	0.852<br />
(0.330)	0.514<br />
(0.400)<br />
TABLO-3:ÜLKELERİN FARKLI FİNANSAL KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİNE ÖRNEKLER</p>
<p>Oran yönetimi le analizde kullanılan bazı oranlar:<br />
1-LİKİTİDE ANALİZİNDE KULLANILAN ORANLAR<br />
-CARİ ORAN:<br />
DÖNEN VARLIKLAR/KISA VADELİ YABANCI KAYNAKLAR<br />
-LİKİTİDE(ASİT-TEST) ORANI:<br />
DÖNEN VARLILAR-STOKLAR/KISA VADELİ YABANCI KAYNAKLAR<br />
-HAZIR DEĞERLER ORANI:<br />
HAZIR DEĞERLER/KISA VADELİ YABANCI KAYNAKLAR</p>
<p>2-VERİMLİLİK ANALİZİNDE KULLANILAN ORANLAR<br />
-ALACAKLARIN DEVİR HIZI ORANI:<br />
NET SATIŞLAR/ORTALAMA ALACAKLAR<br />
-STOK DEVİR HIZI ORANI:<br />
NET SATIŞLAR/ORTALAMA STOKLAR<br />
-VARLIKLARIN DEVİR HIZI ORANI:<br />
NET SATIŞLAR/MADDİ DURAN VARLILAR<br />
3-KARLILIK ANALİZİNDE KULLANILAN ORANLAR<br />
-BRÜT KAR ORANI:<br />
BRÜT SATIŞ KARI/NET SATIŞLAR<br />
-FAALİYET KARI ORANI:<br />
FAALİYET KARI/NET SATIŞLAR<br />
-NET KAR ORANI:<br />
DÖNEM NET KARI/NET SATIŞLAR<br />
-SERMAYENİN AMORTİSMAN ORANI:<br />
DÖNEM KARI+UZUN VADELİ BORÇ GİRDİLERİ/ÖZKAYNAKLAR+UZUN VADELİ YABANCI KAYNAKLAR<br />
-ÖZKAYNAKLARIN AMORTİSMAN ORANI:<br />
DÖNEM NET KARI/ÖZKAYNAKLAR</p>
<p>4-KAR PAYI ANALİZİNDE KULLANILAN ORANLAR<br />
-HİSSE BAŞINA KAR PAYI ORANI:<br />
DAĞITILACAK KAR/HİSSE SENETİ SAYISI<br />
-FİYAT-KAZANÇ ORANI:<br />
HİSSE SENEDİ BAŞINA KAR PAYI/HİSSE SENEDİNİN BORSA FİYATI<br />
-PLASMAN ORANI:<br />
DAĞITILACAK KAR/ÖDENMİŞ SERMAYE<br />
-HİSSE SENEDİ MALİ DEĞER ORANI:<br />
HİSSE SENEDİ BAŞINA KAR PAYI/CARİ FAİZ ORANI</p>
<p>GAAP(Genel Kabul Görmüş Muhasebe kuralları)ın ülkeden ülkeye farklı olması, finansal tablolarda bulunan rakamlarda da büyük farklılıklar oluşmasına neden olur. Örnek olarak Japonya-GAAP ile ABD-GAAP’ın finansal tablolara yansıyan rakamları incelenebilir.</p>
<p>Finansal tablolarda rasyonel mukayeseler yapmak için ülkeler arasındaki muhasebe politikaları, ekonomi, rekabet farklılıları iyice değerlendirilmelidir.</p>
<p>3.3.2.Nakit Akım Analizleri:<br />
Nakit akım analizleri firmanın nakit hareketleri ve yönetimi hakkında bilgilenmemizi sağlar.US-GAAP,UK-GAAP ve IAS standartlarına bağlı ülkelerde ayrıntılı nakit akım  tabloları düzenlenir. Uluslararası analizlerde nakit akım analizlerinin önemi oldukça fazladır. Çünkü bu analiz, ülkeler arasındaki muhasebe standartları farklarından en alt düzeyde etkilenir. Nakit akım tabloları oluşturulmazsa firmanın nakit hareketlerini takip etmek olanaksız hale gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/uluslararasi-analizlerin-yararlari-ve-bu-analizlerin-onundeki-cesitli-engeller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1.FORFAITING NEDİR?</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-forfaiting-nedir/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-forfaiting-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[SATIŞ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-forfaiting-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[1.FORFAITING NEDİR?
Forfaiting, özellikle mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına göre tahsil edilebilecek olan alacakların bir banka yada bu alanda uzmanlaşmış bir finansman kurumu tarafından satın alınması olarak tanımlanabilmektedir. Alacağın satıcısına “forfaitist”, devralan kuruluşa “forfaiter” denir.
Senetli ve senetsiz her çeşit alacak, forfaiting konusu olabilir. Ancak uygulamada poliçe ve bono gibi senetlerle temsil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1.FORFAITING NEDİR?<br />
Forfaiting, özellikle mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına göre tahsil edilebilecek olan alacakların bir banka yada bu alanda uzmanlaşmış bir finansman kurumu tarafından satın alınması olarak tanımlanabilmektedir. Alacağın satıcısına “forfaitist”, devralan kuruluşa “forfaiter” denir.<br />
Senetli ve senetsiz her çeşit alacak, forfaiting konusu olabilir. Ancak uygulamada poliçe ve bono gibi senetlerle temsil edilen alacaklar üzerinden forfaiting yapılmaktadır. İthalatçı, güvenilir bir borçlu değilse, forfaiter, kendisine devredilecek olan alacağın aval veya benzeri şeklinde kabul edilebileceği bir banka teminatına bağlanmasını isteyebilir. Böylece, forfaiterin alacağı tahsil edememe riski azalmaktadır.<br />
Uluslar arası piyasalardaki yoğun rekabet, ihracatta yeni finansman tekniklerinin gelişmesine neden olmuştur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ödeme güçlüğü içerisinde bulunmaları, forfaiting’in yeni bir finansman tekniği olarak uygulanmasını gündeme getirmiştir. Son yıllarda, gelişmiş ülkelerde sevk sonrası ihracat finansmanına ağırlık verilmiştir. Forfaiting sevk sonrası ihracat finansman tekniğidir.<br />
Batılı ülkeler gelişmekte olan ülkelere yaptığı bütün tutarlardaki kredili satışları kendi kaynaklarından finanse etmek istememişlerdir. Ayrıca bankaların uyguladıkları geleneksel finansman yöntemleri de ihracatçıların gereksinimlerini karşılamamıştır. Bu nedenle forfaiting uluslar arası finansman alanında yeni bir finansman tekniği olarak geliştirilmiştir.<br />
Son yıllarda Türkiye’de ihracattaki artışa paralel olarak, forfaiting önem kazanmaya başlamıştır.<br />
 Uluslar arası piyasalarda artan rekabet, ihracatçıların ithalatçılara daha uzun vadeli mal satmalarına neden olmaktadır. Bunu sonucu olarak, ihracatçıların, alacaklarını tahsil edememe, faiz ve kur riski gibi ilave risklerin yüklenmeleri söz konusu olmaktadır.  Forfaiting finansmanında vade, altı ayla on yıl arasında değişmektedir. Kredinin geri ödemesi, genellikle, altışar taksitler halinde yapılmaktadır.<br />
İhracatçıların söz konusu risklerden korunma arzusu, forfaiting finansman tekniğinin gelişmesini sağlamıştır. Forfaiting işlemleri, ikinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkmıştır. İlk uygulama ABD’den Doğu Avrupa Ülkelerine tahıl ihracatında, İsviçre Bankaları tarafından yapılmıştır. Forfaiting, factoring’in aksine, sermaye mallarının ihracatıyla ilgili olarak kullanılan orta vadeli bir finansman tekniğidir. Dünyada 1960’lı yıllarda sermaye malları pazarın alıcı niteliklerinin ağırlık kazanması, 90-180 günlük kredi  vadelerinin yetersizliğini ortaya koymuştur.<br />
Forfaiting yönteminden yararlanılarak finanse edilen mal ve hizmet çeşidindeki artış, beraberinde ödemede kullanılacak para birimlerinde de çeşitlendirmeye neden olmuştur.<br />
Forfaiting işlemleri, genellikle, ABD doları, Euro, İsviçre frangı, yen ve sterlin gibi konvertibl paralar üzerinden yapılmaktadır. Ancak, orta vadeli kambiyo piyasalarının bulunduğu her yerde forfaiting işlemleri yapılabilir. Burada önemli olan paraların ülkeler arası transfer edilebilmesidir.<br />
Günümüzde, Londra, Zürih ve Frankfurt’ta gelişmiş forfait piyasaları vardır. Her geçen gün artan talep, bir çok banka ve kredi kurumunun forfaiting’i kredi programlarına almalarına neden olmaktadır. Forfaiting piyasanın genişleme nedenleri olarak faiz oranları ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar, transfer riskindeki artışlar, sigorta primlerinin yükselmesi, ihracat kredi sigortası ve garanti şartlarının daha sınırlayıcı bir hale gelmesi sayılabilir.<br />
Öte yandan, forfait piyasasında sağlanan hizmetler acısından da önemli gelişmeler gözlenmektedir. Bu gelişmelerden birincisi, ikincil forfait piyasasının gelişmesidir. İkincil piyasaların gelişimi, forfaiter’lerin, yeni  forfaiting işlemlerine girmelerini sağlamaktır.<br />
İkincil piyasalarda, eldeki senet veya poliçelerin tümü yanında, parça parça satılmaları da mümkündür. Londra piyasası, en aktif ikincil piyasadır. Forfaiter’ler hem birincil, hem ikincil piyasada faaliyet göstermektedir. İkincil piyasalarda gizlilik hakimdir. Bu nedenle, alıcılara  poliçe veya bonolar transfer edilmez. Bunu yerine, alıcıya, tutar, vade tarihi, garantör ve borçlu hakkında bilgi verilir.<br />
Forfaiting piyasasındaki gelişmelerde ikincisi, büyük tutarlardaki işlemlerde sendikasyona gidilmesidir.<br />
Bu piyasadaki üçüncü önemli gelişme, birincil piyasadaki sabit faizli borçlanmalardan, ikincil piyasada değişken faiz oranlı borçlanmalara geçilmesidir.<br />
1.1	FORFAİTİNG SÜRECİ<br />
Bilindiği gibi, forfaiting, ihracatçıların ithalatçılara kredi olarak sattıkları mal bedelleri ile ilgili alacaklarını, kendilerine rücu hakkı olmaksızın üçüncü şahıslara satmalarıdır. Bu nedenle, forfaiting, rücu hakkı olmaksızın, alacağın satın alınması yoluyla, sabit faizli ve genellikle orta vadeli bir ihracat finansman yöntemidir.<br />
Forfaiting’e konu olan alacaklar, genellikle poliçe veya bono şeklinde senede bağlanmış alacaklardır. Çünkü senetsiz alacaklar veya defterlerde kayıtlı alacaklar veya vadeli akreditiften doğan alacakların satın alınması hukuki sorunlar doğurabilmektedir.<br />
Forfaiting işlemlerinde yer alan taraflar şunlardır:<br />
ihracatçı işletme (forfaitist)<br />
İthalatçı işletme<br />
forfaiter<br />
Garantör banka.<br />
Forfaiting sürecinin birinci aşamasında, ihracatçı kredili satıştan önce forfaiter’a başvurmaktadır.<br />
İkinci aşamada, forfaitier ihracatçıdan değerlendirme yapabilmek için, bazı belge ve bilgiler ister. Söz konusu bilgi ve belgeler, talep edilen kredinin tutarı, vadesi, döviz cinsi, ithalatçının adı, adresi, bulunduğu ülke, alacakların şekli,teminat türü, teminat verecek bankanın adı, bulunduğu ülke, senetlerin tutarları, vadeleri, ödenecekleri yer, ihraç edilen malın cins ve miktarı, sevk evraklarının teslim tarihi ve gerekli görünen belgelerdir.<br />
Bu bilgi ve belgelerin elde edilmesinden sonra, forfaitier ile ihracatçı arasında sözleşme imzalanır. Bu sözleşmede, forfaiting konusu kredinin limiti, vadesi, iskonto oranı ve taahhüt komisyon oranı gösterilir. Forfaitier, elde ettiği bilgilere dayanarak, ihracatçıya bir taahhüt mektubu gönderir. Mektupta ihracatçı ile anlaşmaya varılan ve sözleşmede yer almayan bütün hususlar belirtilir. Böylece, forfaiting işleminin tüm şartları taahhüt mektubunda gösterilmiş olur.<br />
Son aşamada, ihracatçı, ithalatçıya krediyle mal satmakta ve ondan poliçe veya bono almaktadır. Finansman gereksimi olan ihracatçı,bono veya poliçeyi bankaya götürerek, belli bir değer üzerinden iskonto ettirebilir.<br />
Forfaiting işleminde, ithalatçının ödemede kullandığı ticari senetler, bono ve poliçelerdir. Bono ve poliçelere, ithalatçının bankası tarafından genellikle aval edilmektedir. İthalatçının piyasalarda iyi tanınmaması durumunda , forfaiter, aval verilmiş bono ve poliçeleri tercih etmektedir.<br />
Forfaiting işlemleri, ihracatçı veya ithalatçı tarafından başlatılabilir. Forfaiter, kendisine ilk başvurulduğunda, forfaiting işleminin finanssal desteklimi yoksa ticaret desteklimi olduğunu belirler. Daha sonra, forfaiter, ithalatçı ülkeyi garantörü, ihracatçıyı ve ithalatçıyı kredi değerliliği yönünden inceler.<br />
1.1.1.	SATIŞ SÖZLEŞMESİSİNİN YAPILMASI<br />
Forfaiting işleminde ilk aşama alıcı ile satıcı arasında bir satış sözleşmesinin yapılmasıdır. Bu sözleşmede, malın teslim ve ödeme şartları, kredi süresi, ödenmesi gereken peşinat tutarı, taksitlerin tarihi ve tutarları belirtilir.<br />
1.1.2.	MALLARIN TESLİMİ<br />
Forfaiting işleminde ikinci aşama satış sözleşmesine uygun olarak malların alıcıya teslimini içerir. Mallarla ilgili sevk belgeleri, malların bedelini teminat altına almak amacıyla, genellikle bankacılık sistemi arcılığıyla müşteriye teslim edilmektedir.<br />
1.1.3.	ÖDEME ARÇLARININ TESLİMİ<br />
Forfaiting işleminde bir diğer aşama, ithalatçıdan borcu karşılığında bono veya poliçe almaktır. Ancak, nispi payı azda olsa bazı forfaiting işlemleri belgesiz olarak da yapılmaktadır.<br />
Bununla beraber forfaiting işlemlerinde genellikle poliçe ve bonolar tercih edilmektedir. Bunun en önemli nedeni, ikincil piyasaların oluşumunu sağlamaktır. Çünkü ikincil piyasalarda alacakların nakde dönüşümü sağlanmaktadır.<br />
Bilindiği gibi, forfaiting işleminde, ihracatçının kredili ihracatından doğan alacaklarını forfaiter’e gayrikabilirücu olarak devretmesi gerekmektedir.<br />
Türkiye dahil bazı ülkelerde, bono, tahsil edilememe riskiyle birlikte  ciro edilebilmektedir. Oysa, poliçenin ihracatçı tarafından keşideci olması nedeniyle, bu şekilde keşide edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle forfaiting işlemlerinde poliçe yerine, ithalatçının lehdar olarak gösterildiği borç senetleri tercih edilmektedir.<br />
Forfaiting konusu poliçeler ise, ihracatçının tarafından ithalatçı üzerine keşide olunur ve muhatap sıfatıyla ithalatçı tarafından kabul edilir.<br />
Daha önce belirtildiği gibi, forfaiting işleminde uluslar arası itibara sahip, güvenilir ihracatçılar dışında bono ve poliçeler için bir bankadan aval talep edilmektedir.<br />
Aval, aval verenin bizzat borçlu gibi görüldüğü ve vadede ödemenin dönülemez ve şartsız biçimde garanti edildiği uluslar arası bir uygulamadır. Aval veren bankanın avalini ilgili kambiyo senedine koyması açık bir kefalet unsuru oluşturur. Aval veren bankanın forfaiter tarafından kabul edilen ve ithalatçının ülkesindeki bir banka olması tercih edilmektedir.<br />
Forfaiting finansmanının bir banka teminatına bağlanması, forfaiter’in riskini azaltırken forfaiting’e kabul edilen senetlerin gerektiğinde para piyasalarında iskonto edilmesine olanak sağlamaktadır.<br />
Aval, bono veya poliçe üzerine avalist banka tarafından ‘‘aval içindedir” cümlesinin yazılıp imzalanmasıyla verilir. Aval’in bir poliçe için verilmesi halinde, ithalatçı lehine verildiğinin belirtilmesi gerekir. Aksi halde, aval, keşideci, yani ithalatçı lehine verilmiş sayılır. Daha önce belirtildiği gibi, bono veya poliçelerin konvertibl bir döviz üzerinden belirlenmesi gerekmektedir. Bono ve poliçelerin başka paralar cinsinden düzenlenmesi mümkün olmakla birlikte, uygulamada   bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Ayrıca, zayıf ve istikrarsız paraların kullanılması, daha yüksek bir iskonto oranının uygulanmasına ve forfaiting finansmanının pahalılaşmasına neden olmaktadır.<br />
1.1.4.	FORFAITING SÖZLEŞMESİ<br />
Forfaiting işlemindeki aşamaların biride taraflar arasında yapılan sözleşmedir.<br />
Forfaiter, sözleşme aşamasında ihracatçılardan aşağıda belirtilen belge ve bilgileri istemektedir.<br />
İhracatla ilgili döviz cinsi, tutarı ve kredi vadesi,<br />
İhracatçı ülke,<br />
İthalatçı ve bulunduğu ülke,<br />
Aval veya garanti verecek bankanın adı ve adresi,<br />
Satın alınacak olan alacağın şekli (bono, poliçe,vb)<br />
Teminatın türü (aval veya garanti),<br />
Ödeme planı (senetlerin miktarı ve ödeme tarihleri),<br />
İhraç olunan malların cins ve miktarları,<br />
Sevk belgelerinin teslim tarihi,<br />
 Transfer ve ithalatla ilgili gerekli müsaadeler,<br />
 Bono ve poliçelerin ödeneceği yer.<br />
Belirtilen bilgi ve belgelerin forfaiter’a sunulması ve uygun bulunmasından sonra ihracatçı ile forfaiter arasında forfaiting sözleşmesi yapılır. Forfaiting sözleşmesi,bir mektupla ihracatçıya teyit ettirilir.<br />
Forfaiter, söz konusu mektupla ihracatçının ithalatçıdan aldığı borç senetlerinin tahsil edilememe riskiyle satın alındığını taahhüt etmektedir. </p>
<p>1.1.5.	ÖDEME ARAÇLARININ TESLİMİ<br />
Anlaşmada sonra, ihracatçı ödemeyle ilgili gerekli belgeleri, ithalatçı ülke Merkez Bankası veya aval veren bankanın transfer müsaadelerini, forfaiter’a teslim eder. Başka bir değişle, anlaşmanın yapılmasından  sonra, aval verilmiş dokümanların forfaiter’e teslimi gerekir. Bu aşamada genellikle,malların imalatı bile bitmemiştir. Ödeme araçlarının teslimi aşamasında forfaiter ‘in yapması gereken en önemli iş, senetlerin poliçelerin, aval ve garanti mektuplarının üzerindeki imzaların gerçek olup olmadığını araştırmaktadır. Başka bir değişle, imza atanların imza yetkilerine sahip olup olmadıklarının teyit edilmeleridir.<br />
1.1.6.	İSKONTO VE ÖDEMENİN YAPILMASI<br />
Forfaiting işleminin bir başka aşaması, aval verilmiş borç senetlerinin, sözleşme hükümleri çerçevesinde, gayrikabilirücu şartıyla forfaiter’a ciro edilmesidir. Forfaiter, söz konusu senetler iskonto edilerek, ihracatçıya gerekli ödemeleri yapar.<br />
1.1.7.	SENET TUTARININ TAHSİLİ<br />
Forfaiting işlemin son aşaması, forfaiter’in portföyündeki senetleri, vadesinde aval veren bankasından tahsil etmesidir. Senetler, forfaiter tarafından iskonto ettirilmişse, tahsilat işlemi, senetlerin elinde bulunduran kişi ve kuruluşlar tarafından yapılır.<br />
1.2.	FORFAİTİNG FİNANSMANININ ÜSTÜNLÜK VE SAKINCALARI<br />
Bilindiği gibi, forfaiting işleminde, ihracatçı, ithalatçı, forfaiter  ve garantör olmak üzere 4 taraf vardır. Bu nedenle forfaiting’in üstünlük ve sakıncaları taraflar açısından ayrı ayrı incelemekte yarar vardır.<br />
1.2.1.	FORFAİTİNG FİNANASMANININ İHRACATÇI AÇISINDAN ÜSTÜNLÜKLERİ<br />
Forfaiting işleminde finansmanın ihracatçı açısından üstünlükleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:<br />
Forfaiting ile kredili mal satışından doğan alacağın tahsil edilememe riski ortadan kalkmaktadır. Çünkü, söz konusu risk forfaiter tarafından üstlenilmektedir.<br />
Forfaiting işlemi, ihracatçıya sabit faizli bir finansman sağlamaktadır. Böylece, ihracatçı, döviz kuru, transfer ve faiz oranı risklerinden korunmaktadır. Forfaiter kuruluşları ihracatçıya sözleşme uyarınca ihraç edilen malın teslim tarihinden önce sabit bir iskonto oranı garanti etmektedir. Böylece, ihracatçı iskonto maliyetini, ihraç kontratının hazırlandığı sırada hesaplayabilmekte ve maliyet içerisine dahil edebilmektedir.<br />
İhracatçı alacağı nakde çevirebildiğinden, likiditesi  artmakta, banka ve diğer kaynaklara olan borçları azalmaktadır. Bu nedenle, satıcının kredi değerliliği ve kredi alabilme kapasitesi artmaktadır.<br />
İhracatçının ithalatçı hakkında bilgi toplamak ve ülke riskini değerlendirmek gibi sorunları ortadan kalkmaktadır.<br />
Forfaiting veya kredi işlemi, çok süratli bir şekilde gerçekleşmektedir. Garantörün forfaiter tarafından kabul edilmesi durumunda işlem birkaç saatte sonuçlandırılmaktadır. Başka bir deyişle,  diğer kredilerde olduğu gibi, uzun incelemeler gerektiren, kapsamlı kredi sözleşmelerine gereksinim duymamaktadır.<br />
Forfaiting finansmanı, diğer finansman türlerinin aksine, gizlilik içerisinde yürütülmektedir.<br />
İhracatçı, kredili satıştan önce, bankanın alacak hakkını satın alma taahhüdünü ve bu taahhüdün kendisine olacak maliyetini bildiği için, ithalatçıya kredi maliyeti içeren CIF fiyatlar verilmektedir.<br />
Kredili satış işleminin neden olduğu risk, forfaiter tarafından üstlenildiğinden, ayrıca ihracat kredi sigortasına da gereksinim duyulmamaktadır.<br />
1.3.	FORFAITING FİNANSMANININ İHRACATÇI AÇISINDAN SAKINCALARI<br />
Forfaiting finansmanının ihracatçı açısından sakıncaları ise şu şekilde özetlenebilir;<br />
Garantörün güvenirliliğinin ihracatçı tarafından forfaiter’a anlatılması gerekmektedir. Bu süreç zaman alabilir.<br />
İthalatçı ülkenin bono, poliçe, garanti ve aval konusunda mevzuatı, ihracatçı tarafından bilinmelidir. Bu konudaki bilgi yetersizliği riskleri arttırır.<br />
Forfaiting yoluyla finansmanda söz konusu olacak riskler, forfaiter tarafından üstlenildiğinden bu tür finansmanın işletmeye maliyeti diğer finansman alternatiflerinden daha yüksektir.<br />
1.4.	FORFAITING FİNANSMANININ İTHALATÇI AÇISINDAN ÜSTÜNLÜKLERİ<br />
Forfaiting’in ithalatçı açısından üstünlükleri şunlardır:<br />
İşlemlerin basit olması ve hızlı gerçekleştirilmesi ithalatçı açısından önemli bir üstünlük sağlamaktadır.<br />
Forfaiting finansmanı, sabit faizli bir finansmandır.<br />
Ödemeler hemen yapılmadığından ithalatçının kredi kullanma kapasitesi saklı kalmaktadır.<br />
İthalatçı bankalardaki nakit kredilerini kullanmak zorunda kalmaz.<br />
Borçlanma kapasitesini ve çeşidini arttırma imkanına sahip olur.<br />
Vadeli alacaklar nakde dönüşerek bilançonun likiditesi artar<br />
1.5.	FORFAITING FİNANSMANININ İTHALATÇI AÇISINDAN SAKINCALARI<br />
 Forfaiting’in ithalatçı açısından sakıncaları şunlardır:<br />
Aval ve garantiler, ithalatçının finansman maliyetini arttırmaktadır.<br />
Verilen bono ve poliçeler, anlaşmazlık halinde ithalatçı açısından olumsuzluk yaratabilir. Çünkü, söz konusu belgeler, ithalatçıya mutlak bir borç yükleyen somut dokümanlardır. Satın alınan mallarla ilgili herhangi bir anlaşmazlık durumunda ödemeler yapılmaktadır. Başka bir değişle böyle bir anlaşmazlık durumunda, ithalatçının ihracatçıdan zararını tazmin ettirecek şekilde ödemeleri yasal olarak durdurması mümkün değildir.<br />
Forfaiter’in isteyeceği yüksek komisyon, ihracatçı kadar ithalatçının da aleyhinedir.<br />
1.6. FORFAITING FİNANSMANININ FORFAITER YÖNÜNDEN ÜSTÜNLÜKLERİ<br />
Forfaiting’in forfaiter yönünden üstünlükleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:<br />
Forfaiting işlemindeki iskonto oranının yüksek olması, forfaiter için net bir kazanç olmaktadır. Bu durum forfaiter’in karlılığını arttırır.<br />
Forfaiting işlemi kolay ve basit bir şekilde uygulanabilmektedir.<br />
Bono ve poliçeyi ikincil piyasada nakde çevirmek oldukça kolaydır.<br />
Forfaiting işlemi, işletmelerin bilançolarında görülmediğinden kredi kurumlarına karşı bir üstünlüktür.<br />
1.7.	 FORVAITING FİNANSMANININ FORFAITER YÖNÜNDEN SAKINCALARI<br />
 Forfaiter açısından sakıncaları şunlardır:<br />
Forfaiter ödemelerdeki bir aksama durumunda riski yüklenmektedir.<br />
İthalatçının ülkesindeki mevzuatın forfaiter tarafından iyi bilinmemesi tahsilat riskini arttırmaktadır.<br />
Garantör’ün kredi değerlerinin kontrol etme görevi forfaiter’e aittir.<br />
Forfaiter, bono ve poliçenin ödenmesini hızlandırma olanağına sahip değildir. Başka bir değişle, forfaiter, tahsilat için bono ve poliçelerin vadelerinin dolmasını beklemek zorundadır.<br />
Forfaiter, fon sağlama, faiz, kur, ülke ve ticari risklerin tümünü üstlenmektedir.<br />
Borcun ödenmemesi durumunda, forfaiter’ı başvuracağı herhangi bir makam yoktur.<br />
1.8.	     FORFAITING FİNANSMANININ GARANTÖR AÇISINDAN ÜSTÜNLÜKLERİ<br />
 Garantör forfaiting’in üstünlükleri şunlardır:<br />
Garantör açısından faiz veya komisyon geliri elde etme önemli bir üstünlüktür.<br />
İşlemlerin basit ve hızlılığı, garantör için de önemli bir avantajdır.<br />
Garantörler müşterilerine verdikleri hizmetlerinde çeşitli boyutlar yaratarak isim ve itibarlarının uluslar arası düzeyde yaygınlaşmasını sağlarlar.<br />
1.9.	     FORFAITING FİNANSMANININ GARANTOR AÇISINDAN SAKINCALARI<br />
Forfaiting finansmanının garantör açısından sakıncası garanti edilen borcun ödenme yükümlülüğüdür.<br />
1.10.	FORFAITIG İŞLEMİNDE UYGULANAN İSKONTO HESAPLAMA YÖNTEMLERİ<br />
Bilindiği gibi, forfaiting işlemi, ticari risk, politik ve transfer riski, taahhüt komisyonu, faiz ve faiz riskinin karşılanması gibi riskler taşımaktadır. Söz konusu maliyet unsurlarını iskonto oranları ile ifade etmek mümkündür.<br />
İskonto, forfaiting işlemine konu olan senet veya poliçenin vade tarihine kadar geçecek günlerinin faizinin, peşin olarak senet bedelinden düşülmesidir. Bilindiği gibi, forfaiting işleminde faiz tutarı, mal bedeline ilave edilmektedir. Bu nedenle, ihracatçının peşin mal bedeline eklediği faiz, forfaiter’in uygulayacağı iskonto oranına eşit ise, iskonto sonucunda ihracatçını eline geçen net para mal bedeline eşit olacaktır.<br />
İhracatçı, forfaiter ile anlaşmadan ve piyasa faiz oranlarını araştırmadan, ithalatçı ile faiz konusunda anlaşabilir. Eğer, bu faiz oranı iskonto oranından küçük olursa aradaki fark ihracatçının kâr marjında düşüşe yol açar.<br />
Uluslar arası uygulamalarda senet iskontosu yapılırken, 1 yıl 360 gün kabul edilir.senet veya poliçelerin vadesi cumartesi veya pazar gününe gelmişse, bir sonraki iş günü tarihi esas alınır.<br />
Forfaiting işleminde “düz iskonto” veya “net bugünkü değer yöntemine” göre iskonto yöntemlerinden biri uygulanır.<br />
Örnek-1:<br />
1.000.000  $ tutarında ve 360 gün vadeli bir senede % 10 düz iskonto oranı uygulandığında, iskonto tutarı 100.000 $ olarak bulunur. Böylece, 900.000 $ yatırım karşılığında, 1.000.000 $ ’lık bir değer satın alınmış olur.<br />
Başka bir ifade ile, 360 gün vadeli 1.000.000 $’lık bir senedin % 10 iskonto oranından bugünkü değeri 900.000 $’dır.<br />
Örnek – 2:<br />
Yıllık % 12 faiz oranından, 5 yıl vadeli 1.000.000 $’lık bir alacak için, 5 adet 200.000 $’lık poliçe alınmıştır. Söz konusu poliçelerin bugünkü değeri kaç dolardır.<br />
Problemin çözümü için, Net Bugünkü Değer formülünden yararlanılabilir.<br />
Bilindiği gibi, Net Bugünkü Değer Yöntemi, formülle aşağıdaki gibi gösterilebilir.</p>
<p>Burada,<br />
NBD = Net Bugünkü Değeri,<br />
Pn =  Poliçe veya senetlerin nominal değerli,<br />
i = İskonto oranını,<br />
n = Yıl sayısını göstermektedir.<br />
Örnekteki verileri formülde yerine koyarsak, formül </p>
<p>şeklinde yazılabilir.<br />
İşlemleri kolaylaştırmak için, genellikle finans matematiği veya finansa yönetim kitaplarının ekinde yer alan, peşin değer tablolarından yaralanmak mümkündür.<br />
Buna göre, %12 iskonto oranından 1 $’ın peşin değeri, birinci yıl için 0,8929, ikinci yıl için 0,7972, üçüncü yıl için 0,7118, dördüncü yıl için 0,6355, beşinci yıl için 0,5674 değerleriyle çarpılarak bulunur. Bu durumda 1.000.000 $’ın peşin değeri aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi, 720.960 $’dır. </p>
<p>Senetlerin Tutarı      ($)		%12 İskonto Oranından Peşin Değer Katsayısı		Net Bugünkü Değer                 ($)<br />
200.000		0.8929		178.580<br />
200.000		0.7972		159.440<br />
200.000		0.7118		142.360<br />
200.000		0.6355		127.100<br />
200.000		0.5674		113.480<br />
1.000.000				720.960<br />
Öte yandan, iskonto oranının belirlenmesinde vadenin 365 günden kısa veya uzun olmasına göre iki ayrı formülden yararlanılabilir.<br />
Senet iskonto tarihi ile vade sonu arasındaki süre 365 günden kısa ise aşağıdaki formül kullanılır.</p>
<p>Burada,<br />
Z1 = İskonto oranını,<br />
N = 360 günü,<br />
d = Yıllık faiz oranını ,<br />
x = Yıldaki net gün sayısını göstermektedir.<br />
Vadenin 365 günü aşması durumunda, kalan süre için iskonto oranı aşağıdaki formül yardımıyla hesaplanabilir.</p>
<p>Burada,<br />
Z2= İskonto oranını,<br />
S = İskonto tarihi ile vade sonu arasındaki gün sayısını,<br />
G = Ödemedeki gecikme süresini,<br />
N = 360 günü göstermektedir.</p>
<p>Örnek – 3 :<br />
Nominal değeri 1.000.000 $ , vade sonu 28 Kasım 1999, iskonto tarihi 15 Ağustos 1998, ödemedeki gecikme süresi 2 gün, yıllık bileşik faiz oranı % 7,25 ve net gün sayısı 471 gün olan bir poliçenin iskonto edilmiş tutarı kaç dolardır.<br />
Çözüm :<br />
İlk 365 gün için iskonto oranını ve iskonto edilmiş tutarını hesaplayalım. Bunun için aşağıdaki formülü kullanabiliriz.</p>
<p>Görüldüğü gibi, iskonto oranı 0,93153 olarak bulunur.<br />
Söz konusu oranı, poliçenin nominal değeri olan, 1.000.000 $’la çarptığımızda, 360 gün için iskonto edilmiş tutar 931.530 $ olara bulunacaktır. Geriye kalan 106 gün için, diğer formül uygulandığında, iskonto oranı 0,97871 olarak hesaplanır.</p>
<p>Poliçenin iskonto edilmiş net değerini bulmak için 931.530 $’ı , 0,97871 ile çarpmak gerekmektedir. Bu durumda poliçenin iskonto edilmiş değeri, (931.530 x 0,97871=911.697 $) olacaktır.<br />
Söz konusu örnek bir tek formüle uygulanarak da çözülebilir. Bunu için aşağıdaki formülden yararlanılabilir. </p>
<p>Burada,<br />
D = İskonto tutarını,<br />
V = Poliçenin nominal değerini,<br />
S = Net gün sayısını,<br />
G = Ödemedeki gecikme süresini,<br />
d = Yıllık faiz oranını,<br />
N = 360 günü göstermektedir.<br />
Buna göre aynı örnek, yukarıdaki formüle uygulanırsa,<br />
 =95,257 $ bulunur. Nominal değerden iskonto tutarı düşünüldüğünde, poliçenin net tutarı 904.743 $ olarak elde edilir.<br />
1.11.	FORFAITING MALİYETİ</p>
<p>1.11.1.	İHRACATÇIYA MALİYETİ<br />
Forfaiting maliyetini etkileyen bir çok risk söz konusudur. Bu riskler, ticari risk, döviz transfer riski ve ülke riskidir. Söz konusu risklerden ticari riskler, genellikle ithalatçı tarafından üstlenilmektedir. Başka bir ifade ile, bankadan sağlanacak aval veya teminat için ödenecek gider, ithalatçı tarafından karşılanmaktadır.<br />
Politik ve döviz transferleri ile ilgili riskler, ithalatçının ülkesinin kredi değerlerine göre hesaplanmaktadır. İthalatçı ülkenin riski az ise, iskonto oranı da düşük olarak uygulanmaktadır.<br />
Ülke riski arttıkça, iskonto oranı da yükselmektedir.<br />
İhracatçı karşılayacağını tahmin ettiği risklerin toplamını malın maliyetine ilave eder.<br />
Forfaiting işleminde, ihracatçı açısından üç tür maliyet unsuru vardır.<br />
Faiz ve faiz riskinin karşılanması,<br />
Taahhüt komisyonu,<br />
Opsiyon komisyonu.<br />
Faiz oranı, poliçe ve senetlerin düzenlenmiş olduğu para birimi üzerinden, o dönemde uygulanmakta olan faiz oranını ve faiz oranının değişme riskini kapsar. Forfaiter, bu oranı saptarken kendisine sunulan poliçe ve senetlerin ortalama vadesini ve benzer finansman kaynaklarının faiz oranlarını hesap alır. Forfaiter, faiz oranını belirledikten sonra faiz oranı risk birimi ilave eder.<br />
Faiz oranı, taahhüt ve opsiyon komisyonları toplamı forfaiting’in ihracatçıya maliyetini oluşturur. İhracatçı açısından, forfaiting’de maliyeti belirleyen faktörler ayrıntılı bir şekilde aşağıda ifade edilebilir.<br />
Fon sağlama maliyeti:<br />
Forfaiting maliyetini oluşturan faktörlerden birincisi, gerekli olan paranın, Euro para piyasalarından sağlanma maliyetidir. Başka bir değişle, maliyet forfaiter’in işlem nedeni ile taahhüt altına girdiği tarihteki ilgili dövizin piyasa faiz oranıdır. Forfaiter fon maliyetini belirlerken cari faiz oranına, risk primini ilave eder. Bu durum, faiz riskine karşı korunma maliyeti olarak da ifade edilir.<br />
Faiz riskine karşı korunma maliyeti:<br />
İhracatçıya sabit faiz teklif edilmesi durumunda, iskonto edilen poliçelerin vadelerine kadar bir süre geçmektedir. Bu süre içinde söz konusu olacak faiz oranı değişiminden korunmak için ilave bir maliyet söz konusudur. Bu durum forfaiting maliyetini arttırmaktadır. </p>
<p>Politik ve transfer riskinden korunma maliyeti:<br />
Forfaiting’in maliyetini oluşturan faktörlerden bir diğeri ithalatçı ülkenin kredibilitesidir. Politik risk, ithalatçı ülkenin politik durumu ile ilgilidir. Bir ülkenin politik durumundaki belirsizlikler, bu riski arttırır.<br />
Transfer riski ise, ithalatçı ülkedeki döviz darboğazı, borç  ertelenmesi ve mevzuat değişikliği gibi nedenlerle, döviz transferlerinin yapılamama olasılığıdır.<br />
Borçlu ülkenin risk kapasitesine göre, forfaiter bir prim belirler. Bu prim LİBOR + ülke riski şeklinde ifade edilir. Başka bir ifade ile, ülkenin politik ve transfer riskleri, günlük olarak ilan edilir. İskonto oranları ilan edilmeyen ülkeler için ise, forfaiter’ler işlem bazında çalışma yaparak, politik ve transfer risklerinden korunma maliyet oranlarını belirlemeye çalışırlar. Söz konusu ülkenin kredibilitesi, diğer ülkelere göre, maliyeti % 0,5 &#8211; % 5 arasında arttırmaktadır.<br />
Taahhüt ve opsiyon komisyonu:<br />
Taahhüt komisyonu, ihracatçının, ihracat işlemini gerçekleştirmeden önce, bankaya yaptığı teklifin, ihracat kesinleşinceye kadar sabit kalmasını sağlamak için bankaya ödeyeceği komisyondur. Başka bir ifade ile, taahhüt komisyonu, forfaiter’le yapılan anlaşma ile senetlerin fiilen iskonto edildikleri tarih arasında forfaiter’in taahhüdünü  açık tutmasının bedelidir.<br />
Taahhüt komisyonu yıllık maliyeti % 0,75  ile % 1,5 arasında değişmektedir.<br />
Opsiyon komisyonu ise, süreye bağlı olmaksızın, senet bedeli üzerinden, bir defa alınan maliyet unsurudur. Opsiyon komisyonu, forfaiter’in fırsat maliyetini yansıtır. Opsiyon süresi 3 gün ile 3 ay arasında ise opsiyon komisyonu alınmaz. Ancak, piyasadaki koşullara göre, forfaiter kaç günlük bir süreden sonra opsiyon komisyonunun alacağını belirler.<br />
Tahsilat süresi:<br />
Forfaiting işleminde, iskonto esas olan süre, alacakların iskontoya kabul edildikleri süre ile, alacakların vadelerine kadar geçen süredir. Ancak, çeşitli nedenlerle, alacağın vadesinde tahsil edilmesi mümkün olabilir. Forfaiter, belli ülkelerle ilgili tecrübesine dayanarak, ödemenin geç yapılma riskine karşı tahsilat süresine birkaç gün ilave yapar. Bu süre, 2-3 gündür.<br />
Kur riski:<br />
Forfaiter, kendi milli parası dışında bir para birimi ile düzenlenmiş alacakları da satın alabilir. Bu durumda, üslendiği riskten korunmak için swap veya forward işlemleri yapabilir. Bu işlemler nedeni ile, söz konusu giderler, maliyeti eklenir.<br />
Forfaiter’in kâr marjı:<br />
Maliyeti oluşturan unsurlardan biriside forfaiter’in genel giderleri de marjıdır. Müşterinin forfaiter açısından taşıdığı önem, bu maliyet unsurunu etkiler.<br />
1.11.1.1	. FAİZ ORANI<br />
Bilindiği gibi, forfaiting işlemlerinde ihracatçının vadeli satışından dolayı ithalatçıya uygulayacağı faiz oranı söz konusudur.<br />
İhracatçıların uygulayabilecekleri faiz oranları, basit ve bileşik faiz olarak iki şekilde hesaplanabilir.<br />
1.11.1.1.1.	BASİT FAİZ<br />
İhraç edilen malın bedeli en fazla 1 yıl sonra ve bir defada tahsil edilecekse, basit faiz yöntemi kullanılabilir. </p>
<p>Basit faiz =                                    x   Toplam ay sayısı  x  Anapara </p>
<p>Formülü ile hesaplanabilir.<br />
Örnek:<br />
Yıllık % 12 faiz oranı üzerinden 7 ay vadeli olarak yapılan 300.000 $’lık bir ihracatın, fatura değeri nedir?<br />
Yukarıdaki formülden hareket edecek olursak, faiz tutarını,<br />
  $ olarak buluruz..<br />
Bu durumda 7 ay vadeli olarak yapılacak ihracatın fatura değeri 321.000 $ olmalıdır.</p>
<p>1.11.1.2. BİLEŞİK FAİZ<br />
Bileşik faiz yöntemi, genellikle bir yıldan daha uzun vadeli olarak yapılan ihracat işlemlerinde uygulanır. Bu amaçla kullanılan formül aşağıdaki gibidir.<br />
FV = PV<br />
Burada,<br />
PV = Malın peşin satış değerini veya anaparayı,<br />
FV = Vadeli satışın fatura değerini,<br />
r     = Yıllık faiz oranı,<br />
n    = Yıl sayısını göstermektedir.<br />
Örnek :<br />
Yıllık %12 faiz oranı üzerinden, 3yıl vadeli olarak yapılan 300.000 $’lık bir ihracatın, fatura değeri kaç dolar olur?<br />
Yukarıdaki formülden hareket edecek olursak,</p>
<p>FV= 421.478,4 $ olarak bulunur.<br />
Aynı sonuca, bugünkü paranın belli bir iskonto oranı üstünden gelecekteki değerini gösteren tablolardan yararlanılarak da ulaşmak mümkündür. Buna göre, % 12  faiz oranı üzerinden, bugünkü 300.000  değerini bulmak için, % 12 ile 3. yılın kesiştiği noktadaki 1.4049 rakamlarını çarpmak gerekmektedir. Bu çarpımın sonucu, 421.470 $’dır.<br />
Aynı formülü bir yılı aşan aylık vadeli satışlar için de uygulamak mümkündür. Bu durumda faiz oranları ve yıl sayısı yeni bir düzenlemeye tabi tutulur.<br />
1.11.1.1.2.	TAKSİTLERLE ÖDEME<br />
Bilindiği gibi, endüstriyel veya yatırım mallarının satışları, orta ve uzun vadeli olarak yapılmaktadır. Bu nedenle, genellikle satılan mallarla ilgili ödemeler taksitler halinde yapılmaktadır.<br />
Taksitler halinde yapılacak ödemelerde fatura değeri hesaplanırken, iki ayrı yol izlenebilir. Bunlardan birincisi azalan bakiyeler usulü, diğeri ise bileşik faiz uygulamasıdır. Konunun daha iyi anlaşılması için örneklerle açıklamakta yarar vardır.<br />
Azalan bakiyeler usulü ile ilgili örnek;<br />
X A.Ş. 2.000.000 $ tutarındaki peşin ihracatını, müşterinin isteğine uygun olarak, 5 yıl vadeli ve 10 taksitte geri ödemeli olarak yapacaktır.  Taraflar, yıllık faiz oranını % 12 kabul etmişlerdir. Satışla ilgili olarak azalan bakiyeler usulü uygulanacaktır.<br />
Bu verilere göre,birinci soru, X A.Ş.’nin düzenleyeceği senet tutarları kaç dolar olacaktır? İkinci soru, X A.Ş.’nin toplam alacağının tutarı kaç $’dır?<br />
İlk taksitin faiz tutarı,   $ ,<br />
İkinci taksitin faiz tutarı,  $ olarak bulunur.<br />
Diğer hesaplamalarda aynı şekilde yapılarak tablodaki veriler elde edilir.</p>
<p>Anapara		Azalan Bakiyeler Üzerinden Faiz		Senet tutarları		Senet vadeleri<br />
200.000		120.000		320.000		180 gün<br />
200.000		108.000		308.000		360 gün<br />
200.000		96.000		296.000		540 gün<br />
200.000		84.000		284.000		720 gün<br />
200.000		72.000		272.000		900 gün<br />
200.000		60.000		260.000		1080 gün<br />
200.000		48.000		248.000		1260 gün<br />
200.000		36.000		236.000		1440 gün<br />
200.000		24.000		224.000		1620 gün<br />
200.000		12.000		212.000		1800 gün<br />
2.000.000		660.000		2.660.000		          1800<br />
Bileşik faiz uygulaması ile ilgili örnek:<br />
Aynı verileri bileşik faize göre uyguladığımızda aşağıdaki tablo elde edilir.<br />
İlk senet değeri,   $<br />
İkinci senet değeri,  =224.700 $ olarak bulunur.<br />
Diğer hesaplamalarda aynı şekilde yapılarak tablodaki veriler elde edilir.</p>
<p>Anapara		Bileşik faiz		Senet tutarları		Senet vadeleri<br />
200.000		12.000		212.000		180 gün<br />
200.000		24.720		224.720		360 gün<br />
200.000		38.203		238.203		540 gün<br />
200.000		52.495		252.495		720 gün<br />
200.000		67.645		267.645		900 gün<br />
200.000		83.703		283.703		1080 gün<br />
200.000		100.726		300.726		1260 gün<br />
200.000		118.769		318.769		1440 gün<br />
200.000		137.895		337.895		1620 gün<br />
200.000		158.169		358.169		1800 gün<br />
2.000.000		794.328		2.794.328		1800	 </p>
<p>1.11.2.	İTHALATÇIYA MALİYET<br />
Bilindiği gibi, yukarıda saydığımız maliyet unsurlarının toplamı,  forfaiting işleminin ithalatçı açısından maliyetini oluşturmaktadır.<br />
Bu maliyet, genellikle garanti veya aval verilen senet veya poliçenin itibarı değerinin belirli bir yüzdesidir. Söz konusu yüzde,  genellikle ithalatçı ve aval veren banka arasında pazarlıkla belirlenir. Eğer forfaiter, garanti belgesi istemezse, bu durumda kredi riskini üstlenmiş demektir. Böyle bir durumda, forfaiting işleminin ithalatçıya olan maliyeti azalır.<br />
1.12.	FORFAITING’DE KULLANILAN BELGELER<br />
Forfaiting işleminde kullanılan belgeler, genellikle senet ve poliçelerdir. Bunun iki nedeni vardır. Birinci neden, senet ve poliçelerin dünya çapında kullanımlarının yaygın olmasıdır. İkinci neden, 1930’da Cenevre’de yapılan “uluslar arası ticari senetler konferansı”nda   kabul edilen hukukî çerçevedir.<br />
Forfaitingde kullanılan senet ve poliçeler genellikle ABD $ ı  İsviçre Frangı ve Euro olarak düzenlenmektedir. Söz konusu paraların kullanılma nedeni, Euro- pazarlarda yaygın bir dolaşıma sahip olmalıdır.<br />
Poliçe, belirlenmiş bir sürenin sonunda veya vadede, cinsi ve tutarı belirtilmiş bir meblağın, belirli bir lehdara veya hamiline ödenmesi için, alacaklının borçluya verdiği yazılı ve şartsız bir ödeme emridir. Başka bir ifade ile, poliçe, ihracatçı tarafından ithalatçı üzerine çekilen ve belli bir paranın belli bir sürede veya ibrazında üçüncü bir şahısa veya emrine ödenmesi isteğini ihtar eden bir ödeme emridir.<br />
Bazı ülkelerde poliçeler, birden fazla nüshalı olarak düzenlenmektedir. Poliçeler, ciro ile el değiştirebilir ve borçluları tarafından kabul veya ödenmeme durumunda, kanuni kovuşturmaya dayanak sağlar. Poliçeyi kabul eden veya aval veren, gerçek veya tüzel kişinin kredibilitesine göre, poliçeler iskontoya kabul edilir.<br />
Bono ise, borçlunun alacaklısına hitaben düzenlediği, ödeme vaadini içeren bir kambiyo senedidir. Bonolar, vadesinde hamili tarafından, genellikle bankalar aracılığı ile ödeme için borçluya ibraz edilir.<br />
Bono, dış ticarette poliçe kadar yaygın bir şekilde kullanılmamaktadır. İthalat mevzuatımızda, poliçenin kullanılmasına izin verilmektedir. Ancak, özel izne bağlı dış kredilerde bono kullanımına izin verildiğinde, bunun kullanımı mümkün olmaktadır.<br />
Poliçe ile bono arasındaki en önemli fark , ödemenin yapılmaması durumunda kime başvurulacağı konusunda ortaya çıkmaktadır. Poliçe de ödeme taahhüdünün yerine getirilmemesi halinde, ihracatçıya başvurulabilmektedir.uygulamada ortaya çıkan bu sorun forfaiter’in ihracatçıya borçlunun ödeme taahhüdünü yerine getirmemesi halinde, kendisine başvuracağına dair garanti vermesi ile çözülmektedir. Bono veya emre yazılı senette ise, ihracatçı senedi forfaiter’e devrettikten sonra, risk üzerinden kalkmaktadır. Bu nedenle, son yıllarda ihracatçılar, bir ödeme aracı olarak emre yazılı senetleri tercih etmektedirler.<br />
Alacak belgeye bağlanmamış veya akreditifli ise, işlemlerin karmaşık olması nedeniyle, nispeten az oranda forfaiting işlemine tabi tutulmaktadır.<br />
Forfaiting işlemi ile ilgili belgeler şunlardır:<br />
1)	Forfaiter ile ihracatçı arasında imzalanan forfaiting sözleşmesi,<br />
2)	Aval verilmiş veya garanti edilmiş emre yazılı senetler veya poliçeler,<br />
3)	İmza sirküleri.<br />
Factoring, forfaiting ve vesaik karşılığı kredi arasındaki benzerlik ve farklılıklar aşağıdaki gibi gösterilebilir.</p>
<p>FACTORING		FORFAİTİNG		VESAİK KARŞILIĞI KREDİ<br />
Devamlı bir işlemdir.		Bir defalık bir işlemdir.		Genellikle devamlı bir işlemdir<br />
Alacaklar satın alınır. 		Alacaklar satın alınır.		Alacaklar teminat olarak gösterilir<br />
% 80’i kadar finansman sağlar		%100 finansman sağlar.		% 70’e kadar finansman sağlar<br />
Riski % 100 yüklenir.		Risk %100 üstlenilir.		Risk üstlenilmez.<br />
Genel bir sözleşme yapılır.		Sözleşme yoktur.		Genel bir sözleşme yapılır.<br />
Sadece fatura yeterlidir.		Poliçe veya bono gereklidir.		Genellikle senet istenir.<br />
Açık hesap işlemlerinde uygulanır.		Akreditif veya vesaik mukabili ihracatla uygundur 		Genellikle vesaik mukabili işlemlerde uygulanır.<br />
Banka avali gerekmez.		Genellikle banka avali istenir.		Banka avali gerekmez.<br />
120 güne kadar vade tanınır.		180 günden 10 yıla kadar vade tanınır.		Genellikle kısa vadelidir.<br />
Çalışma alanı tüketim mallarıdır.		Çalışma alanı yatırım malıdır.		Bütün mallar için uygulana- bilir.<br />
Siyasi ve ticari riskleri kaplamaz.		Siyasi ve ticari riskleri kapsar.		-<br />
İkinci pazarı yoktur.		İkinci pazarı vardır.		İkinci bir pazar olabilir.<br />
Alacak defteri yöntemi vardır.		Alacak defteri yöntemi yoktur.		Alacak defteri yöntemi yoktur.<br />
Tahsilat yapılır.		Tahsilat yapılır.		Tahsilat yapılır.<br />
1.13.	FORFAITING VE TÜRKİYE<br />
Bilindiği gibi, forfaiting finansman yöntemi, dünyada hızla gelişmektedir. Ancak, Türkiye’de  ihracata konu olan mallar içerisinde tüketim mallarının payı, yatırım mallarına göre fazla olduğundan, factoring, daha uygun bir finansman yöntemidir. Türkiye’nin yatırım malı ihracatı arttıkça forfaiting’in uygulama şansı artacaktır. Son yıllarda batıda forfaiting 5-6 yıllık orta vadeli finansman aracılığıyla değil, 6 aylık kısa vadeli hammadde ihracatı ve ithalatının finasmanı amacıylada kullanılmaya başlamıştır. Bu gelişme, forfaiting’in Türkiye’de gelişmesini göstermektedir. Öte yandan, forfaiting’de ithalatçı ülkenin saygınlığı çok önemlidir. Forfaiterlar bütün riskleri üstlendiğinden, işletme riski yanında, ülke riski de önem taşımaktadır. Son yıllarda Türkiye’nin ülke riski gittikçe azalmaktadır.<br />
Forfaiting finansmanı, uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Dünyada bu konuda uzmanlaşmış kuruluşlar, Londra ve Zürih’te yoğunlaşmıştır.<br />
Forfaiting, Türkiye’de yasal düzenlemelerden yoksundur. Türk ticaret kanunun 597. maddesinin birinci fıkrasında “Aksine şart bulunmadıkça ciranta, poliçenin kabul edilmesinden ve ödenmemesinden mesuldür” denilmektedir.<br />
Hazine müsteşarlığı, nisan 1985 tarihinde bankalar birliği aracılığıyla bütün bankalara gönderildiği bir açıklamada dolaylı olarak forfaiting işlemlerinden söz etmiştir.<br />
Türkiye’de forfaiting’le ilgili olarak ilk yasal düzenleme olarak merkez bankasının 1-m sayılı 05.07.1991 tarihli genelgesi gösterilebilir. Bu genelgede ihracat belgelerinin tahsili için, hangi tür işlemlerin, hangi tür senetlerin ve hangi tür akreditiflerin forfaiting işlemine tabi olacağı açıklanmıştır.<br />
Buna göre, kabul kredili ödeme şekline göre yapılacak ihracat için düzenlenecek poliçelerin akreditif, vesaik mukabili, mal mukabili ödeme şekilleri ile ilgili hükümle tabi tutulacağı gibi, ihracattan itibaren en son 180 gün olacağı, poliçelerin konvertibl bir döviz cinsi veya Türk Lirası üzerinden düzenleneceği, keşideciye rücu edilemeyeceği şartını taşıyacağı, senedin ciro edildiği tarihteki iskonto oranını aşmaması kaydıyla yurt dışındaki bankalara iskonto ettirilebileceği belirtilmiştir. Böylece, ihracatçı forfaiting işlemi yaptırdığı zaman, vadeli ihracatı peşin olarak gerçekleştirilmiş ve mal bedeli dövizleri yurda getirmiş kabul edilmektedir.<br />
TTK’nin 597. maddesinin 1. fıkrasında, “aksine şart bulunmadıkça ciranta, poliçenin kabul edilmesinden ve ödenmemesinden mesuldür.” denilmektedir. Kanunun 591. maddesinde “keşideci, poliçenin kabul edilmemesinden ve ödenmemesinden mesuldür. Keşidecinin kabul edilmemesi halinde mesuliyetten kendini muaf tutması caiz ise de ödenmemem halinde mesuliyetten muaf olduğu gösterilen kayıtlar yazılmamış sayılır” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, ihracatçı ithalatçı üzerine, ödenmeme halinde sorumlu olmayacağı kaydını taşıyan poliçe keşide edemez. Forfaiting de ise, kredili ihracat alacaklarının forfaiter’a “gayri kabili rücu” şeklinde devredilmesi gerektiğinden, banka avali veya garantisi olmayan poliçeler yerine ithalatçının ihracatçı lehine düzenlediği bonolar kullanılmaktadır. Ancak, ihracat yönetmeliğinin kredili ihracat bölümünde “kredili ihracat uluslar arası bankacılık teamüllerine göre yapılı” denilmektedir.<br />
Türkiye’de aşağıdaki işlemler forfaitinge konu olmaktadır.<br />
Uluslar arası normlara uygun olarak düzenlenmiş, bir bankanın avalini içeren, vadesi 180 günü geçmeyen TL veya konvertibl dövizler üzerine düzenlenmiş bonolar veya poliçeler,<br />
Ödeme vadeli fiili ihracattan itibaren 180 günü aşmayan gayri kabili rüculu bütün teyitli akreditifler,<br />
Kredili ihracat kapsamında ve kredili sözleşmelerinde öngörülen süreleri aşmayan akreditifler, uygun vesaik ibrazında,<br />
Yasal döviz getirme sürelerini aşmayan ve bir yabancı bankanın gayri kabili rücu bir garantisini taşıyan mal mukabili işlemler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-forfaiting-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İKTİSADİ   KALKINMA VE FİNANSMANI</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisadi-kalkinma-ve-finansmani/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisadi-kalkinma-ve-finansmani/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisadi-kalkinma-ve-finansmani/</guid>
		<description><![CDATA[İKTİSADİ   KALKINMA VE FİNANSMANI
               İlk önce iktisadi büyüme,ilerleme ve kalkınma kavramlarını açıklayalım.İktisadi kalkınma eşittir iktisadi büyüme değildir.
               İKTİSADİ BÜYÜME:Mevcut olan bir üretim yapısının sadece nicel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İKTİSADİ   KALKINMA VE FİNANSMANI</p>
<p>               İlk önce iktisadi büyüme,ilerleme ve kalkınma kavramlarını açıklayalım.İktisadi kalkınma eşittir iktisadi büyüme değildir.</p>
<p>               İKTİSADİ BÜYÜME:Mevcut olan bir üretim yapısının sadece nicel gelişmesine ilişkin bir süreci işaret etmektedir.(Bir insanın vücutça enine boyuna büyümesi gibi)İktisadi büyümenin temel ölçütü ve göstergesi G.S.M.H.olduğuna göre ,iktisadi büyüme G.S.M.H. nın büyümesi olmaktadır.</p>
<p>              İKTİSADİ İLERLEME:İktisadi ilerlemeler,sayısal ve hesaplarda görünmeyen kalemleri oluşturmaktadırlar.İlerleme yönündeki değişikliklerin,insancı asgari maliyetlerle yayılan bir ilişkiler ağında en hızlı bir biçimde kökleşip yerleşmesi anlamına gelir.   </p>
<p>              İKTİSADİ KALKINMA:İktisadi büyümede,mevcut olan bir üretim yapısının sadece nicel olarak gelişmesine değinmiştik,iktisadi kalkınma ise sadece nicel olarak değil de ,nitel olarak da büyüyüp gelişmesinin süreçlerini oluşturmaktadır.Böylece iktisadi nitelikte olan yapılar yanında,sosyal,siyasal nitelikteki yapılarda da gelişme yönünde bir değişme hatta yeni yapıların oluşturulmasını içeren süreçleri işaret etmektedir.<br />
             Bu nedenle iktisadi kalkınmaya ulaşamayan iktisadi büyüme durumlarına dengesiz büyüme ahenksiz büyüme gibi sıfatlarda verilmektedir.<br />
             İktisadi kalkınma süreçleri,sadece iktisadi değil,sosyal ve insancı tüm boyutları,sosyo-kültürel tüm olguları bütünleştirerek müreffet toplum yaratan bir süreçtir.<br />
             İktisadi kalkınmanın gerçekleşmesini fert bazında 3 ana ölçüte bakarak tespit etmek mümkündür:<br />
Kişinin sürekli artan geliri doğrultusunda,maddi sıkıntının giderilmesi,<br />
Kişinin bağımsızlık ve özgürlüğünün büyümesi,<br />
İnsancı boyutlarını geliştirebilecek olanaklar sonucunda,kendine umut veren ve geleceğe dönük,plan program v.b gibi</p>
<p>           AZGELİŞMİŞ EKONOMİLERİN TANIMI:Genellikle,Latin ve Merkezi Amerika,Afrika,Orta Doğu,Güney Doğu Asya,Japonya hariç Uzak Doğu memleketleri az gelişmiş ekonomiler arasında yer almaktadır.Azgelişmiş ekonomilerin hepsi yeterli bir kalkınma hızına kavuşmamışlardır ve kalkınmaktan daha çok gerileme problemi ile karşı karşıya dırlar</p>
<p>           A)AZ GELİŞMİŞ EKONOMİLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ:<br />
Ekonomilerinde nüfusun çok büyük bir kısmı,tarım sektöründe yaşar.<br />
Tarım sektöründe bir nüfus fazlası bulunmaktadır.<br />
Tarım sektöründe gizli işsizlik yaygındır.<br />
Adam başına düşen sermaye miktarı azdır,milli gelir azdır.Halkın büyük bir kısmı en az geçim düzeyinde ve altında yaşar.<br />
Halkın harcamalarının büyük bir kısmı gıda ve zaruri ihtiyaç maddeleri ile ilgili harcamalardır.</p>
<p>B)AZ GELİŞMİŞ EKONOMİLERİN TARIMSAL ÖZELLİKLERİ:<br />
Tarımda kullanılan tarım teknolojisi ilkeldir.Az gelişmiş ekonomilerde modern tarım,ihracata yönelmiş tarım ürünleri alanında yapılır.<br />
Büyük oranda toprağın fakirleşmesi olayıyla karşılaşılır.<br />
Tarım sektöründe çiftçiler elde ettikleri gelir ve sahip oldukları servete göre büyük borç altındadırlar.<br />
Yerli pazarlar için kullanılan üretim metotları eski ve yetersiz olup,piyasaya sürülen ürün miktarı son derece azdır.<br />
Tarımsal işletmeler,üretim güçlerini kaybetmiş bakımsız  işletmelerdir.Bunun sebebi,işletmelerin küçük ve çalışan insanların fazla olmasıdır.</p>
<p>C)AZ GELİŞMİŞ EKONOMİLERİN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ:<br />
Doğum oranları yüksektir.Ölüm oranları yüksek olup ortalama yaş seviyesi düşüktür.<br />
Beslenme şartları kötüdür.<br />
Hijyen ve sağlık hizmetleri gelişmemiştir.<br />
Halkın çok büyük bir kısmı köylerde oturur.</p>
<p>D)KÜLTÜREL VE POLİTİK ÖZELLİKLERİ:<br />
Eğitim ilkeldir,okuma yazma oranı düşüktür.<br />
Çocuk yaşlardaki işçilerin sayıları fazladır.<br />
Orta sınıf zayıftır.<br />
Halkın büyük bir kısmının davranışı geleneğe dayanmaktadır.</p>
<p>E)TEKNOLOJİK VE DİĞER ÖZELLİKLERİ:<br />
Hektar başına veya dönüm başına randıman düşüktür.<br />
Teknisyen yetiştirmek için eğitim imkanları yoktur.<br />
Haberleşme ve ulaştırma tesisleri ilkel ve yetersiz olup,bu durum köylerde daha belirgindir.<br />
Üretim teknolojisi ilkeldir.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMA:</p>
<p>     Adam başına düşen milli gelir arttıkça ve dengeli bir biçimde kişiler arasında dağıldıkça fertlerin yaşama seviyelerinde bir iyileşme göze çarpar,hayat standardı yükselir,fertlerin tasarrufta bulunabilme imkanları çoğalır,milli gelirin gittikçe artan bir kısmını yatırımlara ayırmak mümkün hale gelir,milli gelirin daha büyük bir kısmının yatırımlara ayrılabilmesi sermaye birikiminin artması demektir.<br />
     Girişimciler yatırımlarını üretim hacmini arttırmak için yapacaklardır,üretim artışlarının  milli ve milletler arası piyasalarda sürümü sağlanmadıkça bunlar üretimlerini arttırmayacaklardır.Onun için ,milli üretimin artışı ekonomide mübadelenin genişlemesi,ekonominin şehir ve Pazar ekonomisine girmesi demektir.Ekonomide mübadelenin genişlemesi ekonominin milli bir bütünlüğe kavuşmasını sağlayacak ve milli ekonomi içinde birbiriyle rekabet halinde bulunan firmalar ürettikleri her malın birim itibariyle maliyetini düşürmeye çalışacaklardır.<br />
      Rekabet iç ve dış piyasalarda artacak,işte bu durum firmaları yoğun üretim kanunundan yararlanmaya zorlayacak,bunun sonunda da üretim birimlerinin organizasyonu değişecek,boyutları büyüyecek,iktisadi hayatta büyük işletme ve teşebbüsler yalnız insan gücüyle üretimde bulunmayacakları için milli ekonomi içindeki enerji tüketiminde de,iktisadi kalkınma ile birlikte bir artış husule gelecek,köylerdeki çiftçiler sanayileşmeye uygun olarak şehirlere akın edecek ve iktisadi kalkınmayı simgeleyen özellikler ortaya çıkacaktır.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMANIN EKONOMİK VE SOSYAL ENGELLERİ</p>
<p>     İktisadi kalkınmayı engelleyen ekonomik ve sosyal engeller vardır.Bu engeller yüzünden az gelişmiş ekonomiler içinde bulundukları hareketsizlik ve durgunluktan kurtulamamaktadırlar.Bu ekonomilerin kalkınabilmesi için ilk kalkınma hızına kavuşturulmaları gerekir.<br />
A)EKONOMİK ENGELLER:Az gelişmiş ekonomilerde sermaye yeter derecede birikmemiştir.İş gücü kalifiye değildir,doğal kaynaklar modern usullerle işletilmemektedir,tasarruf yetersizdir.Kredi kurumları iyi organize edilememiştir,banka sistemi kötü kurulmuştur,mali piyasalar etkin çalışmamaktadır,ulaştırma ve haberleşme hizmetleri gelişmemiştir.Bu sebeplerle az gelişmiş ekonomiler iktisaden kalkınmak için muhtaç oldukları büyük yatırımları yapamazlar.<br />
B)SOSYAL ENGELLER:Az gelişmiş ekonomilerde sosyal alanda karşılaşılan engellerin en önemlileri fakir tabakanın çok kalabalık,zengin sınıfın az,zengin tabaka ile fakir tabaka arasında irtibatın kesik,orta sınıfın zayıf,kamu idaresinin kötü,ehliyetsiz ve ekonomik idare anlayışından yoksun oluşudur.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMANIN BAŞLATILMASI                                                                           </p>
<p>                  Az gelişmiş ekonomilerde devletin ilk yapacağı işler arasında iktisadi kalkınmaya mani olan ekonomik ve sosyal faktörleri<br />
 ortadan kaldırmak gelmektedir.Bu konuda ortaya atılmış iki görüş vardır.<br />
1)DEVRİMCİLER:Bu görüş genellikle komünistler tarafından benimsenmekte ve reformculuk bir hayaldir,eski düzen hiçbir zaman reformlarla değiştirilemez demektedirler.komünistlere göre reformla ancak eski düzenin ikinci derecedeki unsurları değiştirilebilir ve eski düzenin temeline dokunulamaz.<br />
2)REFORMCULAR:Mevcut düzen yapılacak reformlarla değiştirilebilir köklü reformlar sayesinde mevcut düzendeki ekonomik ve sosyal kalkınma engellerinin ortadan kaldırılabileceği kabul edilmektedir.Sovyet Rusya ve Doğu Avrupa memleketlerindeki son gelişmelerde bu görüşü doğrulamaktadır.<br />
         Ekonomik alanda yapılacak reformların başında vergi reformu gelmektedir.Bu reform kalkınmayı sağlıklı ve güvenilir kaynaklarla finanse etmek bakımından zorunlu olduğu kadar,sosyal alanda yapılması gereken reformları dolaylı bir şekilde gerçekleştirmek bakımından da önemlidir.<br />
        İkinci reform maliye ve kredi kurumlarının iktisadi kalkınmaya yardımcı hale getirilmesi mali piyasaların kurulup,geliştirilmesi ile ilgidir.<br />
        Ekonomiyi iktisadi kalkındırma engellerinden kurtarmak,daha hızlı bir iktisadi kalkındırmaya kavuşturmak üzere ekonomide sermaye birikimini,üretilmiş üretim araçları stokunu artırmak gerekmektedir.<br />
        Devletin ulaştırma,haberleşme,doğal kaynakları işletme,sosyal sabit sermaye yatırımları yapma,kilit endüstriler kurma,özel sektöre öncülük yapacak ekonomik teşebbüsler oluşturma,ağır sanayie önem verme gibi çeşitli alanlarda sarf edeceği önemli gayretler,ekonomik yapının süratle değişmesine,üretim gücünün artmasına dolayısı ile iktisadi kalkınmanın hızlanmasına yardım eder.<br />
        Sosyal alanda yapılacak reformların başında toprak ve tarım reformu gelmektedir.Böylece topraksız çiftçi toprağa kavuşturularak tarımsal üretimin organizasyonu ve teknolojisi değiştirilerek modernleştirilir.<br />
        Sosyal alandaki ikinci reform,orta sınıfın kuvvetlendirilmesidir.İktisadi kalkınma süratli ve sürekli bir ekonomik ve sosyal değişme demek olduğu için ,iktisadi kalkınmanın ekonomik ve sosyal çalkantılara yol açmaması kendi kendine yeten orta sınıfın kuvvetlendirilmesine ihtiyaç gösterir.<br />
        Üçüncü reform,iktisadi kalkınma için ehliyetli,etkin bir kamu yönetiminin kurulmasıdır.az gelişmiş ekonomiler kamu idarelerini,siyasi,sosyal ve ekonomik bir içeriğe kavuşturmak zorundadırlar.<br />
        İktisadi kalkınmada en önemlisi iktisadi kalkınmayı harekete geçirebilmek için başlangıçta büyük hacimde yatırımlar yapacaklar ve bu yatırımlar sayesinde ekonomilerini ilk kalkınma hızına kavuşturacaklardır.<br />
        Ayrıca,sadece tarımsal yapılı bir ekonomi iktisaden kalkınamaz diyen Prof.Galraith iktisadi kalkınmanın sanayileşmek olduğunu belirtmiştir.Bir ekonomi sanayileşirken önceliği ağır endüstriye vermelidir.Çünkü,ağır endüstri enerji tüketir doğal kaynakları işletir,hammadde üretiminin artmasına neden olmaktadır.Bundan dolayı ağır endüstrinin iktisadi kalkınmanın motoru olduğundan bahsedilmektedir.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMANIN SÜRÜKLEYİCİ KUVVETLERİ</p>
<p>         3 çeşit sürükleyici kuvvete ihtiyaç vardır.<br />
         A)İKTİSADİ KALKINMA FİKİRLERİ:Az gelişmiş ekonomiler modern tekniğe hakim olmak üzere eğitim ve öğretime önem vermelidirler.Bu ekonomilerin kalkınabilmeleri için,değer yargılarının ve sosyal değerlerin iş adamları lehine değiştirilmesi gerekir.Ancak o zaman az gelişmiş ekonomiler doğal kaynaklarını işletirler.Bir memleketin iktisaden kalkınabilmesi için o memleketin üniversite profesörlerinin idarecilerinin,hukukçularının,din adamlarının,politikacılarının ve iş adamlarının kendi çıkarlarına ters düşse bile kalkınmayı arzulamaları gerekir.İktisadi kalkınma ortamının hazırlanması demek memlekette güven ve asayişin sağlanması,insanların yazılı ve sözlü bir sözleşme yapmadan sözlerine inanarak,sorumluluk duyguları taşımaları gerekir.<br />
        B)TEKNOLOJİ:İktisadi kalkınmada esas olan modern bir teknolojiye sahip olmak değil,modern teknolojiyi kullanabilmektir.<br />
        C)NÜFUS:İktisadi kalkınma harekete geçtikten sonra,bu kalkınmanın devamında nüfus sürükleyici bir kuvvet haline gelmektedir.Çünkü,nüfus bir yönüyle ekonomik Pazar,diğer yönüyle iş gücüdür.2.dünya savaşından sonra hızlı kalkınan Japonya,İtalya,Batı Almanya gibi memleketlerde nüfus,ücretler genel seviyesinin düşük kalarak,müteşebbislerin kazançlarının artması ve müteşebbislerin kazançlarını yatırımlarına aktarabilmeleri bakımından önemli rol oynamış,işgücüne artan talep,ücret farklarını azaltmış,işçilerin kültür ve teknik bilgilerinin gerektiğinde hizmet içi eğitim sonunda gelişmesi,üretimin yükselmesine sebep olarak,reel gelirin artmasına neden olmuştur.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMADAN DOĞAN GÜÇLÜKLER</p>
<p>         İktisadi kalkınma başlayınca bir takım engellerle karşılaşır.Fiziki kuvvetler,ekonomik kuvvetler,kurumsal,sosyal ve zihni kuvvetler şeklinde ortaya çıkar.İktisadi kalkınmanın devamlılık göstermesi ve geriye çevrilmesi mümkün olmayan bir harekete dönüştürülebilmesi için toplumun bütün kuvvetlerinin bu meydan okumaya elverişli bir biçimde cevap vermesi gerekir.Çeşitli toplumsal kuvvetlerin iktisadi kalkınmaya verdikleri cevap olumlu olmazsa,iktisadi kalkınma kösteklenir.<br />
         İktisadi kalkınma bazen nüfus,doğal kaynaklar,belirli hizmet kollarındaki yetersizlikten ötürü frenlenir.Örneğin;faal nüfus azlığı tam çalışmaya mani olur,ulaştırma şebekesindeki yetersizlikler doğal kaynakların tam randımanla işletilmesine engel teşkil eder.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMA NASIL YÜRÜTÜLMELİ ?</p>
<p>          Bir ekonominin kalkınmasında direksiyonda bulunan iktisat ve maliye politikasının yöneticileri iktisadi kalkınma faaliyetlerini bir plana bağlamalıdırlar.Plan,araçları saptanan amaçlara göre örgütler,ekonomik faaliyetlere rasyonellik getirir,ekonomik faaliyetler arasında koordinasyon sağlar ilerde ekonominin göstereceği gelişme hakkında bilgi verir.Bir iktisadi kalkınma planı her şeyden önce temel konular üzerine eğilmeli,ekonomik tıkanıklıkları nasıl gidereceğini,sosyal ve ekonomik yapının ne şekilde değiştirileceğini,orta sınıfın iktisadi kalkınmadaki fonksiyonlarını ne biçimde yerine getireceğini belirtmeye çalışmalıdır.</p>
<p>                       İKTİSADİ KALKINMA KARŞIŞINDA AZ GELİŞMİŞ EKONOMİLERİN DURUMLARI</p>
<p>          Dörtlü bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır:<br />
KALKINMA HIZLARI KORUNACAK AZ GELİŞMİŞ EKONOMİLER:Bu ekonomilerde kişi başına düşen milli gelir azdır,bilinen fakat işletilmeyen doğal kaynaklar mevcuttur,tarımsal ve sınai üretimde belirli bir artış vardır.(Arjantin Peru Meksika)Bu ülkelerde yeter derecede iç tasarruf vardır,vergi yoluyla devlet yeter derecede kamu tasarrufu meydana getirebilmekte,yabancı sermaye iktisadi kalkınmanın finansmanında küçümsenmeyecek rol oynamaktadır.İktisadi bakımdan bu memleketlerde iktisadi kalkınma planının görevleri tıkanıklıkları ortadan kaldırmak,açık ve gizli işsiz sayısını azaltmak,iktisadi refahı daha geniş tabakalara yaymak,iktisadi kalkınma hızını muhafaza etmektir.<br />
KALKINMA HIZLARI HIZLANDIRILACAK AZ GELİŞMİŞ EKONOMİLER:(Burma Pakistan)Bu ekonomilerde adam başına düşen milli gelir düşük olup,doğal kaynaklar zannedildiği kadar çok değildir.Buna rağmen bu ekonomilerde kişi başına düşen milli gelir devamlı ve ağır olarak artmaktadır.Bu yüzden ekonomilerde kalkınma hızının korunması değil,artırılması gerekmektedir.<br />
KALKINMA HIZINA KAVUŞTURULMASI GEREKEN EKONOMİLER:Bu ekonomiler doğal kaynaklar yönünden zengin olup,uzun süre devamlı bir durgunluk içinde kalmışlardır.(Endonezya)Kişi başına düşen milli gelir,Hindistan Pakistan ve Çindekinden daha fazladır.Bu ekonomiler kalkınma hızlarını muhafaza etmek değil,süratlendirmek meselesiyle karşı karşıya bulunmaktadırlar.<br />
ÜRETİM TEKNOLOJİSİNİN MODERNLEŞMESİ GEREKEN EKONOMİLER:Bu ekonomiler durgundurlar,adam başına düşen milli gelir,uzun süre 100 dolar altında kalmıştır.Doğal kaynakları bakımından fakirdirler.(Yemen)Bu ekonomilerin kalkınması ancak bugünkü üretim teknolojisinin modernleşmesi ile mümkündür.</p>
<p>İKTİSADİ KALKINMA HIZINI SINIRLAYAN KONULAR</p>
<p>İktisadi kalkınma hızını sınırlayan 4 temel etken vardır:<br />
Plancıların ilk ödevi ekonomik kaynakları ve ekonomiyi ileriye götürecek,işletmelerde uygulanacak yeni teknikleri tespit etmektir.Uygulamada az gelişmiş bir ekonominin kalkınma hızı tarım sektörünün durumuna bağlıdır.Afrika ve Asya ülkelerinde tarım sektörü G.S.M.H. nın %50 sini teşkil etmektedir.Hızlı kalkınma hayalleri imalat sektörü üzerinde toplanır.Halbuki bu sektörün boyutları o derece küçüktür ki olağanüstü bir hızla gelişse bile ekonominin genel büyüme hızı içinde etkisi küçük kalır.<br />
Az gelişmiş ekonomilerde yüksek bir kalkınma hızını engelleyen 2.etken nitelikli işgücü açığıdır.Sanayi sektörünün nitelikli ustalara,kalfalara çıraklara ihtiyacı vardır.Bu sorunların uzun dönemde çözülmesi orta ve yüksek öğretime önem vermek suretiyle olur.İnşaat sektöründe genellikle nitelikli işgücü kıtlığıyla karşılaşılır.Halbuki işçilerin çoğu cahildir.<br />
Ülkelerin çoğu sanayileşmelerine hafif endüstriye yatırım yaparak başlamaktadır.Bunun sebebi ağır endüstri yatırımlarının ileri bilgiye ihtiyaç göstermesi,kurulacak işletmelerin ekonomik olabilmek için belirli ölçeklerin altına inememeleridir.<br />
Kalkınma hızını sınırlayan 4.etken finansman sorunudur.İktisadi kalkınma kamu hizmetlerinin geliştirilmesi ve sermaye teşekkülüne büyük fonlar ayrılmasını gerektirir.Araştırma ve geliştirme hizmetleri,yolların bakım ve onarımı,tarıma teknik yardım,milli eğitim ve sağlık hizmetleri ve sosyal güvenliğe tahsis edilecek fonlar göz önünde tutulmasa bile G.S.M.H. nın % 10 undan daha aşağı düzeyde fon ayrılmamasını icap ettirir.</p>
<p>FİNANSMAN İHTİYACININ TESPİTİ</p>
<p>        İktisadi kalkınma planında yatırım ihtiyacının tespitinde kullanılan 2 unsur vardır.Bunlardan birincisi gayri safi kalkınma hızını sermaye hasıla katsayısıyla çarpma usulüdür.<br />
        Bu usule göre,eğer bir ekonomide gayri safi kalkınma hızı %7,sermaye hasıla katsayısı 3 ise,bu ekonominin G.S.M.H. nın % 21 oranında bir yatırım yapması gerekir.Türkiye’nin 1.beş yıllık kalkınma planının finansman ihtiyacı bu usulle hesaplanmış ve sermaye hasıla katsayısı 2.6 olarak kabul edilmiştir.Bu durumda G.S.M.H. sının ortalama % 18 i oranında yatırım yapması gerekirdi.<br />
        Kalkınma planında ki yatırımların bu oran dağılımı kalkınma planından, kalkınma planına memleketten memlekete değişebilir.<br />
        Mal üretim sektörü marjinal sermaye hasıla katsayısı,üretimde kullanılan teknolojiye ve sektörün durumuna bağlıdır.üretimin ağır endüstriye veya hafif endüstriye bağlı olması marjinal sermaye hasıla katsayısını etkiler.Tarım sektöründe kalkınmanın sulamaya veya toprak ıslahına dayanması ile gübre kullanımına veya sebze dikimine ve meyve ağaçları dikimine daha karlı tarım faaliyetlerine dayanması hallerinde marjinal sermaye hasıla katsayısı birbirinden farklıdır.Marjinal sermaye hasıla katsayısı diğer yandan ekonomide yapılmakta olan yatırımların hızına bağlıdır.<br />
        Marjinal sermaye hasıla katsayısı nüfus artışlarından doğan istihdam sorununun ne şekilde çözüldüğü ile de ilgilidir.Eğer bir memlekette yeterli miktarda ekilip biçilebilen toprak varsa sermaye hasıla katsayısı artmaksızın üretim artabilir.Çünkü,kırsal bölgelerde üretimde kullanılan üretim araçları ile bu bölgelerde ki konutlar basittir,sermaye yoğun değildir.<br />
        İkinci usulde yatırım,dolayısıyla finansman ihtiyacı işe yerleştirilecek işgücü sayısı ile hesaplanır.Bu usulün esası;iktisadi kalkınma planı her sene bütün sektörlerde,tarım,sanayi,3.sektör gibi,istihdam hacminde meydana gelecek artışları gösterir.Zamanımızda herhangi bir sektörde bir kişiye iş temin edebilmek için yapılması gereken yatırım miktarı bilindiğinden,her sektörde meydana getirilecek iş sahası bilinince sektörün yatırım ihtiyacı,basit bir çarpım işlemi olmaktadır.Aynı işlem bütün sektörler için tekrarlanır ve bütün sektörlerin yatırım ihtiyacı toplanırsa elde edilecek sonuç yapılması gereken yatırım miktarı olacaktır.<br />
Türkiye’de 1.beş yıllık plan hazırlanırken,yatırım ihtiyacı sermaye hasıla katsayısı usulüyle hesaplanmıştır.Sermaye hasıla katsayısı metodunu yatırım ihtiyacı tespitinde kullanırken belirli noktalara dikkat etmek gerekir.Bunlar:<br />
Sermaye hasıla katsayısı hesaplanırken geçmiş dönemlerde yapılmış bir çok yatırımların projeleri yeniden incelenecek,bu yatırımların milli gelirde meydana getirdiği artışlar sermaye hasıla katsayısının hesaplanmasında hareket noktası olarak alınacaktır.<br />
Ekonominin içinde bulunduğu konjonktüre bakılmalıdır.İktisadi refah ve tam çalışma devrelerinde sermaye hasıla katsayıları yüksek,noksan istihdam ve durgunluk dönemlerinde sermaye hasıla katsayıları düşüktür.Ekonomide istihdam ve kapasite durumları göze alınmadan hesaplanmış sermaye hasıla katsayıları bizi planın finansmanı bakımından hatalı sonuçlara ulaştırabilir.<br />
Genellikle uzun süren savaş dönemlerinde,nüfus piramidinde küçük ve yaşlılar büyük yer tutarlar.Faal nüfus yaşları arasında bulunan insanların nitelikleride finansman ihtiyacının hesaplanmasında son derce önemlidir.<br />
Hava şartları,ticaret hadleri,tarımın geliştirilebilmesi gibi diğer şartlarda sermaye hasıla katsayısının hesaplanmasında son derece önemlidir.Tarımın en fazla modernleştirildiği ekonomilerde bile üretim üzerindeki hav şartlarının rolünü inkar etmemek gerekir.</p>
<p>FİNANSMAN İHTİYACININ KARŞILANMASINDA HAKİM OLMASI GEREKEN PRENSİPLER<br />
       Kalkınmanın finansmanını belirli prensiplere bağlamak gerekir.Genellikle az gelişmiş ekonomilerin kalkınma planları şu prensipleri kabul eder:<br />
ENFLASYONSUZ FİNANSMAN:Az gelişmiş ekonomilerde enflasyonist eğilim mevcuttur.Az gelişmiş ekonomiler yatırımlarını emisyonla finanse etmemelidir.Bu nedenle kamu sektöründe genel denge kurulmalı,kamu kesiminde finansman ve borçlanma gereği ile karşılaşılmamalıdır.<br />
FİZİKİ DENGE:Yapılacak yatırımlar ekonomide toplam arz toplam talep dengesini kuracak,ekonomide fazla ve noksan kapasite yaratmayacak,yani tıkanıklıklara meydan vermeyecek biçimde yapılmalıdır.Türkiye’de bu konular olması gerektiği gibi değildir.Çok yatırım projesi uygulamaya alınmakta,yatırımlar zamanında bitirilememektedir.<br />
PARASAL DENGE:Ekonomide kamu sektörü ile ilgili harcamaların mali bakımdan sağlam kamu gelirleriyle finanse edilmesi gerekir.<br />
      İşte bu prensiplere uyulursa ekonomi istikrar içinde kalkınma sürecine girebilir.</p>
<p>TARIM SEKTÖRÜNÜN İKTİSADİ KALKINMADAKİ FONKSİYONLARI VE İKTİSADİ KALKINMANIN FİNANSMANINDAKİ YERİ</p>
<p>    Tarım sektöründe kaydedilen gelişme batı Avrupa ekonomilerinde yapılan toprak reformuyla başlamış ve ilkin ekstantif tarım,sonra modern tarım ve makineleşmiş tarım şeklinde kendini göstermiştir.<br />
     Az gelişmiş ekonomilerde tarım sektörünün önemi milli gelirin toplamında tarım sektörünün büyüklüğünden ve faal nüfusun büyük çoğunluğunun tarım sektöründe çalışmasından ve yaşamasından ileri gelir.Az gelişmiş ekonomiler iktisadi kalkınmalarını dengeli bir şekilde yürütebilmek için sanayileşmelerine paralel olarak tarım sektörünü de geliştirmek zorundadırlar.<br />
     Dengeli kalkınmada tarım sektörünün üzerine düşen fonksiyonlar:<br />
Tarım sektörünün şehirlerde yaşayan insanların gıda maddeleri ihtiyacıyla,endüstrinin hammadde ihtiyacını karşılama fonksiyonu<br />
Tarım sektörünün milli geliri arttırma ve ihracatı geliştirme fonksiyonu<br />
Tarım sektörünün kurulacak sanayi sektörünün piyasasını oluşturması fonksiyonu<br />
Tarım sektörünün kalkınmanın finansmanını sağlama fonksiyonu</p>
<p>TÜRKİYE’NİN DURUMU:Türkiye’de tarım sektörü G.S.M.H.içinde yaklaşık olarak %15 oranında bir paya sahiptir.Türkiye ihracatının %10 undan daha azını tarım ürünleri oluşturmakta,faal nüfusun%45 ine yakın bir kısmın tarım sektöründe çalışmaktadır.<br />
      Türkiye yakın zamana kadar kendi kendine yeten bir ülkeydi,şimdi kendi kendine yetmemektedir.üstelik Türkiye’nin coğrafik konumu ihracat pazarlarına uygun bir yerdedir.Bu nedenle,Türkiye’nin dünya ticaretinde talebi artan,fiyatları kararlılık gösteren ve uzun dönemde ticaret hadleri yükselen tarım ürünlerinin üretiminin arttırılmasına ağırlık ve önem verilmesi bir zorunluluktur.<br />
      Az gelişmiş memleketlerde biri tasarruf açığı diğeri döviz açığı olmak üzere iki önemli açık vardır.Gelişen ekonomilerde tasarruf açığını kapamak tarım sektörünün geleneksel bir fonksiyonu olmuştur.</p>
<p>DIŞ TİCARETİN İKTİSADİ KAKINMANIN FİNANSMANINDAKİ ROLÜ</p>
<p>	Dış ticaretin iktisadi kalkınmanın finansmanında büyük bir önemi vardır.Çünkü az gelişmiş ekonomilerde ticaret ve ödemeler bilançoları devamlı olarak açık gösterir.İhracat sektörünün diğer sektörlere dayanmaksızın göreli bir gelişme serbestisi vardır.<br />
       Gelişmiş ve az gelişmiş ekonomilerin ithalat ve ihracat yapısı birbirinden farklıdır.Az gelişmiş ekonomilerde ithalat, dayanıklı üretim malları ile yatırım mallarından ve gıda maddelerinden oluşur.Buna mukabil az gelişmiş ekonomilerin ihracatı hammadde ve gıda maddelerinden meydana gelir.Az gelişmiş ekonomilerde ihracatın %90 undan fazlasını sınai hammadde ile gıda maddeleri teşkil eder.<br />
       Az gelişmiş ekonomiler ithalatta bulunabilmek için ihraç etmek,kalkınmış ekonomiler ise ihracat yapabilmek için ithal etmek zorundadır.<br />
       Milletler arası alınması istenen tedbirler başlıca aşağıda belirtilen noktalar etrafında toplanmaktadır:<br />
Kalkınmış ekonomilerde devamlı olarak tam çalışmanın sağlanması ve böylece az gelişmiş ekonomilerin ihracatlarını gelişmesi<br />
Az gelişmiş ekonomilerin ithalatı kolaylaştırmak üzere,kalkınmış ekonomilerin kendi ihracatçılarına ihracat kredileri vermeleri<br />
Kalkınmış ekonomileri alacakları tedbirlerle sanayilerini yeniden düzenleyerek az gelişmiş ekonomilerce yapılacak sınai mamuller ve yarı mamuller ihracatını kolaylaştırmaları<br />
Buğday,şeker,kalay gibi ihracat maddeleri üzerinde yapılan milletler arası emtia anlaşmalarını daha yaygın hale getirilmesi<br />
Az gelişmiş ekonomilerin ihraç ettikleri malların fazla mahsul yıllarında asgari bir fiyat üzerinden satın alınması ve stoklan ması ve finansmanının milletler arası mali bir kaynakça sağlanması<br />
     Ticaret hadlerinin azgelişmiş memleketler aleyhine dönmesinden ötürü bu ekonomiler (1953-1963)yılları arasında kalkınmış ekonomilerden sağladıkları dış yatırımlardan daha fazla döviz kaybına uğramışlardır.Ticaret hadleri (1970-1973)yılları arasında az gelişmiş memleketler lehine dönmüştür.</p>
<p>TÜRKİYE’NİN DURUMU:Türkiye için temel sorun ihracatın ithalatı karşılama oranının düşüklüğü ve ihracatla ithalat arasındaki farkı görünmeyen kalemlerin kapamada yetersiz kalmasıdır.Bu nedenle,Türkiye ihracatta atılım yapmak zorundadır,bu amaçla ekonomide kaynak kullanımını ihracata yönelik olarak değiştirmelidir.<br />
      Türkiye tarımsal üretimini,dünya ticaretinde talebi artan ve dünya ticaretinde talebi kararlılık gösteren ürünler lehine arttırmalı ve ihraç edilebilir bir fazla yaratmalıdır.<br />
      Tasarruf olmadan yatırım yapılmadığı,dövizsiz ithal malı ithal edilmediği hususlarının iyice kavranması,tasarrufun mali istikrardan,dövizinde ihraç edilebilir bir fazlanın yaratılması gereğinden geçtiğinin bilinmesi lazımdır.İthalatı teşvik eden ve ihracatı cezalandıran sabit kur sistemi uygulanmamalıdır.<br />
      İhracatın terkibinde sınai ürünlerin payı %90 civarındadır.<br />
      Başlangıçtaki olumlu gelişmelere rağmen Türkiye’de ihracat yıllık program hedeflerinin gerisinde kalmakta ve ihracatın ithalatı karşılama oranı düşmektedir.Bu durumun meydana gelmesinde ekonomideki yüksek enflasyon hızı ile döviz kurlarına ve faiz hadlerine yapılan olumsuz devlet müdahalelerinin rolü olduğunu kabul etmek gerekir.İmalat sektöründeki büyüme yavaşlamış ve hatta durmuştur.Türkiye bu konulardaki bilgi ve tecrübe noksanını giderdikçe ekonomisindeki sanayileşme hızı artarak,ihracatta göstereceği başarı işsizlik sorununa da çözüm getirecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/iktisadi-kalkinma-ve-finansmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PVC TABANLI AYAKKABI ÜRETİM TESİSİ SANAYİ PROFİLİ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/pvc-tabanli-ayakkabi-uretim-tesisi-sanayi-profili/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/pvc-tabanli-ayakkabi-uretim-tesisi-sanayi-profili/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor6</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/pvc-tabanli-ayakkabi-uretim-tesisi-sanayi-profili/</guid>
		<description><![CDATA[PVC TABANLI AYAKKABI ÜRETİM TESİSİ SANAYİ PROFİLİ
1. YATIRIMIN KONUSU, YATIRIMA UYGULANAN TEŞVİK TEDBİRLERİ
1.1.	Yatırımın Konusu
PVC tabanlı erkek ayakkabı üretimidir.
1.2.	Uygulanan Teşvik Tedbirleri
Bakanlar Kurulunun 26.12.1994 tarih ve 94/6411 sayılı karar ile bu kararda değişiklik yapan 8.3.1995 tarih ve 95/6569 sayılı kararına ilişkin Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının uygulama esaslarını içeren 95/2 sayılı tebliği çerçevesinde teşvik belgesine bağlanabilecek yatırım projeleri toplam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PVC TABANLI AYAKKABI ÜRETİM TESİSİ SANAYİ PROFİLİ</p>
<p>1. YATIRIMIN KONUSU, YATIRIMA UYGULANAN TEŞVİK TEDBİRLERİ</p>
<p>1.1.	Yatırımın Konusu</p>
<p>PVC tabanlı erkek ayakkabı üretimidir.</p>
<p>1.2.	Uygulanan Teşvik Tedbirleri</p>
<p>Bakanlar Kurulunun 26.12.1994 tarih ve 94/6411 sayılı karar ile bu kararda değişiklik yapan 8.3.1995 tarih ve 95/6569 sayılı kararına ilişkin Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının uygulama esaslarını içeren 95/2 sayılı tebliği çerçevesinde teşvik belgesine bağlanabilecek yatırım projeleri toplam sabit yatırım tutarı kalkınmada öncelikli yörelerde 6 milyar, diğer yörelerde 10 milyar TL’nin üzerinde olan projelerdir.</p>
<p>Bu projelerde özkaynak oranları kalkınmada öncelikli yörelerde %40, normal yörelerde %50, gelişmiş yörelerde %60 olmalıdır.</p>
<p>Yatırım projelerine Uygulanabilecek Destek Unsurları ;</p>
<p>Gümrük muafiyeti ve/veya ithalat rejimi kararına istinaden ithalat<br />
Yatırım indirimi<br />
Vergi-resim ve harç istisnası<br />
Krediler<br />
Bina inşaat harcı istisnası<br />
Makine ve teçhizat alımında katma değer vergisi desteği<br />
Taşınma desteği<br />
Arsa sağlanması<br />
Dış kredi teminat mektubu masraflarına katkı<br />
Kalite ve standart sağlama.</p>
<p>NOT: Yukarıdaki bilgiler 1995 yılı içindir. Teşvik uygulama esasları her yıl Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı yenilenmektedir.</p>
<p>2- GİRDİ VE ÇIKTILARIN TARİFLERİ, ÖZELLİKLERİ</p>
<p>Hammadde olarak, suni deri, poliüreten vidala, gamba suni deri, astarlık bez ozaltan, ilaç kapsül, cila, bor vernik kullanılmakta olup, bu hammaddelerden 1 çift poliüretan tabanlı erkek ayakkabısı mamul madde olarak üretilecektir.</p>
<p>3- GİRDİLERİN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ KAYNAKLARI TEMİN KAYNAKLARI VE FİYATLARI</p>
<p>Girdilerin hepsi memleketimizde kafi miktarda üretilmektedir. Artan nüfus karşısında ayakkabı üretimi, yeterli miktarda değildir.</p>
<p>Kurulacak tesiste PVC tabanlı erkek ayakkabısının hammadde ihtiyaçları iç piyasadan temin edilebilir. Hammadde için değişik fiyatlar nedeniyle kesin fiyat vermek mümkün olmamaktadır. </p>
<p>4- PAZAR DURUMU</p>
<p>Ülkemizde ayakkabı üretim tesislerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak Pazar durumu araştırılırken belgesel talep analizlerine önem verilmelidir. Çünkü bazı bölgelerde talep fazlası karşılamakta ve tesisler kapasitelerinin çok altında çalışmak durumunda kalmaktadır. </p>
<p>5- YATIRIM KONUSUNUN İMALAT VEYA İŞ KAPASİTESİ</p>
<p>Tesis yılda 300.000 çift erkek ayakkabısı üretilebilecektir.</p>
<p>6- İSTİHDAM DURUMU</p>
<p>Tesiste; idari, teknik, kalifiye ve düz işçi olarak 153 kişi istihdam edilebilir.</p>
<p>7- YATIRIMIN TERMİN PLANI<br />
                                                                             1. YIL                                          2.YIL</p>
<p>      Faaliyetler                                  1   2 3  4 5  6 7 8 9 10   11  12        1  2  3 4 5 6 7 8 9 10 11 12<br />
     Etüd- proje ve teşvik<br />
     Belgesinin alınması                   xxxxx  xxxxx  x           </p>
<p>     Arazi temini ve düzenleme           xxx</p>
<p>     İnşaat İşleri                                        xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx</p>
<p>     Makine ve teçhizat<br />
     Sipariş                                                xxxxx    xxxxx</p>
<p>     Montaj İşleri                                                                             xxxxxxxxxxxx</p>
<p>     Personel Eğitimi                                                                                               xxxxx</p>
<p>     Deneme İşletmeye Alma                                                                                        xxxxxxx</p>
<p>8. PROJENİN TEKNİK ÖZELLİKLERİ</p>
<p>8.1. Üretim Teknolojisi</p>
<p>Son teknolojik gelişmelere ayakkabı üretim tekniği büyük ilerleme kaydederek   daha fazla otomasyon kaydırılmıştır. Ayakkabı üretimi yarı otomatik makinelerle yapıldığından işçilik payı azalmakta, üretim yükselmekte, maliyet ise düşmektedir.</p>
<p>İş akışı aşağıda belirtilen şekilde yürütülür.</p>
<p>- Süet, suni deri, vidala ve ketenden meydana gelen, yazlık malzeme presese hazırlama bölümünde renk ve kalitelere göre saya üretim için tasnif edilir. Diğer taraftan taban malzemesi ise taban hazırlama bölümünde işleme tabi tutulur.</p>
<p>Model dairesinde ayakkabı modellerine göre çeşitli şablonlar hazırlanıp çoğaltılır, saya ve taban kesim dairesine gönderilir. </p>
<p>Vidala, süet, suni deri, keten yüz kesim malzemesi ve bunlara ait astar, dil mastra vb. saya kesim dairesinde ıstampa bıçaklarında kesilerek hazırlanır.</p>
<p>Taban malzemesi içinde taban astarı, mastraya ökçe kesimi yapılarak hazırlanır.</p>
<p>Montaj dairesinde tabanla saya montajı yapılır. Montaj işi neopren ve poroz taban yapıştırma, hazır taban lastik yapıştırma, trandofora dikişli taban kösele yapıştırma ve PVC, enjeksiyon metotları ile yapılır.</p>
<p>Bütün bu işlemlerden sonra gerek yarı mamul, gerek tam mamul üretim maddelerinin kalite kontrolleri yapılarak finisaj dairesinde temizleme ve bitirme işlemine tabi tutulur. Daha sonra ambalajlanarak depolanır.<br />
8.2. Yatırımın  Teknik Ömrü</p>
<p>Yatırımın Teknik Ömrü 10-20 yıl arasında değişmektedir.</p>
<p>9- YATIRIM KONUSUNUN TOPLAM YATIRIM TUTARI (Milyon TL.)</p>
<p>Gider Cinsi	İç para	Dış para	Toplam<br />
Etüd-proje ve Müh. Gideri	222	-	222<br />
Arsa değeri ve arazi düzenleme gideri	1.685	-	1.685<br />
İnşaat işleri toplamı	8.648	-	8.648<br />
Makine ve teçhizat (Ana ve yardımcı)	11.620	17.429	29.049<br />
Gümrük vergi ve resimleri Top.	3.903	-	3.903<br />
Navlun ve Sigorta giderleri	798	-	798<br />
Montaj ve Genel Giderler	1.730	-	1.730<br />
İşletmeye alma giderleri	665	-	665<br />
Sabit yatırım tutarı	29.271	17.429	46.700<br />
İşletme sermayesi	14.014	-	14.014<br />
Toplam yatırım tutarı	43.285	17.429	60.714<br />
Toplam yatırım tutarı ($)			1.012	 </p>
<p>NOT: Toplam sabit yatırım tutarı ve diğer hesaplamalarda Ortalama Döviz Kuru 1$ =60.000 TL olarak alınmıştır.</p>
<p>10- PROJENİN FİNANSMANI</p>
<p>Teşvik belgesi alacak projelerde en az toplam yatırım tutarının %40’ı tutarından öz kaynak, geri kalan %60 oranında finansman ihtiyacı ise çeşitli kredilerle temin edilebilir.</p>
<p>11- İŞLETME DÖNEMİ GELİRLERİ</p>
<p>İşletmenin gelirleri toplamı : 209.639.000.000 TL civarındadır.</p>
<p>12- İŞLETME DÖNEMİ GİDERLERİ</p>
<p>İşletmenin yıllık giderleri toplamı 149.058.000.000 TL civarındadır.</p>
<p>13- PROJENİN YILLIK GELİR- GİDER VE KAR TABLOSU</p>
<p>İşletme Gelirleri	209.639.000.000 TL<br />
İşletmenin Giderleri	149.058.000.000 TL.<br />
Brüt Kar	60.581.000.000 TL.<br />
Vergiler	31.506.000.000 TL.<br />
İşletmenin Net Karı	29.075.000.000 TL.	 </p>
<p>14- YATIRIMIN ÖN DEĞERLENDİRİLMESİ</p>
<p>14.1. Yatırımın Karlılığı</p>
<p>Net Kar / Toplam Yatırım = 29.075.000.000 / 60.714.000.000 =%48</p>
<p>14.2. Sermayenin Karlılığı</p>
<p>Net Kar / Öz Sermaye = 29.075.000.000 / 29.374.000.000 =%119.2</p>
<p>15- YATIRIM ÜRETİM AKIŞ ŞEMALARI<br />
Ayakkabı üretimi;</p>
<p>Saya dairesi,<br />
Saya dikiş dairesi,<br />
Fora hazır taban yapıştırma ve montaj dairesi,<br />
PVC enjeksiyon bandı ünitesi</p>
<p>Bölümlerinden meydana gelmektedir. Bu bölümlere ait akışı aşağıdadır.</p>
<p>Ayakkabı üretimi iş akış şeması</p>
<p>16- ANA MAKİNE VE TEÇHİZAT LİSTESİ:</p>
<p>16.1. İthal Malı Makine ve Teçhizat Listesi:</p>
<p>Kalıp kopye makinesi<br />
Model kesme makinesi<br />
Petron kenarlarına şerit geçirme makinesi<br />
Pantograf ve kesme makinesi<br />
Saya yarma ve inceltme makinesi<br />
Saya traşlama makinesi<br />
Üç iğneli dikiş makinesi<br />
Pnömatik üst deri markalama makinesi<br />
Yapışkan sürme ve kıvırma makinesi<br />
Deri ütü makinesi<br />
Perfore makinesi<br />
Astar kenarı çekişleme makinesi<br />
 Dikiş açma ve bant geçirme makinesi<br />
Otomatik saya bağlama makinesi<br />
Pnömatik zımbalama makinesi<br />
Topuk tozu makinesi<br />
Zımbalama makinesi<br />
Toz emme makinesi<br />
Saya yumuşatma makinesi (buharlı)<br />
Topuk çivileme makinesi<br />
Nemlendirici<br />
Yapıştırma ve silindirle ezme makinesi<br />
Taban aktive makinesi<br />
Taban yapıştırma makinesi<br />
Taban bandı presleme<br />
Kazıma makinesi<br />
Taban kenarı temizleme makinesi<br />
Süratli taban kesme makinesi<br />
Batırma makinesi<br />
Yapıştırılmış ayakkabıları kurutma makinesi<br />
Silindir yapışkan sürme makinesi<br />
Üniversal boya kabini<br />
Pnömatik topuk son ütü makinesi<br />
Deri yarma makinesi<br />
Alt deri traş makinesi<br />
Taban forma makinesi<br />
Otomatik çivileme makinesi<br />
Pnömatik pres yapıştırma makinesi<br />
Lastik taban pürüzlendirme makinesi<br />
Toz emiri<br />
Hazır taban kopye freze makinesi<br />
Freze bıçağı bileme makinesi<br />
Universal boyama kabini<br />
Tam hidrolik taban montaj makinesi<br />
Enjeksiyonla PVC’den ayakkabı tabanı üretim makinesi<br />
Saya topuk zigzak makinesi<br />
Çift iğneli rodall ve alt transporlu astarlı dil ve topuk çift dikiş makinesi<br />
Dik mekikli iri dikiş zaigzak makinesi<br />
Tek iğneli yüksek süratli reda transportlu saya makinesi<br />
Tek iğneli, süratli, sütunlu, roda ayaklı ve roda transfortlu üstten kesme bıçaklı süs ve astar dikme makinesi.<br />
Tek iğneli büyük dik çağanozlu saraç makinesi<br />
Tek iğne, süratli, sütunlu, roda ayaklı ve roda transfortlu alt bıçaklı süs ve astar dikme makinesi<br />
Tek iğne, süratli, sütunlu, roda ayaklı ve roda transfortlu kenar dikiş makinesi.</p>
<p>17. YATIRIMIN KURULUŞ YERİ:</p>
<p>Böyle bir tesisin kuruluş yeri seçilirken talep analizleri hammadde temin imkanları, Pazar durumu dikkate alınmalıdır. Tesisin kurulmasına izin verilmesi halinde Bakanlığımızla temasa geçilmelidir.</p>
<p>18. YATIRIMLA İLGİLİ STANDARTLAR:</p>
<p>TS (214-215-216-217-218-219-220-221-222-223-224-225-226-227-228-229-230-231-232-233-234)</p>
<p>19. KAYNAKLAR:</p>
<p>Sanayi ve Ticaret Bakanlığı dökümanları<br />
Türk Standartları Enstitüsü<br />
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Araştırma Raporları<br />
Devlet Planlama Teşkilatı dökümanları</p>
<p>20- MÜRACAT YERLERİ:</p>
<p>Sanayi ve Ticaret Bakanlığı<br />
Maliye ve Gümrük Bakanlığı<br />
Hazine Müsteşarlığı<br />
Bankalar<br />
Belediyeler</p>
<p>NOT: Bu sanayi profili 1995 yılı tahmini fiyatları dikkate alınarak hazırlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/pvc-tabanli-ayakkabi-uretim-tesisi-sanayi-profili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SERMAYE BÜTÇELEMESİ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:53:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[erp]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/</guid>
		<description><![CDATA[SERMAYE BÜTÇELEMESİ
I.   GÎRİŞ
Sermaye bütçelemesi teorisi ile uygulaması arasında büyük farklar vardır. Geçen onbeş yıl içinde sermaye bütçelemesi teorisi; kârlılık analizi, matematiksel programlama, olasılık ve istatistik teorisinden büyük ölçüde yararlanmıştır ve bu nedenle sermaye büt-çelemesini bunlar olmaksızın düşünmemek gerekir. Kuşkusuz ay­nı süre içinde sermaye bütçelemesi uygulamasında da değişiklikler olmuştur, fakat işletme yöneticileri yeni tekniklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SERMAYE BÜTÇELEMESİ<br />
I.   GÎRİŞ<br />
Sermaye bütçelemesi teorisi ile uygulaması arasında büyük farklar vardır. Geçen onbeş yıl içinde sermaye bütçelemesi teorisi; kârlılık analizi, matematiksel programlama, olasılık ve istatistik teorisinden büyük ölçüde yararlanmıştır ve bu nedenle sermaye büt-çelemesini bunlar olmaksızın düşünmemek gerekir. Kuşkusuz ay­nı süre içinde sermaye bütçelemesi uygulamasında da değişiklikler olmuştur, fakat işletme yöneticileri yeni tekniklerin bir çoğunu ka­bule yanaşmamışlardır. Bu makalenin amacı teori ve uygulamayı karşılaştırmak ve 1) teori ve uygulama arasındaki farkın yapısını ve farkı yaratan nedenleri araştırmak, 2) teorinin uygulamaya el­verişli hale gelmesini sağlayacak yolları göstererek bu farkın azal­masına yardım etmektir. Makale, anlaşılmasını kolaylaştırmak amacı ile dört bölüme ayrılmıştır : Finansal yönetimin amaçlan, yatırım kararlarında riziko analizi, yatırım seçiminde kârlılık krite­ri ve sonuçlar.<br />
Sermaye bütçelemesi teorisini birkaç cümlede açıklamak ola­naksızdır diyemeyeceğiz ama çok zordur. Günümüzdeki serma­ye bütçelemesi teorisi derken; «Management Science, Journal of Finance, Journal of Financial and Ouantitative Analysis ve Enginee-ring Economist» gibi dergilerde yayımlanan makalelerde yazılanları kastediyorum. Bu teori, genellikle modern matematiksel aletlerin<br />
kullanamasın! gerektirir. Günümüzdeki sermaye bütçelemesi uygu­laması olarak 1969 yaz aylarında yönettiğim örnek olay çalışmala­rını göstereceğim. Bu çalışmada; elektronik, havacılık, petrol, ev aletleri ve büro malzemesi endüstrilerinde sekiz orta ve büyük iş­letmede görüşmeler yapılmıştır1. Görüşme yaptığım işletmelerde bütün gün süren tartışmalar yaptım. Alman örneğin küçüklüğü ne­deniyle uygulamaya ait, istatistik genellemeler yapmak istemedim, işletmeler seçilirken, yönetimlerindeki etkinlik dikkate alındığın­dan, bu işletmeler günümüzdeki sermaye bütçelemesi hakkında ge­nel bir fikir verecektir.<br />
II.    FİNANS YÖNETİMİNİN AMAÇLARI<br />
Optimal yatırım kararlan, işletmenin ulaşmak istediği bir ama­ca dayanır. Günümüzde finansman teorisi, işletmenin adi hisse se­netlerinin pazardaki değerlerini arttırmak isteyeceğini varsayar. Adi hisse senetlerinin değerlerinin belirsizlik koşullarında nasıl belir­leneceğini açıklayan yayınların sayısı hergün artmaktadır. Örne­ğin, John Litner&#8217;e göre2; tarn işleyen sermaye pazarında yatırımcı­ların bekledikleri gözönünde tutularak menkul kıymetler cüzdanı rizikosu, kârların varyansımn ağırlıklı ortalaması ve kârlar ve öte­ki gelirlerin kovariansı ile ölçülür. Böylece her hisse senedinin fi­yatı; beklenen gelirler, net faiz oranı ve belirli bir fiyatı olan rizi-konunun fonksiyonudur.<br />
Finans yöneticilerinin amaç olarak neyi kabul ettiklerini incele­meden önce, hisse senetleri değerlerini arttırma amacını yönetim yönünden ele alalım. Finans yöneticisinin bu amacı gerçekleştir­mek için plânlama süresi içinde hisse senetlerinin değişik zaman­lardaki fiyatlarını tespit edecek kritere ihtiyacı vardır. Günümüz­deki teori bunu vermemektedir. Bu sav belirlilik ve tam sermaye<br />
pazarlannda geçerli değildir. Çünkü işletmenin hisse senetlerinin plânlanan sürenin sonundaki değerini arttıran tedbirler, aynı za­manda bu süre içinde de hisse senetlerinin değerini en yükseğe çı­karacaktır. Şekil l A da görüldüğü gibi, I eğrisi, II nin üstünde ol-</p>
<p>duğundan tercih edileceği açıktır. Fakat belirsizlik ve tam işleme­yen sermaye pazarında, plânlanan dönemin sonundaki hisse senet­leri fiyatlarının dönem içindeki fiyatların durumunu göstermesi beklenemez. Şekil l B de görüldüğü gibi, hisse senftlpri fivatloT-ın.</p>
<p>da iki hareket, fiyatların zaman modelinde iki kesişmeye yol açar. Bu ikinci durumda, birbirini kes&#8217; . fiyat modelleri arasında seçim için bir kriter yoksa, hisse senetleri -fiyatlarım arttırmanın pratik bir anlamı yoktur. Böyle bir seçim yapmak için bir modelin öte­kini aştığı bir süreyi ele alabiliriz. Anlattıklarımızı bir formülle gös­termek istersek, şöyle bir formül ortaya çıkar :<br />
»T<br />
0   =   j     (Pt — P&#8217;t) e-rtdt<br />
J<br />
O<br />
Burada, Pt ve P&#8217;t sırasiyle, III ve IV eğrileri ile gösterilen hisse se­nedi fiyatlarını, r, ıskonto oranını, T ise zaman süresini gösterir. Yalın bir kural olarak; 0^0 ise III ün, aksi halde IV ün seçileceği­ni söyleyebiliriz.<br />
Zaman modeli III ün seçildiğini varsayalım. III cü eğriyi na­sıl devam ettirelim ki hisse senedi fiyatları zaman modelinin her noktasında arttırılmış olsun? (şekil l C). Başka bir deyişle eğri III</p>
<p>te olduğu gibi, bir hisse senedine düşen gelir (eps) serisi alınırsa, hisse senedi fiyatlarını arttırmak için, hisse senedi başına gelir (eps) serisi nasıl eğri III den eğri IH&#8217;e ayarlanabilir?3 B. G. Mal-<br />
kiel4 belirlilik^ koşullarında herhangi bir menkul kıymetin fiyat-gelir rasyonunun, model bir standart hisse senedinin fiyat &#8211; gelir rasyosuna eşit olduğunu tamtlamıştır. Ele alınan hisse senedi ile standart hisse senedinin büyüme oranları farklı ise gerekli ayarla­maların yapılması gerekir. Malkiel modelini belirsizlik koşullarında uygulamış olmasına karşın, karşılaştığı çapraşıklıklar tamamiyle belirsizlik modeli kurmasını engellemiştir. Biz, riziko faktörünü de hesaplamalara sokarark Malkiel&#8217;in modelinde küçük bir değişiklik yapacağız. Riziko, hisse senedi başına gelir (eps) serilerinin stan­dart hatası ile ölçülür ve bu standart hata serilerin eğimine bağlı olarak değişir. Eğimin yüksekliği ve serinin az rikilu oluşu fiyatın yüksek olmasını gerektirir.<br />
Bu riziko ölçüsünün nasıl kullanıldığını göstermek için her­hangi bir zamandaki hisse senedi başına gelire t, üç faktörün topla­mına da x (t) diyelim :</p>
<p>Bu formülde; a, b, c sabit değerler, h, karşılaştırılması o sı5 gerçek rakamlar serisinin bir elemanı ve t zamanı gö<br />
V          *<br />
tedir.  a + b  eğim,    &gt;   sin —    karşılaştırılamaz  süreler<br />
fonksiyonlarının bir serisinin toplamıdır ve düzenli olmz galanmalan gösterir, u ise düzenli olmayan değişmelerin dır. x * (t) ye, x (t) ran eğim değeri dersek, riziko ölçür gıda formülü verilen, eğimin standart sapması olacaktır.</p>
<p>N gözlem sayısıdır. Burada   tanımlanan riziko, menkul   kıymetin kendine has rizikodur. Yatırımcının, menkul kıymet cüzdanların-<br />
:<br />
daki yatırımlarını değişik menkul kıymetlere dağıtacak kaynağı &#8216;/arsa, bu riziko kavramının değiştirilmesi gerekir. Bu durumda ba­zı yazarlar6 tarafından tanımlanan kaçrnılabilir ve kaçınılamaz ri­ziko türü ile karşılaşırız. Bir menkul kıymet cüzdanı içinde men­kul kıymetin rizikonusunu belirleyen, kaçınılamaz unsurdur.<br />
Finans Yönetimi Uygulaması<br />
Görüşme yapılan yöneticilere finansal yönetimin amacının ne olduğu sorulmuştur. Ayrıca işletmenin değerini arttırmak için al-ternatifiler arasında seçim yapıp yapmadıkları sorulmuştur. Alınan cevaplardan birkaç örnek aşağıdadır :<br />
«Amacımız bu şirketin yüksek büyüme hızım finanse etmektir. Borcumuz olmadığına göre, büyümeyi finanse edecek kadar kazan­dığımızdan emin olmalıyız. Bu arada hisse senetlerinin değeri de arttırılmaktadır. Fakat biz bunun üzerinde durmuyoruz».<br />
«Hedefimiz, her üç ayda yapılan hesaplamalarla, hisse senedi başına geliri arttırmaktır. Çünkü şirketimiz gençtir ve büyümekte­dir. Gelecekteki finansman ihtiyacımız bakımından önemli olduğun­dan yatırım yapmak isteyen halkı korkutmak istemiyoruz.»<br />
«Birçok hissedar hisse senetlerinin değeri ile ilgilenir. Hisse senedinin değerini tespit ederken hisse senedi başına gelir en önem­li faktördür. Fakat şu gerçeği de akıldan çıkarmamak gerekir; his­se senedi başına gelirin aynı kalmayıp devamlı olarak artması is­tenir. Gelirleri arttırmak için de birçok işletmenin hayat kaynağı demek olan satışları arttırmak gereklidir.»<br />
Finans yöneticisinin amacı işletmenin sermayesini en az mali­yetle arttırmaktır. Bu amaca erişmek için, istikrar ve büyüme kav­ramlarım iyi anlamış olmalıdır. Bu şirketin miktarında ve gelirin­de bir önceki yıla göre % 15 ila 18 büyüme bekliyoruz.»<br />
Her fikrin kendisini açıklamış olması yanında, üç nokta üze­rinde ayrıca durmak gerekir. Birincisi, bazı yöneticilerin amaçları­nın, işletmenin değerini maksimize etmek olduğunu açıkça belitmemiş olmalarına karşın, bu amacın varlığını cevaplarından<br />
çıkarabiliriz. İşletme yönetimi, daha çok işletmenin çalışması ile ilgilendiğinden hisse senetlerinin değerini maksimize etme amacı, çalışmanın hedefi olan büyüme ve gelir akımında istikrar sağlam­aya dönüştürülmüştür. İkincisi, yöneticiler kendi işletmelerinin değerinin yatırım yapacak olan halkın, yatırım yapacakları kıymet­leri seçmelerinden etkilenmeyeceği kanısındadırlar. Bu yaklaşım, uygulama yönünden basit olma avantajına sahiptir. Kaçınılabilir rizikonunun, toplam riziko içinde önemli bir payı varsa, bu değer­leme yaklaşımı teorik olarak yeterlidir. Üçüncüsü; hisse senetleri­ni değerinin maksimize edilmesi devamlı büyümeye bağlı ise, yeni fikirlerin devamlılık göstermesinin yöneticiler için hayati önemi vardır. Yöneticilerin devamlı olarak yeni fikirleri araştırması ya­nında, finans teorileri yeni fikirlerin nasıl yaratılabileceğinin anla­şılmasına pek katkıda bulunmamışlardır.<br />
III.    YATIRIM KARARLARINDA RİZİKO ANALİZİ<br />
Riziko Kavramı<br />
Riziko analizi teorisi &#8211; Sermaye bütçelemesi teorisinde ana so­run rizikodur. Finansman konusunda yazı yazanların bir çoğu7 pro­jeler yerine menkul kıymet cüzdanı seçmelidir ve bu menkul kıy­met cüzdanının rizikosunu gelirlerdeki değişikliklerle göstermeli­dir8. Riziko analizinde bu yaklaşım, Markowitz&#8217;in menkul kıymet cüzdanı seçiminde quadratik programlama modelinin doğrudan doğruya adapte edilmesidir. Varyansta matematiki olarak oynamak kolaydır, fakat finansman yazarları riziko kavramının tanımından tatmin olmamışlardır. Gerçekten Markowitz&#8217;in kendisi de varyan-sın rizikonun ölçüsü olarak alınmasında tereddütlüdür&#8217;.<br />
Varyanstan başka, rizikonun ölçüsü olarak 5 alternatif almış­tır. Bunlar; beklenen zararlar miktarı, zarar ihtimali, beklenen<br />
mutlak sapma, beklenen en fazla zarar, ve tek yönlü varyans (se­mi-variance)tzr. İlk dört ölçü şu .veya bu nedenle reddedilmiştir. Ge­riye kalan varyans ve tek yönlü varyanstan, ikincisini Morkowitz teorik nedenlerle tercih ettiği halde, birincisinin hesaplanma ko­laylığı nedeniyle riziko ölçüsü olarak kabul etmiştir.<br />
Tek yönlü varyans neden rizikonun varyanstan daha iyi bir öl­çüsüdür?10. R ııin, ihtimal dağılımı bilinen değişken olan yatırımın geliri olduğunu kabul edelim, h, gerçek değerleri karşılaştırılan R için önemli bir faktörü gösteriyorsa ve (R-lı)~, (R-h)  O ise sıfırı gösterir. Böylece Sh yi (h nm bilinmeyen olduğu tek yönlü varyans) veren formül şöyle yazılacaktır:<br />
Sh =    E [(R —h)']2<br />
Buradaki E, beklenen değer fonksiyonudur. Kelimelerle açıklamak istersek; tek yönlü varyans rastgele seçilmiş bir değerden, bekle­nen hasılatın eksi sapmaların karesinin beklenen değeridir. Bunun tersine varyans, rastgele seçilmiş değerin ortalamasından baklenen hasılatın sapmalarının (artı veya eksi) karesinin beklenen değeri­dir. Bunun anlamı şudur, yatırımcının düşündüğü sabit bir değe­rin değişik dağılımları ile ilgili rizikoları tek yönlü varyans göster­mektedir. Varyans dağılımların ortalamalarını aldığından, bu ka­dar inceliklere inmez ve. varyansm verdiği değerler bir yargıya var­mak için işe yaramayabilir. Çünkü geniş bir sınır içinde kalır. Ay­rıca tek yönlü varyans hesabında ise aynı değerden artı veya eksi sapmalar aynı değerdedir. Sermayenin bir de fırsat maliyeti oldu­ğundan, bir yatırımın rizikosu henüz işletmenin eline geçmemiş bir gelirin, hiç ele geçmeme ihtimali ile ölçülür. T&#8217;ek yönlü varyans rizikonun bu tanımına daha yakın bir tanım olmaktadır.<br />
Riziko Analizi uygulaması &#8211; Görüşme yapılan yöneticilere «ya­tırım rizikosu» kavramından ne anladıkları sorulmuştur.<br />
«Riziko özelliği bakımından finansaldır. Özellikle hedef alınan verimden aşağı doğru sapmalarla ilgilenir. Bunun yanında, tahmi­nimizden daha iyi sonuçlar alma ihtimali varsa bu bir negatif rizi­kodur, yatırımı daha çekici hale getirir ve bir yatırımın güvenir­liliğini belirlemede gözönünde tutulmalıdır.»<br />
jr<br />
«Riziko hedef olarak alınan verimin (rate of return) gerçekleş­meme ihtimalidir. Riziko budur, değilmi? Hedef olarak seçtiğimi2 verimin gerçekleşeceğinden yüzde yüz eminseniz, rizikonuzda sıfır demektir.»<br />
«Bir yatınmm rizikosunu değerlemede beni ilgilendiren üç faktör vardır, bunlar : Zararların toplam öz sermayenin belirli bir oranını aşma ihtimali, istenen verimin gerçekleşme ihtimali, nakit akışı esasına göre başabaş noktasında olma ihtimali. Nakit akışı­nın başabaş noktası bir nevi hayatta kalma noktasıdır.» (Bu şir­kette yatırım kararları az, fakat yatırımlar hacim bakımından bü­yüktür).<br />
«Şirketimizde kendilerini ödiyebileceğini sandığım bazı proje­ler var ve bu işi yürütenlerle aynı fikirde değilim. Bu projeler ri­zikolu yatırımlara aittir. Ben hedef olarak seçilen verimden daha yüksek verim verecek projeler için hiçbir zaman kaygıya düşmem. Riziko, verimin azalmaya doğru gittiği durumlarda olabilecek olan­lardır.»<br />
Bu söylenenlere göre, gözlemlerden iki sonuç çıkarmak müm­kündür. Birincisi, yatırım karan işletme kaynaklarının yalnız kü­çük bir kısmını ilgilendiriyorsa, riziko, hedef olarak seçilen veri­me erişilememe ihtimalidir denebilir. Fakat yatırım, işletme kay­naklarının büyük bir yüzdesini ilgilendiriyorsa, riziko, iflas tehli­kesini de kapsar. İkincisi, yöneticilerin beklenenden az olma rizi­kosundan söz etmeleri, tek yönlü varyansın rizikoyu varyanstan daha iyi tanımladığını gösterir.<br />
Tek yönlü varyansın fizikonun daha iyi bir ölçüsü olduğunu göstermek için, işletme yöneticilerinden yatırım verimlerinin iki hayali dağılımı arasında seçim yapmaları istenmiştir. Her yatın­mm şimdiki maliyetinin x dolar olduğunu ve bir yıl sonra bu ma­liyet artı kâr (veya zararın) ihtimal dağılımının şekil 2 de gösteril­diği gibi olduğunu varsayalım. Bu şekilde, her + işareti yapılması mümkün bir yatının sonucunu ve bu nedenle A dağılımında ortala­manın 3, varyansın 4 ve tek yönlü varyansın l olduğunu gösterir. B dağılımında ise ortalama 3, varyans 4 ve tek yönlü varyans sıfır­dır&#8221;. Bunu uygulamak için, yöneticinin aynntılanm iyi bildiği ma-<br />
liyet rakamlarını kullanması gerekir. Bu maliyet&#8217;rakamı bir karara varılmadan önce ihtiyatlı bir karşılaştırma yapabilmek için hedef olarak seçilen verime yakın bir verim ,rakamı vermelidir. Hedef olarak seçilen verim ve yatırımın düşünülen maliyeti işletmeden iş­letmeye değişebilir.&#8217; Burada, inceleme amacıyla maliyetin 100.000 dolar ve hedef verimin % 20 olduğunu varsayacağız. Sermayenin sınırlı olduğu örneğimizde, yöneticilerden A veya B den seçmeleri istenmiştir. Yöneticilerin üçte biri A, öteki üçte biri B yi seçmiş, geriye kalan üçte biri ise kararlarının duruma bağlı olacağını söy­lemiştir.</p>
<p>Kararlar için gösterilen nedenler şirketten şirkete değişiktir, fakat aşağıdaki ifadeler önemli noktalan özetlemektedir:<br />
«Neden A&#8217;yı seçtiğimizi açıklayayım. Onda 8 kârım 4 olacak, onda 2 de zararım l olacaktır. Yatırım kuşkusuz rizikoludur, fakat bu oyunun bir bölümüdür. Bizim endüstri dalımızda, A nın seçil-memesi benim için çok şaşırtıcı olacaktır, çünkü biz bu tür rizi­ko ile her zaman karşı karşıyayız.»<br />
«Günümüzdeki para darlığı nedeniyle zarar halinde sermayenin yerine konması ile ilgileniyorum. Sermayenin ölçülü bir maliyetle kolaylıkla sağlanabileceği bir dönemde olsaydık, rizikolu bir yatı­rıma girişmede bu kadar duraksamazdım. Herhangi bir durumda yatırılan paranın geri geleceğinden tecrübelerle emin olmadıkça A yi seçmem.»<br />
«Şimdiki menkul kıymetler cüzdanımızda yüksek verimli yük­sek rizikolu projeler var, bu nedenle B yi seçerim. Başka bir gün­de menkul kıymetler cüzdanı bakımından projeleri inceler ve A yi seçebilirim.»<br />
«B projesinin % 20 verim getirme ihtimali % 80 dir. Hedef olarak seçtiğim verim de % 20 olduğundan güven düşüncesiyle B<br />
ıskonto edilerek bulunur. Bulunan beklenen değer ve varyans, be­lirlilik eşitlerine riziko yok varsayılarak çevrilir. Bu belirlilik eşi­ti rakamı yatırımın kârlılığını belirler. Rizikoya ayarlanmış iskon-to oranında, yatırımın değeri, beklenen nakit akışı paranın zaman değerini ve aynı zamanda nakit akışında mevcut rizikoyu gözönün-de tutan oran ile iskonto edilerek bulunur. Sonuçta bulunan de­ğer artı ise yatırım kârlı demektir.<br />
Hangi yaklaşım kabul edilecek olursa olsun, yatırımcı yatırım seçiminde tek proje veya menkul kıymet cüzdanı arasında karar vermelidir. Bu ayırım, riziko analizinde belirlilik eşiti yaklaşımı kullanılarak kolaylıkla açıklanabilir. Günümüzdeki teori, işletme­nin plânlama süresi içinde yalnız bir yatırım söz konusu ise, tek proje yaklaşımını daha uygun bulmaktadır. Bu analize güzel bir ör­nek olarak Frederıck S. Hiller&#8217;in çalışmasını gösterebiliriz12. Yazar, yatırım ile ilgili nakit akışı dağılımlarından beklenen değer ve net şimdiki değerin varyansım hesaplamak için formüller bulmuştur. Bununla birlikte, birden fazla yatırım ele alındığında, işletmenin Yatırımlarının optimal seçimi tek bir yatırımın incelenmesi yerine yatırımların mümkün olan bütün kombinasyonlarının incelenmesi­ne davanmalıdır. Menkul kıymet yaklaşımı seçilirse, kullanılacak model, proienin bölünmezliğini göstermek için karar üzerine etkili değişkenlere dayanan 0-1 koşullan ile Markowitz&#8217;in menkul kıy­met cüzdanı secimi modelinin değiştirilmiş şeklidir13. Menkul kıy­met cüzdanı vaklaşımı kullanan değişik bir model, R. Byrne, A. Charnes, W. W. Cooper ve K. Kornatek&#8217;in14 şansla sınırlı modeli-rlir. Bu modelde vazarlar bütün yatırımlara aynı zamanda uygula­nan ihtimali geri ödeme zorunluluğunu kabul etmektedirler. Amaç, sınırlamalar içinde kalan ve beklenen net şimdiki değeri en yük­seğe çıkaran projeleri seçmektir.<br />
Rizikoyu birleştirme uygulaması &#8211; Yöneticilerin seçtiği riziko­yu birleştirme yöntemi, rizikoya ayarlanmış iskonto oranı yaklaşı-<br />
l<br />
mıdır. Görüşme yapılan bütün işletmelerdeki yöneticilerin ihtimal hakkında konuşmalarına karşın hiçbiri açıkça yatırım analizi için ihtimal uygulanmasına başvurmamıştır. Yatırım teklifinde bulu­nan bölümden aynı zamanda proje ile teklif edilen yatırımın ger­çekleştirilmesi halinde değişecek nakit akımını da tahmin etmeleri istenmektedir. Bazı işletmelerde üç tahmin serisi kullanılmaktadır, bunlar; iyimser ve kötümser ve gerçekleşme ihtimali en yüksek tahminlerdir. İyimser ve kötümser tahminler bir ihtimal serisini de verirler. Gerçekleşme ihtimali en yüksek tahminden anlaşılma­sı gereken mod değildir, fakat yöneticilerin ulaşılma ya da aşılma ihtimalinin 0.75 olmasını istedikleri tutucu tahminlerdir. Gerçekte yöneticilerden birisi gerçekleşme ihtimali 0.80 olan tahmin iste­miştir.<br />
Birçok durumda finans yöneticisi daha düşük tahminleri de içeren en muhtemel rakama dayanan yatırım analizini isteyecektir. Yöneticilere kararlarında raporların hangi yönlerini en fazla etkili olduğu sorulduğunda şu cevaplan vermişlerdir:<br />
«Proje ile ilgili dokümanlar ciltler dolusu olabilir, fakat ben projeyi yürütene bir soru soracağım; rekabet halinde pazarın °/o 5, 10 veya 15 ine sahip olacağımızı nasıl hesapladınız. Cevabı beni tat­min eder ve maliyet tahminlerinin doğruluğuna inanırsam, riziko­ya girilebilir demektir.»<br />
«Yatırıma karar vermezden önce işler tahmin ettiğimiz gibi gitmezse, ne yapabileceğimizi sorarım. Bir projenin geri ödeme sü­resi kısa olabilir fakat başarısızlığa uğrama rizikomuzu sınırlamaz­sak, bu iyi bir yatırım değildir.»<br />
«Bazı hallerde yalnız, yatırımı tamamlayacak olan halkın o ya­tırımı destekleyeceğine güvenerek kararlar alırım.»<br />
Burada yöneticinin yaptığı iş, gerçekleşmesi en muhtemel olan rekamlarm doğruluğunu kontrol etmektir. Yönetici öngörülen ha­sılat üzerinde insan faktörünü ve ihtimal plânlarını gözönünde tu­tarak değişiklikler j-&#8217;apmaktadır. Yöneticinin dezavantajı, tahminle­rin yapısının belirsizliğinden doğmaktadır. Gerçek zorluk, yatırım kararlarının&#8221; dayandığı nakit akışına ait güvenilir ihtimal dağılımı ortaya çıkarmaktır. Teori, analizlerinde düşünülen ihtimal dağı­lımı ile başhyacak olursa, içinde bulunduğu problemin önemli bir yönünü gözönünde tutmamış demektir.<br />
153<br />
İşlebnelerin yatırımlarda menkul kıymet cüzdanı yaklaşımım kullanmalarına karşın, bunun yöntemi ve kullanılma nedenleri teo­ride farklıdır. Günümüzde teori, menkul kıymet cüzdanı yaklaşı­mında yatırımcının aşağıda açıkladığımız gibi hareket ettiğini ka­bul eder. Yatırımcı, yatırım serileri için nakit akışını bulur, bun­lardan gelirlerin varyans ve kovarianslannı hesaplar. Bundan son­ra riziko ve gelirin en iyi kombinasyonunu veren yatırım cüzdanı-&#8221;i seçer. Gerçekte, projelerin analizleri her Mlüm tarafından ay­rı ayrı yapıldığından projeler arasında kovaryans ile rizikonun hesabı yapılmaz. Başka bir deyişle, yüksek yöneticilere gelen ya­tırım tekliflerinde günümüz teorisinin anladığı biçimde proje rizi­kolarını değerleme için rakamlar yoktur.<br />
Yöneticilere yatırım kararlarında menkul kıymet cüzdanı yak­laşımım nasıl kullandıkları, daha açık olarak söylemek gerekirse, • yatırımlarını dağıtmada amaçlarının ve yöntemlerinin ne olduğu sorulmuştur. Dağıtma bir bütün olarak düşünülmüş, bir yatırıma ayrılacak belirli bir paranın parçalanması olarak düşünülmemiştir. Uygulamada üretimde bulunan bölümler için ayrıntılı bir kılavuz hizmeti görecek olan uzun devreli plânlara ihtiyaç vardır (genellikle 5 yıllık). Plân, işletmenin eskiden çalıştığı veya sonradan ilgilenme-ya başladığı konularda, değişmeyen önemli bir noktayı belirtebilir veya yeni fikirler ve mamullerle birlikte gelmiş olur. Bunlar, da­ğıtma ile ilgili önemli kararların alındığı işletmeler için söz konu­sudur. Bu plânı uygulamada yöneticiler işletmenin birçok faaliyeti­ni, ilgilendikleri geniş alan içinde toplarlar. Bu plânın tek tek ya­tırımlar için uygulanması söz konusu değildir. Varyans ile kovar­yans hakkında bilgiler, önceden bilindiği varsayılır. Teorik olarak dağıtma, gelir akımını istikrarlı hale getirme ile ilgilidir, fakat uy­gulamada yöneticiler daha çok büyüme ile ilgilenir.<br />
IV.    YATIRIM SEÇİMİ İÇİN KRİTER<br />
Yatırım Seçimi için Kriter Teorisi &#8211; Yukarıda gelir ve riziko ile ilgili açıklamalarımızda geliri, verim, net şimdiki değer, geri öde­me süresi veya muhasebe kârım (accounting profit) tammlamak-sızın, gerîel anlamı ile kullandık. Böylece riziko üzerinde durabil­dik. Günümüzde teori verim veya eşiti olan net şimdiki değeri, geri ödeme süresi veya muhasebe kârından daha iyi bir gelir ölçüsü olarak görür. Bu tercihin nedeni, belirlilik koşullarında eşit büyük-<br />
lükteki iki yatırımdan daha büyük verimli olan projenin işletme­nin değerini yükseltmesidir. Bu tercih, belirsizlik koşullarında da yeteri kadar incelemeye tabi tutulmaksızın geçerli sayılmaktadır. Geri ödeme süresi ve muhasebe kârı daha az faydalı olarak kabul edilir, çünkü, bu yöntemlerin yaptığı verimin ortalamasını almak­tan ibarettir. Bununla beraber, geri ödeme süresi genellikle riziko­yu gözönünde tutuğundan, yöntemin riziko analiz yöntemi olarak sınırlı kullanılışı eleştiriye daha az konu olmasını sağlar. Şirke­tin halka duyurulan gelirleri hisse senedi fiyatlarını etkilediğinden, amaç, hisse senedi fiyatlarının arttırılması ise yatırım kararlan muhasebe kârlarının etkisini gözönünde tutmalıdır.<br />
Teoricilerin, verim ve net şimdiki değer yöntemlerini geliri ölçmek için tavsiye etmeleri yanında işletmelerin büyük, çoğunlu­ğunun yine de geri ödeme süresi ve/veya muhasebe kân yöntemini kullanmakta olduğundan haberdardırlar15. Verim ve net şimdiki değer kriterlerinin yavaş kabul görmesinin iki nedeni olduğu söy­lenir. Nedenlerden biri verim- ve net şimdiki değer kriterlerinin bir yatırımın halka duyurulan gelir üzerindeki etkisini göstermeme-sidir16, îki yatınm arasında seçim yapmada verim (veya net şim­diki değer) kriteri gelir düzeyi yüksek yatırımın seçimini gerekti­rir. Bu yatırımın hisse senedi başına geliri düzensiz olacaktır. Fi­yat/gelir rasyosu gelirlerin istikrarı ile tersine bir seyir gösterdi­ğinden verim kriterinin İsrarla uygulanması işletmenin değerinin arttırılmasını garanti etmez. Öteki yaklaşım, verimin dikkate al­madığı faktörleri geri ödeme süresinin nasıl kullanıldığını gösterir. Byrne, Charnes, Cooper ve Kartenek makalelerinde17 geri ödeme süresinin genel kabul görmesinin zarar etme ihtimali olan proje­lerin rizikosunu nasıl azalttığım göstermek istemişlerdir. Daha son­ra H. Martin \Veingartner18, geri ödeme süresinin bir varlığın liki­dite ölçüsü ve belirsizliğin çözülmesi için basit bir alet olarak na-<br />
sil kuşanılacağım açıklamaya çalışmaktadır. Aşağıda uygulamada hangi kriterin ve niçin kullanıldığını göreceğiz.<br />
Uygulamada yatırım için kullanılan kriterler &#8211; Görüşme yapı­lan sekiz işletmeden ikisi özellikle verim, dördü verim ile birlikte muhasebe kârı ve geri ödeme süresi ve «duyarlı indeks» (exposure index) kullanmışlardır. Duyarlı indeks işletmenin en çok yatırım zararının işletmenin özvarlığının belirli yüzdesini aşma ihtimalini gösterir. Özellikle verim yöntemini kullanan iki işletmede büyüyen işletmedir. Büyümeyi finanse ettikleri hisse senetlerini ortaklar el­lerinden çıkarmamakta ve tipik yatırımları işletmenin toplam kay­naklarına oranla küçüktür. Verim ve muhasebe kârım kullanan dört işletmede büyümeyi dış fonlarla finanse eden halka açık şir­ketlerdir. Bu işletmeler oldukça rizikolu ve rekabetçi işletmelerdir. Geriye kalan iki işletme, hisselerin sahipleri ve dış sermayeye olan ihtiyaçları bakımından öteki dört işletmeye benzemektedir. Bu­nunla birlikte önemli bir noktada ötekilerden ayrılmaktadır. Bu iş­letmelerin yatırımları büyük rekabet nedeniyle sayı bakımından az fakat büyük hacimli olduklarından daha rizikoludur.<br />
Bu sonuçlara göre geri ödeme süresi özellikle bir riziko ölçü­südür. Finans yöneticileri topluluğunun üzerinde durduğu gibi, şir­ket hisse senetleri geniş bir topluluğun elinde ise ve daha çok dış kaynaklara dayanılarak finanse edilmişse muhasebe kân önem ka­zanmaktadır. Verim, hisse senetlerine az sayıda kişinin sahip oldu­ğu ve kendilerini finanse etmede kullanacakları hisse başına gelir­lerdeki dalgalanmalardan pek etkilenmeyecek işletmeler tarafın­dan kullanılan kriterdir. Bu işletmeler genellikle küçük yatırım­lar yapmaktadır ve bu yatrımların rizikosu önemli değildir.<br />
SERMAYE BÜTÇELEMESİNİN KAPSAMI<br />
-  Yatırım harcaması için önerileri,<br />
-  Her önerinin maliyetini ve karşılığında sağlanacak yararlan,<br />
•f&#8221;<br />
-  Her önerinin riskini,<br />
-  Bu önerilerden seçilecek ve reddedilecek olardan,<br />
-   Uygulamadan elde edilen sonuçlara göre bütün prosedürün yeniden de­ğerlenmesini kapsar.<br />
1. önerilerin Hazırlanması<br />
Önerilerin hazırlanması isletmenin büyüklüğüne göre değişebilmektedir. Büyük bir işletmede önerilerin hazırlanması çok sayıda uzmanın çalışmasını gerektirebilir. İşletmenin planlama grubunu oluşturan bu uzmanlar işletme için çekici olabilecek yatırım fırsatlarını araştırır.<br />
2. Maliyet ve Sağlanacak Yararların Tahmini<br />
Bu çalışma, plan ve önerilerin bütçe rakamları ve nakit akışlan haline dö­nüşmesini gerektirir. Sermaye bütçelemeslnin bu aşamasında her önerinin nakit çıkış ve girişleri hesaplanır.<br />
3. Riskin Değerlemesi<br />
Sermaye bütçelemeslnin bu aşamasında planlama grubu yatırım önerilerini, her önerinin riskine göre sınıflar. Örneğin işletme fonlan, işletmenin tecrübe sahibi olduğu bir üretim alanına yatırıldığında riskinin, hiç tecrübesi olma­yan bir alana yatırılmasına göre daha az olacağı açıktır.<br />
4. Öneriler Arasında Seçimin Yapılması<br />
Öneriler hazırlandıktan ve nakit akışları tahmin ve değerlendikten sonra ba­zı projelerin seçimi, diğerlerinin ise reddedilmesi gerekir. İşletmenin plarJa-ma grubunun incelediği bütün önerilerden neden yararlanılmadığı merak edilebilir. Önerilerin bazılarının kabul edilmeyiş nedenleri şunlar olabilir:<br />
- öneriler, aynı amaca götüren seçenekler olabilir ve birisinin kabul J edilmesiyle diğerlerinin kabul edilmesi mümkün olmayabilir, örneğin, öne- | rilerden biri işletmenin bordrolarının bilgisayarla yapılması, bir başka öneri   &#8216;• ise bordroların ücret karşılığı bir başka işletmeye yaptırılması olabilir. Birin­ci önerinin kabul edilmesiyle ikinci önerinin kabul edilmeyeceği açıktır.<br />
Öte yandan birbirinden bağımsız öneriler de söz konusu olabilir. Bu du­rumda, bir projenin seçimi öteki projenin seçim veya reddedilmesini etkile­mez. Örneğin, yukarıdaki örnekte bordroların bilgisayarda yapılması yeni bir yönetim binasının yapılmasını etkilemez. Öneriler arasında mevcut ilişkile­rin sonuncusu ise bağımlılık ilişkisidir, örneğin, yukarıdaki bordroların bil­gisayarla yapılmasına ilişkin proje, başka bir proje olan bilgisayar satın alın­ması projesine bağlıdır.. Bilgisayar satın alınmasına ilişkin proje kabul edil­meden bordroların bilgisayarla yapılması projesinin kabul edilmesi olası değildir.<br />
- işletme, projelerin kabulü için gerekli fînansal kaynaklara sahip olma­dığı için önerileri reddedebilir. Belirli bir yıl için toplam sermaye bütçesi 10 milyon TL ise, 20 milyon TL harcanmasını gerektiren bir projenin kabul edil­meyeceği açıktır.<br />
h<br />
. iYojeler, vadettikleri gelir oranı esas alınarak da kabul ya da reddedi­lir. i| )nenin yatırıma ayıracağı fonların maliyetine bağlı olarak belirli stan­dart vAa başarı kriteri olabilir. Bir proje bu standartların altında gelir getire­cekse reddedilir.<br />
5. Yeniden Değerleme<br />
Sermaye bütçelemesi sürecinin son aşamasında, işletmenin yatırım çabası­nın etkenliğinin yeniden değerlemesi yapılır. Bu noktada aşağıdaki sorular cevaplanmalıdır:<br />
-*«W,V!&#8230;y,&#8230;..                    . :-&#8217;   -.•&#8217;   .-,-• alırını kararlarında işletme yöneticilerinin takdir hakları büyüktür.<br />
Yatırımlar, aralarındaki ilişkiler açısından da:<br />
-Bağımsız yatırımlar<br />
-Bağımlı yatırımlar şeklinde iki grupta ele alınabilir.<br />
Bağımsız Yatırımlar:<br />
Bir yatırımın kabulünün ya da reddinin, diğer yatırımın nakit akışları üzerinde bir etkisi yoksa bu iki proje ekonomik olarak bağımsızdır. İki proje ekonomik olarak bağımsız olduğu zaman birinin değerlendirilmesi ve kabul edilip edilmemesi, diğerini etkilemez. Burada sözü edilen ekonomik bağımsızlık olup. istatiksel bağımsızlık değildir. Çünkü ekonomik olarak bağımsız olan iki projenin nakit akışları, istatistiksel olarak bağımlı olabilir. Nakit akışlarının istatiksel bağımlılığı ile. zaman içinde nakit akışlarının düşük ve yüksek olması arasındaki ilişki ifade edilmektedir.Örneğin farklı alanlarda kiraya verilen gayri menkullerden sağlanan nakit akışları arasında karşılıklı istatiksel bağımlılık varken, bu iki proje ekonomik olarak bağımsızdır. Her iki gayri menkulün nakit akışları, aynı yıllar içinde, yukarıya ya da aşağıya doğru eğilim gösterebilir. Çünkü her iki proje ulusal ekonomik koşullardan etkilenmektedir.<br />
Bağımlı Yatırımlar:<br />
Bir yatırımın nakit akışları, diğer bir yatırımın kabul edilmesi ya da redded&#8217;ilmesi kararıyla etkileniyorsa, ilk yatırım ikinci yatırıma ekonomik olarak bağımlıdır denir. Genellikle bir A projesi B projesine ekonomik olarak bağlı ise, aynı zamanda B projesi de A projesine<br />
bağımlıdır.<br />
Bağımlı yatırımlarda tamamlayıcı yatırımlar, ikame yatırımlar ve almaşık yatırımlar olarak alt bölümlere ayrılabilir.<br />
Tamamlayıcı yatırımlar: İkinci yatırım kararı, diğer yatırımdan beklenen faydayı arttırıyorsa. ya da diğer yatırımın sağlayacağı fayda aynı kalmak koşuluyla sözkonusu yatırımın harcama tutarını azaltıyorsa, bu ikinci yatırım diğerinin tamamlayıcısı olarak nitelendirilir.<br />
Yatırımlar arasında tamamlayıcılık derecesi zayıf, kuvvetli veya gerekli olabilir.<br />
İkame yatırımlar: İkinci bir yatırımın yapılması diğer bir yatırımın sağlayacağı faydayı azaltıyorsa ya da sağlanacak fayda aynı kalmakla birlikte diğer yatırımın harcama miktarını arttırıyorsa. bu durumda ikinci yatırım diğerinin ikamesi olarak nitelendirilir. Yatırımlar arasında d&#8217;a ikame zayıf, kuvvetli ve tam olabilir.<br />
Alternatif yatırımlar: İkame yatırımların birasın uç halidir. Eğer ikinci yatırım kabul edildiğinde birinci yatırımın sağlayacağı faydalar tamamen ortadan kalkıyorsa ya da diğer yatırımın teknik olarak gerçekleştirilmesi mümkün olmuyorsa, bu iki yatırım alternatif yatırım olarak nitelendirilir.<br />
Yatırımların bu şekilde sınıflandırılması karar sürecini etkilemesi açısından önemlidir.<br />
Yatırım bülçelerindeüzerinde durulması gereken en önemli konu yatırımın ekonomik ömrü boyunca sağlayacağı nakit girişleridir. Normal olarak yatırım projelerinden ilk yıllarda az. sonraki yıllarda giderek artan nakit girişleri sağlanır. Ayrıca projeden pozitif nakit girişleri sağlandıktan sonra tekrar negatife dönmesi genellikle sözkonusu değildir.<br />
Tablo 7. l &#8220;de normal bir yatırım projesiyle ilgili nakit akışları görülmektedir. 500 milyon TL&#8217;lık yapılan ilk yatırımdan sonra, proje, ekonomik ömrü boyunca 250 milyon, 200 milyon, 150 milyon, 125 milyon ve 25 milyon TL&#8217;lık nakit girişleri sağlanmaktadır.<br />
Tablo   7.1. Normal Bir Projenin Tahmini Nakit Akışları (1.000 TL.)</p>
<p>ı ıııcıı   -<br />
0<br />
-500.000	1<br />
250.000	-&gt; 200.000	3<br />
150.000	4<br />
1 25.000	5 25.001<br />
(Net Yatırım)<br />
(Net Nakit Akışları)<br />
Tablo   7.2.<br />
Nakit Akışları Alışılmışın Dışında Olan Yatırım Projeleri<br />
&#8216;(1.000TL)</p>
<p>Projeler	0	1	2	3	4	5<br />
1	-200.000	-60.000	-40.000	-100.000	-300.000	-400.000<br />
z	-2OO.OOO	-160.OOO	-120.000	-100.000	+ 1 50.OOO	+ 120.000<br />
3	-400.000	+30O.OOO	-1OO.OOO	.   +80.000	+6O.OOO	-40.OOO<br />
&#8221;	-3OO.OOO	-40.000	-40.000	-5O.OOO	-50.00O	-60.000<br />
Tablo 7.2&#8242;de ise nakit akışları alışılmışın dışında olan yatırım projelerine yer verilmiştir.<br />
1. Proje yeni bir ürünün araştırılması ve geliştirilmesi için yapılacak bir yatırıma örnek olarak verilebilir. Böyle bir proje ancak üç yıl sonra nakit girişleri sağlamıştır. 3. Projenin nakit akışlarına bakıldığında, üçüncü yıldaki nakit girişlerinin nakit çıkışlarını aştığı görülmektedir. 4. Proje ise hiç nakit girişi sağlamamaktadır.<br />
Herhangi bir projeyle ilgili olarak beklenen nakit akışları değerlendirilirken şu temel prensiplerden hareket edilmesi gerekir:<br />
-Nakit akışları, ilave nakit akışları, diğer bir ifade ile. projenin ^gerçekleştirilmesi ya da projeden vazgeçilmesi durumunda işletmenin nakit akışları ele alınmalıdır. Böylece işletmenin gelir akımındaki tüm değişmeler-maliyet, vergi gibi- analize dahil edilmiş olur.<br />
-Nakit akışları vergi sonrası nakit akışları olarak ele alınmalıdır. İlk yatırım harcamaları vergi sonrası nakille gerçekleştirildiğinden, projeden nakit girişleri de aynı bazda-vergi sonrası-alınmalıdır.<br />
-Projenin tüm endirekt etkileri nakit akışları hesabında göz önünde tutulmalıdır. Örneğin önerilen projeyle bir fabrika binası genişletilmek isteniyorsa, işletmenin çalışma sermayesi ihtiyacı artacaktır. Daha fazla nakit, stok ve alacaklara ihtiyaç duyulacak ve işletmenin net yatırımı artacaktır.<br />
-Proje değerlendirilmesinde batmış maliyetler düşünülmemelidir. Batmış maliyet, zaten yapılmış olan ya da yapılacağı kararlaştırılmış olan harcamalardır. Bu uir harcamalar bir projenin kabul edilmesi ya da reddedilmesinde gözönünt- alınmamalıdır.<br />
-Projede kullanılan kaynakların deÇ-eri. bu kaynakların fırsat maliyeti ile ölçülmelidir. Bir \ arhtiın ;• a ti;; kın n a ü m fırsat maliyeti, bu varlıüın ya da kaynasın baskı: bir akında kullanılması durumunda sağlayacağı nakit akışlarıdır.<br />
Yukarıda kısaca özetlenen bu prensipler ışığında bir projenin net yatırımı ve net nakit akışları hesaplanabilir.<br />
Bazı projelerin ilk yatırım harcamaları bir yıldan daha uzun sürede olabilir. Bu durumda bu nakit çıkışları, işletmenin sermaye maliyeti ile bugünkü değere indirgenmelidir. Örneğin aşağıda nakit çıkışları verilen bir projenin net yatırımı su şekilde hesaplanır (İsletmenin sermaye maliveti c&#8217;c l O dur.)</p>
<p>YATİRİM PROJELERİNİN  DEĞERLEMESİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER<br />
Yatırım projelerine ait bilgi yukarıda verilen çerçeve içinde top­landıktan sonra bu bilginin değerlemesine sıra gelir. Bir tarafta pro­je için para çıkışı, diğer tarafta projeden sağlanacak para girişi var­dır, işte bu iki akırn karşılaştırılarak projenin kabulü ya da reddi yo­luna gidilecektir. Bu amaçla uygulanabilecek yöntemler şunlardır:<br />
1.    Geri ödeme yöntemi,<br />
2.    Net bugünkü değer yöntemi,<br />
3.    Hakiki verim yöntemi,<br />
4.    Kârlılık endeksi yöntemi.<br />
Aşağıda bu yöntemler, sıra ile ve belli ayrıntılar içinde kalına­rak, açıHanacaktır. Yukarıda verilen yöntemler projenin para akışını dikkatef &#8221;in yöntemlerdir. Bu konuda para akışı yerine, gelirden ha­reket e/ i yöntemlere başvuran işletmelere rastlamak olasılığı da vardır, i fak, gelirden hareket eden yöntemler, bundan önceki pa-ragrafta^pıra girişine ilişkin açıklamalar sırasında belirtildiği gibi,<br />
Sermaye Bütçelemesi<br />
para akışına oranla kavramsal analiz güçlükleri taşımaktadır. Bu ne­denle burada bu yöntemler üzerinde ayrıca durulmayacaktır.<br />
Yatırım projelerinin değerlemesi yöntemleri olarak burada veri­len yöntemleri yatırım projelerini sıralama yöntemleri olarak da tanıt­mak olanaklıdır5. Sıralama (Ranking) pek çok yatırım projesine belli bir fonun ayrılması söz konusu olduğunda daha yerinde bir kavram olmaktadır. Ancak, yöntemler sadece sıralama amacı ile kullanılma­maktadır. İki projeden birisinin seçilmesi gerekli olduğunda (mutually exclusive) da kullanılan yöntemler bunlardır. Bu nedenle, burada sı­ralama yerine değerleme (evaluation) terimi kullanılmıştır.<br />
Geri Ödeme Dönemi Yöntemi:<br />
Geri ödeme yöntemi, bir projeye yatırılacak paranın (ilk yatırım) projeden sağlanacak para girişi ile (vergiden sonra amortismandan önceki para girişi) kaç yıl içinde geri döneceğinin belirlenmesi yön­temidir, örnek üzerinde gösterilecek olursa, diyelim ki, iki projeye ait para akışları aşağıda gösterildiği şekildedir:</p>
<p>Yukarıdaki projelerden A&#8217;nın geri ödeme dönemi 2 yıl 4 aydır. B&#8217;nin geri ödeme dönemi ise 4 yıldır. Bu durumda eğer işletme 3 yıl­dan uzun geri ödeme dönemine sahip projeleri kabul etmemek şek­linde bir politika benimsemiş ise, A projesini kabul, fakat B&#8217;yi reddet­mek gerekecektir. Ya da A ile B arasında bir seçim yapılması gerekli ise işletme A projesini seçecektir.<br />
Geri ödeme yöntemi, görüldüğü gibi, hesaplama olarak çok ko­lay bir yöntemdir. Ancak yanıltıcı sonuçlara ulaşılmasına neden ola­cak bir yöntemdir. Yöntemin en büyük eksiği para akışlarının geri öde­me dönemini aşan kısmı ile ilgilenmemesidir. örneğin, yukarıdaki pro-<br />
Yatırım Kararları<br />
jelen&#8217;n karşılaştırılması ile anlaşılacağı gibi, bu yöntem açısından önemli olan ilk yıllardaki para girişidir ve bu girişe göre, proje 2 ya da 3 yıl içinde geri ödemiş ise daha sonraki yıllarda ne kazandığı ka­rarı etkilemiyecektir.<br />
Yöntemin bu sakıncası, özellikle işletmenin endüstri ve millî ekonomi içindeki yerini etkileyebilecek stratejik yatırımlarda daha da ciddi yanlışlar yapılmasına neden olmaktadır. Diyebiliriz ki, yöntem stratejik yatırımlar aleyhine bir eğilime sahiptir. Bu yöntemi benim­seyen iş adamları, hemen daima&#8217; birkaç yıl içinde geri gelebilecek yatırımlarla ilgilenirler. Bu da onları yeni bir üretim&#8217;tekniği getirmek, yeni bir mamul geliştirmek gibi, önemli girişimlerin hemen daima dı­şında tutar.<br />
Yöntemi savunanlar, özellikle para sıkıntısı, fon tedarik sıkıntısı içinde olan isletmelerde geri ödeme yönteminin fonların süratle işlet­meye dönmesine olanak verdiğini öne sürmektedirler. Bu savunma hav*i tutarlı gibi görünüyorsa da, gerçekte para sıkıntısı çeken işlet-rruf &#8216;î açısından da yöntemin yanlış sonuçlar vermesini haklı göste­ren . nitelikte değildir, işletme para sıkıntısı çekiyorsa, bu, işletme-niıi îllandığı fonların maliyetinin yüksek olması demektir ki, bu du-ru^pı, gerekli verim oranını yükselterek bunu modele katmak ola­naklı ve daha yerinde bir yaklaşımdır.<br />
Net Bugünkü Değer Yöntemi :<br />
Net bugünkü değer yöntemi projenin para girişlerinin bugünkü değeri ile para çıkışı arasındaki farkın belirlenmesi ve farkın sıfırdan büyük olması halinde projenin kabulünü savunan yöntemdir. Para girişlerinin iskontolanmasmda, yatırımlardan beklenen verim oranı, iskonto oranı olarak kullanılmaktadır. Yöntem yukarıda geri ödeme yöntemi sırasında verilen örnek projelere uygulanacak olursa, yatı­rımlardan beklenen verim oranı % 14 olduğunda projelerin net bu­günkü değerleri söyle bir görünüş verecektir:</p>
<p>Sermaye BütçelecMai A Projesi	183<br />
Yıllar	Para Akışı	Tablo değerleri (%14)	ğ 	   </p>
<p>ğ 	</p>
<p> 	— 1.000 438.50 307.60 20250 59.20	   </p>
<p> 	7.80<br />
6 Projasi<br />
Yıllar	Para Akışı	Tablo değerleri (%14)	ğ 	   </p>
<p>ğ 	</p>
<p> 	— 1.000 175.40 230.70 270.00 355.20	   </p>
<p> 	31.30<br />
Görüldüğü gibi, % 14 verim oranı üzerinden, B projesi A&#8217;ya oran­la daha büyük bir net bugünkü değere sahiptir, iki proje arasında se­çim yapılacak olursa, B. A&#8217;ya oranla daha iyi bir projedir. Ya da % 14 oranı işletmenin sermaye maliyeti ise, her iki projenin kabulü gere­kecektir. (Net bugünkü değer her iki proje için pozitif). Ancak B pro­jesi, A&#8217;ya oranla daha iyi ve daha ön planda yer alacak .bir projedir.<br />
Yöntem para akışı veri olmak üzere farklı iskonto oranları üze­rinden farklı sonuçlar verecektir. Bu husus yöntemin aleyhine bir so­nuç gibi görünürse de, gerçekte yöntemin üstünlüğünü gösterir. Çün-Tcü her proje, her yatırımcı için ve her zaman aynı değeri taşımaz.<br />
Yöntemin ana sakıncası büyüklüğü farklı projeleri karşılaştırma bakımından fazla olanak vermemesidir, örneğin biri 10.000 TL&#8217;lık, diğeri 1500 TL&#8217;lık iki projeden ilkinin net bugünkü değeri 107.60 TL,<br />
Sermaye Bütçelemesi</p>
<p>Yukarıdaki hesaplamalardan anlaşılacağı gibi, A projesinin ve­rimi, B projesininkinden daha yüksektir (°/o 28). Yöntemi uygularken deneme &#8211; sınama yoluna gidilmiştir. Şöyle ki, öznel olarak % 25 is-konto oranı seçilmiş ve projelerin .net bugünkü değerleri belirlenmiş­tir. % 25 iskonto oranı üzerinden net bugünkü değerler pozitif çık­mıştır. Şu hale göre, net bugünkü değeri sıfır yapacak (net bugünkü değer sıfır olduğunda para girişlerinin bugünkü değerleri ile para çı­kışı birbirine eşit olacaktır) iskonto oranı % 25&#8242;den büyük olmalıdır. Bu nedenle, ikinci defa % 30 iskonto oranı üzerinden projelerin net bugünkü değerleri belirlenmiştir. Bu defa ulaşılan sonuçlar her iki proje için negatif net bugünkü değerdir. (Bu ikinci denemede de po­zitif net bugünkü değer rakamına ulaşılsa idi daha yüksek bir iskon­to oranı denenecekti ve deneme negatif net bugünkü değer elde&#8221; olu­nuncaya kadar devam edecekti). Bir tarafta pozitif net bugünkü de­ğer, diğer tarafta negatif net bugünkü değer elde olununca net bu­günkü değeri sıfır yapabilmek için enterpolasyon yoluna gidilmesi gerekmektedir. Enterpolasyonda izlenen yol şöyledir:<br />
Iskonto oranı % 5 yükselirken, net bugünkü değer A projesi için, pozitif 40&#8242;dan negatif 22.8&#8242;e düşmüştür. (Toplşrnv.çatarak 62.8&#8242;lik bir net bugünkü değer düşmesi vardır). Net bugünkü değerin 40a&#8217; düş­mesi için iskonto oranı ne kadar artmalıdır? Bunun için 40/62.8X5=3 bulunmaktadır. Şu hale göre, iskonto oranı % 28 olmalıdır. % 28 üze­rinden projenin net bugünkü değeri belirlenecek olursa, sonuç sıfır çıkacaktır. Bu oran A projesinin hakiki verimidir. Hesaplama sırasın­da sağlıklı bir hakiki verim oranına varabilmek için öznel olarak seçi­len ve bir tarafta pozitif, diğer tarafta negatif net bugünkü değer ve-<br />
Yatının Kararlan<br />
ren Iskonto oranları arasında büyük fark bulunmamasına dikkat edil­melidir. Arada büyük fark bulunursa, doğru orantı mantığına dayanan enterpolasyon yanıltıcı sonuç verecektir.<br />
Hakiki verim yöntemi, hesaplama bakımından güçlüğü olan bir yöntemdir. Genellikle net bugünkü değer yöntemi ile benzer sonuç­lar verir. Ancak, bazı hallerde sonuçlar çelişir. Çelişen sonuçlarla karşılaşılması her iki yöntemin para girişlerinden işletmeye dönen tonların kullanımı hususunda farklı oranlar üzerinden işlem verme-sindendir. Bu konuda ayrıntılı açıklamaya işletmelerde Yatırım Ka­rarları adlı kitabımızda yer verilmiştir6. Net bugünkü değer yöntemi veri iskonto oranı üzerinden fonların tekrar yatırılacağını varsayar­ken, hakiki verim yöntemi işletmeye dönen fonların hakiki verim ora­nı üzerinden yatırılacağını varsayar. Bu durumda akla gelen soru, bu iki yöntemden hangisinin kullanılmasının daha sağlıklı sonuç vere­ceğidir. Bu çelişmede kuramsal yeğleme genel olarak net bugünkü değer yöntemi yönündedir7. Çünkü hakiki verim yöntemi kullanıldı­ğında, her projenin hakiki verimi, farklı olduğundan her proje için iş­letmeye dönen fonlar farklı oranlar üzerinden tekrar yatırılmış gibi iş­lem görecektir. Bu ise yöntemin sonuçlarının sağlığı açısından ciddi bir sakıncadır. Net bugünkü değer yönteminde isletmeye gelen para daima aynı oran (işletmenin kullandığı fonların tartılı maliyeti) üze­rinden işlem görecektir.<br />
Hakiki verim yöntemi, iki proje arasında seçim yapmak söz ko­nusu olduğunda biraz değişiklik yapılarak kullanılabilir. Bunun için dikkat edilecek husus şudur: İki projeden birinin kabulü gereken hal­lerde, projelerin hakiki verimleri hesaplanarak, hakiki verimlerle iş­letmenin kullandığı fonların maliyeti (sermaye maliyeti) karşılaştırıl­malıdır. Eğer &#8216;her iki projenin de hakiki verimi sermaye maliyetinden yüksek ise, aşağıda belirlenen sıra izlenerek projeler yeniden değer­lemeye alınmalıdır.<br />
1.    iki projenin para akışları arasındaki fark hesaplanmalıdır.<br />
Sermaye Bütçelemesi<br />
2. Söz konusu fark dikkate alınarak, bu farkın hakiki verimi he­saplanmalıdır. Bulunacak hakiki verim oranı sermaye maliyetinden yüksek ise, Iskonto işlemi uygulanmadan önceki para akışı dikkate alınarak toplam para girişi büyük olan proje, ilk hakiki verimine ba­kılmaksızın seçilmelidir8.<br />
Bu açıklamalarımızı bir örnek üzerinde gösterebiliriz.<br />
Aşağıda iki yatırım projesi ele alınmıştır. Projelerin para akışla­rı şöyledir9:</p>
<p>Bu iki projenin hakiki verimleri hesaplandığında, görülecektir ki, A projesinin hakiki verimi % 25, B projesinin hakiki verimi % 22&#8242;dir. Şu hale göre, ,bu veriler içinde Aprojesi, B projesine tercih edilmeli­dir. Ancak bu projeler arasında seçim yapmak durumunda kalan iş­letmenin sermayesinin maliyeti % 10 ise, bu oran üzerinden projele­rin net bugünkü değerleri hesaplanacak olursa, A projesinin net bu­günkü değeri 8.083 TL, B projesinin net bugünkü değeri 10.347 TL. bulunacaktır. Bu durumda B projesini A projesine tercih etmek ge­rekir, diğer bir deyişle, bu iki proje hakiki verim ve net bugünkü de­ğer yöntemleri bakımından birbiri ile çelişen sonuçlar vermektedir.<br />
Bu durumda net bugünkü değer yönteminin sonucu hakiki verim yöntemine tercih edilmelidir. Ya da yukarıda açıklandığı gibi hakiki verim her iki proje için % 25 ve %&gt; 22 olarak işletmenin sermaye ma­liyeti olan % 10&#8242;dan yüksek olduğuna göre, para akışları arasındaki fark hesaplanarak, farkın hakiki verimi belirlenmeli ve bu verim ser­maye maliyetinden yüksek çıkarsa, iskontolanmış para akışı daha<br />
Yatırım Kararları<br />
yüksek olan proje seçilmelidir. Bu mantık örneğe   uygulanacak olur­sa hesaplama aşağıda gösterildiği gibi olacaktır:</p>
<p>Yukarıdaki tabloda görülen (B-A) kolonunun hakiki verimi belir­lenecek olursa, verim oranı % 16.65 bulunur ki, bu oran sermaye maliyeti % 10&#8242;dan yüksek olduğuna göre, iskontolanmamış para akı­şı daha fazla olan B projesinin seçilmesi gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-butcelemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1. TÜRKİYE&#8217;DE FİNANS SİSTEMİ VE KURUMLARA GENEL BİR BAKIŞ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-turkiyede-finans-sistemi-ve-kurumlara-genel-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-turkiyede-finans-sistemi-ve-kurumlara-genel-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-turkiyede-finans-sistemi-ve-kurumlara-genel-bir-bakis/</guid>
		<description><![CDATA[1. TÜRKİYE&#8217;DE FİNANS SİSTEMİ VE KURUMLARA GENEL BİR BAKIŞ
Her ne kadar finansal piyasalar, bu piyasalarda el değiştiren fonların talepte bulunanlarda kalış süresine göre sınıflandırılsa da, bu piyasalar hiçbir zaman birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz. Örneğin, Türkiye&#8217;de finans kesimi içinde en büyük paya sahip ticaret bankaları, kredi piyasasının temel kuruluşu olmakla birlikte para ve sermaye piyasalarında da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. TÜRKİYE&#8217;DE FİNANS SİSTEMİ VE KURUMLARA GENEL BİR BAKIŞ</p>
<p>Her ne kadar finansal piyasalar, bu piyasalarda el değiştiren fonların talepte bulunanlarda kalış süresine göre sınıflandırılsa da, bu piyasalar hiçbir zaman birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz. Örneğin, Türkiye&#8217;de finans kesimi içinde en büyük paya sahip ticaret bankaları, kredi piyasasının temel kuruluşu olmakla birlikte para ve sermaye piyasalarında da faaliyette bulunurlar.<br />
Türk finans kesiminde özellikle para yaratan finansal kurumlar çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Bunlar; TC Merkez Bankası, Özel Yasalarla Kurulmuş Bankalar (Kamu Bankaları) ve Ticaret Bankalarıdır.<br />
Yabancı ülkelerdeki etkinlikleri ile karşılaştırıldıklarında, Türkiye&#8217;de para yaratmayan finansal kurumlardan olan kalkınma ve yatırım bankaları ile sosyal güvenlik kuruluşları ve kooperatiflerin finans sektöründe çok ağırlıklı olmadıklarını söylemek mümkündür.<br />
Ayrıca, piyasada hizmet gören kurumlar arasında yer alan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve Finansal Aracı Kurumlar son yıllarda gördüğü işlevler açısından finans kesiminde önemli bir yere sahip olmaktadır.<br />
Türkiye&#8217;de fon akımlarının önemli bir bölümü bankacılık kesimi üzerinden yapılmaktadır. Son yıllarda banka dışı mali kurumların sayı ve büyüklüğü artma eğiliminde olmakla birlikte, bankacılık sektörü toplam mali sektör aktifleri içinde %75 civarında paya sahip bulunmaktadır. Banka dışı diğer mali kuruluşların önemli bir kısmının bankaların iştirakleri olduğu gözönüne alındığında mali sektörde bankaların ağırlığının daha da yüksek olduğu görülmektedir.<br />
Türk mali sistemi 1980 yılından başlayarak uygulamaya konulan liberal politikalar sonucunda önemli ölçüde yapısal değişikliğe uğramış, dinamizm kazanmıştır. Bu gelişimde, selektif kredi politikalarının kaldırılması, mevduat ve kredi faizlerine serbesti tanınması, liberal kambiyo düzenlemeleri gibi deregülasyona yönelik uygulamaların yanısıra, sektöre ilişkin mevzuat düzenlemelerinin uluslararası normlar seviyesine yükseltilmesi için yapılan çalışmalar da rol oynamıştır.<br />
1980&#8242;li yıllarda gerçekleştirilen bankacılık sektörüne girişi, rekabeti ve büyümeyi kolaylaştırıcı yasal ve kurumsal düzenlemelerin de etkisiyle, Türk bankacılık sektörü banka sayısı, istihdam, hizmet çeşitliliği ve teknolojik altyapı konularında hızlı bir genişleme süreci yaşamıştır.</p>
<p>2. BANKALAR<br />
2.1. BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN TEMEL İŞLEVLERİ<br />
Günümüzde giderek artan fonksiyonları nedeniyle ekonomik, ticari ve mali hayatın sınırlarını aşarak ulusal çizgilerin ötesinde bir genişliğe ulaşan ve her ülkede para ve kredi gibi iki önemli unsuru yöneten bankacılık sisteminin üstlenmiş olduğu temel işlevler şunlardır:<br />
Bankalar fon fazlası olanlar ile fon ihtiyacı içinde bulunan kesimler arasında köprü vazifesi gördüğü gibi fon fazlası olan yerlerden fon açığı olan yerlere kaynak sağlamak yoluyla hem aracılık hem de akıcılık görevini yerine getirmektedirler.<br />
Bankalar bir yandan yatırılabilir fonları artırırken diğer taraftan da yatırım yapmak isteyenlere bu fonları aktarmakla ekonomide kaynak kullanımını etkilemektedirler.<br />
Bankalar bireylerin kısa süreli ve küçük çaptaki fonlarını biraraya toplayarak yatırımlara kanalize etmekte diğer bir ifade ile kısa vadeli fonları uzun vadeli fonlar haline getirerek yatırımların finansmanı için olanak sağlamaktadırlar.<br />
Bankaların en önemli işlevi ekonomide borçlanarak yani mevduat toplayarak satınalma gücü yaratabilmesidir. Bankalarda çekin bir ödeme aracı olarak kullanılması ve bankalardaki paraların hesaplararası aktarılması kaydi veya banka parası olarak adlandırılan paranın yaratılmasına olanak vermektedir.<br />
Bankalar ekonomide kedilerle ilgili olarak izlenen politikalarla gelir ve servet dağılımını da etkileyebilmektedir.<br />
Bir ekonomide etkili bir para politikası izlenebilmesi için gelişmiş bir bankacılık sisteminin varlığı gereklidir. Merkez bankalarının para politikasına ilişkin olarak kullandıkları tüm avans ve reeskont faiz hadleri, açık piyasa işlemleri, karşılık oranlarının belirlenmesi gibi enstrümanlar ancak gelişmiş bir bankacılık sisteminin varlığı koşuluyla ekonomi üzerinde etkili olmaktadır.</p>
<p>3. BANKACILIK SEKTÖRÜNÜ DÜZENLEYEN MEVZUAT</p>
<p>Bankalar yaşamlarını sürdürebilmek için varlıklarını tehdit eden riskleri, kendi bünyelerinde oluşturdukları ya da piyasada varolan denetim ve risk yönetim grupları aracılığıyla yönetmektedirler. Ancak ülke ekonomisindeki en önemli aktörlerden biri olan bankların karşı karşıya oldukları risklerin gerçekleşmesi durumunda, ortaya çıkacak sonucun sadece bankaları değil ekonomide birbiriyle bağlantılı diğer şirket, sektör ve hatta ekonominin bütününün etkileyebileceği gerçeği yadsınamaz. Bu nedenle, bankaların aldığı önlemlere ek olarak, yaptırım gücü yüksek çeşitli yasal düzenlemelerin olması gerekir.<br />
Güven kurumu olan bankalar bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de çeşitli kanunlarla çok ciddi yaptırımlarla sınırlandırılmıştır. Bu sınırlamalar, kredi verme, iştirak politikaları, sermaye yeterliliği, döviz pozisyonu ve karşılıklar ile ilgili yasal düzenlemelerin yanında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulu&#8217;nun getireceği diğer sınırlamalardır.<br />
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Teşkilat Yönetmeliği&#8217;nin yürülüğe konması, 4389 sayılı Bankalar Kanunu&#8217;nun 4 ve geçici 1 inci maddelerine göre, Bakanlar Kurulu&#8217;nca 21/05/2000 tarihinde kararlaştırılmış ve Kurum 1 Eylül 2000 tarihinden itibaren Türk mali sisteminde yerini almıştır.</p>
<p>3.1. BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU</p>
<p>3.1.1. KURULUŞ VE HUKUKİ YAPI<br />
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu; 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve ilgili diğer mevzuatla öngörülen görevleri yerine getirmek üzere kurulan, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu tüzel kişisidir.<br />
Kurumun merkezi Ankara&#8217;da olmakla birlikte, İstanbul&#8217;da da bir birimi bulunur. Ayrıca yurt içinde veya yurt dışında geçici veya sürekli teşkilat kurmaya yetkilidir.</p>
<p>3.1.2. KURULUN GÖREV VE YETKİLERİ<br />
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Kurumun karar organıdır. Biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. Kurul, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde kendisine verilen yetkileri kullanır. Kurul Başkanı, Kuruma da başkanlık yapmaktadır.</p>
<p>3.1.3.KURUMUN GÖREV VE YETKİLERİ<br />
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu&#8217;nun görevleri aşağıda belirtilmiştir:<br />
Kanun ve ilgili diğer mevzuatın, Kanun&#8217;da gösterilen yetkiler çerçevesinde düzenlemeler de yapmak suretiyle uygulanmasını sağlamak,<br />
Uygulamayı denetlemek ve sonuçlandırmak,<br />
Tasarrufların güvence altına alınmasını temin etmek,<br />
Tasarruf sahiplerinin haklarını ve kuruluşların düzenli ve emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye sokabilecek ve ekonomide önemli zararlar doğurabilecek her türlü işlem ve uygulamaları önlemek üzere Kanun&#8217;da ve diğer mevzuatla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde gerekli gördüğü her türlü tedbiri almak,<br />
Kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere gerekli tedbirleri almak ve uygulamak,<br />
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu&#8217;nu idare ve temsil etmek,<br />
Yurt içi ve dışı ekonomik gelişmeleri izlemek, değerlendirmek, bu gelişmeler ile makro ekonomik politikaların bankacılık sektörü ile etkileşimini incelemek ve bu amaçla modeller geliştirmek,<br />
Talepleri halinde veya gerektiğinde Hazine ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlıkları ile Merkez Bankası&#8217;na para, kredi ve bankacılık politikalarının yürütülmesi ile ilgili konularda mütalaa ve bilgi vermek,<br />
Kurum&#8217;un menfaatlerini koruyucu, anlaşmazlıkları önleyici hukuki tedbirleri zamanında almak, ayrıca, Kurum&#8217;a ilişkin her türlü uyuşmazlığın adli ve idari merciler ile icra dairelerinde takibi, savunulması ve çözümlenmesi amacıyla gerekli işlemleri yapmak,<br />
Kanunla verilen diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.</p>
<p>3.2. BANKALAR KANUNU<br />
Banka hukukunun temel yasalarından biri kuşkusuz Bankalar Kanunu&#8217;dur. Ülkemizde 1933 yılında kabul edilen 2243 sayılı Mevduatı Koruma Kanunu ilk Bankalar Kanunu olarak nitelendirilebilir. İkincisi 1936 yılında kabul edilen ve 22 yıl yürülükte kalan 2999 sayılı Bankalar Kanunu&#8217;dur. Türk bankacılığında yeni bir devir açan 7129 sayılı Bankalar Kanunu&#8217;nda 28 ve 70 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile önemli değişiklikler yapılmıştır. 7129 sayılı Bankalar Kanunu 1985 yılında yerini 3182 sayılı Bankalar Kanunu&#8217;na bırakmıştır.<br />
Halen Yürülükte olan Bankalar Kanunu ise, 3182 sayılı kanunun yerini alarak, 23 Haziran 1999 tarih ve 23734 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan 4389 sayılı Bankalar Kanunu&#8217;dur.<br />
Bankacılık sektörünün içinde bulundğu sorunlara çözüm bulmak üzere yasalaşan bu kanun,  sektörün sağlıklı işlemesine engel olan hukuki boşluğun doldurulması ve sektördeki aksaklıkların giderilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Söz konusu kanun daha sonra 4491 sayılı yasa ile yeniden ele alınmış ve düzenlenmiştir.<br />
4389 sayılı Bankalar Kanunu daha öncekilerden farklı özellikler taşımakta ve yenilikler getirmektedir. Bunlardan önemli başlıklar aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>Yasada, Türk Bankacılık sektöründe idari ve mali özerkliğe sahip, siyasi otoriteden bağımsız bir Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu&#8217;nun kurulmasına karar verilmiştir. Bu değişikliğe göre, halen Hazine Müsteşerlığı ile Merkez Bankası tarafından paylaşılan düzenleme, denetim ve gözetim yetkisi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)&#8217;na devredilmiştir. Kurum Eylül 2000&#8242;de göreve başlamıştır.<br />
Bankacılık sisteminin düzenlenmesiyle gözetim ve denetimi hususlarında atılan diğer önemli bir adım ihtiyati raporlama ve finansal bilgilerin açıklanmasına yönelik muhasebe standartlarıyla ilgilidir. Bu değişiklikler bankaların varlık değerlemelerinin daha iyi yapılmasına, daha anlamlı mali tabloların çıkmasına yöneliktir. Böylece bankaların mali yapılarını iyileştirici tedbirler zamanında alınabilecektir.<br />
Bankalar Kanunu&#8217;nda yapılan değişikliklerle banka kuruluşunda aranan şartlar ağırlaştırılmıştır. Banka kurucuları banka sahibi olmanın gerektirdiği mali güç ve sorumluluğa sahip olmalıdır. Banka genel müdür ve yardımcılarının atanmasından önce Kurum&#8217;dan izin alınmalıdır. Banka kurulurken ödenmiş sermaye asgari 20 trilyon TL olmalı ve bankalar açacakları her şube için kuruluşta aranan asgari sermaye tutarının %1&#8242;i oranında özkaynak bulundurmalıdır. Ayrıca ödenmiş sermayenin %10&#8242;u oranında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu&#8217;na giriş payı yatırılması şartı getirilmiştir.<br />
Bu kanun ile banka ortaklarının banka kaynaklarını istismar etmelerini önlemek amacıyla tüzel ve gerçek kişilere verilecek kredilerin tanımına açıklık getirilmiştir.<br />
Bankaların mali bünyesinin zayıflamasına ve iflasına neden olan banka şahıs ve yöneticilerine, yapılan yeni düzenlemeler ile iflas yolu açılmıştır.<br />
İlgili yasa ile getirilen bir başka düzenleme ise, bankalar dışındaki özel finans kuruluşlarının da bankalar gibi aynı yükümlülüklere tabi tutulmasıdır. Bu kuruluşların faaliyetleri banka kredi tanımına eklenmiş, bankalar gibi sermaye yeterliliğine ve şube açma için gerekli özkaynak limitlerine uyma zorunluluğu getirilmiştir.<br />
Bu Bankalar Kanunu&#8217;nda bankaların sermaye yeterliliği ve döviz pozisyonu konularında düzenleme yapılmıştır. Konuya ilişkin olarak daha sonra, sermaye yeterliliğinin ve açık döviz pozisyonu oranlarının konsolide bazda uygulanmasına yönelik ayrıntılı tebliğ çıkarılmıştır. Ayrıca sermaye yeterlilik oranları gereken asgari seviyenin altında olan bankaların, sermaye pozisyonlarını güçlendirmek için bir takvime bağlı program sunmaları ve bu programa uymaya zorunlu tutulmaları öngörülmüştür.<br />
Bankalar Kanunu&#8217;nda yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen bankalara idari para cezası getirilmiştir. Cezai müeyyideler eskisine göre daha da artırılmış, Bankalar Kanunu caydırıcı nitelik ve yaptırım gücü kazanmıştır.<br />
Bankalar Kanunu&#8217;ndaki yeni düzenlemelerle bankaların devir, birleşme ve tasfiyesi ele alınmış, bu konuda Kurum&#8217;un yetki ve sorumluluklarına yer verilmiştir.<br />
Avrupa Birliği&#8217;ne girme sürecinde olan Türkiye&#8217;nin bankacılık alanında uluslararası standartlara uyum sağlayabilmesi için, Bankalar Kanunu&#8217;nda kredilerde de yeni düzenlemelere gidilmiştir. Kredi karşılıklarına ilişkin tebliğde ise, mevcut kredilerin yenilenmesi dahil tüm kredilere uluslararası standartları uygulamaya yönelik düzenlemeler getirilmiştir.<br />
Son olarak ele alınan bir başka düzenleme ise, bankaların işlemleri nedeniyle karşılaştıkları risklerin izlenmesi ve kontrolünü sağlamak amacıyla faaliyetlerinin kapsamı ve yapısıyla uyumlu, etkin bir iç denetim sistemi ve risk kontrol ve yönetim sistemi kurmakla yükümlü olduklarına ilişkindir. Bu konuda 08.02.2001 tarih ve 24312 sayılı Resmi Gazete&#8217;de &#8216;Bankaların İç Denetim ve Risk Yönetimi Sistemleri Hakkında Yönetmelik&#8217; yayımlanmıştır.<br />
Bankaların sermaye yeterliliği standart oranının konsolide ve konsolide olmayan bazda hesaplanmasına ilişkin esas ve usülleri belirlemek suretiyle mevcut ve potansiyel riskler nedeniyle oluşacak zarara karşı yeterli sermaye bulundurmalarını sağlamak amacıyla da &#8216;Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik&#8217; çıkartılmıştır.</p>
<p>Bankacılık sistemine ilişkin yukarıda açıklanan düzenlemeler ekonomide istikrar ve bankaların sağlıklı gözetimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, bankacılık sistemi yeni dönemle birlikte daha fazla denetim ve kontrole tabi tutulacak, uygulanacak cezai yaptırımlarla bankaların aşırı risk almasının önüne geçilecektir. Bilançolar konsolide edilip enflasyona göre düzenlenecek ve şeffaflık artacaktır. Bankalar bundan sonra hukuksal denetimin ağırlığını daha fazla hissedecek ve daha ihtiyatlı davranmak zorunda kalacaklardır. Alınan tüm bu tedbirler sistemin güçlendirilmesi için bir zorunluluk arz etse de, zamanla bu durum bankalara daha az hareket alanı tanıyacak ve düşük enflasyonun etkilerinin görülmesiyle birlikte bankaların işini daha da zorlaştıracaktır.<br />
Sektörde mevzuat açısından son gelişmelerden biri  ise; Bankalar Kanunu&#8217;nda yeniden değişikliğe gidilmesi çalışmalarıdır. 4389 sayılı Bankalar Kanunu 4672 sayılı kanun ile değiştirilmiştir. Söz konusu kanun 29.05.2001 tarih ve 24416 sayılı resmi gazetede yayımlanmıştır.<br />
Buna göre getirilen değişiklikler:<br />
Ödenmiş sermaye, yedek akçeler ve özkaynak tanımları değiştirilmiş, Avrupa Birliği Direktiflerindeki özkaynak tanımına paralel olarak &#8216;Konsolide Özkaynak&#8217; tanımı getirilmiş ve konsolide esasa göre uygulanacak kredi sınırları ile standart oranların hesaplanmasında bu tanımın esas alınması sağlanmıştır.<br />
Bankaların ana sözleşme ve ortak değişiklikleri başlığı altındaki konularda değişiklik yapılmış olup, ortakların kurucularda aranan nitelikleri taşıması ve bu nitelikleri kaybeden ortakların durumu ile ilgili eklemeler yapılmıştır.<br />
Bankaların mali kurumlar dışındaki bir ortaklığa iştirakleri kendi özkaynaklarının en fazla %15&#8242;i, bu iştiraklerin toplam tutarı ise banka özkaynaklarının %60&#8242;ı ile sınırlandırılmaktadır.<br />
Vadeli işlem, opsiyon sözleşmeleri ve benzeri diğer türev ürünler kredi tanımına dahil edilmektedir.<br />
Özel karşılıkların kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider sayılması konusuna açıklık kazandırılmaktadır.<br />
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu&#8217;nun alacakalarının takip ve tahsilinin hızlandırılmasına yönelik olarak, özellikle, banka hakim hissedarlarının ve yöneticilerinin banka kaynaklarını istismarından kaynaklanan tutarları hızla geri alabilmek açısından;<br />
- Yönetim ve denetimi veya hisseleri Fona intikal eden bankaların, alacaklarını dava veya takip yoluyla tahsil etme yoluna gitmeleri halinde karşılaştıkları sorunların ve gecikmelerin bertaraf edilebilmesi için, bazı usul kanunlarından kaynaklanan yükümlülüklerden muafiyet sağlanmaktadır.<br />
- Fonun ve Fon bankalarının taraf olduğu hukuki uyuşmazlıkların biran önce sonuçlandırılarak ortaya çıkabilecek kamu zararının asgariye indirilebilmesi temin amacıyla ihtisas mahkemelerinin kurulması öngörülmektedir.<br />
- Fon alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı yasanın uygulanmasına açıklık getirilmektedir. Fon bünyesinde bulunan bankaların sorunlu kredilerinin devralınarak halen her bankanın ayrı ayrı yapmış olduğu takiplerin Fon tarafından tek elden yürütülmesi ve bu şekilde Fona intikal edecek alacakların gerektiğinde 6183 sayılı yasa hükümleri de uygulanmak suretiyle etkin ve hızlı bir şekilde tahsilinin sağlanması öngörülmektedir.<br />
Bankaların devir ve birleşme işlemlerindeki sürecin hızlandırılmasını teminen, birleşme ve devirlerde 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte, devir veya birleşmeye konu bankaların toplam aktiflerinin sektör içindeki paylarının %20&#8242;yi geçmemesi kaydıyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun bazı maddelerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.<br />
Türkiye Özel Finans Kurumları Birliği oluşturularak, Birliğe Özel Finans Kurumlarındaki tasarrufların korunması amacıyla &#8216;Güvence Fonu&#8217; kurma ve güvence fonuna ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi verilmektedir.</p>
<p>3.3. DİĞER DÜZENLEMELER</p>
<p>3.3.1. YURTİÇİ DÜZENLEMELER<br />
Başlıca temel kanun olan Bankalar Kanunu dışında başvurulacak birçok mevzuat vardır. Özel kanunlarla kurulan bankalara ait kanunlar, T.C. Merkez Bankası Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu, banka alacaklılarının sermayeye dönüştürülmesini düzenleye Kanun, bankalarla ilgili düzenleme getiren başlıca başvuru kaynaklarıdır.<br />
Bankalar Kanunu&#8217;nun yanısıra ödünç para verme işleri ile ilgili yasal düzenlemeler de bankaları yakından ilgilendirmektedir. Örneğin Bankalar Kanunu&#8217;nda hüküm bulunmayan hallerde, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu genel hükümlerine başvurulacaktır.</p>
<p>3.3.2. ULUSLARARASI DÜZENLEMELER<br />
İster gelişmiş isterse gelişmekte olan bir ülke olsun bankacılık sisteminin zayıf  oluşu hem o ülkenin mali sisteminin hem de uluslararası mali piyasaların istikrarına karşı önemli bir tehdit oluşturur. Mali sistemlerin güçlendirilmesi konusundaki ihtiyaç, bu alandaki uluslararası girişimleri artırmıştır. 1996 yılında Lyon&#8217;da gerçekleştirilen G-7 Komitesi toplantısında yayımlanan Tebliğ bu alandaki girişimlerin önemli bir göstergesidir. Basle Bankacılık Gözetim Komitesi, Uluslararası Ödeme Bankası (BIS -Bank for International Settlements), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası  gibi bir çok uluslararası resmi kuruluş  tüm ülkelerde ve uluslararası piyasalarda mali istikrarın güçlendirilmesi için çalışmalarını sürdürmektedir.<br />
Basle Bankacılık Gözetim Komitesi uzun bir süredir bu alandaki çalışmalarını kendi bünyesinde ve ulusal gözetim ve denetim otoriteleri ile yaptığı temaslar aracılığıyla yürütmektedir. Son yıllarda hem G-10 ülkeleri dışındaki ülkelerle yaptığı temasları hem de kendisine üye ülkelerde<br />
sürdürülmekte olan çalışmaları yoğunlaştırarak bankacılıkta ihtiyati denetimin tüm ülkelerde güçlendirilmesine yönnelik gayret ve girişimlerini artırmayı amaçlayan Basle Komite bu doğrultuda iki ayrı doküman hazırlamıştır.<br />
Bankacılıkta Etkin Gözetim ve Denetime İlişkin Temel Prensipler,<br />
	( The core principles for effective banking supervision).<br />
Periyodik olarak güncelleştirilen ve Basle Komite&#8217;nin bankalarin etkin denetimine ilişkin tavsiye kararlari ve oluşturdugu standartlari kapsayan  rapor (Compendium).<br />
Her iki doküman G-10 ülkeleri merkez bankaları guvernörleri tarafından  kabul edilerek onaylanmıştır. Dokümana ilişkin ön çalışma, mali sistemlerinde istikrarın güçlendirilmesi konusunda tüm ülkelere yararlı olması düşüncesiyle 1997 yılında Denver&#8217;da gerçekleştirilen  toplantıda G-7 ve G-10 ülkeleri Maliye Bakanlarına sunulmuştur.<br />
Dokümanda yer alan prensiplerin geliştirilmesi  için Basle Komite G-10 ülkeleri dişindaki ülkelerin gözetim ve denetim otoriteleriyle birlikte  çalışmıştır. Söz konusu doküman Basle Komite ve  Şili, Çin, Çek Cumhuriyeti, Hong Kong, Meksika, Rusya, ve Tayland’ın temsilcilerinden oluşan bir grup tarafindan hazırlanmıştır. Arjantin, Brezilya, Macaristan, Hindistan, Endonezya, Malezya, Kore, Polonya ve Singapur&#8217;dan oluşan diğer dokuz ülke de çalışmalara yakından katılmışlardır.  Bankacılıkta gözetim ve denetime ilişkin prensiplerin taslak hazırlıklarında birçok ulusal gözetim ve denetim otoritesinin temsilcileri ile dogrudan ve/ veya bölgesel gruplar bazında dayanışma içinde çalışılmıştır.<br />
Basle Komite&#8217;nin bankacılıkta etkin gözetim ve denetim prensipleri yirmi beş maddeden oluşmaktadır. Bunlar konuları itibariyle aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:<br />
Etkin bancılık gözetim ve denetimi için ön koşullar (1)<br />
Faaliyet izni ve yapı (2-5)<br />
Bankaların ihtiyati  yönetimine ilişkin düzenlemeler ve yükümlülükler (6-15)<br />
Aralıksız  banka gözetimine ilişkin yöntemler (16-20)<br />
Bilgi verme yükümlülükleri (21)<br />
Gözetim ve Denetim Otoritelerinin Yasal Yetkileri (22)<br />
Sınır Ötesi Bankacılık (22-25)<br />
Birçok ulusal gözetim ve denetim otoritesinin söz konusu prensiplerin uygulanmasında başvurdukları yöntemlere dokümanda ayrıca yer verilmiştir.<br />
Ulusal otoriteler kendi yetki alanlarında yer alan ve  bankacılık faaliyetinde bulunan tüm kurumların gözetim ve denetiminde bu prensipleri uygulamalıdırlar. Bankaların ihtiyatlı yönetimine ilişkin asgari yükümlülükleri belirleyen bu prensipler gerekli olduğu durumlarda (mali sistemlerin risk profillerine göre ya da değişen koşullara göre) diğer tamamlayıcı ya da ilave tedbir ve yükümlülükler ile desteklenmelidir.<br />
Basle Komite&#8217;nin bankacılıkta etkin gözetim ve denetime ilişkin temel prensiplerinin tüm ülkelerde ve uluslararası alanda  gözetim ve denetim otoriteleri ve diğer  kamu otoritelerince başvurulacak temel bir kaynak olması amaçlanmaktadır. Gözetim ve denetim sistemlerinin yapısının iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi için çalışan ulusal gözetim ve denetim otoritelerinin, bu dokümanda yer verilen tavsiyeler ışığında kendi mevcut sistemlerini gözden geçirmeleri, sistemlerinin eksik ya da hatalı yanlarını dikkate alarak hazırlanan bir programı kendi yetki alanları dahilinde en kısa sürede uygulamaya geçirmeleri istenmektedir. Söz konusu prensiplerin, gözetim ve denetim otoriteleri, denetimden sorumlu bölgesel otoriteler ve piyasa katılımcıları tarafından kabul görmesi beklenmektedir. Bu prensiplerin ulusal gözetim ve denetim otoritelerince kabul edilerek uygulanmasında kaydedilen gelişmelerin izlenmesinde diğer ilgili organizasyonlar ile birlikte Basle Komite’ye de önemli bir rol düşmektedir. IMF, Dünya Bankası ve benzeri diğer kuruluşların, makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesi konusunda yardımda bulundukları ülkelerde, uygulanmasını öngördükleri program dahilinde, gözetim ve denetim sistemlerinin de güçlendirilmesi yönünde bu prensipleri benimsemeleri tavsiye edilmektedir.<br />
Tüm ulusal gözetim ve denetim otoritelerinden Basle Komite’nin oluşturdugu bu temel prensiplerinin savunucusu ve takipçisi olmalari beklenmektedir. Prensiplere ilişkin taslakların hazırlanmasına katılan Basle Komite ve diğer on altı ulusal gözetim ve denetim otoritesinin üyeleri dokümanda yer alan tüm hususlarda hem fikirdirler.<br />
Bölgesel gözetim ve denetim otoritelerinin başkanları Basle Komite’nin çalışmalarını desteklemekte ve söz konusu temel prensiplerin üyeleri tarafindan desteklenmesi ve uygulanmasının teşvik edilmesi konusunda gönüllü çalışmaktadırlar. Üyeleri arasında bankacılıkta etkin gözetim ve denetim prensiplerinin desteklenmesi ve uygulanmasının izlenmesi için bölgesel grupların oynayacağı rolün belirlenmesi konusunda sürdürülen  temaslar devam etmektedir.</p>
<p>Basle Komite, bankacılıkta gözetim ve denetime ilişkin temel prensiplerin her ülkede uygulanmasının hem ulusal hem de uluslararası mali piyasalarda istikrarın sağlanmasında çok önemli bir adım olacağına inanmaktadır. Bu amaca ulaşılması için gerekli süreç, bir çok ülkede yasal düzenlemeler ile gözetim ve denetim otoritelerine tanınan yetkilerde önemli değişikliklerin yapılması gereğine bağlı olarak değişebilir. Çünkü, ulusal gözetim ve denetim otoritelerinden pek çoğu bu prensiplerin uygulanması konusunda gerekli yasal yetkiye henüz sahip değildir. Basle Komite bu prensiplerin uygulanabilmesi için, ulusal yasama organlarının gerekli yasal değişikliklerin yapılması konusunda yeterli hassasiyeti göstermeleri gerektiğine inanmaktadır.</p>
<p>Basle Komite, bankacılık sektöründe gözetim ve denetime ve risk taşıyan diğer alanlara ilişkin standartlar belirlemeye ve bunların benimsenmesi ve uygulanması yönündeki çalışmalarına devam etmektedir. Komite’nin oluşturduğu bu temel prensipler hem Komite’nin gelecekteki çalışmalarına hem de G-10  ülkeleri ve bölgesel gözetim ve denetim otoriteleri ile işbirliği ile sürdürülecek çalışmalara bir referans oluşturmaktadır. Komite söz konusu prensiplerin tüm ülkelerde benimsenerek uygulanmasını teşvik etmek amacıyla diğer ilgili otoriteler ve taraflarla işbirliği içinde çalışmaya da hazırdır. Ayrıca G-10 ülkeleri dışındaki ülkelerin gözetim ve denetim otoriteleri ile de işbirliği ve dayanışmayı güçlendirmek, teknik yardım ve eğitim konusunda desteklerini artırmak çabası içindedir.</p>
<p>4. DENETİM<br />
4.1. DENETİMİN TANIMI<br />
Bir toplumda siyasal, sosyal ve kültürel amaçlı örgütler yanında kar amacı güden birçok örgütsel ve bireysel işletme vardır. Bu örgütlerin ve işletmelerin faaliyetlerine ve aynı zamanda örgüt yöneticilerinin ve çalışanlarının davranışlarına karşı toplumu oluşturan kişilerin, diğer örgütlerin ve devletin hak ve çıkarlarının korunması hukuk devletinin gereğidir. Hukuk devletinde kişiler ve örgütlerin faaliyetleri, hakları ve sorumlulukarı tanımlanmış ve kanun tüzük, kararname, yönetmelik ve genel tebliğlerle belli düzenlemelere bağlanmıştır.<br />
Örgütlerin ve bireysel işletmelerin hukuk düzenine uygun faaliyette bulunup bulunmadıklarını belirlemek, aynı zamanda örgüt yöneticilerinin örgütle çıkar ilişkisi içinde bulunan kişilere ve devlete hesap verme yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak amacıyla kayıt ve belge düzeni getirilmiştir. Ayrıca, belli bir dönemi kapsayan faaliyetlerle ilgili bilgilerin ilgili kişilere ve devlete raporlanması zorunlu tutulmuştur.<br />
Örgütlerin ve bireysel işletmelerin faaliyetlerinin hukuk düzenine uygun yürütülüp yürütülmediği, raporlanan bilgilerin doğru ve güvenilir olup olmadığı ve örgütün amaçlarına en etkin ve verimli bir şekilde ulaşılıp ulaşılmadığı, örgütlerle veya işletmelerle çıkar ilişkisi bulunan kişiler ve devlet adına araştırılması ve incelenmesi yasalarla zorunlu tutulmuştur.<br />
Denetim, bir örgütün ekonomik faaliyetlerine ve olaylarına ilişkin açıklanan bilgilerin, önceden belirlenmiş kriterlere uygunluk derecesini belirlemek ve raporlamak amacıyla bu ekonomik faaliyetlere ve olaylara ilişkin bilgilerle ilgili kanıtların tarafsızca toplanması, değerlenmesi ve sonucun bilgi kullanıcılarına raporlanması sürecidir.</p>
<p>4.2. BANKALARIN DENETİMİ</p>
<p>Bankalar mevduat kabul eden ve her türlü bankacılık işlemlerini yapan imtiyazlı kurumlar olarak, ekonomi içindeki önemleri nedeniyle kamunun gözetimi ve denetimi altındadır. Bu nedenle, Kanun Koyucu, bankaların kuruluşu, mevduat kabulü, bankacılık işlemlerine başlama, yönetim organları, hesapların izlenmesi, mali tabloların kamuya açıklanması, bankaların iflas ve tasfiyeleri ile sistemden çıkarılmasına ilişkin hususlar mali yükümlülükler yönünden bankaları ve mevduat sahiplerini korumak maksadıyla düzenlemelerde bulunmaktadır.<br />
Banka denetiminde temel olarak iki gruplama vardır:<br />
İç denetim<br />
Dış denetim</p>
<p>İç denetim bankaların kendi bünyelerinde oluşturdukları teftiş kurulları tarafından yapılır.<br />
Dış denetim konusunda görev alan farklı gruplar mevcuttur. Bunların bir kısmı resmi kurumlar, diğerleri de auditing olarak adlandırılan teftişi gerçekleştiren özel bağımsız denetim kuruluşlarıdır.<br />
Türkiye&#8217;de finans kesiminde söz sahibi olup bu kesimin faaliyetlerini düzenleyen dört temel resmi kurum vardır. Bunlar:<br />
- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK),<br />
- T.C. Merkez Bankası,<br />
- Hazine Müsteşarlığı,<br />
- Sermaye Piyasası Kurulu&#8217;dur.<br />
Bu kurumlardan özellikle ilk üçü daha çok para piyasalarıyla, sonuncusu ise sermaye piyasalarıyla ilgilidir.<br />
Bunların dışında bağımsız dış denetim faaliyetini sürdüren özel bağımsız denetim kuruluşları görev yapmaktadır.<br />
Türk Bankacılık Sektöründe KİT statüsündeki bankalar ise Yüksek Denetleme Kurulu, KİT Komisyonu ve Başbakanlık teftiş kurulu tarafından özel bir denetim altında tutulmaktadır. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 39. maddesine göre teşebbüsler, müesseseler ve bağlı ortaklıklar, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu&#8217;nun mali, idari ve teknik yönden sürekli denetimine tabidir. Ayrıca bu kararnamenin 40. maddesinin I. ve II. fıkrasına göre Başbakanlık Teftiş Kurulu KİT statüsündeki bankaların idari ve mali yönden gözetimini yapmakla görevlendirilmiştir.</p>
<p>4.2.1. İÇ DENETİM<br />
Haziran 1999&#8242;da, İç Denetçiler Enstitüsü Yönetim Kurulu aşağıdaki iç denetim tanımını kabul etmiştir:<br />
İç denetim, bir kuruluşun faaliyetlerine değer katmak ve bu faaliyetleri geliştirmek üzere tasarlanmış, bağımsız ve nesnel bir sağlamlama ve danışmanlık faaliyetidir. Risk yönetimi, kontrol ve kurumsal yönetim süreçlerinin değerlendirilmesi ve etkinliğinin geliştirilmesinde sistematik ve disiplinli bir yaklaşım sunarak kuruluşun hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunur.<br />
Bankacılık sektöründe iç denetim bölümü için özellikle önemli olan nesnellik ve yansızlık ihtiyacı, iç denetim bölümünün aynı zamanda müşavirlik veya danışmanlık yapması olasılığını ortadan kaldırmaz. İç kontrollerin geliştirilmesi konusunda üst yönetime danışmanlık yapılması, aynı zamanda, kontrol mekanizmalarının tesis edilmesi gerektiği sırada yönetimin bilgiye dayanan bir karar almasını sağlamanın maliyet-etkin bir yoludur. Bununla birlikte, diğer danışmanlık veya müşavirlik biçimleri, iç denetimin temel işlevi karşısında tali olmalıdır; iç denetimin temel işlevi, mali tablo hazırlama ile ilgili kontroller da dahil bankanın iç kontrol sistemlerini incelemek ve değerlendirmek amacıyla banka içinde tesis edilmiş olan bağımsız bir değerlendirme işlevidir. İç denetçiler tesis edilmesi gereken iç kontrol sistemleri konusunda üst yönetime danışmanlık yapmış olsalar bile, üst yönetim tarafından veya üst yönetimin talimatıyla kurulmuş olan iç kontrollerin iç denetçiler tarafından analizi ve eleştirilmesi engellenmemelidir.<br />
Bazı bankalar kontrol amaçlı bir öz-değerlendirme sistemi kurma yoluna gitmişlerdir. Bu, yönetimin ve/veya bir personel ekibinin kendi faaliyet veya işlevlerini analiz ettikleri ve ilgili iç kontrol usullerinin etkililiğini değerlendirdikleri resmi ve belgelenmiş bir süreç olarak tanımlanabilir. Bu, iç denetimin yerini almaksızın iç kontrolün verimliliğini değerlendirmekte kullanılan yararlı bir teknik olarak görülebilir.</p>
<p>4.2.1.1. İç Denetimin Kapsamı<br />
Genel bir bakış açısından iç denetimin kapsamı aşağıdakileri içerir:<br />
İç kontroller sisteminin yeterliğinin ve etkinliğinin incelenmesi ve değerlendirilmesi;<br />
Risk yönetim yöntemlerinin ve risk değerlendirme metodolojilerinin uygulanmasının ve etkinliğinin incelenmesi;<br />
Elektronik bilgi sistemi ile elektronik bankacılık hizmetleri dahil olmak üzere yönetim ve mali bilgi sistemlerinin gözden geçirilmesi,<br />
Muhasebe kayıtları ile mali tabloların doğruluğunun ve güvenilirliğinin incelenmesi;<br />
Bankanın, risk tahmini ile bağlantılı olarak kendi sermayesini değerlendirme sisteminin incelenmesi;<br />
Hem işlemlerin hem de belirli iç kontrol usullerinin işleyişinin sinanmasi;<br />
Kanuni şartlar ile düzenleyici otoritelerin şartlarina, etik kurallara ve politika ve usullerin uygulanmasina riayet;<br />
Düzenleyici raporlamanın doğruluğu, güvenilirliği ve zamanındalığının sınanması;<br />
Özel tahkikatların yapılması.</p>
<p>4.2.1.2. İç Denetimin Hedefleri ve Görevleri<br />
- Bankanın yönetim kurulu, üst yönetimin yeterli ve etkin bir iç kontroller sistemi, bankanın faaliyetlerindeki çeşitli risklerin değerlendirilmesine yönelik bir ölçüm sistemi, riskler ile bankanın sermaye düzeyi arasında ilişki kurulması için bir sistem ve kanunlara, yönetmeliklere ve gözetim ve düzenleme otoritelerinin politikalarına riayetin izlenmesi için uygun yöntemler oluşturulmasını  ve sürdürmesini sağlamak konusunda nihai sorumluluğu üstlenir.<br />
- Bankanın üst yönetimi, bankanın girdiği risklerin saptanması, ölçümü, izlenmesi ve kontrolünü sağlayan süreçlerin geliştirilmesinden sorumludur.<br />
- İç denetim işlevi bankanın tesis edilmiş  politikaları ve usullerinin yeterliliğinin ve bunlara riayetin bağımsız bir değerlendirmesini sağladığından, iç kontroller sisteminin ve bankanın iç sermaye değerlendirme usulünün sürekli izlenmesinin bir parçasını oluşturur. Bu şekilde, iç denetim işlevi, kuruluşun mensuplarının yukarıda tanımlanan sorumluluklarını etkili biçimde yerine getirmelerine yardımcı olur.<br />
- Daimi İşlev &#8211; Süreklilik; bir bankadaki iç denetim daimi bir işlev olmalidir. Üst yönetim görev ve sorumluluklarini yerine getirirken, bankanin büyüklügüne ve faaliyetlerinin niteligine uygun ve yeterli bir iç denetim işlevine sürekli itibar edebilmesini saglamak için gerekli bütün tedbirleri almalidir. Bu tedbirler, iç denetim bölümüne hedeflerine ulaşmasi için gerekli olan uygun kaynaklarin ve personelin saglanmasini içerir.<br />
- Bağımsız işlev; bankanın iç denetim bölümü, denetlenen faaliyetlerden bağımsız olmalıdır. Bölüm aynı zamanda gündelik iç kontrol sürecinden de bağımsız olmalıdır. Bu, iç denetim bölümüne banka içinde uygun bir konum verilmesi ve görevlerini nesnel ve tarafsız  bir biçimde yerine getirmesi anlamına gelir.<br />
- Denetim tüzüğü; Denetim tüzüğü, iç denetim bölümünün banka içindeki konumunu ve yetkisini garantiye alır.<br />
- Yansızlık; iç denetim bölümü nesnel ve yansız olmalı, yani görevlerini müdahaleye uğramaksızın ve önyargısız olarak yapabilecek bir konumda olmalıdır.<br />
- Profesyonel yeterlik; her iç denetçinin ve bir bütün olarak iç denetim bölümünün profesyonel yeterliği, bankanın iç denetim işlevinin uygun biçimde işleyişi açısından vazgeçilmez önem taşır.<br />
- Faaliyetin kapsamı; bankanın her faaliyeti ve her birimi iç denetimin kapsamına girmelidir.<br />
- Bankanın iç sermaye değerlendirme usulü; banka iç sermaye değerlendirme sürecinin çerçevesinde, bankanın iç denetim bölümü, bankanın karşı karşıya olduğu çeşitli riskleri ölçme sistemini, bankanın riskleri ile sermaye düzeyini ilişkilendirmek için geliştirdiği sistemi ve iç sermaye politikalarına riayeti izlemek için tesis edilen yöntemi düzenli olarak ve bağımsız bir biçimde incelemelidir.<br />
- Çalışma yöntemleri ve denetim türleri; iç denetim, bir denetim planının hazırlanmasını, eldeki bilgilerin incelenmesi ve değerlendirilmesini, sonuçların bildirilmesini ve tavsiyelerin ve sorunların izlenmesini içerir.<br />
- İç denetim bölümünün yönetimi; iç denetim bölümünün başkanı kendi bölümünün sağlam iç denetim ilkelerine riayet etmesini sağlamaktan sorumlu olmalıdır.<br />
- Yönetim kurulu, üst yönetimin bir iç kontrol sistemi ve sermaye değerlendirme usulü tesis etmesini ve bunları yılda en az bir kez gözden geçirmesini sağlamalıdır. Üst yönetim, iç kontrol sisteminin ve sermaye değerlendirme usulünün kapsamı ve performansı konusunda yılda en az bir kez yönetim kuruluna rapor vermelidir. Banka gözetim yetkilileri, bankanın iç denetim bölümünün çalışmasını değerlendirip tatmin oldukları takdirde potansiyel risk alanlarının saptanmasında bu çalışmaya dayanabilirler.<br />
- Gözetim otoriteleri, saptanan risk alanlarını ve alınan tedbirleri tartışmak üzere bankanın iç denetçileri ile belirli aralıklarla görüş alışverişinde bulunmalıdır. Bu vesileyle, bankanın iç denetim bölümü ile bankanın dış denetçileri arasında ne ölçüde işbirliği yapılacağı da tartışılabilir.<br />
- Gözetim yetkilileri, gözetimleri altındaki bankaların baş iç denetçileriyle birlikte politika konularını ele almak üzere düzenli aralıklarla toplantı düzenlemeye teşvik edilirler.<br />
- İç denetçiler ile dış denetçilerin ilişkisi; gözetim otoriteleri, aralarındaki işbirliğini mümkün olduğunca etkili ve verimli kılmak için iç ve dış denetçiler arasında görüş alışverişini teşvik etmelidir.<br />
- Gözetim otoritesi ile dış denetçi arasındaki ilişki; bir bankanın gözetim otoritesi için dış denetçi tarafından yapılan çalışmanın yasal veya akdi bir temeli olmalıdır. Gözetim otoritesi tarafından dış denetçiye verilen herhangi bir görev, dış denetçinin normal denetim işini tamamlayıcı nitelikte olmalı ve uzmanlık alanına girmelidir.<br />
- Gözetim otoritesi, dış denetçiler ve iç denetçiler arasındaki işbirliği; gözetim otoritesi, dış denetçi ve iç denetçi arasındaki işbirliğinin amacı, ilgili bütün tarafların katkılarının daha verimli ve etkili hale getirilerek gözetimin optimize edilmesidir. Bu işbirliği, gözetim otoritesi ile iç ve dış denetçi arasında düzenli aralıklarla toplantılar yapılmasına dayanabilir.</p>
<p>4.2.1.3 Küçük bankalarda iç denetimin dışardan temini<br />
Risklerin boyut ve kapsamının iç denetim işlevini en azından bir tam gün elemana verilmesini haklı çıkarmadığı belirli küçük bankalarda bu işlevin bir dış uzmana verilmesi genel olarak kabul edilir. Dışarıya verilen bir iç denetim işlevinde, iç denetime ilişkin bütün ilkeler geçerliğini korur.<br />
Üst yönetim, denetçinin tavsiyelerinin uygulanmasından ve bunların kimin tarafından uygulanacağını belirlemekten sorumludur.<br />
Bazı ülkeler tayin edilen uzmanın dış denetçiden ve dış denetçinin şirketi ve grubundan her bakımdan tamamen bağımsız olmasını şart koşar. Bazı ülkeler ise, dış denetçi olan ve kurum için mali tablo denetimi yapan veya başka hizmetler veren bir dış hizmet firması ile dış hizmet düzenlemesine gidilmesini kabul ederler. Ne var ki bu, gerçekte veya görünüşte dış denetçinin bağımsızlığını zedeleyeceğinden, bu ülkelerdeki bankalar, serbest muhasebecilerin meslek kuruluşlarının veya banka gözetim otoritelerinin veya diğer resmi otoritelerin bağımsızlıkla ilgili olarak yayımladığı yol gösterici belgelere başvurmalıdırlar.</p>
<p>4.2.2. DIŞ DENETİM<br />
4.2.2.1. Üst Kurul Denetimi<br />
Türkiye&#8217;de bankalar, çok sayıda makam ve merci tarafından denetlenmektedir. Faaliyetleri ülke ekonomisini ve tüm bireylerin çıkarlarını yakından ilgilendirdiğinden bankaların denetiminin kamuya ait bir hak olduğu ve kamu otoritelerinin bu konuda yetkili bulunduğu, günümüzde tartışmasız benimsenmektedir.<br />
4389 sayılı Banklar Kanunu ile ekonomide, bankacılık sisteminde ve uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmeler dikkate alınarak bankacılık sisteminin düzenlenmesine ve denetimine ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Bunlardan biri de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu&#8217;nun faaliyete geçmiş olmasıdır. Basle Komitesi&#8217;nin belirlediği esaslar çerçevesinde uluslararası standartlara uygun böyle bir kurumun oluşturulmuş olması, Türk bankacılık sektörü açısından büyük önem taşımaktadır.<br />
Tasarruf sahiplerinin haklarını korumak, bankaların düzenli ve emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye sokabilecek ve ekonomide önemli zararlar doğurabilecek her türlü işlem ve uygulamaları önlemek, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere, gerekli karar ve tedbirleri almak ve uygulamakla görevli ve yükümlü olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Bankalar Kanunu gereği 01.09.2000 tarihi itibariyle faaliyetine başlamıştır.<br />
Kurumun faaliyete geçmesi ile Türk bankacılık sektörü yeni bir döneme girmiştir. Dünyadaki gelişmeler uygun olarak, bankacılık sektöründeki düzenlemelerin ve denetimlerin ülkemizde de bağımsız bir Kurum tarafından yürütülmeye başlaması, bu yeni dönemin en belirgin özelliğidir. Böylece, Basle Bankacılık Komitesi&#8217;nin uluslararası kurallar niteliğinde belirlediği ilkelere ülkemizde de uyulması, sistemimize ulusal ve uluslararası güvenin pekiştirilmesi gündeme gelmiştir. Bunun anlamı, bankacılık sektörünün her türlü müdahaleden uzak, uluslararası normlara ve objektif güvenirlilik ve etkinlik kriterlerine uygun bir denetim ve gözetim sistemine kavuşması, bankacılık alanında yapılacak düzenlemelerin her türlü yönlendirmeden uzak, sadece sektörün ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli bir biçimde karşılanabilmesi, vatandaşların ve uluslararası standartlarda hazırlanmış doğru ve güvenilir bilgilere dayanarak yapmalarının sağlanmasıdır.</p>
<p>4.2.2.1.1. Bankaların Yeminli Murakıplar Tarafından Denetimi<br />
Bankalar Kanunu&#8217;nda bankalar yeminle murakıpları ve bunun BDDK ile bağlantısı konusu madde 5&#8242;de ele alınmıştır;<br />
1- Bu kanun ile diğer kanunların bankalarla ilgili hükümlerinin uygulanmasının ve her türlü bankacılık işlemlerinin denetimi, bankaların varlıkları, alacakları, özkaynakları, borçları, kar ve zarar hesapları arasındaki ilgi ve dengelerin ve mali bünyeyi etkileyen diğer tüm unsurların tespit ve tahlili kurum adına doğrudan başkana bağlı bir kurul teşkil eden bankalar yeminli murakıpları ve yardımcıları tarafından yapılır.<br />
2- Bankalar yeminli murakıpları ve yardımcıları, bu kanunda yazılı görevleriyle kayıtlı olmak üzere vergi inceleme yetkisine ve 20.02.1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine aykırı hareket eden banka ve ilgililer hakkında adı geçen kanunun ek 1. maddesindeki yetkilere sahip oldukları gibi tüm bankaların kuruluş kanunu hükümleri ile diğer kanunların bankalarla ilgili hükümlerinin uygulanmasını da denetlemeye yetkilidirler.<br />
3- Bankalar yeminli murakıpları ve yardımcıları, bankalar ve bankaların iştirak ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden bu kanun hükümleri ile ilgili görecekleri bütün bilgileri istemeye, bunların tüm defter, kayıt ve belgelerini incelemeye yetkili olup, bilgi istenenler de istenilen bilgileri vermekle defter, kayıt ve belgeleri incelemeye hazır bulundurmakla yükümlüdürler.<br />
4- Kamu kurum ve kuruluşları, merkez bankası ve benzeri kuruluşlar ile risk merkezi görevleriyle ilgili olarak istenecek her türlü bilgiyi gizli de olsa bankalar yeminli murakıpları ve yardımcılarına verirler.<br />
5- Bankalar yeminli murakıp yardımcıları konuları ile ilgili dallarda yükseköğrenim yapmış adaylar arasından sınavla seçilerek alınırlar. En az üç yıl bankalar yeminli murakıp yardımcılığı  yaptıktan sonra yeterlilik sınavında başarı gösterenler, en az 5 üyenin olumlu oyu ile alınmış kurul kararıyla bankalar yeminli murakıbı olarak atanırlar.<br />
6- Bankalar yeminli murakıpları kurulu başkanı, kurum başkan yardımcısı statüsünde olup bankalar yeminli murakıbı sıfat ve yetkisini taşır.<br />
7- Bankalar yeminli murakıpları ve yardımcıları Ankara&#8217;da Asliye Ticaret Mahkemesinde yemin etmedikçe denetim yapamazlar.<br />
8- Bankalar yeminli murakıplarının çalışma esas ve usülleri bir yönetmelikled üzenlenir.</p>
<p>4.2.2.1.2. İdari Tedbirler<br />
Banka mensuplarının Bankalar Kanunu&#8217;na ve diğer mevzuata aykırı hareketleri bir sç oluşturuyorsa, bunlar hakkında kanuni kovuşturma yapılması dışında eğer yeminli murakıplar bu kanuna aykırı hareketleri aynı zamanda Bankacılık ilke ve teammüllerine aykırı ve bankaların emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek nitelikte görürlerse Kurum işlemlerin düzeltilmesi ve tedbirlerin alınması hususunda ilgili bankayı uyarır.</p>
<p>4.2.2.1.3. Mali Bünyeyi Güçlendirici Tedbirler<br />
Uyarıya rağmen istenilen tedbirler alınmaz ve bankaların emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde işlemler tekerrür ederse, Kurul;<br />
- Yönetim Kurulu üyelerinin tamamını veya bir kısmını görevden alarak veya üye sayısını attırarak bu kurula üye atar,<br />
- Bankaların faaliyetlerini, şubelerini veya muhabirlerle ilişkilerini kısıtlar,<br />
- Bankanın mevduat sigorta primlerini arttırır veya mevduatı yüzde yüz oranına kadar karşılığa tabi tutar.<br />
Kurum bir bankanın varlıklarının vade itibariyle taahhütlerini karşılayamadığını veya bu durumun gerçekleşmek üzere olduğunu tespit ederse;<br />
- Uzun vadeli veya duran değerlere yatırım yapılmaması,<br />
- İştirakler ve gayrimenkullerin elden çıkarılması<br />
- Sermayenin arttırılması veya sermaye benzeri uzun vadeli kaynak sağlanması<br />
gibi her türlü tedbirlerin alınmasını isteyebilir.<br />
Kurum, bankanın gelir gider dengesinin bozulduğunu ve bu durumun süreklilik kazandığını tesbit ederse, sermayenin arttıralması da dahil olmak üzere gider azaltıcı ve gelir arttırıcı tedbirlerin alınmasını ister. Bu işlemlere rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı görülürse kuruk re&#8217;sen banka sermayesinin artırılarak, verilecek süre içinde hissedarları artırılan sermayeyi taahhüde davet eder.Verilen süre içinde sermaye artırılmazsa;<br />
- Artırılan sermayenin Fon tarafından taahhüt edilerek ödenmesi<br />
- İsteklisi bulunduğu takdirde başka bir banka ile birleştirilmesi veya başka bir bankaya devredilmesi<br />
gibi mali bünyenin güçlendirilmesi ve bankanın yeniden yapılandırılması ile ilgili her türlü önlem alabilir.</p>
<p>4.2.2.1.4. Banka Yönetiminin Fon&#8217;a devri<br />
Kurul, bir bankanın yönetim ve denetimini elinde buluduran ortakların banka kaynaklarını, bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek biçimde kendi lehlerine kullandıklarını veya bankayı bu suretle zarara uğrattıklarını tesbit ettiği takdirde ortaklık haklarını (temettü hariç) ve bankanın yönetimini Fon&#8217;a devredebilir.<br />
Bankanın yönetimi Fona&#8217;a devredildiği takdirde;<br />
- Yönetim ve denetimi elinde bulunduran ortak ile<br />
- Tüzel kişi ortakların sermayenin %10&#8242;undan fazlasına sahip gerçek kişi hissedarları<br />
en geç 7 gün içinde Mal Beyannamesi hazırlayarak bu beyannameyi Fon&#8217;a vermeleri zorunludur.<br />
Kurumun başvurusu üzerine sözü edilen ortakların mal varlıkları üzerinde, mahkemece teminat aranmaksızın ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz kararları alınabilir, ilgililerin yurt dışına çıkmasının yasaklanması dahi istenebilir.</p>
<p>4.2.2.2. Bağımsız Denetim<br />
Bağımsız denetim, serbest meslek sahibi olarak kendi adına çalışan veya bir denetim şirketinin ortağı olan kişiler tarafından işletmelerin mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygunluk derecesini belirlemek amacıyla yapılan denetim çalışmasıdır.<br />
Bağımsız denetçiler, avukatlar gibi serbest meslek faaliyeti yürüten kişilerdir. Bağımsız denetçiler de mali tablolarını denetledikleri müşterilerinden, yaptıkları iş karşılığında ücret alırlar.<br />
T.C. Merkez Bankası Kanunu&#8217;nun 43. maddesi 3098 sayılı Kanunla değiştirildikten sonra, sözkonusu değişiklikle bankaların, mali durumlarının gözetiminin ve denetiminin sağlanması maksadıyla bağımsız dış denetleme yükümlülüğü getirilmiş bulunmaktadır. Bağımsız denetim yapacak kuruluşlar Başbakanlıkça hazırlanan bir Tebliğle belirlenmiş bulunmaktadır. Bankalar Bağımsız Denetim Kuruluşuna hazırlattıkları raporları T.C. Merkez Bankası&#8217;na göndermekle yükümlüdürler. Bağımsız Denetim raporları, bankaların mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe standartları yönünden denetimini kapsamaktadur.<br />
Bağımsız denetim bir onay mekanizması değildir, mali tabloların gerçeği dürüst bi biçimde yansıtıp yansıtmadığına ilişkin denetimin görüş oluşturma sürecidir.<br />
Bağımsız Denetim kuruluşlarınca hazırlanan denetim raporları, bankalar yeminli murakıplarınca hazırlanan raporlardan farklı niteliğe sahiptir. Denetim raporu, muhasebe standartı yönünden bankaların iç ve dış finans çevrelerinde güvenilirliklerini sağlama amacına yöneliktir. Bankalar yeminli murakıplarınca hazırlanan raporlar ise bankaların mali yapılarının tahlilini içermekte, bankaların mevcutları ile alacakları toplamı ile toplam taahhütleri arasındaki ilişkileri, bankaların taahhütlerini karşılama gücünü, özvarlıları ile diğer taahhütleri arasındaki ilişkileri, yasal yükümlülüklerini yerine getirme gücünü içermektedir. Bu nedenle, Bankalar Kanunu&#8217;nun 14. maddesinde ifadesini bulan tedbirlerin alınması ve uygulanmsı yönünden temel alınmaktadır. Murakıp raporlarına istinaden bankalar hakkında tedbirler uygulamaya konulmaktadır.</p>
<p>4.2.2.2.1. Bağımsız Denetçilerin Rolü ve Sorumlulukları</p>
<p>- Bağımsız denetçiler bankanın kendi personeli ve iç denetim sisteminin bir parçası olmamakla birlikte gerek üst düzey yönetimle yapılan toplantılar gerek iç denetimlerin iyileştirilmesine yönelik yaptıkları tavsiyeleri aracılığıyla iç denetimin niteliğinin artırılmasında önemli bir etkiye sahiptir.<br />
- Temel amaçları bankanın yıllık bazdaki hesapları hakkında genel  değerlendirme yapmak olan bağımsız denetçilerin bankanın iç denetim sisteminin güvenirliliği konusunda  bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu nedenle, bağımsız denetçilerin kendi denetim fonksiyonlarına ilişkin zaman, kapsam ve nitelik belirlerken, bankanın iç denetim sistemini iyi anlamaları ve ne derecede güvenilir olduğunu tespit etmeleri gerekir.<br />
- Bağımsız denetçilerin bankaların denetimindeki  rolü ve uygulamaları ülkeden ülkeye değişmektedir. Birçok ülkede profesyonel denetime ilişkin standartlar,  maddi hatalardan arındırılmış güvenilir finansal bilgilerin temini için dış denetimlerin planlı bir şekilde sürdürülmesini gerektirir. Bağımsız denetçiler aynı zamanda önemli işlemleri, finansal verileri ve kamuya açıklanan raporları destekleyen kayıtları incelemelidir. Banka muhasebesi ve uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmalı, banka yönetimince yapılan önemli varsayımları ve tüm finansal raporları değerlendirebilmelidir. Bazı ülkelerde gözetim ve denetim otoriteleri bağımsız denetçilerden bankanın iç denetim sisteminin ve mali kontrol sisteminin etkinliğine ve yeterliliğine ilişkin değerlendirme talep edebilmektedir.<br />
- Uluslararasında benzerlik gösteren bir durum ise bağımsız denetçilerin bankanın finansal hesaplarının doğru ve güvenirliliğinin tespiti için iç denetim sistemini analiz etmeleri gereğidir. İç denetim sistemine verilen önem banka ve bağımsız denetçiler açısından farklılık gösterebilir. Ancak, bankanın mali yapısındaki zayıflığın hem banka yönetimine hem de gözetim ve denetim otoritesine güvenli bir şekilde bildirilmesi gerekir. Dahası, birçok ülkede bağımsız denetçilerin değerlendirme ve raporlama prosedürlerine ilişkin olarak banka gözetim ve denetim otoritelerinin belirlediği özel kriterler bulunmaktadır.</p>
<p>4.3. BANKACILIKTA ETKİN VE GÖZETİME İLİŞKİN TEMEL PRENSİPLER </p>
<p>Bankacılıkta Etkin Gözetim ve Denetim İçin Önkoşullar</p>
<p>1.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesinin amaçları ve sorumlu oldukları kuruluşlara ilişkin yetkileri açıkça tanımlanmalı, bankacılık gözetim ve denetimi konusunda faaliyetlerine ilişkin bağımsızlığı ve yeterli ölçüde kaynağı bulunmalıdır. Ayrıca, gözetim ve denetim sisteminin, bankaların kuruluş izinleri ve denetimlerinin devamlılığının sağlanmasına, güvenilir ve sağlıklı bir sistem içinde yasalara uyma zorunluluğuna ve denetim elemanlarının yasal olarak korunmasına ilişkin hükümler içeren yasal bir çerçevesi olmalıdır. Elde edilen bilgilerin gözetim ve denetim otoritelerince paylaşılması ve bu tür bilgilerin gizliliği konusuna yasal düzenlemelerde ayrıca yer verilmelidir.</p>
<p>Faaliyet İzni ve Yapı</p>
<p>2.	Bankacılık faaliyetlerinde bulunmasına izin verilen ve bu kapsamda denetim ve gözetiminin yapılmasına karar verilen kuruluşların faaliyet alanları açıkça tanımlanmalıdır. Banka ünvanının kullanımı mümkün olduğu ölçüde kontrol altında tutulmalıdır.</p>
<p>3.	Bankacılık faaliyetlerinde bulunulmasına izin veren kurumun faaliyet iznine ilişkin esasları belirleme yetkisine ve bunlara uygun olmayan başvuruları reddetme hakkı olmalıdır. Faaliyet iznine ilişkin prosedürde en azından bankanın mülkiyet yapısı, genel müdür ve diğer üst yöneticilerin nitelikleri, faaliyet planı, iç denetim sistemi ve sermaye yeterliliğini de içerecek şekilde bankanın mali yapısıyla ilgili projeksiyonların değerlendirilmesine yer verilmelidir. Başvuru sahibinin yabancı bir banka olması durumunda ise ait olduğu ülkenin gözetim ve denetim otoritesinin onayının alınması gerekmektedir.</p>
<p>4.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların büyük hissedarlarına ait paylarının ya da bunlar üzerindeki kontrol haklarının el değiştirmesine ilişkin taleplerini inceleme ve reddetme yetkisine sahip olmalıdır.</p>
<p>5.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların önemli büyüklükteki ele geçirme faaliyetlerini ve yatırımlarını inceleme ve bu oluşumların banka için yeni riskler yaratmasına ya da denetimin etkinliğini azaltmasına yol açmaması için gerekli kriterleri belirleme yetkisine sahip olmalıdır.</p>
<p>Bankaların İhtiyatlı Yönetimine İlişkin Düzenlemeler ve Yükümlülükler</p>
<p>6.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların taşıdıkları riskleri karşılayacak şekilde asgari sermaye yükümlülüklerini tanımlamalıdır. Ayrıca, sermayenin banka zararlarını karşılayabilmesine yönelik sermaye alt kalemlerinin tanımlanması gerekmektedir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren bankalar için bu standart Basle Komite&#8217;nin belirlediği Sermaye Yeterliliği Rasyosu&#8217;nun altında olmamalıdır.</p>
<p>7.	Gözetim ve denetim sistemlerinin en önemli özelliklerinden birisi bankaların kredi verme, yatırım yapma, kredi ve yatırım portföylerini yönetmelerine ilişkin politika, yöntem ve uygulamalarının bağımsız olarak değerlendirilebilmesidir.</p>
<p>8.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların aktif kalitesi ve kredi karşılıklarının yeterliliğinin değerlendirilmesine ilişkin oluşturduğu politikaları ve kullandığı yöntemleri yeterli bulmalıdır.</p>
<p>9.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların portföylerindeki yoğunlaşmayı belirlemelerine olanak verecek yeterli kapasitede bilgi iletişim ağına sahip oldukları konusunda tatmin olmalıdır. Ayrıca, gözetim ve denetim otoritesi bir kişi ya da gruba verilebilecek kredilerin sınırlandırılmasına ilişkin esasları belirleme yetkisine sahip olmalıdır.</p>
<p>10.	Bankaların birbiriyle bağlantılı kuruluşlara verdikleri krediler nedeniyle artabilecek zararlardan korunabilmesi için bankacılık gözetim ve denetim otoritesi  bankaların söz konusu bu kuruluşları sürekli gözetim altında bulundurmalarına imkan verecek gerekli düzenlemeleri oluşturmalıdır. Ayrıca, bu riskleri kontrol altına alabilmek ve bilançoya yayılmasını önlemek için bankaların gerekli önlemleri almalarını sağlamalıdır.</p>
<p>11.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların uluslararası kredilendirme ve yatırım  faaliyetlerine ilişkin olarak ülke ve transfer risklerinin saptanması, izlenmesi ve kontrol edilmesine ilişkin yeterli politika ve uygulamalara sahip olduklarından ve söz konusu risklerin karşılanması için yeterli rezervlerinin olduğundan emin olmalıdır.</p>
<p>12.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi bankaların piyasa risklerinin etkin olarak ölçülmesi, izlenmesi ve kontrol edilmesine imkan veren sistemlere sahip olduklarından emin olmalıdır. Piyasa riskine maruz kalındığında, gözetim ve denetim otoritesi üstlenilebilecek piyasa riskine limit getirme ya da sermaye artırımı gibi yaptırımları uygulayabilme  yetkisine sahip olmalıdır.</p>
<p>13.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların taşıdıkları tüm risklerini tespit edecek, ölçecek, yönetecek, kontrol edecek, ve bu riskler için yeterli sermayeyi bulunduracak şekilde geniş kapsamlı bir risk yönetimi sistemi ( yönetim kurulu ve üst düzey yönetimin izlenme işlevini de içermek üzere) olduğuna ikna olmalıdır.</p>
<p>14.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların faaliyetlerinin yapısına uygun ve yeterli iç kontrollerinin bulunduğundan emin olmalıdır. Söz konusu kontroller yetki ve sorumlulukların paylaşılması, fonksiyonel ayırımlar, fon ödemeleri, aktif-pasif yönetimi, bu işlemlerin mutabakatı ve varlıkların korunmasına ilişkindir. Hem bu iç kontrollere hem de yasal ve idari düzenlemelere uyulup uyulmadığını kontrolü için uygun iç veya bağımsız dış  denetimin fonksiyonları belirlenmelidir.</p>
<p>15.	Mali sektörde mesleki ve ahlaki yüksek standartların gelişmesi ve bankacılık faaliyetleriyle bilerek ya da bilmeyerek kötüye kullanımların engellenebilmesi için bankacılık gözetim ve denetim otoritesi müşterini tanı prensibinin uygulanmasına yönelik bankaların uygun politika ve uygulamalarının olduğundan emin olmalıdır.</p>
<p>Aralıksız Banka Gözetimi Yöntemleri</p>
<p>16.	Bankacılıkta etkin  gözetim hem yerinde hem de uzaktan denetimi kapsamalıdır.</p>
<p>17.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların faaliyetlerini tam olarak anlamalı ve banka yönetimiyle düzenli olarak temaslarda bulunmalıdır.</p>
<p>18.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, denetim raporları ve bankalara ait istatistiklerin toplanması, banka bazında ve konsolide olarak analiz edilmesi için uygun araçlara sahip olmalıdır.</p>
<p>19.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bağımsız denetçiler kullanarak ya da yerinde denetim yaparak gözetim bilgilerinin doğruluğunu bağımsız olarak değerlendirebilecek araçlara sahip olmalıdır.</p>
<p>20.	Bankacılıkta etkin gözetim ve denetimin gereklerinden birisi de banka gruplarının konsolide bazda denetlenmesi konusunda bankacılık gözetim ve denetim otoritesinin yetkisinin bulunmasıdır.</p>
<p>Bilgi Verme Yükümlülükleri</p>
<p>21.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, her bankanın muhasebe uygulamaları ile uyumlu şekilde bankanın karlılığı ve finansman durumu hakkında doğru ve yeterli bilgiyi sağlayacak kayıtların mevcut olduğundan ve bankanın bunları gerçek durumlarını yansıtacak şekilde düzenli olarak yayımladığından emin olmalıdır.</p>
<p>Bankacılık Gözetim ve Denetim Otoritesinin Yasal Yetkileri</p>
<p>22.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların sermaye yeterliliği yükümlülüğünü yerine getiremez duruma düşmeleri, yasal düzenlemelere aykırı davranmaları ya da mevduat sahiplerinin menfaatlerine yönelik herhangi bir şekilde tehdit oluşturmaları halinde düzenleyici tedbirler alma yetkisine sahip olmalıdır.</p>
<p>Sınır Ötesi Bankacılık</p>
<p>23.	Bankacılık gözetim ve denetim otoritesi, bankaların yabancı ülkelerdeki şubeleri, ortaklıkları ve iştiraklerince yürütülen işlemlerinin temel prensiplere uygunluğu ve ihtiyatlı yönetimi konusunda gereken yaptırımları uygulayarak, global konsolide denetimin gereklerini yerine getirmelidir.</p>
<p>24.	Konsolide gözetim ve denetimin temeli, ev sahibi ülkenin yetkili otoriteleri başta olmak üzere, tüm gözetim ve denetim otoriteleri ile temaslarda bulunmak ve bilgi aliş verişini saglamaktir.</p>
<p>25.	Bankacılık  gözetim ve denetim otoritesi, yabancı bankaların ülke içindeki faaliyetlerine ilişkin olarak, yerel bankalara uygulanan aynı yüksek standartları aramalıdır. Konsolide bazda gözetim ve denetimin yapılabilmesi için söz konusu yabancı bankaların ait oldukları  ülke otoriteleri ile bilgi paylaşımı yetkisine de sahip olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/1-turkiyede-finans-sistemi-ve-kurumlara-genel-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SERMAYE PİYASASININ TANIMLANMASI</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasinin-tanimlanmasi/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasinin-tanimlanmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[PAZARLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasinin-tanimlanmasi/</guid>
		<description><![CDATA[SERMAYE PİYASASININ TANIMLANMASI
Sermaye  piyasası,  orta  ve uzun  vadeli  fon  arz  ve  talebinin  menkul  kıymetlere  bağlı  olarak  karşılaştığı  piyasa  olup,  bu piyasada fonlar  menkul  kıymetlerin  alım  satımıyla  el  değiştirmektedir. Ekonomik  açıdan  bakıldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SERMAYE PİYASASININ TANIMLANMASI</p>
<p>Sermaye  piyasası,  orta  ve uzun  vadeli  fon  arz  ve  talebinin  menkul  kıymetlere  bağlı  olarak  karşılaştığı  piyasa  olup,  bu piyasada fonlar  menkul  kıymetlerin  alım  satımıyla  el  değiştirmektedir. Ekonomik  açıdan  bakıldığı  zaman  sermaye  piyasalarının;  sermayenin  ya  da  onu  temsil  eden  vasıtaların  satınalma  gücü  biçiminde  akımını  temin  ettiği,  sermayenin  sanayi  ve  finans  sermayesi  biçiminde  oluşmasını  sağladığı  ve  sermaye  arzı  ile  talebinin  karşılaşmasını  fonksiyonel  olarak  üstlendiği görülür.</p>
<p>Tasarruf  fazlası  ve  açığı  veren  birimler  (hanehalkı,  şirketler,  devlet,  vb)  arasındaki  fon  transferi  sürecinde  sermaye  piyasasının  ortaya  çıkışı  ve  gelişiminde,  bankacılık  sisteminin  ekonomiyi  kısa  vadeli mi,  yoksa  uzun  vadeli mi finanse  ettiği  belirleyici  olmaktadır.  Örneğin  Almanya’da  bankaların sanayi sektörüne  uzun  vadeli  krediler  açarak,  gelişme  için  uzun  vadeli  sermaye  ihtiyacını  belirli  ölçüde  karşılamış  olmaları  nedeniyle,  sermaye  piyasasının bu  ülkenin  ekonomik  gelişimindeki  rolü  sınırlı  kalırken,  İngiltere’de  tam  tersine,  bankaların  genellikle  kısa  ve  orta  vadeli  fon  vermesi  nedeni ile,  sermaye  piyasası  sanayi  sektörünün  uzun  vadeli  yatırımlarının  finansmanında  önemli  bir rol  oynamıştır.</p>
<p>Türkiye’ de  ise  ekonominin  finansmanında  bankacılık  sektörünün  ağırlığı  fazladır.  Ancak,  günümüzde  yaşanan  yüksek  enflasyon  nedeniyle  fon  aktarma  maliyetlerinin  yüksekliği  ve  geleceğin  belirsizliği  uzun  dönemli  fon  aktarımını  olumsuz  etkilemiş  ve  sistem  tıkanma  noktasına  gelmiştir.  Bu  gelişmeler  şirketleri  sermaye  piyasasından  daha  fazla  yararlanır  hale getirmektedir.</p>
<p>SERMAYE PİYASASI İHTİYACINI ARTTIRAN GELİŞMELER  </p>
<p>Ekonomik  gelişmeye  paralel  olacak  süreç  içinde  sermaye  piyasalarına  duyulan  ihtiyaç  artar.  Bu durum,  genellikle  yatırım  ihtiyacındaki  artıştan  kaynaklanır.  Bir  ulusal  ekonomide  sermaye  piyasasına  olan  ihtiyacı  arttıran  faktörler  özellikle  beş  noktada  toplanmaktadır. </p>
<p>- Bunlardan  birincisi,  ekonomik  gelişme  sürecinde  işletmelerin  finansman  ihtiyacının  artmasıdır.  İşletmenin  finansman  ihtiyacını  belirleyen  başlıca  faktörler  seçilecek  ölçek,  üretim  teknolojisi  ve  fiyatlar  genel  düzeyidir.  Büyük  ölçekli  işletmeler  kurmak,  ölçeği  büyütmek  gibi  girişimler  otofinansman  imkanı  yeterli  olmayan  işletmeleri  işletme-dışı  fon  kullanmaya  yöneltmektedir.  Enflasyonist  ortamlarda ise,  para  otoritelerinin  önlem  olarak  fon  arzını  kısması,  tasarruf  yapanların  uzun  vadeli  borç  vermekten  kaçınması  finansman  ihtiyacını  arttıran  faktörlerdir.</p>
<p>- İkincisi,  ekonomik  gelişme  ile  birlikte  tasarruf  gücünün  artması  ve  tasarrufların  yaygınlaşması,  tasarrufların  yöneleceği  bir  alan olarak  sermaye  piyasası  ihtiyacını  arttırır.<br />
- Üçüncü olarak, ekonomik  gelişmenin  sağlanması  ve  sürdürülmesi,  yalnızca  tasarrufların  arttırılmasını  değil,  tasarrufların  yatırımlara  aktarılarak  etkin  kullanılmasını da gerektirir.<br />
Sermaye  piyasası;<br />
Tasarrufların  herhangi  bir aşınmaya  uğramadan,  bütünüyle  yatırımlara  gitmesini,<br />
Yatırımların  müteşebbis  niteliğine  sahip  kişiler  elinde  gerçekleşmesi  nedeniyle  kaynakların                israf  edilmemesini,<br />
Bankaların  fon  piyasalarında  tekelci  konumda  olmalarının  yatırım  kararları  üzerinde  ortaya  çıkabileceği  olumsuzlukların  azaltılmasını  sağlayarak  tasarrufların  etkin  kullanımına  katkı  yapabilir.<br />
- Dördüncü  olarak,  sermaye  piyasası  açık  piyasa  işlemleri  ile,  para  istikrarını  sağlamada  ve  enflasyona  karşı  mücadelede  iktisat  politikası  aracı  olarak  kullanılabilir.<br />
- Beşinci olarak,  sermaye  piyasası  üretim  malları  üzerinde  mülkiyetin  yaygınlaşmasını  ve  elde  edilen  karın  geniş  kitlelere  dağıtılmasını  sağlayarak,  servet  ve  gelir  dağılımını  düzeltme  konusunda  bir  araç  olarak  kullanılabilir.</p>
<p>Türkiye’de  seçilen  ölçeklerin  genellikle  küçük  ve  orta  büyüklükte  olması,  üretim  teknolojisinin  görece  geri  olması  gibi  nedenlerle,  özellikle  enflasyon  olgusu  finansman  ihtiyacını  arttıran  en  önemli  faktör  olmaktadır.  Türkiye’de  şirketler  özellikle  kriz  dönemlerinde  halka  açılmayı  tercih  etmektedirler;  oysa,  firmaların  kendilerinden  kaynaklanan  olumsuzluklar  ve  siyasi  olumsuzluklar  gibi  faktörler  olmadıkça,  şirketler  halka  açılmaya  arzulu  olduklarında  ve  yatırımcıların  borsaya  güven  duyması  için  gereken  koşullar  sağlandığında  halka  açılarak  önemli  tutarlarda  nakit  kaynak  elde  etmek  olanağı  mevcuttur.  Bu  olanaktan  yararlanabildiği  ölçüde  şirketlerin  rekabet  gücü  artacak  ve  elde  edilen  kaynakların  sabit  sermaye  yatırımlarına  yöneltilmesi  halinde  ekonomik  büyüme  ivme  kazanacaktır.</p>
<p>Türkiye düşük  düzeyde  üretim  ölçeğine  sahip  bir  ülkedir.  Üretim  faktörlerinden  sermaye  yönünden,  kaynakların  üretim  alanlarına  kanalize  edilmesinde  bazı  sorunlar  olduğu  bilinmektedir.  Türkiye’de  tasarruf  eğiliminin  düşük  olması  ve  bu  düşük  düzeydeki  tasarrufların  yatırımlara  aktarılmasındaki  yetersizlik,  üretim  azlığının  nedenlerinden biridir.  Bu  nedenle  toplam  tasarrufları  yükseltmek  ve  kıt  kaynakların  verimli  kullanımlara  aktarılmasını  sağlamak,  yapılması  gerekenler  arasında  ön  planda  gelmektedir.<br />
Bu amaçları gerçekleştirmede  sermaye  piyasası  önemli  bir  araçtır.  Sermaye  piyasasının  sanayi  sektörü dışında  oluşan  sermayenin  sanayi  sermayesi  haline  getirilmesinde  etkili  bir  faktör  olduğu  söylenebilir.<br />
Şirketlerin  büyüme  ve  yüksek  teknolojili  yatırım  amaçları,  özvarlıkların  yeterli  olmaması,  yabancı  para  maliyetinin  yüksekliği,  alternatif  yatırım  araçlarının  enflasyon  karşısında  yenik  düşmesi  gibi  faktörler  sermaye  piyasasına  olan  ihtiyacı  arttırmaktadır.</p>
<p>Girişimcilere uzun  vadeli  fon  elde etmek  imkanı  sağlayan  sermaye  piyasası  fertler  açısından,  tek başına,  gelir  getiren  bir  yere  yatırılamayacak  kadar  küçük  fonların  verimli  yerlere  yatırılmasına  ve  sahiplerine  ek  bir gelir  getirmesine olanak sağlar. </p>
<p>Etkin  çalışan  bir  menkul  kıymetler  borsasının  mali  yatırımcılara  menkul kıymetlerle ilgili  bilgi sunması,  menkul  kıymetleri  istenildiğinde  elden çıkarma  imkanı  vermesi,  fon  arz  ve  talebi  arasındaki  zaman  uyuşmazlığını  gidermesi  gibi yararlarından  kaynaklanmaktadır.</p>
<p>TÜRKİYE’DE  SERMAYE  PİYASASI  </p>
<p>Ülkemizin  özellikle  son  on  yıldır  ekonomik  hayatında  karşılaştığı  en  önemli  problem, ekonominin  genel  dengesi  içerisinde  tasarrufların  arttırılması  ve  artan tasarrufların  etkin  bir  biçimde  yatırımlara  kanalize  edilmesinde  karşılaşılan güçlükler olmuştur.  İktisadi  kalkınmanın  ve  büyümenin  sağlanabilmesi  devamlı  süreç  haline  getirilebilmesi,  tasarruf  meylinin  artırılması,  artan  tasarrufların  yatırımlara  kanalize  edilebilmesiyle mümkündür.        </p>
<p>Tasarruf  meylinin  artırılması  makro  ve  mikro  iktisadi  ve  mali  politikaları,  sosyal  ve  eğitim  politikalarını,  gerektirirken,  artan  tasarrufların  müteşebbislerin  kullanımına  sunulabilmesi  için  de  belli  ihtiyaçlara  cevap  verebilen  belirli  kurumlara  ihtiyaç  vardır.  Dış  tasarrufları hariç  tutarsak  ülkemizde  bu  kurumların  en  önemlileri  bankalar  sistemi,  para  ve  sermaye  piyasaları  olmaktadır.</p>
<p>Ülkemizde  1980’li  yıllara  kadar  bankalar  sistemi  ve  diğer  para  piyasası  kurumları  önemli  bir  gelişme  göstermişse  de  sermaye  piyasasının  gelişmesi,  yeniden  düzenlenmesi  ve  ekonomide  önemli  fonksiyon  icra  eden  bir  kurum  olarak  oluşması,  banker  skandalına  müteakiben  düzenlenen  2547  sayılı  kanunla  olmuştur.  Bu  kanun  sermaye  piyasalarının  iki  önemli  fonksiyonuna  etkinlik  kazandırmak  amacına  dönüktür. Bu  fonksiyonlardan  birincisi  muhtelif  yatırım  alternatiflerini  sunmak  suretiyle  onların  net  bugünkü  değerlerini  veya  net  faydalarını  maksimize  etmek;  İkincisiyse  tasarruf  edilen  fonların  optimal  verimlilikle  yatırımlara  kanalize  edilmesini  sağlayarak  ekonomideki  kaynakların  etkin  kullanımını  gerçekleştirmektedir.</p>
<p>Bir an için  sermaye  piyasasının  olmadığını  veya  yeterince  gelişmediğini  kabul edelim.  Bu  durumda  ekonominin  gerektirdiği  fonların  önemli  bir  bölümünün  dış tasarruf  kurumlarından  sağlanması  gerekir.  Dış  fonlar,  etkin  kullanılmadığı  ölçüde  milli  ekonomi  üzerinde  menfi  etki  meydana  getirir  ve  sonuçta  dış  borç  sarmalının  oluşmasını  sağlar.  Halen  56.2  milyar  dolar  dış  borcu  olan  Türkiye’nin  içinde  bulunduğu  ekonomik  durumun  üzerinde  ciddiyetle  düşünülmesi gerekir.  Bu  sebeple  ülkemizde  sermaye  piyasasının  geliştirilerek  tasarruf-yatırım  kısır  döngüsünün  aşılması  gerekir.  Banker  hadisesi  sermaye  piyasası  üzerinde   olumsuz  bir  etki  bırakmıştır.  Bu  sebeple  bir  taraftan  tasarrufların  emniyete  alınması  diğer  taraftan  uygulanmakta  olan  liberal  sistem  çerçevesinde  piyasa  mekanizmasına  daha  fazla  işlerlik  kazandırılması  için,  ekonomik  modelde  uyumlu  hale  getirmek  amacıyla,  sermaye  piyasası  1980  den itibaren  kamunun  yakın  bir  takibine  alınmış,  kurumsal  işleyişin  aksayan  yönleri  takviye  edilmiştir.<br />
Sermaye  piyasasının  vadesi  bir  yıldan  fazla  olan  menkul  kıymetlerin  alınıp  satıldığı  piyasalardır.  Diğer  bir  ifadeyle  orta  ve uzun  vadeli  fonlar  bu  piyasada  işlem görmektedir.Geniş  anlamada  bu   piyasa  her  türlü  sermaye  hareketlerini  kapsadığı  halde,  dar  anlamda,  bu  piyasa  menkul  değerlerin  arz  ve  talebini  ifade  eder.  Bu  sebeple  menkul  değerler  piyasası denilince  sermaye  piyasası;  Sermaye piyasası denilince  menkul  değerler  piyasası  akla  gelir.  Aslında  bu  iki  piyasa  arasında  önemli  bir fark vardır.<br />
Sermaye  piyasasında  işleme  konu  olan  mal  sermaye  fonlarıyken,  menkul  kıymet  borsalarında  mal,  belli bir  iktisadi  gücü  temsil eden,  tahvil  ve  hisse  senedi  gibi  kağıtlardır.  Ayrıca  bu  iki  piyasada  hareketler  de ters yönlüdür.  Mesela  bir  kimse  10  milyon  liralık  tahvil  almak  istediği  zaman,  bu  sermaye  piyasası yönünden sermaye arzı;  menkul  kıymetler  piyasası  yönünden  kıymet  talebi  anlamını taşır.  Yani  birisinde arz,  diğerinde  talep  vardır.  Aslında  iki  piyasa  birbirinin  içerisinde,  birbirini tamamlayan  ve  bütünleşmiş  bir  piyasadır.  Tahvil  ve  hisse senetleri,  sermaye  piyasasında  fonların  el  değiştirmesini  sağlayan  araçlar  görünümündedir.</p>
<p>Sermaye  piyasasında  fon  arzını  sağlayan  birimler  fertler,  işletmeler  ve  kamudur.  Fon  talep  edenlerse,  fon  ihtiyacı  içerisinde  bulunan,  işletmeler  ve  kamu kurumlarıdır.  Fertlerin  fon  talebi  ikincil  piyasalarda  yapmış  oldukları  yatırımı  çözmeleri,  nakte  dönüştürmeleri  şeklinde  ortaya  çıkar.</p>
<p>Piyasaları  incelemeden  önce  kısaca  Türk  sermaye  piyasasının  gözden geçirilecektir.</p>
<p>SERMAYE  PİYASALARI  VE  BORSALARIN  TARİHİ,  İŞLEVLERİ     </p>
<p>SERMAYE  PİYASALARININ  TARİHİ</p>
<p>Osmanlı  Dönemi</p>
<p>Avrupa’da  yaşanan  sanayi  devrimi  ve  sömürgecilik  hareketleri  büyük  anonim  şirketlerin tahvil  ve  hisse  senetleriyle  ilgilenmeye  başlamışlardır.  O  dönemde,  tedavülde  altın  para  olması,  kambiyo  kontrolünün  bulunmaması  ve  kapitülasyonların  sağladığı  serbesti  sayesinde  bu kişiler dışarıya  para  çıkararak  alım-satım  yapmıştır.</p>
<p>Daha sonra  Tanzimat  hareketinin  de  etkisiyle  Türkler  de  bu  konuya  ilgi  göstermişlerdir.  Dışarıdan  alınan  kıymetlerin  el  değiştirmesi  kısa  zamanda  bizde  de  bir  piyasa  oluşturmuş,  buna  da  Galata  bankerleri  ön  ayak  olmuşlardır.  1854  Kırım  Harbi  dolayısıyla  çıkarılan  borçlanma  tahvilleri,  bunu  takiben  devletin  çeşitli  vesilelerle  çıkardığı  tahviller,  Türkiye’de  faaliyet  gösteren  yabancı  şirketlerin  (özellikle  şimendifer,  elektrik, gaz ve tramvay şirketlerinin) meşrutiyetten sonra  da  yerli  şirketlerin  tahvil  ve  hisse senetleri  piyasada  alınıp satılmıştır.<br />
İlk  olarak  1864’te  Galata  bankerleri  bir  dernek kurmuş;  1866’da  hükümetçe  ilk  borsa  İstanbul’da  kurulmuştur.  Bu  borsada  yerli  ve  yabancı  tahvil  ve  hisse  senetleri  Avrupa  borsalarıyla  telgraf  irtibatı kurulmak  suretiyle  işlem  görmüş;  örneğin  Panama  tahvilleri  ve Süveyş  Kanalı  hisse  senetleri  çok  defa  yabancı  bankaların  aracılığı  ile varlıklı  Türk  ailelerince  satın  alınmıştır.</p>
<p>Birinci  Dünya  Savaşı  ve  Kurtuluş  Savaşı  piyasayı  etkilemekle  beraber,  Cumhuriyetin  ilanından sonra  kapitülasyonların  kaldırılması,  yabancı  şirketlerin  millileştirilmesi,  kambiyo  kontrolünün  getirilmesi  ve  İstanbul  Esham ve Tahvilat  Borsasının  Ankara’ya  taşınması  bu ilk  sermaye  piyasasının  sonu  olmuştur.</p>
<p>Cumhuriyet  Dönemi</p>
<p>Ülkemizde  sermaye  piyasasının  yeniden  doğuşu  1960’lı  yıllarda  Hürriyet tahvilleri  ve  tasarruf  bonoları  ile  başlar.  Tasarruf  bonoları  tamamen,  Hürriyet  tahvilleri  ise  kısmen  zorunlu  tasarruf  mahiyetinde  olduğu  için,  kısa  zaman  sonra  bunları  alanlar  paraya  çevirme  imkanı  aramaya  başlamıştır.  Piyasada  bazı  işbilir  kimseler  de  bunları  faiz  oranlarına  ve  vadelerine  göre  kırarak  satın  almış,  zamanla  ara  simsarlar  da  türemiş  ve  bu  iş  arzuhalcilere  kadar  inmiştir.  Alıcılar,  üstüne  belli  bir  kar  koyarak bunları  parasını  değerlendirmek  isteyenlere  satmasıyla  ilk  defa  ikinci  el  menkul  kıymetler  piyasası  doğmuş oldu.  Bu piyasanın doğuşunun  asıl  önemli  nedeni,  birinci  el  olarak  devletçe  çıkarılan  tasarruf  bonolarının  faiz  oranlarının  cari  piyasa  faizinin  çok  altında  oluşu  idi. (%6)  Cari  faiz  oranı  ise  o günlerde  %12  olacak  şekilde  ayarlanıyordu.<br />
1980’lerde  Tasarruf  Bonoları  tamamen  piyasadan  çekilmiştir.  Ancak  menkul  kıymetler  piyasası  artık  kurulmuştu.  Başlangıçta  halka  açık  olarak  kurulan,  ya  da  sonradan  halka  açılan  şirketler  başarı  kazanıp  güçlendikçe,  bunların  hisse  senetleri  piyasada aynı  esnaf  tarafından  alınıp  satılmaya  başlandı.  Daha  önce  kapalı  aile  şirketi  olarak  kurulan  pek  çok  şirket  de  ölümler  ve  veraset  yoluyla  kapalı  olmaktan  çıktı.  1970’li  yıllarda  bazı  büyük  holdingler  halka  açılmanın  avantajlarını  görerek  2-3  bin  ortaklı  büyük  şirketler   kurdular.  Hatta  mevcut  holdinglerine  paralel  yeni  yatırım  holdingleri  tesis  ettiler.  Bu  konu  kısa  zamanda  dejenere  edildi,  ama  o  dönemden  bugüne  gerçekten  faydalı  ve  başarılı  pek  çok  halka  açık  şirket  kaldı.<br />
Aynı, tarihlerde   görülen  yurt  dışına  işçi  akımı da  Anadolu’nun  çeşitli  köşelerinde  pek  çok  işçi  şirketlerinin  kuruluşunu  beraberinde getirdi.  Yazık ki  bu  şirketlerin  bazısı  mahalli  esnaf  ve  eşrafın  yönetiminde  kalarak  başarılı  olamadılar.  Fakat  “bir  holding + bir banka + 1000  küçük  ortak”  formülü  genelde  başarılı  olmuş  ve  sermaye  piyasasının  bugünkü  düzeyine  gelmesine de yardımcı  olmuştur.<br />
Bu arada  Türkiye  Sınai  Kalkınma  Bankası’nın  da  hisse  senedi  piyasasının  oluşmasına  katkısını  unutmamak  gerekir.  Bu  banka,  kuruluşta  iştirak  ettiği  ve  dış  kredi  sağladığı  şirketler  kuruluş  dönemi  tamamlanıp  kâra  geçtikten  sonra,  portföyündeki  hisse  senetlerini  primli  fakat  makul  bir  fiyatla  halka  satmak  suretiyle  hem  sermaye  piyasasına  kaynak  sağlamış,  hem  de  zaman  zaman  likide  ettiği  fonlarla  yeni  kuruluşları  desteklemiş  ve  kendisi  kar  sağlamıştır.<br />
Türkiye’de  sermaye  piyasasının  gelişmesinde  tasarruf  bonoları,  yatırım  holdingleri,  işçi  ve  hemşehri  şirketleri  T.  Sınai  Kalkınma  Bankası’nın  çalışmaları  başlıca  kilometre  taşlarını  teşkil  eder.  Bunlara,  1979-82  yıllarına  damgasını  vuran  bankerlerin  olayını da  eklemek  gerekir.<br />
Bankerler  olayının  başlıca  sebebi  o  yıllarda  görülen  hiper  enflasyondur.  Yüksek  enflasyon,  mevduat  ve  tahvil  faizlerini  negatif  gelir  haline  getirmiştir.  Zamanın  mevzuatı,  mevduat  ve  faizlerinin  enflasyon  düzeyine  çıkarılmasına  engel  olduğu  ve  birincil  satışları  daima  gelir  yönünden  enflasyonun  gerisinde bıraktığı için  tahvil  ve  mevduat sertifikası  satışları   ikincil  piyasada  mantar  gibi  bankerlerin  bitmesine  sebep  olmuştur.  O  dönemde  tahvil  ihracına  yalnız  bankalar  aracılık  edebiliyorlardı. Bankaların tahvil ihracına  ilişkin  esasları  Merkez  Bankası  belirliyordu.  Bankalar Merkez  Bankasının  sıkı  denetimi  altında  bulunduğundan,  belirli  faiz  oranlarının  üstüne  çıkılamıyordu.  Enflasyonun  %60’ı  aştığı  sıralarda  resmi  tahvil  faiz  oranı  brüt %28’de  kalmıştır.  O  dönemde  henüz  Sermaye  Piyasası  Kanunu  mevcut  olmadığından  bankerler  gayet  serbest  şekilde  çalışıyorlardı.  1000  liralık  tahvili  banka  gişesinden  sözde  1000  liraya  alıp  örneğin  800  liraya  satıyorlardı.  Aradaki  farkı  ve  kendi  komisyonlarını  tahvili  çıkaran  şirketten  finansman  masrafı  adı  altında   tahsil  ediyor  ve  bunun  için  fatura  bile  kesebiliyorlardı.  Daha sonra  çıkarılan  mevduat  sertifikaları  da  aynı  akıbete  uğradı.<br />
Bankaların  tahvil  ve  mevduat  sertifikalarına  uygulayabilecekleri  faiz  oranlarını,  hükümetçe  belirlenmesi,  fakat  bankerlere  bu  tip  kısıtlamalar  uygulanmaması  bankalara  bankerler  arasında  ikinciler  lehine  haksız  rekabet  yaratmıştır.  Kendi  gişelerinden  hiçbir  zaman  o  kadar  büyük  mevduat  toplamayacak  olan  bazı  küçük  bankaların  bankerler  eliyle  sertifika  satışı  suretiyle  bünyelerinin  kaldırabileceğinden  çok  fazla  mevduat  yükü  altına  girmelerine  yol  açılmıştır.<br />
Böylece,  bir  hamlede  toplanan  milyarlar  akıllıca  plase edilememiş  ve  büyük  kısmı  batak  hale  gelmiştir.  Bu da,  bankaların  yaptığı  işlerin  uzman  kadrolara  sahip  olmayan  kuruluşlarca  yapılamayacağını  göstermiştir.</p>
<p>SERMAYE PİYASASININ FONKSİYONLARI </p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde gelir düzeyinin  düşüklüğü,  tasarruf  ve  yatırımların  yetersizliği  temel  problemler  olarak  kabul edilmektedir.  Bu faktörler  birbirleriyle  yakından ilişkilidir,  gelir  düzeyinde  artış  yatırımların  attırılmasına,  yatırımlarda  artış  ise  tasarrufların  arttırılmasına bağlıdır,  oysa  tasarruflardaki  artış  öncelikle  gelir  düzeyinin  arttırılmasını  gerektirmektedir.  Dolayısıyla,  bu  yaklaşım  bir  kısır  döngü  içermektedir.  Bu  çerçevede,  gelir düzeyinin  veri  alındığı,   küçük tasarrufların  yatırımlara dönüştürülmesini  ve  böylece  daha  etkin  kullanımını  sağlayacak  bir  finansal  gelişme  ekonomik  gelişme  için  hareket noktası olarak alınabilir.  Bu  bağlamda,  iyi  ve  etkin  işleyen  bir  sermaye  piyasası  finansal  varlıklara  yatırım  alışkanlığını  arttırabilir.<br />
Genel  olarak,  sermaye  piyasasının  başlıca  fonksiyonlarını  aşağıdaki başlıklar  altında  toplamak  mümkündür.<br />
Bir  piyasa  göstergesi  temelinde  uzun  dönemli  fon  akımını  gerçekleştirmek  ve  arttırmak,                 bireysel  tasarrufların  sanayi  ve  ticaret  gibi  sektörlere,  devlete ve  diğer  borçlanıcılara  aktarılmasına  yardımcı  olmak,  uzun dönemli  finansal  varlıklar  için  pazar yaratmak,<br />
Küçük  tasarruf  sahiplerini  enflasyondan  korumak,  sınai  ve  ticari  karlara  toplumu  ortak etmek,<br />
Mali yatırımların  bireysel  yatırımlardan  çok  kurumsal  yatırımlar  biçiminde oluşmasına  katkıda  bulunmak  ve  bu yolla  menkul  kıymetlerin  fiyatlarında  istikrar  sağlamak,<br />
Tasarruf  akımlarını  veri  bir  risk  düzeyinde,  firmaların  varlıkları  üzerinden  en  yüksek  verim  oranını  elde  ettikleri  sektörlere  yöneltmek  ve  böylece  tahsis  etkinliğini  gerçekleştirmek<br />
Yönetim  ve  mali  yapılarında  zayıflıklar  olan  işletmelerin  kontrollerinin,  borsa  aracılığıyla daha  güçlü  şirketler  tarafından  ele geçirilmesi  ve  bu  şekilde  firmalarda  yapısal  değişikliklerin  sağlanması.<br />
Tasarruf  sahiplerine  farklı risk  ve  likidite  imkanı  sunan  menkul  kıymetleri  sisteme  dahil ederek  finansal  ve  toplam tasarrufları  arttırmak.</p>
<p>SERMAYE PİYASASI TÜRLERİ</p>
<p>Türkiye’de  sermaye  piyasasını  oluşturan  alt piyasalar,  teoride  görüleceği  şekilde  şekillenmiştir.  Bu sebeple  sınıflandırmaya  esas  olan  baza  göre  beş  ana  grupta  düşünülebilir.</p>
<p>Sermaye  piyasalarında  işlem  gören  menkul  değerlerin  pazara  ilk  defa  sunulmuş  olup  olmamalarına göre;<br />
i)  Birincil piyasalar,<br />
ii) ikincil  piyasalar,</p>
<p>Kurumsal  Pazar  yerinin  olup olmamasına göre;</p>
<p>i)  Örgütlenmiş  sermaye  piyasaları,<br />
ii) Örgütlenmemiş  sermaye  piyasaları,<br />
Pazarın  coğrafi  genişliğine göre;</p>
<p>i)  Yöresel piyasalar,<br />
ii) Milli piyasalar,<br />
iii)Uluslararası  piyasalar,</p>
<p>Pazarda  alınıp  satılan  menkul  değerin  türüne  göre;</p>
<p>i)  Tahvil  piyasası,<br />
ii) Hisse  senedi  piyasası,<br />
iii)Diğer  menkul  değerler  Piyasası, </p>
<p>Menkul  değerin  orijine  göre;</p>
<p>i) Özel  firma  menkul  değer  piyasalar,<br />
ii) Kamu  menkul  değer  piyasaları  olarak  sınıflandırılır.</p>
<p>Bu sınıflandırmalar  içinde  önemli  olanı  birincil  ve  ikincil  piyasalardır.</p>
<p>Birincil  Piyasalar</p>
<p>Birincil  piyasa,  firmaların  ve  kamunun  fon  tedarik  etmek  amacıyla  menkul  değerleri  ilk  defa ihraç  ettikleri  ve  fon  arz  edenlerle  karşılaştıkları  piyasalardır. Menkul  değerler  ilk  defa  işlemi  burada  görürler  ve  ikincil,  üçüncül  piyasalara,   genellikle  transfer  edilir.  Burada  menkul  değerler  iki  şekilde  arz  olunurlar.</p>
<p>a) Doğrudan  arz</p>
<p>Fon  gereksinimine  ihtiyaç  duyan  işletmeler  doğrudan  tasarruf  sahipleri  ile  ilişki  kurarak  fon  ihtiyaçlarını  karşılıyor  ise  doğrudan  arz  olayı  söz  konusudur.  Bu durumda  aracı  kurumlar  görev  almamakta  ve  maliyetler  azalmaktadır.</p>
<p>b) Dolaylı  arz</p>
<p>Fon  gereksinimi  duyan  işletmeler  fon  ihtiyaçlarını  aracı  kurumlar  eliyle  tasarruf  sahiplerinden  sağlıyor  ise  dolaylı  arz  işlemi  gerçekleşmiş olmaktadır. Dolaylı  arz  aracı  kurum  yalnız  satış  işlemini yasal  çerçevede  gerçekleştirebilir  veya  işletmeye  satış  garantisi  verebilmektedir.</p>
<p>İkincil  Piyasalar</p>
<p>İkincil  piyasalar,  birincil  sermaye  piyasalarına  daha  önce  sunulmuş  ve  halen  dolaşımda bulunan menkul  değerlerin  işlem  gördüğü  piyasalardır.  İkincil  piyasaların  en  önemli  kurumları  menkul  kıymetler  borsaları  ve  finansal  aracı  kuruluşlarıdır. İkincil  piyasalar,  sermaye  piyasasına  yeni  menkul  kıymet  arzı  ile  değil,  fakat  mevcutlarının  el  değiştirmesi  ile  var  olmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de ikincil  piyasalarda  menkul  kıymet  alımı  satımı  büyük  ölçüde  menkul  kıymetler  borsasının  dışında  oluşan,  tezgah  üstü  pazarların şeklindedir. Bunun  sebebi  bir  kısım  hisse  senetlerinin  borsaya  kota  edilmemiş  olması  ve  dolayısıyla  bunlara  borsada  işlem  yapılamaz  olması, borsanın  sadece  İstanbul’da  bulunması  ve  herkesin  borsaya  girmemesi,  finansal  varlıkların  değer  artışıyla  ilgili  vergileme  hükümleri  hisse  senedi  pazarının  borsa  dışına  kaymasına  sebep  olmuştur.</p>
<p>Ülkede,  birincil  piyasaların  gelişmesinde  ikincil  piyasaların  büyük  önemi  vardır.  Birincil  piyasalarda  ellerinde  menkul  değer  bulunan  yatırımcılar  ve  aracı  kurumlar  bunları  ikincil  piyasalarda  istedikleri  zaman  paraya  çevirme  imkanına  sahiptirler.  Esasen  küçük  yatırımcıların  menkul  değerleri  arz,  küçük  tasarrufların  yatırımlara  yönelmesi  bu  piyasada  gerçekleşmektedir.  İkincil  piyasadaki  bir  tıkanma,  derhal  etkisini  birincil  piyasada  gösterir,  firma  ve  kamu  kurumlarının  uzun  vadeli  fon  tedariki  zorlaşır.</p>
<p>MENKUL KIYMETLER BORSALARI </p>
<p>Menkul Kıymetler  Borsası  kuruluşlarındaki  yasal  özellikleri  açısından  başlıca  iki  ana gruba  ayrılmaktadır.<br />
Devlet  Borsaları<br />
Genellikle  bir kanunla kurulmakta  ve  borsanın  yönetimi  resmi  aracıların  oluşturduğu  kurallara  bırakılmaktadır.  Kara  Avrupasındaki  menkul  kıymetler  borsaları  bu  tipin  örnekleri  olarak  gösterilir.<br />
Özel  Borsalar<br />
Borsa,  üyeleri  tarafından  kurulan  şekli  bir  anonim  şirket  statüsündedir.  Bunların  kar  amacı  yoktur  ve  esas  itibariyle  bir  mesleki  kuruluş  niteliğindedir. Bütün  Anglo-Sakson  ülkelerindeki  menkul  kıymetler  borsaları  bu  türün  örnekleri  sayılabilir.  Ancak  Hükümetler  sonradan  çıkardıkları  kanun  veya  kararname  gibi yasal  belgelerle  borsalara  bir  resmiyet  verirler.</p>
<p>Bir  de  karma nitelikte  borsalar  vardır.  Bu  tür  borsalar,  kısmen  devlet  borsası  gibi  resmi  ve  kısmen  özel  borsalar  gibi  yarı  resmi  bir nitelik  taşırlar. Örneğin  İtalya’daki  menkul  kıymetler  borsası  bir  kanunla  kurulmuş  olmasına  rağmen,  idari  açıdan  ticaret  odasına  bağlanmak  suretiyle  mesleki  bir  kuruluş  hüviyetini  almıştır. Menkul  değerlerin  alım-satımı  ile  ilgili  bütün  işlemler  borsalardan  geçmez.</p>
<p>“Tezgah Üstü Piyasa”  organize  bir  borsa  dışında  yapılan  işlemleri  gösteren  bir  terim  olmuştur.  Bu  piyasa  gevşek  ve  gayri resmi  olmasına  rağmen,  örneğin  bütün  Amerika’ya  yayılmıştır. Borsa  dışı  işlemlerin  de  araya  giren  satıcıların  tabi  olduğu  kurallar  nedeniyle  ciddi  bir  alış-veriş  olduğunu  unutmamak  gerekir.  Burada  önemli  olan  nokta  menkul  değer  alım-satımının  niçin  borsa  dışında  yapıldığı  sorusudur.  Şu  iki  halde  menkul  değer  alım-satımı  borsa  dışı yapılmaktadır.</p>
<p>Borsa  dışı  bir  işlem,  alıcı  ve  satıcıya  borsa  masraflarından  kurtulmak  gibi  bazı  kolaylıklar  sağlayabilir.  Bu halde  alıcı  ve  satıcı  karşı  karşıya  gelip  işlemi  gerçekleştirirler.</p>
<p>Bazı  menkul  değerlerin  pazarlanma  şansı  yoktur.  Bunlar  organize  bir  pazarda (örneğin  menkul  kıymetler  borsasında)  işlem  göremezler.  Bu taktirde,  bu  tür  menkul  değerler  borsa  dışı  alım-satıma  konu olur.</p>
<p>Borsa  dışı  işlemler  de,  niteliği  açısından  organize  piyasalar  kadar  önemlidir.  Fakat,  bu  piyasa  borsalar  kadar  düzenli  sayılamaz. Borsa  dışı  piyasada  genellikle  borsaya  kota  olmayan  menkul  değerler,  devlet  tahvilleri  ve  yeniden  ihraç  edilmiş  menkul  değerler  gibi  üç  tür  kıymetli  evrak  işlem  görmektedir.</p>
<p>DÜNYADA MENKUL KIYMETLER BORSASININ TARİHİ</p>
<p>Borsaların  başlangıç  tarihi  çok eski olup  bunlar  Pazar  ve  panayırlara  dayanmaktadır. İlk  borsaların  temeli  kıymetli  madenlerin  alım-satımı ile  atılmış  ve  bu  meslek  sarraflık  şeklinde  gelişmiştir.  Zamanla  kıymetli  madenlerin  alım-satımı,  aracıların  da  devreye  girmesiyle  genişlemiş,  kredi  belgeleri  ile  ticari  senetlerin  alınıp  satıldığı  bir  piyasaya  dönüşmüştür.  Avrupa’da  ilk  borsa  1487  yılında  Anvers  şehrinde  kurulmuştur.  16.  Yüzyılda  bunun  yerini  Amsterdam  Borsası  almıştır.  Yüzyılın  sonlarına  doğru  Lyon’da  ve  bunu  takiben  diğer  Fransız  şehirlerinde  borsaların  kurulduğunu  görüyoruz.</p>
<p>Menkul  değerlerin  alınıp  satıldığı  bir  piyasa  Londra’da  mevcut  ise  de,  bunun  başlangıç  tarihi  kesin  olarak  saptanamamıştır. Fakat,  1770  yılında  bu  tür  menkul  değerlerin  alınıp  satıldığı  bir  kahvehanenin üstüne  menkul  kıymetler  borsası  anlamına  gelen “The Stock  Exchange”  levhası  asılmış  ve  buraya  giriş  ücrete  tabi  tutulmuş  ve  ilk  borsa  doğmuştur.</p>
<p>Londra  Menkul  Kıymetler  Borsası’nın  temeli  1801  yılında  atılmış  ve  bina  1802  yılının  başlarında  çalışmaya  başlamıştır. Fakat  Londra  menkul  Kıymetler  Borsası’nın  yasal  kuruluşu  1875  yılında  olmuştur. 1945  yılında  Borsanın  denetim  organı  olan  konsey  kurulmuş  ve  36  üyesi  atanmıştır.  Konsey  üyeleri,  borsaya  kayıtlı  üyeler  arasından  5 yıl  için  seçilmektedir. İngiltere’nin  büyük  şehirlerinde  aynı  şekilde  menkul  kıymetler  borsaları mevcuttur.<br />
New  York  Menkul  Kıymetler  Borsası  Amerika ve  Kanada’da  mevcut  diğer  menkul  kıymetler  borsalarının  prototipi  olup  gönüllü  olarak  kurulmuş,  fakat  üyelerin  meydana  getirdiği  şirketleşmemiş  bir  kuruluştur.  Yönetim  kurallarını  kendi  belirlemekle beraber,  1934  yılından  beri  SEC’in  (Securites  Exchange  Commission)  denetimine  tabi  bulunmaktadır.  1938  yılında  Conway  komitesinin  raporuna göre  New  Yok  Menkul  Kıymetler   Borsası’nın  kuruluş  ve  çalışma  düzeninde  büyük  bir  reform  yapılmış  ve  Borsa  yönetimi, üye  olmayan  ve  maaşlı,  tam  gün  esasına  göre  çalışan  bir  başkanın  idaresinde  bırakılmıştır.</p>
<p>TÜRKİYE’DE MENKUL KIYMETLER BORSASININ TARİHİ </p>
<p>1854 Kırım  savaşı  ile  başlayan  Osmanlı  borçları  nedeniyle  Türkiye’de  menkul  değerler  borsasının  kurulması  hem  kolaylaşmış,  hem  de  hızlanmıştır.  Osmanlı  borçlanma  tahvilleri  çıkarılmaya  başlandıktan  sonra,  bunun  İstanbul’da  bir  piyasası  oluşmuş  ve  gayrimüslim  bankerler Galata’da  bu  işle  uğraşmaya  başlamışlardır.  Türkiye’de  bir  borsa  kurulması  gereği  bu dönemde  ortaya  çıkmış  ve  Galata  Bankerleri  kendi  aralarında,  1864  yılında  bir  dernek kurarak  bu  harekete  öncülük  etmişlerdir.</p>
<p>1866 yılında  Türkiye’den  alacaklı  olan  devletlerin  de  desteği  ile  İstanbul’da  bir  Dersaadet  Tahvilat  Borsası  kurularak  çalışmaya  başlamış  ve  borsaya  Maliye  nezaretince  bir  komiser  atanmıştır.  Bu  borsanın  adı  1906  yılında  çıkarılan  bir  nizamname  ile  Esham  ve  Tahvilat  Borsası’na  dönüştürülmüş  ve  bu  kuruluş  Cumhuriyet  dönemine  kadar  devam  etmiştir.</p>
<p>İkinci  Meşrutiyet’in  ilanına  kadar  bu  borsaya  sadece,  İstanbul,  Selanik  ve  Beyrut’ta  kurulmuş  bulunan  yabancı  şirketlerin  çıkarmış  oldukları  menkul  değerler  kayıtlı  iken,  Meşrutiyet’ten  itibaren  yerli  şirketlerin  menkul  kıymetleri  kaydolunmaya  başlamıştır.</p>
<p>Cumhuriyet  döneminde,  1922  yılında  çıkarılan  yeni  bir  nizamname  (tüzük) ile  borsada bugünkü  sistemin  esasını  oluşturan  hükümler  getirilmiştir.  1929  yılında  kabul  edilen  1447  sayılı  Menkul  Kıymetler  ve  Kambiyo  Borsaları  Kanunu  ve  aynı yıl  çıkarılan  8172  sayılı  nizamname  ile  mevcut  borsa  yeniden  düzenlenmiş  ve  İstanbul  Menkul  Kıymetler  Borsası  kapatılarak  Ankara’ya  taşınmış  ve  “Kambiyo,  Esham  ve  Tahvilat  Borsası”  adı ile  açılarak  çalışmaya  başlamıştır. Bu  taşınmanın  sakıncaları  anlaşılmış  olacak ki,  1941  yılında  borsa  yeniden  İstanbul’a  nakledilmiştir.</p>
<p>Cumhuriyet  döneminde  kurulan  borsalarda  esham  ve  tahvilat  yanında  döviz  alım-satımı  da  işlemler  arasında  yer  almıştır.  Ancak  Türkiye’de  1931  yılından  sonra  şiddeti  giderek  artan  kambiyo  kontrolü  nedeni  ile  döviz  alım-satımı  anlamını yitirmiş  ve  1959  yılından  sonra  borsanın  döviz  alım-satımı  ile ilgili  rolü  bütünüyle  kaldırılmıştır.</p>
<p>Türkiye’de 1981 yılı Temmuz ayında yayınlanan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile sermaye piyasası yeniden düzenlenirken, menkul kıymetler borsasına yeni bir şekil ve içerik verilmek istenmiş ve 1929 tarih 1447 sayılı menkul kıymetler ve kambiyo borsaları kanunu yürürlükten kaldırılmış, bunun yerine 6.10.1983 gün ve KHK/91 sayılı menkul kıymetler borsaları hakkında kanun hükmünde kararname getirilmiştir. KHK/91’in yayımı tarihinden 1 yıl sonra 6.10.1984 tarihinde “Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” yayınlanmıştır. 18.12.1985 tarihinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yönetmeliği 18962 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ve nihayet, 26.12.1985 tarihinde borsa resmi bir törenle açılarak faaliyete başlamıştır. Bu olay SPK’nın IX. Sayılı tebliği ile resmi gazetede ilan edilmiştir. </p>
<p>MENKUL KIYMETLER BORSALARININ EKONOMİK İŞLEVLERİ</p>
<p>Menkul  kıymetler  borsasının  ekonomiye  sağladığı  yararlar  ile  temel  işlevleri  şu                 şekilde sıralamaktadır.                                   </p>
<p>Likidite  Sağlama  İşlevi</p>
<p>Daha önce ihraç edilmiş  menkul  kıymetler  için  sürekli  bir  Pazar  oluşmasını  sağlar.   Her  menkul  kıymeti  her   an  almak  veya  satmak  mümkün  olacağından,  menkul  kıymetin  pazarlanabilirliği  yani  likiditesi  sağlanmış  olur.  Bu  ortamda  mali  varlıklar  yatırımcılar  arasında  kolaylıkla  ve  en az  maliyetle  el değiştirir.<br />
Borsalar  halkın  elindeki  menkul  kıymetlerin  en  kolay  paraya  çevrildiği  yerlerdir.  Borsalar  ikincil  piyasada  menkul  kıymetlerini  elinden  çıkaran  kimselere  birincil  piyasadan  yeniden  menkul  kıymet  alma imkanı sağlar.  Böylece,  birincil  piyasadaki  menkul  kıymet  ihraçlarına  talep  artar.  Diğer  yandan,  ihraçtan  veya  ikincil  piyasadan  menkul  kıymet  satın  alan  bir  kimse  bunları  elinden  çıkarmak  istediği  veya  zorunlu  kaldığı  zaman  bunda  güçlük  çekerse  bir  daha  menkul  kıymet  satın  almak  istemeyecektir.  Daha  önemlisi,  kısa  veya  uzun  bir  süre  sonra  başka  bir  işte  lazım  olacak  parayı  menkul  kıymetlere  yatırmayacaktır.</p>
<p>Ekonomiye  Kaynak  Yaratma  İşlevi </p>
<p>Borsalar  tasarruflara  hareket  ve  canlılık  kazandırmaktadır.  Menkul  kıymetler  borsaları,  menkul  değerler  arzı  ile  talebinin  karşılaştığı  bir  piyasadır.  Borsalar  fon  talep  edenler,  tasarruflarını  değerlendirmek  isteyenler  ve  ellerinde  menkul  değer  bulundurup  da  bunları  satmak  isteyenler  için  kurulmuş  bir  pazardır.</p>
<p>Piyasa  ekonomisinin  hakim  olduğu  bir  ortamda  ekonomideki  tasarruf  seviyesinin  yükseltilmesi  ve  tasarrufların  en  verimli  yatırım  alanlarına  kaydırılması  şeklinde  ortaya  konulabilen  kaynak  sorununun  çözümlenebilmesi için  etkin  bir  piyasanın  olması  gereklidir.  Böyle  bir  piyasada, bütçe  açığını  borçlanmak  suretiyle  karşılamak  isteyen  veya  elinde  bulunan  ticari  işletmeleri  şirket  haline  getirerek  bunların  hisse  senetlerini  halka  satmak  isteyen  özel  sektörün  ve  hisse  senedi  çıkararak  sermayesine  ortak  olacak  yeni  kişi  ve  kurumlar  arayan  sınai  şirketlerin  karşılaşacakları  yer  menkul  kıymetler  borsalarıdır.</p>
<p>Sermaye  Mülkiyetini  Geniş  Bir  Topluma  Yayma  İşlevi<br />
Borsalar,  halka  açılmayı  ve  bu  yolla  sermayenin  tabana  yayılmasını  teşvik  eder.  Piyasada  etkinlik  yoksa  ancak  blok  halinde  hisse  satışları  yapılabilir.  Etkin  ikinci  el  piyasalarda  çok  kişiye  küçük  miktarlarda  satış  yapılarak  sermayenin  tabana  yayılması  mümkün  olur.  Şirketteki  kontrolünü  başka  büyük  bir  ortağa  devretmek  istemeyen  ortak  açısından  bu  nokta  çok  önemlidir.<br />
Ayrıca,  menkul  kıymetlerini  borsaya  kota  ettirebilen  ortaklıklar  çeşitli  avantajlar  elde  eder.  Kotasyon,  şirkete  tanınma  olanağı  sağlar.  Ortaklıklar,  borsanın  yaratmış  olduğu  teşvik  ortamından  yararlanarak,  menkul  kıymetlerini  halka  kolaylıkla  satabilir.  Diğer  bir  deyimle  borsalar,  halka  açılmayı  ve  pazarlamayı  kolaylaştıran  aracı  kuruluşlar  olmaktadır.  Bu  durumda  sermaye  mülkiyeti  topluma  yayılmakta  ve  küçük  tasarruflar  büyük  teşebbüslere  ortak  olmaktadır.<br />
Ekonominin  Göstergesi  Olma  İşlevi<br />
Borsalarda  her gün  yüzlerce  hisse  senedi  ve  tahvil  işlem görmekte,  bunların  fiyatları  hemen  yayımlanmaktadır.  Böylece  bu  tür  menkul  değerleri  çıkarmış  bulunan  kuruluşlar,  sürekli  bir  sınav  ve  değerlendirmeye  tabi  tutulmuş  olurlar.<br />
Menkul  değerlere  olan  talebin  şiddetine  ve  sunulan  menkul  değerlerin  hacmine  göre,  fiyatlar  sürekli  olarak  değişir.  Fakat  borsada  menkul  değerlerin  fiyatını  etkileyen  hacmine  göre,  fiyatlar  sürekli  olarak  değişir.  Fakat  borsada  menkul  değerlerin  fiyatını  etkileyen  asıl  faktör  bunları  ihraç  eden  şirketlerin  mali  bünyeleri,   başarı  dereceleri  ve  karlılık  durumlarıdır.  Eğer  şirket  başarılı  ise  hisse  senetleri  için  talep  arttığı  gibi,  fiyatlarda  yükselir.  Böylece  borsada  oluşan  fiyatlar  tasarruf  sahipleri,  yatırımcılar,  teşebbüs  yöneticileri  ve  iktisatçılar  için  çok  yararlı  bir  gösterge  olmaktadır.<br />
Borsada  kota  edilen  hisse  senetlerine  göre  düzenlenen  menkul  değer  fiyat  endeksleri,  ülkenin  genel  ekonomik  gidişi  hakkında  toplu  fikir  veren  ve  gelecek  hakkında  önceden  tahminler  yapmaya  yarayan  veri  niteliğindedir.  Enflasyonun,  yatırımların,  gelişme  ve  kalkınmanın,  ekonomi  dışı  etkenlerin,  örneğin  savaş  tehlikesi,  politik  istikrarsızlık  gibi  durumların  ekonomideki  etkilerinin  en  iyi  izlenebildiği  yerlerden  biri  borsalardır.<br />
Uzun  Vadeli  Yatırımların  Kısa  Vadeli  Tasarruflarla  Finansmanını  Sağlama  İşlevi<br />
Şirketler  açısından,  borç  doğurucu  araçların  ihracında  söz  konusu  olan  “vade”  kısıtının  etkisini  azaltır.  Şirketler  pazarlama  güçlüğünden  dolayı  uzun  vadeli  araçlar  ihraç  etmekte  zorluk  çekerler.  Bu  durum  uzun  vadeli  borçlanmanın  maliyetinin  olması  gerekenden  daha  yüksek olmasına  yol  açmaktadır.  İkinci  el  piyasa  etkin   çalışıyorsa  bu  kısıt  ve  ek  maliyetler  ortadan  kalkar.<br />
Menkul  Kıymetlerle  İlgili  Bilgilere  Kolay  Ulaşma  İşlevi<br />
Birinci  el  piyasalardaki  vade,  fiyat  ve  diğer  koşulların  belirlenmesinde  kullanılacak  bilgileri sağlar.  Bu  durum,  şirketlerin  daha  objektif  bilgilere  dayanarak  kaynak  maliyeti  bilgileri sağlar.  Bu  durum,  şirketlerin  daha  objektif  bilgilere  dayanarak  kaynak  maliyeti  hesaplamalarına  olanak  tanır;  birinci  el  piyasada  sınırlı  kaynakların  en  etkin  alanlarda  kullanılması sağlanır.  İkinci  el  piyasalarda  kullanılacak  fiyat  ve  oranların  belirlenmesinde  borsalarda  oluşan  fiyat  ve  oranlar,  dikkate  alınır.  Borsa  bülteni  ve  diğer  basın  yayın  organları  vasıtasıyla  borsada  oluşan  fiyat  ve  oran  bilgileri  yatırımcılar  tarafından  en  ucuz  maliyetle  ve  kolaylıkla  edinilir.<br />
Güvence  İşlevi<br />
Borsalar,  yatırımcının  korunmasını  sağlar.  Menkul  kıymetlerinin,  borsa  kotuna  alınması,  ve  borsada  işlem  görebilmesi  için  şirketler  belirli  koşulları  sağlamak  zorundadır.  Bir  anlamda,  bu  şirketler  sürekli  olarak  denetim  ve  gözetim  altındadır  ve  bu  şirketlerle  ilgili  bilgiler  yatırımcıların  korunması  amacıyla  en  kısa  sürede  kamuya  açıklanır.<br />
Sanayide  Yapısal  Değişikliği  Kolaylaştırma  İşlevi<br />
Şirketlerin  gelişme  trendleri,  Borsa’daki  hisse  senedi  fiyatlarına yansır. Özellikle  bir  şirketin  mali  bakımından  zayıf  olması  halinde,  aynı  alanda  çalışan  diğer  sermaye  grupları  bu  şirketin  hisselerini  toplayarak  zayıflayan  şirkete  taze  kan  aşılarlar.  Birleşme,  füzyon  ve  ele  geçirme  şeklinde  adlandırılan  işlemlerde  borsaların  sağladıkları  kolaylık  büyüktür.  Böylece  “take over  bid”  şeklinde  isimlendirilen  işlemler sonucu,  durumu  zayıflayan  şirketlerin  hisse  senetlerinin  kamuya çağrıda  bulunarak  toplanmasıyla,  mali  çöküntü  önlenmekte  ve  tasarruf  sahiplerinin  zararları  azaltılmaktadır.  Aleni  alım  teklifleri  zayıf  düşmüş  şirketlerin  durumlarını  düzeltmek  için  yararlı  bir  operasyon  olmakta  ve  çoğu  bu tür  şirketlerin  hisse  senetlerinin  değer  kaybını  önlemektedir.  Bu  tür  operasyonlar  borsanın  düzenleyici  rolü  ve  gözetimi  olmadan  gerçekleşemez.<br />
İKİNCİ BÖLÜM</p>
<p>SERMAYE PİYASASI KURUMLARI</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu’na göre faaliyette bulunabilecek “ Sermaye Piyasası Kurumları “ aşağıda gösterilmiştir.<br />
Sermaye Piyasası Kurulu<br />
Aracı Kuruluşlar (yetki almış bankalar ve aracı kurumlar)<br />
Yatırım Ortaklıkları<br />
Yatırım Fonları<br />
Sermaye piyasasında faaliyet göstermesine izin verilen diğer kurumlardır.<br />
Diğer kurumlar, sermaye piyasası araçlarının takas ve saklanması, derecelendirilmesi ve bunları ihraç eden ortaklık ve kuruluşlarla sermaye piyasası kurumlarının denetlenmesi ile uğraşan kuruluşlar; yatırım danışmanlığı portföy yönetimi gibi sermaye piyasası faaliyetlerini yerine getiren şirketler ve ortaklık ve kuruluşlara ait alacakları temellük ederek münhasıran SPK’nın 13/a maddesinde belirlenen   varlığa dayalı menkul kıymetleri ihraç etmek amacıyla teşkil edilen genel finans ortaklıkları, ipoteğe dayalı menkul kıymetler merkezleridir. (SPK, md 39)<br />
Ancak yukarıda “aracı kuruluşlar” olarak belirtilen ikinci madde, SPK md 32’de “aracı kurumlar” olarak belirtilmektedir. Sermaye Piyasası Kanunu’nda “sermaye piyasası kurumları” tanımına dahil edilmeyen bankalar da sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunurlar. Bankalar faaliyetlerinde sınırlı     olarak SPK hükümlerine tabidirler. Bankalar kuruluş, denetim,gözetim, muhasebe, mali tablo ve rapor standartları konularında Bankalar Kanunu’na tabidir. (SPK md 50)</p>
<p>SERMAYE PİYASASI KURULU</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu, Sermaye Piyasası Kanunu ile verilen görevleri yapmak üzere kurulmuş tüzel kişiliği haiz bir kurumdur.<br />
Yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanır. Kurulun merkezi Ankara’dadır. Kurul kararıyla yurt içinde ve yurt dışında gerekli görülen yerlerde temsilcilik kurulabilir, bürolar açılabilir. Kurulun ilgili olduğu bakanlık Maliye Bakanlığıdır.<br />
Kurul; Maliye Bakanlığınca gösterilecek altı aday arasından üçü; Adalet Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, T.C. Merkez Bankası ve Türkiye Bankalar Birliğince gösterilecek ikişer adaydan birer kişi Bakanlar Kurulu tarafından seçilmek suretiyle yedi üyeden oluşur.<br />
Bakanlar Kurulu, Maliye Bakanlığı adayları arasından seçilenlerden birisini başkan, birisini de başkanvekili olarak görevlendirir. Başkan, başkanvekili ve üyelerin atanmaları Kararname ile olur.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun Görev ve Yetkileri</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun başlıca görev ve yetkileri şunlardır  (SPK md 22) ;</p>
<p>Sermaye piyasası araçlarının ihracını, halka arz ve satışının şartlarını düzenlemek ve denetlemek<br />
İhraç veya halka arz olunacak sermaye piyasası araçlarını Kurul kaydına almak ve kamu yararının gerektirdiği hallerde sermaye piyasası araçlarının halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak<br />
İhraçcıların alacaklarına ve duran varlıklarına dayalı olarak çıkaracakları varlığa dayalı menkul kıymetlerin şartların, ihraç ve halka arz esaslarını ve tabi olacakları sair hususları düzenlemek, gerektiğinde genel finans ortaklıkları ile risk sermayesi yatırım fonları, risk sermayesi yatırım ortaklıkları ve risk sermayesi yönetim şirketlerini denetlemek,<br />
Bağımsız denetlemeye yetkili olanların sermaye piyasasında bağımsız denetleme faaliyetinde bulunmak üzere oluşturacakları kuruluşlara ilişkin kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını, bu şartlara uyan sermaye piyasasında bağımsız denetlemeye yetkili kuruluşları listeler halinde ilan etmek,<br />
Kamunun zamanında, yeterli ve doğru aydınlatılması amacıyla genel ve özel nitelikte kararlar almak ve her türlü mali tablo ve raporlar ile bunların bağımsız denetimlerini, sermaye piyasası araçlarının halka arzında yayımlanacak izahname ve sirkülerin ve araçların değerini etkileyebilecek önemli bilgilerin kapsamını, standartlarını ve ilan esaslarını tespit ve bu konuda tebliğler yayımlamak,<br />
Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ihraçcıların, bankaların, sermaye piyasası kurumlarının ve borsalar ve diğer teşkilatlanmış piyasaların faaliyetlerinin bu Kanun’a Kurul yönetmelik tebliğ ve kararlarına ve sermaye piyasası ile ilgili diğer mevzuata uygunluğunu gerekli her türlü bilgi ve belgeyi isteyerek, izlemek ve denetlemek,<br />
Sermaye piyasasını ilgilendiren her türlü yayın, duyuru ve reklamları izlemek, yanıltıcı ilan ve reklamları yasaklamak,<br />
Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri gereğince kendisine tevdi edilen mali tablo ve raporları, bağımsız denetleme raporları ile diğer belgeleri incelemek, gerekli gördüğü hususlar hakkında ihraçcı ve kurum denetçilerinden veya bağımsız denetçilerden ayrıca rapor istemek, elde ettiği sonuçları değerlendirerek, Kanun’da belirtilen gerekli tedbirleri almak,<br />
Halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarında genel hükümler çerçevesinde  vekaleten oy kullanılmasına ilişkin esasları belirlemek,<br />
Finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mal ve kıymetli madenlere dayalı vadeli işlem sözleşmesi ile münhasıran bu sözleşmelerin işlem göreceği borsalarda çalışacak kurumların kuruluş faaliyet ilke ve esasları ile yükümlülüklerini düzenlemek, izlemek ve denetlemek,<br />
Menkul kıymetlerin geri alma veya satma taahhüdü ile alım ve satımını, ilgili sözleşmeleri ve bu sözleşmelere ilişkin piyasa işlem kurallarını düzenlemek ve bu işlemlerle ilgili faaliyet ilke ve esaslarını belirlemek,<br />
Menkul kıymet ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve esasları belirlemek, T.C. Merkez  Bankasının görüşü alınmak suretiyle kredili menkul kıymet işlemleri ile ilgili düzenlemeler yapmak,<br />
Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de sermaye piyasası araçlarının ihraç ve halka arzı konusunda ilgili mevzuat çerçevesinde gereken düzenlemeleri yapmak,<br />
Sermaye piyasası araçlarının takası, saklaması veya kaydi değer haline getirilmesi, ve derecelendirilmesini düzenlemek ve denetlemek,<br />
Sermaye piyasasının gelişmesini teminen yeni sermaye piyasası kurumlarına ilişkin kuruluş, faaliyet, tasfiye ve sona erme esaslarını belirlemek ve bunları denetlemek,<br />
İlgili Bakanca istenecek incelemeleri yapmak; çalışmaları hakkında ilgili Bakana rapor vermek; sermaye piyasası ile ilgili mevzuat değişiklikleri hakkında önerilerde bulunmak, kurulun görev ve yetkileri arasındadır.<br />
Sermaye Piyasası Kurulu, bütün bu görevleri yaparken bakanlıklardan, ilgili resmi ve özel kuruluşlardan ve şahıslardan görüş ve bilgi isteyebilir. Bunlar bu isteğe cevap vermek ve Kurulun görevlerine gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler. Kurul, kanunen başka merciler tarafından takibi gereken hususları ilgili mercilere intikal ettirir.</p>
<p>ARACI KURULUŞLAR</p>
<p>Aracı kurumlar ile sermaye piyasasında faaliyet gösterme yetkisi almış olan bankalar, aracı kuruluşları oluşturur.<br />
Aracı kurumlar Sermaye Piyasası Kanunun hükümlerine tabidirler. Kendi menkul kıymetlerini halka arz eden bankalar ile sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunan bankalar, bu faaliyetleri ile sınırlı olarak SPK hükümlerine tabi olurlar. Ancak Kanun hükümleri, ortak sayısı bakımından bankalar hakkında uygulanmaz.Bankalar kuruluş, denetim, gözetim, muhasebe, mali tablo ve rapor standartları konularında Bankalar Kanunu’na tabidir. (SPK md 50)<br />
Aracı Kurumların Kuruluş Şartları (Seri: V, No:19, md 5)</p>
<p>Aracı kurumların kurulmalarına Kurulca izin verilebilmesi için;<br />
Anonim ortaklık şeklinde kurulmuş olmaları,<br />
Hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması,<br />
Hisse senetlerini nakit karşılığı çıkarılması,<br />
Ödenmiş sermayelerinin asgari 500 milyar TL olması ve sermayenin % 50’sinin İ.M.K.B. Takas ve Saklama Bankası A.Ş.’nde hazine bonosu veya devlet tahvili şeklinde bloke edilmiş olması,<br />
      alım satıma aracılık ve halka arza aracılık faaliyetlerinin yanında, diğer aracılık faaliyetlerinde bulunan veya bulunacak aracı kurumların, her ayrı faaliyet için 5 milyar TL ilave ödenmiş sermayeye sahip olmaları zorunludur. Asgari sermaye miktarları, 1997 yılından başlamak üzere her yıl bir önceki yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme katsayısı oranında arttırılır ve ilgili yılın Haziran ayının sonuna kadar ödenir.( md 11)<br />
Esas sözleşmelerinin Kanun hükümlerine ve Kurul düzenlemelerine uygun olması,<br />
Kurucuların müflis olmadığının veya yüz kızarıcı bir suçtan dolayı hükümlülüklerinin bulunmadığının tespit edilmiş olması gerekir.</p>
<p>Ø	Aracı Kurumların Özsermayeleri İle İlgili Düzenleme</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu, 1997/2 no’lu SPK Haftalık Bülteni ile 30 Haziran 1997 tarihine kadar yerine getirilmek üzere Aracı Kurumların özsermayeleri ile ilgili yeni bir düzenleme yapmıştır. Buna göre;<br />
Aracı kurumlardan yalnızca alım satım aracılığı yetki belgesi bulunanların sahip olması gereken asgari sermaye tutarı 50 milyar TL’dir.<br />
Ancak (a) da belirtilen asgari özsermaye tutarına, banka, sigorta, finansal kiralama, factoring ve finansman şirketleri ile özel finans kurumları dışında kalan<br />
      &#8211; Her acenta için 20 milyar TL,<br />
- Her şube ve irtibat bürosu için 10 milyar TL,<br />
      &#8211; Repo-ters repo yetki belgesi için 50 milyar TL,<br />
- Halka arza aracılık ve portföy yöneticiliği yetki belgelerinin her biri için 10 milyar TL,<br />
- Yatırım   danışmanlığı yetki belgesi için 5 milyar TL, hesaplanarak özsermayeye ilave edilmesi gerekir.<br />
Bu şekilde hesaplanacak asgari özsermaye miktarı her yıl Maliye Bakanlığı’nca belirlenerek ilan edilen yeniden değerleme oranına göre yeniden hesaplanır ve bulunacak bu meblağ ile özsermaye arasında fark olması halinde izleyen yılın altıncı ayının sonuna kadar özsermaye ( ödenmiş sermaye ve yedek akçelerin toplamından zararların düşülmesi ile bulunur) tamamlanır.<br />
Bu düzenlemeye göre sahip olunması gereken asgari özsermayenin beşte dördü kadar miktar kamu borçlanma senedine yatırım yapılarak bunların Takasbank’a bloke edilmesi gerekir. Bu şekilde Takasbank’a bloke edilecek kamu iç borçlanma senetlerinin miktarının tesbitinde esas alınacak özsermaye tutarı, aracı kurumların zorunlu varlık yatırımları ve işletme sermayesi için ihtiyaç duyacakları kaynaklar dikkate alınarak hesaplama yapılacak, hükümdeki beşte dörtlük blokaj “ Özsermaye Tablosu”nda gösterilen şekilde hesaplanan “ Serbest Özsermaye ” rakamına tatbik edilecektir.<br />
Sahip olunması gereken tutarın üzerinde asgari özsermayeye sahip olan aracı kurumlar, asgari özsermayeyi aşan kısmın onda biri kadar tutarı kamu borçlanma senetlerine yatırarak Takasbank’a bloke ederler. Bankaların aracı kurum kurma veya devralmasıyla kurulan aracı kurumlardan 500 milyar TL sermayeli olanların, kamu borçlanma senetleri olarak yatıracakları miktar 500 milyar TL’yi aşan özsermayeye oranlanarak bulunur.</p>
<p>Ø	Aracı Kuruluşların Faaliyet Konuları</p>
<p>Sermaye piyasasında aracılık; sermaye piyasası araçlarının, yetkili kuruluşlar tarafından kendi nam ve hesabına, başkası nam ve hesabına, kendi namına başkası hesabına alım satımıdır. Vadeli işlem sözleşmelerinin yapılmasına aracılık da bu hüküm kapsamındadır.</p>
<p>Aracı kuruluşların aracılık kapsamında olmak üzere her bir ayrı faaliyet için Kurul’dan yetki belgesi almak kaydıyla yapabilecekleri sermaye piyasası faaliyetleri;<br />
Sermaye piyasası araçlarının ihraç veya halka arz yoluyla satışına aracılık<br />
Daha önce ihraç edilmiş olan sermaye piyasası araçlarının aracılık amacıyla alım satımı<br />
Finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mal ve kıymetli madenlere dayalı vadeli işlem sözleşmesi yapılmasına aracılık<br />
Menkul kıymetlerin geri alım veya satım taahhüdü ile alım satımı<br />
Yatırım danışmanlığı<br />
Portföy işletmeciliği veya yöneticiliğidir. ( SPK md 30)</p>
<p>Yukarıda a ve b şıklarında belirtilen faaliyetler münhasıran aracı kuruluşlarca yürütülür.<br />
Aracı kuruluşlar. Kredili menkul kıymet, açığa satış ve menkul kıymetlerin ödünç alma ve verme işlemeleriyle de uğraşabilirler. (Seri: V No: 18 md 4)<br />
Ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulu, ortaklıkların sermaye artırımlarına yeni pay alma haklarının kullandırılması işlemlerinin aracı kuruluşlar vasıtasıyla yapılmasını isteyebilir. (Seri: 1 No;22 md 15)</p>
<p>YATIRIM ORTAKLIKLARI </p>
<p>Yatırım ortaklıklarına ilişkin esaslar Seri:VI No; 4 ile  belirlenmiştir.<br />
Yatırım ortaklıkları; sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda veya borsa dışı organize piyasalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek üzere anonim ortaklık şeklinde ve kayıtıl sermaye esasına göre kurulan sermaye piyasası kurumlarıdır.<br />
Yatırım ortaklıkları, hisse senetlerini satın aldıkları ortaklıkların herhangi bir şekilde sermayesine ve yönetimlerine hakim olmak amacı güdemezler.<br />
Esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek  kaydıyla, Portföy değerinin en az % 25 ‘ini devamlı olarak özelleştirme kapsamına alınmış KİT’ler dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış yatırım ortaklıkları A tipi yatırım ortaklıkları olarak adlandırılır.</p>
<p>Yatırım Ortaklıklarının İşlevleri</p>
<p>Portföy işletmek amacıyla,<br />
Ortaklık portföyünü oluşturmak, yönetmek ve gerektiğinde portföyde değişiklikler yapmak<br />
Portföy çeşitlendirmesiyle yatırım riskini, faaliyet alanlarına ve ortaklıkların durumlarına göre en aza indirecek biçimde dağıtmak<br />
Menkul kıymetlere, mali piyasa ve kurumlara, ortaklıklara ilişkin gelişmeleri sürekli izlemek ve portföy yönetimiyle ilgili olarak gerekli önlemleri almak<br />
Portföyün değerini korumaya ve arttırmaya yönelik araştırmalar yapmak.</p>
<p>Ø	Yatırım Ortaklıklarının Kuruluş Şartları</p>
<p>Yatırım ortaklıklarının kuruluş izin alabilmeleri için portföy işletmeciliği faaliyetinde bulunmak üzere Kurula başvurmaları şarttır.</p>
<p>Yatırım ortaklıklarına kuruluş ve faaliyet izni verilebilmesi için;<br />
Kayıtlı sermayeli olarak anonim ortaklık şeklinde ve hisse senetlerini halka arzetmek üzere kurulmaları<br />
Başlangıç sermayelerinin 100 milyar TL’den az olmaması<br />
Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması<br />
Ticaret ünvanlarında “Yatırım Ortaklığı” ibaresinin bulunması<br />
Esas sözleşmelerinin bu SPK’ya uygun olması<br />
Kurucularının müflis olmadığının veya yüz kızartıcı bir suçtan dolayı hükümlülüklerinin bulunmadığının tespit edilmiş olması gerekir. Ayrıca yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun Türk vatandaşı olmaları gerekir.</p>
<p>Yatırım ortaklıkları, anonim ortaklık oldukları için bir yönetim kurulu tarafından temsil edilirler. Ortakların hisse senetleri vardır. Ani veya tedrici olarak kurulurlar. Hisse senetlerinin halka arzı, sermaye artırımı yoluyla yapıldığı takdirde “Hisse Senetlerinin Kurul Kaydına Alınmasına İlişkin Esaslar Tebliği” hükümlerine uyulur. Mevcut hisselerin halka arzında ise “ Hissedarların Ellerinde Bulunan Hisse Senetlerini Halka Arzetmelerine İlişkin Esaslar Tebliği” ne uyulur.</p>
<p>Yatırım Ortaklıklarında Kar Dağıtımı</p>
<p>Yatırım ortaklığınca ihraç edilen hisse senetleri kuruluşta, yatırım ortaklığının tescil edildiği dönem itibariyle kar payına hak kazanır. Sermaye artırımı suretiyle yeni hisse senedi ihraçlarına ise, ihraç edilen hisse senetleri, yeni pay alma hakkının kullanımına ilişkin sirkülerin yayımlandığı hesap dönemi itibariyle kar payına hak kazanır.<br />
Yatırım ortaklıklarını nakdi sermaye artırımı nedeniyle çıkaracakları hisse senetlerinin satış süresi içinde, yeni pay alma hakkının kullanımına ilişkin sirkülerin yayımlandığı hesap dönemi sona ererse, hesap döneminin son gününün takip eden tarihten başlamak üzere, hisse senetlerinin geçmiş hesap dönemine ilişkin kar payı kuponları iptal edilerek satılır. Aynı esaslar yeni pay alma haklarının kullanılmasından sonra kalan payların satışında verilecek hisse senetleri için de geçerlidir.<br />
Şirketin karı; Portföyündeki menkul kıymetlerin alım satımından oluşan kar, gerçekleşen faiz, temettü ve benzeri gelirlerin toplamından, amortisman ve genel yönetim giderleri gibi giderlerin düşülmesinden sonra bulunan tutardır.<br />
Gerçekleşme  deyimi faiz, temettü ve benzeri gelirlerin vadesinde, duyuru tarihinde ya da satış anında tahsil edilebilir hale geldiği durumu ifade eder. Dönem karının hesabında, portföydeki menkul kıymetlerin tahakkuk etmiş değer artışları dikkate alınmaz.<br />
Kar dağıtımında hesap dönemi itibariyle mevcut payların tamamı eşit şekilde kar payından yararlanır.</p>
<p>YATIRIM FONLARI</p>
<p>Yatırım fonlarının kuruluş, faaliyet ilke ve kuralları, katılma belgeleri ve halka arzına ilişkin esaslar Seri :VII No.10 Tebliğ ile düzenlenmiştir.<br />
Yatırım Fonları; Kanun hükümleri uyarınca halktan katılma belgeleri karşılığı toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre, aşağıda belirtilen varlıklardan oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan mal varlığıdır.<br />
Özelleştirme kapsamına alınanlar dahil Türkiye’de kurulan ortaklıklara ait hisse senetleri, özel ve kamu borçlanma senetleri,<br />
Türk Parasının Kıymetini koruma Hakkındaki 32 sayılı Karar hükümleri çerçevesinde alım satımı yapılabilen, yabancı özel ve kamu borçlanma senetleri ve hisse senetleri,<br />
Ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler ile bu madenlere dayalı olarak ihraç edilmiş ve borsalarda işlem gören sermaye piyasası araçları,<br />
Kurul’ca uygun görülen diğer sermaye piyasası araçları ve forward sözleşmeleri,</p>
<p> Fon portföyleri, tanımda belirtilen varlıklardan her biri esas alınarak oluşturulabileceği gibi, varlık türleri itibariyle karma da olabilir.Fon içtüzüklerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin aylık ağırlıklı ortalama bazda en az % 25 ‘ini devamlı olarak Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar  A tipi fon olarak adlandırılır. A tipi yatırım fonları portföylerine yabancı vadeli işlem sözleşmelerini ve opsiyonları dahil edemezler.</p>
<p>Fon Türleri</p>
<p>Yatırım fonları, içtüzüklerinde belirtilmek koşuluyla aşağıdaki türlerde kurulabilir.</p>
<p>i)  Fon portföyünün en az % 51’ini devamlı olarak,<br />
Kamu ve/veya özel sektör borçlanma araçlarına yatırmış fonlar “ Tahvil ve Bono Fonu”,<br />
Özelleştirme kapsamına alınanlar dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar “Hisse Senedi Fonu”,<br />
Belirli bir sektörü oluşturan ortaklıkların menkul kıymetlerine yatırmış fonlar “Sektör Fonu”,<br />
Kurul’un Seri:XI No.10 tebliğinin 3’üncü maddesinde tanımlanan iştiraklerce çıkarılmış menkul kıymetlere yatırmış fonlar “İştirak Fonu”,<br />
Seri XI No.10 tebliği’nin 2’inci maddesinde tanımlanan belli bir topluluğun menkul kıymetlerine yatıran fonlar “Grup Fonu”,<br />
Yabancı özel ve kamu sektörü menkul kıymetlerine yatırmış fonlar “Yabancı Menkul Kıymetler Fonu”,<br />
Ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler ile bu madenlere dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırmış fonlar “Altın ve Diğer Kıymetli Madenler Fonu”<br />
ii) Portföyün tamamı;<br />
Hisse senetleri, borçlanma senetleri, altın ve diğer kıymetli madenler ile bunlara dayalı sermaye piyasası araçlarından en az ikisinden oluşan ve her birinin değeri fon portföy değerinin % 20’sinden az olmayan fonlar “Karma Fon”,<br />
Vadesine 90 günden az kalmış sermaye piyasası araçlarından oluşan fonlar “Likit Fon”,<br />
Portföy sınırlamaları itibariyle yukarıdaki türlerden herhangi birine girmeyen fonlar “Değişken Fon”,<br />
Borsa endekslerindeki oranlara göre endeks kapsamındaki hisse senetlerinden oluşan portföyü işleten fonlar “Endeks Fon”,olarak  adlandırılır.<br />
Yukarıda sayılanlar dışında da, iç tüzüklerde belirtilmek suretiyle oluşturulacak portföy yönetim stratejilerine uygun fon türleri, Kurul’ca uygun görülmesi koşuluyla belirlenebilir.</p>
<p>Fon  içtüzüklerinde belirtilmek suretiyle, portföy değerinin aylık ağırlıklı ortalama bazda en az % 25’ini, devamlı olarak Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar A tipi, diğerleri B tipi olarak adlandırılır ve bu tipler fon türleri ile birlikte belirtilir.<br />
Katılma belgeleri önceden belirlenmiş kişi ve kuruluşlara tahsil edilmiş fonlar “Özel Fonlar” olarak adlandırılır.</p>
<p>Fonun Sona Ermesi</p>
<p>Kurucunun iflası veya tasfiyesi halinde Kurul, fonu uygun göreceği başka bir kuruluşa tasfiye amacıyla devreder. Saklayıcı kurumun iflası halinde, kurucu fon varlığını Kurul’ca uygun görülecek başka bir kuruluşa devreder. Bu durumdan başka aşağıdaki nedenlerle sonar erer.<br />
Fon içtüzüğünde bir süre öngörülmüş ise bu sürenin sona ermesi,<br />
Fon süresiz ise kurucunun kurul’un uygun görüşünü aldıktan sonra 6 ay öncesinden feshi ihbar etmesi,<br />
Kurucunun fon kurma koşullarını kaybetmesi.</p>
<p>Fonun son üç aylık dönem itibariyle dolaşımdaki pay sayısının ortalama olarak, toplam pay sayısının % 10’unun altına düşmesi halinde, Kurul fonun tasfiyesini isteyebilir. Fon denetçisi bu durumun oluşmasını takiben 6 işgünü içinde Kurul’a bildirmek zorundadır. Fon mal varlığı, fon içtüzüğündeki ilkelere göre tasfiye edilir ve tasfiye bakiyesi katılma belgesi sahiplerine payları oranında dağıtılır. Fesih anından itibaren hiçbir katılma belgesi ihraç edilemez ve geri alınamaz.</p>
<p>Yatırım Ortaklıkları ve Yatırım Fonlarını Tercih Nedenleri</p>
<p>Yatırım ortaklıklarını ve yatırım fonlarını ortaya çıkaran başlıca iki faktör vardır.<br />
Küçük yatırımcıların yatırımlarında, portföy yönetiminde ve risk dağıtımında bir uzmandan yararlanma ihtiyacı ve büyük çapta bir portföyün vereceği imkanlarla riskten kaçınma,<br />
Oluşan belli tipteki portföy defalarca tekrarlanmasını bertaraf etmek.</p>
<p>Buna göre yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları, aşağıdaki unsurlardan oluşmaktadır:<br />
Çok sayıda küçük sermaye sahibi,<br />
Herkes için bir tip portföy,<br />
Uzman eliyle portföy oluşturma ve yönetme,<br />
Portföyde maksimum randıman ile minimum risk arasında optimal dengeyi sağlama,<br />
Portföy hizmetlerini tek elden yürütme.</p>
<p>HALKA AÇIK ANONİM ORTAKLIKLAR</p>
<p>Halka açık anonim ortaklıklar Türk Ticaret Kanunu ile birlikte Sermaye Piyasası Kanunu’na tümüyle tabi olan, Sermaye Piyasası Kanunu’nda “hisse senetleri halka arz edilen” şirketlerdir.</p>
<p>Pay sahibi sayısı 100’ü aşan anonim ortaklıkların hisse senetleri halka arz olunmuş sayılır ve halka açık anonim ortaklık hükümlerine tabi olurlar. Böylece, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olarak Sermaye Piyasası Kurulu denetimine girerler.</p>
<p>Halka açık şirketlerin halktan ilgi görmesi için şirketlerde şu faktörlerin bulunması gereklidir;<br />
Güven,<br />
Likidite,<br />
Karlılık.<br />
Şirketlerin halka açılması ya da halka açık şirketlerin ve halka sunulan hisse senetlerinin çoğalması şu kaynaklardan olur;</p>
<p>Doğrudan doğruya halka açık şirketlerin kurulup halka hisse senedi arz etmesi:<br />
Enflasyonun aşırı olmadığı, faiz oranlarının çok yüksek olmadığı dönemlerde de halkın tasarruf ve yatırım gücü yeterli ise bu yolla halka açılmak mümkündür.<br />
Kapalı şirketlerin halka açılması iki yolla olabilir:<br />
Yatırım bankalarının, diğer bankaların ve devletin halka kapalı şirketlerdeki iştirak paylarını şirket kara geçtikten sonra halka devretmeleri,<br />
Kapalı şirketlerin yeni ve büyük projeleri gerçekleştirmek amacıyla ve halka açılmak suretiyle sermaye arttırımı yapmaları ve yeni payları halka arz etmeleri.</p>
<p>Kapalı şirketleri halka açmadan, sahipleri tarafından holdingler kurulması:<br />
Holding hisse senetlerine çekicilik kazandırmak için mevcut karlı şirketlerin hisselerinin bir bölümünün  holdinge devredilmesi, bu hisseler karşılığında holdingten yönetime hakim olacak miktarda hisse alınması; holdingin geri kalan hisselerin halka açılması suretiyle toplanacak yeni fonlarla holdinge bağlı yeni şirketler kurulması,</p>
<p>Halka açık şirketlerin sermaye arttırımları:<br />
Sermaye arttırımlarında prensip olarak artırılan sermayeden yeni pay alma hakkı eski ortaklara aittir ve eski ortaklar ve bu haklarını eski hisseleri oranında kullanabilirler ki buna “rüçhan hakkı” diyoruz.Sermaye arttırımları sonucu hisse senetleri parçalanır. Rüçhan    </p>
<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>
<p>SERMAYE PİYASASI ARAÇLARI</p>
<p>Genel Bilgiler</p>
<p>Sermaye piyasası araçları, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarıdır.(SPK md.3)</p>
<p>Menkul Kıymetler<br />
-Ortaklık veya alacaklılık sağlayan,<br />
-Belli bir meblağı temsil eden,<br />
-Yatırım aracı olarak kullanılan,<br />
-Dönemsel gelir getiren,<br />
-Misli nitelikte,<br />
-Seri halinde çıkarılan,<br />
-İbareleri aynı olan ve<br />
-Şartları kurulca belirlenen<br />
-Kıymetli evraktır. 	Diğer Sermaye Piyasası Araçları<br />
Menkul kıymetler dışında kalan ve şartları kurulca belirlenen evraktır. Çek, poliçe, bono ile mevduat sertifikaları bundan müstesnadır.</p>
<p>Menkul kıymetler olarak;</p>
<p>-hisse senetleri,                                             -kar ve zarar ortaklığı belgeleri,<br />
-hisse senedi türevleri,                                  -banka bonoları,<br />
-geçici ilmühaberler,                                     -banka garantili bonolar,<br />
-yeni pay alma kuponları,                             -finansman bonoları,<br />
-tahviller,                                                      -varlığa dayalı menkul kıymetler,<br />
-tahvil türevleri,                                            -gelir ortaklığı senetleri,<br />
-hazine bonoları,                                           -tahvil faiz kuponları<br />
-katılma intifa senetleri,                                -kar ve zarar ortaklığı belgeleri,<br />
-tertip halinde çıkarılan ve 2 yıl veya daha uzun süreli ipotekli borç ve irat senetleri,<br />
-içtüzüğünde kurucu dışındaki aracı kuruluşlarca serbest alım satımı öngörülen A tipi yatırım<br />
  fonu katılma belgelerini sayabiliriz.</p>
<p>Menkul kıymetlerin özellikleri ;</p>
<p>Menkul kıymetler hukuken kıymetli evrak niteliğindedir.<br />
Standart ve yuvarlak meblağlı, misli nitelikte, belli şekil şartlarını haiz kıymetlerdir.<br />
Çok sayıda ihraç edilip, halka arz edilen kitle senetleridir. Bono, poliçe gibi tek bir ticari ilişki için düzenlenmezler.<br />
Az veya çok devamlılık arz eder, alacak ya da ortaklık haklarını temsil ederler.<br />
Periyodik (Dönemsel) gelir sağlarlar.<br />
Her birinin bir itibarı (nominal-üzerinde yazılı) değeri,bir de piyasada arz ve talebin oluştuğu piyasa değeri vardır. Tahviller, ihraç eden tüzel kişi tarafından vade sonunda nominal değer üzerinden ödendikleri için piyasa değerleri genellikle nominal değerin fazla altında veya üstünde oluşmaz.<br />
Menkul kıymetler nama (registered) ve hamiline (bearer) yazılı olabilirler.Hamiline yazılı kıymetler para gibidir, kimin elinde ise onun malı sayılır, sadece teslimle sahip değiştirir.Nama yazılı kıymetlerde ise ciro hanesi vardır, buraya ciro işlemi kaydedilir.<br />
Yatırım amacı ile kullanılır.</p>
<p>Ø	Sermaye Piyasası Araçlarının Kaydi Değer Halinde İşlem Görmesi</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu, 19 Aralık 1996 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren tebliği ile; sermaye piyasasında  güven şeffaflığın sağlanması amacıyla, sermaye piyasası araçlarının fiziken bastırılmaksızın kaydi değer halinde işlem görmesine ilişkin ilke ve esasları düzenlemiştir.<br />
Bu düzenleme Borsa’da işlem gören hisse senetleri ile yatırım fonlarına ait fon katılma belgelerini kapsamaktadır.<br />
Borsa’da işlem gören hisse senetlerinin kayıt işlemleri, Takasbank tarafından bilgisayar ortamında ve güncelleştirilerek tutulacaktır. Bu kayıtlar, hisse senetlerinin kimlik bilgileri ve bunlara bağlı hesap kodları ile ortaklıklara ilişkin bilgilerden oluşacaktır.Borsa dışında işlem gören yatırım fonlarına ait fon katılma belgelerinin kayıtları da (fon kurucusu)hesaplarında tutulacaktır.<br />
Yeni siteme geçilirken, hisse senetlerinin ve fon katılma belgelerinin SPK tarafından belirlenecek süre içinde, Takasbank tarafından noter huzurunda iptal ve imha edilerek kaydedilmesi zorunludur.İmha edilen sermaye piyasası araçlarının tamamını temsilen, ortaklık (hisse senedi) veya kurucu (fon katılma belgesi) tarafından bir Toplu Saklama Senedi düzenlenerek Takasbank’a teslim edilecektir.<br />
Takasbank veya kurucu nezdinde bulunmayan veya belirtilen süre içerisinde kaydedilmeyen hisse senetleri ve fon katılma belgeleri, kaydi değer haline getirilmedikçe,Borsada işlem göremeyecek;aracı kuruluşlar da söz konusu sermaye piyasası araçları ile işlem yapamayacaktır.Bu durumda hisse senetlerini fiziksel olarak saklayan yatırımcıların,hisse senetlerini bir aracı kuruma teslim ederek Takasbank nezdinde kaydettirmeleri gerekmektedir.<br />
Hisse senetlerinin ve fon katılma belgelerinin halka arzında da artık fiziki olarak senet basılmasına gerek kalmamıştır. Hisselerini halka arz edecek ortaklıklar, hisse senetlerini temsil eden Toplu Saklama Senedi düzenleyerek bunları Takasbank’a teslim edecektir. Böylece, halka arzlar hem daha hızlı gerçekleşecek, hem de değerli kağıt ithalatı ve senet basımı yapılmayacağından daha ucuza mal olacaktır.<br />
Hisse senetleri ve fon katılma belgelerinin kaydi değer halinde işlem görmesi ile sermaye piyasasında güven ve şeffaflık sağlanması, manipülasyonların azalması, halka arzların ise daha kolaylaşması beklenmektedir.</p>
<p>HİSSE SENEDİ</p>
<p>Hisse Senedinin Özellikleri;</p>
<p>Sermayesi paylara bölünmüş ve karşılığında kıymetli evrak niteliğinde hisse senedi çıkarabilen anonim ortaklık veya sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıkların,<br />
Kanuni şekillere uygun olarak düzenledikleri belgeler olup,<br />
Sermayesinin belli bir oranını temsil ve sahiplerine o oranda ortaklık hakkı sağlayan senetlerdir.<br />
Hisse senetlerinin hukuki ve iktisadi, özellik ve nitelikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir;<br />
Hisse senedi, şirket sermayesinin belirli bir kısmını temsil eder, sahibine her türlü ortaklık haklarından yararlanma imkanı verir.<br />
Bu haklar;<br />
a)	Şirket kârından pay alma hakkı,<br />
b)	Şirket yönetimine katılma hakkı,<br />
c)	Oy kullanma hakkı,<br />
d)	Rüçhan hakkı,<br />
e)	Tasfiyeden pay alma hakkı,<br />
f)	Şirketin faaliyetleri hakkında bilgi edinme hakkı.<br />
·	Hisse senedi aynı zamanda şirkete özkaynak niteliğinde finansman sağlayan bir araçtır.<br />
·	Hisse senetleri diğer menkul değerler gibi hakkı temsil eden belgelerdir. Bu belgelerin üçüncü şahıslara devri, üzerinde yazılı değer ve bağlı hakları da devir anlamına gelir. Yani hisse senedinde bağlı haklar hisse senedi olmaksızın devredilemez.<br />
·	Şirket bakımından her hisse senedi bir “hukuki birim” oluşturur. Bu sebeple hukuken bölünmesi mümkün değildir. Bir hisse senedinin birden fazla sahibi varsa, bunlar şirkete karşı haklarını ancak ortak bir temsilci aracılığıyla kullanabilirler. (TKK md.400)<br />
·	TTK 399\1 maddesi gereğince hisse senedi en az 500 TL değerinde olmalıdır.<br />
·	Hisse senetlerinin içerik ve kapsamı TTK’nin 413. maddesinde tespit edilmiştir.</p>
<p>Hisse senedinin sahibine sağladığı haklar içinde önemli olanlardan biri de yönetim hakkıdır. Bu hak, şirket yönetim kurulunu seçmek ve hatta bu kurula seçilmektir. Şirket genel kurulu, şirketin ana organı olarak hemen her konuya müdahale edebilir. Ancak yönetim hakkı, genel kurulun çoğu kez adi çoğunluğu ile sağlandığından şirket sermayesinin %51’ini elinde bulunduran ya da bulunduranlar yönetime sahip olabileceklerdir. Fakat, sermayenin geniş bir tabana yayılması halinde, yönetim hakkı çoğu örneklerde ilginç bir görünüm almakta ve bazı şirketlerde %10’luk oy ile yönetimin ele geçirilebildiği görülmektedir. Gerek ana sözleşmeye konulacak özel hükümlerle, gerek bazı hallerde yasal müdahalelerle azınlık paylarının yönetimde seslerini duyurabilmeleri sağlanabilmektedir.(TTK md. 341,348,349,366,367)<br />
Hisse senedi sahibinin önemli haklarından biri de “rüçhan hakkı”dır. Bu, sermaye arttırımında yeni sermayeden eldeki her bir hisseye karşılık arttırılan oranda nominal bedel veya nominal bedelin üzerindeki primli fiyattan yeni hisse senedi alma hakkıdır. Bu hak, şirketin Sermaye Piyasası Kanunu’na uygun olarak belirlediği bir süre içinde, eski hisse senetlerinin şirkete ibrazı yoluyla kullanılır. Bir şirketin çıkardığı hisse senedi sayısı, ödenmiş veya çıkarılmış sermayesinin 1.000 TL’ye bölünmesi ile bulunur.<br />
Hisse senedinin getirileri incelendiğinde, başlıca üç avantajı olduğu görülmektedir;</p>
<p>Temettü (dividend) geliri,<br />
Zaman içinde hisse senedinin değerinde meydana gelen artış,(capital gain)<br />
Rüçhan hakkı satışından elde edilen gelir.(Rüçhan hakkı, hisse senedinin temsil ettiği mülkiyet haklarından ayrıca alınıp satılabilir. S.P.K Seri I Tebliğ 13, yeni pay alma hakkını kullanmak istemeyenlerin, ilgili kuponu yeni pay alma hakkının kullanımı için belirlenen süre içerisinde satabileceğini belirtmiştir. Bu satış sonucu elde edilen gelir, üçüncü bir getiri olarak algılanabilir.)</p>
<p>Ø	Hisse Senedi Çıkaracak Kuruluşlar</p>
<p>Hisse senetleri sadece sermaye şirketi niteliğinde olan anonim şirketler ve anonim şirket statüsünde kurulan diğer şirketler tarafından çıkartılabilir. Ayrıca özel kanunlarla kurulan bazı kuruluşlar da hisse senedi çıkarabilir.</p>
<p>Hisse senedi ihraç edebilecek şirket ve kuruluşlar;</p>
<p>i)   Anonim şirketler<br />
ii) Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler (SPK’nun 4,maddesi uyarınca, sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıkların hisse senetleri halka arz yoluyla satılamaz.)<br />
iii) Özel kanunla kurulan kurumlar (T.C.M.B., bankalar, anonim şirket şeklinde kurulmuş iktisadi devlet teşekkülleri, Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT), bağlı ortaklıklar, sigorta şirketleri vs.)</p>
<p>TAHVİLLER</p>
<p>TTK m.420’ye göre anonim şirketlerin ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine “tahvil” denir.</p>
<p>Tahvillerin Sağladığı Haklar ve Mali Sorumluluklar</p>
<p>Tahvil hamilinin bir şirkete kullandırdığı sermaye yabancı sermayedir.Tahvil hamili, tahvili çıkaran kuruluşun uzun vadeli alacaklısıdır. Tahvil hamili şirketin aktifi üzerinde alacağından başka hiçbir hakka sahip değildir. Şirketin yönetimine katılamaz. Buna karşılık şirketin brüt karından önce tahvil sahiplerinin faizleri ödenir. Tahvil sahipleri alacaklarını aldıktan sonra şirketin malvarlığı üzerinde hiçbir hak iddia edemezler.<br />
Tahvil hamili ile şirket arasındaki hukuki ilişki vade sonunda sona erer. Tahvil hamili tahvili çıkaran şirketin kar-zarar riskine katılmaz. Şirket zarar etse de günü gelince belli miktardaki anapara ve faizlerini alır. Tahvil hamili için risk ancak şirketin tahvil anapara ve faizlerini ödeyemeyecek duruma gelmesi halinde söz konusudur. Tahvil bir borç senedi olduğuna göre, borcun anapara faizleri gereğinde yargı yoluna başvurmak suretiyle tahsil edilebilir. Şirketin iflası veya tasfiyesi halinde de, tasfiyeden önce borçlar ödeneceği için, tahvil hamilleri hisse senedi hamillerinden önce alacaklarını alırlar.<br />
Tahviller sabit getirili menkul kıymettir. Tahvil sahibi enflasyonun kendisinden alıp götürdüğü değerden daha fazla faiz aldığında kar elde etmiş olur. Elde edilen gelir enflasyonun altında kaldığında ise tahvilin gerçek getiri “0” olabilir veya negatif gelir haline de gelebilir.</p>
<p>Tahvil Türleri</p>
<p>Klasik tahvilleri kendi içinde aşağıdaki şekilde ayırabiliriz;</p>
<p>a) Devlet Tahvilleri-Özel Sektör Tahvilleri (State bonds, government bonds, public sector bonds-corporate bonds, private sector bonds)<br />
Maliye Bakanlığı tarafından belli amaçlarla çıkarılan dahili istikraz (iç borçlanma-internal borrowing) tahvilleri uzun vadeli, hazinenin dönemsel ihtiyaçları için çıkarılan tahviller ve hazine bonoları (treasury bills,T-bills) kısa vadelidir. Ancak enflasyonun hızlandığı dönemlerde tüm tahviller 1-2 yıllık kısa vadeli ihraç edilir. Hazine bonoları kısa vadeli, çok defa kuponsuz; tasarruf bonoları orta vadeli tahvil mahiyetinde olup ihraç şartları ve faiz oranları değişiktir. Uzun vadeli devlet tahvilleri her zaman işlemiş faiziyle birlikte paraya çevrilebildiği için faiz oranları daha düşüktür. Devlet tahvilleri ihalelerde teminat olarak kullanılabilir. Belediyeler (municipal bonds), Emlak Bankası gibi kamu kuruluşlarının çıkardığı tahviller de devlet tahvilleri sayılır.<br />
b)  Primli Tahviller-Başabaş Tahviller (Premium bonds-par bonds)<br />
İhraç edilen bir tahvil üzerinde yazılı değerle (face value) satışa çıkarılıyorsa, bu başabaş tahvildir. Nominal  değerinden daha aşağı bedelle satışa çıkarılan tahvillere primli tahvil denir. Ticaret Kanunumuz hisse senetlerinin nominal değerden aşağı bedelle ihraç edilmesini yasakladığı halde (TTK m.286) tahviller için böyle bir engel yoktur. Tahvil ihraçlarını düzenleyen diğer mevzuatımız tahvillerin nominal değerlerinin %5’i kadar düşük bedelle ihracına izin vermektedir. Ayrıca satışın son gününden yani faizin işlemeye başladığı tarihten önce satın alanlara, erken satın alma süresine isabet eden faiz kadar indirim yapılabilmektedir.</p>
<p>c)  İkramiyeli Tahviller(Lottery bonds)<br />
Tahvillerin satışını teşvik etmek için faiz ve erken satış priminden başka para ikramiyeleri de verilebilir. Ancak her ne isim altında olursa olsun, alıcılara sağlanacak menfaatler tahvilin itfa tablosunda belirtilen faiz ödeme tutarının içindedir. Türkiye’de tahvil sahiplerine nakdi ikramiyeli çekilişler de dahil, her ne nam altında olursa olsun, faiz dışında bir menfaat sağlanamaz.(RG: 1.07.1987, T.C. Merkez Bankası)<br />
d)  Nama ve Hamiline Tahviller<br />
Tahviller bütün menkul kıymetler gibi nama ve hamiline yazılı olabilirler. Ancak piyasamızda tahvillerin yalnız hamiline olarak ihraç edilmesi gelenekselleşmiştir.</p>
<p>e)  Paraya Çevrilme Kolaylığı Olan Tahviller (Cash-convertible bonds)<br />
Özel sektör tahvillerinin normal olarak belli bir vadesi vardır. Halihazır mevzuatımıza göre bu vade 2 yıldan az olmamak üzere serbestçe belirlenir. Çıkarılan tahvillerin bedellerinin vade sonunda halka geri ödenmesi genellikle bir defada olmaz. Normal iktisadi şartlar altında 5 seneye varan bir itfa planı dahilinde tahvil bedelleri geri ödenir. Bazı tahvillerde ise tahvillerin ihracından itibaren belli bir süre geçtikten sonra istenildiği zaman işlemiş günlük faiziyle birlikte paraya çevrilme imkanı vardır. Bazı tahvillerde bu imkan her an kullanılabilir, bazılarında ise şirkete talepte bulunulması halinde bu tahviller itfaya dahil edilerek faiz ödeme tarihinde kupon ödemesiyle birlikte itfaya tabi tutulur.</p>
<p>f)  Garantili ve Garantisiz Tahviller(Guaranteed-non guaranteed bonds)<br />
Çıkarılan tahvillerin satış şansını arttırmak için bir bankanın veya şirketin bağlı olduğu holdingin garantisi sağlanır. Banka veya holdingin garantisi, çıkarılan tahvillerin anapara ve faizlerinin vadelerinde geri ödenmesini kapsar. Ayrıca tahvili çıkaran şirket büyük ve tanınmış bir holdingin bağlı kuruluşu(underlying company) olduğu halde kendisi şirket olarak tahvil piyasasında tanınmamış olabilir. Bağlı olduğu holdingin garantisinin de satış ilanlarıyla belirtmesi tahvillerin satış şansını arttırabilir.(underlying bond)</p>
<p>g)  Sabit ve Değişken Faizli Tahviller(Fixed-rate bonds-floating-rate bonds)<br />
Enflasyonun hızlandığı dönemlerde piyasa cari faiz oranının (current rate) tahvil faiz oranlarını kısa zamanda geride bırakması, faiz oranlarıyla devamlı şekilde yukarı aşağı oynanması, tahvil piyasasında istikrarsızlığa sebep olur. Değişken faizli tahviller böyle durumlarda tahvil piyasasının tıkanmaması için ileriye dönük faiz riskini ortadan kaldırmak üzere piyasamızda ilk defa 1981 yılında Merkez Bankası’nca ihdas edilmiş, daha sonra çeşitli SPK Tebliğleriyle düzenlenmiş, 1.7.1987 tarihli SPK Tebliği ile kaldırmış, nihayet Seri ll No.4 Tebliğe ek Seri ll Tebliğ No.13. md. 15-16 ile yeniden düzenlenmiştir. Tebliğe göre faiz ödemeleri 3,6 aylık ya da 1 yıllık dönemler itibariyle kuponlara bağlı olarak yapılabilir.</p>
<p>h)İndeksli Tahviller (Indexed  bonds)<br />
Yine hızlı enflasyon yıllarında görülen bir tahvil uygulamasıdır. Değişken faizli tahvillerde yalnız faiz oranı enflasyona karşı korunmaktadır. Anaparayı korumakta, dövize ya da altına indeksli tahviller daha güvenceli olmaktadır. Bu tip tahvillerde ihraç tarihi ile vade günü arasında altın fiyatları ya da belli bir dövizin kurundaki artış yüzdesine göre anapara arttırılarak tahvil sahibine ödenir.</p>
<p>Tahvil Türevleri</p>
<p>a)  Rüçhan Haklı Tahviller(Bonds with subscription rights)<br />
Bazı şirketlerin, çıkardıkları tahvillerin satışını kolaylaştırmak için,tahvillerin tümüne yada kurayla belirlenecek bir bölümüne, belli bir yüzdesine ya da belli bir limitin üstünde kalan kısmına ilerde yapılacak ilk sermaye arttırımından rüçhan hakkı tanıdıkları görülür.</p>
<p>b)  Kara İştirakli Tahvil<br />
Seri ll No.16 numaralı Tebliğ, ortakların esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak şartıyla, TTK’nin 422 veya Sermaye Piyasası Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrasında belli edilen sınırlar içerisinde kara iştirakli tahvil çıkarılabileceğini, nama veya hamiline olarak çıkarılabilen bu tahvillere her yıl verilecek kar payını hesap şekli ve ödeme zamanının izahnamede gösterilmesini ve tahvilin ön yüzünde kâra iştirakli olduğunun yazılması gerektiğini belirtmiştir.<br />
Kara iştirakli tahviller vade sonu anapara ödemeli olarak çıkarılırlar. Bunların anapara ödenmesi yıllara dağıtılamaz.<br />
İhraçcılar, tahvillerde verilecek dönem kar payının belirlenmesinde aşağıdaki esaslardan birini seçebilirler;<br />
Faiz ve buna ek olarak tahvil tertibi için belli edilen kar payı yüzdesine göre hesaplanan tutardan tahvile düşecek payın ödenmesi<br />
Kar payının faizden daha az olması halinde, faiz ödenmesi; faiz getirisine eşit ve daha fazla kar payı tahakkuk etmişse, kar payının ödenmesi,<br />
Bir faiz öngörülmeksizin tahvil tertibi için belli edilen kar payı yüzdesine göre hesaplanan tutardan tahvile düşen payın ödenmesi.</p>
<p>c)  Hisse Senetleriyle Değiştirilebilir Tahvil(HDT)</p>
<p>İhraç sırasında izahname ve sirkülerde belirlenen esaslar dahilinde, ihraçcı ortaklıkça HDT ile değiştirilmek üzere arttırılan sermayeyi temsil eden hisse senetleri ile değiştirme hakkı veren menkul kıymetlerdir.(Seri ll Tebliğ No.15)<br />
Vadesi 2 yıldan az 5 yıldan çok olamaz. Değiştirilmesi, vadenin başlangıç tarihinden itibaren en erken 2 yıl sonra yapılabilir. Tahvilin hisse senediyle değiştirilmesi, ortaklık talebine ve tasarruf  sahibinin talebine bağlı olarak yapılır. Değiştirme süresi sonunda, hisse senetleriyle değiştirilmeyen HDT’ler nedeniyle ortaklığın elinde kalan hisse senetleri Hisse Senetlerinin Kurul Kaydına Alınmasına İlişkin Esaslar Tebliği’ne uygun olarak halka arz edilir. Tasarruf sahibinin talebine bağlı olarak değiştirilme durumunda, değiştirme hakkını kullanmayan HDT sahiplerinin değiştirme hakkı ortadan kalkar.İtfada HDT’lerin ibrazı ve tevdii karşılığında yalnız anapara anapara ve işlemiş faizleri alabilirler. Ortaklığın talebine bağlı değiştirme durumunda değiştirme tarihinden en az 1 ay önce ortaklık tarafından en az iki gazetenin Türkiye baskısında ikişer kez yapılacak ilan yoluyla HDT sahiplerine duyuru yapılır.</p>
<p>Tahvillerde Değer Tanımlamaları</p>
<p>Bütün menkul kıymetlerde olduğu gibi, tahvillerin de üç türlü değeri vardır;</p>
<p>a)  Nominal Değer(Nominal value,face value,par value)<br />
Tahvilin üzerinde yazılı değerdir. Bu değer sabit olup, hiçbir zaman değişmez. Muhasebe kayıtlarına ve itfa planına esae teşkil eder. Vade sonunda tahvil hamilinin eline geçecek anaparadır.</p>
<p>b)  İhraç Değeri(Issue value)<br />
Primli olarak ihraç edilen ve\veya erken alanlara faiz oranı içinde indirim uygulanan tahvillerde yukarıda açıkladığımız şekilde İhraç değeri= (Nominal değer-%5 Kanuni indirim+Erken satış primi)olur. Bu şekilde hesaplanan ihraç değeri satışın son günü yaklaştıkça nominal değere doğru yaklaşır ve son gün nominal değer- %5 olur. Ertesi gün de faiz işlemeye başlar.</p>
<p>c)  Piyasa Değeri(Market value)<br />
Tahvillerin piyasa değeri öncede belirttiğimiz gibi nominal değerlerden çok farklı olmasa da, şartlara göre inip çıkabilir.<br />
Tahvillerin piyasa değeri şu faktörlerden etkilenir;<br />
Paraya çevrilebilir olmasa dahi, her tahvilin piyasada her an için bir değeri vardır. Bu değer (anapara+son faiz ödemesinden beri işlemiş günlük faiz) toplamı civarındadır. Tahvilin net yıllık faizi 365 ile bölünüp geçen gün sayısı ile çarpıldığında işlemiş net faiz bulunur.<br />
Tahvilin nominal faiz oranı cari faiz oranının altında ise, piyasada borsa değeri başabaş (nominal) değerinin altındadır.(below par value) Bu durumda ‘iskontolu işlem görüyor’denilir.(trading at a discount) Normal olarak tahvillerin üzerinde bir miktar işlemiş faiz bulunduğu için, işlemiş faizle birlikte genellikle başabaşın üstünde (above par)fiyat bulunur. Tahvilin nominal faiz oranı cari piyasa faiz oranının (current market rate)üstünde ise, piyasa ya da borsa değeri (işlemiş faiz hariç) nominal değerin üstünde oluşur. Bu durumda da tahvilin “primli işlem gördüğü”söylenir.(trading at a premium)<br />
Normal ekonomik şartlar altında, büyük ve tanınmış şirketlerin tahvilleri ile büyük banka ve holdinglerin garantisine sahip tahviller diğerlerine oranla ikincil piyasada daha yüksek değer bulurlar.  </p>
<p>HİSSE SENEDİ İLE TAHVİL KIYASLAMASI</p>
<p>Hukuki Açıdan Farklar<br />
Tahviller ve hisse senetleri arasındaki farklar aşağıda tablo halinde verilmiştir;</p>
<p>	TAHVİLLER	HİSSE SENETLERİ<br />
1)	Tahvil bir borç senedidir.	Hisse senedi ise, bir mülkiyet senedidir.<br />
2)	Tahvil sahibi,tahvil çıkaran kuruluşun<br />
uzun vadeli alacaklısıdır.	Hisse senedi sahibi,hisse senedi çıkaran kuruluşun ortağıdır.<br />
3)	Tahvil sahibinin bir şirkete sağladığı sermaye yabancı sermayedir.	Hisse senedi sahibi,şirkete belli bir oranda sahiptir.Kullandırdığı sermaye özsermayedir.<br />
4)	Tahvil sahibi, şirketin aktifi üzerindeki alacağından başka hakka sahip değildir. Şirketin yönetimine katılamaz. Buna karşılık, şirketin brüt karından, önce tahvil sahiplerine faiz ödenir. Bundan sonra,bilanço kar gösterir ise, hisse senetlerine temettü ödenir.Tahvil  sahipleri alacaklarını aldıktan sonra, şirketin mal varlığı üzerinde hiçbir hak iddia edemezler.	Hisse senedi satın alarak şirketin ortağı olan hak sahipleri, kendilerine tanınan tüm ortaklık haklarından yararlanabilirler.<br />
5)	Tahvilde kesin bir vade vardır,bu vade sonunda tahvil sahibi ile şirket arasındaki hukuki ilişki sona erer.	Hisse senedinde vade olmadığı gibi,hisse sahibi ile şirket arasındaki ilişki ebedidir, sadece hisse senedinin sahibi değişebilir.<br />
6)  	Tahvilin getirisi belli ve sabittir. (Değişken faizli tahvillerde faiz oranları ancak iktisadi şartlar değiştiğinde mevzuat değişikliği ile değişebilir.)	Hisse senedinin getirisi, hisse senedi değerinde meydana gelen artış ve şirketin dağıtacağı kar payıdır.Ancak senet sahibinin  hangi yıl ne kadar gelir elde edeceği, hatta gelir elde edip edemeyeceği belli değildir.<br />
7)	Şirketlerin çıkarabilecekleri tahvil miktarı sınırlıdır.	Bir şirketin çıkarabileceği hisse senedi sayısı(halka açık şirketlerde SPK izni hariç) hiçbir kayda tabi değildir.<br />
8)	Tahviller,mevzuatta itibari değerinin altında bir değerle (iskontolu olarak) ihraç edilebilir.	Hisse senetleri,itibari değerinin altında bir fiyatla satılamazlar.<br />
9)	Tahvil çıkaran şirket,tahvillerinin bedellerini tamamen tahsil etmedikçe<br />
İkinci tertip tahvil çıkaramaz.		Oysa, bir tertip hisse senedinden henüz ödenmemiş apeller kalsa bile, ikinci bir tertip hisse senedi ihraç edilebilir(TTKm.421)<br />
10)	Tahviller,şirketler dışında devlet ve belediyeler gibi tüzel kişiliğe sahip kamu kuruluşları tarafından da çıkarılabilir.(TTKm.420)	Birer katılma payını ifade eden hisse senetleri anonim şirketler,anonim şirket statüsündeki kuruluşlar ve özel kanunlarla kurulan kuruluşlar tarafından ihraç edilebilirler.<br />
11)	Tahviller, bir itfa planı dahilinde itfa edilir.	Hisse senetlerinde prensip itibariyle itfa söz konusu değildir.Ancak isteğe bağlı olarak, hisse senetlerinin bir bölümü itfa edilebilir ki,bunun anlamı sermaye azaltımıdır.Hisse senetlerinin tamamen itfası ise, şirketin tasfiyesi demektir.	 </p>
<p>Ekonomik Açıdan Farklar</p>
<p>Tahvil ile hisse senedi arasındaki en önemli ekonomik fark risk konusudur. Tahvil sahibi tahvil ihraç eden şirketin kar-zarar riskine katılmaz. Tahvil sahibi için risk, ancak şirketin tahvil anapara ve faizlerini ödeyemeyecek duruma gelmesi halinde söz konusudur. Bu durumda  da , hisse senedine karşı avantajlıdır. Tahvil bir borç senedi olduğuna göre, borcun anapara ve faizleri gereğinde yargı yollarına başvurmak suretiyle tahsil edilebilir. Şirketin iflası veya tasfiyesi halinde de, tasfiyeden önce borçlar ödeneceği için, tahvil sahipleri hisse senedi sahibinden önce alacaklarını alır. Hisse senedi sahipleri ise, ancak şirketin mal varlığından bütün borçlar ödendikten ve tasfiye masrafları çıktıktan sonra, kalanı hisseleri oranında paylaşırlar.<br />
Yalnız, tahvil alacakları icra, iflas ve tasfiyede yeterince korunmuş değillerdir.TTK, tahvili kıymetli evrak saydığı halde, İcra İflas Kanunu tahvili bono, çek ve poliçe gibi mütalaa etmemiş, öncelik bakımından adi borç senedi gibi ticari senetlerin gerisinde bırakmıştır.<br />
Türkiye’de tahvil ihraçları esnasında özel SPK fonuna %0.3 oranında bir prim yatırılmaktadır. Bu fon ise, Sermaye Piyasası Kurulu’nun masraflarını karşılamak amacıyla kurulmuştur. Batı ülkelerinde ise, kamu otoritesi tarafından oluşturulan fonlara, her tahvil ihracı dolayısıyla ihraç eden şirketlerce belli bir oranda prim yatırılmakta, tahvil ihraç eden bir şirket tahvillerinin anapara veya faizlerini ödeyemediği takdirde, tahvil sahiplerinin alacakları tamamen veya belli bir oranda bu sigorta fonundan ödenmektedir.<br />
Hisse senedi sahipleri tamamen risk altındadır. Bu risklerden bir temettü alıp almama riskidir. Hisse senedi yatırımları tahvillere nazaran daha riskli bir yatırım konusudur.<br />
Tahvil ve hisse senetlerinin önemli bir ekonomik farkı da, tahvillerin sabit gelirli, hisse senetlerinin de değişken gelirli olmasıdır. Tahvillerde faiz oranlarını devlet tayin eder. Faiz oranlarının enflasyonun altında tutulduğu çok görülmüştür. Bu durumda tahvilin gerçek gelirin sıfır olabileceği gibi, 1978-1980 yılları arasındaki dönemde görüldüğü gibi, negatif gelir haline de gelebilir. </p>
<p>GELİR ORTAKLIĞI SENETLERİ (GOS)</p>
<p>Gelir ortaklığı senetleri(revenue sharing certificates) köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu, demiryolu, telekomünikasyon sistemleri ile sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları ile benzerlerinden, kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanların gelirlerine, gerçek ve tüzel kişilerin ortak olması için, çıkarılacak senetlerdir. </p>
<p>Bu tanım iki önemli özellik arzetmektedir.<br />
Gelir ortaklığı senedi ulaşım,haberleşme, enerji kesiminde kamuya ait olan alt yapı tesislerinin   gelirlerini ilgilendirmektedir.<br />
Bu gibi tesislerin mülkiyeti ve işletmesi ile ortaklık senedi alanların hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p>GOS ile ilgili SPK ve TTK‘da bir düzenleme yoktur. 2983 sayılı Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun’un 3. maddesinde, gelir ortaklığı senetleri “kamu iktisadi kuruluşları(KİK) ve iktisadi devlet teşekkülleri(İDT) dahil olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarına ait alt yapı tesislerinin gelirlerine gerçek ve tüzel kişilerin ortak olmaları için çıkarılacak senetler “ olarak tanımlanmıştır. Diğer bir kanunda tanımlanan menkul kıymetler arasına gelir ortaklığı senetlerinin de dahil edilmesine ihtiyaç duyulmasının nedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir;</p>
<p>Alt yapı yatırımlarına devlet bütçesi dışında kaynak sağlamak,<br />
Soyut nitelikte olan devlet tahvili ve hazine bonosu yerine somut imajlı olan köprü ve barajların adlarını kullanarak daha kolay borçlanmak,<br />
Küçük kupürler çıkararak sermaye piyasasının yararlanacağı yeni bir araç yaratmak,<br />
Özellikle faiz geliri elde etmekten çekinen ve haram sayan tasarruf sahiplerine gelir ortaklığı ismini kullanmak suretiyle ulaşmak,<br />
Enflasyon hızı aşağıya çekildiğinde, yüksek ve sabit faizli devlet tahvillerinin hazineye getirdiği faiz yükünü hafifletmek.</p>
<p>Gelir ortaklığı senetleri, vergi avantajı ve teminat olarak kullanılabilmesi gibi nedenlerle işletmelerin ve kurumsal tasarrufçuların talep ettiği bir menkul değer türü olmakla beraber, yatırımcıların gelir ortaklığı senetlerini talep etmelerinin değişik nedenleri de olmaktadır.</p>
<p>Öncelikle gelir ortaklığı senetlerinin ihracı ile tasarruf sahibi, tahvil ve hisse senedi dışında menkul kıymet türleri olduğu konusunda bilinçlenmiştir ve tasarrufların boşta kalan bir bölümü de bu suretle hareketlendirilmiştir.<br />
Bazı olumlu yanlarının yanı sıra, gelir ortaklığı senetlerinin sakıncalı tarafları da bulunmaktadır. Gelir ortaklığı senetlerinin en önemli sakıncalarından biri, bunlara devletçe taahhüt edilen enflasyon oranı üzerinde gelir sağlama garantisi sorunudur. Bu durumda gelir ortaklığı senedi uygulaması ile kamu hizmeti anlayışı çelişmektedir. Eğer enflasyon ve faiz oranları düşürülmezse, senet satın alanlar taahhüt edilen reel gelirin gerçekleştirilebilmesi için bu hizmetlerin (köprü,elektrik,vb.) fiyatlarına zam yapılması gerekmektedir. Ayrıca sistemin olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaması için elde edilen fonların hızla yatırıma dönüştürülmesi gerekmektedir. Tamamlanması yıllar alacak olan büyük baraj projelerinin, ortaklık senedi süresi içinde tamamlanıp gelir getirmesi güç olacağından, bunların anaparaları ya hazineden karşılanacak, ya da yeni gelir ortaklığı senetleri çıkarılarak bunlardan elde edilecek gelirlere ihtiyaç duyulacaktır. </p>
<p>BANKA BONOLARI VE BANKA GARANTİLİ BONOLAR</p>
<p>14.7.1992 tarihinde yayımlanan Seri lll Tebliğ No 12, kalkınma ve yatırım bankalarının sermaye piyasasından kaynak sağlamak amacı ile çıkaracakları bonoları ikiye ayırarak tanımlamıştır;</p>
<p>a) Banka Bonoları</p>
<p>Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettiği emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır. Banka tarafından satışı yapıldığı tarihte vadesine en az 90, en çok 360 gün kalmış olması gerekir. </p>
<p>b) Banka Garantili Bonolar</p>
<p>Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatı ile düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetelerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır. Satış tarihi itibariyle vadelerine en az 90, en çok 720 gün kalmış olması gerekir. </p>
<p>Tedavül limiti, bankanın ilgili Tebliğ hükümlerine göre satabileceği bonolardan herhangi bir anda tedavülde bulunabilecek azami tutarı (nominal) ifade eder. Tedavül limiti, bankanın yetkili organlarınca onaylanmış son bilançosunda görülen ödenmiş sermayesi ve yeniden değerleme değer artış fonu toplamından varsa zararların düşülmesinden sonra kalan miktarı geçemez. İhraç edilecek bonoların nominal değerinin; 5.000.000 TL’den az olmaması gerekir. </p>
<p>Kalkınma ve yatırım bankaları, ihraç ettikleri banka garantili bonoların içerdiği mali yükümlülüklere kefil olmuş sayılırlar. (Seri lllTebliğ No 12 md. 19) </p>
<p>Görüldüğü gibi, banka bonosu ve banka garantili bonolar piyasada, menkul kıymet arzındaki darlığı giderme açısından duyulan ihtiyacı karşılama işlevini yerine getirmeyi sürdürmektedirler. </p>
<p>FİNANSMAN BONOLARI</p>
<p>Batı ülkelerinde “commercial paper” olarak adlandırılan ve vadelerinin kısalığı nedeniyle para piyasası aracı olarak kabul edilen finansman bonolarının ihraç koşulları Sermaye Piyasası Kurulu’nun 31.7.1992 tarihli Tebliğ’i (Seri lll,No 13) ile düzenlenmiştir. Finansman bonoları, ihraçcıların borçlu sıfatı ile düzenleyip ihraç ederek sattıkları emre veya hamiline yazılı sermaye piyasası aracıdır.</p>
<p>Finansman bonolarının vadesi 30 günden az 360 günden çok olmamak üzere 30 gün ve katları şeklinde belirlenebilir. İskonto olarak ihraç edilir. </p>
<p>Aşağıdaki formülle hesaplanan değer üzerinden satılır. İkincil piyasaları vardır.</p>
<p>                         Nominal Değer<br />
Satış Fiyatı= &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
    (a/b)           (1+ iskonto oranı) </p>
<p>a: vadeye kalan gün sayısı; b: vade günü sayısı</p>
<p>Halka arz edilerek veya halka arz edilmeksizin satılabilir. Halka açık anonim ortaklıkların ihraç edebilecekleri azami finansman bonosu tutarı, genel kurulca onaylanmış son yıllık bilançoda görülen çıkarılmış veya ödenmiş sermaye ve yedek akçeler ile yeniden değerleme değer artış fonunun toplamından varsa toplam zararların düşülmesinden sonra kalan miktarı geçemez. Halka açık olmayan anonim ortaklıkların ihraç edebilecekleri azami finansman bonosu tutarı hesaplanırken yedek akçeler dikkate alınmaz. Çıkarılan finansman bonoları satılmadıkça veya satılamayanlar iptal edilmedikçe yeni finansman bonosu çıkarılamaz. </p>
<p>Finansman bonosu türleri</p>
<p>-A tipi: Garanti kaydı taşımayan finansman bonoları<br />
-B tipi: İhraççıya karşı taahhüt edilmiş banka kredisiyle desteklenmiş finansman bonoları<br />
-C tipi: Banka garantisi taşıyan finansman bonoları<br />
-E tipi: Hazine garantisi taşıyan finansman bonoları<br />
-F tipi: Bir anonim ortaklığın müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla ödeme vaadini ihtiva eden finansman bonoları </p>
<p>Not: D tipi finansman bonoları için Tebliğ’de bir düzenleme yapılmamıştır.</p>
<p>VARLIĞA DAYALI MENKUL KIYMETLER (VDMK)</p>
<p>Menkul kıymetleştirme (securitization ) uygulamasının alacaklara dayalı bir versiyonu olarak türetilen varlığa dayalı menkul kıymetler, Temmuz 1992’de düzenlenerek Türk Sermaye Piyasasının en çok ilgi çeken yatırım enstrümanlarından biri olmuştur.</p>
<p>Menkul kıymetleştirme uygulaması ile çok sayıda borçlunun bulunduğu belli bir zamana yayılmış ve belgelenmiş alacak kalemleri ile aktifin diğer bir bölümünü oluşturan duran varlıkların menkul kıymet haline getirilerek alım satım yapılabilmesi söz konusu olabilmektedir. Şimdiye kadar menkul kıymetler, ortaklık bilançolarının pasifine bağlı olarak çıkarılırken menkul kıymetleştirme ile bilanço aktiflerine bağlı menkul kıymet çıkarılabilmesi de söz konusu olmuştur.</p>
<p>Varlığa dayalı menkul kıymetler (VDMK), 31.07.1992 tarihli 21301 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seri lll Tebliğ No 14 ve 27.12.1994 tarih ve 22154 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seri lll Tebliğ No:17 ile düzenlenmiştir. Buna göre Varlığa Dayalı Menkul Kıymet, ihraççıların kendi ticari işlemlerinden doğmuş olacakları veya temellük edecekleri alacaklar karşılığında , ihraç edebilecekleri kıymetli evraktır.(Burada “temlik”, alacağın devredilmesi; “temellük” ise alacağın devralınması olarak düşünülebilir.)</p>
<p>Varlığa dayalı menkul kıymetler tamamen itfa edilinceye kadar, karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, başka bir amaçla tasarruf edilemez, rehin edilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez. </p>
<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>
<p>A.	SERMAYE PİYASASININ EKONOMİK GELİŞMEYE ETKİLERİ</p>
<p>Finansal piyasaların serbestleşmesine ve gelişimine paralel olarak,ekonomik gelişme ve finansal gelişme arasında ilişki olup olmadığı, iktisatçılar tarafından  daha  sık olarak tartışılır hale gelmiştir.Bu iki değişken arasında tasarruf ve verimlilik artışı bazında ilişki kurmak mümkündür.Tasarrufların yeterli düzeyde olmaması ve finansal sistemin dışında verimli olmayan  yatırımlara yönelmesi ,ekonomik gelişme için öncelikle yurt içinde yapılan ve yatırımlara aktarılabilir tasarrufların milli gelire oranının yükseltilmesini gerektirmektedir.Sermaye piyasası, tasarrufları yatırımcı birimlere aktaracak mekanizma rolü oynayarak ve bunu yaparken bazı makro ekonomik büyüklükleri ve değişkenleri etkileyerek kalkınma çabalarına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p>Tasarruflar Üzerinde Etkiler</p>
<p>Üretim düzeyi ve verimliliğin düşük, tüketim meylinin yüksek olması ulusal gelir artışını sınırlamakta ve yatırımları finanse etmek için ulusal gelirden tasarruflara ayrılacak payın yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Sermaye birikimi için tasarruflara duyulan ihtiyaç artarken sermaye piyasası gelişiminin yetersiz kalması tasarrufların yatırımlara aktarılmasını güçleştiren bir faktör olmaktadır.</p>
<p>Finansal araç çeşitliliğinin sınırlı, güvenilirliğin ve likiditenin düşük olması gibi nedenler yüzünden dolaylı yatırım (menkul kıymetlere yatırım) olanağının yetersiz olması, iç tasarruf hacminin olabilecek seviyenin altında kalmasına neden olur. Dolaylı yatırım araçlarının (menkul kıymetlerin) gelişimi; tasarruf yapmayanları bu tür yatırım araçlarına yatırım yapmaya yönelterek ,tasarruf yapanları ise gelirlerinin daha büyük bölümünü tasarruf yapmaya sevk ederek toplam gelir düzeyini arttırmasa bile toplam iç tasarrufları arttıracaktır.</p>
<p>Yatırım araçlarının çeşitlilik bakımından gelişmediği,kurumsal gelişmenin tamamlanmadığı bir sermaye piyasası tasarruf hacminde büyük artışlara neden olmaz;çünkü,böyle bir piyasada,hem varolan araçlar her tür tasarrufçuya hitap etmez hem de birikimler ülkeye yayılmış olacağı için,bu birikimleri gelişmiş bir sermaye piyasası olmadan kanalize etmek güç olacaktır.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerde de hane halkı denilen ekonomik birim,tasarrufları harcamalarını önemli ölçüde aşan tek birim olduğu için, gelişmeyi hızlandırmada bu kesimin finansal tasarruflarını arttırmak önem kazanmaktadır.Bu nedenle,bu kesimin tasarruf tercihlerini etkileyecek ve tasarruf yapmasını teşvik edecek pozitif getirili finansal araçlara ihtiyaç artmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de üretim düzeyinin ve verimliliğin düşük, tüketim meylinin yüksek olması tasarrufların düşük düzeyde kalmasının en önemli nedenidir. Finansal araç çeşitliliğinin sınırlı, güvenilirliğin ve likiditenin düşük olması ise dolaylı yatırım imkanlarını sınırlamaktadır. Oysa yüksek likidite, düşük işlem maliyeti, gelişmiş kurumsal yapı ve mevzuat gibi özellikler taşıyan gelişmiş bir sermaye piyasası, tasarruf sahiplerine farklı risk ve getiri imkanları sağlayarak tasarrufların artmasına katkı yapabilir.</p>
<p>Yatırımlar Üzerine Etkiler</p>
<p>Kredi mekanizmasının yatırımların finansmanında ve buna bağlı olarak sermaye birikimindeki rolünün sınırlı kalması, sermaye piyasasının gelişmemiş ya da kurulmamış olması gibi faktörler tasarrufların bankacılık sistemi içinde, kısa vadeli hesaplar şeklinde tutulmasına neden olmaktadır. Bu durumda, öz kaynakların üzerinde sermaye gerektiren büyük ve bölünmez yatırım projelerinin uygulamaya konulmasında, küçük tasarrufları toplayıp ,büyük ve bölünmez yatırım projelerini gerçekleştirecek firmalara aktaracak finansal kurum ve piyasaların kurulması ve geliştirilmesi önem kazanmaktadır.</p>
<p>Yüksek likidite, düşük işlem maliyeti gibi özelliklere sahip gelişmiş bir sermaye piyasası faiz oranlarını azalttığı ölçüde yatırımlar üzerinde olumlu etki yapacaktır. Sermaye piyasası araçlarının çeşitlenmesi yatırımcılara alternatif risk, getiri ve vade imkanları sunarak; bir taraftan sermaye birikiminin tasarruf ayağını olumlu etkiler, diğer taraftan güven e likiditeyi arttırır. Bu gelişmeler faiz oranlarını baskı altında tuttuğu, dalgalanan ve yüksek faiz oranlarına karşı şirketlerin korumasızlığını azalttığı ölçüde finansal sistemin ve ekonominin istikrarına katkı yapar. İstikrarlı bir ekonomi ise belirsizliği azaltarak yatırımları olumlu yönde etkileyecektir.</p>
<p>Türkiye’de sermaye piyasasında kamu açıklarının etkisiyle kamu sektörünün ağırlıklı rol oynaması, sermaye piyasasının faiz oranları aracılığıyla ekonomik istikrara katkısını sınırlamaktadır. Olumlu etki sermaye piyasasından sağlanan fonların cari tüketim harcamalarına değil yatırım harcamalarına yönelmesiyle mümkündür. Bu durum hisse senedi piyasasının önemini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sermaye piyasasının gelişimi ve buna bağlı olarak finansal varlıkların çeşitlenmesi ile birlikte yatırımların riski azaltılabilir. Yatırımların riskinin azalması ise yatırımcıların riskini azaltarak, bekledikleri getiriyi düşürebilir. Bu durum, sermaye maliyetini düşürerek şirketlerin daha az kar payı dağıtmalarına ve daha çok yatırım yapmalarına olanak sağlar.</p>
<p>Sermaye piyasasında meydana gelecek gelişmelerin yurtiçi yatırımlar üzerinde bir diğer olumlu etkisi, dış borçları azaltıcı etki yapması durumunda ortaya çıkar.</p>
<p>Uluslararası piyasalarla entegrasyon, özellikle hisse senetlerine yapılacak mali yatırımları arttırdığı ölçüde bu hisse senetlerini çıkartan şirketlerin yatırımlarını olumlu yönde etkileyebilir.</p>
<p>Tüketim sahipleri sermaye piyasası araçlarına yönelerek bu araçların fiyatlarında yükselmeye neden olduğunda, bu varlıkları ellerinde tutanların gelirlerinde ve dolayısıyla tüketimlerinde meydana gelecek artış sermaye piyasasının yatırımları etkilemesinin bir diğer yoludur. Ancak bu durum daha çok, finansal piyasaların ulusal ekonomi içindeki payının yüksek olduğu gelişmiş ülkeler için geçerlidir.</p>
<p>Sermaye piyasasının gelişmediği bir ekonomik çevrede, gömülenen tasarrufların olumsuz etkisini gidermek için para arzının arttırılması enflasyonist baskı yapabilir. Fonların atıl veya ekonomiye katkısı düşük olan yatırım araçlarında tutulmasının ekonomik gelişme üzerindeki etkisi ise önemsiz olacaktır. Fonların sermaye piyasası aracılığı ile uzun dönemli yatırımlara, başarılı ve katma değeri yüksek firma ve sektörlere kanalize edilmesi ekonomide genel verimliliği arttıracaktır.</p>
<p>Türkiye’de uzun vadeli yatırımların finansmanında kredi mekanizmasının yetersiz kalması nedeniyle, uzun vadeli kaynak yaratacak ve kaynak aktarım mekanizması olarak işleyecek bir sermaye piyasasının gelişimine olan ihtiyaç artmaktadır.</p>
<p>Likidite Üzerindeki Etkiler</p>
<p>Tasarruf sahiplerinin birikimlerini değerli madenler gibi likiditesi yüksek, arazi ve emlak gibi enflasyona karşı değerini koruyabilen varlıklara yatırmaları gelir düzeyi düşük ülkelerde sık karşılaşılan yatırım davranışı tipleridir. Bu ülkelerde, hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetler, özellikle makro ekonomik değişkenler istikrarlı olduğunda likit varlıklardır. Sermaye piyasasının, likiditesi yüksek ancak düşük gelir getiren veya yüksek gelir getiren ancak likiditesi düşük varlıklar yerine uzun vadeli finansal araçlara yatırım yapmayı özendirmesinde en önemli etken, bu araçların kolayca alınıp satılabilen likit varlıklar olmasıdır. Azmi Fertekligil menkul kıymet borsalarının likidite üzerindeki etkilerini şöyle ifade etmektedir:</p>
<p>“Menkul kıymet borsalarının en klasik ve en önemli işlevi menkul kıymet arz ve talebi arasındaki karşılaşmayı örgütleyerek bu kıymetlerin yoğun bir şekilde alınıp satılmasına elverişli bir ortam hazırlamasıdır. Bu suretle borsa, tasarruflarını uzun vadeyle anonim şirketlerce çıkartılan hisse senedi ve tahvillere olan yatırımcılara (&#8230;) ellerindeki menkul kıymetleri her an paraya çevirme olanağı, yani likidite sağlayarak teşebbüslerle tasarruf sahiplerinin birbirine zıt düşen amaçlarını bağdaştırmada adeta sihirli bir rol oynar.”</p>
<p>	Sermaye piyasasında likidite, her şeyden önce alıcıların varolmasına bağlıdır. Yatırımcı, elinde bulundurduğu menkul kıymetleri kısa sürede nakde çevirebileceğine inandığı sürece sermaye piyasası araçlarına yatırım yapacaktır. Yatırım ortaklıkları, emekli sandıkları, sigorta şirketleri, sosyal güvenlik kurumları v.b. gibi kurumsal yatırımcılar bireysel yatırımcılara bu güveni sağlayarak piyasanın likiditesini arttıran birimlerdir.</p>
<p>Faiz Oranları Üzerinde Etkiler</p>
<p>Sermayenin kıt,yatırımların riskli,likiditenin düşük ve birikimlerin yatırımlara aktarılmasının masraflı olması faiz oranlarının yüksek düzeylerde oluşmasında etkili olmaktadır.Tasarruf oranlarının düşük olması ise,gönüllü tasarrufların özendirilmesi açısından,yüksek faiz oranlarını ekonomi politikasını yönetenlerin kullandığı bir para politikası aracı haline getirmektedir.</p>
<p>Yatırımların kaynağını oluşturan tasarrufları yükseltmek için faiz oranlarının yükseltilmesi durumunda,yükselen faizler yatırımları olumsuz yönde etkileyecektir.Kamu kesimi dengesinin kurulamadığı ekonomilerde, yükselen faiz oranları sonucu mali kesime yönelen tasarruflar artsa bile,bu artışlar yatırımlardan çok cari tüketim harcamalarını, bu da enflasyonu beslemektedir.</p>
<p>Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde ise uygulanan yüksek faize dayalı para politikaları, gelir artışı yaratılarak toplam tasarruflar arttırılmadığı taktirde toplam tasarrufların limitine gelinmesine ve mevduattan elde edilen faiz gelirinin tüketime yönelmesine yol açarak tasarrufları arttırmaktan  çok enflasyonu daha da arttıran bir faktör olmaktadır.</p>
<p>Sermaye piyasası araçlarının (uzun vadeli menkul kıymetler) getirilerinin uzun dönemde alternatif yatırım araçlarına göre yüksek olması, kolayca alınıp satılmaları nedeniyle likiditelerinin yüksek olması gibi özellikler, fon arz ve talep edenler arasındaki, daha önce değindiğimiz vade uyuşmazlığını ortadan kaldırarak, uzun vadeli menkul kıymetlere yapılan yatırımları ve böylece finansal tasarrufları arttırdığı ölçüde faiz oranlarını azaltabilir .Ayrıca, sermaye piyasasının gelişimi sürecinde ortaya çıkan risk transfer etme teknikleri, ekonomide belirsizlik yaratan faiz oranı dalgalanmalarını bertaraf ederek yatırımları olumlu yönde etkileyebilirler.</p>
<p>Tasarruf oranlarının düşük olması ve kamu açıkları sonucunda, gerek tasarrufların özendirilmesi gerekse açıkların kapatılması için yüksek faiz oranlarının para politikası aracı olarak kullanımı Türkiye için de zaman zaman geçerli olan bir uygulamadır. Ancak yüksek faize dayalı para politikaları maliye politikasıyla desteklenmediği için elde edilen faiz gelirleri enflasyonu besleyen bir faktör olabilmektedir. </p>
<p>Gelirler Üzerinde Etkiler</p>
<p>Sermaye piyasası gelişiminin sınırlı kaldığı dönemlerde, şirketlerin oto finansmana başvurmaları ve özellikle sermaye yoğun şirketlerin devlet bankaları tarafından ucuz kredilerle sübvansiyonu ön plandadır. Böyle bir durum gelir ve servet dağılımını olumsuz etkileyerek tasarruf  sahiplerinin net refahını azaltır.</p>
<p>Gelişmiş bir sermaye piyasasına sahip olan ekonomilerde, tasarruf sahipleri birikimlerini borç verdiklerinde, organize bir finansal piyasanın olmadığı dönemde elde edecekleri gelirden daha fazla gelir elde ederler; çünkü, tasarruf yapan kişi ve kurumlar aynı zamanda iyi bir yatırımcı olamayabilir; ayrıca, değerli madenler, yabancı para v.b. şeklinde tutulan tasarruflar büyük bir olasılıkla sahibine fazla bir gelir sağlamayacaktır.</p>
<p>Sermaye piyasası muhtemelen şirketlerin karlılığını da etkileyecektir. Şirketlerin yatırımlarını finanse etmek ve/veya faiz oranlarının yükseldiği ve bu yüksek düzeylerini uzun sayılabilecek bir süre koruduğu dönemlerde banka borçlarını azaltmak amacıyla,hisse senedi ihraç ederek sermaye piyasasından düşük maliyetli fon temin etmeleri finansman giderlerini azaltarak şirket karlarını arttıracaktır.</p>
<p>Sermaye piyasası gelişiminin toplam gelir üzerindeki etkisi ise,tasarrufları üretken reel yatırımlara kanalize ederek,toplam iç yatırımların seviyesini tasarrufların reel yatırımlara  aktarılamadığı durumda  gerçekleşecek yatırım seviyesinin üzerine çıkartması ile ortaya  çıkacaktır.</p>
<p>Türkiye’de  hem bireysel  yatırımcıların  hem de  şirketlerin  sermaye  piyasasına  yönelmesi  henüz sınırlı olduğundan,sermaye  piyasasının  bireysel gelirler, şirket  karları  ve toplam gelirler  üzerinde önemli etkisi  olduğunu söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır.<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM</p>
<p>ULUSLAR ARASI SERMAYE PİYASASI</p>
<p>New York , Londra, Paris, Frankfurt, Tokyo ve Hong Kong gibi merkezler dünyadaki belli başlı mali piyasaları oluşturmaktadır. Fakat her piyasa gibi bunlar da gerçekte ulusal nitelikte mali merkezlerdir. Çünkü söz konusu mali merkezlerde yapılan işlemlerin yalnızca ufak bir bölümü yabancı banka kredisi ya da tahvil ve hisse senetleriyle ilgili olup çok büyük bir bölümü ulusal para ve menkul değer işlemi biçimindedir.<br />
Yapılan uluslararası işlemlerin boyutları hiçbir zaman bu piyasaların ulusal niteliğini yitirmelerine neden olacak boyutlarda değildir.</p>
<p>Uluslararası Sermaye İhracı ve İthali</p>
<p>Geleneksel olarak uluslararası mal ticaretiyle karşılaştırıldığında sermaye akımlarının daha sınırlı bir serbestiye sahip oldukları görülür. En gelişmiş ülkelerde bile sermaye akımları üzerine zaman zaman yoğun kısıtlamaların konulması olağan bir uygulamadır. Hükümetler  önce ulusal tasarrufları çok riskli girişimlere karşı korumak amacıyla sermaye ihracına müdahale ederler. Fakat çoğunlukla asıl amaç ülkenin dış ödeme açıklarının önüne geçmek, ulusal fonların yabancılara kullandırılmasını kısıtlamak  ve ulusal üretim tesislerinin yabancıların eline geçmesini caydırmak gibi nedenlerle ilgilidir.<br />
Dış ödeme açıkları; gelişmiş ve az gelişmiş çoğu ülkelerin karşılaştıkları sorunların başında gelir. Dış açıklarını kısıtlayıcı önlemlerle baskı altına almak isteyen ülkelerin ithalat akımlarından da önce ilk başvurdukları araç genellikle ülkeden sermaye ihracının engellenmesi olmaktadır.<br />
Diğer yandan ülkeden dışarıya sermaye gönderilmesi yatırım kaynaklarının ulusal ekonominin değil yabancı ekonomilerin hizmetine sunulması demektir. Böyle bir durum ise sermaye ihraç eden ülkede ekonomik gelişmeyi yavaşlatıcı dış ödemeler dengesini bozucu ve işsizliği arttırıcı etkilere yol açabilir.<br />
Ulusal fonlar yabancı para ve sermaye piyasası araçlarına yatırılmakla ülkeden sermaye ihracı gerçekleştirilmiş olur. Bunun yanında sermaye ihracı sayılan başka işlemler de vardır. Örneğin daha önce yurtdışından alınan kredilerin geri ödenmesi, yabancıların ulusal bankalardaki mevduatlarını geri çekmeleri ya da yabancıların ellerindeki ulusal tahvillerin itfası(vadeleri dolduğunda bedellerinin ödenmesi) gibi işlemler bu arada belirtilebilir.<br />
Bu belirtilen işlemlerin tersi de sermaye ithalini oluşturur. Örneğin yabancıların yerli bankalarda açtıracakları mevduat hesapları, satın alacakları ulusal tahvil, hisse senedi ve hazine bonoları ya da ülke sakinlerine olan borçlarını geri ödemeleri gibi. Benzer biçimde yerli yatırımcılarının yabancı bankalardaki mevduatlarını çekmeleri ya da ellerindeki yabancı tahvillerin itfa edilmesi de sermaye ithali sayılır.<br />
Sermaye ihracının tersine sermaye ithali ülkenin yatırılabilir fon arzını arttırır ve ilk aşamada dış ödemeler dengesini olumlu yönde etkiler.<br />
Kambiyo denetimi uygulayan ülkelerde uluslararası sermaye işlemlerine genellikle izin verilmez. Son yıllarda ulaştırma ve haberleşme alanındaki hızlı teknolojik ilerlemeler de uluslararası sermaye piyasalarını sıkı bir biçimde birbirine bağlamıştır.</p>
<p>Swap</p>
<p>Döviz piyasasında bir dövizin spot olarak alınıp aynı anda bir başka döviz cinsi karşılığında vadeli olarak satılması işlemidir.<br />
Döviz kurları arasındaki farklılıklar nereden doğar? Ülkelerin yöresel nisbi faiz oranlarından doğar eğer ülkeler arası farlılıklar varsa bunların temel kaynağı faiz işlemidir. Faiz oranları ile döviz kurları arasında meydana gelen dalgalanmaların oluşturduğu riski en aza indirmek için kullanılan mali yöntem swaptır. 2 tür swap vardır.<br />
faiz swapı<br />
para swapı<br />
Faiz swapı: faiz ödemelerinin niteliğini değiştirerek borcun yapısını değiştirme işlemidir. Örneğin; sabit faizin değişken faize çevrilmesi. Uygulamada aynı tutar ve aynı vade için borçların faizini değiştirmek için faiz swapı işlemi yapılır.<br />
Para swapı: taraflar değiştirdikleri paraları belli bir süre sonunda önceden belirledikleri kur üzerinden geri alırlar. Yani farklı birimlerde oluşan aynı büyüklükteki 2 ayrı para paketinin borcun vadesinde ve orijinal para birimleri üzerinden ve daha önce anlaşmaya bağlanmış bir kur hesabıyla geri ödenmesi söz konusudur.<br />
Gerek faiz gerekse para swapları bankalar için çok yavaş tekniklerdir.</p>
<p>Futures İşlemleri </p>
<p>Belli bir spot ürünün fiyatını bugünden sabitlemek koşuluyla ileri bir tarihte teslim edilmesi ya da teslim alınması taahhüdünü içeren kontratların alınıp satıldığı piyasadır. Örneğin ; buğday fiyatı gelecekte almak üzere sözleşmeyle sabitleniyor. Bu fiyat ekonomik beklentilere doların durumuna buğdayın arz-talep koşullarına göre belirleniyor.<br />
Şeker, altın, petrol, devlet tahvili, pamuk, döviz ve borsa endeksi gibi çeşitli ürünler üzerinde future sözleşmeler gerçekleştirilebilmektedir.</p>
<p>Option (Opsiyon) </p>
<p>Bir malı belirli bir süre içinde belli bir fiyata satmak için satıcı tarafından alıcıya verilen süre. Bir alış verişin karara bağlanması için genellikle satıcının alıcıya tanıdığı süre opsiyon ile ifade edilir. Satıcı bu süre sonunda isterse malını başkasına satabilir fiyatını yükseltebilir veya satış şartlarını değiştirebilir. Opsiyon hakkının piyasada en sık kullanılan biçimleri şunlardır;<br />
Bir kimse veya bir firma belirli bir süre içinde herhangi bir taşınır taşınmaz malı dilerse almak hakkını elinde tutar. İsterse malını alır veya vazgeçer. Opsiyon hakkına karşılık mal sahibinin yani satıcıya bir bedel öder.<br />
Süre olsun veya olmasın bir mal satışa çıkarıldığında diğer isteklilere tercihen ve onların verecekleri bedelle  malı almak hakkını elinde tutabilir. Bu takdirde de opsiyon hakkı daha önce mal sahibi ile varılmış bir anlaşmaya dayanır.<br />
Bir mal satışa çıkarıldığında opsiyon hakkı sahibi bu malı önceden kararlaştırılmış fiyata almayı taahhüt eder veya satın alma hakkını elinde tutar.<br />
Opsiyon hakkının kullanılmasına en çok borsa işlemlerinde hisse senedi alım satımlarında ve gayrimenkul satışlarında rastlanır.<br />
Alım opsiyonu (call option) ve satım opsiyonu (put option) olmak üzere 2 türlü opsiyon hakkı vardır. Mal ya da menkul değerin piyasa fiyatı belirlenen süre içinde belirlenen fiyatı aşmışsa alım opsiyonun sahibi hakkını kullanır, satım opsiyonu sahibi kullanmaz. Fiyat düşmesi halinde ise satım opsiyonu sahibi hakkını kullanır, alım opsiyonu kullanmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/sermaye-piyasasinin-tanimlanmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YENİ KÜRESEL DÜZENLEMELER ve ÇEVRE</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yeni-kuresel-duzenlemeler-ve-cevre/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yeni-kuresel-duzenlemeler-ve-cevre/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:42:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor2</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yeni-kuresel-duzenlemeler-ve-cevre/</guid>
		<description><![CDATA[
YENİ KÜRESEL DÜZENLEMELER ve ÇEVRE
Merkez’deki iç çekişmeler ve Çevre’nin yeni ekonomik düzene uyumlaştırılması için yeni politikalar 1970’li yılların son çeyreğinden itibaren yürürlüğe girdi. Merkez’in her bir ayağı kendi sermayesine serbest alan açabilmek için kıyasıya savaş vermekte.1990’lı yıllarda bu savaşın kesin mağlubu şimdilik Rusya, biraz da Japonya.
Merkez-içi çekişmelerden ötürü ABD’nin başlattığı, GATT Uruguay Round görüşmelerinin ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p>YENİ KÜRESEL DÜZENLEMELER ve ÇEVRE</p>
<p>Merkez’deki iç çekişmeler ve Çevre’nin yeni ekonomik düzene uyumlaştırılması için yeni politikalar 1970’li yılların son çeyreğinden itibaren yürürlüğe girdi. Merkez’in her bir ayağı kendi sermayesine serbest alan açabilmek için kıyasıya savaş vermekte.1990’lı yıllarda bu savaşın kesin mağlubu şimdilik Rusya, biraz da Japonya.</p>
<p>Merkez-içi çekişmelerden ötürü ABD’nin başlattığı, GATT Uruguay Round görüşmelerinin ortaya çıkardığı yeni bir küresel düzen var artık. Sermayenin küreselleşmesine Çevre’yi içerebilmek, Merkez sermayesi açısından karlı yatırım alanına dönüştürebilmek ve çığ gibi büyüyen dış borçların ödenmesini garantilemek için getirilen yeni düzenlemeler; öyle ki, bu düzenlemeler hükümetlerin ekonomi politikası geliştirme özgürlüğünü neredeyse ortadan kaldırdı.</p>
<p>1.IMF ve DÜNYA BANKASI </p>
<p>1.Merkez’in Kararlara ve Kredilere Egemenliği</p>
<p>IMF Bretton Woods Para Sistemi’nin çöküşünü izleyerek; Dünya Bankası ise Avrupa’nın  savaş yıkıntısını gidermesi sonrasında işlev değişimine girdiler. Önceleri programlarını birbirlerinden bağımsız olarak yürütüyorlardı. GOÜ uluslar arası bankalara olan borçlarını ödeyemez duruma düştükçe bu politika değişti. Böylece GOÜ karşısında birlikte hareket etme yoluna girdiler. Kardeş sayılmalarının nedeniyse kısa vadeli krediler yanında artık IMF orta vadeli kredi açma yoluna girerken, Dünya Bankası’nın da, uzun vadeli proje kredilerine ek olarak, reform yapan GOÜ’ye yapısal uyum amacıyla, CİB dengesi için orta vadeli program kredileri açmaya başlaması. Ayrıca, bunlardan birine üye olan ülke diğerine de üye olmuş sayılıyor.</p>
<p>IMF üyesi her ülkenin, Fon’a kota denilen bir payla katılması gerekir;bunun %25’i SDR(IMF tarafından yaratılan özel çekme hakları) veya SDR’nin birleşimine giren başlıca beş ülke parasından (ABD doları, Japonya yeni, Alman markı, İngiliz sterlini ve Fransız frangı), geri kalan %75’i de ülkenin kendi ulusal parasından oluşur. Her üyenin Fon’daki oy ağırlığı kendi kotasının büyüklüğüyle belirlenir. ABD, Japonya, AB ve Kanada birlikte oy ağırlığında neredeyse üçte iki paya sahiptir;geri kalan ülkelerin payı azınlıktadır.</p>
<p>Merkez verdiği kredilerin de kaynağıdır. Nedeni, IMF’nin olağan kredi kaynaklarının kendi çıkardığı SDR ve başlıca ülkelerin kotaları karşılığı yatırdığı paralarından oluşmasıdır;bu paralar da zaten SDR’nin  bileşimine giren paralardır.</p>
<p>IMF’den kredi alma durumundaki GOÜ ne kadar güç durumdaysa, IMF’nin dayatma gücü o kadar artar; nedeni oy ağırlığı’na sahip üyelerinin sermayesini artan rizikolara karsı koruma zorunda olmasıdır.</p>
<p>2.Merkez Politikalarının Çevre’ye Dayatılması<br />
Çevre ülkesi dış kredi bulmakta zorlanıyorsa, IMF’nin taleplerini yerine getirmek kaydıyla IMF’den borçlanabilir. Eğer çevre ülkesinin kredi talebi kotasının sadece %25’ini oluşturan ilk dilimi kadarsa, ülkeye şartlar dayatılmaz,sadece ülkenin durumunu düzeltme taahüdünde bulunması yeter.</p>
<p>Bunu aşan tutarlardaysa şartlar,ikinci %25’lik diliminde biraz daha ağır, son dilimdeyse en ağır düzeye çıkar. Ülkenin IMF ile destekleme anlaşması karşılığında ileri sürülen şartları kabul emesi gerekir. Bu şartların bir ayağı enflasyonun düşmesi, faiz hadlerinin  yükselmesi için para arzının kısılmasını sağlayacak önlemlerden oluşur; küreselleşme dünyasına uyum sağlamak üzere ekonomiyi serbestleştirici, özelleştirmeyi hızlandırıcı şartlar eklenir. Diğer ayağı olan döviz fiyatına ilişkin  önlemler ise,küreselleşme dünyasında daha önceki dönemin tam tersine dönmüş artık. IMF artık PARA KURULUNA geçilmesini yada yerli paranın dolar üzerinden değerinin sabitleştirilmesini dayatıyor. Dolar fiyatının  sabitleşmesiyse, bir yandan  yüksek faizin cazibesiyle giren ve yerli paraya çevrilen dış sermayenin, sırası geldiğinde tekrar dolara çevrilirken,yerli para biriminin devaüle edilmesi dolayısıyla kayba uğraması rizikosu ortadan kalkar;bir yandan içeride enflasyonun yükselttiği nominal faizler sayesinde giren sermaye, sabit dolar kuru üzerinden yerli paradan dolara çevrilirken,yüksek reel getiri sağlanmış olur.</p>
<p>Dünya Bankası’na gelince; 1980’li yıllarda dış borçlarını ödeyemez duruma düşmüş  GOÜ’ye yapısal uyum politikalarını dayatırken,IMF ile işbirliği içinde davranmaya başladı;serbestleşme kapsamına alınan bütün öğeleri program kredilerinin koşulları olarak ileri sürmeye başladı. GOÜ’den tepki çekti. Banka’yı amaçları ve kullandığı yöntemleri geçirmeye sevketti. Dünya Bankası uygulamalarını yeniledi. </p>
<p>1994 ve sonrasında Dünya Bankası, yayımlarında, toplumda, refahın yaygınlık derecesi ya da yoksulluk kıstasları gibi konulara ilişkin çok sayıda göstergeyi içererek, küreselleşmenin insan boyutunu es geçmemeye özen gösterdi.</p>
<p>2.GATT’TAN DTÖ’YE</p>
<p>1.GATT’ın amacı, Kapsamı ve Sorunları</p>
<p>GATT, 2.Dünya Savaşı sonrasında kurulduğunda amacı sınai mamullerde korumacılığın üye ülkeler arası anlaşma yoluyla azaltılması ve dış ticarette en fazla kayırılan ülke ilkesinin geçerli kılınmasıydı.</p>
<p>Üye sayısı sınırlıydı;alınan kararları da daha çok Merkez’in kendi iç dengelerini sağlama amacına dönüktü. Kredi  vermesi söz konusu olmadığı için, elinde IMF ve Dünya Bankası gibi kredi vermekten kaynaklanan gücü yoktu.</p>
<p>GATT’ın silik görünümü 1980’li yıllarda değişmeye başladı. Merkez-içi çatışmaların şiddetlenmesiyle acil yeni düzenlemeler gerekti. ABD yeni bir görüşme turu hareketini 1986’da GATT çerçevesinde başlattı. Bu görüşme turu GATT Urguay Round(GATT-UR) olarak anıldı ve 1993 sonunda tamamlandı. Merkez içi çekişmelerin yoğunlaştığı tarım ve hizmetler, sınai mamuller yanında ABD dayatmasıyla görüşmelere içerildi.</p>
<p>Merkez-içi çatışmaların en önemli konusu tarımdı. AB ve Japonya gıda maddeleri üretimine  mali destek veriyor, AB ayrıca ihracata da destek vererek 1970’li yılların sonundan itibaren  ihracat pazarlarında ABD’yi ikame etmeye başlamıştı, bu da tarım ürünleri dış ticaret hadlerini yarılayan etkenlerden biri oluştu. Oysa ABD genetik devrimin getirdiği yeni teknikleri tarıma uygulayıp dünya pazarlarını fethetmek istiyordu.</p>
<p>2.GATT-UR’nin Getirdiği Yeni Kurallar</p>
<p>Sonuçta Merkez kendi içinde kozlarını eşite yakın biçimde paylaştı,ticaret savaşı belirli kurallarla sınırlandı. Hindistan Büyükelçisi Zutshi’nin deyimiyle ‘aldıklarından fazla vermek zorunda kaldılar.’</p>
<p>ABD yetkilileri Urguay Round görüşmelerinden en çok gelişmekte olan ülkelerin yararlanacağı savındaydı. Anlaşılmayan noktaysa, Merkez’in kozlarını paylaşmak için yedi yıl sürdürdüğü savaştan, üstelik kendisi için bir oldu bitti niteliğindeki anlaşmadan Çevre’nin nasıl en kazançlı grup olarak çıkmış olabileceğiydi. Nitekim yaşanan gerçekler Çevre’nin ciddi zararlara uğradığını gösterdi.</p>
<p>Yeni anlaşmayla neler getirildi?</p>
<p>Tarım ürünleri: Tarım pazarları ithalata açılacak: İthal yasakları, gönüllü ihracat kotaları, değişken gümrük resimleri gibi tarife dışı engeller, 1 temmuz 1995’e kadar aynı korumayı sağlayan gümrük vergilerine dönüştürülecek ve sonunda sırasıyla %36 ve %24 oranında indirilmiş olacak. İleriki yıllarda gümrük vergileri yükseltilemeyecek.</p>
<p>Böylece  Uzakdoğu’nun pirinç ve et pazarları ABD ürünlerine  açılırken, AB de pazarını pek çok üründe açmak zorunda kalacak. GOÜ de bunu izleyecek.</p>
<p>Mali desteklerin azalması sonucu tarım ürünlerinin fiyatları artacak; ürün ihracatçıları  bu artıştan kazanırken ithalatçıları kaybedecek.</p>
<p>Dokuma-Giyim: 1 temmuz 1995’i izleyen on yıllık sürede kotalar kalkacak, gümrük vergileri azaltılacak. Eğer kotaların kalkması üzerine Merkez ihracatçıları Çevre’yi  yeni teknoloji yaratarak ya da Uzakdoğu’nun yeni devleri üstün ticari becerileriyle hem Merkez’i hem diğer GOÜ’i pazar dışı bırakmazsa, kotaların kalkması Çevre açısından olumlu bir gelişme sayılabilirdi.</p>
<p>Diğer sınai mamuller: Merkez’in tarım araç gereçleri, tıbbi araç gereçler, ilaçlar, kağıt, oyuncak üzerinden aldığı gümrük vergileri tümüyle; elektronik ürünler üzerinden aldıkları %50-%100 arasında inecek. Çevre için böyle  bir yükümlülük yok. Merkez’in daha çok kendi arasındaki ticarete konu olan bu ürünler, böylece serbestçe mübadele edilecek.</p>
<p>Mal ticaretinde Çevre’nin  Merkez karşısında kazanç ve kaybının ne olduğunu anlatan en iyi gösterge Çevre’ye oranla Merkez’in gümrük indiriminden kazancının daha fazla olmasıdır.</p>
<p>Entelektüel haklar (patent ve telif hakları vb.): Bu hakların korunmaya alınması Merkez’in en büyük kazanç, Çevre’ninse en büyük kayıp alanı. Nedeni şu: GATT-UR Anlaşması’na dek GOÜ, Merkez’in buluşlarını  çeşitli biçimlerde ele geçiriyor ve yeni teknoloji ürünü mallar alanında rakip olarak piyasaya çıkabiliyordu. Böylece teknolojiyi geliştirmenin maliyetine katlanmadıkları için bir maliyet avantajı sağlıyor. Bu avantaj yalnızca dünya pazarında rekabet gücü vermekle kalmıyor, iç pazarda da düşük ürün maliyeti geniş kitleyi tüketici konumuna getirebiliyordu.</p>
<p>Teknolojiyi yaratanlar çok uzun yıllar boyunca tekel gücünü elde tutabilecekleri için yeni ürünlerin fiyatı yüksek kalacak; tekel gücünü kıracak yeni firmalar ortaya çıkamayacak. Çevre bu alanda devre dışı kalacak ve bu yüksek fiyatlı ürünleri kullanmaktan başka seçeneği olmayacak.</p>
<p>3.GATTdonatılması, kararlar neredeyse hep ABD şirketleri lehine çıktığı içi, tahkim olgusunun ne anlama geldiğini gösterdi.</p>
<p>GATT-UR anlaşmasıyla Merkez’in tarım konusunda kendi çıkarıyla bağdaşmayan tavizleri vermeyeceği ortaya çıktı. Çevre’deki ülkelerde tarım desteklerinin sıfırlanmasında etkenlik, Dünya Bankası ve IMF’nin kredi koşulları devreye sokularak sağlanmaya başladı; bunu yerine getirmeyen Çevre ülkesi, artık ne birinin ne diğerinin kredilerine ulaşabiliyor.</p>
<p>GATT-UR’un  tarım ayağı birkaç noktayı gün ışığına çıkardı. Birincisi 1990’lı yıllarda DTÖ’de  Çevre’ye dayatılan politikalar için, IMF ve Dünya Bankası devreye sokularak tam bir kartelleşme yaratıldı. Çevre finansal krizlerin bunalımını yaşarken DTÖ’ye hayır diyemez durumda artık. İkincisi DTÖ’de uygulamalar güç haktır ilkesine göre işliyor. Ne AB na japonya konulan kuralları takıyor ama çevre uymak zorunda.</p>
<p>4. ÇEVRE İÇİN YENİ MALİ DÜZENLEMELER</p>
<p>1980’li yılların başında Çevre ülkeleri borç ödeyemez duruma gelmeleri uluslar arası bankaları zor duruma düşürmüştü. Bu devam ederse Çevre’nin ithalatı azalacak demekti. Rizikoyu sermaye için azaltan, karlılığını arttıran yeni bir düzenleme,bu ülkelerin para ve sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve küreselleşmesi yoluyla olabilirdi. Faiz haddi ve döviz kuru, kamu denetiminden arındırıldı, Merkez sermayesinin etkisine sokuldu.</p>
<p>1980 öncesi yaşadığı krizlerde Çevre’ye IMF daima devalüasyon yap çağrısını tekrarlamıştı; devalüasyon yapmayana kredi vermiyordu.</p>
<p>Uluslar arası fonların bu rizikosunu azaltmak için IMF ve Dünya bankası, Çevre paralarının sabitleştirilmesi yolunda politikalar geliştirdiler. Bu politikaların en önemli öğesi kamu harcamaları kısılması yoluyla bütçe açığının küçültülmesidir. İkincisi ise sıkı para politikası ve yüksek reel faiz hadleridir. Bu yoldan fon girişlerini teşvikiyse,yerli parayı aşırı değerlendirir, ithalat patlar, ihracat geriler ve cari işlem açıklarıyla birlikte  dış borçlar büyür.</p>
<p>GOÜ arasında büyük fon hareketlerine tanık olan gelişen piyasalar 1980’lerin sonundan bu yana peş peşe mali krizler yaşar oldu. Bu dönemde neredeyse dört katına çıktığı görülen dış borçların artışının bir kaynağı bu süreçtir işte.</p>
<p>5. ÇEVRE’NİN ARTAN  GÖRELİ GERİLİĞİ VE KÜLTÜREL AYRIMCILIK</p>
<p>1.Gelir düşerken artan dış borçlar</p>
<p> Çin ve Hindistan dışındaki DGÜ ve alt-orta gelirli ülkeler de kişi başına yıllık ortalama gelir artışı, 1960-79 arasında pozitif rakamken 1985-95 arasında negatif rakamlara dönüşmüş. Buna karşılık 1960-79 arasındaki kişi başına yıllık gelir artış hızını tutmasalar da, merkez yeni ekonomik düzenin devreye girdiği 1985-95 arasında en yüksek oranı tutturabilmiş.</p>
<p>İşleyen serbest piyasa mekanizması, Çevre ‘ den Merkez’ e, başta dış borçların faizi ve Merkez sermayesine ilişkin karları aktarmak yoluyla Çevre’ nin  yatırım kaynaklarını öyle kurutuyor ki, özel sermaye girişlerinin  büyüme  yaratması olanağını ortadan kaldırıyor. Ayrıca dış borçlanma,  artan mali işlem talebinden kaynaklanıyor. Öyleyse gelir artışı yaratmayan bu borçların faizleri ve taksitleri nasıl ödenecek? </p>
<p>Yeni gelişen Çevre sermaye piyasalarındaki spekülatif oyunlar teşvik edilerek pompalanan sermaye kazançlarını dış sermaye Merkez&#8217;’ aktarırken Çevre yatırım yapamıyor, büyüyemiyor.</p>
<p>2. Çevre’ ye Kültürel Dışlama</p>
<p>Dış borçların büyüdüğü bir ortamda Merkez Çevre karşısında kültürel ayrımcılığı benimser. Kültürel ayrımcılığın ekonomik yaptırımlara batı tarafından alet edildiğinin göstergesi insan hakları ilkeleridir.  AB, Türkiye’ yi tam üye adayları listesine almak istemiyor veya kredileri askıya almak istiyorsa, insan hakları ihlali bunun gerekçesi oluyor. Çünkü  Çevre buna uymuyor varsayımı var. </p>
<p>Merkez Çevre’ ye ayırım yapmakla yetinmedi 1990 ‘ lı yıllarda yeni dünya düzeni ile Çevre’ yi tam denetimi altına aldı. Yani bir Çevre ülkesi Merkez’ in çıkarlarını tehdit etmeye kalktığında karşısında tek vücut olarak bütün Merkezi bulacaktı. BM yeni siyasal düzende hizaya  getirilmesi  gereken Çevre’ ye karşı Merkez’ in  örgütlenmesi ne aracılık etmeye başladı. </p>
<p>6. BÜYÜYEN ÇELİŞKİLERLE  KÜRESELLEŞME</p>
<p>Her yandan seslerin yükseldiği bir küreselleşme sürecinin nereye varacağını kestirmek kolay değil. Eğer iki dev boyutlu ABD tekelinin desteyi ile yola çıkan  DTÖ toplantısı başta dünya egemeni ABD’ nin kendi içinden gelen tepkileri dolayısıyla gerçekleşmiyorsa, dünya Ekonomik Forumu toplantısında küreselleşmeye ilişkin sorgulamalar olduysa ve The Economist dergisi dünya üretiminin % 54’ ünü  gerçekleştiren ve çoğu  dev boyutlu ÇUŞ’ un şeytan gibi tehdit edici olarak görüldüğünü yansıtıyorsa bir şeyler  değişecek demektir.</p>
<p>BEŞİNCİ BÖLÜM </p>
<p>SERMAYE HAREKETLERİNİN SERBESTLEŞMESİ, FİNANSAL KAPİTAL ve MALİ KRİZLER</p>
<p>Son on yılda semaya hareketlerinin serbestleşmesini üç boyutuyla incelemek gerekir. Birincisi akışkan fonlar halinde mali piyasalar arasında hareket eden kısa vadeli parasal sermaye; ikincisi gittiği ülkede fiziksel yatırım yapan istihdamı ve üretim kapasitesini genişleten dolaysız yabancı sermaye. Üçüncüsü özelleştirilen KİT’leri satın almak ya da borsada özel/tüzel şirketlerin en az % 51 hissesini ele geçirmek yoluyla, getirdiği parasal fonları üretime yönlendireceği varsayılan dolaysız yatırımlar. Küreselleşme, bu değişik biçimleriyle sermayenin ülke sınırlarını aşan hareketlerini devlet denetiminden arındırarak serbestleşmeyi kapsar.</p>
<p>SERMAYENİN KÜRESELLEŞMESİNE GEÇİŞ</p>
<p>Yeni Bir Olay mı?</p>
<p>19. yüzyılda kapitalizmin mal ihracından sonra ulaştığı aşamayı sermaye ihracı aşaması olarak tanımlarlar. Bu süreç Birinci Dünya Savaşıyla son bulmuş. 1920’lerde kısa süren bir deneme 1929’da krizle noktalandı; yeniden eyleme geçmesi, 1980 sonrasında mali piyasaların giderek serbestleşmesini ve 1987’de New York Borsası’nın çöküşünü izledi.</p>
<p>Bugün sermaye hareketlerini uyaran tek yenilik özelleştirmedir. 19. Yüzyılda uluslar arası yatırıma alt-yapıya şirketler imtiyaz sözleşmeleri ile yapıyorlardı. Küreselleşme bunu geri getirdi. Ama varolanı ele geçirmek için de özelleştirmeyi icat etti. </p>
<p>2) Kar Hadleri ve Küreselleşme</p>
<p>1980’li yılların başından itibaren Çevre paraları teker teker konvertible oldu, konvertible olurken ödemeler bilançosu sermaye hareketlerinin serbestleştirilmiş olması şartı getirildi; mali piyasaların tam serbestleştirilmesi hedeflendi. Çevre’ye küreselleşme son moda, kaçınılmaz bir olgu diye sunuldu. Böylece 1980’li yılların başından itibaren Batı Avrupa’da ve Doğu Blok’u, Uzakdoğu  ve Güneydoğu Asya, Türkiye, özelleştirme-küreselleşme sürecine katıldı. </p>
<p>1970’li yılların sonuna kadar başta Batı Avrupa olmak üzere Merkez’de sermaye hareketleri çok kısıtlıydı. ABD bile sermaye çıkışını bir ara vergilendiriyordu. Bu uygulamalarda amaç sermayenin yurt dışı yerine yurt içinde yatırım yaparak istihdama ve büyümeye katkıda bulunmasıydı. Ancak artık içerde düşen kar hadlerinin dünya çapındaki olanaklardan yararlanarak arttırılması, sermayenin küreselleşmesini gerektiriyor.</p>
<p>Son 25 yılda sermayenin kar haddinin en hızlı artış gösterdiği ülke ABD’dir; milli gelirde sermaye payının en büyük paya yükseldiği ülkelerse Almanya, Fransa ve İtalya’dır. Japonya’da kar haddi ise, dünyayı fethedeceği kuşkusunu ABD’de yarattığı 1980’li yıllardan itibaren hızla düşerken, İngiltere her dönem en düşük kar hadleri ile sonunculuğu hep korumuştur.</p>
<p>1980’li yıllarda mali piyasalar serbestleşirken Merkez 1984-89 arası gelişti ve kendi sermayesine talebi arttı. 1987’de ABD’de New York borsası çökmüştür; bunu 1990’da Tokyo Borsası’nda çöküş ve diğer Merkez piyasaları izledi. Oysa Çevre piyasaları aynı çöküşü yaşamamıştı. Öyleyse rizikoyu azaltmak açısından, Çevre sermaye piyasalarına yatırım çok faydalı olabilirdi. Nitekim, 1987’de denetim-müdahale kaldırıldı, böylece Çevre sermaye piyasalarına özel yatırımlar birden sıçradı.</p>
<p>Merkez’deki durgunluğun gerisinde yatan olay: Veri olan koşullarda yatırımların miktarı arttıkça  kar haddi giderek azalır, bu da yatırımları ve büyümeyi sınırlar. Kar haddi azalışına karşı çözüm, GOÜ’nün pazarlarını genişletmek ve bu ülkelere sermayenin giriş çıkış serbestliğini sağlamaktır. Böylece; yerli para aşırı değerlenirken de ithalat kapasiteleri genişler, ithalat kapasiteleri genişlerken, ihracatı arttırarak Merkez’in pazarlarını fazla zorlamazlar. </p>
<p>Karlılığı arttırmanın en etkin yollarından biri de teknolojik değişmedir. Günümüzde teknolojik değişmenin niteliği Merkez şirketlerinin birbirlerinin pazarına yatırım yapma yoluyla karlılığın arttırılabileceği koşulları getirmiştir.</p>
<p>SERMAYENİN KÜRESELLEŞME BİÇİMLERİ ve KOŞULLARI</p>
<p>Dolaysız Yatırımlar</p>
<p>Sermaye birkaç biçimde küreselleşiyor: Biri, çokuluslulaşma yoluyla şirketlerin dış ülkelerde dolaysız yatırım yaparken artık küresel düzeyde kar planları yapmaları. 1980’li yıllardaki serbestleşme sürecine kadar dolaysız dış yatırımlar ciddi kısıtlamalara tabidi: Ülkelerin çoğunluğu bazı kesimlerinde yatırımları dış sermayeye kapalı tutuyor, bazen ancak yeni teknoloji getirene kapılar açılıyordu vb. 1980’deki özgürleşme sürecinde koşullar en az düzeye indirildi</p>
<p>ÇUŞ’un GOÜ’ye yatırım yap*malarının çeşitli nedenleri var: Bir kere ,emek-yoğun mallar için işçi haklarının daha kısıtlı fakat işçilerin beceri düzeyinin yüksek olduğu ülkeleri tercih ediyorlar. İkincisi 1980’li yıllarda yükselen doğayı koruma akımını getirdiği yükler: doğayı çok kirleten sanayiler yasal kısıtlaması olmayan ya da az olan GOÜ’ye taşınmaya başladı. Üçüncüsü, geçmişte yüksek gümrük duvarlarını aşamayan Merkez şirketleri eskiyen teknolojili donanımı bu korunmuş pazarlara taşıyor.</p>
<p>Getirilen serbestleşme, böylece Merkez’in yeni  karlılık durumuna uygun Çevre ortamını hazırladı. ABD’de borsa krizini izleyen yıllarda GOÜ’ye dolaysız dış yatırımlarını hızla arttığını, 1987’de 10 milyar dolardan, 1995’de 90.3 milyar dolara fırladığını göstermekte.</p>
<p>Ancak dolaysız yatırımların büyük kısmı Merkez’in içinde, sanayileşmiş-bilgi çağına geçmiş ekonomilerin kendi aralarında gerçekleşir. 1996’da Dünya Bankası kayıtlarına göre GOÜ’de  dolaysız yatırımlar 108.8 milyara çıkarken, Merkez’de 195.9 milyar düzeyindeydi. </p>
<p>Dünyada kişi başına  en çok dış yatırım yapan ve dış yatırım alan ülke İngiltere. ABD ikinci sırada yer alır. İngiltere’nin öncülüğüne iki iç sorunu neden gösterilir: Büyüme hızı 1990’lı yıllarda AB ortalamasının üstüne çıkmış olsa da uzun yıllar durgun kaldı; aynı şekilde yakın geçmişte işçi sendikalarının güçlü ücret talebi  baskıları semayenin kar haddini içeride düşürdü, sermaye dışarı göçtü. Dışardan büyük sermaye girişinin nedeni ise,AB’de yabancı sermayeye  en hoş görülü davranan birkaç ülkeden birinin İngiltere olması.</p>
<p>ABD ile Japonya arasında önemli bir sürtüşme noktası, ABD’nin Japon sermayesine kapılarını açtığı halde, Japonya’nın pazarını ABD ve diğer ülkeler kaynaklı sermayeye kapalı tutması. </p>
<p>Merkez ile Çevre arasında çok önemli bir fark var: Merkez, dolaysız sermaye ihracatçısı ,yani girenden çok dışarı çıkış var. Merkez iç yatırımlarda rizikonun düşüklüğü, satın alma  gücü yüksekliğinin sağladığı geniş Pazar, yeni işletme teknikleri vb. bu yatırımların karlılığını yükselttiği ölçüde, ÇUŞ’un bu pazarlara yönelmesine yol açmakta. </p>
<p>ABD için 1988-92 yılları, geri kalan Merkez içinse 1990 sonrası büyük depresyon’dan bu yana yaşanan en yoğun kriz yılları oldu. Yani dolaysız yatırımlarda küreselleşmenin ivme kazanması, kaynağını, kısıtlamaların kalkması kadar Merkez’deki durgunluktan aldı; tabi, Berlin Duvar’nın yıkılması ve SSCB’nin dağılmasının yarattığı fırsatlar buna eklendi.</p>
<p>Dış yatırım Çevre’ye geldiğinde ise kar haddini düşürmek dışında sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bunların başında aynı lana oligopolist rekabet gereği yabancı yatırım yığıldığında, üretim kaynakları kullanımındaki çarpılmalar gelir. Bu, özellikle otomotiv kesimi için geçerli.</p>
<p>2) Kısa Vadeli Parasal Sermaye ve Mali Krizler</p>
<p>Dışsal mali serbestleşme, a) yurt sakinlerinin dış piyasadan serbestçe borçlanmasını ve yurt sakini olmayanların serbestçe iç mali piyasalarda plasman yapabilmesini sağlar; b) yurt sakinleri dışarı serbestçe sermaye transfer edip yabancı varlık kalemlerini tutabilir,yurt sakini olmayanlar da aynı şekilde iç mali piyasalardan borçlanabilir; c) yurt içinde sakinler yabancı paralar üzerinden serbestçe tüm işlemleri yapabilirler.</p>
<p>Bu üç öğeden ilk ikisi ödemeler bilançosunun sermaye hesabı serbestleşmesinin gereğidir; üçüncü ise, ilk ikisiyle birlikte mali serbestleşmeyi oluşturur.1970’li yıllarda birçok Çevre ülkesinde a ile başlayan serbestleşme Merkezle birlikte 1980’li yıllarda diğer ikisiyle tamamlandı.</p>
<p>Portfolyo yatırımları son yıllarda ivme kazanan bir olgu. Bunlar da büyük ölçüde Merkez’in kendi arasında. Özelleştirme ise, İngiltere ve eski doğu Almanya ile Rusya dışında, Merkez’le sınırlı kaldı bugüne dek. </p>
<p>Merkez’de faiz hadleri 1990’lı yıllarda düşük kaldığı için gözde olan finansal yatırımlar, orta gelirli Çevre’deki sermaye piyasalarında oldu.; rizikolar daha yüksek olsa da döviz kuru-faiz haddi ayarlamasıyla getiri oranı inanılmaz düzeylere varıyor. Ancak dolaysız yatırımlar gıbı burada da yoğunlaşma aynı bölgelerde. </p>
<p>3) Faiz Arbitrajı ve Mali Krizler</p>
<p>Çevre’ye portfolyo yatırımları 1987 öncesinde neredeyse sıfırken 1987 sonrasında patladı. Patlayan portfolyo yatırımları 1994’e kadar Arjantin, Brezilya, Güney Kore,  Meksika ve Türkiye’ye gidiyordu. Ancak Güney Kore dışındakiler 1994’te birbiri ardına krize girdiler.</p>
<p>Sermaye bir kere bu ülkelere, kamu açıklarının iç borçlanmayla karşılanması durumunda, faiz-arbitrajından  kar etmek için geliyor.</p>
<p>Cari işlem açıklarının büyümesi ise devalüasyon beklentisiyle rizikoyu arttırırken, mali krizlere kapıyı açar. Kısa vadeli dış borçlar artarken, döviz rezervlerinin, dolayısıyla ödeme gücünün azalması, uluslar arası rating kurumlarının borç güvenilirliği derecesi düşünmesine yol açar. Böylece kriz hazırlanır. Bu tablo ekonominin nasıl çarpıklaştığının ortaya koyar: GSMH artışı çok istikrarsızdır.</p>
<p>Yaşanan Asya krizine rağmen IMF istikrar programlarında yine ülke parasının dış değerini sabitleştirmeyi şart koşuyor. Hatta döviz fiyatını sabitleştirip ülkeye giren fonların rizikosunu düşürmek ve karlılığını arttırmak amacıyla getirilen Para Kurulu denilen ve Merkez Bankasıyla ticari bankalrın para-kredi yaratma gücünü sıfırlayıp  para arzını %100 döviz rezervelerine bağlayan bir sistem mevcut.</p>
<p>4)Spekülatif Fon Akımları ve Mali Krizler</p>
<p>Spekülasyonların üç özelliği var: Birincisi, spekülatif çıkışların bir noktada çöküşle sonuçlanması. İkincisi kazanılanlar karşısında kaybedenlerin bulunması, toplamda spekülasyonla hiçbir gelir yaratılmaması. Reel üretim kesimlerinde sermayenin kar haddi düştüğünde, her nesne üzerinde spekülasyonların yoğunluk kazanması, fonlara talep yaratması.</p>
<p>Bu süreçte mekanizma şöyle işler:Önce, reel üretim kesimlerinde sermayenin kar haddi düşer, yatırımlar için fon talebi azalır. Bu kez atıl kalan fonların getiri sağlayacağı yeni alanlarda spekülasyonla getiriyi yükseltme çabaları başlar; sermaye piyasalarında hisse senetleri, döviz piyasaları ve diğerleri bunun başlıca alanlarıdır.</p>
<p>Kısacası sermaye girişlerinde krize götüren süreç sadece faiz arbitrajı değildir, aynı zamanda spekülatif faaliyetlerle de beslenir, öyle ki sonuçta krizin patlamasını sermaye girişlerinin yarattığı genişleme süreci hazırlamış olur </p>
<p>5)Kara Para Aklanması ve Mali Krizler</p>
<p>Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, kayıt dışı denilen ekonominin büyümesiyle birlikte gitmekte. Kayıt dışı ekonomi önem kazanmaya başladı. Merkez ülkelerinde, kayıt dışı ekonominin GSMH’nin %10’u civarında kaldığını göstermekte. GOÜ’deyse özellikle uyuşturucu ticaretine katılanlarda,bunun oranının %20-40 arasında değişebildiği anlaşıldı. </p>
<p>Kayıt dışı ekonominin bir bölümü kayıt içi firmaların vergi kaçırmak, sosyal sigorta primi ödememek,ücretini  düşük gösterme gibi yaygın uygulamalarla ilgili.</p>
<p>Uyuşturucu ticaretinin yılda 300-500 milyar dolara vardığı söylendiğine göre, dünya’da dolaşan fonlar arasında küçümsenemeyecek tutarların kara para niteliği taşıdığı açık. Kara para ise yasal ticari kanallara girebilmek için mutlaka aklanmak zorunda.</p>
<p>Sınır ötesi kısa vadeli parasal sermaye hareketleri işte bu kara parayı aklamanın bir aracına dönüştü.</p>
<p>FİNANSAL SERBESTLEŞMENİN ÇEVRE’DE ve MERKEZ’DE GETİRİSİ</p>
<p>Çevre Hükümetleri Ne Kazanıyor?</p>
<p>Kısa vadeli parasal sermaye hareketleri krizlerin nedeni olabiliyorsa, hükümetler bunu önlemek amacıyla politikaları niçin devreye sokmuyor?</p>
<p>Bunun bir nedeni, orta gelirli Çevre ülkelerinin artık resmi dış yardımlardan yararlanamaması. Diğer nedeni ülkeye bol dış kaynak girişi sürerken ekonominin rahatlaması; çünkü krediler genişliyor; iç tasarruf oranı düşerken ithal mallarına dayalı bir tüketim furyası yaşanıyor; vergi almaya başvurmak gerekmeden hükümetler dı borç yoluyla kamu harcamalarını genişletebiliyor.</p>
<p>Merkez’in İstikrarsızlığı Dış Dünya’ya Transferi ve Dış Dünya’dan Kaynak Aktarımı</p>
<p>Günümüz dünyasında büyük sermaye ihracatçısı olduğu bilinen birkaç ülke büyürken diğerleri peş peşe kriz yaşamakta.</p>
<p>Merkez’in kaynak aktarımının kaynağı ise tefecilik. Eğer kendi ülkenizde %3-5 gibi getiri sağlayacak mali sermayeye ihtiyacının şiddeti dolayısıyle döviz kurunu sabitleştirme ve para arzını kısma yolunda dayatıp size %50 getiri sağlayan pazarlar yaratabiliyorsanız, kaynak aktarımı çok kolaylaşır.</p>
<p>Yani Çevre’de biri krize girince Merkez’den birilerinin söz konusu ülkede çağdaş bir yağmaya girişmesi çok kolaylaşmakta: Tayland’ta Japonya gibi. Yani kaynak aktarımı salt yüksek getirili tahvil ve bono satın almakla bitmiyor bunun çeşitli yolları var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/yeni-kuresel-duzenlemeler-ve-cevre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜKETİCİ KREDİLERİ</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/tuketici-kredileri/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/12/30/tuketici-kredileri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>editor6</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[BI]]></category>
		<category><![CDATA[FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[PAZARLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[SATIŞ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2009/12/30/tuketici-kredileri/</guid>
		<description><![CDATA[BÖLÜM1
1.1.TÜKETİCİ KREDİLERİ
	Bir mal ya da hizmetin satın alınması amacına bağlı olarak ya da olmaksızın, ticari amaçlar dışında gerçek kişilere , belli faiz, taksit ve ödeme şartlarında geri ödenmek üzere kullandırılan krediler tüketici kredisi olarak tanımlanmaktadır.
	Tüketici kredileri , ülkeler , bankalar ve banka dışı tüketici kredi kurumları , konu ve müşteri itibariyle farklılık arz etmektedir. Ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BÖLÜM1<br />
1.1.TÜKETİCİ KREDİLERİ<br />
	Bir mal ya da hizmetin satın alınması amacına bağlı olarak ya da olmaksızın, ticari amaçlar dışında gerçek kişilere , belli faiz, taksit ve ödeme şartlarında geri ödenmek üzere kullandırılan krediler tüketici kredisi olarak tanımlanmaktadır.<br />
	Tüketici kredileri , ülkeler , bankalar ve banka dışı tüketici kredi kurumları , konu ve müşteri itibariyle farklılık arz etmektedir. Ancak esas itibariyle,<br />
	a)Doğrudan nakit şeklinde ve<br />
	b)Mal ve hizmet satın alımının finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla , kullandırılan krediler olmak üzere iki tür tüketici kredisi tanımlanmaktadır.<br />
	Tüketici kredilerinde vade , kullanıcının ihtiyaçlarına bağlı olmakla beraber genelde3 ila 18 ay cıvarındadır.<br />
	Faiz oranı , piyasa koşullarına ve bankaların plasman politikalarına bağlı olarak değişmektedir.<br />
	Konut , araba ve dayanıklı tüketim malları alımının finansmanı ve daha birçok konuda tüketici kredisi kullanma imkanı bulunmaktadır.<br />
	Halihazırda bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankaların yarısından fazlası tüketici kredisi kullandırmaktadır. Ayrıca 545 sayılı KHK ile değişik 90 sayılı KHK hükümlerine göre faaliyet gösteren finansman şirketleri de tüketici kredilerini kullandırmaya yetkilendirilmiştir. 1996 yıl sonu itibariyle 4 finansman şirketi faaliyet göstermektedir.</p>
<p>1.2.TÜKETİCİ KREDİLERİNİN OLUMLU VE OLUMSUZ YÖNLERİ<br />
	Banka ve Tüketici finansman şirketleri , tüketicilere olduğu kadar üretici ve satıcılara da birçok olanak sağlamaktadır. Tüketiciler , ihtiyaç duydukları mal ve hizmetleri nakit para kullanmaksızın alma imkanına kavuşurken , üretici ve satıcılar da mallarının parasını peşin olarak tahsil edebilmektedir.<br />
	Artan rekabet şartları altında faaliyet gösteren bankaların tüketici kredileri kullandırmaları , ilave plasman yoluyla bu bankaların kar kaynaklarını artırmaktadır. Öte yandan , yoğun tüketici kredisi kullandırılması , bankalar için riskin dağıtılması sonucunu beraberinde getirmektedir.<br />
	Tüketici kredileri yoluyla efektif talep artmakta , bu da üretimi ve dolayısıyla milli geliri artırmakta ve ekonomik faaliyet hacmini canlı tutmaktadır. Öte yandan tüketici refahı da artmaktadır.<br />
	Bu kredilerin aşırı kullanımının , insanları gereksiz tüketime iteceği , tasarrufları azaltacağı ve gelecekteki tasarrufların bugünden harcanması sonucunu doğuracağı ve böylelikle de reel yatırımlarda düşme görüleceği ileri sürülmektedir . İlave olarak , yoğun tüketici kredisi kullanımının talep artışı yoluyla enflasyonist etki doğuracağı da ileri sürülmektedir. Ayrıca , ithalat eğilimi yüksek bazı gelişmekte olan ülkelerde bu tip kredilerin dış ticaret  dengesini bozucu etki yaratacağı da savunulan görüşler arasında dır. Bu görüşlerin haklı yönlerinin olması mümkün görülmekte birlikte , kesin yargıya ancak ampirik çalışmaların neticesinde varılması gerekmektedir.<br />
	Öte yandan , artan bireysel tüketici kredileri hacminin , ekonomik daralma dönemlerinde konjonktürden etkilenmesi neticesinde bu tip kredilerin dalgalanmalara olan esnekliğinin yüksek olması nedeniyle önemli tutarda risk teşkil etmesi mümkündür. Bir başka deyimle , bu tip işlemlerde kredi değerliliği konusu önem kazanmaktadır.<br />
BÖLÜM 2.<br />
TÜKETİCİ KREDİSİ UYGULAMASINDA FİNANSMAN ŞİRKETLERİ VE 90 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME VE İLGİLİ MEVZUAT</p>
<p>2.1.ÖDÜNÇ PARA VERME İŞLERİ HAKKINDA 90 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME<br />
	Ödünç para verme işleri ile uğraşanların faaliyetleri ve denetlenmelerine ilişkin esaslar 90 sayılı KHK’de 5/4/1983 tarih ve 2810 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 30/9/1983 tarihinde kararlaştırılmış ve 6/10/1983 tarih ve 18183 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış ve 6/10/1983tarih ve 18183 sayılı Resmi Gazetenin mükerrer sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>2.1.1.AMAÇ<br />
	90 Sayılı KHK’nin amacı , faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak süretiyle sürekli olarak ödünç para verme işleriyle uğraşan gerçek kişilerin ve finansman şirketleri ile faktoring şirketlerinin faaliyetlerinin düzenlenmesi.</p>
<p>2.1.2.KAPSAM<br />
	İkrazatçılar , finansman şirketleri ve faktoring şirketleri bu KHK hükümlerine tabidir.</p>
<p>2.1.3.TANIMLAR<br />
	Kanun Hükmünde Kararname’de geçen;<br />
Finansman şirketi: Devamlı ve mutad iştigal konusu olarak her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek üzere ödünç para veren tüketici kredi şirketlerini,<br />
	Bakanlık: Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Bakanlığı,<br />
	Müsteşarlık: Hazine Müsteşarlığı,<br />
İfade etmektedir.</p>
<p>2.1.4.KURLUŞ VE FAALİYET ŞARTLARI<br />
	Finansman şirketleri Müsteşarlığın ön izni ile kurulurlar. Bu şirketlerin ;<br />
Anonim şirket olmaları,<br />
Sermayelerinin Müsteşarlıkça belirlenen miktardan az olmaması,<br />
Sermayelerinin %10 ve daha fazlasına sahip ortakları ile , yönetim kurulu üyeleri , genel müdürleri , genel müdür yardımcıları ve 1. dereceden imza yetkililerin:<br />
35 sayılı KHK ile ek ve değişiklikleri uyarınca haklarında tasfiye kararı alınanlar,<br />
Müflis veya konkordato talep etmemiş ,<br />
Vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından dolayı hüküm giymemiş ,<br />
Ağır hapis veya 5 yıldan fazla hapis yahut zimmet , ihtilas , irtikap , rüşvet , hırsızlık , dolandırıcılık , sahtecilik , inancı kötüye kullanma , dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamış kişiler olması,<br />
gerekmektedir.<br />
	Finansman şirketleri kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren en geç 180 gün içinde faaliyet izni almak için Müsteşarlığa başvururlar. Süresi içinde başvurmayanlara izin verilmez.</p>
<p>2.1.5.DÜZENLEME YETKİSİ<br />
	Müsteşarlık , TCMB’nın görüşünü alarak , finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyetleri ile ilgili usul ve esasları düzenlemeye yetkilidir.<br />
	Müsteşarlık , TCMB’nın görüşünü alarak bu KHK hükümlerine göre faaliyette bulunacak finansman şirketlerinin uygulayacakları faiz oranları ile alacakları masraf ve gelirlerin azami oranlarını tespite veya serbest bırakamaya yetkilidir.<br />
	Finansman şirketleri ;<br />
	a)Ana faaliyet konuları dışında başka işle iştigal edemezler,<br />
	b)Teminat mektubu veremezler,<br />
	c)Mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar . Sermaye Piyasası Kanununa göre menkul kıymet ihracı ile uluslararası piyasalardan ödünç para alınması bu hükmün dışındadır.<br />
	Finansman şirketlerinin ana sözleşme değişikliklerine izin verilebilmesi Müsteşarlıktan uygun görüşünün alınmasına bağlıdır.<br />
	Müsteşarlık bu KHK’nin uygulanmasını izlemek amacıyla , Finansman şirketlerinden belirleyeceği esaslar ve örneklere uygun olarak cetvel rapor ve mali tablolar istemeye , mali bünyeleri ve kaynaklarının kullanımı ile ilgili standart rasyoları ile mali tablolarının gerekli gördüğü takdirde yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları , TCMB’nın da görüşlerini alarak tespite yetkilidir. İlgili kişi ve kuruluşlar bu cetvel , rapor ve mali tabloları Müsteşarlığa tevdi etmek ve tespit edilecek rasyolara uymak zorundadırlar.</p>
<p>2.1.6.DENETLEME<br />
	Kanun Hükmünde Kararnameye tabi gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri Müsteşarlıkça denetlenir.<br />
	Maliye Bakanlığı da , bu KHK’ ye tabi gerçek ve tüzel kişileri her halükarda denetleme yetkisini haizdir.<br />
	Bu KHK’ye tabi gerçek ve tüzel kişiler , denetim elemanlarınca istenecek her türlü bilgiyi vermek , defter ve belgelerini ibraz etmek ve incelemelere hazır tutmak zorundadır.<br />
	Müsteşarlık bu KHK’ye tabi gerçek ve tüzel kişilerden her türlü bilgi ve belgeyi talep edebilir.</p>
<p>2.1.7.PARA VE HAPİS CEZALARI<br />
	KHK’nin Kuruluş ve faaliyete geçme şartları düzenleme yetkisi ve denetleme konusundaki maddelerinde yazılı yükümlülük ve sorumlulukları yerine getirmeyenler 100.000 liradan 500.000 liraya kadar ağır para cezasına çarptırılırlar.<br />
	Bu suçların tekrarı halinde cezalar 3 katına çıkarılarak hüküm olunur.<br />
	Bakanlar Kurulu , bu maddede yazılı parasal miktarları 1983 yılı temel olmak üzere , Ticaret Bakanlığınca yayımlanan toptan eşya fiyatları indeksinin gerektirdiği sınırları aşmamak kaydıyla artırmaya yetkilidir.</p>
<p>2.2.ÖDÜNÇ PARA VERME İŞLERİ HAKKINDA KHK’NİN GEÇİCİ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN 545 SAYILI KHK’NİN GEÇİCİ MADDESİ<br />
	Geçici 1. Madde KHK’de yapılması öngörülen düzenlemelere ilişkin yönetmenliklerin 6 ay içinde hazırlanarak yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmıştır.</p>
<p>2.3.FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN KURULUŞ VE ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK<br />
	Kararnamenin 13. Ve geçici 1. Maddesi gereği 26/7/94 tarih ve 22002 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik aşağıda değerlendirilmiştir.</p>
<p>2.3.1.AMAÇ VE KAPSAM<br />
	Yönetmeliğin amacı , Ödünç Para Verme İşleri Hakkında 30/9/83 tarihli ve 90 sayılı KHK’nin 545 sayılı KHK ile değişik 13 üncü maddesi hükümleri çerçevesinde , devamlı ve mutad iştigal konusu olarak her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek üzere ödünç para veren finansman şirketlerinin kuruluş ve çalışma esas ve kurallarını belirlemektir.<br />
	Yönetmelik hükümleri , taksitli satış , basım ve yayım yoluyla kapsamlı satış ve kapıdan satışlar ile bu satışları yapan gerçek ve tüzel kişilere uygulanmaz.</p>
<p>2.3.2.TANIMLAR<br />
	Bu Yönetmelikte geçen;<br />
	a)Finansman Şirketi: Devamlı ve Mutad iştigal konusu olarak her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek üzere ödünç para veren tüketici kredi şirketlerini,<br />
	b)Finansman Şirketi Faaliyet İzin Belgesi: Faaliyette bulunmasına izin verilen finansman şirketlerinin merkezleri adına düzenlenen imzalı soğuk damgalı belgeyi,<br />
	c)Finansman Şirketi Şube İzin Belgesi : Finansman şirketlerinin Müsteşarlıkça açılmasına izin verilen şubeleri için bulundukları mahallin adı belirtilmek süretiyle düzenlenen imzalı ve damgalı belgeyi,<br />
	d)Şube : Münhasıran finansman şirketine bağlı olarak çalışan idaresi yönetim kurulu kararıyla atanan yönetici vasıtasıyla yürütülen mahalli teşkilatı,<br />
	e)Tüketici : Malı veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai olarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişiyi,<br />
	f)Satıcı : Kamu kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüketiciye mal satan veya hizmet sunan gerçek veya tüzel kişiyi,<br />
	g)Mal : Ticaret konusu taşınır eşyayı,<br />
	h)Müsteşarlık : Hazine Müsteşarlığını ,<br />
ifade etmektedir.</p>
<p>2.3.3.KURULUŞ İZNİ<br />
	Kurucular , finansman şirketi kuruluşu için gerekli bilgi ve belgelerle birlikte , ön izin almak üzere Müsteşarlığa başvuruda bulunurlar.<br />
	Müracaatları Müsteşarlıkça uygun görülenlere ön izin verilir.</p>
<p>2.3.4.KURULUŞ İZİN ŞARTLARI<br />
	Finansman şirketlerinin kuruluşlarına izin verilebilmesi için ;<br />
	a)Anonim şirket şeklinde kurulmaları,<br />
	b)Ödenmiş sermayelerinin 200 milyar TL’ndan az olmaması ,<br />
	c)Hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılması ,<br />
	d)Sermayenin %10 ve daha fazlasına sahip ortakların ,<br />
	1)35 sayılı KHK ile ek ve değişiklikleri uyarınca haklarında tasfiye kararı alınmamış olması ,<br />
	2)Müflis veya konkordato talep etmiş olmamaları,<br />
	3)Ağır hapis veya 5 yıldan fazla hapis yahut zimmet , ihtilas , irtikap , rüşvet , hırsızlık , dolandırıcılık , sahtecilik inancı kötüye kullanma , dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlardan mahkumiyetlerinin bulunmaması ve vergi kaçakçılığı veya vergi kaçakçılığına teşebbüs suçlarından dolayı hüküm giymemiş olmaları ,<br />
	e)Tüzel kişi ortakların %10 ve daha fazla paya sahip olan ortaklarının ,bu maddenin (d) bendinde sayılan şartları taşımaları,<br />
	f)Tüzel kişi ortakların , mali bünyelerinin , şirketin kuruluşunda taahhüt ettikleri sermaye miktarını karşılayabilir düzeyde olması ,<br />
gerekmektedir.<br />
	Bu maddede belirtilen ödenmiş sermaye tutarı , kredi konusu sektörler itibariyle Müsteşarlıkça artırılabilir. Ancak , bu tutar , belirlenen 200 milyar liranın 5 katını aşamaz.</p>
<p>2.3.5.İZİN İÇİN İSTENEN BİLGİ VE BELGELER<br />
	Finansman şirketinin kuruluşunda aşağıdaki bilgi ve belgeler istenir;<br />
	a)Şirket ana sözleşmesi,<br />
	b)Gerçek kişi kurucu ortakların,<br />
		1)Ayrıntılı özgeçmişleri, nüfus kağıdı örnekleri , ikametgah ilmuhaberleri kururcu tanıtım formları,<br />
		2)Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin (d) bendinde yer alan şartları haiz olduklarına dair ilgili mercilerden alınan belgeler ,<br />
	c)Tüzel kişi kurucu ortakların bir önceki faaliyet yılına ait bilanço ,kar-zarar tabloları ve faaliyet raporların ile kurucu tanıtım formları,<br />
	d)Şirketin kurulması ile ilgili olarak hazırlanan ve yapılması düşünülen kredilendirme işlemlerine ve kredi konusu mal ve hizmet türlerine ilişkin açıklamaları içeren rapor,</p>
<p>2.3.6.FAALİYETE GEÇİŞ ŞARTLARI<br />
Finansman şirketleri , kuruluşlarının Ticaret Siciline tescili tarihinden itibaren en geç 180 gün içinde faaliyet izni almak için Müsteşarlığa başvururlar.<br />
	Ancak bu süre , ön izin tarihinden itibaren 9 ayı geçemez.<br />
	Başvuru sırasında aranacak bilgi ve belgeler şunlardır;<br />
	a)Ana sözleşmenin yayımlandığı Ticaret Sicil Gazetesinin bir nüshası,<br />
	b)İmza yetkisini haiz kişilerin noter tasdikli imza sirküleri ,<br />
	c)Genel Müdür ve genel müdür yardımcıları ile 1.derece imza yetkisine sahip olan yöneticilerinin yüksek öğrenim gördüklerine ve Yönetmeliğin 4. Maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan şartları haiz olduklarına ilişkin belgeler,<br />
	d)Uygun hizmet birimlerinin kurulmuş olduğunu , bu birimler için yeterli personel kadrosunun oluşturulduğunu , iç kontrol sisteminin kurulduğunu ve personelin bunu uygun görev tanımları ile yetki ve sorumluluklarını gösterir bilgi ve belgeler.</p>
<p>2.3.7.İZİN BELGESİ VE ALENİYET<br />
	Faaliyette bulunmaları uygun görülenlere , Müsteşarlıkça “Finansman Şirketi Faaliyet İzin Belgesi” verilir. İzin belgesi , herkesin görebileceği şekilde , işyerinde asılı bulundurulur.</p>
<p>2.3.8.FAALİYET İZNİNİN İPTALİ<br />
	Verilen izne uygun olarak belge tarihini izleyen 1 yıl içinde faaliyete geçilmemesi veya faaliyete sürekli olarak 1 yıl veya daha fazla ara verilmesi halinde Müsteşarlıkça verilen faaliyet izin belgeleri iptal edilir.<br />
	Denetlemeler sonucu bu Yönetmelik hükümlerine ve genel mevzuata aykırı işlem yapıldığının tespit edilmesi veya bu Yönetmelik uyarınca Müsteşarlıkça verilen faaliyet izin belgeleri iptal edilir.<br />
	Denetlenmeler sonucu bu Yönetmelik hükümlerine ve genel mevzuata aykırı işlem yapıldığının tespit edilmesi veya bu yönetmelik uyarınca Müsteşarlık tarafından istenen bilgi ve belgelerin süreleri içerisinde gönderilmemesi halinde Müsteşarlıkça finansman şirketlerinin ve şubelerinin faaliyetleri 1 ay süreyle geçici olarak durdurulur ve iki yıl içerisinde faaliyetleri iki kez geçici olarak durdurulan finansman şirketlerine bu tedbir üçüncü kez uygulanmaz faaliyet izin belgeleri iptal edilir.<br />
	Faaliyet izni bulunmayanlar ve faaliyet izni iptal edilenler faaliyette bulunmaz ; ticaret unvanlarında , ilan ve reklamlarında veya işyerlerinde faaliyette bulundukları izlenimini yaratacak hiçbir kelime , deyim ve işaret kullanamazlar.</p>
<p>2.3.9.HİSSE DEVRİ VE ANA SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ<br />
	Sermayenin %10 ve daha fazlasını temsil eden veya bir kişiye ait sermaye payının bu oranı aşması sonucunu veren hisse senedi devirleri , Müsteşarlığın iznine tabidir. Yeni ortakların , kurucu ortaklarda aranan şartları taşımları ve bu Yönetmeliğin 5. Maddesinde sayılan belgeleri Müsteşarlığa ibraz etmeleri zorunludur.<br />
	Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca finansman şirketlerinin ana sözleşme değişikliklerine izin verilebilmesi , Müsteşarlığın uygun görüşünün alınmasına bağlıdır.</p>
<p>2.3.10.ŞUBE AÇILMASI VE İZİN BELGESİ<br />
	Finansman şirketleri merkezlerinin dışında şube açabilirler. Şube açılması Müsteşarlığın iznine tabidir. Finansman şirketlerinin şube açmalarına izin verilebilmesi için;<br />
	a)Şube açılmasına duyulan ihtiyacı ve potansiyel iş hacmini belirleyen bir raporun finansman şirketince hazırlanması,<br />
	b)Hizmetin gerektirdiği yeterli mekan ve teknik donanımın sağlanmış , iş yerinin amaca uygun olarak tefriş edilmiş olması ,<br />
	c)Bu Yönetmeliğin 4. Maddesinin (d) bendinde belirtilen nitelikleri haiz en az lise mezunu bir müdür veya şube sorumlusu ile şubenin ihtiyacına uygun yeterli personelin sağlanmış olması ,<br />
	d)Her bir şube için , Yönetmeliğin 4. Maddesinin (b) bendinde belirtilen miktarın yarısının , ödenmiş sermayeye eklenmesi ,<br />
	şartları aranır.<br />
	Şubeler , Müsteşarlıktan izin alındıktan sonra , 90 gün içerisinde Ticaret Siciline tescil ve ilan ettirilerek faaliyete geçerler. Finansman şirketleri , şubelerinin faaliyete geçişini en geç 30 gün içerisinde müsteşarlığa bildirirler.<br />
	Müsteşarlıkça şubelere ayrıca “Finansman Şirketi Şube İzin Belgesi” verilir. Bu belge herkesin görebileceği şekilde şubelerde asılı bulundurulur.</p>
<p>2.3.11.FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN YAPAMAYACAKLARI İŞ VE İŞLEMLER<br />
	Finansman şirketleri ,<br />
	a)Ana Faaliyetleri dışında başka işle iştigal edemezler,<br />
	b)Teminat mektubu veremezler,<br />
	c)Mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar . Sermaye Piyasası kanununa göre menkul kıymet  ihracı ile mali piyasalardan ödünç para alınması bu hükmün dışındadır.</p>
<p>2.3.12.FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN FAALİYETLERİ VE GENEL SÖZLEŞME ZORUNLULUĞU<br />
	Yönetmelikte belirtilen şartları yerine getirerek “Finansman Şirket İzin Belgesi” almış finansman şirketlerinin başlıca işlevi , devamlı ve mutad meslek halinde her türlü tüketim malı ve hizmet alımını kredilendirmek suretiyle , tüketicinin finansmanını sağlamaktır.<br />
	Finansman şirketleri , kredilendirecekleri mal ve hizmetleri temin eden satıcılarla önceden genel bir sözleşme yaparlar. Genel sözleşmede mal ve hizmetin teminine ilişkin genel şartların yanında , tüketiciye uygulanacak faiz ve diğer masraflar serbestçe belirlenir . Genel sözleşmenin bir örneği imza tarihinden itibaren 30 gün içinde Müsteşarlığa gönderilir.<br />
	Finansman şirketlerince açılan krediler , genel sözleşmedeki esaslara göre tüketicinin nam ve hesabına mal veya hizmetin teslim ve temini ile birlikte , doğrudan satıcıya ödenir. Ancak kredi geri ödemeleri , adına kredi açılanlar tarafından finansman şirketlerine yapılır.</p>
<p>2.3.13.YAZILI SÖZLEŞME ZORUNLULUĞU<br />
	Yönetmelik hükümlerine göre kendilerine faaliyet izni verilen finansman şirketlerinin; tüketicilerle kredi işlemleri , mal üreten ya da hizmet arz eden satıcılarla finansman ilişkisi , taraflar arasında yapılacak yazılı sözleşmelere dayandırılır.<br />
	Söz konusu Sözleşmelerde ;<br />
	a)Tüketicinin kredi Sözleşmesinden doğan yükümlülüğün , kredi konusu malın ve hizmetin tesliminden önce başlamayacağına ,<br />
	b)Erken geri ödemelerde tüketicinin hangi oranlarda faiz indirimine hak kazanacağına,<br />
	c)Başlangıçta belirlenen kredi şartlarının , sözleşme süresi içinde tüketicinin aleyhine değiştirilemeyeceğine , ilişkin hükümlerin bulunması, ayrıca sözleşme hükümlerinin açık ve kolayca okunabilir olması ve tüketiciyi yanıltıcı ifadeler içermemesi gerekir.</p>
<p>2.3.14.BİLGİ VERME<br />
	Finansman şirketleri,<br />
	a)Yıllık bilanço , kar-zarar cetvelleri ile faaliyet raporunun birer örneğini , genel kurul toplantılarının yapılmasını takip eden ayın sonuna kadar,<br />
	b)Şekil ve kapsamı Müsteşarlıkça belirlenecek istatistiki tabloları istenilen sürelerde, Müsteşarlığa gönderirler.<br />
2.3.15.DENETİM<br />
	Finansman şirketlerinin faaliyetleri , Müsteşarlık ve Maliye Bakanlığının denetim elemanlarınca denetlenir.<br />
	Finansman şirketleri , denetim elemanlarınca istenecek her türlü bilgiyi vermek , defter ve belgeleri ibraz etmek ve incelemeye hazır tutmak zorundadırlar.<br />
	Şirketin mali tablo ve raporları bağımsız denetleme kuruluşlarına denetlettirilir , denetleme raporunun bir örneği Müsteşarlığa gönderilir.</p>
<p>2.4.YURTDIŞINDA TÜKETİCİ KREDİLERİ UYGULAMASI<br />
2.4.1.AMERİKA’DA<br />
	Tüketici kredileri ile ilgili düzenlemeler, 1960’lı yıllardan itibaren tüketici kredilerinin hızla yaygınlaşması üzerine ortaya çıkan problemlere çözüm bulmak amacıyla uygulamaya konmuştur. Düzenlemeler; tüketici kredileri ile ilgili kanunlar , açıklayıcı kanunlar ve medeni kanun ile tüketici kredilerinin kullandırılması , toplanması ve raporlanması alanındaki ihmallere karşı koruyucu önlemlerden oluşan kanunlar olmak üzere temelde üç grupta toplanmaktadır. Tüketici kredileri ile ilgili kanunlarda , temel olarak düzenlemeler yapma yetkisi Federal Reserve Guvernorler Kurulu’ndadır.<br />
	Mevduat toplayan kurumlar için Tüketici kanunlarının uygulanmasında , öncelikle sorumluluk federal denetim biriminde bulunmaktadır. Perakende satış yapan mağazalar ile finans şirketleri dışındaki kreditör kurumlar için Federal Ticaret Komisyonu , Tüketici Kredileri Kanunlarının uygulanmasında birincil sorumluluğa sahiptir. Komisyonun fonksiyonunu tüketici şikayetlerini değerlendirerek yerine getirmektir.<br />
	Amerika’da konuyla ilgili temel Kanunlar aşağıda verilmiştir<br />
Kredi vermede doğruluk yasası<br />
Federal Reserve’in Z düzenlemesi<br />
Tüketici Kiralama Yasası<br />
Federal Reserve’in M Düzenlemesi<br />
Gayrimenkul Ödeme Prosedürleri Kanunu<br />
Ev ve Şehir geliştirme İdaresinin X Düzenlemesi<br />
Eşit fırsat Kanunu<br />
Federal Reserve’in B Düzenlemesi<br />
Ev İpoteği Açıklama Kanunu<br />
Federal Reserve’in C Düzenlemesi<br />
Adil Konut Kanunu<br />
Adil Kredi Raporlama Kanunu<br />
Adil Borç Tahsil Uygulamaları Kanunu<br />
Finansal Gizlilik Hakkı Kanunu<br />
Federal Ticaret Komisyonu Geliştirme Kanunu<br />
Federal Reserve Sistemi ,Bankalararası Çek Takas Merkezi ve EFTS Hizmetleri aracılığıyla ödemelerin transferi ile ilgilidir. Fed’in ödemeler sistemine aktif katılımı piyasada tarafların istikrarlı davranışlarının devamını sağlamaktadır. Ayrıca , bankalar ve diğer mevduat kurumları , federal düzeyde ve genel olarak sayısız düzenleme ve denetlemeye tabidirler. Finansal kurumların özel faaliyetleri aynı zamanda Federal Ticaret Komisyonu , Menkul Kıymetler Komisyonu , Hazine Departmanın gözetimindedir. Federal Reserve Güvernörler Kurulu 1978 Elektronik Transfer Kanunu’nun yürürlüğe girmesinde önemli bir rol oynamıştır.<br />
Kağıda dayalı ödeme işlemleri ; sahtekarlık durumlarında veya çekte tahrifat ve çek ödemesini durdurma hakkı konularında sorumlulukları belirleyerek tüketicinin korunmasını düzenleyen Ticaret Kanunu’na tabidir. Federal Reserve Guvernörler Kurulu’nun düzenlenmesi için yetki içermektedir. Buna göre , J Düzenlemesi ; federal Reserve Sisteminin Bankalararası Çek takas kuralları ve EFTS konusunda hükümler koymuştur. Ayrıca modern ödeme sistemlerinde tüketicinin korunması için Elektronik Fon Transfer Kanunu ve Federal Reserve’in E Düzenlemeleri bulunmaktadır.</p>
<p>2.4.2.İNGİLTERE’DE<br />
İngiltere’de 1974 yılında Tüketici Kredisi Kanunu çıkarılmıştır. Kanun ; denetim , tüketicinin bilgilendirilmesi ve korunması konusunda ayrıntılı hükümler ihtiva etmektedir. Yasanın en önemli özelliği , finans kurumlarının kredi açabilmeleri için Lisans Sistemini getirmesidir. Lisans verme bankaları iki yönden etkilemektedir. Eğer tüketici kredisi vermek ve Kanun’da sayılan diğer kredi verme işlemleriyle uğraşmak istiyorlarsa bankalar da lisans almak zorundadır. Ayrıca , bazı düzenlenmiş anlaşmalarla tüketici kredisi veren diğer mali kurumları bankalar finanse edecekleri zaman onların lisans sahibi olması gerekmektedir.<br />
Merkez Bankası aktif bir biçimde ödeme takas hizmetleri birliğinin tam üyesi olarak , sistemde yer almaktadır. Aynı zamanda banka olarak , takasa girmektedir. Banka’nın ana politika konusu , tüm takas faaliyetlerinin istikrarını ve gerçekleşmesini ve etkinliği temin etmektedir. Ödeme sisteminde kamu ağırlıklı başka bir düzenleyici kurum yoktur. Ayrıca , 1987’deki Bankalar Kanunu’na göre , Merkez Bankası İngiltere’de faaliyet gösteren ve mevduat kabul eden kurumların denetiminden sorumludur. Mevduat Koruma Kanunu , mevduat sahipleri tarafından yapılan ödemelerde , ihmal durumlarında düzenlemeler öngörmektedir. 1986 Yapı Kurumlar Kanunu , halihazırda , geniş yelpazede ödeme hizmetleri sunmasına izin vererek aynı zamanda bu kurumların Yapı Kurumları Komisyonu tarafından denetlenmesi konularında hükümleri içermektedir. Ayrıca 1973 Ticaret Kanunu ve Yasak Ticari Uygulamalar Kanunu ; kartel anlaşmaları , rekabet dışı yasak uygulamalar konusunda ve EFTS ile ilgili hükümler ihtiva etmektedir.<br />
BÖLÜM 3</p>
<p>TÜKETİCİ FİNANSMANI ŞİRKETLERİ</p>
<p>	Tüketici Finansmanı Şirketleri, münhasıran tüketicilere kredi vermek amacıyla kurulan, kredi kurumlarından biridir. Bu bölümde öncelikle genel olarak tüketiciyi kredilendiren kurumlardan kısaca bahsedilmekte, daha sonra da Yurtdışında ve Türkiye&#8217;de Tüketici Finansmanı Şirketleri&#8217;nin tanımı, türleri, gelişimi, yasal dayanağı ve örnekleri üzerinde durulmaktadır.<br />
“Tüketici Kredi Kurumlan : Amerikan ekonomisindeki tüketicilere kullandırılan kredilerin çoğunu aracı kurumlar (ticari bankalar, mevduat bankaları ve mevduat ve kredi kurumları) oluşturur. (Örneğin; 1988 Şubatı itibariyle tüketicilere kullandırılan 625 milyar USD ipoteksiz kredinin 578 milyar USD kadarını, bir başka ifadeyle %90&#8242;ını aracı kurumlar açmıştır. Aracı kurumlar aynı zamanda taksitsiz krediler ve ipotekli ev kredilerinde de en büyük paya sahiptir. Genel olarak herbir finansal kurum, tüketici kredilerinin bir ya da birkaç türünde branşlaşmak isterse de, son yıllarda bu kurumların kullandırdıkları kredilerde bir çeşitlenme eğilimi başlamıştır. Bu çeşitlendirmenin en önemli sonucu da bütün büyük kredi kurumlarını direkt bir rekabete zorlamasıdır.”</p>
<p>3.1 YURTDIŞINDA FİNANSMAN ŞİRKETLERİ<br />
Yurtdışında finansman şirketleri, 70-80 yıllık bir geçmişe sahip olup, geniş bir uygulama alanı bulmuşlardır. Aşağıda tüketici finansmanı şirketlerinin tanımı, türleri ve yurtdışı uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir.<br />
3.1.1 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN TANIMI VE TÜRLERİ :<br />
	“Finansman şirketleri tüketicilere ve kuruluşlara otomobilden, iş ekipmanlarına, tıbbi malzemelerden, ev araç gereçlerine kadar çok geniş bir yelpazede kredi kullandıran kurumlardır. Batı&#8217;da uzun bir geçmişe sahip olan bu şirketler, binlerce küçük kredi ofisi ile tüketici1ere direk ulaşarak kredi kullandırırlar. Ancak genellikle kredilere uygulayabilecekleri faiz oranı veya maksimum kredi miktarı ile ilgili olarak devlet yasa1arıyla sınırlandırılmışlardır.”·<br />
	“Amerika&#8217;daki uygulamada bu tür şirketlere &#8220;Finance Company&#8221;, İngiltere&#8217;deki uygulamada ise &#8220;Finance House&#8221; ya da “Secondary Banks”-İkincil Banka&#8221; denilmektedir. Fakat yasal açıdan finansman şirketleri banka değildir. Aşağıda kısaca Amerika ve İngiltere&#8217;deki uygulamalar hakkında bilgi verilmektedir”<br />
	a) İngiltere : Büyük Britanya&#8217;da Finans evlerinin ana iştigal konusu taksitli satışların finansmanıdır. Finans evleri bir malı büyük bir iskonto ile peşin olarak üretici veya satıcıdan alır ve bunu tüketiciye taksitle daha yüksek bir fiyatla satar. Bu amaçla alıcı ile satıcı arasında taksitli satış anlaşması imzalanır. Bu işlemleri yürütebilmek için finans evleri ticari bankalardan büyük tutarlarda kredi kullanırlar veya kamudan bankalara göre daha yüksek faiz hadleri ile mevduat toplarlar. Bu yüzden İngiltere&#8217;de finans evlerine ikincil banka (secondary banks) denilmektedir. 	Bu duruma rağmen bu tür kuruluşlar yasal açıdan banka sayılmazlar. İngiltere&#8217;deki uygulamada finans evleri, bankalar, sonra da bir üst kuruluş olan Finans Evleri Birliği (Finance Houses Association) tarafından denetlenir. İngiltere&#8217;de Finans Evleri Birliği 1945 yılında Londra&#8217;da kurulmuş olup, Ülkedeki büyük ve önemli finans evleri bu Birliğin üyesi bulunmaktadır.<br />
	b) Amerika : Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde finansman şirketleri tüketicilere ve küçük iş adamlarına ödünç veren kuruluşlardır.	Bu yüzden, finansman şirketlerinin müşterileri tipik olarak banka müşterilerine göre kredi alma standardı daha düşük ve bu bakımdan bankalara başvuramayan gruplardır. Tasarruf kurumlarından farklı olarak, finansman şirketleri tüketiciden mevduat kabul edemezler.&#8221;<br />
&#8220;Otoritelerin çoğu bu endüstrideki firmaları üç gruba ayırır: tüketici finansmanı şirketleri, satış finansman şirketleri, ticari finansman şirketleri:<br />
i) Tüketici Finansmanı Şirketleri (Consumer Finance Companies) :<br />
Tüketici finansmanı şirketleri (Consumer Finance Companies), çok sayıda bireysel kredi kullandırdıklarından aynı zamanda küçük kredi şirketleri olarak bilinirler. Kredilerinin büyük bir kısmını otomobil kredileri ve ev gereçleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte hastane harcamaları, eğitim ve tatil giderleri, ev tadilatı ve enerji faturaları da tüketici finansmanı şirketlerinin kredilerinin odağı olmaya başlamıştır. Tüketici kredileri pek çok finansal kurum için en karlı plasman yöntemidir. Bununla birlikte, bu kredilerin diğerlerine oranla daha fazla risk taşıdığı, maliyetli olduğu da kanıtlanmıştır. Ancak, kredi veren kurum faiz oranlarını yüksek tutarak bu maliyetleri dengeler. Genel olarak tüketici kredileri piyasası kurumsal kredilere göre daha az rekabetçi bir piyasa olduğu için kredi kurumları açısından daha avantajlıdır.<br />
ii) Satış Finansman Şirketleri (Sales Finance Companies) :<br />
Satış Finansman Şirketleri (Sales Finance Companies), otomobil ve diğer dayanıklı tüketim ürünleri satan bayilerden taksitli satışların senetlerini satın almak suretiyle tüketicilere dolaylı krediler verirler. Bu şirketlerin çoğu bir bayi ya da üretici tarafından kontrol edilen (captive) firmalardır. Bunların ana fonksiyonu sponsor firmanın ürün ve hizmetlerini kredilendirerek satışlarını arttırmaktır. Bu tür satıcı finansmanı şirketlerine sahip olan kuruluşlara General Motors, General Electric, Motorola, Sears ve Wards örneği. verilebilir. Genellikle satış finansman şirketleri perakendeci bayilere sözleşmenin vade, minimum ödemeler ve kredi oranlan gibi kabul edebilecekleri unsurlarını önceden bildirirler. Çoğunlukla bu şirketler, bayilere satış yapıldığı zaman dolduracakları bir kontrat formu verirler. Hemen ardından bu kontrat bayi tarafından finansman şirketine satılır.<br />
iii) Ticari Finansman Şirketleri (Commercial Finance Companies) :<br />
Ticari Finansman Şirketleri (Commercial Finance Companies), çogunlukla şirketlere kredi kullandırırlar. Bu şirketlerin büyük bir kısmı küçük ve orta ölçekli üretici ve toptancılara alacak senetleri finansmanı ya da faktoring hizmeti temin eder. Alacak senedi finansmanı yoluyla ticari finansman şirketi alacak senetlerini elinde bulunduran firmaya doğrudan bir nakit kredi açmış olur. Alternatif olarak finansman şirketinin alacak senetleri olan firmanın bu hesaplarını uygun bir orandan iskonto ederek satın alacağı bir faktoring düzenlemesi yapılabilir. Ticari finansman şirketlerinin pek çoğu bugün kredi verme hizmetlerini sadece alacakların finansmanıyla sınırlamaz, aynı zamanda iş makineleri ve diğer sabit kıymetlerle teminatlandırılan krediler de verir. Bunların yanında uçak, demiryolu araçları ve büyük ekipmanların alımı için finansal kiralama hizmeti verdikleri gibi kısa vadeli teminatsız nakit krediler de verirler.<br />
Finansman şirketlerinin türleri arasındaki farkların üzerinde çok fazla durmaya gerek yoktur. Büyük şirketler üç alanda da aktiftirler. Bunun yanında, bugün pek çok finansman şirketi kredi çeşitlerini işletme sermayesi kredilerinden, finansal kiralama planlarına, ve sermaye yatırımlarını destekleyen uzun vadeli kredilere kadar çeşitlendirmişlerdir. Finansman şirketlerinin verdikleri krediler içinde en önemli yeri tutan kurumsal kredilerdir, ikinci sırada tüketici kredileri gelir, bunu da az miktarda ipoteklere verilen krediler izler.&#8221;<br />
&#8220;Bu sınıflamanın dışında Amerika&#8217;da yüzde yüz sermayesi ana şirketin elinde bulunan finansman şirketleri &#8220;Captive Finance Companies&#8221; diye adlandırılır. Bu tip finansman şirketlerinin asıl amacı ana şirketten mal alan tüketicileri finanse etmektir. General Motors Acceptance Corporation &#8220;General Motors&#8221; mamullerini satın alan müşterilere kredi veren kuruluşlara örnek olarak gösterilebilir.<br />
Amerika&#8217;da finansman şirketleri bulundukları eyaletin yasalarına göre çalışırlar. Fakat bu arada uymaları gerekli federal kurallar da mevcuttur. Bu tür yasal düzenleme daha çok tüketici işlemleri, ödünç vadeleri, müşteriden alınacak faiz oranı ve tahsilat işlemlerinde odaklaşır. Bu sınırlandırıcı düzenlemeler, finansman şirketleri ile ticari bankalar arasındaki her gün artan rekabetten kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Amerika&#8217;da finansman şirketlerinin büyümesi ve gelişmesi tüketiciye kredi veren diğer benzer kuruluşlara göre yavaşlamış durumdadır&#8221;</p>
<p>3.1.2 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN YURTDIŞINDAKİ GELİŞİMİ:<br />
	&#8220;Finansman şirketlerinin, aktif olarak çok sayıda küçük kredi ofisi ile tüketiciye doğrudan, veya bayilerden taksit senetlerini satın almak suretiyle dolaylı olarak kredi Kullandırmalarının uzun bir geçmişi vardır. Ancak yakın zamanlarda, finansman şirketleri kurumlar arasındaki rekabetin değişmesinden etkilendi.<br />
	Yaygın şube ağının olmayışı onların, bu kredileri talep ederken rahatlığı tercih eden tüketici ünitelere ulaşmalarında bir dezavantaj oluşturuyordu. Sonuç olarak hem ticari bankalar hem de banka olmayan özel mevduat kurumları finansman şirketlerinin aleyhine tüketici kredileri pazarının büyük bir kısmını ellerinde tuttular. Örneğin Ulusal Rezerv Kurulu (Federal Reserve Board)&#8217;un derlediği datalara göre, 1950&#8242;de finansman şirketleri tarafından verilen krediler finansal kurumların açtığı kredilerin %45&#8242;ini oluşturmaktaydı. Bu oran 1987 yılında %23&#8242;e düştü. Aynı periyotta kredi üniteleri tüketici kredileri pazarındaki paylarını üçe katladılar. Uzmanların çoğu şu anda finansman şirketleri için en hızlı büyüyen pazarın tüketiciye yönelen finansal hizmetlerden ziyade kurumlara yönelik krediler olduğu görüşündeler. İpoteklere verilen krediler, ekipmanların finansal kiralaması için verilen kredilerdir , finansman şirketlerinin verdiği krediler arasında en hızla artan kredilerdir. Finansman şirketleri yakın zamanlarda, düşük faizler ve reklam yoluyla bankaların ve diğer kredi ünitelerinin pazarından otomobil kredilerinde önemli bir pay almayı başardılar.&#8221;<br />
3.1.3 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNIN FON KAYNAKLARI :<br />
&#8220;Finansman şirketlerinin kaynak yaratmada en çok başvurdukları yöntemler banka kredileri, finansman bonosu ihracı ve yine bankalara, sigorta şirketlerine ve mali olmayan kurumlara sattıkları uzun vadeli tahvillerdir. Bu kaynaklardan hangi dönemlerde hangilerine daha sıklıkla başvurduklarını faiz oranları belirler. Uzun vadeli faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde, bu firmalar kaynak olarak kısa vadeli banka kredilerini ve finansman bonosu ihracını tercih ederler. Uzun vadeli faizlerin düşük olduğu dönemlerde ise tahvil ihracına ağırlık verirler.”</p>
<p>3.1.4 FİNANSMAN ŞİRKETLERINİN NİTELİKLERİNDE SON GELİŞMELER :<br />
&#8220;Finansman endüstrisi yakın zamanlarda önemli ölçüde değişti. Kredi üniteleri ile mevduat ve kredi kurumlarında (savings &amp; loans) olduğu gibi finansman şirketlerinin de sayısı, şirket hacimlerinin artmasına rağmen, azalma trendinde. Ulusal Rezerv Kurulu&#8217;nun bir araştırmasına göre Amerika&#8217;da 1960&#8242;da 6.400 den fazla finansman şirketi varken, 1980&#8242;de 2.000 bağımsız firma bulunabildi. Büyük bankaları olan holdingler yeni finans şirketleri kurdukları için 1970&#8242;lerde firma sayısında bir miktar artış yaşandı.<br />
Finansman endüstrisinin popülasyonundaki bu uzun vadeli trendi ekonomideki bazı gelişmeler zorunlu hale getirdi. Yükselen maliyetlerin baskısı, pazarın genişlemesi, yenilik ihtiyacı ve diğer finansal kurumlarla olan yoğun rekabet finansman şirketlerini daha büyük hacim ve verimlilikle çalışmaya teşvik etti. Pek çok küçük şirket daha büyüklere satıldı. Azalan sayılarına rağmen finansman şirketleri Amerika&#8217;da aracı kurumlar arasında en hızlı gelişenidir ve kurumsal ve bireysel krediler pazarında potansiyel bir güç olmağa devam etmektedir.&#8221;</p>
<p>3.1.5 YURTDIŞINDAKİ FİNANSMAN ŞİRKETLERİNE BİR ÖRNEK: CETELEM<br />
Cetelem firması sadece Fransa&#8217;da 2.600 çalışanı 170 ofisi ve diğer Avrupa Ülkelerinde (İtalya, İspanya, Belçika ve Portekiz) 1.000 çalışanı ve 93 ofisi ile &#8220;Tüketici Kredisi&#8221; konusunda hizmet vermektedir. Tüketim malları ve motorlu araç finansmanını, satış noktaları ve doğrudan pazarlama kanalları ile sağlamaktadır. 1994 yılı rakamları ile kredi hacmi 59.7 milyar FF (yaklaşık 465 trilyon (1994 yıl sonu dolar kuru:38.765 TL; 12 milyar USD) civarındadır.<br />
Yaklaşık 40 yıldır faaliyetini sürdürmekte olan Şirkette hemen tüm işlemler bilgisayar desteği ile yürümektedir. Şirketin ana birimlerini şu başlıklar altında incelemek mümkündür:<br />
Tahsilat grubu,<br />
Voice Authorization merkezi,<br />
Bölge müdürlüğü (ofis), Satış noktası (Coforama),<br />
Bilgi İşlem Merkezi,<br />
Cofıca (motorlu araç kredileri şirketi)<br />
i) Tahsilat Grubu :<br />
Tamamen kağıtsız bir ofis yaratılmaya çalışılmıştır ve neredeyse tüm organizasyon bilgisayar tarafından yapılmaktadır. Her görevliye gün başında 100 ödeme problemi olan tüketici atanmaktadır. Bu seçim yapılırken müşteriler özellikle daha önceden kendisini arayan görevli ile eşleştirilmekte ve bunun psikolojik olarak fayda sağladığı düşünülmektedir.<br />
Terminallere bağlanmış otomatik telefon arayıcılar yardımı ile müşterinin telefonu çevrilmekte, eğer telefon meşgul ise otomatik olarak sırada arkalara atılmakta, cevap vermiyor ise sıradan çıkartmaktadır. Ortalama 100 kişiden 40&#8242;ı ile görüşmek mümkün olabilmektedir. Görüşme sırasında . ekranda kişinin kredi tarihçesi ile ilgili tüm detay izlenebilmekte ve yapılan görüşmenin sonucu da ayrıca sisteme kaydedilebilmektedir.<br />
Müşterilerin her ay sonunda %3.9&#8242;u normal ödeme alışkanlığı ve kabul edilebilir risk seviyesinin dışında bir duruma geçmektedir. Bu durumdaki müşteriler önce mektup daha sonra telefon ile uyarılarak normal hesap durumuna döndürtümeye çalışılmaktadır. Sadece %0.09 oranında yasal yollara başvurulmak zorunda kalınmaktadır.<br />
Çalışanlar genelde lise mezunu ve iş başı eğitim dışında özel bir eğitim almıyorlar.<br />
ii) Ses Otorizasyon Merkezi (Voice Authorization Center) :<br />
Telefon ile gelen provizyon isteklerinin bilgisayar sistemine girildiği ve alınan onay kodunun bildirildiği merkezde genelde öğrenciler çalışmaktadır. Bir ışıklı pano yardımı ile kaç kişinin görevde olduğu, kaç telefonun o anda cevaplandığını, hatta bekleyenlerin sayısını, kaç kişinin vazgeçip telefonu kapattığını ve ortalama kaç kez çalmada cevap verilebildiğini izlemek mümkündür.<br />
Merkez sorumlusu panodan elde ettiği verilere göre gerekirse diğer bölümlerden yardım almak yolu ile cevaplama süresini makul bir oranda tutmaya çalışmaktadır.<br />
iii) Bölge Müdürlüğü :<br />
Her bölge müdürlüğü veya ofis kendi içinde pazarlama ve operasyon olarak iki alt bölümden oluşmaktadır. Operasyon satış noktalarından gelen sözleşmelerin doğruluğunu kontrol etmekte, satış noktaları ile konuşarak yardıma ihtiyaçları olup olmadığını belirlemekte gerekirse eğitimli öğrencileri bu mağazalara göndererek satışları arttırmaya çalışmaktadır. Ayrıca belirli bir kadro sürekli olarak satış noktalarını dolaşarak problemleri çözmeye çalışmaktadır.<br />
Bilgisayarı ve yazıcısı olan mağazalar, sistemden otomatik olarak provizyon alıp sözleşmeyi yazdırmakta ve daha sonra da bu ofise göndermektedirler. Büyük olan mağazalardan günlük bu belgeler toplanırken, küçüklerden posta vb yöntemler ile alınmaktadır.<br />
Sistemin ürettiği provizyon numarasının son digiti operasyon merkezine bilgi vermek için kullanılmaktadır. Son hanesi 9 olan sözleşmeler ayrıca incelenmekte, bordro, kimlik vb belgelerin bulunması aranmaktadır. Sistemin provizyon vermediği kişiler için ise (yasal olarak sistem red cevabını otomatik verememekte ancak araya bir operatör konularak bu cevap iletilmekte) telefon ile gelen istek doğrultusunda ana sistemde scoring yapılmakta, cevap buradan alınan bilgiye göre aktarılmaktadır.<br />
	Yazıcısı  olmayan mağazalar, sistemden aldıkları bilgiyi elle sözleşmeye aktarmaktadırlar. Bu bilgiler daha sonra ofıs&#8217;te sisteme girilmektedir. Bilgisayarı olmayan mağazalar ise telefon yolu ile provizyon talep edip formu elle doldurmaktadırlar.<br />
	iv) Satış Noktası :<br />
	Örnek olarak Coforama mağazası ele alınırsa, krediler bölümünde 7 terminal bulunmaktadır. Bunlar yardımı ile kredi talepleri realtime olarak sisteme girilip değerlendirilmekte ve merkez bilgisayarda yapılan scoring sonucuna göre provizyon alınabilmektedir. Ayrıca eğer Aurore kartı var ise ödemeyi bununla da yapmak mümkün olmaktadır. Satış noktası görevlilerin eğitimi için Cetelem 1994 yılında toplam 1.500 kurs düzenlemiş ve bu konuda pazarda eğitime en çok önem veren kuruluş olduklarını belirtmekteler.<br />
	v) Bilgi İşlem Merkezi :<br />
	Bu merkezde yaklaşık 120 kişi görev yapmaktadır. 8 alt müdürlükten (işletim, sistem, uluslararası ilişkiler, güvenlik, dahili destek, dış cihazlar, koordinasyon, araştırma- geliştirme) oluşan merkezde bir ana bilgisayar ve 6 orta boy sistem (provizyon vermekte kullanılan) bulunmaktadır. Ayrıca toplam 2.500 sayfa/dakika kapasiteli 4 laser yazıcı ayda ortalama 6 milyon sayfa döküm (ekstre, mektup vb). almaktadır. Kadronun 55 kişisi geliştirme ve araştırma bölümünde, 25 kişisi ise işletim bölümünde görev yapmaktadır. Özellikle ana sistemde görece eski bir teknoloji kullanılmaktadır. Provizyon sistemi ise en azından açık sistem mimarisine uygun bilgisayarlarda çalışabilmektedir (Sun sistemleri).<br />
	Toplam 1.000 GB bilgi saklama kapasiteli sistemde halen 11 milyon civarında müşterinin bilgisi tutulmaktadır. Bunun yaklaşık 8.5 milyonu aktif müşterilerden oluşmaktadır. Dış bağlantılar için l70 hat sürekli açık tutulmakta, bu hatlar üzerinden günde ortalama 1.1 milyon transaction sisteme gelmektedir. Yoğun saatler 11.00 ve 16.00 civarları olmaktadır.<br />
	Doğrudan ana bilgisayara bağlı terminal sayısı 2.500 civarında olup bu sayıya satış noktalarında kullanılan cihazlar dahil değildir. Bu terminallere bağlı yazıcı sayısı ise (genelde matrix) 1.200 civarındadır. Aylık iletişim maliyeti 1.6 milyon FF (340.000 USD), ana bilgisayar sisteminde kullanılan yazılımların lisans ücreti ise aylık 500.000 FF (100.000 USD) şeklindedir.<br />
vi) Cofica :<br />
Cetelem&#8217;in bir alt şirketi olan Cofıca motorlu araç kredisi vermektedir. Bilgisayar sistemini Cetelem ile ortak kullanmakta ancak, satış noktalarında farklı uygulamalarda kullanabilmektedir (Video konferans gibi). Cofıca, 1994 yılında 255.000&#8242;i Fransada olmak üzere toplam 305.000 araç finanse etmiştir. 350.000 Aurore kartı kullanımda bulunmaktadır. 4 milyar USD&#8217;lik kredi hacmi ile pazarın %13.2&#8217;sine sahiptirler.</p>
<p>3.1.6 YURTDIŞINDAKİ FİNANSMAN ŞİRKETLERİNE DİĞER BİR ÖRNEK: GENERAL ELECTRİC CAPİTAL CORPORATION (GE CAPİTAL)<br />
General Electric, ABD&#8217;de hizmet veren bir şirkettir. 12 iş alanında faaliyet göstermektedir. 60 milyar USD gelirleri, 5.1 milyar USD net geliri olan global bir firmadır. 12 iş alanı aşağıdaki gibidir :<br />
Motor<br />
Bilgi hizmetleri<br />
Elektrik Dağıtımı ve kontrolü<br />
Plastik<br />
NBC<br />
Sağlık Sistemleri<br />
Aydınlatma<br />
Endüstriyel ve Güç Sistemleri<br />
GE Capital Services<br />
Makine ve teçhizat<br />
Uçak Motorları<br />
Taşıma Sistemleri<br />
General Electric&#8217;in yan şirketlerinden biri olan GE Capital Şirketinin perakende finansal hizmet (Retailer Financial Services) paketi çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır :</p>
<p>-Tüketici kart programları<br />
-Uygulama Prosesi<br />
-Kredi Otorizasyonu<br />
-Risk Yönetimi<br />
-Ödeme Prosesi<br />
-Direk Emtia Programları<br />
-Müşteri Hizmetleri<br />
-Geri Ödemelerin Tahsilatı<br />
-Tüketici ve Ticari Hukuki Uzmanlık<br />
-Düzenli Hesap Dökümleri<br />
-Pazarlama Sistemleri ve Raporlama<br />
-Müşteri Hizmeti Grubu<br />
-Program Yöneticisi ve Pazarlama Desteği<br />
-Fonlama<br />
	GE Capital Şirketinin vermiş olduğu tüketici hizmetlerini; tüketici kredi kartları, otomobil finansmanı, taksit ve ipotek hizmetleri diye gruplamak mümkündür. Şirketin 71 milyon kredi kartı hesabı vardır. Şirket özel etiketli kredi kartları üretiminde bir numaradır. 400.000: otomobil satışını finanse etmiştir. 1 numaralı non-captive firmadır. Yani sermayesinin tamamı ana şirketin elinde değildir ve dolayısıyla sadece ana şirketin mal ve hizmetlerini kredilendirmez. 85 milyar USD tutarında ev ipoteği için hizmet vermektedir, bu anlamda ipotek hizmeti konusunda en hızlı büyüyen şirkettir. Finansal kurumlar vasıtasıyla satılan yatırım ürünlerini temin eden şirketler arasında bir numaradır.<br />
GE Capital Şirketinin tüketici kredi kartı grubunun yapılanması da dört birimde gerçekleşmiştir;<br />
Perakende finansal hizmetler- NA.Inc.<br />
GE İş hizmetleri, Inc.<br />
GE Tüketici Kartı Hizmetleri<br />
Uluslararası Tüketici Finansal Hizmetleri<br />
Tüketici kredi kartları hizmetleri; Masterkart ve Visa, &#8220;GE Rewards&#8221; Kart, Exxon Co-Branded Master kart ve Bankkart Hizmetlerinin en üst 15 ihraççısı olmak üzere bir hayli geniştir.<br />
Bu uluslararası kartlar; Avusturya, Kanada, Honk Kong, Hindistan, Endonezya, Meksika, Norveç, İspanya, İsveç ve İngiltere gibi ülkelerde kullanımdadır.<br />
GE Capital Şirketinin risk yönetimi konusunda kullandığı temel araç kredi scoring modelidir. Bu yöntem, müşteri istatistiklerine ve demografık öğelere dayanır. Gelecekteki performansın tahminleri üzerine score hesaplanır. Geçmişteki performans için de her bir score seviyesinde oranlar tespit edilir.<br />
GE Capital Şirketinin pazarlama konusunda çalışmaları pazar payını arttırmaya, pazar yatırımların optimize etmeye, yeni pazar segmentleri tespit etmeye, müşteriye ve endüstriye özel entegre planlar yaratmaya ve sonuçları analiz edip karlılığı ölçebilmeye yöneliktir. Bu stratejiler aşağıdaki gibi gruplanabilir :<br />
Müşteriyi tanımlama ve GE&#8217;nin amaçlarını tespit etme<br />
Portföy analizleri yapma<br />
Pazar planlaması yapma<br />
Program / Test Tasarımı ve İdaresi<br />
Analiz ve öneriler</p>
<p>3.2TÜRKİYE&#8217;DE FİNANSMAN ŞİRKETLERİ :<br />
Batı mali piyasalarında 20. yüzyılın başlarından itibaren başarı ile uygulanan finansman şirketleri, ülkemize ancak 70-80 yıl sonra gelebilmiştir.</p>
<p>3.2.1FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN TANIMI VE YASAL DÜZENLEMELER:<br />
Aşağıda tüketici finansmanı şirketlerinin Türkiye&#8217;deki yasal dayanağı, gelişimi, işlevleri, ilgili vergi düzenlemeleri incelenmiş ve Türkiye&#8217;deki ilk tüketici finansmanı şirketi olan Koçfinans örnek olarak incelenmiştir.<br />
3.2.1.1 TANIM VE YASAL DAYANAK :<br />
27 Haziran 1994 tarih, 21973 mükerrer sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan 545 sayılı KHK ile 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında KHK&#8217;nin bazı maddeleri değiştirilerek, finansman şirketlerinin kurularak çalışmasına olanak sağlanmıştır. Kanunla verilen yetki uyarınca Hazine Müsteşarlığı&#8217;nca 26 Temmuz 1994 tarihinde yayınlanan &#8220;Finansman Şirketlerinin Kuruluş, Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik&#8221; ile kuruluş ve çalışma esasları belirlenmiştir.<br />
Bu yönetmelikte amaç-kapsam, tanımlar, kuruluş izni, izin için istenen bilgi ve belgeler, faaliyet izninin iptali, sözleşme değişikliği ve hisse devri, şube açılması, bu tür şirketlerin yapamayacağı iş ve işlemler, sözleşme esasları, bilgi verme ve denetim gibi konular yer almaktadır.<br />
Kanun ve Yönetmelikte finansman şirketleri ; &#8220;Devamlı ve mutad iştigal konusu olarak her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek üzere ödünç para veren tüketici kredi şirketleri olarak tanımlanmıştır.<br />
3.2.1.2 KURULUŞ VE SERMAYE<br />
Yönetmeliğin 4&#8242;ncü maddesinde de belirlendiği üzere, finansman şirketleri anonim şirket statüsünde kurulabilirler. Ödenmiş asgari sermayelerinin 200 milyar TL olması zorunludur.<br />
Bu tür şirketlerde ayrıca, hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılması gerekmektedir. Ayrıca bu şirketlerin %10 veya daha fazla payına sahip ortaklarında, bankerlerle ilgili yasal düzenleme gereğince tasfiye edilmemiş olma, müflis veya konkordato talep etmemiş olma, bir kısım haysiyet kırıcı suçlarla mahkum olmama koşulları aranmaktadır. Mali bünyesi finansman şirketlerine taahhüt edeceği sermayeyi karşılamaya yeterli tüzel kişiler de, finansman şirketlerine ortak olabilecektir. Finansman şirketlerine kurucu olacak tüzel kişilerin %10 veya daha fazla payına sahip ortakları için de, gerçek kişi ortaklarda olduğu gibi, sabıka kaydı ve müflis olmama gibi koşullar aynen aranacaktır. Kuruluştan sonra ortak olacaklar ile mevcut payları devralarak pay oranını %10 veya daha yukarı yükseltecek olanlar için de bu koşul geçerli olacaktır. Müsteşarlık, hisse devirlerini denetim altında tutarak, finansman şirketlerinin kötü niyetli kişiler veya Kuruluşlar eline geçmesini önlemeye çalışmıştır.<br />
Yönetmeliğin 3.maddesine göre, finansman şirketlerinin kuruluşunda, banka kuruluşlarında olduğu üzere, Hazine Müsteşarlığından izin almak gerekmektedir. Bunun için gerekli bilgi ve belgelerle başvuruda bulunulması zorunludur. Müsteşarlık gerekli incelemeleri yaptıktan sonra kuruluş iznini verecektir.<br />
Finansman şirketlerinin kurulduktan sonra faaliyete geçebilmesi için Yönetmeliğin 7.maddesi gereğince, faaliyet izin belgesi alınması gereklidir. Faaliyet izninin alınmasından itibaren bir yıl içinde faaliyete geçmesi koşulu getirilmiştir. Bu süre içinde faaliyete geçilmemesi veya çalışmaya sürekli veya birden fazla ara verilmesi halinde faaliyet izin belgesi Müsteşarlıkça iptal edilebilecektir.<br />
545 sayılı KHK&#8217;nin &#8220;genel gerekçe&#8221; ve &#8220;madde gerekçeleri&#8221;nde, finansman şirketlerinin kuruluş, faaliyet konusu ve koşullarının belirlenmesine temel alınan ilkeler belirlenerek ;<br />
&#8220;Mali sektörümüzün dünya ile bütünleşmesi sürecine yönelik çalışmalar çerçevesinde bankacılık ve sigortacılık ile ilgili yeni düzenlemeler yapılırken sektördeki bütünlüğün sağlanması için Ödünç Para verme İşleri Hakkında 90 sayılı KHK&#8217;nin de günün gelişen şart re ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleme gereğinin ortaya çıktığı, bankacılık, sigortacılık, finansal kiralama ve sermaye piyasasından oluşan mali kesimimizin yeni müesseselerle çeşitlendirilmesi gereği duyulduğundan, finansman ihtiyacı olanlara kredi sağlayan finansman şirketlerinin yasal çerçeveye oturtulduğu, tüketici finansmanına yönelik olarak çalışacak finansman şirketlerinin faaliyete geçmeleri ile ekonomik hayatın gerektiği gibi işlemesine katkı sağlanacağı&#8221; belirtilmiştir.<br />
Görüleceği üzere, Yasa gerekçesinde de mali sektörümüzün dünya ile bütünleşme sürecinde sektörde bütünlük sağlanması ve ekonomik hayatın gerektiğince işlemesine katkı sağlanması amaçlanarak, kurumlaşma süreci içerisinde finansman şirketlerinin kuruluşu öngörülmüştür.<br />
3.2.1.3 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN ÇALIŞMA KONUSU :<br />
Yasa ve yönetmelikteki tanımlamalara göre finansman şirketlerinin başlıca işlevi, devamlı ve mutad meslek halinde her türlü tüketim malı ve hizmet alımını kredilendirmek süretiyle tüketicinin finansmanının sağlanmasıdır. Yani asıl faaliyet konusu kredi şeklinde ödünç para verilmesidir.<br />
3.2.1.4 Açılacak Krediler ve Yapılacak Sözleşmeler :<br />
Kredilendirme işlemleri imzalanan sözleşmeler ile yapılmaktadır. Finansman şirketlerinin iki tür genel sözleşme kullanmaları gerekmektedir :<br />
Birincisi, satıcı (üretici) firma ile yapacakları genel anlaşmadır. Bu tür anlaşmada, finansman şirketleri, kredilendirecekleri mal ve hizmetleri temin eden satıcılarla önceden genel bir sözleşme yaparlar. Genel sözleşmede mal ve hizmetin teminine ilişkin genel şartların yanında tüketiciye uygulanacak faiz ve diğer masraflar serbestçe belirlenir. Genel sözleşmenin bir örneği, imza tarihinden itibaren 30 gün içinde Hazine Müsteşarlığına gönderilecektir.<br />
İkincisi, tüketiciler ile yapılacak genel sözleşmelerdir. Finansman şirketleri ayrıca, tüketicilerle kredi işlemleri için yazılı sözleşme imzalamak zorundadırlar. Bu sözleşmede tüketicinin kredi sözleşmesinden doğan yükümlülüğü açıkça belirlenecektir.<br />
Yönetmeliğin 12.maddesi gereğince finansman şirketlerince açılan krediler, satıcılarla yapılan genel sözleşmedeki esaslara göre tüketicinin nam ve hesabına mal ve hizmet teslimi ve temini ile birlikte, doğrudan satıcıya ödenmektedir. Ancak geri ödemeler, adına kredi açılanlar tarafından finansman şirketlerine yapılmaktadır.<br />
Bankalar tarafından açılan tüketici kredilerinde ödeme doğrudan doğruya tüketiciye yapıldığı halde, finansman şirketlerince açılan kredi, mal üreten veya hizmet arz eden satıcıya yönelmiştir. Bu şekilde açılan kredinin amaç dışında kullanılması olanağı ortadan kalkmaktadır.<br />
3.2.1.5 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN YAPAMAYACAKLARI İŞ VE İŞLEMLER :<br />
Yönetmeliğin 11. Maddesine göre bankalarca yapılması gerekli bazı iş ve işlemlerin finansman şirketlerince yapılması yasaklanmıştır. Buna göre;<br />
Ana faaliyetleri dışında başka işlerle iştigal edemezler.<br />
Teminat mektubu veremezler.<br />
Mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar.<br />
SPK&#8217;na göre menkul kıymet ihracı ile mali piyasalardan ödünç para alınması bu yasak . kapsamının dışındadır.<br />
3.2.1.6 BİLGİ VERME VE DENETİM:<br />
Yönetmeliğin 14.maddesine göre, finansman şirketleri yıllık bilanço ile kar-zarar tablolarını ve faaliyet raporlarımı bir örneğini genel kurul toplantısının yapılmasını izleyen ayın sonuna kadar Hazine Müsteşarlığı&#8217;na göndermek zorundadırlar. Müsteşarlık ayrıca şeklini belirleyeceği formlara göre, şirketten istatistiki bilgiler de isteyebilecektir.<br />
Finansman şirketlerinin faaliyet ve işlemleri, Hazine Müsteşarlığı ile Maliye<br />
Bakanlığı’nın denetim elemanlarınca denetlenecektir. Bu kuruluşlar kurumlar vergisi mükellefi olarak, denetim elemanlarına her türlü bilgiyi vermek, defter ve belgelerini ibraz etmek zorundadırlar. .<br />
Genel hükümlere göre, finansman şirketlerinin işlemleri ayrıca bağımsız denetim kuruluşlarına da denetlettirilir. Bu takdirde denetleme raporlarının bir örneği Hazine Müsteşarlığı&#8217;na gönderilecektir.</p>
<p>3.2.2 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN TÜRKİYE&#8217;DEKİ GELİŞİMİ VE İŞLEVLERİ:<br />
Ülkemizde tüketici kredileri, benzeri ilk uygulama, T.C. Ziraat Bankası&#8217;nın 1950&#8242;li yıllarda &#8220;Marshall Planı&#8221; çerçevesinde başlatarak daha sonra kendi kaynaklarından finanse ettiği &#8220;Donatma ve techiz&#8221; kredileridir. Bu yolla nihai kullanıcı olarak çiftçilere önemli sayıda traktör, biçer döğer ve diğer tarım araçları kredileri açılarak, halen uygulanan tüketici kredileri yönteminin hemen hemen aynısı (malın çiftçiye teslimi, bedelin bayiye ödenmesi şeklinde) uygulanmak süretiyle Ülkemiz tarımsal üretim, teknoloji ve sanayiine çok büyük katkılar sağlanmıştır.<br />
Bugünkü anlamda yaygın tüketici kredisi uygulaması ise 1988 yılından itibaren bankalarca uygulanmaya başlamıştır. Bunun yanında bugüne kadar, üretici, dağıtım firmaları ve bayiler seviyesinde dayanıklı tüketim ürünleri ve otomotiv satışları kredilendirilmiştir.<br />
Bankaların kullandırdıkları tüketici kredileri tutarı ve kredi kullandırılan kişi sayısı T. Bankalar Birliğin raporlarından tespit etmek mümkündür. Buna göre :</p>
<p>Yıllar	Kredi Tutarı (mil. T.L.)	Kişi Adedi (küm.)	GSMH artışı (%)<br />
1989	548.593	195.312	1.6<br />
1990	4.170.701	1.132.954	9.4<br />
1991	7.897.851	1.603.981	0.3<br />
1992	16.685.412	2.097.624	6.4<br />
1993	51.473.147	3.252.946	8.1<br />
1994	75.899.978	3.466.435	-6.1<br />
1995	124.471.329	3.679.924	8.0<br />
Tablo 1:Bankaların kullandırdıkları Tüketici kredi tutarları ve kişi adedi</p>
<p>Görüleceği üzere bankalarca kullandırılan tüketici kredilerinde sürekli bir artış görülmektedir, özellikle 1993 yılında bir önceki yıla göre %208.49 gibi çok yüksek artış kaydedilmiş, buna bağlı olarak üretim de benzeri oranlarda artmıştır. 1993 yılı GSMH artışının da yüksek oranda gerçekleşmesi (%8.1) dikkat çekicidir. 1995 yılında da kullandırılan tüketici kredileri tutarında %67.95 oranında bir artış, GSMH&#8217;da ise %8 gibi yine yüksek oranda bir artış gerçekleşmiştir.<br />
Yapılan bir araştırmaya göre tüketici kredileri; otomotiv sektöründe satışları %88. Dayanıklı Tüketim Ürünlerinde %47 oranında artırmaktadır.<br />
Ancak, bankacılık sektöründe kullandırılan tüketici kredileri hacmi bilinmekle beraber, üretici, dağıtıcı firmalar ve bayilerce kullandırılan tüketici kredilerinin hacmi tam olarak bilinmemektedir. Bu krediler her ne kadar tüketici kredisi olarak adlandırılmamakla birlikte, üretici, dağıtım / pazarlama şirketi ve bayiler seviyesinde, &#8220;taksitli satış&#8221;, &#8220;kampanyalı satış&#8221; adı altında gerçekleştirilmektedir. Kredilerin finansmanı ise üretici veya dağıtım firmaları fonları yanında bayiler seviyesinde, ilave olarak bayiler fonlarından sağlanmaktadır.<br />
	Yapılan araştırmalara göre, dayanıklı tüketim ürünleri sektöründe satışların %85&#8242;nin taksitli / kampanyalı satışlarla gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Otomotiv satışlarının önemli bir kısmı banka kredileri ile gerçekleştirilmekte birlikte, bu sektörde de önemli bir hacimde üretici, dağıtıcı firma ve bayi kredilerinin varlığı anlaşılmaktadır. Buradan, dayanıklı tüketim ve otomotiv sektörlerinde çok önemli boyutlarda kredi yoluyla finansmanın bulunduğu ortaya çıkmaktadır.<br />
	Üretici, dağıtıcı ve bayi kredilerinin mevcut uygulamada, taksitli satış ve kampanyalı satış adı altında gerçekleştirilmesinde, malın fiyatına vade farkı da eklenerek satış faturası düzenlenmekte veya vadeli fiyat ilan edilerek, peşin ödemelerde peşin indirimi uygulanmaktadır. Özellikle dayanıklı tüketim ürünleri sektöründe çok yaygın olan uygulama ise; peşin fiyatın içerisinde belli bir oranda vade farkı ekleyerek satış fiyatı bulunması, buna nispeten piyasanın altındaki bir faiz oranıyla vade farkı uygulayarak taksitli satış yapılmasıdır. Bu yöntemle, görünüşteki düşük faiz oranı ile satışları teşvik edilmektedir.<br />
	Görüleceği üzere taksitli ve kampanyalı satış yöntemlerinde ürün fiyatları gerçekte olması gerekenin üzerine suni bir fiyat artışını yaratmakta, bu da genel tüketici fiyatlar seviyesini yükseltmektedir. Nitekim, bu etkinin sakıncası görülerek, ürünün üretici dağıtıcı &#8211; bayi güzergahında oluşan vade farkı (faiz tutan) dolayısıyla fiyat seviyesinin yükselmesi ve vade farklarının da gider kalemi olarak mali tablolarda yer almasının engellenmesi amacıyla Maliyece düzenleme yapılmıştır. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15&#8242;ci maddesi, 01.01.1996 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4008 sayılı Kanunla eklenen bent ile, &#8220;V.U.K. hükümlerine göre dönem sonu stoklarını son giren ilk çıkar yöntemine göre değerleyen veya amortismana tabi kıymetlerini yeniden değerlemeye tabi tutan kurumların, Gelir Vergisi Kanununun 41&#8242;ci maddesi 8 numaralı bendeki esaslar çerçevesinde hesapladıkları giderlerin&#8221; belirli bir oranını gider olarak yazılamayacağı hükmüne bağlanmıştır.<br />
Kronik Enflasyon sorununu yaşayan Ülkemizde, hem bu nedenle, hem de Gümrük Birliği&#8217;ne geçilmesi safhasında ürün fiyatlarının gerçek seviyesine çekilmesinde yukarıda açıklanan uygulamaların yerine geçecek sistemin kurulmasında finansman şirketlerinin önemli bir misyonu bulunmaktadır.<br />
Finansman şirketleri münhasıran tüketici kredisi vermek üzere kurulan finans kuruluşu hüviyeti ile bir ihtisas kurumu fonksiyonunu yerine getirerek; asıl fonksiyonu üretim veya pazarlama olan kuruluşların asli faaliyetlerinden uzaklaşarak kredi veren kurumlar haline gelmelerini önleyecek, üretici firmalar karlılıkları sadece üretimden doğan karlılıklarını ifade ederek, gerçek karlılıklarının ölçülmesine imkan verecek, dağıtım şirketlerinin fiyatlar genel seviyesini yükseltici etkisi giderilecek ve tüketiciler bayiler yerine münhasırın kredi vermek özere kurulmuş ciddi ihtisas kurumları ile karşılaşarak güven duyacak ve tüketicilerin istismarı engellenecektir.<br />
Ayrıca, bankalardan kredi kullanamayan, çeşitli nedenlerle bankalardan çekinen düşük gelirli tüketiciler, bir ihtisas kurumunun güvencesi altında bayiler seviyesinde kredi kullanabileceklerdir. Bununla birlikte, bu sistem ile bayilik sistemi de kendisine çeki düzen verecek, vade farkı ve fiyatlama, faturalama konusunda çok farklı uygulamalar bulunan sektörde kayıt dışı işlemler ve vergi kaçakları da önlenecektir.<br />
Diğer taraftan finansman şirketleri, kredilerin fonlamasını önemli ölçüde VDMK satışları ile sağlayacağından, mevcut alacak portföyünün menkul kıymetleştirilmesi yoluyla sağlanan ve gerçek bir alacak hakkı ve tahsilata dayalı olan yöntem ile piyasada da toplam fon arz ve talebi etkilenmeden finansman sağlanacağından talep artışı yoluyla fiyatlar genel seviyesi etkilenmeyecektir.<br />
	Özetlenirse :<br />
Finansman Şirketlerinin piyasalarda gerçek yerini alması ile birlikte :<br />
Sektördeki vade farkı ve peşin fiyatta gizli vade farkı uygulaması nedeniyle fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi engellenecektir.<br />
Üretici firmalar, asıl faaliyet alanlarında faaliyet göstererek gerçek karlılık seviyesini saptayabileceklerdir. Dağıtım ve pazarlama firmaları da asli faaliyet alanlarına  döneceklerdir.<br />
Tüketiciler ciddi ihtisas kurumları ile muhatap olacaklar, tüketicilerin istismarı engellenecektir.<br />
Ülkemiz uygulamasındaki bayilik sistemi, kendisine çeki düzen vererek kurumlaşma , sürecine girecek, kayıt dışı ekonomi küçülecektir.<br />
VDMK fonları ile finansman sağlanması nedeniyle, alacak portföyünün menkul kıymetleştirilmesi sağlanarak, krediler yine tüketicilerin fonları ile finanse edilecek, talep , artışı yoluyla fiyatlar genel seviyesi etkilenmeyecektir.<br />
3.2.3 FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN FON KAYNAKLARI :<br />
Yasa ve yönetmelikte; finansman şirketlerinin mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplamayacakları hükme bağlanarak, fon sağlayacak tek yöntem olarak menkul kıymet ihracı ve mali piyasalardan ödünç alınması imkanı , bırakılmıştır.<br />
Burada “mevduat veya ivaz karşılığı para toplama” kavramının, yaygın bir şekilde para toplanması anlamında kullanıldığı kanaatindeyiz. Bilindiği üzere tüm dünyada olduğu gibi, Türk finans kesimi mevzuatı da, geçmişte yaşanılan birçok acı deneyime tepki olarak, halktan para toplanmasını katı kurallara bağlamış, bu tür kurumlar için güçlü bir mali yapı ve sıkı bir denetim öngörerek bu imkanı sadece bankalara tanımıştır. Madde devamında, &#8220;sermaye piyasası mevzuatına göre menkul kıymet ihracı&#8221; ise kısıtlama hükmü dışında bırakılmıştır. Menkul kıymet ihracı ve halka arzın da kurallara bağlanmış halktan yaygın para toplanması anlamına geldiği düşünülürse, burada asıl sınırlamanın halktan yaygın para toplanması olduğu, mali piyasalardan ödünç para kullanımına imkan tanındığı anlaşılmaktadır.<br />
	Ayrıca, 545 sayılı KHK&#8217;nin 2&#8242;ci maddesi ile &#8220;finansman şirketlerinin bu KHK hükümlerine bağlı olmakla birlikte, bankalar, sigorta şirketleri ve özel kanunlarına göre ödünç para vermeye yetkili kılınan kuruluşlar ile tüzel kişilerin doğrudan veya ortak veya iştirakleri vasıtasıyla dolaylı olarak ortaklık ilişkisi içinde bulundukları diğer tüzel kişilere ödünç vermeleri hakkında bu KHK&#8217;nin uygulanmayacağı&#8221; belirtilmek süretiyle, Kanun&#8217;un 2&#8242;ci maddesi gerekçesinde de açıklandığı üzere, uygulamada karşılaşılan zorluklar gözönüne alınarak Kanun kapsamı daraltılmak süretiyle, dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan Holding ve Grup şirketlerinden ödünç para alınması imkan dahiline alınmıştır.<br />
	Yönetmeliğin 11&#8242;ci maddesinde, mali piyasalardan ödünç para alınmasına imkan veren hüküm &#8220;mali piyasa&#8221; kavramı ile yoruma ihtiyaç göstermektedir. Ayrıca, KHK&#8217;deki 	benzer düzenlemede, &#8220;Uluslararası piyasalar&#8221; kavramına yer verilirken, Yönetmelikte &#8220;mali piyasalar&#8221; kavramı kullanılmaktadır.<br />
	Literatürde &#8220;mali piyasa kavramı&#8221;; fon talep edenlerle fon fazlası olanlar arasındaki fon akımlarını düzenleyen aracı kurumlar, akımı sağlayan araçlar ve bunları düzenleyen yasal ve idari kurallardan oluşan yapı olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle tüm aracı kuruluşlardan sağlanan veya sermaye piyasası araçları ile sağlanan fonların mali piyasalardan sağlandığı anlaşılmakla birlikte, burada bankacılık sistemi asıl kaynak olarak ortaya çıkmaktadır.<br />
	Ancak, halen mevcut mevzuata göre finansman şirketlerinin Bankacılık sisteminden kullanacağı fonlar için ödeyecekleri faizlerin %10 KKDF ve %5 BSMV&#8217;ne tabi tutularak ilgili mevzuat uyarınca %15 ek maliyetin bulunduğu, KHK&#8217;nin 2&#8242;ci maddesi uyarınca kullanılan Grup ve Holding içi firmalardan sağlanan fonların da %15 KDV&#8217;ne tabi olduğa dikkate alındığında, bu alandan fon sağlanması yüksek maliyetleri içerdiğinden fiili kullanımı çok dar kalmaya mahkum bulunmaktadır.<br />
Bu durumda finansman şirketlerinin fon sağlayabilecekleri en önemli kaynak; tahvil-finansman bonosu, VDMK ihracıdır. Ancak, SPK&#8217;nın 13&#8242;cü maddesi ve Bakanlar Kurulu&#8217;nun &#8220;Tahvil ve Sermaye Piyasası Aracı Niteliğinde Diğer Borçlanma Limitlerine Dair&#8221; 14.01.1993 tarihli kararı ile, belirli koşullara göre sermayenin belirlenen katları şeklinde ihraç limitlerinin belirlenmesi, bu yolla sağlanan fonları da sermaye tutarına bağımlı kıldığından sınırlı bir kaynak sağlamaktadır.<br />
Buna karşılık, SPK&#8217;nun 3794 sayılı Kanun&#8217;la eklenen 13/A; maddesi uyarınca VDMK ihracında, Kanun&#8217;un l3&#8242;cü maddesinde belirtilen limitlerin uygulanmayacağı hükme bağlanarak, alacak portföyleri karşılığında VDMK ihracı ile sadece portföy marjına bağlı bir fon kaynağı sağlanmaktadır.<br />
Finansman şirketleri, Seri : III No: 14, Seri : III No: 17, Seri : III No: 18 sayılı tebliğler hükümlerine göre &#8220;doğrudan&#8221; VDMK ihraç etme imkanına sahip bulunmaktadırlar.</p>
<p>3.2.4 FİNANSMAN ŞİRKETLERİ VE VERGİ :<br />
Yeni bir kuruluş oldukları için finansman şirketleri Türk vergi ve usul kanunları içinde yer almamaktadır. Finansman şirketleri anonim şirket statüsünde kuruldukları için vergileme açısından bu tür şirketlerin tabi olduğu rejime tabidirler. Ancak vergi kanunları dikkatle incelenecek olursa, finansman şirketlerinin banker statüsünde olmaları nedeniyle, vergilendirilmelerinde bazı özellikler mevcuttur.<br />
i) Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları :<br />
Finansman şirketleri anonim şirket statüsünde kuruldukları için kurumlar vergisi mükellefi olmaları doğaldır. Ancak yönetmeliğe göre sermayelerinin nakit karşılığı ödenmesi hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması bu kuruluşların tipik özelliğidir.<br />
Yönetmelikteki bu hükme karşılık, SPK&#8217;nun 15.12.95 tarih ve 1301 sayılı ilke kararı uyarınca finansman şirketlerinin kayıtlı sermaye sistemine geçmek ve hisse senetlerinin halka arzına izin verebilmek için, asgari ödenmiş sermayelerinin yatırım bankalarında aranan sermaye tutarında olmasına, ayrıca ortak sayısı itibariyle halka açık şirket haline gelirlerse, sermaye artırımı ve hisse senetlerinin halka arzına ilişkin taleplerinin “&#8230;rüçhan haklarının kullanılmasından sonra kalan kısmının tahsisli satışına&#8221; şeklinde değerlendirilmesine karar verilmiştir. Bu nedenle finansman şirketlerinin halka açık şirket haline gelme imkanı bulunmaktadır. Halka açık olmayan finansman şirketleri %25 oranında kurumlar vergisine ve %24 oranındaki asgari kurumlar vergisine, Gelir Vergisi Kanununun 94.maddesinin 6-b bendi gereğince de %20 oranında gelir vergisi stopajına tabi bulunmaktadır.<br />
	Gerek kurumlar ve gerekse gelir vergisi tutarlarının %10&#8242;u tutarında da fon kesintisi bulunmaktadır.<br />
	ii) Katma Değer Vergisi :<br />
	Finansman şirketleri banka işlemlerinden biri olan &#8220;kredi verme&#8221; ile iştigal ettikleri için 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun l7.maddesinin dördüncü fıkrasının (e) bendi gereğince istisna kapsamına girmekte ve katma değer vergisine tabi bulunmamaktadır.<br />
	iii) Gider Vergileri :<br />
1956 tarih ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu&#8217;nun 28.maddesine göre kredi veren finansman şirketleri bu tür işlemleri nedeniyle kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun müşteri durumunda olan kişilerden nakden veya hesaben aldıkları paralardan muamele vergisi ödemekle mükelleftirler. Bu nedenle KDV kapsamı dışında bulunan finansman şirketleri gider vergisi mükellefi olmaktadırlar. Bu verginin oranı halen %5&#8242;tir.<br />
iv) Damga Vergisi Kanunu :<br />
Finansman şirketlerinin satıcı (üretici) ile yapacakları genel sözleşmeler ile tüketicilerle yapacakları özel sözleşmeler 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu gereğince binde 6 vergiye tabi bulunmaktadır.<br />
v) Harçlar Kanunu :<br />
Yönetmeliğe göre, finansman şirketleri, Hazine Müsteşarlığı&#8217;ndan iki türlü belge almaktadırlar. Bunlar :<br />
Kuruluş izin belgesi : Bu belge izin için başvuran şirketin kurucularına, kanuni formalitelerin tamamlanması üzerine finansman şirketinin kurulması için verilen bir belgedir. Bu belge i1e şirket kuruluşuna geçilebilir.<br />
Faaliyet izin belgesi : Finansman şirketinin kuruluşu tamamlandıktan sonra Hazine Müsteşarlığı şirkete faaliyete geçmesi için bu belgeyi düzenler. Faaliyet  izninin alınmasından sonra, şirketin bir yıllık süre içinde çalışmaya başlaması gerekir. Aksi takdirde Müsteşarlıkça Belge iptal edilebilecektir.<br />
492 sayılı Harçlar Kanunu&#8217;na ait olmak üzere 25 Aralık 1995 tarihli Resmi Gazete’de  yayınlanan 29 seri no&#8217;lu Harçlar Kanunu Genel Tebliğinin &#8220;XI. Finansal Faaliyet İzin Belgesi Harçları&#8221; bölümünde konu ile ilgili şu açıklamalar yer almaktadır.</p>
<p>	Tutar T.L.<br />
i)Diğer Finansal kurumlar kuruluş ve faaliyet izin belgeleri (her yıl için)<br />
ii)i fıkrrasında belirtilen kurumların açacakları şubelerle ilgili izin belgeleri (her şube için)	414.162.000<br />
207.081.000<br />
Tablo2 : Diğer Finansal Kurumlara İlişkin Belgeler ile ilgili Harçlar<br />
Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyet izin belgesi harçları bir hayli yüksek düzeydedir.</p>
<p>3.2.5 TÜRKİYE&#8217;DEKİ İLK FİNANSMAN ŞİRKETİ : KOÇFİNANS A.Ş.<br />
22.11.1994 tarihinde kuruluş ön izni alınarak, kuruluşu 03.01.1995 tarihinde Ticaret Sicili&#8217;ne tescil edilen Şirket, T.C. Hazine Müsteşarlığı&#8217;ndan 30.03.1995 tarihinde &#8220;Finansman Şirketi Faaliyet İzin Belgesi&#8221;ni alarak faaliyetlerine fiilen başlamıştır. Her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek amacıyla kurulan Şirket, Türkiye&#8217;deki ilk finansman şirketi tüketici kredisini 14.04.1995 tarihinde kullandırmış, tüketicilere yaygın kredi kullandırılması faaliyetlerine ise 01.08.1995 tarihinde başlamıştır.<br />
Sermaye Yapısı :<br />
Kuruluş sermayesi l Trilyon TL olan Şirket, 30.03.1996 tarihi itibariyle sermayesini 6 Trilyon TL nominal değere yükseltmiş ve 30.06.1996 tarihi itibariyle 4 Trilyon TL&#8217;si ödenmiştir. 6 Trilyon &#8216;TL&#8217;lik nominal sermayesi bulunan Şirket sermayesinin %50&#8217;si Koç Holdinge, kalan °/o50&#8217;si ise Grup içi üretim ve dağıtım şirketlerine aittir.<br />
	Amacı :<br />
	Türkiye&#8217;de kurulan ilk tüketici finansmanı şirketi olarak, mali sektörümüzün dünya ile bütünleşmesi sürecine yönelik çalışmalar çerçevesinde ekonomik hayatın gerektiği gibi işlemesine katkı sağlamak şirketin kuruluş misyonudur. Koç Grubunun geniş bir ürün yelpazesi vardır. Ayrıca bu ürünlerin satışına yönelik 7000 bayiden oluşan dağıtım ve pazarlama teşkilatı bulunmaktadır. Bu geniş ürün potansiyelini kredi ile destekleyerek satışları arttırmak ve topluluk sinerjisinden karlılık yaratmak amacındadır. Koçfinans tüketiciye doğrudan finansman sağlayarak üretici şirketler üzerindeki finansman yükünü kaldırmaktadır.<br />
Kredi özellikleri :<br />
Ürünün satış noktasında / satışla eş zamanlı<br />
Yeterli miktarda<br />
Kolay Nispeten ucuz<br />
Kredi sistemi :<br />
Kredi Koçfinans&#8217;tan tüketiciye veriliyor,<br />
Kredi, tüketici nam ve hesabına, Koçfinans tarafından bayinin işyerinde bayiye ödeniyor,<br />
Ürüne bağlı olarak çeşitli güvenceler istenmekle beraber, bayi nihai garantör / kefil konumunda.<br />
Geri ödemeler,:<br />
Bayinin kendisine, veya<br />
Belirlenen banka şubelerine yapılıyor.<br />
Kredi değerlendirmeleri bayide bayinin risk takdiri ile merkezde ise scoring ve bayi risk analizi sistemleri ile yapılıyor.<br />
1995 ve 1996 Yılı Faaliyetleri :<br />
1995 yılı Nisan ayında ilk tüketici kredisini veren Koçfinans, test çalışmalarını ve pilot uygulama hazırlıklarını Mayıs ve Haziran aylarında sürdürmüş, Temmuz ayında yapılanmasına son şeklini vererek 31 Temmuzda Koç Topluluğunun üretmiş olduğu dayanıklı tüketim ürünleri ve otomotiv ürünleri için tüketici kredisi pilot uygulaması başlatmıştır.<br />
Yaygın kredi kullandırma faaliyetlerine Ağustos 1995’te başlayan Şirketin, 1995 yıl sonu itibariyle açmış olduğu kredilerle ilgili tablolar aşağıda sunulmaktadır.</p>
<p>	Kredi Sayısı	Toplam Kredi (Mil T.L.)	Toplam Faizli Bakiye(mil. T.L.)	Bayi Sayısı Adet<br />
DTÜ	25.147	915.180	1.142.485	291<br />
LASTİK	11.977	456.920	565.104	198<br />
OTOMOTİV	2.447	1.624.742	2.601.947	311<br />
TOPLAM	39.571	2.996.842	4.309.536	800<br />
Tablo3:Koçfinans A.Ş.’nin 1995 Yıl Sonu İtibariyle Açmış Olduğu Kredilerin Dağılımı<br />
1995 yıl sonu bilançosuna göre Aktif toplamı 3.650 milyar TL, vergi öncesi karı 402 milyar TL&#8217;dir.<br />
Kredilerin finansmanı amacıyla, Aralık 1995&#8242;te 1 trilyon nominal değerde tahvil, Ocak 1996&#8242;da 900 milyar nominal değerde l. tertip, Mart 1996&#8242;da 1 trilyon nominal değerde 2.tertip, Ekim 96&#8242;da I,5 trilyon nominal değerde 3.tertip ve Aralık 96&#8242;da 2 trilyon nominal değerde 4.tertip olmak üzere 1996 yılında toplam 5.4 trilyon nominal değerde VDMK ihraç edilmiştir.<br />
Koçfinans A.Ş.&#8217;nin l996 yılı açılan kredi tutarı, adedi ve bayi sayıları ile il performans rakamları ve 1996 yılı kadar olan kümülatif değerler aşağıda sırasıyla Tablo 4 ve Tablo 5’de sunulmaktadır.</p>
<p>	Kredi Sayısı	Toplam Kredi (milyon)	Toplam Faizli Bakiye (mil T.L.)	Bayi Sayısı (Adet)<br />
DTÜ	194.534	8.698.903	10.646.581	1.331<br />
LASTİK	26.374	1.164.448	1.515.146	183<br />
OTOMOTİV	23.895	20.273.122	28.466.973	619<br />
	244.803	30.136.473	40.628.700	2.133<br />
Tablo4: Koçfinans A.Ş.’nin 1996 Yılı itibariyle Açmış Olduğu Kredilerin Dağılımı</p>
<p>	Kredi Sayısı	Toplam Kredi (milyon)	Toplam Faizli Bakiye (mil T.L.)	Bayi Sayısı (Adet)<br />
DTÜ	219.681	9.614.083	11.789.066	1.331<br />
LASTİK	38.351	1.621.368	2.080.250	183<br />
OTOMOTİV	26.342	21.897.864	31.068250	619<br />
	284.374	33.133.314	44.938.236	2.133<br />
Tablo5:Koçfinans A.Ş.’nin 01.10.1995-31.12.1996 tarihleri arasında kümülatif olarak açmış olduğu kredilerin dağılımı</p>
<p>					BÖLÜM 4</p>
<p>		MENKULKIYMETLEŞTİRME<br />
	Bu bölümde menkul kıymetleştirmenin tanımı, avantajları, yöntemleri ve yurtdışındaki gelişimi üzerinde durulmuştur.<br />
4.1 MENKULKIYMETLEŞTİRMENİN TANIMI, AMAÇLARI<br />
	&#8220;Menkulkıymetleştirme, bir mali kuruluşun bilançosunda yer alan kredilerden doğan alacakların benzer nitelikte olanlarını bir araya toplayarak, kendisinin ya da bu amaç için kurulmuş olan bir kurumun (Genel Finans Ortaklığı) vasıtasıyla bu alacak havuzuna dayalı menkul kıymet ihraç etmesi ve ödemelerin bu havuzdaki kredilerin geri ödemeleriyle finanse edilmesidir. Böylece kredi veren kurumun bilançosunda yer alan alacaklar, aktif bir ikincil piyasaya sahip olan menkul kıymetler haline getirilir. Bu yöntemle bilançolarında bulunan riskli aktifleri azaltan kredi kurumlan, özkaynak yeterliliği koşullarını daha rahat yerine getirmektedirler. Bunun yanında, krediyi kullananlar ile bu krediyi finanse eden yatırımcıları bir araya getirirken, kendi açtıkları kredilerden faiz geliri yerine hizmet geliri elde etmektedirler.&#8221;<br />
&#8220;Menkulkıymetleştirme varlıkların nakit akışlarına dayanan finansal enstrümanların satışıdır. Varlıklardan ya da varlıkların nakit akışlarından oluşturulan havuzun getirilerinden yatırımcıların paylan oranında faydalanmasını sağlayan bir menkul kıymet ihracıdır.<br />
	Menkulkıymetleştirme, bir yerde VUMK’ lerin ticari bankalar ve sanayi kuruluşları gibi geleneksel yatırımcılar dışında alıcılara sunulmasıdır ki bunu sağlamada birkaç faktör önemlidir :<br />
Riski ölçebilme<br />
Risk faktörlerinin açıklanabilmesi ve<br />
Diğer yatırım alternatiflerine kıyaslanabilir bir derecelendirme yapılabilmesi&#8221;<br />
&#8220;Menkulkıymetleştirmeyi ortaya çıkaran etmenler şöyle sıralanabilir:<br />
-    Devletin mali kurumlara müdahalesi dolayısıyla maliyetlerin yükselmesi ,<br />
Rekabetin artması sonucu karlılık marjlarının düşmesi,<br />
Teknolojinin sağladığı olanaklar,<br />
Kaynak aktarma maliyetlerini düşürerek piyasaları etkinleştirme çabaları,<br />
Aracılığın eliminasyonu (disintermediation)<br />
De-regülasyon ve/veya re-regülasyon &#8221;<br />
&#8220;Beklenen nakit akımlarını kaynak yaratmada kullanmak bir hayli yeni bir kavram. Fakat bu kavramın menkulkıymetleştirme formunda adaptasyonu mevcut mali piyasaları önemli ölçüde değiştirecek bir prosesi oluşturdu.&#8221;<br />
&#8220;İlk büyük kamu varlığa dayalı menkul kıymet ihraçları olan 1985 ve 1986 (ABD) ihraçlarının bile henüz itfa olmadığı dikkate alınırsa, menkulkıymetleştirmenin hala yeni bir kavram olduğu daha iyi anlaşılır. Zarar rakamları, ödeme modelleri ve yapıyla ilgili belirsizlikler sürmektedir. Ancak ipoteğe dayalı menkul kıymetler piyasasının olgunlaşması genel olarak VDMKler piyasasının gelişimini desteklemektedir. İpoteğe dayalı menkul kıymetlerdeki ipoteklerin tersine VDMK’ lerdeki varlıklar aşağıdaki konularda standardize değildir :<br />
Varlığın türü<br />
Nakit akış kaynağı olan kredinin kalitesi<br />
Hizmet prosedürü<br />
Ödeme modelleri<br />
Bu standartizasyon eksikliği bir dereceye kadar VDMKIer piyasasının hacmini ve verimliliğini etkileyecektir. Potansiyel VDMK ihraççıları menkulkıymetleştirmenin gerekliliklerine sistemlerini adapte ederken birtakım güçlükler ve maliyetlerle karşı karşıya kalırlar. Yatırımcılarsa bir yandan çeşitli varlıklara ait riskleri ve varlıkların niteliklerini nasıl analiz edeceklerini, öte yandan belirli bir tür varlığın ihraççılarını nasıl ayırt edebileceklerini öğrenmektedirler.&#8221;<br />
&#8220;Bir menkulkıymetleştirme işleminde şu unsurlar dikkate alınmaktadır :<br />
-Yapı : vergi etkileri ve muhasebe etkileri<br />
-Kredi risk değerlemesi<br />
-Derecelendirme kuruluşu değerlendirmesi<br />
-Maliyet / finansman stratejisi<br />
-Teknik destek&#8221;</p>
<p>4.2. MENKULKIYMETLEŞTİRMEDE ALACAK PORTFÖYÜ YAPISI<br />
&#8220;Alacak portföyü, sözleşmeye dayalı nakit akımları bulunan alacaklardan oluşmaktadır. Genel olarak sözleşmeye dayalı nakit akımları bulunan alacakların tamamı menkulkıymetleştirilebilirse de, başarılı bir menkulkıymetleştirmeye temel oluşturacak alacakların en azından aşağıdaki özelliklerin bir kısmına sahip olması gerekmektedir :<br />
Alacak portföyü iyi çeşitlendirilmiş olmalıdır.<br />
Menkulkıymetleştirme sonucu yaratılan ve yatırımcılara sunulan menkul kıymetlerin getirileri, çeşitli kredi sözleşmelerinin bir araya getirildiği bir havuz vasıtasıyla çeşitlendirilmiş bir alacak portföyünün nakit akımları olmalıdır ki, tek bir sözleşmenin taşıdığı kredi riski çeşitlendirme yoluyla minimize edilebilmelidir.<br />
Alacakların nakit akımları önceden belirlenmiş bir program dahilinde periyodik olarak elde edilmelidir.<br />
Alacakların geçmişteki geri ödenmeme oranları ile ilgili istatistiksel veriler olmalı ve alacaklardan elde edilebilecek gerçek nakit akımları hesaplanabilmelidir. Bu geri ödenmeme oranlarının düşük olması gerekmektedir. Aksi takdirde garanti teknikleri kullanarak menkul kıymetleştirilen alacak havuzunun güvenilirliği arttırılmalıdır.<br />
Alacaklar homojen bir yapıya sahip olmalı, geri ödeme ve vade yapıları itibariyle benzer olmalıdır.<br />
 Alacak portföyünün değeri Menkulkıymetleştirmeyi ekonomik kılacak büyüklükte olmalıdır.<br />
Sürekli bir menkulkıymetleştirme programının uygulanması halinde vadesi dolan alacaklar yenilenebilmelidir.&#8221;</p>
<p> 4.3 MENKULKIYMETLEŞTİRMENİN AVANTAJLARI:<br />
Satıcıya<br />
(a) Satıcı kendi kredi derecesinden daha yüksek kredi derecesi olan alacak havuzunu kullanarak fonlama maliyetini düşürür.<br />
		(b) İhraç işlemi varlıkların satışı olarak düzenlenirse söz konusu varlıklar satıcının bilançosundan çıkarılır ve bu varlık havuzu üzerindeki payı gösteren menkul kıymetler de , satıcının bilançosunun pasifinde görülmez.<br />
		(c) Satıcının bilançosundan aktiflerin çıkarılmasıyla, satıcının borç/özsermaye oranı alternatif finansman yollarına oranla daha iyi olur. Varlıkların satışı bilançoyu küçülttüğü için, satıcı sermaye yeterliliği standartlarını daha kolay yakalar.<br />
		(d) Menkulkıymetleştirme alacakların vadesinden önce nakite dönüştürülmesini sağlayacağından uygun bir yönetimle, bir likidite aracı olarak kullanılabilir.<br />
		(e) Artan regülasyonlardan dolayı kredi kullandırmada daha isteksiz olan banka ve sigorta şirketlerinin fonlarını yönlendirebilecekleri alternatif bir yöntem teşkil eder.<br />
		(f) Bankaların kredi sınırlamaları ya da satıcının halka arz etmeksizin (privately placed debt) yapacağı ihraca göre daha az finansal sınırlaması vardır.<br />
		(g) Varlıkların satışı anında, Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensiplerine göre beklenen nakit akışlarının şimdiki değerine eşit bir kazanç (ya da zarar) yazma imkanı vardır.<br />
ii) Yatırımcıya<br />
(a) İyi yapılandırılmış bir menkulkıymetleştirmede yatırımcı satıcının iflası riskini elimine eder.<br />
(b) Menkul kıymet, pek çok kredi türünün bir arada bulunduğu çeşitlendirilmiş varlık havuzunu temsil eden yüksek kalitede bir alacak senedidir.<br />
	(c) Menkul kıymet teminat teşkil eden varlıklardan daha likittir.<br />
	(d) Menkul kıymetin getirisi benzer vade ve kalitedeki enstrümanlardan daha  yüksek olabilir &#8221; </p>
<p>	iii) Mali Piyasalara<br />
Kredi ile kaynak yaratma yöntemine önemli bir alternatif oluşturur.<br />
Uzun vadede kaynak aktarma maliyetini düşürerek, finansal sistemin faaliyet etkinliğini artırır<br />
Sermaye piyasalarının büyümesine, derinleşmesine ve likiditasyonuna katkıda bulunur. Finansal ürün arzını artırarak piyasaların eksikliğini giderir<br />
Piyasa mekanizmalarının kullanımını yaygınlaştırıp, işleyişini etkinleştirir.”</p>
<p>4.4 MENKULKIYMETLEŞTİRME YÖNTEMLERİ:<br />
	Yurtdışında menkulkıymetleştirme türleri, öncelikle ihracın varlıkların satışı ya da teminatı olarak düzenlenmesine, ödemelerin de bu varlıkların nakit akışlarını menkul kıymetin yatırımcılarına yansıtma şekline göre üç ana başlık altında incelenmiştir. Daha sonra ise alacakların menkulkıymetleştirilmesinde finansman bonosu ya da tahvil yapısı kullanımı arasındaki farklar açıklanmıştır.</p>
<p>4.4.1 MENKULKIYMETLEŞTİRME TÜRLERİ<br />
&#8220;Menkulkıymetleştirmenin en yaygın türleri pass throughs (gelir aktarmalı) ve pay throughs (nakit aktarmalı) yöntemlerdir. Pass throughs yapısı temel olarak sertifika sahiplerine alacaklar üzerinde bir ortaklık hakkı verir. Bu yapıda alacaklar bir garantöre satılır. Sertifika sahipleri alacakların tüm nakit akımları üzerinde hak sahibidirler. Pay throughs ise alacakların teminat görevi gördüğü ve ihraççının yükümlülüğü olan bir yapıdır. Alacakların nakit akışları, menkul kıymetin geri ödemelerinin temel kaynağıdır. Pay throughs tek seri ya da çok seri halinde ihraç edilebilir. Çok seri halinde ihraç yapılması durumunda anapara ilk vadeden başlanarak ödenir.&#8221;</p>
<p>4.4.1.1 GELİR AKTARMALI SENETLER<br />
	(PASS THROUGH CERTİFİCATES-OBLİGATİONS)<br />
	Gelir aktarmalı senetler ; varlıklardan oluşan portföye ortak olmayı , yani belli bir kredi havuzu ile bundan gelen düzenli ödemeler üzerinde mülkiyet hakkını temsil etmekte ve varlıklardan sağlanan nakit akımları (anapara ve faiz ödemeleri) portföydeki payları oranında direkt olarak yatırımcılara aktarılmaktadır. Bu senetleri satın alan yatırımcılar , menkul kıymetin bağlı olduğu ipotekli alacaklardan aylık olarak tahsil edilen anapara ve faiz ödemelerini yine aylık olarak alırlar. Diğer bir deyişle söz konusu menkul kıymet başlı olduğu ipotekli kredi havuzunun ödeme akış karakteristiğini yatırımcıya aynen yansıtır.<br />
	Bu tip menkulkıymetleştirmede ihraç için özel amaçlı bir finans kurumu oluşturularak kredi havuzu bu kuruma satılır. Kurum bu alacaklara dayalı tahvil ihraç ederek yatırımcılara satar . Daha sonra kredilerin anapara ve faiz tahsilatlarını yaparak kendi komisyon ücretini düştükten sonra kalan mablağı yatırımcılara aktarır.<br />
	Pass Throughs tekniği ile menkulkıymetleştirmede portföydeki varlıkların sahipliği yatırımcılara devredilmekte , portföyü oluşturan kuruluşun yükümlülüğünden çıkmakta ve mali tablolarında yer almamaktadır. Uzun dönemli varlıklar bilançodan çıkarıldığı zaman aktiflerin ortalama vadesi kısalmakta ve gereken sermaye miktarı azalmaktadır. İhraççı kurum bu arada kredi hizmetine devam edip , hizmet komisyonu aldığı için daha az aktif ve daha az sermaye üzerinden yaratılan gelir arttığı için aktif karlılığı ve sermaye karlılığı artmaktadır.<br />
	Pass Throughs menkulkıymetleştirme yapısının ana ilkesi nakit akımlarının yeniden şekillendirilmesine izin vermemesidir. Ödemelerin faiz kısmı yatırımcı ve ihraç amacıyla kurulan kurum arasında paylaştırılabileceği gibi , kredi değerliliğini arttırmak için de kullanılabilir. Oysa anapara ödemeleri yatırımcılara alındığı gibi aktarılır.<br />
	Portföy borçluları herhangi bir cezaya maruz kalmaksızın borçlarını vadesinden önce ödeyebilmekte ve piyasa faiz oranlarında küçük değişmeler olması halinde önemli tutarlarda erken ödeme sözkonusu olabilmektedir. Portföyden sağlanan nakit akımlarının direkt olarak yatırımcılara aktarılması nedeniyle bu durum , gelir aktarıcı senetlerin vadelerinin belirsiz ve nakit akımlarının değişken olmasına neden olarak , gelir aktarıcı senetlerin en büyük problemini oluşturmaktadır.</p>
<p>	i)Yapısal Özellikler:<br />
Menkul kıymetler kredi havuzunda bölünemez bir payı temsil eder.<br />
Bütün anapara ve faiz ödemeleri (hizmet komisyonları ve idari giderler düşüldükten sonra )yatırımcılara payları oranında dağıtılır.<br />
Geri ödemelerde aksamalar ve kredilerin erken tahsilatı yatırımcılara payları oranında aynen yansıtılır. Bazı ödeme aktarmalı menkul kıymetler Ginnie Mae örneğinde olduğu gibi , anapara ve faiz ödemelerinin yine Ginnie Mae tarafından garantilendiği ve kredilerin erken ödenme riskinin azaltıldığı bir garantöre dayanabilir.<br />
İhraççı kredilerin mülkiyetini bir Trust’a transfer eder ve Trust’da bir payının olması da gerekmez.<br />
İhraç hizmeti veren kurum , yatırımcılar adına kredilerin tahsilatını takip eder.<br />
-Hizmet komisyonu genellikle menkul kıymetin dayandığı kredi taksitlerinin faiz ödemesi kısmının bir oranıdır.<br />
Aşağıdaki işlem tiplerine kredi desteği gerekir.:<br />
derece rücu hakkı olmaması durumunda<br />
Nakit teminat kullanılması durumunda<br />
3.taraf garantisi kullanılası durumunda<br />
Genellikle Genel Kabul Görmüş Muhasebe Kuralları ve Gelir Vergisi açısından , kredilerin yatırımcılara satışı şeklinde ele alınır.<br />
Orjinatör, kredilerin satışında bir kar ya da zarar realize eder.<br />
Menkul kıymet orjinatörün borcu olarak görünmez.</p>
<p>4.4.1.2 NAKİT AKTARMALI SENETLER<br />
(PAY THROUGH CERTİFİCATES – OBLİGATİONS)<br />
Yapısal Özellikler :<br />
a)Menkul kıymetler orjinatör açısından kredi havuzu ile teminat altına alınmış anapara ve faiz yükümlülükleri temsil eder. Genellikle menkul kıymetlerin ödemesi için sadece kredilere bakılır.<br />
	b) Orjinatör kredilerin mülkiyetini bir trust’a transfer etmez ancak kredileri  teminat olarak ipotekler<br />
	c) Menkul kıymetlerin itfa planını kredilerin vadeleri ile çakıştırmak gerekmez, ancak menkul kıymetlerin itfa tarihleri, kredilerin vadesini geçemez ,<br />
	d) Orjinatör tarafından yatırımcılara yapılacak ödemeler de dayanak; teşkil eden kredilerin geri ödemelerine direk bağlanmak zorunda değildir.<br />
	e) İlave garantilerin yokluğu halinde, kredilerdeki erken ödemeler menkul kıymetin de ortalama vadesini kısaltacak şekilde erken ödenmesini gerektirir. Garanti orjinatör ya da 3.bir taraftan verilebilir ,<br />
f) Menkul kıymetler pek çok seri ve tertip halinde ihraç edilebilir&#8221;</p>
<p>ii) Vergi ve Muhasebe Yönü :<br />
İhraççının menkul kıymete dayanak teşkil eden teminatların üzerinde yeterli bir payı olması halinde bu menkul kıymetler gelir vergisi ve muhasebe kayıtları açısından orjinatörün borcu olarak görünür. Bu ihraççının teminatın transferi esnasında bir kar ya da zarar kaydetmesini önler.&#8221;</p>
<p>iii) Nakit Aktarmalı Senetlerin Bir Türü Olarak “İpoteğe dayalı tahviller” (Mortgage Backed Bonds) :<br />
tahvil, ihraççının genel fonları ve kredi havuzunun teminatına dayanır<br />
Teminatın değeri dayalı olduğu kredi havuzunun likidite değeridir<br />
Bu yüzden pass through ya da pay through&#8217;a göre daha fazla aşırı teminatlandırma gerekir<br />
Kredi havuzunun değeri belli bir seviyenin altına düşerse ihraççının ilave teminat sağlama yükümlülüğü vardır<br />
Bu seviye menkul kıymetin bakiye anapara ve faiz borcuna bağlanır<br />
İlave teminat sağlanamaması teminatın likide edilmesi ve menkul kıymetin geri çağrılmasını gerektirir<br />
Aşırı teminatlandırmanın da gerekli seviyesinin üzerindeki teminatlar belli durumlarda ihraççıya bırakılabilir<br />
Aşırı teminatlandırma miktarı aşağıda sıralanan pek çok faktöre bağlıdır<br />
Krediler türü ve kalitesi<br />
Pazar değerini saptama sıklığı<br />
İhraççının ilave teminat sağlaması için gerekli süre<br />
Tahviller için istenen kredi derecesi<br />
Kredi erken ödemelerinin idaresi<br />
i)Erken ödemeler yatırımcılara aktarılarak menkul kıymetler erken itfa edilir.<br />
ii)İhraçcı erken ödenen krediye eşdeğerde yeni bir teminat getirmeyi kabul eder.<br />
A) Yeni bir teminat getirilmesinin sağlanamaması durumunda kredinin erken ödenmesinden sağlanan tutar yatırımcının lehine bekletilir.<br />
B) Erken ödemeler ihraççıya kabul edilebilir yeni teminatlar bulması halinde aktarılır.”<br />
İpoteğe dayalı tahviller, kurumlara kredileri portföylerinden çıkarmaksızın borçlanma olanağı sağlar. Yani kuruluşlar portföylerindeki kredileri teminat göstererek belli bir faiz ve vadeyle tahvil ihraç ederler. Bu tahvilleri ödemek için ilgili kredilerin nakit akımları kullanılır. Ancak çıkarılan tahvilin geri ödeme planının teminat gösterilen kredi havuzunun nakit akışını aynen yansıtması gerekmez. Varlıkların değeri satılacak olsalar oluşturacakları piyasa değerine göre ölçülebileceği gibi, nakit akışı yaratabilme niteliklerine göre de ölçülebilir. Bu tür menkulkıymetleştirmede çıkarılan tahvilin yazılı değerinden çok daha fazla varlığı teminat göstermek kredi değerliliğini arttırmanın en pratik yoludur.<br />
Bu yöntem ile tahvil ihraç eden kuruluşun borç yükümlülüğü devam etmekte, varlıklar ve tahviller mali kayıtlarda yer almaktadır. Bu nedenle kredilerin teminat gösterilmesi yoluyla tahvil ihracı, bu aktiflerin satılması yoluyla tahvil ihracının sağladığı sermaye yeterliliği avantajını sağlamamaktadır. Bu yüzden de genellikle düşük maliyetli kaynak yaratmak için kullanılır.<br />
	Bu tür tahvil ihracında rating kuruluşları öncelikle kredi havuzunun kaliteli olmasını talep ediyorlar. Böylece borçlu ödemelerini yapmadığı takdirde satılacak olan ipoteklerin aktif bir ikincil piyasaya sahip olması garantiye alınıyor. Teminatlar üç ayda bir değerlemeye tabi tutuluyor. Eğer faiz oranlarındaki hareketler, tahsil edilemeyen alacaklar ve erken ödemeler nedeniyle teminatın değeri gerekli değerin altına düşerse, daha fazla teminat eklenmesi isteniyor.<br />
	İpoteğe dayalı tahviller, üç nedenden ötürü değerlerinden daha fazla teminat altına alınmaktadır. Bunlardan ilki nakit akımının alacak portföyü ya da tahvil sahiplerine değil de tahvil ihraç eden kuruluşa olması ve zamanla kredi havuzunun değerinin tahvil anapara değerinden daha düşük hale gelebilmesidir. İkincisi ise, teminat fazlasının, ödenmeyen alacaklara karşı tahvil sahiplerine ek bir koruma sağlamasıdır. Üçüncü bir neden de fazla teminatın, değerleme tarihleri arasında teminatın değerinde ortaya çıkabilecek düşüşlere karşı tahvil sahiplerini korumasıdır.</p>
<p>4.4.1.3 İPOTEKLE DESTEKLENMİŞ TAHVİLLER<br />
	(COLLATERALİZED MORTGAGE OBLİGATİONS &#8211; CMO ) :<br />
	&#8220;Bu tahviller ipoteğe dayalı tahvillerde olduğu gibi ipotek karşılığı verilen krediler ile teminat altına alınmış ve ihraççı şirketin mali tablolarında borçlar arasında gösterilmiştir İpoteğe dayalı tahvillerden farkı ise kredilerden sağlanan nakit akımlarının tahvilin anapara ve faiz ödemelerine tahsis edilmiş olmasıdır. Yatırımcı tercihlerine uyacak nakit akışları vaad etmek amacıyla bu tahviller, farklı vade ve getiri oranlarına sahip, üç veya daha fazla seri halinde ihraç edilmektedir. Belli bir CMO ihracında en kısa vadeli seriye A-serisi, bir sonraki en kısa vadeye B-serisi adı veriliyor. En uzun vadeli tahviller ise Z-serisi olarak adlandırılıyor. Kredi havuzundan gelen nakit akışından, faiz ödemelerine karşı gelen kısmı tüm seri tahvil sahiplerine 3 ya da 6 ayda bir aktarılıyor. Nakit akışından anapara geri ödemelerine karşı gelen kısım ise yalnız A-seri tahvil sahiplerine aktarılıyor. A-seri tahviller tamamen ödendikten sonra B-seri tahvil sahiplerine aktarılmaya başlanıyor. Bu ödeme yapısı aynı şekilde tüm serilerin ödemeleri bitene kadar devam ediyor. Z-seri tahvillere ise önceki tüm serilerin faiz ve anapara ödemeleri bitene kadar hiçbir ödeme  yapılmıyor ve birikmiş faiz anaparaya ekleniyor. Önceki serilere ait ödemeler bittikten sonra tüm faiz ve anapara ödemeleri Z-seri tahvillere aktarılıyor.&#8221;<br />
Tahvil sahiplerine yapılan ödemelerin elde tutulan tahvilin serisine bağlı olarak değişmesi nedeniyle CMO&#8217;lar gelir aktarıcı senetlerin vadedeki belirsizlik problemini önemli ölçüde çözmüştür. Yani kredilerin erken geri ödenmeleri riski ortadan kalkmıştır Aktif bir ikincil piyasa oluştuğu için de bu tahvil türü portföyün likiditesini arttırmaktadır.</p>
<p>Yapısal Özellikler :<br />
“a) Değişik faiz oranları, değişik vade ve ödeme planına sahip, pay through menkul kıymet ihracıdır .<br />
b) Herbir tranş dayandığı kredi grubunun anapara ve faiz tahsilatlarından ödenir. Kısa dönemli tranşlar ödemede öncelik alırlar<br />
İlk tranşlar (vade tarihlerine göre) periyodik olarak anapara ve faiz ödemelerini alırken, kredilerin erken geri ödemelerinden sağlanan fonlar da birinci tranşın anapara geri ödemesindeki eksikleri tamamlamak için kullanılır.<br />
Herbir tranş geri ödendikten sonra, kalan tranşların periyodik faizlerini ödeme amacı dışındaki tahsilatlar, kalan tranşlar içindeki en yüksek tranşın geri ödemesinde kullanılır<br />
Son tranşa itfaya kadar ödeme yapılmaz (daha önceki tranşlar tamamen ödenmiş olup faiz birikebilmesine rağmen)</p>
<p>4.4.2 ALACAK SENETLERİNİN MENKULKIYMETLEŞTİRİLMESİNDE FİNANSMAN BONOSU YAPISI İLE ORTA VADELİ TAHVIL YAPISI KIYASLAMASI :<br />
Aşağıda menkulkıymetleştirme işleminde, ihraç edilen menkul kıymetin finansman bonosu ya da orta vadeli yapısında ihraç edilmesi arasındaki farklar üzerinde durulmakta, son zamanlarda neden orta vadeli tahvil yapısına yönelme olduğu açıklanmaktadır.</p>
<p>4.4.2.1 FİNANSMAN BONOSU YAPISI :<br />
Alacak senetlerine dayalı finansman bonosu ihracında birkaç istisna dışında hemen hemen aynı yapı kullanılır.<br />
a Finansman bonosu ihraç etmek için özel bir şirket kurulur (SPC-Special Purpose Corporation). Bu şirketin sahibi genellikle üçüncü bir taraf olur. SPC sürekli olarak alacakları satın alırken para da yeni kredilerde kullanılarak yeni alacaklar oluşturulur.<br />
b Tahsil edilemeyen alacak senetleri ile ilgili zararlar için aşağıdaki yöntemlerin bir kombinasyonu ile destek sağlanır.<br />
ı) Rezerv Fon : Alacak senetlerindeki zararları karşılamak için bir nakit fon tutulur , zararlar beklenenden fazla olursa para rezerv fondan çekilir.<br />
ıı) Iskonto : Satıcının daha önceki zarar deneyimleri yansıtacak şekilde alacak senetlerin satın alma fiyatı düşürülür. Pek çok senetin tamamının tahsil edilmesi diğerlerindeki tahsil edememe durumlarının dengeler.<br />
ııı) Üçüncü taraf taahhüdü : Genellikle bir bankadan akreditif istenir . Son zamanlarda üçüncü tarafın ödenmeyen senetleri üstlendiği garanti yapısı kullanılır . Genellikle ilk iki yöntem kullanılmadan taahhüt devreye sokulmaz.<br />
c) Alacakların tahsili ve finansman bonosunun vadesi arasındaki zaman farklılıklarında , bir bankadan likidite desteği sağlanır. Daha sonra yapılan alacak tahsilatlarıyla veya yeni finansman bonosu ihraçlarıyla bankaya geri ödeme yapılır.<br />
d) Birçok durumda ihraç , alacakların gerçek satışı gibi yapılanmaz. Bunun yerine SPC’nin alacak havuzunda bölünmez ve değişen bir payı vardır.</p>
<p>4.4.2.2 ORTA VADELİ TAHVİL YAPISI<br />
Orta vadeli tahvillerin dayalı olacağı alacakları satın almak için bir özel finans kurumu kurulur. Bu kurum sahibi genellikle satıcıdır. Orta vadeli tahvil ihracı genellikle iki yolla olur:<br />
SPC tarafından ihraç edilen garantili bir borç yoluyla .Genel kabul görmüş muhasebe kuralları (GAAP)’na göre varlıkların satışı söz konusu değildir.<br />
Alacakların SPC’dan bir ‘Trust’a transferi yoluyla (kredi kartı modelinde olduğu gibi) . Bu GAAP’a göre alacakların satışı gibi gösterilirken , vergi yönünden orta vadeli tahviller SPC’nın borçlu olarak görülür (SPC’nın konsolide vergi grubunda olduğu varsayımıyla da satıcının borcu olarak görülür ) .<br />
SPC finansman bonosu yapısında görüldüğü gibi , bu yöntemlerden birini kullanarak alacakları satın almaya devam eder . Bu periyottan sonra amortisman dönemi başlar. Orta vadeli tahviller alacakların geri ödemeleri kullanılarak amortize edilir ve yeni alacaklara yatırım yapılmaz.<br />
Kredi desteği nakit rezerv fonu , alacakların iskonto edilerek değerlenmesi , akreditif yada alacaklar üzerinden 1.derece talep hakkı olan ( Senior / Subordinate ) yapı ile sağlanabilir.<br />
Alacakların aşırı teminatlandırılması likiditeyi sağlayabilmekle beraber, finansman bonosu örneğindeki gibi bir likidite desteği yoktur ,<br />
En çok ,iflas açısından alacak senetlerinin gerçek satışı şeklinde düzenlenmesine önem verilir. Bu alacak senetlerinin satıcıdan SPC’na transferi bakımından önemlidir.<br />
Orta vadeli tahvillerin erken amortismanı , alacakların balansındaki bir azalma ile veya belirli bir satıcının riskini karşılamak için teşvik edilebilir. </p>
<p>4.4.2.3 ALACAKLARIN NİTELİKLERİ<br />
Alacakların satın alma fiyatlarında ;müşterilerin toptan alımlarında yapılan indirimleri, müşterilerin erken ödemelerini , satılan malların geri dönüşlerini ve fatura hatalarını yansıtacak şekilde uygun iskontolar yapılmalıdır .<br />
Bir alacak senedi ödenmediği zaman , Ne zamandan itibaren şüpheli alacak kabul edileceğini tespit etmek için uygun testler yapılmalıdır.<br />
Yükümlülerin (Borçluların) çeşidini , coğrafi dağılımını , v.b. tespit eden kriterler geliştirilmelidir.<br />
Borçluların kredibilitesi ve satıcının aracılık yüklenimi standartları yeniden gözden geçirilmelidir.<br />
Menkulkıymetleştirilecek alacakların belirli kategorileri üzerinde yoğunlaşmak önemlidir .</p>
<p>4.4.2.4 ORTA VADELİ TAHVİL YAPISINA YÖNELME<br />
Finansman bonosu oranları, orta vadeli tahvil oranlarından daha düşük olmakla beraber ,kredi ve likidite için bankaları kullanmanın ilave maliyetiyle maliyetler hemen hemen aynı olur.<br />
Finansman bonosu ihraç yapısında satın alınan alacaklar daha sınırlıdır.<br />
Finansman bonosu ihraçlarına likidite ve kredi desteği veren bankaların sayısı azdır , dolayısıyla bu şekilde kaynak yaratmada talep arzdan fazladır. Yakın zamanlarda American Merkez Bankası likidite ve kredi desteği ile ilgili incelemelere daha fazla önem vermeye başladı .<br />
Faizlerdeki son zamanlardaki düşüşler , üç yıldan beş yıla kadar borçlanarak faizi kitlemek için ideal zamanı oluşturdu. </p>
<p>4.5 MENKULKIYMETLEŞTİRMENİN YURTDIŞINDAKİ TARİHÇESİ, GELİŞİMİ VE UYGULAMALARI<br />
Bu bölümde menkulkıymetleştirmenin tarihçesi , bölgelere göre gelişimi , yine bölgelere göre yasal düzenlemeleri üzerinde durulmuş , son olarak da İngiltere’deki bir otomobil kredisi menkulkıymetleştirmesi uygulama örneği olarak incelenmiştir. </p>
<p>4.5.1 MENKULKIYMETLEŞTİRMENİN YURTDIŞINDAKİ TARİHÇESİ , GELİŞİMİ :<br />
“Kredi alacaklarının satışı 1880 öncesine dayanmakla birlikte , varlıkların satışında menkulkıymetleştirmenin orijini 1970’li yıllara dayanmaktadır. Bu yıllarda Amerika’da , ilk<br />
olarak Ulusal İpotek Kurumu (Government National Mortgage Assosication-GNMA ya da Ginnie Mae), Federal Konut İdaresi (Federal Housing Administration-FHA)&#8217;nin ipotekli kredileri ile teminat altına alınmış ödeme aktarmalı menkul kıymetleri geliştirmiştir. O zamandan beri ticari bankalar, tasarruf ve kredi kurumları ve diğer çeşitli mevduat, toplamayan kurumlar ticari ispotek alacaklarını, otomobil kredilerini, kredi kartı alacaklarını, bilgisayar finansal kiralamalarından doğan alacaklarını ve diğer muhtelif ticari alacaklarını menkulkıymetleştirmektedirler.<br />
Federal İpotekli Konut Kredisi Kurumu (Federal Home Loans Mortgage Corporation-FHLMC ya da Freddie Mac) 1971&#8242;de benzer bir ödeme aktarmalı menkul kıymeti, katılım sertifikasını (participation certificate, PC) geliştirdi. Federal İpotek Kurumu (Federal National Mortgage Association-FNMA ya da Fannie Mae) ise 1981 yılında ipoteğe dayalı menkul kıymetleri (Mortgage backed securities, MBS) geliştirdi ‘<br />
&#8220;Federal İpotekli Konut Kredisi Kurumu tarafından ihraç edilen katılma belgeleri, Ginnie Mae&#8217;ler gibi ipotek karşılığı verilen kredilerden oluşturulan bir portföye ortak olma hakkını temsil etmekle birlikte, bazı temel noktalarda farklılık arzetmektedir. Bu ; farklılıkları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
a) Portföy, FHLMC tarafından verilen kredilerden oluşturulmaktadır.<br />
b) Portföyü oluşturan krediler, özel bir kurumca sigorta edilmekte veya hiç edilmemektedir.<br />
c) Anaparanın tam olarak ödenmesi ve aylık faiz ödemelerinin zamanında yapılması FHLMC tarafından garanti edilmektedir.<br />
d) Portföy oldukça geniştir ve farklı faiz oranlarına sahip kredileri içine almaktadır<br />
&#8220;FHLMC&#8217;nin geleneksel ipotek kredilerini menkulkıymetleştirmedeki başarısı, özel sektörü teşvik edici bir rol oynamıştır. Haziran 1983&#8242;te FHLMC tarafından ilk ipotekle desteklenmiş tahvil (CMO) ihraç edilmiştir. Bu tahviller, ABD&#8217;de ipotek karşılığı verilen kredilerin geleneksel olarak sabit faiz oranlı olması nedeniyle başlangıçta büyük ölçüde sabit faiz oranlı olarak piyasaya sunulmuştur. İlk değişken faiz oranlı ipotekle desteklenmiş tahviller, Kasım 1986&#8242;da ihraç edilmiştir. Bu senetlerin teminatı olan kredilerin genellikle sabit faizli olması nedeniyle senetlere ödenebilecek faiz oranının bir üst limiti bulunmaktadır.<br />
İpotek karşılığı verilen krediler dışındaki varlıklarla desteklenmiş menkul kıymet ihracı ilk defa Mart 1985&#8242;te ABD&#8217;de gerçekleştirilmiştir. Bu menkul kıymetler, Sperry Lease Finance Corporation&#8217;ın bilgisayar kiralaması nedeniyle oluşan alacaklarıyla desteklenmiştir. ABD, bu tür menkul kıymetler için hala büyük bir finans piyasası olma özelliğini sürdürmektedir.</p>
<p>Tarih	Varlık Türü	İhraççı	Milyon $<br />
Mayıs,1985	Otomobil kredileri	Valley National Bank ve<br />
Marine Midland Banks	100.5<br />
60.2<br />
Aralık,1986	Bilgisayar Finansal Kiralama Alacakları	Goldome FSB	205.7<br />
Şubat,1987	Kredi Kartı Alacakları	Bank of America	400.0<br />
Eylül,1987	Konut Kredileri	Green Tree Acceptance Corp.	71.5<br />
Ekim,1987	Ekipman finansal kiralama alacakları	American Airlines	92.6<br />
TABLO 6: Ödeme Aktarmalı Olarak Yapılan İpoteksiz İhraç Türleri 	(İlk Kamu İhraçları) </p>
<p>Tarih	Varlık Türü	İhraççı	Milyon $ yapı<br />
Mart,1985	Bilgisayar finansal kiralama alacakları	Sperry	192.5   Pay throughs<br />
Temmuz,1986	Otomobil Kredileri	Chrysler	205.7   Pay throughs<br />
Ekim,1986	Otomobil Kredileri	GMAC	4.000   ABBs<br />
Ocak,1987	Kredi kartı alacakları	Republic Bank	199.5  Pay Throughs<br />
Eylül,1987	Junk Bonds	Imperial Savings	100.0   ABBs<br />
Ekim,1987	Otomobil finansal kir. Alacakları	Volkswagen	150.0   ABBs<br />
Kasım,1987	Tüketici Kredileri	Household FSB	432.1   Pay throughs<br />
TABLO 7: Varlığa Dayalı Tahvil (ABBs) ve Nakit Aktarmalı (Pay Throughs) Olarak Yapılan İpoteksiz İhraç Türleri (İlk Kamu ihraçları) </p>
<p>4.5.2 DÜNYADA MENKULKIYMETLEŞTİRME UYGULAMALARI :</p>
<p>Amerika haricindeki ülkelerde menkulkıymetleştirmenin gelişimi ve büyümesi birkaç sene önceki beklentilerden çok daha yavaş ve tahminlerin dışında oldu. Her ne kadar gelecekte hem var olan piyasaların büyümesi hem de yeni piyasaların gelişmesi çoğu durumlarda umut verici görünse de, önümüzdeki bir kaç sene içinde ilerlemesi düzensiz olacaktır.<br />
Menkulkıymetleştirmenin ana nedenleri; bilanço idaresi, fonlamanın çeşitlendirilmesi, ve daha ucuz fonlama, halen pek çok ülkedeki potansiyel ihraççılar ve daha geniş yelpazeli varlık türü için geçerlidir. Fakat, çoğu ülkede, varlığa dayalı yapının kurulması ya da daha sonraki aşamalarında önemli engeller mevcuttur. Bu engeller yatırımcı, ihraççı ve hukuki olmak üzere üç temel düzeyde meydana gelir.<br />
Yatırımcı düzeyindeki engeller açıktır. Menkulkıymetleştirme işlemlerinde güvenilir yatırımcı teme1i var olmalı veya yaratılmalıdır. Çoğu kez yapıları kompleks olan işlemlerin riskleri ve getirileri ile ilgili yatırımcıları eğitmek oldukça güçtür. Yatırımcı belirsizliği için ödenen primin, toplam maliyetlerin işlemleri efektif kılabileceği kadar düşük olması gerekmektedir. İlaveten, piyasanın gelişmeye devam etmesi için hem üst hem de ikincil yatırımcı grubunun büyümesi mecburidir.<br />
Hukuki engeller, ülkenin hem varlıklar hem de ihraççı seviyesindeki menkul kıymet yönetmelikleri, vergi kanunları, ve genel kanuni çerçevesi ile ilgilidir. Bazı ülkelerde, menkulkıymetleştirmenin önemli gereklerinin (özel amaçlı ihraç kurumu, trust veya fon gibi) yerine getirilebilmesi için menkulkıymetleştirme yönetmelikleri yaratılmalı veya değiştirilmelidir. İhraç edilecek menkul kıymetlerin fiyatlandırması yapılmadan önce, güvenilir risk değerlendirmeleri yapılmalıdır. Yasa düzenleyiciler, menkulkıymetleştirme işlemleri için kılavuzlar yayınlamalıdırlar.<br />
Benzer bir şekilde, ilgili vergi kanunları, eğer özellikle belirsizse, yetkide önemli engellere yol açmıştır. Yatırımcı ve/veya ihraççı seviyesindeki vergi yükümlülüğünün belirsizliği çeşitli menkulkıymetleştirmeleri geciktirmiş veya iptal ettirmiştir.<br />
Son olarak, ülkenin genel kanuni çerçevesi, özellikle iflas yasası, menkulkıymetleştirmeye engel teşkil edebilir. Örneğin, Fransa ve İspanya&#8217;da menkulkıymetleştirmeye izin vermek için belirli kanunlar gerekmiştir. İhraçcının iflası halinde, ilgili mahkeme içtihatlarına dayanan hukuk eksikliği belirsizliğe yol<br />
açabilmektedir. Bazı ülkelerde aktiflerinin transferinin kanunen yasak olması da bu belirsizliğe örnek gösterilebilir.<br />
İhraççı düzeyindeki tipik engeller; yetersiz miktarda aynı cinsten olan aktifler: ihraççının müşterilerini borçlarının (yani aktiflerin) satıldığı hakkında bilgilendirmeye çekinmesi; ve ihraçtan sonra menkulkıymetleştirilmiş aktiflerin geri ödemeleri ile ilgili data toplayıp, izlemeyi yapacak bilgi sistemlerinin bulanmaması olarak sıralanabilir. Sistem modifikasyonları için gerekecek kaynaklar, istisnasız değerinin altında düşünülmüştür ve &#8220;sistemleri üzerinde çalışan&#8221; ihraççılar listesi sürekli büyümektedir. Genel olarak menkulkıymetleştirme projeleri için gereken kaynak, çoğu durumlarda beklentilerin üzerinde olmuştur, özellikle ilk menkulkıymetleştirme işlemi ise.</p>
<p>4.5.3 BÖLGELERE GÖRE MENKULKIYMETLEŞTİRMENİN GELİŞİMİ :<br />
Şu anki gelişme safhaları ve geleceğe dönük beklentiler ülkelere göre önemli<br />
değişiklikler göstermekle birlikte, belirli benzerlikler de mevcuttur. Bölgelere göre menkulkıymetleştirmenin özeti aşağıdaki gibidir.<br />
Avrupa :<br />
Almanya ve Danimarka&#8217;da ipoteğe dayalı tahvil türü menkulkıymetleştirmenin senelerdir var olduğu ileri sürülebilse de, ihraççıya rücu hakkı olmayan, ve yatırımcının geri isteme için sadece aktif havuzuna dayandığı modern anlamda menkulkıymetleştirme 1987&#8242;nin başlarında ipotek teminatlı menkul kıymet ihracı ile İngiltere&#8217;de başladı.<br />
	İpoteğe dayalı piyasa 1991&#8242;in ortalarına kadar İngiltere&#8217;de büyümeye devam etti, bu dönemde bir kaç faktör bir noktada birleşince piyasadaki ihraçlar önemli ölçüde düştü. Makroekonomik düzeyde, resesyon yeni ipotek kaynaklarını azalttı, kredilerin geri ödemelerini etkiledi, emlak değerlerini düşürdü ve yatırımcı tereddütlerini de arttırarak varlıkların menkulkıymetleştirilmesini azalttı. İlaveten, İngiltere Merkez Bankası 1993&#8242;un başından itibaren ipotek teminatlı ihraçlar için risk ağırlılığını %50&#8242;den %100&#8242;e çıkaracağını belirtti (%50 ağırlığı yakın bir zamanda beyan etmesine rağmen). Fakat büyümeyi engelleyen en önemli faktör İngiliz takas bankalarının (Barclays Bank Plc&#8217;nin bir tek ihracı hariç) ve ipotek kuruluşlarının piyasada bulunmamalarıdır. Bir kaç ipotek kuruluşu ve bir de takas bankasının menkulkıymetleştirmeyi ciddi olarak düşünmelerine rağmen daha henüz yeterince ekonomik teşvikler bulunmamaktadır.<br />
İpoteğe dayanmayan menkulkıymetleştirmede, 4 İngiliz otomobil kredisine dayalı menkul kıymet ihracı, yakın zamanda tır finansal kiralamalarıyla teminatlandırılmış ihraçlar, kiralama-satın alma kontratları ve bayi alacakları ile birlikte, ticari alacaklarla teminatlandırılmış finansman bonosu ihracı kanalı ile gerçekleştirilmiştir. Bu ihraçlara rağmen, bu sektörün gelişmesi beklenenden daha uzun sürdü, bu da vergi kanunlarının karışık olmasından, Muhasebe Standartları Kurulu tarafından gerekli görülen finansal raporlamalardan ve ihraççıların sistemlerini geliştirmesinin uzun sürmesinden kaynaklanmaktadır.<br />
Fransa&#8217;da Aralık 1988&#8242;de yürürlüğe giren kanun ve beraberindeki metin, tek tip kredilerin yeniden paketlenmesini mümkün kılmakla beraber, büyük boyutlu aktif havuz ihraçlarını teşvik etmede yeterince başarılı olmadı. Bunun en büyük nedeni metindeki; (1) aktiflerin transfer işlemleri (2) özel-amaçlı kurumların borç almasındaki imkansızlıklar gibi kısıtlamalardan kaynaklanmaktadır. İlki menkulkıymetleştirmeyi kredibilitesi yüksek finansal kuruluşlara sınırlamaktadır. Ayrıca, finans kuruluşu olmayanlar kanunun dışında kalmaya devam etmektedirler. Kanunda yapılacak değişiklikler kısa sürede aktiflerin değiştokuşuna izin vermeli ve yasal onay yöntemini hızlandırmalıdır.<br />
Bunlara rağmen, Fransız menkulkıymetleştirmesine iyimserlikle bakmak için sebepler vardır bankaların sermaye sınırlandırmaları ve fonlama masraflarında yükselmeler, Fransız varlığa dayalı menkul kıymetlerini diğer fonlama kaynaklarına rakip kılmaktadır.<br />
İsveç&#8217;te ipoteğe dayalı menkul kıymetler ilk olarak 1990&#8242;ın sonlarına doğru ihraç edilmiştir ve 1993 itibariyle itfa olmamış yedi ihraç söz konusudur. Fakat bazı potansiyel ihraçcılar, yasal düzenlemelerden karışık sinyaller aldıkları ve yeterince ekonomik teşvik olmadığı için beklemeyi tercih etmektedirler.<br />
İsveç&#8217;teki menkulkıymetleştirmelerden biri otomobil kredisine dayalı olarak yapılmıştır, fakat genelde menkulkıymetleştirmeyi ekonomik kılacak kadar yeterli miktarda aktif mevcut değildir. Kredi kart alacaklarının transferi ile ilgili kanuni bildiri de belirsizdir. Fakat, orta vadede İsveç küçük ama ümit verici bir piyasadır.<br />
İspanya&#8217;da ipoteğe dayalı menkulkıymetleştirmenin orijinal kanunları Ağustos 1992&#8242;de revize edildiğinden daha geniş kapsamlı ihraç yapılarına izin vereceği beklenmektedir. İpoteğe dayalı menkul kıymet piyasasının ilk gelişimi, bu yapı için gerekli idari firmaların kuruluşlarının onaylanması prosesi beklenildiğinden daha uzun sürdüğü için gecikmiştir. Diğer varlığa dayalı menkul kıymetlerin yapılanması daha ileriki bir zamanda gerçekleşebilir. Fakat şu ana kadar kanuni bakış açısı konut kredileri i1e ilgili ipotek masraflarının düşürülmesi yönünde oldu, ve ipoteğe bağlı olmayan menkulkıymetleştirmelere karşı finansal teşviklerde bulunulmadı.<br />
Avrupa&#8217;nın diğer kısımlarında düzenleyiciler ve potansiyel ihraçcılar menkulkıymetleştirmenin mümkün olup olmayacağına bakmaktadırlar. Finlandiya, Belçika ve Hollanda bir iki sene içinde varlığa dayalı menkulkıymetleştirmenin bir türünü görebilecektir. Almanya&#8217;da ipoteğe dayalı tahvil piyasasını gerçek bir menkulkıymetleştirme yapısı ile değiştirme veya ekleme gereği görülmemektedir. Şu anda diğer aktiflerin de menkulkıymetleştirilmesinde ekonomik açıdan çok az teşvik vardır, fakat bu bir kaç sene içinde değişebilecektir. İtalya&#8217;da otomobil kredisi alacakları veya ekipman finansal kiralama alacaklarına dayalı bir kaç ihraç yapılmış, fakat bunlar İtalya&#8217;nın vergi ve kanuni transfer zorluklarından dolayı offshore satılmıştır.<br />
ii) Asya Pasifik :<br />
Avustralya’da ipoteğe dayalı menkul kıymetler piyasası bir kaç senedir var olmakla beraber, ipotekli aktifler genelde konut ve küçük ticari emlaklardaki yatırımları finanse etmek için verilen beş yıllık krediler olmak üzere tek tiptir. Hükümet sponsorlu iki program, FANMAC Ltd. ve National Mortgage Market Corporation ipoteğe dayalı piyasanın geliştirilmesinde öncülük yapmıştır; fakat daha çok küçük miktardaki borçları menkulkıymetleştirilmiştir. 25 senelik ipotekli konut kredilerini veren büyük bankalar, ekonomik teşvik olmadığı için bu alacakları menkulkıymetleştirmemektedir. Bunun yanısıra, yatırımcılar tarafından tercih edilen yüksek getirili, sabit-faizli hükümet menkul kıymetlerine karşı, erken ödeme riski taşıyan kredi alacaklarına dayalı menkul kıymetlere çok az ilgi vardır. Kısa vadeli kamu ve ticari alacakların menkul kıymetleştirilmelerinde yakın zamanlarda gelişmeler olmuştur, fakat düşük aktif hacmi ve ekonomik teşvikler yüzünden potansiyel belirsizdir. Yeni Zelanda&#8217;da hükümet ihraçlarının dominant olması, yatırımcıların yeni tip menkul kıymetlere karşı taleplerini etkilemektedir. Fakat, ilk yerli ipoteğe dayalı ihraç geçen yıllarda yapılmış ve piyasa tarafından iyi karşılanmıştır. Bu nedenle başka ihraçlar takip edebilecektir.<br />
Japonya&#8217;da, Amerika&#8217;da ihracı yapılan ticari alacaklara dayalı finansman bonosu programı yakın bir zamanda başlatıldı. Japon bankaları ve şirketlerinin Amerika&#8217;daki yan şirketlerinin aktiflerine dayalı birkaç ihraç programı vardır. Fakat hala Japonya piyasasındaki gelişmeleri engelleyen bir kaç faktör vardır. Bunların arasındaki en önemlileri kanunlarda gerekli değişikliklerin yapılması ve piyasada rekabet potansiyeli olan farklı unsurları temsil eden değişik yönetmelik kuruluşlarının daha iyi koordine edilmesidir. Bir kısım potansiyel ihraççı halen, özellikle bilgisayar sistemlerindeki modifikasyonları ve hangi aktiflerin daha ekonomik şekilde menkul kıymetleştirileceği konusunda maliyetleri incelemektedir.<br />
Düzensiz ilerlemeye rağmen Japon menkulkıymetleştirmelerinde önümüzdeki bir kaç sene içinde gerçekleştirilmesi gereken kuvvetli bir potansiyel vardır.<br />
Hong Kong, Kore, Malezya ve Tayland gibi bölgedeki diğer ülkelerde orta vadede potansiyel vardır. Fakat Hong Kong hariç, hemen hemen adı geçen tüm ülkelerin sermaye piyasaları bu alanda henüz çok yenidir ve menkulkıymetleştirmenin temelini yerleştirmek için çok önemli kanuni düzenlemeler gerekmektedir.<br />
	iii) Kanada :<br />
	Kanada&#8217;dan ipoteğe dayalı varlıklar piyasası 1980&#8242;li yılların ortalarından bu yana, çoğunlukla hükümet tarafından garantilenmiş konut ipoteklerine dayalı olarak vardır. Hükümet garantisi dışındaki ipoteklerin miktarının düşük olması bu sektördeki gelişmeleri engellemiştir. Ticari alacaklara dayalı finansman bonosu programları, perakende ve toptan otomobil kredisi alacaklarına dayalı işlem1er, kredi kart alacakları ve ekipman finansal kiralamalarının menkul kıymetleştirilmesi gibi değişik türde varlığa dayalı menkul kıymet ihracı gerçekleştirilmiştir. Fakat, Kanadalı kanun düzenleyicileri, menkulkıymetleştirmede kuruluşların oynayabileceği çeşitli roller, sermaye yeterliliği ve ihraççıya rücu konularında muhafazakar bir tutum izlemektedirler. Bu da piyasanın gelişmesini yavaşlatmaktadır.<br />
iv) Latin Amerika :<br />
Latin Amerika, menkulkıymetleştirmeden yararlanabilecek uygun bir bölgedir ve Meksika benzeri aktiflerle birkaç borçlanma yapılmıştır. Kullanılan aktifler genelde Meksika&#8217;da yapılan ticari kredi kart harcamalarından oluşmaktadır, fakat gerçek ödeme yükümlülüğü ve bundan dolayı menkulkıymetleştirilmiş aktifler Amerika veya diğer kredibilitesi yüksek ülkelerde ikamet eden tüketicilerden kaynaklanmaktadır.<br />
Ticari sektörde bir çok Latin Amerikan şirketi, banka kredisine alternatif olarak daha düşük masraflı fonlama arayışı içindedirler ve sermaye piyasasından fonlama yollarını araştırmaktadırlar. Bunun sonucunda ihracat 