<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ERPakademi &#187; türkiye</title>
	<atom:link href="http://www.erpakademi.com/tag/turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erpakademi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Jun 2010 15:27:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türkiye Doğal Taş Sektörü</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-dogal-tas-sektoru/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-dogal-tas-sektoru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 15:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[793]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[Taş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-dogal-tas-sektoru/</guid>
		<description><![CDATA[İlk çağlardan beri insanlar yapı, konut ve yaşadıkları diğer yerleri doğal taşlardan yapmaya özen gösterdiler. Zamanla, yaşam seviyeleri yükselen toplumların, güzel görünüşlü ve dayanıklı olması nedeniyle doğal taşları tercih etmeleri, bu ürünü zenginliğin ve refahın sembolü haline getirdi. Gelişen endüstri ve teknolojiye paralel olarak, doğal taşların kullanımının artması da bunu gösteriyor. 
Doğal taş bakımından, jeolojik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="family:verdana;size:11px;">İlk çağlardan beri insanlar yapı, konut ve yaşadıkları diğer yerleri doğal taşlardan yapmaya özen gösterdiler. Zamanla, yaşam seviyeleri yükselen toplumların, güzel görünüşlü ve dayanıklı olması nedeniyle doğal taşları tercih etmeleri, bu ürünü zenginliğin ve refahın sembolü haline getirdi. Gelişen endüstri ve teknolojiye paralel olarak, doğal taşların kullanımının artması da bunu gösteriyor. </p>
<p>Doğal taş bakımından, jeolojik yapısı itibarıyla zengin bir potansiyele sahip olan Türkiye, 5,1 milyar metreküp (13,9 milyar ton) doğaltaş rezervi ile dünyadaki 15 milyar metreküplük rezervin yüzde 33&#8217;üne sahip. Türkiye&#8217;de çeşitli renk ve desenlerde kristalin kalker (mermer), kalker, traverten oluşumlu kalker (oniks), konglomera, breş ve magmatik kökenli kayaçlar (granit, siyenit, diyabaz, diyorit, serpantin vb.) bulunuyor. Marmara ve Ege Bölgeleri başta olmak üzere, Trakya&#8217;dan Doğu Anadolu&#8217;ya kadar, hemen tüm coğrafi bölgelerde, dünya pazarlarında beğeni kazanabilecek nitelikte doğal taş rezervlerine rastlanıyor. Bu rezervlerin büyük bir bölümü Afyon, Balıkesir, Muğla, Eskişehir, Denizli, Tokat, Çanakkale, Konya, Bilecik, Kırşehir ve Elazığ illerinde bulunuyor.</p>
<p></span><span style="family:verdana;size:11px;">Türkiye&#8217;nin uluslararası piyasalarda en tanınmış mermer çeşitleri ise şöyle sıralanıyor: Süpren, Elazığ vişne, Akşehir siyah, Manyas beyaz, Bilecik bej, Kaplan postu, Denizli traverten, Ege bordo, Milas leylak, Gemlik diyabaz ve Afyon şeker. Dünya blok doğal taş üretimi kıtalara göre değerlendirildiğinde Asya yüzde 44&#8217;le birinci sırada, Avrupa yüzde 42 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu üretimde Türkiye&#8217;nin payı yüzde 9. Türkiye, dünya doğal taş üretimi ve ticaretinde ilk 5 ülke arasında yer alıyor. </p>
<p>Türkiye, güçlü doğaltaş rezervi, 150&#8217;nin üzerinde renk ve desende doğaltaş çeşidi ve farklı dokuları ve kalitesiyle dünyanın önde gelen doğaltaş üretici ve ihracatçı ülkeleri arasına girmeyi başardı. Tahminlere göre, yaklaşık 82 milyon ton olan dünya doğal taş üretimi, 2010&#8217;da 116 milyon tona, 2025&#8217;de ise 320 milyon tona çıkacak. Üretilecek doğal taşların yarısının ihraç edileceği de yine tahminler arasında&#8230; Doğal taş tüketimindeki artış hızı aynen devam ederse, dünya doğal taş tüketiminin, 2010 yılında 1,2 milyar metrekareye, 2025 yılında ise 3,4 milyar metrekareye çıkacağı düşünülüyor.</p>
<p></span><span style="family:verdana;size:11px;">Öte yandan, genelinde doğal taşların yapı ve dekorasyon malzemesi olarak kullanılmaya başlanması, mimar ve tasarımcılar tarafından daha fazla tercih edilmesi, doğal taş üretiminin ve tüketiminin artmasına neden oldu. Ekolojik ve estetik görünümlü malzemelere olan ilginin artması, ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ve zengin ülkelerde insanların evlerinde, işyerlerinde daha sağlıklı ve hijyenik olan doğal malzeme kullanmayı tercih etmeleri ve doğaltaş piyasa fiyatlarındaki gelişmeler nedeniyle, doğal taşlara olan talep her geçen yıl artıyor. Bu nedenle &#8220;doğaltaş endüstrisi&#8221; dünyanın en hızlı gelişen sektörlerinin başında geliyor. </p>
<p>Kaynak: Bu yazı Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için derlenmiştir. <o :p></o></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-dogal-tas-sektoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye İnternet ile Nasıl Tanıştı?</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-internet-ile-nasil-tanisti/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-internet-ile-nasil-tanisti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 15:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[793]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıştı?]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-internet-ile-nasil-tanisti/</guid>
		<description><![CDATA[                    
Internet teknolojisi Türkiye&#8217;ye ilk olarak, 1987 yılında Ege Üniversitesi&#8217;nin öncülüğünde kurulan, &#8220;Türkiye Üniversite ve Araştırma Kurumları Ağı&#8221; ile başladı. İnternetle ilk tanışma ise, 12 Nisan 1993&#8217;de Ortadoğu Teknik Üniversitesi&#8217;nde, (ODTÜ) Ankara-Washington arasında kiralık hat kurularak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>                    <span style="family:verdana;size:11px;"></p>
<p style="family:verdana;size:11px;"><span style="family:verdana;size:11px;">Internet teknolojisi Türkiye&#8217;ye ilk olarak, 1987 yılında Ege Üniversitesi&#8217;nin öncülüğünde kurulan, &#8220;Türkiye Üniversite ve Araştırma Kurumları Ağı&#8221; ile başladı. İnternetle ilk tanışma ise, 12 Nisan 1993&#8217;de Ortadoğu Teknik Üniversitesi&#8217;nde, (ODTÜ) Ankara-Washington arasında kiralık hat kurularak yurtdışıyla sağlanan bağlantı ile gerçekleşti. Bu nedenle 12 Nisan tarihi, Türkiye&#8217;de internetin &#8217;&#8217;doğum günü&#8217;&#8217; olarak kabul edildi.</p>
<p></span><span style="family:verdana;size:11px;">Aynı yıl ODTÜ ve Bilkent üniversiteleri ilk Türk web sitelerini yayına açtı. 64kbit/sn hızında olan bu 2 hat, çok uzun bir süre tüm ülkenin tek çıkışı oldu. Ege Üniversitesi&#8217;ndeki bağlantı ise 1994 başlarında, 64kbit/sn. hızı ile devreye girdi.</p>
<p></span><span style="family:verdana;size:11px;">1994&#8217;de ise kurumlara ve şirketlere internet hesapları verilmeye başlandı. Bu arada ilk internet servis sağlayıcı &#8217;&#8217;tr.net&#8217;&#8217; de hizmete girdi. Ardından sırayla, Bilkent Üniversitesi (Eylül 1995), Boğaziçi Üniversitesi (Kasım 1995) ve İstanbul Teknik Üniversitesi (Şubat 1996) bağlantıları sağlandı.</p>
<p></span><span style="family:verdana;size:11px;">Kaynak: Bu yazı, Kolay İletişim tarafından, KobiFinans için hazırlanmıştır.</span></p>
<p style="family:verdana;size:11px;">&nbsp;</p>
<p style="family:verdana;size:11px;">
<p></span><b style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="family:verdana;size:11px;"><o :p></o></span></b>&nbsp;</p>
<p style="family:verdana;size:11px;"></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2010/06/01/turkiye-internet-ile-nasil-tanisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE’DE TEKSTİL VE HAZIR GİYİMDE FASON ÜRETİM</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/10/07/turkiye%e2%80%99de-tekstil-ve-hazir-giyimde-fason-uretim/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/10/07/turkiye%e2%80%99de-tekstil-ve-hazir-giyimde-fason-uretim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 12:27:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜRETİM VE LOJİSTİK]]></category>
		<category><![CDATA[fason]]></category>
		<category><![CDATA[giyim]]></category>
		<category><![CDATA[hazir]]></category>
		<category><![CDATA[tekstil]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de fason üretimin boyutları üzerinde konuşmak için veri bulunması gerekir. Ancak bu konu üzerinde araştırma yapılmadığından fason üretimin, fason mal  üreten ve ürettiren firma açısından boyutları kesin olarak bilinmemektedir. Yine de fikir verecek bazı saptamalarda bulunacak olursak;  tekstil  ve  hazır giyim sektöründe bugün fason üretim yaptırmayan firmanın olmadığı söylenebilir. Halen  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de fason üretimin boyutları üzerinde konuşmak için veri bulunması gerekir. Ancak bu konu üzerinde araştırma yapılmadığından fason üretimin, fason mal  üreten ve ürettiren firma açısından boyutları kesin olarak bilinmemektedir. Yine de fikir verecek bazı saptamalarda bulunacak olursak;  tekstil  ve  hazır giyim sektöründe bugün fason üretim yaptırmayan firmanın olmadığı söylenebilir. Halen  fason üretim  yaptırıyor olmasa da, bütün tekstil ve hazır giyim firmaları, zaman zaman  fason üretim yoluna başvurmaktadır.<br />
Konfeksiyon şirketlerinin ihracat başarısında, dünya markalarına üretim yapmasının rolü büyüktü. Onlar dünyaya ürettiler, yurt içinde ise kendileri başka şirketlerle çalıştılar. Ortaya çıkan bu “fason zinciri”, büyümenin motoru oldu. Ardından beyaz eşya, elektronik, otomotiv ve diğerleri geldi. Tanımı ve işleyişi farklı olsa bile, sistem aynıydı. DİE’nin araştırmaları da ekonominin lokomotifi olan bu uygulamanın, son yıllarda arttığını ortaya koyuyor. Dünyadaki trendler de gelişmeyi destekliyor.<br />
DİE’nin bu konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede veriler iki kategoriye dayanıyor: Birinci kategoride “Bir anlaşma gereğince yaptırılan imalat ”var. İkinci kategori ise ”Başka şirketin malzemesiyle onlar için yapılan imalat” yer alıyor. 1996 yılında yaptığı bu değerlendirme, Türkiye’de fason üretimin boyutunu yaklaşık 3 milyon dolar olarak ortaya koyuyor.<br />
 Fason üretim yapan atölyeler açısından bakıldığında ise, salt fason üretim yapmak için kurulmuş atölye miktarını saptamak yukarıda değinildiği gibi mümkün değildir. Ancak tekstil ve hazır giyim ihracatının patlama yaptığı 1990’ların başında, küçük atölye sayısının da %20’lere varan bir artış gösterdiği göz önüne alınırsa, fason üretime bağlı olarak küçük işyerlerinin arttığı söylenebilir.<br />
Yapılan anketlerde, küçük işletmelerin ortalama %40’nın, aynı zamanda fason üretim de yaptığı ortaya çıkmaktadır. Bu oran tekstil ve hazır giyim sektöründe %50 ile en yüksek noktaya ulaşmaktadır. Bu gerçekten şu sonuca ulaşabiliriz: tekstil ve hazır giyimde faaliyet gösteren her küçük işletme kazancının yarısını  fason üretimden  sağlamaktadır.<br />
Ekonomik bunalım ve sermaye yetersizliği nedeniyle son zamanlara kadar makine parklarını yenileyemediği gibi, yeni teknolojiye de yatırım yapmayan tekstil ve hazır giyim sektörlerinin, bugüne kadar maliyet düşürücü unsur olarak ucuz işgücünü kullandığı ortadadır. Fason üretim modelinde kadın,çocuk, yabancı işgücü kullanılarak bu maliyeti düşürülmeye çalışılır. Ancak bu konuda da sınıra yaklaşılmış bulunmaktadır. Artık fason üretimin de sektöre daha ucuz işgücü sağlaması mümkün görünmediğinden, bu noktada sektörün teknolojiye yatırımını arttırması gerekmektedir.<br />
Türkiye’de dışarıya yapılan üretim giderek yaygınlaşıyor. Birçok firma büyümek için bu sistemi kullanıyor.<br />
Tekstilde hazır giyimde ise sektörde faaliyet gösteren ihracatçı firmaların %70-80’i bu sistemi kullanıyor.</p>
<p>2.1  Fason Üretimin Boyutları<br />
Fason üretimin boyutları konusunda, daha önce değinildiği gibi ne Türkiye’de ne de dünyada kesin rakamlar bulunmamaktadır. Ancak, yaklaşık olarak konuşmak mümkündür. Ayrıca makine sektöründe düne kadar yan sanayi olarak adlandıran küçük işletmelerin, artık esnek üretim felsefesi çerçevesinde fason üretime geçtiği görülmektedir. Fason üretimin, daha çok gelişmekte olan ülkelerde arttığı gözlenmektedir<br />
Örneğin ABD, Almanya,Fransa, Japonya gibi ülkelerde esnek üretim büyük işlet-melerin bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Böylesi gelişmiş ülkelerde üretim kitlesel boyutlarda yapılmakta ve pazar sorunu yaşanmamaktadır. Ayrıca, seri üretim hayli gelişmiştir. Fason üretim ise görece düşük olmakla birlikte, önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu ülkelerde küçük işletmeye dönüş yönünde bir eğilim, görülmekte kitlesel üretimi sağlayacak yalın üretime doğru bir dönüşüm söz konusu olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise, işgücü ucuz ve fazla olduğundan fason üretimin daha uzun bir süre  maliyet düşürücü unsur olmaya devam edeceği söylenebilir. Doğaldır ki, fason üretim  atölyeleri, maliyet etkisinin yanında esnek üretimin de önemli bir ayağını oluşturmaktadır.<br />
Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletlerin ekonomik birimleri, özellikle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde son 10 yıldır küçük işletmelere ve buna bağlı olarak fason üretime dayalı bir kalkınmayı teşvik etmekte, bunun için büyük bütçeler ayırmaktadır .Yine genel olarak ABD ve Avrupa’da, dışardan satın alınan veya fason olarak ürettiren parça oranı %50’ye ulaşmamakla birlikte Japonya’da bu oranın %75’lerde olduğu tahmin  edilmektedir.<br />
Bugün dünyada görülen globalizm, tek tip seri mamul üretiminden kaçış ve butik tipi imalata yöneliş gibi eğilimler gelecekte,  fason üretimin daha da artacağını göstermektedir. Ancak gelecekte kitlesel üretim de göz önüne alındığında,  özellikle  hazır giyimde fason üretim yapan görece daha büyük ölçekli üretim yapacağı söylenebilir .</p>
<p>2.2	 Türkiye’de Fason Üretim<br />
Türkiye’de “fason” üretimine öncülüğü tekstil ve konfeksiyon sektörü yaptı. Bunun ilk temelleri de 1980’lerde başlanan, dışa açılma süreciyle atıldı. İşte o dönemde arayış içinde olan Türk şirketleri, aralarında dünyanın dev markalarını da üreten şirketlerle “fason” üretim anlaşmasına gittiler. Zaten sektörün ivme kazanması da bu anlaşmalardan sonra gerçekleşti. Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün ihracatı da bu yıllarda hızla büyüme sürecine girdi.<br />
Türkiye’de küçük konfeksiyon atölyelerinin, ihraç edilen konfeksiyon ürünlerinin yaklaşık %78’ini ürettiği, küçük konfeksiyon atölyelerinin sayısının  7 bine ulaştığı, tekstil ve hazır giyim fason üretiminde çalışan işçi sayısının ise 230 bin olduğu tahmin  edilmektedir. Ayrıca tekstil ve hazır giyim sektöründe, toplam üretimin yarı yarıya bölümünü sipariş ve fason üretimin oluşturduğu tahmin edilmektedir. Diğer yarısı ise sürekli üretimdir.<br />
Özellikle hazır giyim sektöründe, fason üretim düzeyinde Türkiye’de de “esnek uzmanlaşma” bulunduğu ve üreticilerin özellikle kriz dönemlerinde, bunun oldukça yararını gördükleri söylenebilir. Bu da, Türkiye’de  mal farklılaşması ve uzmanlığın bulunduğunu göstermektedir .Küçük üreticiler varlıklarını bu biçimde de sürdürmektedirler.<br />
Ayrıca, Körfez Krizi kendi imalatını yapan birçok büyük firmayı, fason üretim yoluna yöneltmiştir. Bir başka deyişle, dağınık ve kendiliğinden gelişen Türkiye’deki fason  üretim sistemi, 1989 Körfez Krizi’nden sonra belli bir düzene oturmaya başlamıştır. Yani bu tarih tekstil ve hazır giyim açısından bir dönüm noktası olmuştur.<br />
Türkiye 1980’li yılların başlarından itibaren ihracata dayalı bir sanayileşme stratejisi izlemeye başlamıştır. Körfez Krizi, özellikle ihracat ağırlıklı çalışan sektörleri ve firmaları olumsuz biçimde etkilemiş, bir kısım işletme kapanmak zorunda kalmıştır. Normal koşullarda, işletmeler dış pazarda iç pazara göre daha büyük talep dalgalanmalarıyla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Burada fason üretimin önemi ortaya çıkmaktadır. Esnek uzmanlığa dayanan bir üretim biçimi olan fason üretim, büyük hacimlerde  standart ürünlerden çok, küçük hacimlerde çeşitli mallar üreten bir model olduğu için gerekli  görülmektedir.<br />
Gümrük Birliğine girdiğimiz bu dönemde, uluslararası alanda rekabet edebilmek için işgücü maliyetinin olabildiğince düşürülmesi gerekir. Bu durumda firmalar, yeni üretim biçimlerine ağırlıklı olarak yönelip, ücretleri daha da aşağı çekmeye ve böylece en  azından daha ucuz maliyetle daha fazla rekabet gücü yakalamaya çalışmaktadırlar. Bu da işletmeleri doğal olarak, içinde böyle bir potansiyeli barındıran fason üretim modeline yöneltmektedir. (Bundan başka büyük işletmelerin talepteki dalgalanmalara karşı   durabilmeleri için, eğer tüm dünya pazarı için büyük hacimli üretim yapıyorlarsa önlerinde iki yol bulunmaktadır. İlk olarak firmalar gelişmiş teknoloji kullanarak üretime gitme yolunu seçebilirler. Ya da esnek uzmanlaşmaya gidebilirler. Bu, küçük üretim yerlerinde mal çeşitlemesini sağlayarak fason üretime yönelmeleri şeklinde gerçekleşebilir.   İşletmeler böylece verimliliklerini arttırıp,maliyetleri düşürdükleri gibi, riski de azaltmaktadırlar. Her iki yöntem de işletmelere bu avantajları sağlamaktadır. )<br />
Fason sistemi tekstil ve konfeksiyonda farklı işliyor. Markalar önce kendi dizaynır ve stilistlerine ürünün numunesini hazırlatıyorlar. Ardından bunları istenen kalitede ve maliyette üretebilecek tesis arayışı başlıyor.<br />
Seçilen tesise bazen yalnızca dizayn verilip, ürün isteniyor. Bazı şirketler ise farklı bir yöntem izliyor. Onlar ürünün, kendi malzeme ve aksesuarlarıyla hazırlanmasını istiyor. Ancak kaliteyi yükseltmek için, marka ve üretici şirketin ortak bir organizasyon halinde üretim yaptıkları da oluyor.<br />
İşte bu sistem Türkiye’de çok yaygın bir şekilde kullanılıyor. Yabancı markadan siparişini alan şirketi yaratıcılık kısmı hariç, bütün üretim süreçlerini kendi tesislerinde yapıyor. Ancak kapasitesinin yetersiz kaldığı bölümlerde, üretim süreçlerinin belirli bir kısmını üçüncü şirketlere de aktarabiliyor<br />
Daha önceden de belirttiğimiz gibi Türkiye’de tekstil ve konfeksiyonun ve Türk konfeksiyon sanayinin neredeyse tamamı fason üretim yapan işletmelerden oluşmaktadır. Ancak son yıllarda bazı büyük işletmeler yeni yeni kendi koleksiyonlarını hazırlayıp pazarlayarak dışa bağımlı üretim kıskacından kurtulmaya başlamışlardır ki sektörün geleceği de buradadır. Yurtiçi pazara hitab eden firmalara ise bu durum daha farklıdır. Bu firmalar gerek kendi tasarımlarıyla (büyük işletmeler) gerekse kopya ve çalıntı tasarımlarla (küçük ve orta ölçekli işletmeler) üretim yapıp pazar bulma yarışındadırlar.<br />
Yurtdışı bağlantılı çalışan ihracatçı firmalara gerek sadece dikim gerekse kesim + dikim + ambalaj işlemlerini kapsayacak şekilde fason konfeksiyon üretimi yapanlar genelde küçük ve orta ölçekli konfeksiyon işletmeleridir. Bu işletmeler kendi üretimlerini yapmayıp büyük işletmelerin siparişlerini kendi tesislerinde işleyerek (kesim-dikim-ambalaj) konfeksiyon ürünü haline getiren işletmeleredir.</p>
<p>2.3  Fason Üretimde Türkiye’nin Dünyadaki Konumu<br />
Türkiye , 28 milyon marklık kayba uğradı…<br />
Fason üretimde ilk 20 ülke arasında yer alan Makedonya , en büyük artışı gösterirken Çin en büyük düşüşü yaşadı , Türkiye ise toplam fason üretiminde 7.1 gerileme gösterdi…<br />
Türkiye , sırasını Slovakya ’ya kaptırdı…<br />
Polonya geçen yıl içerisinde hazır giyim ve tekstil fason üretiminde gerçekleştirdiği %7.7’lik ve %21.1’lik artışlarla toplam fason üretiminde %10.1’lik artış sağladı. Bu başarısıyla sıralamada birinci durumda olan Polonya yaklaşık 2.3 milyar marklık üretim gerçekleştirdi. Romanya 2. , Çek Cumhuriyeti 3.  sırada yer alırken Akdeniz ülkelerinden biri olan Tunus ise 4. sırada yer aldı. Fason üretiminde 1998 yılında %7.1’lik düşüş yaşayan ve bu yüzden yaklaşık 28 milyon marklık ihracat kaybı olan Türkiye , 1997 yılında 9. sırada iken , 1998 yılında sırasını Slovakya’ya kaptırdı ve 10.sıraya geriledi.</p>
<p>2.4  Fason Üretimde Teknoloji, Organizasyon ve Kalite<br />
Tekstil ve konfeksiyon sektörü, yapısı gereği talep dalgalanmalarının önceden öngörülemeyecek kadar fazla olduğu bir sektördür. Büyük işletmeler, dış ülkelerden bir sipariş geldiğinde ve buna hazırlıksız yakalandıklarında, siparişi nasıl yetiştireceklerini düşünürler. Ertesi dönem siparişler kesildiğinde, İşletmenin işçilik ücretini ödemekte bile zorlanırlar.<br />
Küçük işletmeler için bu durum fazla söz konusu değildir. Bu işletmeler, bir yandan büyük işletmelerin gönderdiği işleri yaparken, öte yandan kendi küçük imalatlarını yaparlar. Bu sayede kapasite kullanım oranlarını arttırabilirler. Sektörün yapısı gereği bütün üreticiler kendilerini talebe göre esnetmek durumuyla karşı karşıyadır. Bu esnekliği sağlayabilmek için hem kendi üretimlerinden, hem de dışardan, yani fason üretimden yararlanmak zorundadırlar. Talep piyasasının esnek olmasının, işgücü maliyetinden daha önemli görülmesi, fason üretimin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Aşırı talep dalgalanmalarının firmaları kârlı olmayan yatırımlara yöneltmesinden kaynaklanan bu durumun önlenmesi için, bazı firmalar talepteki dalgalanma fazla olduğunda da fason üretim yoluna başvurmaktadırlar.<br />
Örneğin bazı büyük firmalar kendi içlerinde kurdukları bölümleri talep esnekliklerine göre kapatmak zorunda kalabilmektedirler. Çünkü talebin çok düştüğü durumlarda işletmeler için birkaç çözüm yolu belirmektedir. Ya işçi çıkarımı ya da atıl kapasiteyle çalışma riskini göze almak zorunda kalmakta, ancak duruma göre departmanlarını bile kapatabilmektedirler. Bu da işletmelerde organizasyonun önemini ortaya koymaktadır.<br />
Kendi departmanlarını dağıtan çoğu büyük şirket günümüzde sadece organizasyona yönelmektedir. Bunu yaparken bilgisayarlaşma çok önem taşımaktadır. Bu yolla fason üretilen malın kalitesi kontrol edilmektedir. Fason üretimde, üretimin kendisi kadar önemli bir nokta olan organizasyon aşamasında, büyük firmalar onlarca atölye ile işbirliği içinde çalışmaktadırlar. Ülkemizde tekstil ve hazır giyim firmalarının 100-150 fason üretim atölyesi ile çalıştıkları görülmektedir.<br />
Bilgisayar, sözü edilen organizasyonun gerçekleştirilmesi için gereklidir. Firmaların her an çıktı alması gerekmekte, yani sürekli işleyen bir programlamanın varlığı söz konusu olmaktadır. Bilgisayarlarla, hangi atölyede kaç tane siparişin olduğu, gelen ve kalite kontrolden geçen sipariş sayısının hemen bilinmesi gerekir. Ayrıca bu siparişlerin kaç tanesinin reddedildiği, kaç tanesinin bu atölyelere gitmek üzere bekletildiği ve gidiş tarihi gibi bilgilerin elde edilmesi işletmelerde organizasyonun devamlılığının sağlanması bakımından önemlidir.<br />
Bilgisayarda yer alan bu bilgiler fason üretimin gerçekleşmesini mümkün kılmaktadır. Aksi taktirde günümüzde fason üretimi gerçekleştirmek zordur. Büyük hacimli üretim söz konusu olduğundan, ayrıca atölyeler arasında da ilişki gerektiğinden, fason üretimin oldukça karışık bir süreç olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden bilgisayar, önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca büyük sipariş geldikçe daha fazla atölyeyle çalışmak ve kaliteye daha fazla önem vermek zorunlu olmaktadır.<br />
Bu aşamada kullanılan teknoloji ve kalite konusundan bahsetmek gerekir. Büyük firmalar gelişen teknolojiyi kullanmak konusunda doğaldır ki, oldukça avantajlı durumdadırlar. Zaten çoğu ileri teknolojiyi kullanmaktadırlar. Hazır giyim sektöründe üretim aşamalarına baktığımızda, ilk başlarda teknolojinin yoğun olduğu gözlenmektedir.<br />
Dizayn, biçtikten sonra parçaların bir araya getirilmesi ve dikimde, emek-yoğun bir üretim olduğu söylenebilir. Teknoloji ağırlığı bulunmamaktadır. Etek kıvırmaları, düğme gibi aşamalar için dikiş makineleri gerekmektedir. Yalnızca kaliteyi artırmak için özel makineler alınmaktadır. Hazır giyim şirketleri mali desteklerle atölyelere bunu kazandırmaktadır. Siparişi alan büyük firma olduğundan, kaliteyi çok sıkı kontrol altında tutmak da onun yararınadır. O yüzden de birtakım mali desteklerle o kalite düzeyini yakalamaya çalışmaktadırlar.<br />
Günümüzde müşteri, artık kalite ile birlikte isim ve marka da satın almaktadır. Küçük işletmeler ancak fason üretim yoluna giderek varlıklarını devam ettirmektedirler. İstenen kaliteyi tutturdukları sürece, Türkiye’deki fason üretim atölyeleri, uluslararası markaları üretebilmektedir. Kalite kadar, iş düzeni ve teslimat programlarına da uyulduğu sürece bunun devam etmesi olası görünmektedir.<br />
Fason takibini iyi yapan firmalar, maliyetlerin düşmesinden dolayı bu durumdan maksimum fayda sağlamaktadırlar. Ancak, üretimi her aşamada kontrol altında tutmak zorundadırlar. Bu olmadığında, kalitenin istenen standartlarda olmaması ve teslim tarihlerinde yaşanacak problemler kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>2.5  Fason Üretimin Olumlu Yönleri<br />
-   Tekstil ve hazır giyim sektörü yoğun bir şekilde emek kullanımını gerektirmektedir. İstihdam bakımından ülke önemli bir yere sahiptir. Son yıllarda hızla gelişen teknolojiler, özellikle iplik ve dokuma alt sektörlerinde doğrudan istihdamı azaltmakta ise de, bu sektörlerdeki dolaylı ve doğrudan etkileri nedeniyle istihdamın artmasında önemli rol oynamaktadırlar.</p>
<p>-	  İşgücü maliyeti diğer işletmelere oranla çok daha düşüktür. Tekstil ve hazır giyimde kadın ve çocuk işçi kullanılabilmesi, ayrıca toplam çalışanlar içinde vasıflı işçi oranının az olması, maliyetin düşük tutulmasının en önemli unsurlarıdır. Büyük işletmelerde işçiler genellikle sendikalı ve sözleşmeli çalışmaktadırlar. Fason işletmede ise işverenin sigorta pirimi, gelir vergisi, izin ücreti, kreş, yemek gibi ödemelerden kaçınılmakta, bu nedenle maliyet düşmektedir. Dolayısıyla tekstil ve hazır giyim gibi emeğin yoğun olduğu sektörlerde üretimde birim maliyet de düşük olmaktadır.</p>
<p>-	  Ülkemizde özellikle tekstil ve konfeksiyon sektöründeki fason üretim, ekonominin itici gücü olduğundan, genel ekonomi üzerinde olumlu etkilerde bulunmaktadır. Türkiye’nin çoğu yerinde bulunan fason üretim atölyeleri, bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizliğin giderilmesinde de önemli rol oynamaktadırlar.</p>
<p>-	  Fason üretimde çalışanlar, yönetenler ve işveren aynı mekânda yer almaktadırlar. Bu arada çoğu kişi aynı işi yapmakta olduğundan, çalışanlar arasında iletişim kolaylığı söz konusudur. Dolayısıyla üretim ve verimlilikte önemli bir etken olan motivasyon daha kolay artırılabilir. Ayrıca kararlar çoğunlukla çalışanlarla birlikte verilir. Böylece işletmenin yönetimi kısmen ortaklaşa gerçekleştirildiğinden başarı şansı da artmaktadır.</p>
<p>-	 Yukarıda sözü edilen, büyük işletmelerde çalışanların sendikalı ve sözleşmeli çalışmalarının yanı sıra, fason üretim yapan işletmelerde çalışanlar grev yapamaz. Olsa bile böyle bir olay uzun süreli ve sürekli değildir.</p>
<p>-	 Fason üretimde, genellikle üretimin belli yönleri üzerinde yoğunlaşıldığı için uzmanlaşmaya daha açık bir yapı vardır. Bu uzmanlaşma, fason üretim yapan birçok atölye bulunduğundan, büyük hacimli üretim yapan işletmelerin talep esnekliklerinden olumsuz biçimde etkilenme olasılıklarının da azalmasına yardımcı olacaktır. Yine buna paralel olarak fason üretimin tüketicinin taleplerine kolaylıkla yanıt verebilme avantajını da göz ardı etmemek gerekir.</p>
<p>-	 Fason üretim atölyelerinin gerek bölgesel, gerekse yurt çapında çok olması, bu üretimin istihdam artırıcı özelliğine bağlı olarak, gelir dağılımını dengeleyici özelliğini de göstermektedir.</p>
<p>-	 Bu işletmeleri, büyük işletmelerin küçük ve belli alanda üretim yapan mikro kopyası olarak düşünmek gerekir. Teknolojik yenilikleri belli miktarda harcama ile büyük işletmelere oranla kolaylıkla uygulayabilirler. Bu konuda uyum ve hareket kabiliyetleri daha fazladır. Böylece teknik gelişmeleri daha hızlı uygulayarak, büyük işletmelerin söz konusu yeniliklerden yararlanmasını kolaylaştırırlar.</p>
<p>-	  Fason üretim elastikiyet sağlar:<br />
Aktif Tekstil Avrupa’da satış ağı kuruyor:<br />
Üretimini fason olarak gerçekleştiren Aktif Tekstil’in sahibi Yakup Yakuppur bu sayede müşterilerine en kısa terminler ve en uygun fiyatlarla hizmet götürebildiğini belirtiyor ve hizmetlerini şöyle açıklıyor:<br />
”Üretimin bizim dışımızda olmasının en önemli avantajı bize sağladığı elastikiyet. Müşteriler daha kısa termin,daha cazip fiyat istekleriyle neredeyse her siparişte imkansızın peşinde koşuyor. Bu durumda, kendi üretiminiz avantaj değil, dezavantaj haline geliyor. Kendi üretiminizdeki en küçücük bir aksaklık bile müşterinize mahcup olmanızı doğurabilir. Üstelik, kendi üretiminin olması firmaya ister istemez bir hantallık katabiliyor. Bir yandan üretimin bitmez tükenmez sorunlarıyla uğraşıp, diğer yandan da pazarlamanızı en iyi şekilde gerçekleştirmeniz çok zor.<br />
Örneğin ben aynı anda 3-4 boyahane ile birden çalışıyorum. Boyahanelerin herhangi birinde sorun çıkarsa,hemen diğer boyahaneye gidip,malımı müşterime mümkün olan en kısa zamanda teslim edebilirim. Ama,eğer kendi boyahanem olsa o sorunu biran önce gidermeye çalışmak veya iyi ya da kötü boyahanenin kapasitesini pazarlamak durumunda kalırım.” </p>
<p>-  Fason üretim büyümeyi kolaylaştırır:<br />
Sonbay Triko Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti. Genel Müdürü Burhan Sonbay:<br />
“Fason üretim sayesinde kapasitemizi arttırıyoruz.”<br />
Ankara Akyurt’ta faaliyet gösteren  Sonbay Triko Tekstil San. Ve Tic. Ltd. 1997 yılında kurulup, 1998 yılında gerekli makineleri ithal ederek fason üretime başlamıştır. Genel Müdür Burhan Sonbay, ilk yıl Benetton A:Ş. İçin 30 adet fason üretimi gerçekleştirdiklerini ve bu sayede de kapasitelerini her geçen gün artırdıklarını söyledi. </p>
<p>-   Küçük ve orta ölçekli işletmelerin hammadde tedariğini kolaylaştırır.<br />
Küçük ve orta ölçekli konfeksiyon imalatçıları, talep miktarının düşük olması nedeniyle hammadde ve aramalı satıcıları karşısına tek tek çıktıkları için önemli bir pazarlık gücü yaratamadıklarından hammadde tedarik maliyetleri büyük ölçekli işletmelere kıyasla daha yüksek olmaktadır. Hammadde, yardımcı madde fiyatları dünya fiyatları seviyesinden yüksek olduğu durumlarda KOBİ’ler dünya piyasalarını takip ederek, alternatif kaynaklar bulacak organik yapıdan uzaktır. Bu bilgilere ulaşılsa bile çoğunlukla yurt dışından bu malları getirebilecek kredibilite veya teknik bilgiden yoksun bulunmaktadırlar. Bu durum konfeksiyon ihracatçımızın bir kısmının ihracatını fason şekle çevirmesinin nedenlerinden biri olmuştur. </p>
<p>             2.6 Fason Üretimin Olumsuz Yönleri<br />
-	 Fason üretim yapan atölyelerde işçilik ücretleri düşüktür. Çoğu işveren asgari ücret verme, sigortasız işçi çalıştırma eğilimindedir. Bu nedenle çalışanların önemli bir kısmı vasıfsızdır. Tüm bunlar, işletmelerde işgücü veriminin düşük olmasına yol açmaktadır.</p>
<p>-	 Yukarıda sayılan nedenlere bağlı olarak ve özellikle düşük ücret politikası sosyal barışı zedeleyici bir etkendir.</p>
<p>-	 Genellikle  finansman  sorunu  görüldüğünden  ve  üretimlerini  belli  ölçüde tutabildiklerinden, fazla büyüyememektedirler. Ayrıca ekonomik gelişmelere kolay adapte olabilmekle birlikte, olumsuz gelişmelerden de kolay etkilendiklerinden iflasa kadar sürüklenebilmektedirler.</p>
<p>-	 Fason üretimin ülke ekonomisine en olumsuz etkisi kayıtdışı ekonomiyi körüklemesidir. Özellikle sigortasız işçi çalıştırma eğiliminin yüksek olması ve belge sistemine uymamaları bu sonucu doğurmaktadır.</p>
<p>-	 Fason üretimin en büyük zararı ise şüphesiz markalaşmayı, dünya çapında isim olmayı engellemesidir. Günümüzün rekabet koşulları eskisinden çok daha ağır ve çok daha acımasızdır. Bu da piyasada ayakta kalmayı ve sürekli olmayı zorlaştırmıştır. Bu zorluğu aşmanın en etkili yolu ise firmanın kendine ait bir markası olmasıdır. “Coca-cola içiyor, ceketinizi Beymen’den alıyor, Vakko gömlek giyiyorsunuz. Alış-veriş için Migros yada Akmerkez’e gidiyor, ayakkabı alırken Hotiç’ten vazgeçemiyorsunuz. Şöyle bir durun ve çevrenize bakın! Markasız bir ürünün, fason üretim yapan bir şirketin 21. yüzyılda başarılı olma şansı yok.” Power dergisinin şubat 2000 sayısındaki markayla ilgili bir haberde geçen bu paragraf günümüzdeki marka bağımlılığını en iyi şekilde anlatmaktadır. Ancak ülkemizde işletme sahipleri zoru seçip büyük fedakarlıklar göstererek uzun süren ve sonunda hedefe ulaşmanın hiçbir zaman garanti olmadığı marka yaratma macerasına atılmak yerine marka sahibi dev firmalara fason üretim yapmayı tercih etmektedirler. Kısa vadede ciddi avantajları olan bu seçim, işletmenin dışa bağımlılığını mutlak kıldığı için uzun vadede işletmeye büyük zararlar verebilmektedir.<br />
Yaratım aşamasındaki zorluklar ve fason üretimin çok cazip avantajları bir süre daha markalaşmayı küçük ve orta ölçekli işletmelerin gündeminin dışında bırakacaktır. Ama daha büyük işletmeler için artık bu bir zorunluluktur. Ülkemiz tekstil sektöründe konunun önemi yavaş yavaş anlaşılmaya başlamıştır. 1980 sonrası dönemde uygulanan liberal politikalar sonucunda çeşitli markalar Türkiye’ye gelmiş ve franchasing yoluyla hızlanan bu sürece bağlı olarak halkımız marka olayını tanımıştır. Ardından hızlı kapasite artışı ve ucuz emek gibi faktörler nedeniyle yabancı firmalar ihracat ağırlıklı üretim için Türkiye’ye gelmiştir. Bu firmalara hizmet veren çok sayıdaki yerli firma sayesinde tekstil ve konfeksiyon sektöründe kalite anlayışında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Diğer taraftan yabancı firmalar için fason üretim yapan yerli firmalar, bir süre sonra ihraç fiyatıyla ihraç edilen ürünün perakende fiyatı arasındaki farkı görmüş, markanın yarattığı katma değeri daha iyi anlamıştır. Markalaşmanın önemini yaşayarak gören firmalar, yurt dışında yaptıkları satışlar için yabancı stilistlerle çalıştıktan sonra moda ve marka konusunda daha da bilinçlenmişlerdir.  Ancak geç kalınmıştır. Bunun da tek sebebi fason üretimdir.</p>
<p>CAT  araştırma ekibinin direktörü Asya Rudkovskaya kendisi ile yapılan röportajda tekstille ilgili şunları söylüyor:<br />
-Türkiye’nin gurur kaynağı hazır giyim sektöründen iç giyimi küme olarak belirlemişsiniz. İç giyimi öne çıkaran nedir ve bu alandaki çalışmalarınız ne yönde?<br />
-Şüphesiz hazır giyim bir bütün olarak Türkiye’nin ihracatında çok önemli bir yere sahip. İç giyim iç çamaşırının ise hazır giyim ihracatındaki payı üçte bire yaklaşıyor. Seçimimizin ekonomik temeli buna dayanıyor.<br />
Ayrıca iç giyimin, diğerlerine göre gelişim sürecinin daha başlangıcında olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla başarı şansı olan, yurt dışında başarı şansını yakalayabilecek bir küme.<br />
-Bununla ilgili ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?<br />
-Bu doğrultuda çeşitli stratejiler geliştirmeye çalışıyoruz. Örneğin marka geliştirmek söz konusu olabilir mi? Yine bu alt küme için geçerli olan bir olgu, üretimin düşük katma değerli ürünlerde yoğunlaşması&#8230; “Daha yüksek katma değerli ürünlere kayıp, daha fazla para kazanılabilir mi, uzun vadede Türkiye’nin marka yaratması mümkün olabilir mi” gibi konular üzerinde duruyoruz.<br />
Türkiye’de hazır giyimciler fason üretim yapan şirketler olarak çalışıyorlar. Başlıca amaçları, yurt dışında mal verebilecekleri büyük bir perakende zinciri veya başka bir kanal bulabilmek. Eğer Mark&#038;Spencer gibi büyük bir isme üretim yapabiliyorlarsa, bunu da büyük bir başarı olarak kabul ediyorlar.<br />
Oysa değer zincirini incelediğimizde, paranın üretimde değil, daha sonraki aşamalarda kazanıldığını görüyoruz. Türkiye’nin dışında, Türkiye’de yapılan bir üründen hayli para kazanan insanlar var. Türkiye’de üretilip, dışarıya 3 dolara satılan bir gecelik, ABD’de Victoria’s Secret mağazasında 25 dolara satılıyor. İşte bu paradan daha fazla pay kapabilmek için ne yapılması gerekiyorsa, örneğin marka yaratmak mağaza açmak gibi, bunları bulmaya çalışıyoruz.<br />
-Marka yaratmak ve yurt dışında mağaza açmak yeni fikirler değil. Sektörde zaten bu konular üzerinde tartışılıyor. Bizim ürünlerimizden aslan payını başkalarının aldığını da biliyoruz&#8230; Sizin katkınız nedir bu aşamada?<br />
-İşte sorun da bu noktada&#8230; Herkes konuşuyor ama yapıcı bir çözüm konusunda bir adım atılmıyor. Örneğin benim şahsi fikrim de, yurt dışında mağazalar açılmasının çok gerçekçi bir yaklaşım olmadığı şeklinde. Yapılması gereken, sektördeki herkesin tüketiciyi daha yakından tanımanın gerekliliğini idrak etmesi. Eğer tüketicinin ihtiyaçlarını izleyebilirseniz, geleceğe de daha iyi hazırlanabilirsiniz.<br />
Örneğin iç çamaşırını üretiyorsunuz, Marks&#038;Spencer’a satıyorsunuz. Ondan sonrasıyla da fazla ilgilenmiyorsunuz, en fazla size gelen bilgi hangi modellerin ya da renklerin daha fazla tercih edildiği şeklinde olabilir. Oysa tüm iç çamaşırları arasında, kendi ürünlerinizin konumunu görebilmelisiniz. Belki Çinlilerin ürettikleri bu yıl sizinkilerden daha fazla talep gördü ve Mark&#038;Spencer önümüzdeki sene tüm fason işini Çin’e aktarabilir. Eğer Türkiye’yi tercih etmesi için başka etkenler yoksa, bunu yapmaması için de hiçbir neden yoktur.<br />
Dolayısıyla perakende cephesinde olanları, tüketim trendindeki değişimleri çok yakından izlemelisiniz ki, hazırlıklı olabilesiniz. Bugün bu ürünleri ihraç ederek ne kadar para kazandığımız önemli değil, önemli olan nihai tüketiciyi dikkate almadığımızdan dolayı kaybettiğimiz paralar. Bir kere, Türk hazır giyimcisinin bu zihniyet değişimini gerçekleştirmesi şart.<br />
Şimdi mağaza açma hayalini bir kenara bırakıp neler yapılabileceği konusuna odaklanabiliriz. Örneğin ürün kalitesini arttırmak için neler yapılabilir, üretim süreçleri nasıl iyileştirilebilir, daha yüksek katma değerli ürünler nasıl yaratılabilir gibi konular üzerinde çalışılmalı ki, rakipleriniz bir gün sizin yerinizi almasın.<br />
Bu çalışma da bir iç giyim şirketinin tek başına yapabileceği bir iş değil&#8230; Kumaşı veren tekstilcisinden akreditif kuran bankaya kadar, iç giyim kümesine dahil olan bütün tarafları ilgilendiren bir konu.<br />
-Bir anlamda güçlerin birleştirilmesi gerekiyor&#8230;<br />
-Tamamıyla doğru. Kümeyi oluşturan şirketlerin elele verip, her birinin ne yapabileceğini ortaya koyması ve kümenin belli hedefler doğrultusunda ortak hareket etmesi gerekiyor. </p>
<p>-  Tasarımcılığın önünde bir engeldir:<br />
Cemil İpekçi: “Türkiye fasonculuktan kurtulmalı”<br />
Türkiye’de tekstil ve konfeksiyon sanayiinin tasarıma, moda ve markaya önem vermemesini eleştiren İpekçi, sektörün içinde bulunduğu krizi de buna bağlıyor. “Gelişirken tasarıma hiç önem vermediler, kendilerini fason atölyesi haline getirdiler. Pahalı bir fason atölyesi haline gelince de insanlar onları istemez oldular” diyen İpekçi, firmaların krizden tek kurtuluşunun moda ve marka olduğunu savundu. Firmaların kopya ürünlere milyarlar ödeyip aldığını ve taklit ettiklerini ifade eden İpekçi, tasarımcılara ise bir lirayı fazla gördüklerini vurguladı. İpekçi sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi çok acı bir bedel ödüyorlar. Herhalde tasarımın gücünü kavramak için daha büyük bedeller ödemeleri gerekiyor. Fabrikalar boşu boşuna kapanmaz. Kar marjlarını çok yüksek tutuyorlar. Marka yaratmıyorlar, tasarımcılara destek olmuyorlar. Şimdi onlar için daha büyük bir tehlike belirdi. Artık onların sahip çıkmadığı tasarımcılara yabancılar sahip çıkmaya başladılar. Yabancılar tasarımcılara Türkiye’de kendileri için çalışmaları yönünde teklifler götürüyorlar. Yakın zamanda da bir çok tasarımcıyı kendi bünyelerine çekecekler. Ama hala Türk sanayicisi bunun farkında değil.” </p>
<p>Tekstil ve moda tasarımcısı Ayşen Erdem’e göre:<br />
“Eğitimsiz  insanlar sektörde çoğunlukta olduğundan hep Avrupa’nın gerisinde kalıyoruz. Daha ileri düşünceli, daha uygar  ve geleceği gören insanlar bu işi devraldıkları zaman sektör olarak çok büyük gelişmeler yaşayacağız. Avrupa’yla başa baş gidebilecek boyutta iken sadece onların fasoncusu olmamalıyız. Türkiye fasonculuğu mutlaka aşmalı. Fasonculukla bir yere varılamayacağı gerçeği kabul edilmeli. Uzakdoğu’nun  ucuz işgücü bizi rahatlıkla geçebilir. Zaten, eğitim düzeyi yüksek tekstilciler bu gerçeği görerek tasarıma önem vermeye başladı. Piyasanın şartları böyle olduğu için fasonculukla işe başlayanlar kendi markalarını yaratmaya yöneliyorlar. Ama çoğunluk hala tasarımcıya para vermeyi gereksiz görmekte&#8230;” </p>
<p>“Taklitçilik ve Fasonculukla Hiçbir Yere Varılmaz”<br />
Murat Aytulun; birçok firma için free-lance çalışmalar yapan ,deriyi tutku derecesinde seven,bu yüzden de diğer dallarda da zaman zaman çalışmalarda bulunmasına rağmen,deriden asla ,vazgeçemeyen genç bir tasarımcı…<br />
Tasarımın deri konfeksiyonda son derece önemli olduğunu ancak dericilerin bunun bilincine ulaşamadıklarını söyleyen Aytulun; ”Konfeksiyon sektöründe tasarımın önemi anlaşılmış durumda .Ne yazık ki dericilerin çoğu bu bilinç noktasına gelebilmiş değil. Eğer, tasarımcıya ve tasarıma önem vermemekte inat ederlerse krizlerden hiç kurtulamazlar. Uluslararası pazarlara ve sektör olarak iyi bir konuma ulaşabilmek için kesinlikle bu zihniyetlerini değiştirmeliler. Birbirlerinin modellerini çalarak,fasonculuk yaparak hiç bir yere varamazlar!” </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/10/07/turkiye%e2%80%99de-tekstil-ve-hazir-giyimde-fason-uretim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE’DE FACTORING UYGULAMALARI</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/10/07/turkiye%e2%80%99de-factoring-uygulamalari/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/10/07/turkiye%e2%80%99de-factoring-uygulamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 12:14:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EKONOMİ&FİNANS]]></category>
		<category><![CDATA[factoring]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de Factoring’in Gelişimi
	Türkiye’de factoring uygulaması, diğer finansal yeniliklerde olduğu gibi, bankalar tarafından başlatılmıştır. Bunun nedeni ise bankaların sektördeki tecrübeleri, piyasa ve müşteriler hakkında oluşturdukları veri tabanlarının genişliği ve müşterileri ile yakın ilişki kurabilmeleridir.
	Türkiye’de factoring uygulamalarında ilk adım mayıs 1988’de İktisat Bankası bünyesinde atılmış ve Facto-Finans Alacak Alımı A.Ş. adı altında Türkiye’nin ilk factoring kuruluşu oluşturulmuştur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Factoring’in Gelişimi<br />
	Türkiye’de factoring uygulaması, diğer finansal yeniliklerde olduğu gibi, bankalar tarafından başlatılmıştır. Bunun nedeni ise bankaların sektördeki tecrübeleri, piyasa ve müşteriler hakkında oluşturdukları veri tabanlarının genişliği ve müşterileri ile yakın ilişki kurabilmeleridir.<br />
	Türkiye’de factoring uygulamalarında ilk adım mayıs 1988’de İktisat Bankası bünyesinde atılmış ve Facto-Finans Alacak Alımı A.Ş. adı altında Türkiye’nin ilk factoring kuruluşu oluşturulmuştur. Bu kuruluş aynı zamanda Türkiye’deki ilk FCI (Factors Chain International) üyesidir.<br />
	Factoring’de yurt içi ve yurt dışı potansiyelin hızla artması, bu hizmetin giderek daha fazla tanınması ve birçok endüstride kullanılmaya başlanması, diğer bankaları da bu alana çekmiştir. Aktif Finans Factoring A.Ş., İş Factoring A.Ş., Demir Factoring A.Ş., Heller Factoring A.Ş., Tekstil Factoring A.Ş., Dış Factoring A.Ş., Toprak Factoring A.Ş. Türkiye’nin ilk factoring kuruluşlarındandır.<br />
	1994 yılında yaşanan ve ekonomi dünyasını sarsan kriz, factoring sektöründe de işleri durma noktasına getirmiştir. Sektörde faaliyet gösteren firmaların çoğu, alacaklarını tahsil etmekle uğraşırken, yeni müşterilerini kabul edemediler. Kriz bitene kadar sadece çok itibarlı müşterilerin çok küçük hacimli işleri dışında yeni işlem yapmayı düşünmediler. Bazı şirketler yeni özkaynaklarla mali yapıyı güçlendirme yolunu seçerken, bazıları da risklerini sıfırlamaya yöneldiler. Birçok factoring firması, özellikle kendilerini banka kredileri ile fonlayanlar, bunların uyguladığı kredi faiz oranını müşterilerine aynen yansıtmak zorunda kaldılar.<br />
	1995 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın factoring şirketleri için 75 milyar TL’lik sermaye şartını koyması ile 11 firmanın faaliyetine son verilmiştir.</p>
<p>Türkiye’de factoring sektörünün işlem hacmi 1999 yılında reel olarak %45 oranında artmıştır. 1999 yılında ekonomideki negatif büyüme (-&#038;6.4) rağmen factoring şirketleri ortalama %5 büyüme gerçekleştirmişlerdir. Bunun nedeni, bankaların kredi piyasasından çekilmesi olmuştur. Bu durum da factoring sektörüne yaramıştır.<br />
	2000’de işlem hacmi 6 milyar $’ın üzerine çıkmıştır. Ancak bunda yurt içi factoring’in etkisi daha fazla olmuştur. 1999’da tekstildeki kriz nedeniyle bankalar, bu kesime yönelik kredilerini durdurunca factoring’e ilgi artmıştır. Böylece işlem hacminin yaklaşık 5.4 milyar $’ı yurt içinden elde edilmiştir. Yurt dışı factoring’in işlem hacmi ise 990 milyon $’da kalmıştır. Bunun nedeni ihracatta yaşanan gerilemeden kaynaklanmaktadır. Bu iş hacmiyle Türkiye, dünya factoring pazarında ancak %0.9’luk bir pay almaktadır.<br />
	Tablo-1’de görüldüğü gibi Türkiye, factor kuruluşu sayısında ABD’nin ardından gelmektedir. Ancak firma başına düşen işlem hacimleri dikkate alımdığında Türkiye, dünyanın en orantısız ülkelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıldan yıla düşen kâr marjları nedeniyle eleme ve birleşmelerin kaçınılmaz olacağı kesindir.<br />
	Yurt içi factoring’in Türkiye’de gelişme şansı daha fazladır. Çünkü factoring, enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde tercih edilen bir finansman yöntemidir.</p>
<p>3.2 Türkiye’de Factoring’in Önündeki Sorunlar<br />
	Factoring işlemi Türkiye’de ilk kez yapılmaya başlandığından beri karşılaşılan en önemli sorun, factoring’in ne olduğunun piyasada tam olarak bilinmemesidir. Factoring, yanlış tanıtımlar ve denetimsiz birçok yeni factoring şirketinin kurulması gibi sebeplerden dolayı yanlış tanınmaktadır. Alıcı firmalar, borçlarının bir başka firmaya devredilmesi olayına sıcak bakmamakta ve satıcı firmalar ile yaptıkları sözleşmelere, alacağın temlikini yasaklayıcı hükümler ekleyebilmektedir.<br />
	Piyasada, sadece finansal sıkıntısı olan şirketlerin factoring kurumuyla çalıştığına dair çok yanlış bir fikir hakimdir. Factoring işlemine girildiğinde, borçlulara karşı satıcı firmanın finansal sıkıntı içinde olduğu izleniminin doğacağı düşünülmektedir. Hatta bazı borçlu firmalar factoring’i kesinlikle reddederek, eğer factoring uygulanacak olursa bir daha aynı satıcı firma ile çalışamayacaklarına dair tutumlar içinde olabilmektedirler.<br />
	Factoring’e bu derece karşı olmalarının sebebi, eğer factoring uygulanırsa borçlarını zamanında ödemek durumunda kalacaklar, yani vadesini geçiremeyecekler; dolayısıyla da yan sanayiyi kullanamayacaklardır. Büyük ölçekli firmalar, parayı 15-20 gün geciktirerek enflasyonist ortamda bu parayı değerlendirmektedirler.<br />
	Türkiye’de factoring şirketlerinin karşılaştıkları bir diğer sorun da, yüksek maliyet sorunudur. Maliyetleri arttıran nedenlerden birisi, factorlerin müşterilerine yaptıkları ön ödemeler için BSMV’ye (Banka Sigorta Muameleleri Vergisi) tabi olmalarıdır. Factorler bankalardan kredi aldıklarında söz konusu tutar üzerinden %5 BSMV ödemekte, müşterilerine ön ödeme yaptıklarında söz konusu tutar üzerinden tekrar %5 BSMV ödemektedirler. Dolayısıyla factoring işlemlerinin işletmelere maliyeti yükselmektedir.<br />
	Türkiye’de yaşanan diğer bir sorun da satışların açık hesap yerine genellikle çek ve senet gibi belgeler karşılığı yapılmasıdır. Böylece factor kuruluşlarının gerçek anlamda tahsilat fonksiyonlarının önemi azalmaktadır.<br />
	Factoring’in Türk ekonomisini doğrudan etkileyen kayıt dışı ekonominin önüne geçememesi en önemli sorunlardan birisidir. Bunun nedeni de faturanın kıymetli evrak sayılmamasıdır. Yıl içinde yüksek meblağlarda çek-senet piyasada el değiştirmektedir. Bu çekler, kayıt dışı ekonominin çekleridir. Belgelenemeyen bu işler, devleti vergi kaybına uğratmaktadır. Factoring ise bu kayıt dışı ekonomiyi engellemek için biçilmiş kaftandır. Çünkü faturayı şart koşmaktadır. Fatura şart olunca da temellük edilen çekler, kayda alınmış olmaktadır. Devletin vergi kaybına uğramaması için faturanın kıymetli evrak sayılması gerekmektedir.<br />
	Dünyada factoring’in gelişmesinde en önemli etken, factor kuruluşlarının üstlendikleri riski dağıtabilmeleri yani reasüre edebilmeleridir. Oysa Türkiye’de kredi sigortası, sigortalanabilecek konular arasında yer almamaktadır. Böyle bir sigorta mekanizmasının gündeme getirilmesi, Türkiye’de yurt içi factoring sisteminin geliştirilmesine ve gayri kabili rücu factoring işleminin uygulanabilmesine olanak sağlayacaktır.<br />
	İhracatçılar, yapacakları ihracatın finansmanı amacıyla döviz ya da prefinansman kredisi kullanarak birtakım teşvik unsurlarından yararlanmak suretiyle diğer fon kaynaklarına göre daha ucuz bir fon sağlama imkanına kavuşmaktadırlar. Ancak factoring şirketlerinin ana faaliyet konuları dışında başka işle uğraşamamaları ve dolayısıyla ihracatçı belgesine sahip olamamaları nedeniyle Türkiye’deki bankalardan döviz kredisi ve yurt dışından prefinansman kredisi kullanmaları mümkün değildir.<br />
	Factoring faaliyetlerinin döviz kazandırıcı faaliyet olarak kabul edilmesiyle birlikte söz konusu şirketler:<br />
•	Yurt içindeki bankalardan döviz kredisi kullanabilecekler,<br />
•	KKDF (Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu) kesintisi ve BSMV’ye tabi olmayacaklardır.<br />
Ayrıca factoring’in Türkiye’de hukuki bir çerçeveye oturtulamaması da yine sektörün en önemli sorunlarındandır.<br />
Diğer taraftan, Türkiye’de factoring şirketleri yeterli uzmanlığa henüz ulaşamamışlardır. Sektördeki hizmet kalitesinin arttırılabilmesi özellikle gelecekte ekonomi içerisinde önemli bir paya sahip olacak factoring sektörünün imajı ve gelişimi açısından çok önemli olacaktır. Bu dalda hizmet verecek factoring firmalarının altyapı yatırımlarına öncelikle eğilmeleri, daha çok kalite ve hizmete yönelik çalışmalarda bulunmaları gerekmektedir.<br />
	Türkiye’de geri dönülemez factoring’den ziyade, geri dönülebilir factoring sözleşmeleri yapılmaktadır. Bunun nedeni, istihbarat sisteminin yeterince gelişmemiş olması ve bilgi bankası yokluğundan dolayı kredi sigortası sisteminin yurt içi factoring işlemlerine uygulanamamasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/10/07/turkiye%e2%80%99de-factoring-uygulamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AVRUPADA VE TÜRKİYEDE YEREL YÖNETİMLER</title>
		<link>http://www.erpakademi.com/2009/10/05/avrupada-ve-turkiyede-yerel-yonetimler/</link>
		<comments>http://www.erpakademi.com/2009/10/05/avrupada-ve-turkiyede-yerel-yonetimler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 12:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yerel]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erpakademi.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[2.1. Fransa
2.1.1. Genel Durum
        	Fransa’da Halkın yerel yönetime katılımı,1960’lıların        Sonundan 1970’li yılların sonuna kadar süren on yılda Fransız  toplum hayatında çok önemli bir yer tutmuştur. Bu durum genellikle kent planlaması ve çevre sorunlarıyla gündeme gelmiştir. Geçmişte Fransız kent tarihi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2.1. Fransa<br />
2.1.1. Genel Durum<br />
        	Fransa’da Halkın yerel yönetime katılımı,1960’lıların        Sonundan 1970’li yılların sonuna kadar süren on yılda Fransız  toplum hayatında çok önemli bir yer tutmuştur. Bu durum genellikle kent planlaması ve çevre sorunlarıyla gündeme gelmiştir. Geçmişte Fransız kent tarihi ve tarihteki değişmelere bakıldığında, bu kavramların nasıl ve neden ortaya çıktığı daha kolay anlaşılabilir.<br />
	Bina komplekslerinin inşa edildiği, kent merkezinin yenilendiği bu hızlı gelişme ve “katı” kent planlaması döneminden sonra bir ara dönem oluşmuş; karar almakla yükümlü kurumlar (Merkezi ve yerel Yönetimler) halkı-seçmenleri dinlemeye ve onlara söz hakkı vermeye başlamışlardır. Çünkü çevreyi etkileyen büyük projelerin durdurulması istekleri ve protestolar karşısında başka seçenekleri de kalmamıştır. Bazı gözlemcilere göre gelişmiş ülkelerde çalışanların yerine, artık bu kentsel sosyal hareketler ve kampanyalar almıştır.<br />
	Merkezi yönetim artık bu politikalardaki bu yeni yönelmelerin yaşam kalitesinin bir parçası olduğunu kabul etmiş, yerel yönetimlerde birtakım yeni uygulamalara başlamışlardır. Hepsi bilgi sistemlerini geliştirmiş ve bir kısmı halka bir jest olarak belediye meclis toplantılarını kentin mahallelerinde yapmaya başlamışlardır.<br />
<span id="more-42"></span><br />
2.1.2. Kurumsal Yapı<br />
	Fransız sisteminde kentsel hizmetlerin düzenlenmesi (Örgütlenmesi) çok kolaydır. Tüm yerel kamu hizmetleri öncelikle belediyenin sorumluluğundadır, anacak istenirse işletme aşamasında farklı gruplarla işbirliği yapılabilir (Belediye içi kuruluşlar, mahalleler, komünler). genelde servisten sorumlu olanlar; örgütleyen kuruluş ve işletmeci olarak 2’ye ayrılmıştır. Böylece belediyeler hizmeti doğrudan yönetebilme  merkezi yönetimce kontrol edilen hizmetler gibi veya özel bir işletmeciye vekaleten devretme seçeneklerine sahiptirler. Bu seçeneklerin varlığı Fransa’da kentsel hizmetlerin yürütülmesinin vazgeçilmez bir unsurudur. Tüketicini katılımı söz konusu olduğunda yerel hizmetlerin yönetiminin özel veya kamu kurumlarının sorumluluğunda olacağı akılda tutulmalıdır. 18<br />
	Fransız Belediyelerinin bütçe düzenlenmelerine göre yerel kamu servislerini dört temel gruba ayırmak mümkündür: Karayolları, kentsel kamu hizmetleri, ulaşım ve diğer hizmetler. Ancak burada yerel yönetimlerde verilen hizmetlerin uluslar arası yaklaşımlardaki farklılıklarını ve çeşitliliğini göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Örneğin, eğitim Fransa’da ulusal bir sorumlulukken İngiltere’de yerel bir sorumluluktur. Benzer farklılıklar elektrik ve gaz servislerinin verilmesinde de ortaya çıkmaktadır. Bu hizmetler Fransa’da ulusal düzeyde örgütlenirken, Almanya ve Danimarka’da yerel düzeyde örgütlenmektedir. 19</p>
<p>2.1.3. Halk Katılımı<br />
Bu durum 6 değişik biçimdeki tüketici katılımıyla tanımlanabilir.<br />
a)	Bilgilendirilme hakkı<br />
b)	Temsili Demokrasi<br />
c)	Karar almaya yönelik katılım<br />
d)	Yönetim Birimlerinde katılım<br />
e)	Hizmetlerin ifasına katılım<br />
f)	Şikayet Mekanizmaları<br />
Tüm bunlar hizmet yükümlülüklerinin çok farklı aşamalarına tekabül eder.<br />
İlk üçünde, vatandaş tüketicinin hizmete “tersinden” katılım söz konudur ve burada “prosedür düzeyinde demokrasi”den söz edilebilir. Diğer üçünde ise, günlük yönetim faaliyetlerine katılım söz konusudur ve burada da “pratik düzeydeki demokrasi”den bahsedilebilir. Bunları sırayla inceleyecek olursak;<br />
a)	Tüketicinin Bilgilendirilme Hakkı; belli yasal düzenlemelere göre yerel yönetimler, halkı bilgilendirmekle yükümlüdür. Örneğin; mevcut yerel yönetim yasasının 10. Bölümü (Fransızca Kısaltılması ATR), belediyelerde yaşananların yerel konularla ilgili bilgi sahibi olma hakkını onaylamaktadır.<br />
b)	Temsili Demokrasiye Dayalı Katılım; belediyelerle ilgili durumlarda,<br />
halk oyuyla belediye meclislerine seçilerek olur. Devrimden bu yana belediye sınırlarının değişmediği Fransa’da, belediye meclis üyelerinin sayısı oldukça yüksektir. (400.000’e yakın ) ve bu şekilde bir halk katılımı da oldukça anlamlıdır.<br />
c)	Bazı Yasal Düzenlemeler Tüketicinin Karar Süreçlerine önceden<br />
katılabilmesine olanak tanır. Bu, özellikle 1960’ların düzenli kent planlaması geleneğinin etkisi ile  planlama alanında kendini gösterir. Belli faaliyetlerin oluşturulması ve belli prosedürlerin uygulanmasında kamu oyunun bilgilendirilmesi, önerilerinin dikkate alınması ve soruşturma komisyonu başkanın ilgili raporu ile kamu müdahalelerinin doğrudan ilgi alanına  girer<br />
d) Ortak faaliyetler söz konusu olduğunda yönetim birimlerine tüketici katılımı daha sık rastlanan bir durumdur. Bu, seçilmiş üyeler, çalışanlar ve tüketicilerin temsil edildiği üçlü bir yönetim yapısının oluşturulmasını da gerekli kılar.<br />
e) Hizmetlerin gerçekleştirilmesine katılım, bu konuda herhangi bir yasal düzenleme olmamasına rağmen tüketicilerin ister istemez dahil oldukları bir durumdur. Burada kişi hane halkı tarafından yürütülen faaliyetler ve ticari olarak verilen hizmetlerle karşı karşıyadır.<br />
          f) Bireyin önce tüketici olarak kendisini doğrudan ilgilendiren bir konuyu rapor etmesiyle oluşan şikayet sürecinin katılımdaki payı en düşük düzeydedir. Bu mekanizma halen geçerliliği olan hükümlere göre yerel yönetimlerce öner taşır. Bunun nedeni de belki Fransızların karakter olarak şikayet ve tartışmayı içeren özel girişimciliğe ve bireyselliğe verdikleri önem de yatmaktadır. </p>
<p>2.2. İsveç<br />
2.2.1. Genel Durum<br />
Devlet, ülkede herkesin eşit yaşam koşullarına sahip olmasını teminat altına alan yasalarla yerel yönetimin faaliyet çerçevesini belirtmiştir. Belediyeler çocuk bakım, yaşlı bakım hizmetleri, okullar, sağlık, enerji temini, yol, konut, içme suyu, kanalizasyon, eğlence, dinlence ve kültürel ihtiyaçlar gibi yerel hizmetleri sunarlar. Bunlardan bir kısmı belediyelerin asli görevleri iken, diğerleri isteğe bağlıdır.<br />
	Özerklik anayasada özel bir yer tutarken belediyeler bağımsız vergilendirme gücüne sahiptir. Yerel yönetim yasası yönetim faaliyetlerinin genel çerçevesini çizerken diğer bazı özel yasalar yerel yönetimlerin çeşitli alanlardaki güçlerini (yetkileri) belirleyerek bu yasayı desteklerler.  1992 tarihli yeni yerel yönetim yasası ve 1993 yılında yürürlüğe giren yeni sistemle birlikte başlayan devlet hibelerinin paylaştırılması belediyelere kendi örgütlenmelerini tasarlamada ve yerel ihtiyaçlara göre faaliyetlerinin önceliklerini tanımlamada sonsuz bir bağımsızlık sağlamıştır.<br />
Sonuç olarak geçen bir iki yıl içinde birçok İsveç Belediyesi örgütlenmelerini yeniden düzenlemiş, bu ararda belediyenin birçok yetkileri birleştirilmiştir. Bu süreç sonunda şimdi belediyelerde çoğu boş zamanlarına bu işe ayıran 41.500 süreli politik memur bulunmaktadır. Belediye meclislerinin 3/1 kadın üyelerden oluşur. Her bin kişiye ortalama 9 seçilmiş üye vardır.  </p>
<p>2.2.2. Açıklık İlkesi<br />
           Belediye faaliyetleri 1766’dan beri basın özgürlüğü kararnamesinde belirtildiği gibi, açıklık ilkesine göre yönetilmektedir. Bu kararnameye bağlı olarak her İsveç vatandaşı, eksiksiz bilgilendirmenin sağlanması ve fikir alışverişinin gelişebilmesi için özgürce kamuya ait dokümanlara ulaşabilme hakkına sahiptir. Yerel yönetimin sahip olduğu kamuya ait dokümanlara ulaşabilirliğin kısıtlanacağı durumlar özel yasa (Gizlilik Yasası) veya bu yasada adı anılan diğer yasalarda özenle tariflenmelidir. Mevcut yasalar ısrarla, kamu tasarrufundakilerin (arazilerinin) hükümet tarafından değil parlamento tarafından belirlenebileceğini vurgular.20<br />
	Açıklık ilkesi yerel yönetimin denetimiyle ilgili olarak çeşitli şekillerde somutlaşır. Bu ilke etkin bir yönetim ( Hükümet9 ve yönetim verimliliğinin yasal hükümlerini teminat altına alabilmek için tasarlanmıştır. Açıklık ve gizlilik hükümlerinin temel kuralları, anayasa, basın özgürlüğü kararnamesi ve gizlilik yasası ile belirlenmiştir. Açıklık temel ilke, gizlilik ise istisnadır.21<br />
Açıklık ilkesi tüm yerel yönetim faaliyetleri için geçerlidir. Herkes belediye yönetimlerinin elinde bulunan kamuya ait her dokümanı inceleme hakkına sahiptir. Yerel yönetim yasası gereğince tüm belediye meclisi toplantıları da alenidir ( Halka Açıktır). Belediye personeli herkesi bilgilendirme yetkisine  sahiptir.<br />
Eğer bir belediye yönetimi herhangi bir kimsenin istediği bir dokümanı gösterme ya da vermeyi reddedecek olursa o kişi bu konuyu adli bir merci aracılığı ile Yargıtay ve yüksek idare mahkemesine  götürerek hüküm ve karara bağlanmasını sağlayabilir. Açıklık ilkesi tüm belediye, şirket ve işletmelerinde de uygulanır.<br />
	Bir hükümet komisyonu olan yerel demokrasi komisyonu halen ihale yoluyla özel şirketlere devredilmiş olan yerel yönetim faaliyetlerinin kamuya yönelik içerik ve etkileri üzerine çalışmaktadır. </p>
<p>2.2.3. Kâr  Payına Katılım<br />
	Birçok okul, öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin ve okul müdürlerinin katılımlarının sağlandığı yönetim komisyonlarına sahiptir. Bunlar genellikle öneri birimleridir, karar organı okul müdürüdür. Öğrenci temsilcileri okul meclisinin toplantılarında, veliler sınıf toplantıları veya veli-öğretmen birliklerinden seçilirler.<br />
	Stockholm’de okullarda kullanıcı etkilerinin yansıyacağı yönetim tavsiye komisyonları oluşturmak 1992’den beri mecburidir. Bu komisyonlar okul ve boş zamanları değerlendirme merkezleri ile ilgilenirler. Huddinge  Belediyesinin Stuvta-Snattrınge Bölgesinde 1 Ocak 1993’ten bugüne yönetim komitesi deneysel  bir uygulama ile eğitimi boş zamanları değerlendirme merkezlerine ve çocuk bakımı konularını da kapsayacak şekilde çalışmaktadır. Bu komite, eşit sayıda öğrenci, veri ve personel temsilcilerinden oluşmaktadır. 22<br />
	Nassjö Belediyesi daha ileri giderek kullanıcı komitesini, kreşler, yuvalar, okullar ve boş zamanları değerlendirme merkezlerine yönelik veto hakkı ile donatılmıştır. Belediye çocuk ve genç işleri komitesi, kullanıcı komitesi üyelerine çocuklar ve öğrenciler için önemli olan tüm konulara ilişkin önerileri açıklama ve öneri geliştirebilme yetkisi vermiştir. Ayrıca bölge yöneticisi ve okul müdürünün belediye komitesince yetkilendirildiği konularda karar alabilmesi için, kullanıcı komitesinin olurunu alması gerekliliği vardır. Aksi bir durumda yerel yönetim yasası kısım altı, bölüm 38’e göre kullanıcıların veto hakkı doğar. Kullanıcı komiteleri, çocuk  bakımı birimleri ve zorunlu eğitim kuruları için ortak olarak her yönetim bölgesinde yer almalıdır. Her komite 6 veli, 5 öğrenciden oluşur. Çalışanlardan 2 ve belediye çocuk ve genç işleri komitesinden bir temsilci bu toplantılarda yer alabilir, ancak oy kullanamazlar. </p>
<p>2.2.4 Siyasi Birimler<br />
Her 3 yılda bir genel seçimlerde belediye ve meclis üyelerinin politik temsilcilerini seçer. Her iki seçim arasında halk basın ve belediye il meclisi toplantıları aracılığı ile yürütülen politikaları izleyebilirler. Vatandaş ayrıca siyasi bir partiye üye olarak da,  daha  ileri bir bilgi edinebilir.<br />
 Bugünkü genel eğilim, siyasi politikalara ve yoğun zaman gerektiren siyasi faaliyetlere katılma ilginin azaldığıdır. Birçok kamu oyu yoklamasının gösterdiği gibi politikacılara alınan karşı tavırda onlara pek güven olmadığını göstermektedir. 1992’de İsveç yerel yönetimleri birliği tarafından düzenlenen yaklaşım projesine göre 10 kişiden sadece biri sözlerini tutma ve doğru bilgilendirme konularında politikacılara artı puan vermiştir. Her beş kişiden biri de politikacılara yaşayanların çıkarlarını koruyabilme kabiliyetleri için pozitif yönde sıralamıştır. Genelde halk belediye çalışanlarına politikacılardan fazla güvenmektedir.23 </p>
<p>2.2.5. Toplumsal Katılım<br />
	Birçok kırsal yerleşim belediyelerinde olduğu gibi bu tür faaliyetler, hizmetlerin bozulması üzerine artış göstermişlerdir.<br />
	İhtiyaç hissedildiğinde büyük kentlerde de kent sakinleri alternatif örgütlenmeye gitmektedirler. İsveç’te bu tür katılımın en bilinen örneklerinden biri, sayıları hızla artan ebeveynlerin oluşturduğu çocuk bakım kooperatifleridir. Bu faaliyetler 1992’de 25 Bin çocuğu kapsamış ve çocuk bakımı hizmetlerinin %6’nı oluşturmuştur. Bu  farklı çözüm arayışı çocuk bakım hizmetlerinin yetersiz olmasına bir yanıt ve ebeveynlerin çocuk bakımı örgütlenmesinde etkin olma isteklerinden kaynaklanmıştır.<br />
	Özellikle yaşlılara ve özürlülere yönelik benzer  bakım hizmetlerinin kullanıcı kooperatifleri aracılığı ile yürütülmesi bir çok belediyede gelişmeye başlamıştır. Kullanıcı kooperatiflerinin amacı genellikle faaliyetlerin kişinin istekleri doğrultusunda tasarlamak ve daha fazla seçenek fırsatı yaratmaktır. Daha önceleri belediye eliyle gerçekleştirilen faaliyetlerin tamamıyla kullanıcıların yönetimine geçmesi sonucunda hizmetlere halk katılımı yönünden, faaliyetler üzerinde kontrolü gerçekleştirerek kullanıcılara büyük güç kazandırmaktadır. </p>
<p>2.3. İngiltere<br />
2.3.1. Genel Durum<br />
Yerel yönetimle halk arasındaki diyalog biçimi duruma göre değişmesine rağmen; raporun konusu diyalog sağlamaya yönelik katılım biçimlerinde odaklanmıştır. Buna ek olarak, oylama yada piyasa araştırmaları ile yalnızca tüketicinin görüşlerini- düşüncelerini alan prosedürleri dışladığı gibi; halkın mevcut kamu sektörünün hizmet vermesinin engelleyecek Pazar benzeri düzenlemeler oluşturma çabalarını da ateşler.<br />
Toplum bireylerinin gönüllü olarak yerel yönetimin   hizmet sağlama ve karar alma yapısında aktif rol almalarına imkan verecek biçimde girmesi önemlidir. Bireyler katılımda; yerel politika ve hizmet faaliyetleri kapsamında bir vatandaş olarak, veya belirli  yerel bir hizmetin sağlanması çerçevesinde kullanıcı olarak yer alır.</p>
<p>2.3.2. Toplumsal Fayda<br />
	Bununla birlikte genel prensipte anlaşma; bu katılımın en iyi hangi biçimde olacağı konusunda yeterli bilgiyi içermemektedir. Örneğin sergiler ve halk toplantıları düzenlemek gibi basit geleneksel yöntemlere baş vurmak olabilecek karışıklıklar ve katılımcı teşvikler konusunda bir çözüm olmayacaktır.<br />
	Plancılar hem de halk herhangi bir katılım uygulamasına başlarken amacın saptanması konusunda çok net ve kesin olmalıdırlar. Örneğin karar alma sürecinde halk düşüncesinin; bir çok girdi arasıdan kendi seçilmiş temsilcileri aracılığı ile yalnızca ‘”bir oy “ biçiminde mi, yoksa bir çok olası politika seçenekleri arasından istediğini seçmesine izin verilmesi veya özel önerilerin veto edebilmesi gibi daha farklı bir statüsü ile mi, olacağının açık biçimde belirlenmesi gerekmektedir. </p>
<p>2.3.3. Hizmetlere Toplumsal Katılım<br />
	Yerel ihtiyaçlara yönelik kılmanın bir yolu, bunları merkezi belediye başkanlıklarından yürütmek yerine, mahallelerdeki yetkilendirilmiş bürolardan yürütmektedir. Bu eleştirilebilirlik ve karşılayabilme sorunlarına yönetsel bir çözümdür. Aynı zamanda daha fazla yerel sorumluluk almanın politik tabanını oluşturur: Mahalle hizmet birimlerinin oluşturulması yerel görüşlerin ifade edilmesine yardımcı olacak mahalle ölçeğindeki komiteler veya forumlarla desteklenebilir.<br />
İngiltere’de kırsal konseylerden ayrı olarak bu tür birimler deneme aşamasındadır ve sayıca çok azdır. İskoçya’da mahalleler düzeyindeki kurumlar olarak halk konseylerinin oluşturulması için bir kuruluş maddesi vardır. </p>
<p>2.3.4. Bölgesel  Katılım<br />
	Yetkilendirilmiş danışma, bir takım politik alanlardan hizmet sağlamaya kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Şimdi, belirli hizmetlerin kullanımcılarının  bu hizmetlerin yönetimine katılım biçimlerini inceleyelim. Bu girişimler iki kategoride  gruplandırılabilir. Bir bölümü yerel idareye ait konutlar, okullar, ticaret merkezleri ve rekreasyon merkezi benzeri mülklerin belli kurumların veya işlevlerin kullanımcıları ya da onların temsilcilerinin öz yönetimi ile ; diğerleri sosyal refah ve diğer hizmet kullanıcılarının tercih ettikleri hizmet biçimi ile ilgili beklentilerinin aktardıkları “öz müdafaa” diye adlandırılan biçimiyle.<br />
	Kontratla ilgili düzenlemeler de ise bir okul yada konut mülklerinin yönetimi , yerel idarenin gözetiminde yürütülse bile büyük bir teşebbüstür. Eğer böyle bir iş yalnızca kullanımcılar (Örneğin; Veliler ve Kiracılar) yada kullanıcılar ve yetkili idare tarafından müştereken yüklenilecekse, düzenlenecek bir kontratta; yetki, görev, halk ve sorumlulukların dikkatli bir ayırımının yapılaması gerekmektedir. Böyle bir kontrat yetkili idare ve yeni kullanımcı-yönetici birim arasındaki karşılıklı sorumlulukları, mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemeleri, istihdam edilecek personele ilişkin yeni yapılanmaları 2 taraf arsındaki ilişkilerde izlenecek prosedürler ve anlaşmanın süresi ve yenilenmesi ile ilgili bilgilerin net olarak içermelidir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erpakademi.com/2009/10/05/avrupada-ve-turkiyede-yerel-yonetimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
